Raul Gonzalez etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Raul Gonzalez etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
7 Ekim 2010 Perşembe
Gölge etmeyin
Sizler Beşiktaş Liverpool maçında 8-0 yenildikten sonra bu çocukların gözlerine siyah bant çekenler değil misiniz? Sanki bir suç işlemiş, sanki şerefsizlik yapmış gibi davrananlar değil misiniz? Siz bildirildi, haber alındı, öğrenildi kalıpları ile sabah akşam yalan haberin dibine vuranlar değil misiniz? Siz her transfer dönemi üç yüz tane isim ortaya atıp biri tutunca, bakın x tarihinde ilk biz söyledik diyenler değil misiniz? Siz Beşiktaş curling takımı(!) diye bir takımın katılacağı turnuvayı sayfalarınıza taşıyan arkadaşlar değil misiniz? Siz spor gazeteciliği nasıl yapılır diye bir gün Almanya’ya, Fransa’ya, İtalya’ya bakmadan kendinizi bir numara ilan edenler değil misiniz?
Beşiktaş iyi yolda, Beşiktaş tökezlese yenilse bile hiç olmadığı kadar iyi sinyaller veriyor ya, ortaya çıkmanız gerekiyor değil mi, yarın bir noktadan Rijkaard'a sallayacağınız gibi, yarın işinize gelmemeye başladığında Aykut kocaman'a sallayacağınız gibi…
Schuster'in ne yaptığı da, neyi niçin yaptığı da ortada ki kendisi resmi açıklama da yaptı ancak şunu söylemek zorundayım ki artık yemiyoruz, artık ucuz kaçıyor artık yutulmuyor bu otuz sene önceki anlayışınız.. Canavar gibi okuyan, araştıran, neyin ne olduğunu bilen yeni bir kitle var karşınızda ve artık üzülerek söylüyorum ki değişmeniz gerekecek…
Beşiktaş iyi gidiyor, Schuster ile daha da iyiye gidecek, yeter ki gölge etmeyin, ucuz hesapların içinde olmayın, zira komik oluyorsunuz!!!
Etiketler:Raul Gonzalez | 21
Yorum
18 Temmuz 2010 Pazar
Planlayamazsan Yanarsın
Hani derler ya, teknik direktörün takıma etkisi yüzde beştir, en kralının yüzde ondur falan.. Külliyen yalandır, çünkü teknik direktörlük sadece maçta sahaya çıkacak kadroyu belirlemek, oyunu okuyup değişiklik yapabilmek ya da iyi idman yaptırabilmek değildir. Her şeyden önce iyi teknik direktörlük, daha sezon başında takımı planlayabilmek, oyuncu grubunu iyi seçebilmektir. Ve bence zaten burada hocanın takım başarısına etkisi yüzde ellinin üzerine çıkar.
Şimdi Bernd Schuster için önemli bir sınav başlıyor. İlk geldiği zaman da söylediğim üzere, kendisi çok sevdiğim, çok inandığım bir teknik adam ve rahat bırakılması halinde Beşiktaş için yapabilecekleri bana cidden heyecan veriyor. Bence Alman teknik adamın ilk büyük sınavı kadrosunda etkili Türk oyuncusu azalan, on üç adet yabancısı olan bu takımın kadrosunu nasıl planlayacağı olacaktır.
Her gün farklı farklı isimler havalarda uçuşuyor, Ferrari'nin gideceği dedikoduları artıyor, Tello / Fink / Holosko yolcu deniyor, Guti üstüne forvet gelecek deniyor, sürekli artan spekülasyonlarla geçiyor günler. Bu büyük kalabalık ve yabancı yığını arasında yönetimin ve tabii ki takım patronu olarak Schuster'in yapacağı tercihler Beşiktaş'ın bu sezonki kaderini çizecek.
Nacizane kendi görüşlerimi de sunarak yazıyı bağlamak isterim.
Beşiktaş teknik adamı ya da kadrosunu belirleyecek yönetim birimlerinden biri olsam, şu an itibari ile yapacağım şudur;
Sivok, Ferrari, Zapotocny, Ernst, Fink, Tabata, Queresma, Hilbert, Bobo ve geldiğini kabul edersek Guti takımda kalmalı. Tello, Holosko ve Delgado ile yollar ayrılmalıdır.
Zaten Tello ve Holosko kesin gidiyor gibi. Kulübün de düşüncesi bu doğrultuda. Ama benim düşüncemin aksine, Delgado'nun gidişi yerine Fink, Ferrari gibi isimlerin gönderilmesi gündemde ki, bence bu büyük bir kumar, hatta neredeyse intihar.
Zaten orta sahanızda defansa yönelik fazla bir alternatifiniz yok iken, tribünde oturmaya da yedekte kalmaya da sesini çıkarmayacak, Alman disiplinine içinde tam bir takım oyuncusu olan, maliyeti az Fink'i elden çıkarmak nasıl bir mantık? Yarın öbür gün sezon içersinde Ernst'in bir ay sakatlandığını düşünelim. Delgado, Guti, Tabata, Necip ile mi çıkmayı düşünüyorsunuz lig maçlarına? Fantastik skorlara imza atmak için bire bir olur bence, tabii Allah Rüştü'ye de sabır versin o durumda.
Şu an itibariyle Zapotocny'nin de gitmesi çok mantıklı değil bence. Stoperde Sivok / Ferrari ikilisinin yedeği yok. İbrahim Toraman deniyor ama o zaman da sağ bekte sıkıntı yaşamaya başlıyorsunuz. Zapotocny de yedek kalmayı, tribüne çıkmayı çok sorun edecek biri olmadığından, şu dakika itibari ile takımda kalmalı ve tandemde olası bir sakatlık cezalı durumunda kadrodaki yerini almalıdır. Oynadığı takımın şampiyon olması da cabası :)
Tello ve Holosko'nun artık bu takıma verebilecek bir şeyleri olduğunu düşünmüyorum. Delgado'nun ateşli savunucaları var ama bence Delgado da artık Beşiktaş için miyadını doldurmuş bir isimdir. Zaten güçsüz, zaten istikrarsız, dengesiz bir oyuncu, bir de Türkiye liginin sertliğinde iyice verimsizleşiyor. İnönü'de son beş sıradaki takımlara uzaktan goldü, topukla pastı falan yapar ama hiç bir zaman şampiyonluğa oynayacak takımın temposu içinde verimli olamaz. Tabata çok daha tercih edilebilir bir isim bence delgado'ya oranla, en azından daha sert, daha mücadeleci ve geçen sene kendi günahıymış gibi yakasına yapışan 8 milyon avro damgasından kurtulmaya başladığı anda aslında iyi bir alternatif olabileceğinin sinyallerini de verdi. Bence son derece faydalı bir sezon geçirebilir, Guti'yi çok iyi bir şekilde yedekleyebilir.
