İbrahim Toraman etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
İbrahim Toraman etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
13 Temmuz 2013 Cumartesi
Maç Raporu: St. Pauli - Beşiktaş
En iyi üç: Günay Güvenç, Olcay Şahan, Atınç Nukan
En kötü üç: İbrahim Toraman, Mehmet Akgün, Gökhan Süzen.
Slaven Bilic: 6.6 - İlk sınavından hatırlanacak olan Holosko denemesi oldu. Takım geçen seneden bildiğimiz gibiydi: Hücum organizasyonları vardı fakat defansif yetersizlikler hala daha orada. Kısıtlı sürede takıma vereceği zaten kısıtlı, fakat herkese eşit şans vermesi olumlu bir intiba bıraktı.
Cenk Gönen: 5.0 - Beşiktaş taraftarının Cenk'e tekrar güven duyması zaman alacak gibi. Dün çok iş düşmedi kendisine, fakat uzaktan iki şutu sektirmesi ve yan toplarda güven vermemesi notunun düşük olmasına yol açtı. Vasat bir performans sergiledi.
Ersan Gülüm: 6.1 - Sol bek mevkiinde oynadı, hücüma katkısı sınırlı idi, fakat defansif olarak ziyadesiyle yeterliydi. Beşiktaş'ın daimî sol beki olma ihtimali zayıf, ancak İsmail'in yokluğunda B planı olabilir.
Tomas Sivok: 6.6 - Bildiğimiz Sivok idi, ne eksik ne fazla. Aldığı puan da standardında oldu.
Julien Escude: 5.7 - Kendisinin Sivok'tan daha kötü puan almasının sebebi taraftarda henüz bırakamadığı olumlu intiba olsa gerek. Bu stoper bolluğunda, Franco'nun performansına da bağlı olarak +4 olması muhtemel.
Filip Holosko: 5.0 - Kariyerinde daha önce sağ bek oynadı mı bilmiyorum, cevabı muhtemelen hayır olur. Taraftarın merhametli davrandığını söyleyebiliriz aldığı nota bakarsak. Yediğimiz golde kademe hatası vardı, bir-iki saçma top kaybı oldu, fakat en azından ofansif katkısı vardı bek mevkiinden. Gökhan Töre - Holosko ikilisi kötü bir kabustan hallice olur sağ kulvarda.
Veli Kavlak: 5.8 - İsabetli pasları oldu, ara pasla hücum başlatmaya çalıştı, fakat neticede vasatî bir performans sergiledi.
Manuel Fernandes: 6.2 - Maçı çok ciddiye aldığını söylemek mümkün değildi. Rölantide oynadığı bir maç için katkısı fena değildi, hücum organizasyonlarında liderlik yaptı, ofsayt gerekçesiyle sayılmayan golde asist katkısı vardı. Lig başladığında performansı değişecektir.
İbrahim Toraman: 4.5 - Aldığı not itibariyle Mehmet Akgün ile birlikte maçın en kötüsü seçildi. Sahada ismi pek duyulmadı, o da duyurmaya çalışmadı. Bir sonraki maçta kendisini sağ bekte görebiliriz.
Olcay Şahan: 7.3 - Bıraktığı yerden devam ediyor: Hücum organizasyonlarında etkindi, top aldı, verdi, bölgesini etkili kullandı. Hazırlık maçı olması performansını etkilememişti.
Gökhan Töre: 5.5 - Klişe tabir olsa da; henüz takıma alışamamış. CV'sinin anlattığı performanstan uzaktı. Hücumda yerini bulamadığı belli. O bölgede alternatifleri yabancı olduğu için nihaî olarak bir adım önde olsa da, bu performansı yetersiz. Defansif olarak Olcay'dan daha iyi olduğu da söylenmeli.
Hugo Almeida: 4.8 - Durumu netleşmedikçe, performansı da netleşmeyecek.
* * *
Günay Güvenç: 7.6 - Hem yeni bir isim olması, hem de yaptığı kurtarışlar ve hava hakimiyeti Cenk ile arasındaki puan farkını açıklıyor. Gol yemedi, güven verdi. İlk izlenimi çok olumlu oldu.
Gökhan Süzen: 4.6 - Bek mevkiinde sırıtmaya devam ediyor. Yedekler arasında yer alması, Bilic'in kendisine farklı bir rol düşünebileceği anlamına geliyor olabilir. Bu haliyle geçen senenin "dağ fare doğurdu" transferi olarak anılmaya devam edecektir.
Berat Çetinkaya: 5.8 - Hata yapmadı, fakat ekürisi Atınç'ın gölgesinde kaldı. Verilen şansı kötü kullandığı söylenemez.
Atınç Nukan: 7.2 - İkinci yarının Günay ile birlikte en çok göze batan ismiydi. Bir elin parmağından fazla kritik müdahalesi oldu, fiziği de kendisinden umutlu olunması için bir başka sebep. Stoperlerimizin yarısı kadar bekimiz olsa...
Tanju Kayhan: 5.7 - Holosko'dan sonra kim oynasa daha iyi oynayacaktı, fakat gene de yeterlilik güveni veremedi. Sağ beke alternatif bulunana kadar şans verilmesi iyi olabilir.
Hasan Türk: 5.0 - Hasan'ın geçen sene başından beri yaşadıkları bir gün kitap olmasa da blog post'u olacaktır. O ilk heyecanın gerisinde kalıyor hep. Sırıtmadı, ama fazlası lazım.
Muhammed Demirci: 6.3 - Bu sezonki kazançlardan birisi olabilir. Birkaç etkileyici ara pasa imza attı, fakat topun ayağına gereğinden fazla yapıştığı anlar da oldu. Yeteneği abartı değil, biraz profesyonel tecrübe ile güzel şeyler olabilir.
Mehmet Akgün: 4.5 - Silikti, notu da silik oldu.
Dentinho: 4.8 - Benim kanaatimce geçen sene gördüğümüzden daha iyi olduğunu gösterdi ve sahanın iyilerindendi, fakat taraftar benimle aynı fikirde değil belli ki. Değerlendirmesi yorumlarda yapılsın.
Mustafa Pektemek: 5.9 - Standardının altındaydı, fakat etrafındaki oyuncularla fazla bir kimyası olduğunu da söylemek mümkün değildi. Mustafa'nın yetenekleriyle formasyon arasındaki her daim var olabilen çelişkiler fazla olmaz umarım.
Ömer Şişmanoğlu: 6.1 - Kötü değildi, dünkü hücum kadrosuna bakınca daha iyi bir performans beklemek de haksızlık olabilirdi. Aldığı not, beğenildiğini gösteriyor.
Etiketler:Günay Güvenç,İbrahim Toraman,Maç Raporu,semioticus,Shelbyl,St. Pauli | 16
Yorum
22 Nisan 2011 Cuma
Olmadı Hilbert!
