Gökhan Zan etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Gökhan Zan etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
10 Kasım 2009 Salı
Sen Bana Fazla İyisin
Etiketler:Gökhan Zan,Matteo Ferrari,Mehmet Demirkol,Tribal Enfexion | 22
Yorum
14 Temmuz 2009 Salı
İki Yazı, Biraz Hayat Biraz Beşiktaş, Aslında Siyah Beyaz Bir Hayat
Ekşibeşiktaş'ı ilk duyduğumda çok heyecanlanmış ve beautfiul freak'in ricamı kırmamasıyla yazar olmuştum. Bir auditor olarak da yılın ilk 4 ayında hiçbir şey yazamamıştım, belki de buradaki yazarların kalitesinden ötürü gerekli özeni gösteremekten korkmuştum. Elimden geldiğince kendi blogumda yaptığım karalamaların bazılarını burada da paylaştım. Son 1 ay içinde yazdığım 2 yazıyı- belki şu yoğun transfer gündemiyle pek bir ilgisi yok- özellikle Vedat Abimiz'i hastanede ziyaret ettikten sonra paylaşmak istedim. Bir Karadenizli olarak, kanserden canı çok kez yanmış ve yanacak bir insan olarak ve affınıza sığınarak...
Saat 3 gibi son yedi yıldır hayatımın merkezine girmiş bir sitede gezinmekteyken bir link çıkageldi önüme... Zan başlığı altından renkli bir takımın resmi web sitesine aktarıldım. Zan, gitmişti. Oysa o, biz Beşiktaşlılar'ın belki de en büyük baş belaları olan melankoli ve romantikliğin simgesiydi. Her omzu çıktığında, yerine giren arkadaşına doğru omzunu tutarak ilerlerken gözünden akan yaşlarında Beşiktaşlılık'ından parçalar arar dururdum. O gözyaşlarının siyah beyaza fayda veremediği için yaşadığı pişmanlıktan ötürü olduğuna inanmak isterdim.
Nadiren de olsa attığı her golde, iki yumruğu havada tribüne koşarken veya maçtan önce takım tribüne çağrılırken o an çok inançlı olurdu; en azından öyle gözükürdü. Sık sık sakatlandığı için eleştirilirdi, sağlam kalabildiği zamanlarda pozisyon hatası yapar, adam kaçırır, 1.60'lık Titalardan Jabalardan goller yememize neden olurdu. Topu oyuna iyi soktuğuna inanırdım, ancak bu işi yaparken bile fahiş hatalar yapardı. Takıma birkaç kez 3'lü çektirdiğini bile hatırlamaktayım. Henüz 24 gün önce Denizli'de şampiyonluk gelip takım tribüne çağrıldığında en önde yine 3'lüyü çektiren de oydu.
****
Canımız sıkılmıştı bir kez, öyle veya böyle şampiyonluk maçında kaptanlık bandı kolunda sahaya çıkan adam artık rengarenkti. Böyle bir şeyi ondan beklemiyorduk, bekleyemezdik... Yemeklerimizi yerken, canlı yayında renkli kaşkol boynunda serdar ortaçın ilk çıktığı zamanlardaki saç şekline benzeyen yeni saç şekliyle karşımızdaydı Zan. Çok mu iyi bir futbolcuydu, kesinlikle hayır, ama gidişi üzendi o... Lokmalar boğazımızda tren olmuştu, imza töreni bitmek bilmiyordu; en iyisi çay içmekti. Ben çay içtim, o her zamanki gibi oralet. Bir koca kafalının, diğer bir koca kafalıya kal dememesi yüzünden sıkılan canımız, koca yüreklerimiz sayesinde tekrardan keyiflenmişti. Güzel finallerden bahsettik, siyah ve beyazın bu sefer dans pistinde olduğu... O, pistte ilk sen olacaksın, ben ise davetlilere 3'lü çektireceğim derken, ben o 3'lüyü ona, onun düğününde çektireceğimim anlattım. Güldük, çok güldük; hatta gelinin düğünü terketme senaryosuna bile güldük ki aslında o kadar da komik değildi, gülmek istedik sadece belki de... Sonra, dosta gelen mesaj, emek edip sahip olunan keyfi bir anda köpüğe çevirdi, o köpük de uçtu gitti...