Ve artık yabancı forvet defterini de kapatmalı bu takım. Bobo, Nihat ve Nobre'nin yanına çok büyük bir isim olmasa bile 4. forvet olabilecek zaman zaman forma giyebilecek bir isim alınması yeter. Çünkü oraya da bir yabancı aldığınız vakit, bu takımın altı yabancı oyuncu ile sahaya çıkacağı gerçeğini değiştiremediğnize göre, takım kimyası ile oynamaya başlıyorsunuz. Alın Sercan'ı, olmuyorsa Umut Bulut'u, o da olmuyorsa genç bir gurbetçi forvet alın ama takımın kimyasını daha da zorlayacak bir yabancı tercihine gitmeyin. Sonuçta takım omurgası güçlü bir Beşiktaş'ı Bobo ve Nihat sonuca götürebilir, yeri gelir Guti bile forvete kayabilir, Raul bile olsa -ki kendisi benim için hayatın anlamıdır- şu an için zararlı transfer olabilir Beşiktaş için. Faydalı olamayacağından değil, altını çiziyorum, yabancı sınırlamasının takımın sağını solunu kırpmak durumuna getireceğinden bu faydalı olamama durumu.
Kısacası Delgado, Holosko ve Tello ile yollar ayrılsa. Sivok, Zapotocny, Ferrari, Guti, Ernst, Fink, Hilbert, Queresma, Bobo ve Tabata ile yola devam edilse, benim için en mantıklı seçim olur. Tabii ki takımın patronu ben değilim Schuster. Bu kararları verecek kişi de o. Ama tekrar altını çiziyorum, Beşiktaş bu planlamayı iyi yapamazsa q7, Robinho, Raul, Guti değil Messi'yi de eklese transferlere, bu sezon büyük sıkıntı yaşar.
Etiketler:Raul Gonzalez | 65
Yorum
10 Haziran 2010 Perşembe
Schuster Ve Alman Ekolü
2 Haziran 2010
Dünden beri basında çıkan haberler, dedikodular, sağda solda büyük bir bilgi kirliliği derken Beşiktaşımızın gelecek sezonki hocasının Bernd Schuster olacağı açık gibi gözüküyor. Her ne kadar kulağımıza bir haftadır Mustafa hocanın bırakacağı, yönetimin başka bir hocayla dirsek temasında olduğu çalındıysa da, kesin bir gelişme olmadan, havanda su dövmemek için her hangi bir şey yazamadık, yazmadım. Ancak şu anda resmi bir açıklama olmasa bile, çok sağlam kaynaklar takımımızın gelecek sene bu Alman teknik adam tarafından çalıştırılacağını doğruluyor.
Futbolun içindeki bir çokları Schuster isminin büyüklüğünü bilir. Almanya'nın 80 kuşağının en yetenekli oyuncularından biri olan Bernd Schuster futbolculuğunda hem Barca hem Real Madrid forması giymeyi başarmış büyük bir oyuncuydu. Kendisini Ernst'in yanında değerlendirmeyeceğimize göre, gelelim Schuster'in teknik adamlık yönü ve kariyerine.
Öncelikle sıkı bir Real Madrid sempatizanı olarak Schuster'in Real Madrid'de ilk sezon yaptığı işe büyük saygı duydum hep. Kendisinden çok daha güçlü Barcelona'dan yedi puan farkla şampiyonluk alan Alman teknik adam, yeniden yapılandırdığı Real Madrid ile savaşçı ve mücadeleci bir takım görüntüsü ortaya koyabilmişti, tıpkı onu Bernabeu'ya getiren Getafe performansında olduğu gibi. Klasik bir Alman teknik adam olmasa bile Schuster, onun takımlarında da mücadele gücü, saha parselizasyonu ve oyun hakimiyeti çok önemli. Zaten Beşiktaş yıllardır hep mücadele gücü ile şampiyonluk yarışının içinde oluyordu, bu tablo aynen devam edecektir.
Bunun yanında bazı hatalı demeçleri dışında genel anlamda tutarlı, herkesle barışık ve oyuncusunun yanında bir teknik adamdır Schuster. Genel olarak kafasında bir yapı vardır ve takımını bu yapıya göre konumlandırmayı sever. Adı geçen isimler Albin ve Hilbert'te hem bu yapıyı hem de Schuster düşüncesinin bir kaç günden öncesine dayandığını doğruluyor.
Mustafa Denizli önemli bir teknik adamdı, taktisyenliği, takım çalıştırması zaman zaman tartışılsa bile benim için önemli bir liderdi ki, bir sezon önce kazanılan şampiyonluğun aslan payını ben hep Denizli'nin kriz yönetimi ve Türkiye ligi bilgisine veriyordum. Ama bu sezonla birlikte yolunda gitmeyen bir şeyler olduğu da aşikardı. Büyük hocaya bundan sonra sağlıklı bir ömür ve huzur dolu günler diler bu taraftar, emekleri için teşekkürü borç bilir. Schuster ise Beşiktaş'ın Avrupa'lı oyuncularla Avrupalı bir takım -ama hakikaten bir takım- olabilmesi için şanstır bana kalırsa. Takımın sırtındaki kambur yabancı oyunculardan özellikle Tello, Delgado, Tabata'dır ilk tercihlerim, kurtulunabilir ve Schuster'in kendi tercihlerini koymasına fırsat ve zaman verilirse, bu evlilikte mutluluk uzak olmayabilir.
Bu yönetim Schuster'e bu imkanları ve bu rahat çalışma ortamını, sabrı tanır mı derseniz...
Sessiz kalma hakkımı kullanırım ben, siz anlayın gerisini...
Etiketler:Bernd Schuster,Raul Gonzalez | 70
Yorum
29 Ocak 2010 Cuma
Haberiniz Olsun
30 Ocak 2010
13:15
Ntvspor
Yenilsen De Yensen De
Konu: Kongre
Konuklar:
- Jessie
- Raul Gonzalez
- Yuki The Zorba
- Feridun Düzağaç
30 Kasım 2009 Pazartesi
Orhan Gülle
Bu güzel kardeşimizin ismi Orhan Gülle. müthiş bir orta saha oyuncusu. 1992 doğumlu yani henüz 17 yaşında. Paf takımımızın parlayan değerlerinden biri. 16 ve 17 yaş altı milli takımlarında oynadı, bu sene hem avrupa hem dünya u-17 şampiyonlarında ter döktü. Geçtiğimiz haftalarda tamamlanan ve İsviçre'nin şampiyonluğu ile sonuçlanan u-17 dünya kupasının Türkiye adına parıldayan yıldızlarındandı. Üç maçını izledim, üç maçta da oyun zekası, tekniği, oyunun iki yanını da eksiksiz oynaması ile beni benden aldı. Maçlarımızı anlatan değerli dostum Caner Eler ile yaptığımız sohbetlerde, Caner de bu çoçuk fazlasıyla heyecan verici, umarım harcanıp gitmez müthiş bir yetenek sözleri ile Orhan'dan ne kadar etkilendiğini belirtti. Beşiktaş altyapı sorumlusu Halim Aydın geleceğin Lampard'ı demiş, bana da böyle Xavi'mtırak bir izlenim verdi bu gencecik adam.
