.

.

.
Ekşi Beşiktaş. Blogger tarafından desteklenmektedir.

Tribal Enfexion etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Tribal Enfexion etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
1 Nisan 2010 Perşembe

Serdar Özkan Monaco'da

Şubat sonunda Monaco ve Benfica'dan teklif alan Serdar özkan Monaco ile her konuda anlaşmış ve el sıkışmış. Ankaragücü maçı sonrasında imzayı atmak üzere Fransa'ya uçacak Serdar Özkan'ın  ilk yıl için 900 bin euro ikici yıl için 1 milyon 250 bin euro'dan olmak üzere 2 yıllık anlaşma yaptığı bir yıllık opsiyonun da Monaco'da olduğu belirtildi.

Beşiktaş'ın son yaptığı teklife cevap vermeyen Serdar'ın sezon sonuna kadar kadro dışı bırakılması bekleniyor. Kendisine ulaşan muhabirlere, "evet haber doğru" diyen Serdar'ın, kadrodışı kalma konusuna verdiği yanıt da oldukça ilginç "Bu süreyi dil öğrenmek için kullanmayı düşünüyorum, Fransızca Fransa'da öğrenilir". Kendisi için yurtdışında oynamanın çok önemli olduğunu belirten Özkan, "3 sene kalsam zaten askerliği bedelli yaparım, o yönden artısı çok olacak" diye konuştu.

Ben de Beşiktaş'ımızın altyapısından yetişmiş ve Turkish Messi denilen genç oyuncumuza Fransa'da başarılar diliyorum.

Hakkını helal et Serdar ÖZKAN.
4 Şubat 2010 Perşembe

Ayrılık

Şu an kulaklıkta kulağıma Cahit Berkay'ın bağlamasından Hülya(Ayrılık) geliyor. Bilmiyorum başınıza geldi mi? Çok sevdiğiniz halde ayrılmak en doğrusu, ayrılmazsak biribirimize zarar veririz diye düşündünüz mü? Son bir haftadır çok karmaşık duygular içerisindeyim. Karmaşık duyguların net başladığı gün Kasımpaşa'ya yenildiğimiz gündü. Akşamı iple çekiyordum, hanıma da bira alıyorum gelirken çerez falan da alacam maçı izlerken içeriz dedim. Ben maç hazırlığı yaparken eşim elinde plastik bir nesneyle gelip "Sanırım ben bundan sonra içmesem iyi olacak" dedi. Sanırım o sevinci anlatmaya tarif yetmez. Yani ancak yaşadığım benzerlerinden örnek veririm. "Sergen attı şampiyonluk geldi" gibi (ki o sözü çoook sonra duydum tv'de), Beşiktaş Barçaladı'daki gibi, "kalplerimizin atışlarını karakartalımızın kanatlarına enerji olarak gönderdiğimiz" Chelsea maçı gibi. Hayatında üzüntüsünün sevincinin tarifini Beşiktaş'la yapan bir adam nasıl hissederse, baba olacak olma sevincimi de Beşiktaş'la karşılıyordum yani. Düşünün Kasımpaşa maçı bu atmosferle başladı. Beşiktaş'lı birinin eşi/sevgilisi olmak nasıl bir histir sorusunu eşlerimizin/sevgililerimizin cevaplayacağı bir postumuz vardı. 14 şubatta yayımlanacaktı. Sanırım o postu yayımlayamayacağımız için eşimin benim hakkımda yazdıklarını buraya yapıştracağım. Nasıl olsa şu anda bu post tamamen benim.
"8 yıl, bir Beşiktaşlı ile yaşamak... Hmm.. sevgili /eş...
Evlilikte ne değişti meraklısı arkadaş sorusu: Bir fark var mı, değişti mi ?
Cevap: Yoooo o hep aynı! BeşiktaşlıJ
Beşiktaşlı Sevgili: ( Birlikte 2. doğum günüm) Önce Beşiktaş maçını izlesek?
.............(sesizlik) maç izlemek için yer bul, o maçı izlerken, ona kızamaycağın kadar kendinden geçmiş olduğunu fark et(ben kabul etmem demeee!!! seviyoruz yapacak bişi yok). Sonrasında(allahtan kazandılar) doğum günümü kutlayabiliriz...
Beşiktaşlı’nın Eşi: Yaa aslında, ben de seviyorum galiba Kuma!!! Nasıl sevmem 8 yıl bilfiil beraber... Haydi bol şans, inşallah yenersiniz Galatasaray’ı (ne diyorum ben yaa, Galatasaraylıyım ben)
Beşiktaşlı Eş: Evden yükselen sesler; ” bacağın kırılsın nobre, allah senin belanı versin Bobo, dağlara taşlara... Maç sonucu galibiyet ise beraber sevinmece, mağlubiyet ise fırtına öncesi sessizlik... hımm bide sabaha karşı uyurken yediğim bir yumruk var ama onu anlatmayacam. Tribal anlatır artık size: ))"
Neyse, 32 yaşımdayım. Kısmet olursa dünyanın en küçük Beşiktalısı (şu an için öyle, 2,6 milimetre) Eylül sonunda dünyaya gelecek. Ve hayatındaki her şeyini Beşiktaş'ı en üste yazıp gerisini altına yazan ben KIZGINIM, ÜZGÜNÜM, SİNİRLİYİM ve en kötüsü ÜMİTSİZİM. Çocuğuma aşık olunacak bir Beşiktaş bulamayacağımdan dolayı ENDİŞELİYİM.
Kasımpaşa maçından beri içimde gittikçe büyüyen bu korku, 1 Şubatta karabasan gibi sardı benliğimi. Ya çocuğuma bırakacak bir BEŞİKTAŞK olmazsa.
Neyse bu bir ayrılık yazısı. Ayrılık belki alın yazısı. Bazılarının lanse ettiğinin aksine Beşiktaş'a küsmüyorum. "Beşiktaş! Ben ayrılmak istiyorum.! " Biraz ayrılık hepimiz için en iyisi olacak sanırım. Ben "Dünyanın en küçük Beşiktaşlısı" ile yine sana gelirim, umarım sen de orada olursun.
Bu bir ayrılık yazısı. Ayrılık belki alın yazısı. Sonsuza kadar sürmeyecek ayrılık. Görüşmek üzere amına koyim.
26 Ocak 2010 Salı