Zamanında, önce insaniyet diye yola çıkan, niyetleri gerçekten iyi kızıl insanların yaptığı berbat bir hatayı hala ve hala çok güzel insanlar canlarıyla ödemekte. Radyasyonlu çayı içen bakandan sadece siyanürlü su içen belediye başkanına terfi ettiğimiz zamanlardayız. Ölüyor Karadeniz, koca bir bölge her yudumladığı çayda, her yuttuğu marulda, havuçta, ıspanakta, HIYARDA biraz da metal indiriyor aslında mideye... Öyle ya, hıyarca işlenmiş o hatayı, o güzel insanlar bu güne kadar ödediler ve ödemeye devam edecekler ne de olsa, Forza Putin; Avanti Gorboçov diyerek hoş ediyorum amcaların gönüllerini... Soğuk bir kış günü, bir Trabzonspor maçında yeni açıktaki pankart ve pankartın yanındaki o güzel gözlü insanın; Kazım Koyuncu'nun posteri geliyor aklıma; "Karadeniz kanserden ölmesin; yeter ulan!"
Gelen acı haber canını sıkmıştı, esiri olduğu bir belayı, bir kez daha yakabilmek için bir büfeye yanaştı, bir kutu daha o beladan istedi, ancak istediğini alamadı dostum. Basiretsizliğin bu kadarı şaşkınlık vericiydi, bir insanın içtiği tütün de piyasadan kalkar mıydı; kalkarmış meğer... Basiretsizlik demişken, belki de bir çok dostumla ortak paydayı bulduran ve dostlukları şarap kıvamında yıllandırandı bu basiretsizlik... Hiçbir zaman net olarak farkında değildik belki de onun, ancak o hayatlarımızdan çekilip gittiğinde geride bıraktığı şarap kıvamındaki dostluklar için bir teşekkür borcumuz olacak, farkında olmadığımız için de sonsuza kadar o borcu ödemeyecektik.
****
Zan gitti, defalarca kez toparlak dünyaya doğru uzatmasını istediğim koca kafası ve oynar başlıklı omzuyla rengarenk oldu. Anlaşılmaz şekilde bu gidişe bir çok renksiz dostum sevindi, renklilerden kırmızı ağırlıklılar gelişine, lacivert ağırlıklılar ise gelmeyişine sevindi, sonuçta herkes mutlu oldu... Kimler gitmişti, Feyyaz, Sergen, Ahmet, Pascal, İlhan... Bu kadar çok sevilenlerin gidişlerine şahit olan bu gönül, o kocakafalı için de bir "those were the days" dinleyecek kadar sıkıldı ancak. Canımı çok daha sıkan kişi ise, yorgun ve bitkin halde görüntülenen 35 yıl önceki kaptanım, okuma yazma öğrendiğim günden bu yana ise abim; Vedat Okyar... "Bugün dost yaralanmış, yine gönül hoş değil." Haydi kalk ayağa be kaptan, yakışmıyor senin gibi çınara öyle yatmak.
Kazı kazanda amorti tutar olan 50 kuruşu bir kez dahi geçememiş bir adamım. Veya 100'lerce kişiyle trene binecekken turnikenin üstünden atlayan 599 kişinin yanında o turnikelerin önünde akbil basan tek adamım. Zan'ın gidişiyle canı sıkılabilecek, kambur Zafer'in kaleci antrenörümüz olarak çalışmaya devam edeceği haberini aldığımda ise sevinebilecek bir yapıya sahibim. Hayır naif filan değilim, zaten o sıfattan da nefret ederim. Sanırım benim ve bir çok dostumun da hakettiği en doğru sıfatı birkaç punto yukarıda dillendirebildim... Ama belli mi olur, adı basiretsizlik denen demirdağ da bir gün erir kaybolur, bu basiretsizlere de birileri yolunu buldurur... Ne de olsa bütün geceler biter ve her defasında sabah olur...