Buraya not düşelim, söz uçsa da yazı kalsın. Ey beşiktaş teknik ekibi, ey Beşiktaş'ı yönetenler, ey Beşiktaşlılar. Batu'larımız, Necip'lerimiz, Muhammet'lerimiz, Orhan'larımız ile son derece zengin bir altyapımız varken bu hazineyi ''A'' takımımıza gerektiği gibi yansıtamıyoruz. Bu çocuklara gereken ilgiyi, alakayı gösterelim, dünyanın en zengin en büyük kulüplerinden Barcelona ilk 11'ine 7 altyapı kökenli oyuncu sokarken, Tabata'lara 8 milyon avrolar yuvarlayacağımıza bu çocuklara yer açalım.
Etiketler:orhan gülle,Raul Gonzalez | 22
Yorum
Kim Gider???
Havamız yerinde alaturka olduk gol atmadan da duramıyoruz eyvallah buraya kadar çok hoş ama Delgado'nun iyileşmesi ile birlikte nur topu gibi bir 9. yabancı sorunumuz geldi kucağa oturdu. Delgado tekrar lisanslanıp ikinci yarı forma giyeceğine göre kim gidecek bu takımdan? Bence çok kritik bir karar bu, takımdaki dengeleri, düzeni tam sağlamışken başımız ağrıyabilir bu noktada. Bana sorsanız direktoman Tabata'yı yollarım Delgado gelince o'na ihtiyaç yok ama bunun ihtimal dışı olduğunu biliyoruz. E hadi hazır keyiflerde yerindeyken biraz bu konuda kafa yoralım..
Ferrari?? Yok la yok şaka, allah taş yapar:))
Sivok?? Yine taş yapar:))
Ernst?? Taş yapmakla kalsa iyi!!!
Bobo?? Bence sezon başı gitmesi gerekiyordu kendisi. Son haftalarda toparlanmasına rağmen kesinlikle bir takımın sezon planlamasında ilk forvetim diye güvenebileceği bir isim değil, yine de Nobre'nin hali ortadayken, Batuhan bu kadar güvenilmez iken gitmesi düşünülemez bu sezonluk..
Fink?? Takımın geri dönüşünde payı çok büyük. Evet mükemmel bir topçu değil ama kesinlikle çok faydalı takım için. Fener'e falan da gol attığı için yırttığını düşünüyorum ama bu yönetimden emin olamıyorum:((
Tabata?? Baştan aşağı yanlış bir transfer, Delgado da takıma dönünce ne amaca hizmet edecek bilmiyorum ama bu maliyeti ile elbetteki gitmeyecektir takımdan.
Delgado?? Hiç aramın olmadığı bir isim daha. Gerçi sezonun ilk bölümünde hücumda öyle kötüydük ki Delgado'nun yalan futbolunu bile özlediğim olmuştu. Tabata'ya tercih ederim ama o da kesinlikle Beşiktaş'ı büyük hedeflere götürebilecek isim değil. Ama dünya tatlısı adam orası kesin:))
Tello?? Sanırım o gidecek. Kötü topçu mu? değil, bize çok kritik yerlerde çok büyük katkı yapmadı mı, yaptı ama inanılmaz istikrarsız, inanılmaz gamsız. Bence takım ruhu ve takım birliği için de sıkıntılı bir adam. Üç maç inanılmaz oynayıp ipten aldıktan sonra sezonu kafasında kapatabilen bir yapısı var. Dediğim gibi Tabata'yı veya Delgado'yu mevcut şartlardan yollayamadığımız için sanırım ihale o'na kalıyor.
Vee vee vee Belgarath kardeşimin uyarısı ile Holosko??? Valla adamı unutmuşum ne zamandır gözden uzak o yüzden heralde diyerek kıvıralım:)) Ben bu adamın Manisaspor dönemlerinde Avrupa'nın büyük santraforlarından biri olacağına inanıyordum ama olmadı, Manisaspor'dan direkto Udinese'ye falan geçse şimdi Milan'da oynardı ama kaçtı o tren. Beşiktaş'ın mevcut düzeninde Holosko da bir fazlalık, büyük de verim alamıyoruz kendisinden bu gerçek, ama adam iyi topçu, her zaman için kadroda olması çok mühim, kısacası gi-de-mez!!!
Etiketler:Raul Gonzalez | 81
Yorum
22 Kasım 2009 Pazar
the ankaraspor effect
ankaraspor'un resmen ligden düşürülmesinden sonra taraftarın da spor basınının da ortak kanısı beşiktaş'ın zaten kötü başladığı sezonda omzuna bir yük daha bindiği yönündeydi. ligdeki her takım beşiktaş ile oynamadan bir hafta önce ankaraspor maçını pas geçecek, beşiktaş karşısına dinlenmiş, sakatlıklardan arınmış şekilde çıkacaktı görüşe göre. hatta o hafta yaptığımız yenilsen de yensen de programında da böyle bir konu açılmıştı. jessie ile ortak görüşümüz tam tersine bunun beşiktaş'a fayda sağlayabilecek bir durum olduğu yönündeydi. orada da bunu belirtmiş, bir takımın bir diğer maça hazırlanma ve dinlenmesi için 3 günlük sürenin ideal olduğunu vurgulamıştık. bu 7'de 7 ankaraspor'un ligden düşürülmesi ile başlayan bir süreç. tabii ki tamamen buna bağlamak dünyanın en saçma argümanı olacaktır, takımda taşların biraz daha oturması, mustafa denizli'nin daha düzgün dizilimlere yelken açması ve takımın şampiyon bir takım olduğunu hatırlaması, kazandığı özgüven bu yolda çok etkili oldu ancak ilk günden beri iddia ettiğim üzere 15 gün boyunca resmi maç yapmayan her takımın uyumu, organizasyonu ve maç ritmi sekteye uğruyor. hele bir de milli maç arası girip bu süre fenerbahçe için 25 güne yaklaşınca, ne kadar uyumsuz ve etkisiz bir fenerbahçe'nin karşımıza çıktığını gördük.
sonuç olarak takımın tekrar şampiyonluk yarışına dahil olduğu bu süreçte, rakip takımların dinlenme artısından çok maç konsantrasyonunu ve ritmini kaybettiklerini görüyorum ben bu pas geçilen ankaraspor maçları ile. belki de tamamen bana öyle geliyordur deyip, ferrari, ernst ve fink'i gözlerinden öperek sözlerimi noktalamak istiyorum efenim.