Beşiktaşlı Mısınız? (Mini Anket)

Videoyu izledikten sonra lütfen aşağıdaki soruları evet veya hayır diye cevaplayınız.

BJK Kongre Notları from Web Kartallari on Vimeo.

Siz hala başkan paralı olacak mı diyorsunuz? Siz hala saçma sapan stad maketlerine mi inanıyorsunuz? Siz hala altyapıyla değil pahalı transfer yaparak başarılı olur mu diyorsunuz? Siz hala kupa ve şampiyonluklarla mı başarı ölçüyorsunuz? Bu sorulardan en az birine evet cevabı veriyorsanız, üzgünüm. Beşiktaş'lı değilsiniz! KONGREDE OYUNA SAHİP ÇIK, OYUNU ve GELECEĞİNİ SATMA!!!
15 Ocak 2010 Cuma

Lucas Neill

"Galatasaray bence yanlış bir transfer yaptı. Gökhan Zan varken Lucas Neill gibi bir adama yıllık 2 milyon Euro verilmemeliydi. Sağ bek orijinli, aranan stoper değil. Nereden mi biliyorum? 2003-04 sezonu UEFA Kupası maçından. Youla'nın karşısında ne hallere düştüğünü iyi bilirim."
Erol Himmet Kadem (a joker)
25 Aralık 2009 Cuma

Arjantin'de Futbol Sert Oynanır


- Biraz teknik özelliklerinden bahseder misin?

"Bu soru bana çok sık soruluyor. Sağ ayağın mı güçlü, solun nasıl gibi... Forvet oyuncusu gole dönük oynar. Golü sağıyla, soluyla ya da kafasıyla atmış, hiç fark etmez. Önemli olan golü atmasıdır. Bunun dışında iyi bir presçi olduğumu söyleyebilirim. Houseman, Ferdinand ve Hakan karışımı futbol oynadığımı söylüyor. Hakan'ı tanımıyorum. Ferdinand'ın ise birkaç maçını televizyondan seyrettim. Çok güçlü ve agresif bir yapıya sahip. Ben de sert oynamayı severim. Arjantin'de futbol sert oynanır. Biri size dirsek attığında kaçarsanız bir daha top alamazsınız."