( Phill Collins'ten "Against All Odds" gelsin bizlere)http://www.youtube.com/watch?v=i61cL8RVvVQ&feature=related
Etiketler:Gökhan Zan,Threepoint | 5
Yorum
22 Haziran 2009 Pazartesi
Anket
Etiketler:Gökhan Zan | 10
Yorum
21 Haziran 2009 Pazar
Futbolcu pazarlama sitesi
Etiketler:Beşiktaş,Gökhan Zan,Jokond,Spor medyası | 1 Yorum
20 Mart 2009 Cuma
Mayıs'tan Önceki Son Soğuk
Şu maçı alsak yarışın içinde oluruz, şu periyottan bu kadar puan alırsak umudumuzu sürdürürüz derken derken, sonunda "final 10" periyoduna olabileceğimiz en umutlu şekilde giriyoruz. Sene başındaki şampiyonluk inancımı tüm yaşananlara karşın devre arasında da sürdürüp, Şampiyonlukla Sonuçlanacak Bir Sürecin Başındayız dediğimde gelen okur yorumlarına şu an bakmak gerçekten eğlenceli. Eğlenceli ancak, işin bir gerçeği de herşeye karşın Beşiktaş'ın aslında kendini henüz ispat edememesidir. Zira şu an için sadece ilk yarının 7 maçında alınan 5 galibiyet ve 2 beraberliğin simetrisi alınmış ve ikinci yarının ilk 7 maçından da yine 5 galibiyet 2 beraberlikle çıkılmış. Üstelik yine Trabzonspor'la berabere kalarak. Zaten hep tekrar ettiğimiz birşey vardı, Beşiktaş ligin bazı takımlarına karşı ne kadar kötü oynasa da kaybetmiyor, bazı takımlarına karşı da ne kadar iyi oynasa da kazanamıyor. Sırf matematik olarak baktığımızda, demek ki çok da enterasan işler yapmamışız ve asıl lig bundan sonra başlıyor. Ancak takım ve taraftarın kimyası açısından bakılacak olunursa, daha oturmuş bir sistem, teknik direktörün daha iyi kullanmaya başladığı bir kadro ve yükselen şampiyonluk inancı eldeki artılar şu an. Tek eksi ise her zamanki gibi dağılmaya müsait yapımız. Ligin bitmesine 20 hafta varken 4-5 puan geriye düştüğümüzde biz yarıştan kopmuş ilan edilmişken, şu an ligin son on haftasına girerken zirveden 5'er puan gerideki Galatasaray ve Fenerbahçe'nin hala çok iddialı olmaları gerçekten bize ders olmalı.
Maça gelirsek, Sivasspor maçı öncesinde Beşiktaş'ta Gökhan Zan sakat. Bu sefer çok gündem olmadı "cam adam" olması ancak yine de forma girdiği bir dönemde sakatlanması büyük talihsizlik. Diğer sakat isimler ise kaptan Delgado ve İbrahim Toraman. Delgado ne yazık ki İtalya'dan geldiğinden beri tam düzelmiş izlenimi vermemekte, sakat sakat oynadığı çok belli, öte yandan zaten İbrahim Toraman'ın sakatlığı da sezon sonu ameliyat olana dek kadar sürecek, şu an büyük bir fedekarlıkla oynuyor, haftaiçi sadece düz koşularla yetinip, haftasonları da maçlarda canını dişine takıyor. Bu iki isimden Delgado'nun oynayabileceği, Toraman'ın ise hala soru işareti olduğu söyleniyor. Eğer Toraman oynamazsa, büyük ihtimalle defansın göbeği Çek'lerden oluşacak. Zapo'nun da kadroya girmesiyle, yine büyük ihtimalle sakatlığı tam geçmeyen, Sivas'taki zeminde zorlanması muhtemel Delgado yabancı kısıtlaması yüzünden maçı kenarda izleyebilir doğru bir kararla. Hele bir de şu uçak olayından sonra, beti benzi atmıştır bizim Kızılderili kaptanın.