Etiketler:ankaraspor,Raul Gonzalez | 8
Yorum
2 Kasım 2009 Pazartesi
Bir Sıfır Olsun Bizim Olsun Da Boku Da Çıkmasın!!!
Cumartesi akşamı özellikle ikinci yarısı bol karın ağrılı bir Süper Lig maçını daha geride bıraktık. Dün akşam Fenerbahçe'nin Kayserispor'a puan kaybetmesi ve önümüzdeki günlerde İnönü'ye gelecek olması Beşiktaş'ı bir kez daha şampiyonluk yarışının içine sokmuş görünüyor görünmesine ancak takım sahada kaç kişiye bu sene de bu iş olur izlenimi veriyor orası oldukça soru işaretli.
Öncelikle ne olursa olsun bu maçların hepsinin tek golle dahi olsa kazanılabiliyor olması takımın üzerindeki baskının dağılması ve oyuncularının kendilerine olan güvenlerini geri kazanması adına önemli bir adım. Ayrıca öyle ya da böyle takım şu an iki büyük hedefinin de içinde kalabilmiş gözüküyor. Ama şu da çok bariz ki bu oyun kalitesi ve özellikle hücum opsiyonlarının hemen hemen sıfıra yakınlığı sizi bugün kurtarır, yarın kurtarır ama elbet bir yerde yarı yolda bırakır. Ankaragücü maçının son dakikasında Yusuf'un kaleleri şaşırması ile başlayan Başkent ekibinin atağı gol olsa, bugün çok farklı şeyler yazılır çizilir konuşulurdu bu net.
Transfer yanlışları yapıldı, daha önemlisi planlama yanlışları yapıldı ki Jessie çok güzel söyler bunu, Zapo'nun yerini Ferrari ile cilalama lüksüne sahip takımın nasıl oyun kurucusu olmaz forveti olmaz diye, bunları hepimiz yer yer belirttik zaten ama olan oldu, kadro şu an için değişmeyeceğine göre, bu malzemeden bir şeyler çıkartması gerekiyor Mustafa hocanın. Sezon başından beri Mustafa hoca'nın efsanevi kadro seçimleri son 2-3 haftada biraz da eksiklerden ötürü biraz daha kabul edilebilir takımlara bıraktı yerini ama hala ben Beşiktaş'ın bir sonraki maç çıkacağı 11'den 7 oyuncu tutturamıyorum tahminlerimde. Bu çok negatif bir unsur hem de bir sezon önce çifte kupa yapmış nisbeten derli toplu olması beklenilecek bir takım için.
Şu an için takımda en kabul edemediğim nokta ofans oyuncularının hepsinin yerlerde sürünüyor olması. Yahu bir takımın bir hücum oyuncusu da formda olmaz mı, ne yaptığının farkında olmaz mı, ben Delgado'ya sabah akşam söven insandım yemin ediyorum Delgado'nun o beni delirten performansı şu an Kaka etkisi yapar Beşiktaş'a, o kadar şuursuz bir hücum düzeni var Beşiktaş'ın. Ve ben bir takımda Nihat'ından Yusuf'una, Bobo'sundan Nobre'sine, Tello'sundan sSerdar'ına Batuhan'ından Tabata'sına bütün oyuncuların bu kadar ruhsuz ve isteksiz olmasını kabullenemiyorum. Biraz nihat kıpırdanır gibi oldu 2-3 haftadır, o da hala çok kötü oynuyor ama sahadaki mücadelesi bile biraz kabul edilebilir kılıyor adamı, Bobo Tello falan öyle içler acısı haldeler ki...
Kısacası kasım ayı Beşiktaş için birbirinden zorlu maçların olduğu bir ay. Kasım ayından çıkıldığında Süper Lig'in tepesine gelmiş, Şampiyonlar Ligi'nde 2. tura en azından Uefa Avrupa Ligi'ne gitmiş bir Beşiktaş da bulabiliriz. Tek hedefi almayı bir hastalık haline getirdiği ve benim bir türlü ısınamadığım her sene adı değişen Türkiye Kupası kalmış bir Beşiktaş da bulabiliriz. Ne olur ne biter bilemiyorum, bilemediğimiz için bu oyun gezegenin en zevkli sporu, şu Beşiktaş'ın bile CL'de 2. tur şansı olabilmesi, 8 gol atmasına rağmen 30 gole yaklaşan Galatasaray ile arasında neredeyse 1 maç puanı fark olması bu oyunun büyüsü elbette. Ancak ne olur ne biter bilemesek dahi gözle görülen gerçekler de var ki, Beşiktaş'ın güçlü ve sert takım savunması ile bir yere kadar gidebileceği. Takımın oyunun iki yönü de oynamaya acil olarak başlaması ve oyununun toplam kalitesini derhal yükseltmesi lazım. Yoksa bu 1 aylık yol geçtiğimiz 1 aya benzemez, atılacak 1 goller buradan mutlu haberler getirmez..
Kazanmak çoğu zaman her şeyin üzerini örter, klasik deyişle kazanan her zaman da haklıdır ve evet eskilerin de dediği gibi bir sıfır olsun bizim olsun amaaaaaa boku da çıkmasın beyler, biraz da top oynayın..
Etiketler:Raul Gonzalez | 6
Yorum
10 Eylül 2009 Perşembe
Sami Yen'e Giderken
Bu kadar sevinç elbette bize fazlaydı. Son on senedir taraftarını bir şekilde kanser ile baş göz etmek için her yolu seçen Beşiktaş'ımızın geçen sene hem lig şampiyonu hem kupa şampiyonu olarak sezonu tamamlaması biz acıya, çileye alışmış bedenler için enteresan bir deneyimdi. Hoş o iki kupa özellikle şampiyonluk kupası yine nice kanserojen maddeler içeren yollardan geçilerek alındı ama sonuç olarak bu taraftar geçen sene fazlasıyla sevindi.
Peki o zaman ne olmalıydı? Cevap basit, hemen bomba bir sezona giriş dört maçta kaybedilecek 6 puan ve ligin şu an en zor en sıkı deplasmanı gibi gözüken Sami Yen'e gidiş öncesi ligden kopma aşamasına geliş. Kimse bana yahu daha 5. haftadayız yenilsek bile daha çok sular akar o köprünün altından demesin, çünkü şu Galatasaray net bir şekilde ortaya koyuyor ki çok sınırlı sayıda puan kaybedecek bu sezon, ki yine öyle böyle her maçını kazanan bir de Fenerbahçe var ortada. Kısacası Beşiktaş'ın kaybettiği takdirde Galatasaray'ın 9 puan gerisine düşeceği ve çok büyük ihtimal lig ile ilgili hedeflerini gözden geçirmesi gerekeceği bir maçın arefesindeyiz. Peki nedir Sami Yen öncesi son durum, nedir bu zor maçta olabilecekler.