Sevgili Hilbert,
İlk geldiğin günden, ve hatta ilk performansından beri seni savundum. Seni savunmamın sebebi oyununu çok beğenmem değildi, sadece sana haksızlık edildiğini düşünüyordum. Zamanla averaj top kontrolün, hedefini bulmayan ortaların, takımın tüm hücum alternatiflerinin senin üzerine yıkılmış olmasının baskısı vs. insanların da hoşgörü sınırları içine dahil oldu, kötü geçen bir sezonun başlangıcındaki sağ bek kazantımız oldun.
Bütün bu gerilimli zamanlarda ne dedim senin için hep Hilbert biliyor musun? "Bu adamın fundamental futbol bilgisi var." Çünkü görüyordum sahada yaptıklarını, bazen ayakların kafana yetmese de, durduğun yerden, yaptığın koşulardan belliydi bir şeyi bildiklerin.
Peki ya bugün? Beni üzdün Hilbert. Çünkü Spox'taki blogunda, Türkiye ligindeki en beğendiğin 5 futbolcu arasında İbrahim Toraman'ı koymuşsun.
Tamam, Toraman'ın mücadeleci kişiliğinden, birebirdeki iyi ilişkinizden vs. dem vurmuşsun. Haklısın, biz de onu o yüzden seviyoruz/hatalarını hoş görüyoruz da, ilk 5 nedir yahu? "Futbol zekası yüksek" diye övdük seni, çıka çıka bu mu çıktı?
Olmadı Hilbert, bozdun muhabbeti.
Ben senin mentaliteni sahaya dökme ihtimalini sevmiştim Hilbert. Sen gittin Toraman'ı top 5'e koydun.
Du hast mich verraten, mein Freund.
İlk geldiğin günden, ve hatta ilk performansından beri seni savundum. Seni savunmamın sebebi oyununu çok beğenmem değildi, sadece sana haksızlık edildiğini düşünüyordum. Zamanla averaj top kontrolün, hedefini bulmayan ortaların, takımın tüm hücum alternatiflerinin senin üzerine yıkılmış olmasının baskısı vs. insanların da hoşgörü sınırları içine dahil oldu, kötü geçen bir sezonun başlangıcındaki sağ bek kazantımız oldun.
Bütün bu gerilimli zamanlarda ne dedim senin için hep Hilbert biliyor musun? "Bu adamın fundamental futbol bilgisi var." Çünkü görüyordum sahada yaptıklarını, bazen ayakların kafana yetmese de, durduğun yerden, yaptığın koşulardan belliydi bir şeyi bildiklerin.
Peki ya bugün? Beni üzdün Hilbert. Çünkü Spox'taki blogunda, Türkiye ligindeki en beğendiğin 5 futbolcu arasında İbrahim Toraman'ı koymuşsun.
Tamam, Toraman'ın mücadeleci kişiliğinden, birebirdeki iyi ilişkinizden vs. dem vurmuşsun. Haklısın, biz de onu o yüzden seviyoruz/hatalarını hoş görüyoruz da, ilk 5 nedir yahu? "Futbol zekası yüksek" diye övdük seni, çıka çıka bu mu çıktı?
Olmadı Hilbert, bozdun muhabbeti.
Ben senin mentaliteni sahaya dökme ihtimalini sevmiştim Hilbert. Sen gittin Toraman'ı top 5'e koydun.
Du hast mich verraten, mein Freund.
Etiketler:Hiciv,İbrahim Toraman,Roberto Hilbert | 22
Yorum
23 Şubat 2011 Çarşamba
Yobo - Lugano - Ferrari - Sivok - Toraman
Maçın kırılma anlarından biri...
Savunma şuursuz şekilde önde ve geniş pozisyon almış... İbrahim Toraman kariyerinin en iyi pasını verir. Araya atılan bir top...
Almeida sürer, sürer, sürer...
Kendisine yetişmeye çalışan Lugano'nun acziyeti gerçekten komik.
Enteresan!
Joseph Yobo neredeyse kadrajın dışına çıkacak!
Bu hata, Fenerbahçe'nin bir yılda toplam 3 veya 4 defa yaptığı bir hata. Zira Fenerbahçe gerekirse konservatif, dikkatli, savunma odaklı bir futbol oynama yolunu da seçiyor.
Yobo ve Lugano'nun bu kadar faydalı olabilmelerinin de sebebi, bu hataları minimuma indirgemiş olmaları...
Dönelim Beşiktaş'a...
Emenike Fenerbahçe savunmasını da salladı ama Beşiktaş savunmasına yaptığını yapmadı. Çünkü Fenerbahçe, oyunu kendi güçlü olduğu yerden oynamaya çalıştı. Önlem aldı, diretmedi.
Oysa Beşiktaş savunması bu hatadan sezon başından beri 60 tane yaptı.
61.ciyi görmek istiyorsanız Beşiktaş'ın bir sonraki maçına gidebilirsiniz.
Yobo ve Lugano yükseldikçe Ferrari, Sivok, Toraman düştü.
Savunma hatasından kaynaklanan bir tartışma sonucu İbrahim'ler birbirine girdi. Sivok soyunma odasında esti gürledi, Fenerbahçe maçının kadrosundan çıkarıldı. Ekrem Dağ hayatının en kötü dönemini geçiriyor...
Sivok, Ferrari, Yobo, Lugano...
Benzer kalitenin oyuncuları.
Benzer pozisyonda aynı acizliklere düşüyorlar. Oysa biri farkında, o pozisyonları minimize ediyor, şu yaptığı hatayı bir daha yapmamaya çalışıyor, diğerinin ilgi alanında bile değil.
Sonra "Ferrari bu sistemde oynamaz..."
Emenike örneğinde olduğu gibi Sivok da oynamaz.
Üstteki örnekte olduğu gibi, Lugano oynamaz, Yobo oynamaz...
Bir hayal kuralım.
Sezon başı Bernd Schuster Beşiktaş'a değil de, Fenerbahçe'ye transfer olmuş olsaydı...
Bu savunma oyuncularıyla kaçıncı olabilirlerdi sahi?
24 Eylül 2010 Cuma
Baba Büyüksün
Etiketler:İbrahim Toraman,İbrahim Üzülmez,Kaptan,Yuki The Zorba | 9
Yorum
24 Mayıs 2010 Pazartesi
Stoper Kılıklı Bek: İbrahim Toraman
Dünya futbolu her yeni gün yeniden doğuyor, kuralları, anlayışları yeniden yazılıyor ve futbola yön veren beyinler her yeni gün fark yaratacak stratejiler peşinde koşuyorlar.