Kaynak:Spor&Spor dergisi Temmuz 1993 Röportaj:Gökhan Emeç

edit: Arkadaşlar kaynakları copy paste yaparken röportajın web üzerindeki kaynağını verememiş olduğumu şu anda farkettim. Bunu da PcLion'un yorumuyla farkettim. Röportajın tamamı web üzerinde http://mayislar.blogspot.com/2008/09/eski-roportajlar-1-osvaldo-nartallo_9675.html adresindedir. Beceriksizliğimden kaynaklanan bu hata için Mayıslar blogundan ve tüm okuyuculardan özür dilerim.
22 Aralık 2009 Salı

Haydi Sen Dışarıda Oyna

Beşiktaş'la tamamen alakasız bir post bu. İnsan denilen canlının egoları var. Bu kadar kişi okuyorken kendimden bahsedesim geldi azıcık. Annem babam öğretmen. Manisa'nın köylerini sürgünle arşınlayan bir çocukluğum var yani. Yıllarca anneannem baktı bana, ana baba çalıştığından. Hasbelkader dedeme az biraz nazla okuma yazma seferberliği programını açtırıp öğrenmişim okumayı.(Eskiden TRT'de böyle bişey vardı işte) Yaşım 5 falan sanırım. Neyse okula gitmek için can atıyorum o yaşta, şimdki aklım olsa hayatta başlamam ya neyse. Ama babamla annem izin vermiyorlar ta ki okumayı öğrendiğimi farkettikleri güne kadar. Okula başlamak için yasal minimum yaş 6 diyorlar da okul müdürü babam olduğundan 6'ya az kala okula başlıyorum. Ovanın ortasında bir Ege köyü işte. Herkes çiftçi. Çocuklar okusa da okumasa da önemli değil. Etik yaklaşımla annem ve babam beni öğrenci oalrak almıyorlar. Zaten biri 2. diğeri 5. sınıfları okutuyor. Bir öğretmenim var yani annem baam dışında. Dersler başlıyor, 100 tane paralel çizgi çiz güzel yazı defterine, 200 bilmem ne yap falanla geçiyor günler. Ben sıkılıyorum tabii. Kadın haydi gözlük çizelim diyor ben bağırıyorum o B harfi diye, kadın diyor haydi merdiven yapalım ben diyorum o H bi kere. Sınıfı geç tüm okulun en başarılı öğrencilerinden biriyim, görünen o (en zeki demeyeyim diye kasıyorum, megaloman gibi olmayayım istedim işte). Neyse, ben bunun farkındayım. Anam babam farkında. Öğretmenim farkında. Öğretmenim sınıfın huzurunu bozduğumu düşünüyor, neticede disiplin sorunum var gibi oluyor tabii diğer çocuklardan daha iyi okuyabilince. Kontrol edilmem şart. O cici öğretmenim kendince muhteşem bir çözüm buluyor beni kontrol etmek için. "Haydi sen dışarıda oyna" diyerek bahçeye çıkarmak. Neredeyse 1 senem dışarıda heba oluyor, bir annemin sınıfına gidiyorum kısa yoldan bir babamın. Ama kendi sınıfıma döndüğümde sonuç hep aynı. Taa ortaokula kadar. "Haydi sen dışarıda oyna".
10 Aralık 2009 Perşembe

18 Milyon Yüros

18 milyon Euro geliyormuş Şampiyonlar Ligi'nden. Peki Şampiyonlar Ligi'nde başarılı olmak için aldığımızı düşündüğüm ve maç başında yedek kulübesinde olan şu üç adamın toplam fiyatı ne kadardır? Bu şampiyona süresince, gelen 18 Milyon Euro'ya kattıkları artı değer ne olmuştur? -Rodrigo Tabata -İsmail Köybaşı -Nihat Kahveci Peki bu çıkan toplama bakarak, başarılı bir ticaret yapmış sayılır mıyız? Bu ticareti yapan kişi, sizin patronu olduğunuz şirketin bir yöneticisi/çalışanı olsa ne yapardınız?
9 Aralık 2009 Çarşamba

Umutlar Sona Erdi (Oh Be)