Bu maçla kadroya girmesi beklenen bir diğer isim ise, yeni damatlarımızdan Filip Holosko. Holoskoyla beraber, ileriden geriye doğru bu sert zemin için Nobre-Holosko, Ernst-Cisse, Zapo-Sivok gibi ikililerle sert bir takım yaratmamız mümkün. Fakat eğer herşey bu düşünce çizgisinde ilerlerse, o zaman Delgado'nun yerinde kimin oynayacağı kafa karıştırıyor. Böyle bir maçta Uğur İnceman ya da Serdar Kurtuluş'a şans verilir mi? yoksa sırf istikrarı bozmamak için yarı sakat Delgado ve Toraman'a bu zeminde kumar oynatılır mı? ya da maça Yusuf'la mı başlanır hep soru işareti. Bana en mantıklı çözüm şu an için Uğur İnceman şık'ı geliyor.
Sivasspor karşısında orta sahanın ne kadar pas yaptığı önemli değil aslında. Bu maç, o tip maçlardan değil. Antreman sonrası sohbetlerinden birinde Mustafa Denizli "Sivasspor orta sahada çok iyi pas yapan bir takım" açıklamasını yapmış güya, ne kadar doğru bilmiyorum ancak bildiğim birşey varsa Sivasspor'un buraya gelmesindeki en büyük etken orta sahada çok pas yapması değil, orta sahayı hızlı paslarla ya da uzun toplarla geçmesi. Zaten o sahada ne kadar çok pas yapılabilir, o da ayrı konu. Karşıdaki takımın orta sahası onlar için pek önem teşkil etmiyor, taktikleri ilerideki ve gerideki iki küme ve arkadaki kümenin öndeki kümeye olabildiğince hızlı servis yapması üzerine kurulu. Beşiktaş orta sahasının yarınki temel görevi de bu hızlı servise mani olup, tek pasta Sivasspor forvetlerini, Beşiktaş defansı ile karşı karşıya bırakmamak ve ileride baskı yaptığımız dakikalarda ribaundları toplayıp atakları tazelemek.
Maça gelirsek, Sivasspor maçı öncesinde Beşiktaş'ta Gökhan Zan sakat. Bu sefer çok gündem olmadı "cam adam" olması ancak yine de forma girdiği bir dönemde sakatlanması büyük talihsizlik. Diğer sakat isimler ise kaptan Delgado ve İbrahim Toraman. Delgado ne yazık ki İtalya'dan geldiğinden beri tam düzelmiş izlenimi vermemekte, sakat sakat oynadığı çok belli, öte yandan zaten İbrahim Toraman'ın sakatlığı da sezon sonu ameliyat olana dek kadar sürecek, şu an büyük bir fedekarlıkla oynuyor, haftaiçi sadece düz koşularla yetinip, haftasonları da maçlarda canını dişine takıyor. Bu iki isimden Delgado'nun oynayabileceği, Toraman'ın ise hala soru işareti olduğu söyleniyor. Eğer Toraman oynamazsa, büyük ihtimalle defansın göbeği Çek'lerden oluşacak. Zapo'nun da kadroya girmesiyle, yine büyük ihtimalle sakatlığı tam geçmeyen, Sivas'taki zeminde zorlanması muhtemel Delgado yabancı kısıtlaması yüzünden maçı kenarda izleyebilir doğru bir kararla. Hele bir de şu uçak olayından sonra, beti benzi atmıştır bizim Kızılderili kaptanın.