Ülkemizde ise babadan kalma, klişe niteliği kazanmış "Hakan Şükür tipi çağdaş forvet", "Topu oyuna sokan stoper", "10 Numara" gibi kavramlar yaşamaya devam ediyor. Hakan Şükür 20 sene öncenin çağdaş oyuncu profiliydi tamam ama 20 senede futbol hiç mi değişmedi?
Her sene aynı klişe kavramlar üzerinden üretilen futbol organizasyonları...
Bu takıma paşa lazım, Beşiktaş'ın Alex'i yok, Alex koşmuyor, savunma zayıflıyor...
İşin kötüsü, bu kamuoyu baskısı çoğu zaman dik duramayan teknik direktörleri de etkileyip kendi futbol görüşlerini de yontan faktörler olarak karşımıza çıkıyor. Her gittiği takımda 4-4-2 şablonu üzerinden Ertuğrul Sağlam bile Beşiktaş'ı garip bir tek ön libero ve Delgado'lu sisteme bağımlı kılıyor. Çünkü Beşiktaş'ın bir 10 numarası olması lazım.
Günümüzde dünya futbolunun zirvesinde kullanılan oyuncu tipleri çoğu zaman zihin açıcı nitelikte oluyor. Hiç şüphesiz, oralarda oynanan oyunla buralardaki pek birbirine benzemiyor ama yol almak açısından elbet anlamlıdır. Örneğin, dünya futbolunda önemi her geçen gün azalan statik santrafor uygulaması ülkemizde gol kralı çıkarabiliyor.
Chelsea; Branislav Ivanovic
Manchester United; John O'Shea
Barcelona; Eric Abidal
Real Medrid; Sergio RamosInter; Cristian Chivu
Bu oyuncuların ortak özellikleri esasında çok net. Dünyanın en iyi takımlarında görev yapıyorlar. Zaman zaman stoperde görevlendirilebiliyorlar. Fizik olarak üstün, pozisyon bilgileri gelişmiş, kafa toplarına hakim oyuncular.
Ofansif yönleri Ashley Cole, Patrice Evra, Maicon kadar gelişmiş değil. Top sürme yetenekleri vasat.
Ancak bu denli üst düzey, bu denli her maça galibiyet alma parolasıyla çıkan takımların kadrodaki yerleri de o denli sağlam.
Bunun bir kaç nedeninden bahsedilebilir;
Bu bağlamda İbrahim Üzülmez'in ters kanadında görev yapan İbrahim Toraman'ın ofansif tıkanıklık dışında bir sonuca sebebiyet verebileceğini söylemek güç. Aynı şekilde, İsmail Köybaşı / Rıdvan Şimşek ikilisinin de Beşiktaş gibi bir takımın sahip olması gereken fiziksel ortalamayı kabul edilebilir seviyenin altına çekeceğini söylemek mümkün.
Öyleyse, önümüzdeki sezon planlamasında en verimli, en potansiyelli bek seçimleri İsmail Köybaşı ve İbrahim Toraman olacaktır. Ters kanatta İbrahim Toraman'ın oynuyor olması İsmail Köybaşı'nın ofansif aksiyonlarda daha rahat ve daha etkin rol almasını sağlayacağı gibi İbrahim Toraman'ın da sert oyun karakteri Beşiktaş'ın sahada daha dirençli olmasını sağlayacaktır.
Beşiktaş'ın İsmail Köybaşı, Rıdvan Şimşek'i beraber kullanması ise yukarıda anlatılan sebeplerle, üçlü savunma diziliminin kanat bekleri olarak hayata geçebilir. Bu dizilim, İsmail ve Rıdvan için ideal dizilim olsa da Beşiktaş takımının genel yapısı itibariyle tercih edilmesi pek mümkün olmaz.
Sonuçta, stoper oynadığı maçlarda kararsız ve dağınık görüntü çizen İbrahim Toraman için ideal mevkii, İsmail Köybaşı'nın ters kanadının savunuculuğudur. Toraman, önümüzdeki sezon için düşünülen kadro yapılanmasının jokeri değil, sağ kanat savunucusu olmalıdır.
Bu oyuncuların ortak özellikleri esasında çok net. Dünyanın en iyi takımlarında görev yapıyorlar. Zaman zaman stoperde görevlendirilebiliyorlar. Fizik olarak üstün, pozisyon bilgileri gelişmiş, kafa toplarına hakim oyuncular.
Ofansif yönleri Ashley Cole, Patrice Evra, Maicon kadar gelişmiş değil. Top sürme yetenekleri vasat.
Ancak bu denli üst düzey, bu denli her maça galibiyet alma parolasıyla çıkan takımların kadrodaki yerleri de o denli sağlam.
Bunun bir kaç nedeninden bahsedilebilir;
- Takımlarının fizik kalite ortalamasını yukarı çıkartıyorlar.
- Takımlarının duran toplarda daha sağlam olmalarını sağlıyorlar.
- Ters kanattaki beklerinin ofansif olarak daha özgür kullanılmasını sağlıyorlar.
Etiketler:İbrahim Toraman | 22
Yorum
28 Kasım 2009 Cumartesi
Takım Olarak...
İbrahim Toraman röportaj yapmış LigTV ile sakatlığı sonrası. Söyledikleri "futbolcu klişesi" dışında şeyler değil, fakat benim dikkatimi çeken başka bir söz grubu var. O da bu post'un başlığındaki.
Yani en alakasız sorudan en bireysel soruya dahi "takım olarak" cevabı veriyorsa bir futbolcu, ya hakikaten klişeler denizinde yüzmektedir, ya gerçekten öyle düşünmektedir, ya da birileri "Röportaj yaparken kimseyi ön plana çıkarmayın, sivri beyanatlarda bulunmayın" diye kulağına fısıldamıştır. Bence üçüncüsü, ve de olumlu bir hamle takım adına.
"Rüştü nasıl oynadı sence Manchester maçında?" sorusuna "Rüştü ağabey zaten tecrübeli bir isim, sayılı kalecilerden, her yerini öperiz" cevabı yerine "O maçta takım olarak herkes üstüne düşeni yaptı, Rüştü de önemli bir rol oynadı" cevabı vermek bence önemli. Belki de fazla takılıyorum satır aralarına, bilemem.
Etiketler:İbrahim Toraman,semioticus,Shelbyl | 10
Yorum
5 Ağustos 2009 Çarşamba
Terlik Davasının Ortasında...
Şampiyonlukla biten sezonun startını terlik savaşı vermişti geçen sene... Fotoğraf resmi siteden, kurallarla ilgili olarak eğitim almış futbolcularımız... Terlik savaşının iki mağlubu ve aralarındaki terlikli adam Rüştü... İronik...
Belediye maçına da Özkalfa'yı vermiş federasyon... Sarı yine delirtmese tribünü...