"Bu ne lan" demeyin diye hemen söyüyorum. BBC kaynaklı bir habere göre CSKA'nın Şampiyonlar Ligi'nden ihracı söz konusu değil. Habere göre yapılanın dopingden ziyade kulüp yetkililerinden kaynaklanan bir ihmal olduğu ve bu sebeple ihraca gerek olmadığı yönünde. Bu da benim hiç hoşuma gitmeyen "yæ yenemesek de bak adamları masa başında sallarız"cı havadan çıkmamızı sağlayacak. Dün geceki KORKAK ve beceriksiz (ki nazarımda beceriksizlik affedilebilir ama korkaklık asla) futbolu gördükten sonra CSKA'nın böyle elenip gitmesine açıkçası üzülürdüm. Tamam futbolun cilveleri falan diyebiliriz ama eğer gerçekleşseydi bu ihraç olayı cilveden ziyade kahpelik olacaktı. Beşiktaş'ı, sahasında 3. lig takımı gibi oynayıp , böyle komite sonuçlarını bekleyen bir takım hüviyetine sokanlar UTANSIN. İçim ve aklım daha rahat şimdi. Oh Be!!!
6 Kasım 2009 Cuma

Akrep Gibisin Kardeşim





Şiirin tabii ki orijinalini yazmayacağım, kastım da o değil zaten. İki Beşiktaş'lı Ankara'lının doğum günü arasında 1 gün olunca ben ortalama sever bir adam olarak tam ortasında kutlamayı uygun buldum.

Sevgili Beautiful Freak ve Tathar, doğum günleriniz kutlu mutlu olsun. En büyük dileğim yeni yaşınız Demirören'siz geçsin. Amin.
D
3 Kasım 2009 Salı

Bir Tek Dileğim Var

Geliyoruz dedim, tüm aşkımla stada yürüdüm. Beşiktaş'a gitmezden önce "Ne olur Mutlu Ol Yeter'i söylerken bir tek dileğim var kısmına geldiğinde artist biçimde tize çıkmaya çalışıp bok gibi kalan eleman gibi bırakma bizi." demiştim Beşiktaşımıza. Ama dünyanın en siktiriboktan yönetimi, Sermet Erkin'den bile daha başarısız tavşan çıkaran Denizli'si ve CL'de oynamak için üstüne para vermesi gereken futbolcularıyla beni SİK gibi bıraktın BEŞİKTAŞ. Bu şarkı da benden sana gelsin ulan. Her şeye rağmen seviyorum. Ama söylemekten de çekinmiyorum. YETER ULAN DEMİRÖREN YETER!!! (BU ARADA SANIRIM SİTEYİ BOZDUM LAN)

Geliyoruz

Maç günleri bir garip oluyorum. Gariplik maçtan bağımsız. Zaman bir türlü geçmek bilmiyor. Sabahtan beri ancak saat 17:46 olabilmiş mesela. Mesai başlangıcı saat 08:00 desek 9 saat 46 dakikadır geçsin diye beklediğimiz bir halt zaman. Saatler 18:00'i gösterdiğinde Maslak'tan Beşiktaş'a, saat 20:00'yi gösterdiğinde ise köyiçinden stada yürüyüşüm başlayacak. Bekle Beşiktaş'ım. Yine yanında olmak için GELİYORUZ!! Not: Özel bi ricam var ama ilk aşkım, Mutlu Ol Yeter'i söylerken bir tek dileğim var kısmına geldiğinde artist biçimde tize çıkmaya çalışıp bok gibi kalan eleman gibi bırakma bizi.
27 Ekim 2009 Salı