Öncelikle bende sebebini bilmediğim bir rahatlık var. Nedense Beşiktaş'ın bu maçta kafadan mağlup sayılması beni çok rahatlatıyor, daha doğrusu gerek medyada gerek sokaktaki insanlar arasında 4 olur 5 olur muhabbetleri her zaman maça favori çıkmayan takımın işine gelir ki bence de Beşiktaş'ın en büyük avantajlarından biri bu. Sonuçta Beşiktaş Kayserispor ya da Denizlispor değil, geçen sezonun çifte kupalı şampiyonu, gayet de hatırı sayılır bir kadrosu var ve bu ülkeyi cl seviyesinde temsil edecek olan tek takım. Sezona hem transfer yanlışları hem de Mustafa Denizli'nin kafa karışıklıkları ile girmiş olması ve kilit bölgelerde arka arkaya gelen sakatlıklar istenilen seviyeyi görmememizi engellediyse de ligin bu ilk 4 haftalık bölümünde, bu milli maç arası ile birlikte yepyeni bir beşiktaş izleyeceğimizi tahmin ediyorum.
Milli maç arasının Beşiktaş için büyük şans olduğu su götürmez bir gerçek. Arkasına aldığı rüzgar ile bizle milli maçlar öncesinde karşılaşan bir Galatasaray, çok daha yıpratıcı olabilirdi Beşiktaş için. Ancak şimdi hem o hava biraz dağıldı, hem de Galatasaray'lı tüm oyuncular aşağı yukarı milli olduğu için belirli bir yorgunluk ve sakatlık dezavantajı baş gösterdi sarı kırmızılılarda( hoş sakatlardan biri Gökhan Zan ya olsun).
Galatasaray'ın muazzam bir hücum potansiyeline sahip olduğunu gördük dört haftalık periyotta ancak hiç bir rakibi de kora kor mücadeleye giremedi galatasaray ile, oyunu biraz olsun karşı alana yıkamadı. yıkabilse Galatasaray savunmasının ne kadar da patlamaya hazır bir bomba olduğunu görecekti bu ekipler ancak az önce de söylediğim gibi bu büyük hücum potansiyeline kafa tutamadan maçlar 1-0 2-0'a geldi ve oyun koptu.
Beşiktaş'ın burada ciddi bir avantajı var çünkü ne olursa olsun kaliteli bir defans dörtlüsü ve ligin iyi geri çizgisine sahip benim gözümde. Ayrıca orta alanda Ernst, Fink, Tabata gibi isimlerle Tello'nun atak çeşitlendirmeleri ile oyunu Galatasaray alanına yıkabilecek kilit isimlere de sahip. Galatasaray bu sezon hiç kendisine diş gösteren, karşısında hücüm yapıp üstünlük kurabilen bir takım görmedi. Ne gibi B ya da C planları var ya da böyle bir baskı durumuna nasıl tepki verecekler hiç bilmiyoruz. Kuşkusuz bahsettiğimiz takımın hocası Frank Rijkaard olunca mutlaka bu durumlara önceden hazırlık yapılmıştır tahmin edebiliyoruz ama yine de Mustafa Denizli'nin tam da oynamak isteyeceği maçlardan biri olarak görüyorum ben şu zor anda çıkagelen Galatasaray maçını. Hep böyle tek maçların büyük mimarı olmuştur Denizli ve bence herkesten çok o farkındadır bu maçın tüm sezon adına ne anlam ifade ettiğinin.
Sözün özü, çok zor bir deplasmana çok zor şartlar altında gidiyor olsak bile, hiç bir Sami Yen deplasmanı öncesi olmadığım kadar rahat ve iddalıyım. Mustafa Denizli'nin ve Beşiktaş'ın Sami Yen'de yenilmeyeceğini hatta ve hatta kazanacağını, Galatasaray'ın bu spekteküler gidişatını sonlandıracağını düşünüyorum. Ertesi hafta Kayserispor ile 0-0 berabere kalarak yine kanserojen kontenjanına devam ederiz o ayrı:)
Çoçuklar üzerlerindeki formayı hatırlasınlar ve şampiyon bir takım olduklarının bilincinde olsunlar yeter. Bir şampiyonun yüreğinin asla hafife alınmaması gerektiğini bir kez daha göstermeleri dileğiyle.
Etiketler:Raul Gonzalez | 7
Yorum
16 Mayıs 2009 Cumartesi
asitine kurban
gerek blogda gerek sözlükte gerek ntvspor'da yenilsen de yensen de programımızda şu meşhur asitli asitsiz kola muhabbetini açan bendim. orda da burda da çokça tartıştık ve ben kupa finalinde fenerbahçe'ye karşı olası bir mağlubiyetin bu sene gelecek şampiyonluğun tadını kaçıracağını üstüne basa basa vurguladım. çarşamba geceki muhteşem maçtan bu yana bir türlü yazmak kısmet olmadı ama işte şimdi bağıra bağıra haykıra haykıra yazıyorum. hem ezeli rakibini sahada ezerek 4 gollü bir zafer yaşatan, hem büyük maçlardaki olumsuz havayı tam da önündeki kritik g.saray maçı öncesi dağıtan tüm oyuncularımıza teşekkür edip ekliyorum. olm nasıl bir asitlendirmektir öyle kolayı, boğazımızı yaktı tadından içilmedi:)
Etiketler:asit,Fortis Türkiye Kupası,Raul Gonzalez | 16
Yorum
11 Mayıs 2009 Pazartesi
Asitlendirebilir Misin Sevgilim?
Bi İlhan İrem vardı ne oldu o'na diye başlamayacağım söze, korkuya paniğe gerek yok. Hala kıyısında köşesinde güzel işlere imza attığını biliyorum. Başlığa İlham veren şarkısı ''yemyeşil bir deniz'' benim ömrümün fonunda çalan eserlerden biridir.
Bu bakışlar bir günü beni öldürecek sevgilim, bu bakışlar ne zaman beni güldürecek sevgilim. Güldürecek misin sevgilim???
Der İlhan abi bu şarkısında, sevdiceğine biraz isyan, biraz sitem, ama yine çokça aşk ile sevgi ile haykırır.
Konuyu artık ufaktan Beşiktaş ile alakalandırmak ise şu anki amacım, hemen burdan girip diyebilirim ki Beşiktaş'ın kazanacağı olası bir şampiyonluğu asitli bir kolaya çevirebilmesi için önündeki yegane yol ezeli rakibi Fenerbahçe'yi kupa finalinde yenmektir. Çünkü Beşiktaş taraftarı iki haftada kaybedilmiş iki Fenerbahçe maçı, bir sezonda kaybedilmiş 3 Fenerbahçe maçı ve biraz daha genişletirsek ilk 6 sıra içersindeki takımlara karşı galip gelinemeyen bir sezonu kaldıramaz, en azından kaldıramamalı benim görüşüm.