Bir de yine fotoğraf... Toraman kilo mu almış, ne?
Etiketler:İbrahim Toraman,İbrahim Üzülmez,Rüştü Reçber,Yuki The Zorba | 8
Yorum
28 Mayıs 2009 Perşembe
Beşiktaş'ta Tükenen Genç Yetenekler...
Arşivlerimi araştırıp, bir fotoğraf buldum... Bir kaç genç sayacağım şimdi... 2006 yılının yaz aylarında bu takımın umudu olan gençler bunlar, Tigana'nın elinde...
1) Burak Yılmaz: İlk haftalarda pırıl pırıl bir ışık saçtı bu genç çocuk... Sağ kanatta yıllardır süren özlemi söndürecek, sürati ve ortalarıyla herkesi kendine hayran bırakacaktı... Olmadı, Fenerbahçe'de sürünmeye devam ediyor...
2) Mehmet Sedef: Ne olduğu belli değil, o güne kadar arada yedekten girip oynuyordu. Bir ara kendisini sol bek sandık, rakiplerin ayaklarını ellerine tutuşturunca kasap olduğunu anladık...
3) Gökhan Güleç: O dönemde Türkiye Kupası'nı Beşiktaş'a kazandıran form durumu ve geleceğe dönük potansiyeli parmak ısırtan genç oyuncu takımdan hızla koptu... Bursaspor'da silik bir görüntü çiziyor.
4) Serdar Kurtuluş: İlk yılında orta sahada dinamo gibi çalışan genç çocuk, sakatlıkları sonrası gözden düştü. Sağ beke geçtikten sonra da uğursuzluklar yakasını bırakmadı. Yedek kulübesindeki koltuğunu Lazboy'dan baba koltuğuyla değiştirdiği söyleniyor. Gönlünde bir kulüp, idealinde de Emre Belözoğlu varmış...
5) ve İbrahim Toraman: 2008-2009 sezonu başında terlik kavgası sonucu kaptanlık elinden alındı. Satış listesine konuldu... Satılmadı, affedildi... Şimdilik başına gelen en kötü şey bu...
İŞTE BÜTÜN BU OLANLARIN SEBEBİ BENİM! AHANDA İSPATI:
Fotoğraf çekilirken arkadaşıma şunu söylüyorum: "5 yıl sonranın şampiyon kadrosu bu işte"... Burak ve Serdar "Sağolasın abi" diyorlar ve geçip gidiyorlar...
Sonuç: Havaalanında bir daha Beşiktaş'a denk gelirsem, yolumu değiştireceğim...
Fotoğraf çekilirken arkadaşıma şunu söylüyorum: "5 yıl sonranın şampiyon kadrosu bu işte"... Burak ve Serdar "Sağolasın abi" diyorlar ve geçip gidiyorlar...
Sonuç: Havaalanında bir daha Beşiktaş'a denk gelirsem, yolumu değiştireceğim...
20 Mayıs 2009 Çarşamba
Toraman ve Kupa Töreni
Fener'i yenmiş kupayı almışız, atılan her golden sonra kendi şahsım adına evde brutal vokalin en nadide örneklerini sunmuşum, (John Tardy ömrün uzun olsun) ohh deyip kupa törenin tadını çıkartayım dedim ve ayaklarımı uzattım başladım izlemeye...
Maçı Lig Tv'den izleyenler bilir, maçı Fatih Terim yorumladı. Yorumları hakkında bir şeyler demeye gerek yok zaten, kendisini az çok tanıyoruz ama esas bomba kupa töreni sırasında geldi. Herkes ödülünü almaya gelirken sonradan öğrendiğimize göre Toraman sakatlığı nedeniyle törene katılamadı. İşte bu arada Terim, Melih Şendil'e şunları söyler "İbrahim Toraman'ı göremedim, yok galiba!" Ben de evden cevabı yapıştırırım; "Hocam sen zaten Toraman'ı ne zaman gördün ki?"
Etiketler:Fatih Terim,Fortis Türkiye Kupası,İbrahim Toraman,Tathar | 6
Yorum
20 Nisan 2009 Pazartesi
Beşiktaş Adının Olduğu Her Yerde "Acaba" Vardır
Acaba bu sene de mi şampiyon olamayacağız? Kimbilir, belki de.. Ancak olamayacaksak, bu sorunun akıllarda yerli yersiz belirmesinin de bunda önemli bir payı olacaktır kuşkusuz. Halbuki hemen geçen sene oynanan, Beşiktaş'ın 1-0 üstünlüğü ile sonlanan Galatasaray maçına gidelim. Maçtan sonra, Galatasaray'ın belki de en zayıf halkası olan Sabri Sarıoğlu ne demiş? "Bu maçın sonucu çok da önemli değil, sonuçta biz şampiyon olacağız." Bunu diyen kurt bir teknik direktör, ortalığı bulandırmaya çalışan bir yönetici değil, sadece bir futbolcu ve kendilerine ne kadar güvendiklerini mağlup oldukları maçtan sonra dahi gösterebiliyor. Aynı şekilde taraftarları da şu içine düştükleri keşmekeşe rağmen, hala umutlular. Adını da koymuşlar, Galatasaray'ın adının olduğu heryerde umut vardır, diyerek çıkmışlar işin içinden. Tabii bu sadece bir söz değil, yaşanan tecrübelerin de bunda payı var ancak ne demiştik, biz bahçemize bakalım.
Bu hafta ligin tepesindeki takımların maçlarını, Trabzonspor hariç, hepsini izledim. Bu ligi hiç seyretmemiş birisine, bu takımlardan hangisi şampiyon olur sorusunu sorsanız, alacağınız yanıt tek olurdu, o da Beşiktaş. Zamanında bu parçalanmış camiayı değil şampiyon yapmak, sadece bir araya getirse bile başarılı adledilmelidir Mustafa Denizli derken, pazar geceki maçtaki tribünleri görünce Denizli'nin bunu başardığı söylemek mümkün. Tribünler sonunda şampiyonluk havasına girmiş, hem de geçen senelerde olmadığı şekilde kenetlenmiş. Ayrıca da ceza almamak için son derece dikkatlilerdi ve hakemin ters kararlarına rağmen sükunetlerini korumayı başardılar. Hakem demişken, çok uzatmadan şunu söylemek lazım. Ben dünkü hakemin iyi niyetine inandım açıkçası, ancak Türk hakemliğinin ne yazık ki en büyük eksiği şu avantaj mevzusunda. İki tip Türk hakemi var, birincisi herşeye düdük çalıp, maçın seyir zevkini öldüren tip hakemler ikincisi de maçı hızlandırayım derken avantaj kuralını dengesiz bir şekilde kullananan hakemler. Deniz Çoban, ikinci tip hakem sınıfına girmeyi başardı dünkü yönetimiyle. Kötü niyetli olmadığını düşünüyorum şahsen ancak oyunu hızlandırayım derken bazı faullere gözünü kapatıp, bazı faulleri vermesi futbolcular tarafından kendisine duyulan güveni azalttı. Cumartesi günkü Sivasspor maçındaki iki rezalet kararın ardından, kendisinin bu yönetimi umarım bizi şampiyon yapmayacaklar diye ağlaşan bazı başkan ve teknik direktörleri az da olsa rahatlatmıştır.