Beşiktaş Büyüklüğü

"Fenerbahçe Cumhuriyeti ortalıkta yoksa, Türkiye yoktur, futbol yoktur, bolluk yoktur, insanlar yoktur, canlılar güç nefes alır ve bu ülke kısa süre sonra yaşayan yer olmaktan çıkıp, mezarlık olur. Fenerbahçe büyüklüğü ne şampiyonluk büyüklüğü, ne kupa büyüklüğüdür. Onun büyüklüğü başka bir büyüklüktür işte, adı konamaz." "Büyük takımlar kupalarıyla, küçük takımlar büyük takımları yenmeleriyle övünür". Şimdi muhtemelen bu yukarıdaki iki özlü sözü okuyunca ne oluyor lan dediniz. Demiş olmanız lazım yani. Demediyseniz bir mallık vardır. Neyse, postlarda yorumlara bakıyorum da arkadaş Beşiktaş blogunda, Beşiktaşlıların blogunda yorum olarak "yæ bi duruş tutturmuş gidiyorsunuz, ama bak objektif değilsiniz" falan. Bunun bir denyoluk olduğu konusunda hemfikiriz sanırım değil mi? Yani Beşiktaş ve Beşiktaşlıların blogunda nasıl bir yapı bekleniyor? Üstteki iki cümleye gelelim. Bunlardan birincisi İslam Çupi'ye ait. Ne manaya geldiğini bunca yıldır çözemedim. Acaba İslam Çupi ne durumda söyledi bunu? Mesela sormuş mudur biri, "İslam Baba, Fener büyük falan diyorsun da nasoıl büyük ya, ne iş?" ditye. islam Baba da cevap kastırmaya üşenip (öyle ya, her taraftar için kendi takımı büyüktür, bir kıstas olmasına gerek yok. x yüzünden büyüktür diye bir takımı tutuyorsan malsın) "ya öyle böyle bir büyüklük değilişte, kupa mupa mühim değil" demiş olabilir mi? Yani bizim "Sevinmek için sevmedik" sözümüz için sürekli bir kulp yaratan arkadaşlar acaba kendi takımları için söylenen bu sözden aynı anlamı çıkaramayacak kadar aptal olabilir mi? Gelelim ikinci söze. Çocukluk kahramanlarımdan Michel Platini'nin sözü. Birinci sözün tamamen tersi, %100 materyalist. Kupan varsa övün arkadaş diyor Platini. Takımının büyüklüğünü anca kupayla kadehle ölç, güce tap. Belki Galatasaray'ın da vardır böyle sevinmek için sevmedik minvalinde sözleri ama ben bilmiyorum açıkçası. Diyeceksiniz, nereden çıktı lan bu muhabbet? Haklısınız da El Sikko sonrasında atışmaların hep bu eksende olduğunu görünce dayanamadım. Bir taraf işin sadece çük boyuyla ilgilenir gibi "Büyüğüz biz, ama öyle böyle değil, kupa şampiyonluk falan değil"i metre cinsinden algılıyor, diğer tarafı "Kupan yoksa sikime kadar, kupamız var büyüğüz"den bir cm öteye gidemiyor. İkisi de büyüklüğü anlıyor ama onu da yanlış anlıyor neticede. (Fenerbahçe anlayacak gibi de işte bambaşka tarafında işin, bir saksı düşümüyle belki anlayabnilirler) Tüm bu şartlar altında bu büyüklük hadisesi içerisinde olmamaktan dolayı mutlu ve gururluyum. "Bu dünyada 2 büyük var biri 70'lik Yeni Rakı, diğeri Beşiktaş" diyecek kadar büyüklüğü NİCELİKten NİTELİKe çevirebilmişlere selam olsun.
13 Ekim 2009 Salı

Beşiktaş'ta En Son Hangi Yabancı Futbolcu Türkçe Konuşuyordu?

Tamamen aklıma takıldı, Nobre kardeşimiz, canımız ciğerimizn "Yæ hoca" diyebildiğini biliyorum mesela. Ama kameralar karşısında 3-5 kelime de olsa konuşabilen hangisi? Holosko vardı mesela, TGRT'ye röportaj verebilecek kadar konuşabiliyordu. Gönlümdeki takım Beşiktaş diyecek kadar. Sizin bildiğiniz var mı onu merak ettim. Uzun süredir takımda mikrofona konuşan oyuncu görmedim gerçi ama, burada bunca adamız. Mutlaka birirleri izliyordur, biliyordur. Anket koymayı beceremediğimden bir tane daha soru ekleyeyim bununla ilgili hatta. Sonra "la ne skime Türkçe konuşan topçu arıyorsun" demeyesiniz diye. -Acaba yabancı futbolcuların Türkçe konuşabiliyor olması avantaj mıdır, yoksa farketmez mi? Niye, niyeyse niye? Teşekkürler.

Ara