Geçen hafta bu şampiyonluk asitsiz koladır dedikten sonra çok tepki aldım, geçen hafta olmadığım programda da bahsedildi bu mevzudan ve genelde arkadaşlarım tarih şampiyonu hatırlar falan dedi ama, şunu belirtmekte hiç tereddüt etmeyeceğim ki tarih bu sezonki Galatasaray'ı ve Fenerbahçe'yi de hatırlar, tarih bu şampiyonlukta Beşiktaş'ın payının %40'dan fazla olmadığını da hatırlar.
Toparlamak gerekirse Fenerbahçe'yi çarşamba akşamı yenip kolasını asitlendirebilir bu takım. Ama bir Fenerbahçe mağlubiyeti daha gelirse o şampiyonluk net bir şekilde asitsiz kola olacaktır nazarımda. Şimdi sana tek bir sorum var ey siyah beyaz yarim, ey en güzel en acı günlerim;
Bu kolayı asitlendirebilecek misin sevgilim?
Etiketler:Raul Gonzalez,şampiyonluk | 10
Yorum
4 Mayıs 2009 Pazartesi
Asitsiz Kola
Bu saatten sonra gelecek şampiyonluğu benim için en güzel ifade edecek tanımdır asitsiz kola. Evet içilebilir ama tat vermez. Kazanılacak olası bir şampiyonluk elbette sevindirecektir ancak herhangi bir coşku veya büyük bir mutluluk hissi yaratmayacaktır bende. Ligde şampiyonlukta çekiştiğin rakibin Sivas'la iki maçta da 1-1 berabere kalmışsın bu iki maçta da öne geçememişsin. Trabzonspor'u bu sezon iki maçta da yenememiş iki maçta da öne geçememişsin. Bursaspor'u iki maçta da yenememişsin. Galatasaray'ı yenememişsin. Bu sezon tarihinin en fiyasko günlerini geçiren Fenerbahçe'ye iki maçta da yenilmişin hele biri dünkü gibi kazanırsan muhtemelen şampiyonluğu büyük ölçüde bitireceğin bir maç. Hatta dün yenilmekle de kalmamış 60 dakika sahada iki pası bir araya getirememişsin. Aragones'in Semih ve Emre'yi kenara alıp "hadi olm şu maçı adamlara verelim" yazıktır günahtır şeklinde açıklanabilecek hamleleri olmasa şu haldeki Fenerbahçe'nin üzerine dahi gidemeyeceksin.
Vallahi burda kadro seçimi, taktik, teknik, sistem, Denizli, Ertuğrul Sağlam, Delgado şu bu çok tartışılır ama ben çok kısa kestirip atıcam. Sen kendi evinde şu Fenerbahçe'yi yenemeyip bu işi bitiremiyorsan, bunu yapmak için en ufak bir ışık, uğraş kırıntısı gösteremiyorsan şampiyon olsan da olmasan da çok mühim değil bundan gayrı. Dediğim gibi elbette 4'te 4 yapalım, elbette şampiyon olalım. Ama şu saat itibariyle asitsiz koladır o şampiyonluk bana. İçilir ama tat vermez!!
Etiketler:Raul Gonzalez | 33
Yorum
24 Mart 2009 Salı
Üçü Bir Arada
çok sevgili ve çok sayın hocam mustafa denizli,
Tomas sivok. Fabian ernst. Edouard cisse.
Oynasınlar hocam üçü bir arada, kalsınlar üçü bir. Stoperde sivok, önlerindeki ikilide Fabian ve Edouard. Beş maç üst üste hiç elleşmezsen şampiyon oluruz bu ligde inan. Gençlerbirliği maçında rakibi boğan, oyunun her anında üstünlük sağlayan formül buydu. Daha fazla üstüyle başıyla oynamaya gerek yok, lütfen hocam. Cisse'nin orta sahada savruk gözüken bir oyunu olsa dahi ne kadar fazla top çaldığını ve rakip pozisyonları başlamadan bitirdiğini görüyoruz hocam. Ernst'in onunla oynarken çok daha etkili olduğunu da. Geride Toraman ve Sivok'la, önlerinde bu ikiliyle çok daha dominant olacağımızı da biliyoruz hocam, sen de biliyorsun. Beş hafta hocam, altı hafta şu kadro ile bitirelim artık bu işi, bu kadar ikram edilmişken çevirmeyelim elimizin tersiyle.
Haddim değil sana akıl vermek, yol göstermek biliyorum hocam, bu da öylesine bir taraftar isteği olsun varsın. Sivok stoper, önlerindeki ikili de Ernst ve Cisse hocam. Üçü bir arada. Hadi.
17 Mart 2009 Salı
Koray & Rüştü
Girişimiz olay, çıkışımız olay
Nasıl koydu ama doksanda Koray!!!
Son Gençlerbirliği maçı, gönlümüzde özel bir yeri olan Koray Avcı Gençlerbirliği takımında en önde ayak basıyor İnönü'ye ve stad üstteki klasik beste ile yankılanmaya başlıyor. O an için uyanamıyorum mevzuya. 90 dakika bitiyor 3-0'lık net galibiyetin mutluluğu mabedi sarmış herkes eğlencesindeyken, önümüzden yine o adam geçiyor. Neden, ne akla hizmetle geçen sene ön liberosuz takımdan devre arasında yollandığı bilinmeyen bu emektar kaptan, ağır adamlarla geçiyor önümüzden. Ve üstteki beste bir kez daha hep bir ağızdan başlarken Koray'ın hemen yanından geçen Rüştü giriyor görüş alanıma ve işte o an düşüyor jeton. Evet girişimiz olay, çıkışımız da, ve evet doksanda koydu Koray ama koyduğu da Rüştü'den başkası değildi be!!
Tezahurat şiddetini kaybederken Rüştü ile Koray çıkış tünelinin yakınında yan yana geliyorlar, Koray Rüştü'nün omzuna elini koyuyor ve gülüşüyorlar. Belki de diyor ki ne garip şu futbol be ağabey, ne tuhaf şu hayat, 4 sene önce senin tutamaman benim gol atmam için canını verirdi bu taraftar, bugün ben atmayayım sen tut diye canını verir..
Etiketler:Koray Avcı,Raul Gonzalez | 19
Yorum
16 Mart 2009 Pazartesi
Uzat Alnını Uzat
Güzide yurdumda en çok tartışılan topçuların başını çekmekte İbrahim Toraman'ımız nam-ı diğer mr. terlik:) Transfer olduğu dönemden beri balondur, şişirilmiş topçunun önde gidenidir, Antep'in kazığı bu muhabbetleri eşliğinde hep İbrahim'den sahip olduğu potansiyeli sahaya koymasını bekledik ancak ne yazık ki geçen sezonun ikinci devresine kadar çok verimli bir performans göremedik bu karaoğlandan.