Bundan önceki haftalarda "kazanan kadro değiştirilmez diye birşeyi kabul etmiyorum" diyen Denizli, hem maça farklı bir sistemle hem de şu an için pek çok insanın üzerinde mutabık kaldığı Cisse ve Ernst ikilisini bozup Cisse yerine hafta boyunca antremanlara katılamayan Delgado ile başlayınca bir başka acaba daha belirdi taraftarın kafasında. Ki o acaba çok geçmedi, bir o direkten, bir bu direkten dönen topla kendisini iyice hissettirdi ancak bu direklerden direk beğen pozisyonunun ardından bir de Yenal'ın kafa vuruşu ile gole yaklaşan Bursapsor bir daha da gole yaklaşamadı. Hem de İbrahim Toraman'ın takımını 10 kişi bırakmasına rağmen. Hele ikinci yarı Beşiktaş kontrollü bir şekilde kendi sahasında rakibini bekleyip, her çıkışında neredeyse pozisyon buldu ancak sonuçta iki taraf da sıfıra sıfır elde var bir diyerek maçtan ayrıldı. Maçın en dikkat çeken futbolcuları herzamanki gibi Ernst ve Sivok'tu. Arkada bu kadar istikrarlı iki adamın bir tanesi keşke ön tarafta da olsaydı, Beşiktaş için herşey daha kolay olurdu. Tabi bu iki ismin dışında İbrahim Üzülmez de şaşırtıcı bir biçimde hücuma destek sağlayarak oldukça başarılıydı. Hele sağdan gelen ortaya volemsi vuruşu da gol olsaydı, 40 yaşına kadar sol kanatta kalmayı garantileyebilirdi.Sonuçta gelenek değişmedi, ne zaman ki tribündeki taraftar Beşiktaş'ın taktiği konusunda bir mutabakata varamıyorsa, o maç Beşiktaş puan kaybediyor. Beşiktaş üçlü mü oynadı, Sivok forvet mi oynadı çözülemeyince, şampiyonluk yolunda sadece 2 puan kaybedildi. Bazı arkadaşlarımız fikstüre bakınca endişelenmekte haklı ancak ben herşeye karşın çok rahatım. O sene bu sene, o takım bu takım..
İbrahim Toraman ve Güven Problemi...
Maç başlarken herkesin en büyük güven duyduğu üç ismi sorsak, en tepeye Toraman da çıkacaktı muhtemelen... Takımın ileri attığı her adıma ayak uydurdu Toraman... Çok genç sayılamayacak yaşına rağmen kat ettiği bu yolla da futbolcunun kendisini geliştirebileceğinin net bir örneği oldu... Peki böyle kırmızı kart görülür mü? Olur mu? Abuk bir düzende maça çıkılmış olabilir, takım çok kötü oynuyor da olabilir; ancak koca Toraman böyle kırmızı kart görür mü?
Geri dönelim... Dolmabahçe'de yürürken düşündüğümde fark ettim ki, güvendiğim üç kişi 1) Denizli, 2) Toraman, 3) Sivok idi... Nasıl olduysa, iki büyük hayal kırıklığı yaşadık... Sivok'un ise, 1 numaralı güven kaynağımız dolayısıyla ne oynadığı belli olmadı zaten... Düzelsin artık bu işler, tahammül limiti yok, hepimizin gırtlağında bu şampiyonluk hasreti...
Etiketler:İbrahim Toraman,Yuki The Zorba | 6
Yorum
20 Mart 2009 Cuma
Mayıs'tan Önceki Son Soğuk
Şu maçı alsak yarışın içinde oluruz, şu periyottan bu kadar puan alırsak umudumuzu sürdürürüz derken derken, sonunda "final 10" periyoduna olabileceğimiz en umutlu şekilde giriyoruz. Sene başındaki şampiyonluk inancımı tüm yaşananlara karşın devre arasında da sürdürüp, Şampiyonlukla Sonuçlanacak Bir Sürecin Başındayız dediğimde gelen okur yorumlarına şu an bakmak gerçekten eğlenceli. Eğlenceli ancak, işin bir gerçeği de herşeye karşın Beşiktaş'ın aslında kendini henüz ispat edememesidir. Zira şu an için sadece ilk yarının 7 maçında alınan 5 galibiyet ve 2 beraberliğin simetrisi alınmış ve ikinci yarının ilk 7 maçından da yine 5 galibiyet 2 beraberlikle çıkılmış. Üstelik yine Trabzonspor'la berabere kalarak. Zaten hep tekrar ettiğimiz birşey vardı, Beşiktaş ligin bazı takımlarına karşı ne kadar kötü oynasa da kaybetmiyor, bazı takımlarına karşı da ne kadar iyi oynasa da kazanamıyor. Sırf matematik olarak baktığımızda, demek ki çok da enterasan işler yapmamışız ve asıl lig bundan sonra başlıyor. Ancak takım ve taraftarın kimyası açısından bakılacak olunursa, daha oturmuş bir sistem, teknik direktörün daha iyi kullanmaya başladığı bir kadro ve yükselen şampiyonluk inancı eldeki artılar şu an. Tek eksi ise her zamanki gibi dağılmaya müsait yapımız. Ligin bitmesine 20 hafta varken 4-5 puan geriye düştüğümüzde biz yarıştan kopmuş ilan edilmişken, şu an ligin son on haftasına girerken zirveden 5'er puan gerideki Galatasaray ve Fenerbahçe'nin hala çok iddialı olmaları gerçekten bize ders olmalı.
Maça gelirsek, Sivasspor maçı öncesinde Beşiktaş'ta Gökhan Zan sakat. Bu sefer çok gündem olmadı "cam adam" olması ancak yine de forma girdiği bir dönemde sakatlanması büyük talihsizlik. Diğer sakat isimler ise kaptan Delgado ve İbrahim Toraman. Delgado ne yazık ki İtalya'dan geldiğinden beri tam düzelmiş izlenimi vermemekte, sakat sakat oynadığı çok belli, öte yandan zaten İbrahim Toraman'ın sakatlığı da sezon sonu ameliyat olana dek kadar sürecek, şu an büyük bir fedekarlıkla oynuyor, haftaiçi sadece düz koşularla yetinip, haftasonları da maçlarda canını dişine takıyor. Bu iki isimden Delgado'nun oynayabileceği, Toraman'ın ise hala soru işareti olduğu söyleniyor. Eğer Toraman oynamazsa, büyük ihtimalle defansın göbeği Çek'lerden oluşacak. Zapo'nun da kadroya girmesiyle, yine büyük ihtimalle sakatlığı tam geçmeyen, Sivas'taki zeminde zorlanması muhtemel Delgado yabancı kısıtlaması yüzünden maçı kenarda izleyebilir doğru bir kararla. Hele bir de şu uçak olayından sonra, beti benzi atmıştır bizim Kızılderili kaptanın.