Bu maçla kadroya girmesi beklenen bir diğer isim ise, yeni damatlarımızdan Filip Holosko. Holoskoyla beraber, ileriden geriye doğru bu sert zemin için Nobre-Holosko, Ernst-Cisse, Zapo-Sivok gibi ikililerle sert bir takım yaratmamız mümkün. Fakat eğer herşey bu düşünce çizgisinde ilerlerse, o zaman Delgado'nun yerinde kimin oynayacağı kafa karıştırıyor. Böyle bir maçta Uğur İnceman ya da Serdar Kurtuluş'a şans verilir mi? yoksa sırf istikrarı bozmamak için yarı sakat Delgado ve Toraman'a bu zeminde kumar oynatılır mı? ya da maça Yusuf'la mı başlanır hep soru işareti. Bana en mantıklı çözüm şu an için Uğur İnceman şık'ı geliyor.
Sivasspor karşısında orta sahanın ne kadar pas yaptığı önemli değil aslında. Bu maç, o tip maçlardan değil. Antreman sonrası sohbetlerinden birinde Mustafa Denizli "Sivasspor orta sahada çok iyi pas yapan bir takım" açıklamasını yapmış güya, ne kadar doğru bilmiyorum ancak bildiğim birşey varsa Sivasspor'un buraya gelmesindeki en büyük etken orta sahada çok pas yapması değil, orta sahayı hızlı paslarla ya da uzun toplarla geçmesi. Zaten o sahada ne kadar çok pas yapılabilir, o da ayrı konu. Karşıdaki takımın orta sahası onlar için pek önem teşkil etmiyor, taktikleri ilerideki ve gerideki iki küme ve arkadaki kümenin öndeki kümeye olabildiğince hızlı servis yapması üzerine kurulu. Beşiktaş orta sahasının yarınki temel görevi de bu hızlı servise mani olup, tek pasta Sivasspor forvetlerini, Beşiktaş defansı ile karşı karşıya bırakmamak ve ileride baskı yaptığımız dakikalarda ribaundları toplayıp atakları tazelemek.
İki takımın form durumuna bakarsak, Beşiktaş'ın kazanmasının normal olduğu bir karşılaşma. Ama bunun normal olması biraz anormal işte. Sözkonusu olan favori takım Beşiktaş olunca, biraz şüpheyle yaklaşıyorum. Hele üst üste 5. maçı kazanmak, hem de zorluk derecesi yüksek bir deplasmanda kafa karıştırıyor. Forumları takip edince Beşiktaş taraftarlarının da çok rahat olduğunu görünce hele, hepten korktum. ( Forumlarda tek konuşulan konu Bülent Uygun'un sözlerini yedirmek.) Bu kadar rahatlığa izin vermeyen bir takımımız olmasındandır tüm korkum, şampiyon olsalar bile son haftaya kadar bizi süründürceklerinden eminim.
Umarım büyük maçlardaki oyunumuzu bu sefer skora dönüştürür, sakatsız-belasız Sivas'tan döneriz.
28 Mayıs 2008 Çarşamba
İşe Bakın

Aday kadro açıklandı. Milli takımda Beşiktaş forması giymekte olan iki oyuncu kaldı. Rüştü ve Gökhan. Fenerbahçe'lilerin sayısı;5 , Galatasaray'lıların 7.
Sonra da Gökhan gitsin derler. haa evet Servet'i alabilecekseniz bence de gitsin ha yok Servet'i değil de Tuna'yı alıyorsanız burada bir terslik var. Tuna, Gökhan'dan daha iyi olsa Gökhan değil o milli olur.
Gökhan Zan gitsin diyenler bana Servet dışında daha iyi defans oyuncusu söyleyebilirler mi acaba?
Beşiktaş, milli takıma sadece iki oyuncu vererek Türkiye Ligi'nde başarılı olacağını sanıyor ya, en büyük hesap hatası burada. Ali Tandoğan, Serdar Özkan neden seçilemediler Milli takıma soran var mı? Hani Beşiktaş'taki en büyük sorun stoperlerdeydi. Al işte sağ bekin sol bekin, ortasaha oyuncun evde playstation oynarken Gökhan Euro 2008'de oynuyor olacak.