Geçen sezonun ikinci yarısıyla beraber, Cisse'nin sakatlığı ile ön libero oynamak zorunda kaldığı maçlar dahil fena sayılmayacak bir performans ortaya koydu bence Toraman. Ancak asıl büyük patlamayı bu sezon izliyoruz kendisinden. Sezon başında yaşadığı kaptanlık krizi ve klüple yollarının ayrılacak aşamaya kadar gelmesi belli ki yaradı bu adama. Hangi formayı giydiğini, ne değerli bir camiada olduğunu hatırladı belki, belki de İbrahim Akın aradı bir öğlen dedi ki kıymetini bilin abi o formanın, kaybettikten sonra ne kadar dağa taşa vursan kafayı faydası yok.
Öyle ya da böyle bu sezon her maçı İnönü'de canlı izlemiş biri olarak gayet net söyleyebilirim ki kariyerinin en iyi sezonunu geçiriyor ibo. Gayet çabuk, gayet sağlam, gayet güvenilir, geride sert, ortada sağlam, hücumda destekçi.
Şu anda Servet Çetin ile birlikte ülkenin en iyi yerli stoperi kişisel fikrim. Milli takım problemini de eskisi kadar kafaya takmıyor bence, kendini sonuna kadar savundu ve bence gayet yürekli hareket etti. Şu milli takımda bu Toraman stoper oynamayacaksa zaten, Fatih hocanın elinde Rio Ferdinand veya John Terry vardır ve biz görmüyoruzdur.
Neyse o böyle oynasın da varsın sadece bu forma için oynasın.
Etiketler:İbrahim Toraman,Raul Gonzalez | 5
Yorum
Büyük Takım Olma, Büyük Oyuncu Olma Ve Baskıyı Kaldırma Hadisesi
Şu ana kadar ne olduysa oldu, ne hatalar yapıldıysa yapıldı, ne puanlar kaybedildiyse kaybedildi, bir zaman makinemiz olmadığına göre gereken dersleri çıkarmaktan başka bir katkı getirmeyecek bize 24 haftanın özeti. Şimdi en zor, en ağır, en psikolojiye oynayacak, en sert 10 final maçımıza çıkma zamanı. Artık zor maç kazanma zamanı, artık büyük takım olma zamanı.
Yukarıda da belirttiğim gibi öyle ya da böyle çok meşakatli yollardan geçerek son 10 haftalık periyoda oldukça önemli bir konumda geldi bu takım. Diğer dört rakibinin oynadığı futbol, kadrosal sorunlar, inanç, mücadele gibi durumlarını da baz aldığımızda Beşiktaş'ın şampiyonluk için son yıllarda hiç olmadığı kadar ön plana çıktığını görüyoruz bu sefer. Hem başındaki hocanın bu yolları defalara katetmiş tecrübede olması, hem 2003 şampiyonluğundan sonra yakalanan en iyi kadronun kurulması ile şu 10 haftaya sanki bu sefer olacak bu iş inancı içinde giriyoruz, burası tamam. Ancak sorularda var kafalara takılan!!
Çok açık bir tablo varsa Beşiktaş adına şu son 3-4 sezonda net bir şekilde ortaya çıkan ve artık kronikleşmiş bir sorun haline gelen, o da büyük maçların kazanılamaması durumudur. Sadece Fenerbahçe, Galatasaray ya da Trabzonspor değil, bu sene ligde kalburüstündeki Sivasspor'u Ankaraspor'u Kayserispor'u da yenebilmiş değiliz. İşin açıkçası kendi göbeğimizi kendimiz keseceğimiz maçlarda bir türlü gerekli ahengi, sakinliği ve ritmi yakalayamıyoruz. Fenerbahçe'nin tam tersi bir tablo çıkıyor burda bizim adımıza.
Tabii ki bunun kadro yapısı ve oyuncularla direk alakası var.Beşiktaş formasıyla şampiyonluk yaşamış, bu tecrübeyi edinmiş tek oyuncunun İbrahim Üzülmez olduğu bir kadrodan bahsediyoruz. Belki her oyuncumuz ligdeki çoğu maçta bir Alex'ten bir R.Carlos'tan bir Lugano'dan, Lincoln'den Kewell'dan çok daha fazla mücadele ediyor ancak gelin görün ki o büyük maçların atmosferinde, gerginliğinde bu saydığım oyuncularda olup bizim futbolcularımızda eksik kalan tecrübe, ve bu maçlardan defterler doldurmuş olma durumu, ya da winner özelliği malesef eksik kalıyor. Son dört sezondur krtik maçların büyük bir bölümünden mağlup ayrılmanın en büyük temeli burda yatıyor şahsi fikrim.
Ancak hemen enseyi karartmak gibi bir durumumuz da yok, bir kere bu sene takımın başında winner bir hoca var. Çok tartışılır, çok eleştirilir bunlar ayrı konu ancak Beşiktaş'ın bugün liderlik hesapları yapmaya başladığı bu noktada ben aslan payını, en zor anlarda sakin kalan Mustafa Denizli'ye vermek durumundayım.Ve bu senenin geçen sezonlardan farklı olacağına dair en büyük inancım da yine bu tarz maçlara bir ömür vermiş Mustafa Denizli'nin bu takımın direksiyonunda olmasıdır.
24 hafta iyi oynadık, kötü oynadık, battık, çıktık ama her maç deli gibi mücadele ettik. Ama bu son 10 maç öyle maçlar ki kimse deli gibi mücadeleyi hatırlamaz iki ay sonra. O yüzden artık büyük takım olmalı, büyük oynamalı, büyük maç kazanmalıyız. Sivas güzel bir başlangıç olacaktır bu yolda...
Etiketler:Raul Gonzalez | 8
Yorum
24 Ocak 2009 Cumartesi
yusuf şimşek
o kadar çok yazıldı, o kadar çok konuşuldu ki aslında bu transfer hakkında. yine de kendi görüşümü şurada paylaşmadan geçmek istemedim tam da maça gitmek için evden çıkmadan önce..
ben o kadar olumsuz bakmıyorum bu transfere. evet buram buram vizyonsuzluk kokan bir yanı var elbet, özellikle aydın gibi genç milli takımın yıldızı olan, yüksek potansiyelli bir yıldız adayına sırt çevirmek düpedüz saçmalık kuşkusuz. ancak bu takıma geldiğinden beri kendisini kardeşim gibi sevdiğim ancak futboluna bir türlü ısınamadığım, inanamadığım delgado'nun yanına önemli bir alternatif, önemli bir tercih yusuf en azından benim nazarımda. kısa vadede başarıya bu kadar ihtiyaç duyarken beşiktaş'ın her organı, bence denizli'nin kafasındaki formül için ideal bir parça.
lafın kısası zaten 2 saat sonra bizler susacağız ve futbol konuşmaya başlayacak, önümüzdeki maçlarla beraber ne doğru ne yanlış çok konuşacağız ancak bence faydalı olacak yusuf beşiktaş'a, belki 6 ay belki 1 sene, ama olumlu işlere imza atacağına inanıyorum..
o formayı hakkını vererek taşıyan herkes kardeşimizdir. umarım güzel hatıralarla anarız ilerde yusuf'u da..