Bu maçla kadroya girmesi beklenen bir diğer isim ise, yeni damatlarımızdan Filip Holosko. Holoskoyla beraber, ileriden geriye doğru bu sert zemin için Nobre-Holosko, Ernst-Cisse, Zapo-Sivok gibi ikililerle sert bir takım yaratmamız mümkün. Fakat eğer herşey bu düşünce çizgisinde ilerlerse, o zaman Delgado'nun yerinde kimin oynayacağı kafa karıştırıyor. Böyle bir maçta Uğur İnceman ya da Serdar Kurtuluş'a şans verilir mi? yoksa sırf istikrarı bozmamak için yarı sakat Delgado ve Toraman'a bu zeminde kumar oynatılır mı? ya da maça Yusuf'la mı başlanır hep soru işareti. Bana en mantıklı çözüm şu an için Uğur İnceman şık'ı geliyor.
Sivasspor karşısında orta sahanın ne kadar pas yaptığı önemli değil aslında. Bu maç, o tip maçlardan değil. Antreman sonrası sohbetlerinden birinde Mustafa Denizli "Sivasspor orta sahada çok iyi pas yapan bir takım" açıklamasını yapmış güya, ne kadar doğru bilmiyorum ancak bildiğim birşey varsa Sivasspor'un buraya gelmesindeki en büyük etken orta sahada çok pas yapması değil, orta sahayı hızlı paslarla ya da uzun toplarla geçmesi. Zaten o sahada ne kadar çok pas yapılabilir, o da ayrı konu. Karşıdaki takımın orta sahası onlar için pek önem teşkil etmiyor, taktikleri ilerideki ve gerideki iki küme ve arkadaki kümenin öndeki kümeye olabildiğince hızlı servis yapması üzerine kurulu. Beşiktaş orta sahasının yarınki temel görevi de bu hızlı servise mani olup, tek pasta Sivasspor forvetlerini, Beşiktaş defansı ile karşı karşıya bırakmamak ve ileride baskı yaptığımız dakikalarda ribaundları toplayıp atakları tazelemek.
Maça gelirsek, Sivasspor maçı öncesinde Beşiktaş'ta Gökhan Zan sakat. Bu sefer çok gündem olmadı "cam adam" olması ancak yine de forma girdiği bir dönemde sakatlanması büyük talihsizlik. Diğer sakat isimler ise kaptan Delgado ve İbrahim Toraman. Delgado ne yazık ki İtalya'dan geldiğinden beri tam düzelmiş izlenimi vermemekte, sakat sakat oynadığı çok belli, öte yandan zaten İbrahim Toraman'ın sakatlığı da sezon sonu ameliyat olana dek kadar sürecek, şu an büyük bir fedekarlıkla oynuyor, haftaiçi sadece düz koşularla yetinip, haftasonları da maçlarda canını dişine takıyor. Bu iki isimden Delgado'nun oynayabileceği, Toraman'ın ise hala soru işareti olduğu söyleniyor. Eğer Toraman oynamazsa, büyük ihtimalle defansın göbeği Çek'lerden oluşacak. Zapo'nun da kadroya girmesiyle, yine büyük ihtimalle sakatlığı tam geçmeyen, Sivas'taki zeminde zorlanması muhtemel Delgado yabancı kısıtlaması yüzünden maçı kenarda izleyebilir doğru bir kararla. Hele bir de şu uçak olayından sonra, beti benzi atmıştır bizim Kızılderili kaptanın.
Bu maçla kadroya girmesi beklenen bir diğer isim ise, yeni damatlarımızdan Filip Holosko. Holoskoyla beraber, ileriden geriye doğru bu sert zemin için Nobre-Holosko, Ernst-Cisse, Zapo-Sivok gibi ikililerle sert bir takım yaratmamız mümkün. Fakat eğer herşey bu düşünce çizgisinde ilerlerse, o zaman Delgado'nun yerinde kimin oynayacağı kafa karıştırıyor. Böyle bir maçta Uğur İnceman ya da Serdar Kurtuluş'a şans verilir mi? yoksa sırf istikrarı bozmamak için yarı sakat Delgado ve Toraman'a bu zeminde kumar oynatılır mı? ya da maça Yusuf'la mı başlanır hep soru işareti. Bana en mantıklı çözüm şu an için Uğur İnceman şık'ı geliyor.
Sivasspor karşısında orta sahanın ne kadar pas yaptığı önemli değil aslında. Bu maç, o tip maçlardan değil. Antreman sonrası sohbetlerinden birinde Mustafa Denizli "Sivasspor orta sahada çok iyi pas yapan bir takım" açıklamasını yapmış güya, ne kadar doğru bilmiyorum ancak bildiğim birşey varsa Sivasspor'un buraya gelmesindeki en büyük etken orta sahada çok pas yapması değil, orta sahayı hızlı paslarla ya da uzun toplarla geçmesi. Zaten o sahada ne kadar çok pas yapılabilir, o da ayrı konu. Karşıdaki takımın orta sahası onlar için pek önem teşkil etmiyor, taktikleri ilerideki ve gerideki iki küme ve arkadaki kümenin öndeki kümeye olabildiğince hızlı servis yapması üzerine kurulu. Beşiktaş orta sahasının yarınki temel görevi de bu hızlı servise mani olup, tek pasta Sivasspor forvetlerini, Beşiktaş defansı ile karşı karşıya bırakmamak ve ileride baskı yaptığımız dakikalarda ribaundları toplayıp atakları tazelemek.
İki takımın form durumuna bakarsak, Beşiktaş'ın kazanmasının normal olduğu bir karşılaşma. Ama bunun normal olması biraz anormal işte. Sözkonusu olan favori takım Beşiktaş olunca, biraz şüpheyle yaklaşıyorum. Hele üst üste 5. maçı kazanmak, hem de zorluk derecesi yüksek bir deplasmanda kafa karıştırıyor. Forumları takip edince Beşiktaş taraftarlarının da çok rahat olduğunu görünce hele, hepten korktum. ( Forumlarda tek konuşulan konu Bülent Uygun'un sözlerini yedirmek.) Bu kadar rahatlığa izin vermeyen bir takımımız olmasındandır tüm korkum, şampiyon olsalar bile son haftaya kadar bizi süründürceklerinden eminim.