Yukarıdaki hesapla Fenerbahçe'de 11'de oynayan tüm oyuncuların Milli olduklarını görüyoruz. Galatasaray aynı şekilde. Ya Beşiktaş?
ve hala Gökhan gitsin diyenler var. Yaptığınız kadro planlamasını ayakta alkışlıyorum.
Etiketler:Beşiktaş,Gökhan Zan | 4
Yorum
Kaydol:
Kayıtlar
(Atom)
Ara
-
DERBİ POZİSYON ANALİZLERİ - 1- 0:24 saniye! Gatasaray'ın ilk etkili atağı. Burada en büyük hata *Jailson'un partneri Serdar Aziz'e gereksiz yakınlığı oldu.* Seri burada muhteşem bi...6 yıl önce
-
Feda, Sefa, Farklı Olsun bu Defa - Beşiktaş'ın son dönemini iki ana çizgi olarak ikiye ayırmak mümkün. 1- Yıldırım Demirören dönemi 2- Fikret Orman dönemi. Ben Yıldırım Demirören dönemini te...7 yıl önce
-
Bir Sağ Bek, Üç Mevki: Aaron Wan-Bissaka - Premier Lig geçtiğimiz hafta başladı. Hem takım hem de oyuncu bazında her sezon yeni bir hikaye demek. Galiba geçtiğimiz sezon hiç de fena bir görüntü verm...8 yıl önce
-
Duhuliye - Duhuliye'den 5 ay önce haberim oldu. O da bu fotoğraf sayesinde. Bunca zamandır nasıl hiç duymamışım derken, etrafımdaki çoğu Beşiktaşlının da bilmediğ...9 yıl önce
-
Euroleague bwin Mart 2015 MVP Nemanja Bjelica Röportajı - Fenerbahçe Ülker dokuz maçlık bir galibiyet serisi yakalamış durumda ve 2008-2009 sezonundan bu yana ilk kez Euroleague 'playoff'larına katılma hakkını ...11 yıl önce
-
Önce krampon, sonra performans - Her çocuk gibi sokaklarda başlayan futbol maceramız, bazı çocukların yaptığı gibi benim de toprak sahada devam etmişti. Sonrası okul, iş, hayat mücadele...11 yıl önce
-
NBA: Bir Ayın Ardından... (Part 1) - Her ne kadar başlığımızda bir aylık zaman dilimini ele aldıysak gerek tembellik, gerek iş güç yüzünden yazının paylaşılması, gerekli güncellemeler yapıldı...11 yıl önce
-
Manchester United - Burnley maçı - Manchester'ın ligin yeni takımı Burnley deplasmanında galibiyet alması bekleniyordu ama yine olmadı. Geride kalan 3 haftada takım henüz galibiyet görem...12 yıl önce
-
Bu Sefer Bahanem Var - Yine ihmal ettim blogu ama bu sefer sağlam bahanem var. Son 9 senedeki ikinci kıtalar arası taşınma olayına kalkıştım. Bilenler bilir, son 9 senedir Avu...12 yıl önce
-
Babylon Dergisi Röportajı - http://www.aliece.com/2013/11/babylon-dergi-ali-ece-roportaji/#more-189512 yıl önce
-
Arsenal Kendine İnanıyor - Arsene Wenger'in sözleriyle, *"İyi bir rakibe karşı alınmış tatmin edici galibiyet." *Arsenal hafta sonu Liverpool'u oyun dışı bırakarak, bölüm bölüm saha...12 yıl önce
-
Hiç Unutmadığım... - 17 sene önce bugün tek bir imzanın milyonlarca insanı bu kadar etkileyebileceğini tahmin edemezsiniz. O adam hakkında bir sürü yazı yazdım, hala okuyan ...13 yıl önce
-
-