Etiketler:Raul Gonzalez,yusuf | 1 Yorum
21 Ocak 2009 Çarşamba
Bir Selam Da Bizden Olsun
Jessie'den sözlük aracılığı ve mail yoluyla bu fikri ve bu daveti öğrendiğimde çok heyecanlandım aynı zamanda büyük bir memnuniyet duydum. bir çoğu ile sözlükten ya da maç önceleri kazan'dan, hasbi'den,elma'dan, şurdan burdan tanıştığım arkadaşlarla, farklı fikirleri aynı aşk doğrultusunda yazabilmek, yorumlayabilmek gerçekten keyif verici bir fikir. günlerdir kafamda beşiktaş ile ilgili fikirleri yazarak buraya giriş yapmak için sabırsızlanıyordum ama iş güç yoğunluğundan bu sabaha kısmetmiş. öncelikle hepinize bir merhaba demek istedim büyük aşkımızın büyük aşıkları. umarım ikinci yarısı herkesin içine sinebilecek, adaletli bir şampiyonluk yarışı izleriz ve umarım bu sene şampiyon görürüz bizi..
Etiketler:Raul Gonzalez | 0
Yorum
16 Ocak 2009 Cuma
Hepimiz Hoşgeldik
Jessie mesaj atmış sözlükten, güzel bir blogumuz var, yazmak isteyenlere kapımız açık diye. Ben de naçizane bir Beşiktaş taraftarı olarak bu daveti kabul ettim. Yarışmacı arkadaşlara başarılar dilemeden önce kendim hakkında kısa bir özet geçeyim;
Simplextablosu nicki ile ekşisözlükte 2002nin sonlarından bu yana entryler girerim. Külliyatın önemli bir kısmını da Beşiktaş ve Beşiktaş ile ilgili konular oluşturur. Futbolun taktik varyasyonlarını tartışmak hiç bana göre olmadı. Ben tribünü hep daha çok sevdim. Tribünlerin dinamiklerini, tezahüratlarını, protestolarını, günahlarını sevaplarını, dostluklarını, düşmanlıklarını kısacası herşeyini bilmek, tartışmak bana daha cazip geldi. Hala da ne zaman maç seyretsem, tribünleri seyredip dinlemekten kimin nerde nasıl oynadığını kaçırırım. Doğma büyüme Bursa'lıyım. 6 yaşımdan itibaren de çocuk aklımın verdiği ani bir kararla Beşiktaş'lı. Tribünle Bursa'da tanıştım. İstanbul'a yerleşmeden önceki iki sene kombine alıp maçlara gidiyordum. Sonra İstanbul ve İnönü'ye kavuşma sezonum nihayet 2008-2009 olarak tarihe kayıt yaptırdı. Burda da yeri geldikçe Beşiktaş'tan, meşhur tribünlerinden, gelen eleştirilerden, övgülerden bahsetmeye çalışırım diye tahmin ediyorum. Hadi bakalım, hepimiz hoşgeldik, hepimiz hoşbulduk.
Ha birde bu işin sonu güzel bir "Büyük Beşiktaş Zirvesi"ne giderse de, ne ala!
Kaydol:
Kayıtlar
(Atom)
Ara
-
DERBİ POZİSYON ANALİZLERİ - 1- 0:24 saniye! Gatasaray'ın ilk etkili atağı. Burada en büyük hata *Jailson'un partneri Serdar Aziz'e gereksiz yakınlığı oldu.* Seri burada muhteşem bi...6 yıl önce
-
Feda, Sefa, Farklı Olsun bu Defa - Beşiktaş'ın son dönemini iki ana çizgi olarak ikiye ayırmak mümkün. 1- Yıldırım Demirören dönemi 2- Fikret Orman dönemi. Ben Yıldırım Demirören dönemini te...6 yıl önce
-
Bir Sağ Bek, Üç Mevki: Aaron Wan-Bissaka - Premier Lig geçtiğimiz hafta başladı. Hem takım hem de oyuncu bazında her sezon yeni bir hikaye demek. Galiba geçtiğimiz sezon hiç de fena bir görüntü verm...7 yıl önce
-
Duhuliye - Duhuliye'den 5 ay önce haberim oldu. O da bu fotoğraf sayesinde. Bunca zamandır nasıl hiç duymamışım derken, etrafımdaki çoğu Beşiktaşlının da bilmediğ...9 yıl önce
-
Euroleague bwin Mart 2015 MVP Nemanja Bjelica Röportajı - Fenerbahçe Ülker dokuz maçlık bir galibiyet serisi yakalamış durumda ve 2008-2009 sezonundan bu yana ilk kez Euroleague 'playoff'larına katılma hakkını ...11 yıl önce
-
Önce krampon, sonra performans - Her çocuk gibi sokaklarda başlayan futbol maceramız, bazı çocukların yaptığı gibi benim de toprak sahada devam etmişti. Sonrası okul, iş, hayat mücadele...11 yıl önce
-
NBA: Bir Ayın Ardından... (Part 1) - Her ne kadar başlığımızda bir aylık zaman dilimini ele aldıysak gerek tembellik, gerek iş güç yüzünden yazının paylaşılması, gerekli güncellemeler yapıldı...11 yıl önce
-
Manchester United - Burnley maçı - Manchester'ın ligin yeni takımı Burnley deplasmanında galibiyet alması bekleniyordu ama yine olmadı. Geride kalan 3 haftada takım henüz galibiyet görem...11 yıl önce
-
Bu Sefer Bahanem Var - Yine ihmal ettim blogu ama bu sefer sağlam bahanem var. Son 9 senedeki ikinci kıtalar arası taşınma olayına kalkıştım. Bilenler bilir, son 9 senedir Avu...12 yıl önce
-
Babylon Dergisi Röportajı - http://www.aliece.com/2013/11/babylon-dergi-ali-ece-roportaji/#more-189512 yıl önce
-
Arsenal Kendine İnanıyor - Arsene Wenger'in sözleriyle, *"İyi bir rakibe karşı alınmış tatmin edici galibiyet." *Arsenal hafta sonu Liverpool'u oyun dışı bırakarak, bölüm bölüm saha...12 yıl önce
-
Hiç Unutmadığım... - 17 sene önce bugün tek bir imzanın milyonlarca insanı bu kadar etkileyebileceğini tahmin edemezsiniz. O adam hakkında bir sürü yazı yazdım, hala okuyan ...13 yıl önce
-
-