Umarım büyük maçlardaki oyunumuzu bu sefer skora dönüştürür, sakatsız-belasız Sivas'tan döneriz.
16 Mart 2009 Pazartesi
Uzat Alnını Uzat
Güzide yurdumda en çok tartışılan topçuların başını çekmekte İbrahim Toraman'ımız nam-ı diğer mr. terlik:) Transfer olduğu dönemden beri balondur, şişirilmiş topçunun önde gidenidir, Antep'in kazığı bu muhabbetleri eşliğinde hep İbrahim'den sahip olduğu potansiyeli sahaya koymasını bekledik ancak ne yazık ki geçen sezonun ikinci devresine kadar çok verimli bir performans göremedik bu karaoğlandan.
Geçen sezonun ikinci yarısıyla beraber, Cisse'nin sakatlığı ile ön libero oynamak zorunda kaldığı maçlar dahil fena sayılmayacak bir performans ortaya koydu bence Toraman. Ancak asıl büyük patlamayı bu sezon izliyoruz kendisinden. Sezon başında yaşadığı kaptanlık krizi ve klüple yollarının ayrılacak aşamaya kadar gelmesi belli ki yaradı bu adama. Hangi formayı giydiğini, ne değerli bir camiada olduğunu hatırladı belki, belki de İbrahim Akın aradı bir öğlen dedi ki kıymetini bilin abi o formanın, kaybettikten sonra ne kadar dağa taşa vursan kafayı faydası yok.
Öyle ya da böyle bu sezon her maçı İnönü'de canlı izlemiş biri olarak gayet net söyleyebilirim ki kariyerinin en iyi sezonunu geçiriyor ibo. Gayet çabuk, gayet sağlam, gayet güvenilir, geride sert, ortada sağlam, hücumda destekçi.
Şu anda Servet Çetin ile birlikte ülkenin en iyi yerli stoperi kişisel fikrim. Milli takım problemini de eskisi kadar kafaya takmıyor bence, kendini sonuna kadar savundu ve bence gayet yürekli hareket etti. Şu milli takımda bu Toraman stoper oynamayacaksa zaten, Fatih hocanın elinde Rio Ferdinand veya John Terry vardır ve biz görmüyoruzdur.
Neyse o böyle oynasın da varsın sadece bu forma için oynasın.
Etiketler:İbrahim Toraman,Raul Gonzalez | 5
Yorum
23 Şubat 2009 Pazartesi
İbrahim Toraman
Bayram değil seyran değil nerden çıktı şimdi İbrahim Toraman demeyin a dostlar. Toraman öyle görmezden gelinecek, hafife alınacak bir stoper değildir. Her futbolcu gibi ilgiye, alakaya ihtiyacı vardır. Pohpohlanmak ister… Hey gidi hey, onun gelişini okulun kantininde öğrenmiştim. Bir cep telefonu mesajı ve o da ne, Toramanı Fenerbahçe’nin elinden kapmış Beşiktaş. Sırf şu “rakibin elinden kapmak” için yapılmış bir transfer olsa da, başarılı bir transferdi. Yıldırım Demirörenin gelişine ne kadar üzüldüysem, naçizane Fikret Orman kazansın istiyordum Altınsay’dan ötürü, Toraman’ın gelişine de öyle sevinmiştim.
Peki kimdir efendim İbrahim Toraman. Fiziği düzgündür, bir kere. Yerden hamleli bir fidbolcumuzdur. Hava toplarında da etkilidir. Hem hızlıdır, hem de çabuktur. Gözü de karadır aynı zamanda. Kazma diye tabir edilecek cinsten bir stoper değildir, ayakları düzgündür. İleri çıktı mı sırıtmaz. Terlik konusunda da hiç sırıtmaz, çok sinirlenir. Boş zamanlarında da kitap okumayı ve kornerlerden gol atmayı sever. İlk zamanlarında, o meşhur Beşiktaş orta sahasındaki boşluktan ötürü Del Bosque onu ön liberoda denemişti, elinden geleni yaptı, ama elinden çok da bir şey gelmemişti hani. Sonra stopere geçtiğinde de partneri önce Çağdaş Atan, Pöti Çağdaş da diyebiliriz, sonra da Gökhan Zan Altında olduğundan, gelişimi bir türlü yeteneği oranında olmadı. Şimdi o bize geldiği zamanki yetenekleriyle, yine stoper, sağ bek, ön libero oynamakta ama o kadar. Şu zamana kadar yanına bir büyük futbol tecrübesi ve zekası gelseydi, bambaşka biri olabilirdi. Ya da kendisi başka bir ülkeye gitse…
Bu adamın tek eksiği, diğer türk arkadaşlarında olduğu gibi, futbol zekası. Nerde duracağını ya da nerde topa müdahale etmesi gerektiğini bilemiyor zaman zaman ya işte buna kahroluyorum a dostlar, derdim başka bir şey değil. Böyle bir yetenek, Nesta olabilecekken, Beşiktaş’ta bile tartışılan bir isim oluyor, nasıl oluyor? Nasıl oluyor da bu topraklardan çıkan önemli futbolcular sadece salt yetenekleriyle sahada dururken, oyunun taktiksel yönüne pozitif bir katkıda bulunamıyorlar. Ya da nedir İtalya’nın en abidik gubidik takımına giden savunmacıların yeteneksiz dahi olsalar altı ayda bambaşka bir futbolcuya dönmelerinin nedeni? Alın işte Zapo ya da Stejipan Tomas. Tek tek Toramanla karşılaştırsak, yerden müdahale, hız, çabukluk, hava topları, teknik gibi özelliklerde belki hiçbirinde önde olamayacaklar ama totalde daha yararlı gözüküyorlar. Hiçbir şeyleri yoksa soğukkanlılıkları ve kolay etkilenmeyen psikolojileri ile fark yaratıyorlar. Bizimkilerin de bir morali bozulsa, toparlanana kadar takım kevgir oluyor.
Konuyu bağlayamadım, bari bir haberle bitireyim. İbrahim Toraman sakatlanmış, İstanbul B.B.maçına yetişmesi zormuş. Oldu mu İbrahim? İtalya’ya gitsen sakatlanmazdın işte..
Etiketler:Beautiful Freak,İbrahim Toraman | 17
Yorum
17 Temmuz 2008 Perşembe
İdealize Etmenin Dayanılmaz Hafifliği
"Negative comment" aslında Beşiktaş taraftarının genel tavrıdır. Taraftar takımını eleştirerek taraftarlığını geçerli kılar. Çünkü başka türlü birşeydir Beşiktaş taraftarının istediği. Hayalini kurduğu imkansız bir Beşiktaş vardır kafasında. Sahada 11 Metin Tekin düşler,doğuştan Beşiktaşlı, hem yetenekli, hem efendi, hem de hazır cevap. Bu 11 Metin Tekin, hiç haksız penaltıdan, ofsayttan gol atmaz. Hakem yanlışlıkla lehine karar verirse, aman hocam der. Kendisine haksızlıklar yapılırsa, sineye çeker, mücadelesini yapar ve sonunda da şampiyon olur. Eskaza sahadışında bir yanlışı olursa, derhal kulüpten uzaklaştırılır. Şampiyonluk kutlamasını rakiplerini incitmeden, sessiz sedasız yapar. Bu ve bundan daha ulvi bir Beşiktaş imgesine karşın günün kirlenmişliğindeki Beşiktaşı gören taraftar ister istemez bozulur. Rakipler için ise hava hoştur, zira Beşiktaş taraftarının bu kabulü üzerinden yaparlar eleştirilerini.
İşte bu dengesizlik Beşiktaşta yaman bir çelişki ve büyük bir huzursuzluk yaratıyor. Kuşkusuz o idealize edilmiş değerlere bir zamanlar çok yaklaşmış olan bu camia kendisini farklı bir yerde konumlandırmakta haklıdır. Ancak yine de komik geliyor bana, eski Beşiktaş'ı ya da rakip takımların futbolcularını düşündüğümde şu an yaşananlar. Çok uzağa gitmeye gerek yok, bu takımın teknik direktörü Ertuğrul Sağlam Fahri'den çok farklı bir şekilde ayrılmadı kulübünden. Hadi o uzak, daha yakına gelelim, Koray Avcı'nın nasıl gönderildiği ortada.. Ya da daha çok zaman geçmedi, rakip takımların futbolcularının saha içinde ya da antremanda kendi aralarında yaptıkları kavganın üzerinden.. Herneyse; konu mevcut durumu normalleştirmek değil. Konu; Beşiktaş taraftarının hayalindeki Beşiktaşın mevcut durumu daha karmaşıklaştırarak, içinden çıkılmaz hale getirmesi sadece.
İşte bu dengesizlik Beşiktaşta yaman bir çelişki ve büyük bir huzursuzluk yaratıyor. Kuşkusuz o idealize edilmiş değerlere bir zamanlar çok yaklaşmış olan bu camia kendisini farklı bir yerde konumlandırmakta haklıdır. Ancak yine de komik geliyor bana, eski Beşiktaş'ı ya da rakip takımların futbolcularını düşündüğümde şu an yaşananlar. Çok uzağa gitmeye gerek yok, bu takımın teknik direktörü Ertuğrul Sağlam Fahri'den çok farklı bir şekilde ayrılmadı kulübünden. Hadi o uzak, daha yakına gelelim, Koray Avcı'nın nasıl gönderildiği ortada.. Ya da daha çok zaman geçmedi, rakip takımların futbolcularının saha içinde ya da antremanda kendi aralarında yaptıkları kavganın üzerinden.. Herneyse; konu mevcut durumu normalleştirmek değil. Konu; Beşiktaş taraftarının hayalindeki Beşiktaşın mevcut durumu daha karmaşıklaştırarak, içinden çıkılmaz hale getirmesi sadece.
Etiketler:Fahri Tatan,İbrahim Toraman,İbrahim Üzülmez | 0
Yorum
Kaydol:
Kayıtlar
(Atom)
Ara
-
DERBİ POZİSYON ANALİZLERİ - 1- 0:24 saniye! Gatasaray'ın ilk etkili atağı. Burada en büyük hata *Jailson'un partneri Serdar Aziz'e gereksiz yakınlığı oldu.* Seri burada muhteşem bi...6 yıl önce
-
Feda, Sefa, Farklı Olsun bu Defa - Beşiktaş'ın son dönemini iki ana çizgi olarak ikiye ayırmak mümkün. 1- Yıldırım Demirören dönemi 2- Fikret Orman dönemi. Ben Yıldırım Demirören dönemini te...6 yıl önce
-
Bir Sağ Bek, Üç Mevki: Aaron Wan-Bissaka - Premier Lig geçtiğimiz hafta başladı. Hem takım hem de oyuncu bazında her sezon yeni bir hikaye demek. Galiba geçtiğimiz sezon hiç de fena bir görüntü verm...7 yıl önce
-
Duhuliye - Duhuliye'den 5 ay önce haberim oldu. O da bu fotoğraf sayesinde. Bunca zamandır nasıl hiç duymamışım derken, etrafımdaki çoğu Beşiktaşlının da bilmediğ...9 yıl önce
-
Euroleague bwin Mart 2015 MVP Nemanja Bjelica Röportajı - Fenerbahçe Ülker dokuz maçlık bir galibiyet serisi yakalamış durumda ve 2008-2009 sezonundan bu yana ilk kez Euroleague 'playoff'larına katılma hakkını ...11 yıl önce
-
Önce krampon, sonra performans - Her çocuk gibi sokaklarda başlayan futbol maceramız, bazı çocukların yaptığı gibi benim de toprak sahada devam etmişti. Sonrası okul, iş, hayat mücadele...11 yıl önce
-
NBA: Bir Ayın Ardından... (Part 1) - Her ne kadar başlığımızda bir aylık zaman dilimini ele aldıysak gerek tembellik, gerek iş güç yüzünden yazının paylaşılması, gerekli güncellemeler yapıldı...11 yıl önce
-
Manchester United - Burnley maçı - Manchester'ın ligin yeni takımı Burnley deplasmanında galibiyet alması bekleniyordu ama yine olmadı. Geride kalan 3 haftada takım henüz galibiyet görem...11 yıl önce
-
Bu Sefer Bahanem Var - Yine ihmal ettim blogu ama bu sefer sağlam bahanem var. Son 9 senedeki ikinci kıtalar arası taşınma olayına kalkıştım. Bilenler bilir, son 9 senedir Avu...12 yıl önce
-
Babylon Dergisi Röportajı - http://www.aliece.com/2013/11/babylon-dergi-ali-ece-roportaji/#more-189512 yıl önce
-
Arsenal Kendine İnanıyor - Arsene Wenger'in sözleriyle, *"İyi bir rakibe karşı alınmış tatmin edici galibiyet." *Arsenal hafta sonu Liverpool'u oyun dışı bırakarak, bölüm bölüm saha...12 yıl önce
-
Hiç Unutmadığım... - 17 sene önce bugün tek bir imzanın milyonlarca insanı bu kadar etkileyebileceğini tahmin edemezsiniz. O adam hakkında bir sürü yazı yazdım, hala okuyan ...13 yıl önce
-
-
