.

.

.
Ekşi Beşiktaş. Blogger tarafından desteklenmektedir.

Fatih Terim etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Fatih Terim etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
5 Mayıs 2011 Perşembe

Şartlı İstifa

Geçen sene Haziran ayında, Beşiktaş taraftarı ciddi anlamda ikiye bölünmüş gibiydi. O zamanlarda, neden  Beşiktaşlı olduğumu, neden Beşiktaş'ı sevdiğimi anlatan Kimlik başlıklı şu yazıyı kaleme almıştım. O yazıyı okumadan, bu yazıyı neden yazdığımı anlayamazsınız. O yüzden lütfen okuyun.

Mevzuya geri dönersek: Artık Beşiktaş'ın yarı-resmi haber sitesi gibi çalışmaya başlayan Haber 1903, zaten aklımızda olan bir olasılığı taşımış gündemine. O da Fatih Terim'in Beşiktaş'ı çalıştıracak olması. Yeni bir söylenti değil bu, 1.5 senedir bir şekilde dile geliyordu zaten.

Ben şimdiden söylüyorum, çünkü sonra gündeme gelen bir şeyi eleştirince "Hep olumsuzsunuz, hep muhalefet olmaya çalışıyorsunuz" deniyor. Benim Beşiktaş'tan beklediklerim, o Kimlik yazısında açıkça anlatılmıştır. Onlara uyan iş yapıldığında yönetimi övdüm, uymayan iş yapılınca yönetimi yerdim. O konuda da hemfikir olmalıyız, olmayan arşive baksın.

Heh, şimdi söylüyorum: Fatih Terim'i Beşiktaş'ın başında gördüğüm dakika, ben eski "pasif" Beşiktaşlı olduğum zamana geri dönerim. Fatih Terim, politik olsun, insana dair olsun tüm düşündüklerimin tersi yönde, bir eksene otursak apayrı uçlarda olacağımız bir adamdır. Motivasyonmuş, basınla ilişkisi iyiymiş, geçiniz. Demirel de bu halkın içindendi, Demirel'in de basınla ilişkisi iyiydi, Demirel de başarılıydı. Zaten Demirel de Ağar ile kankaydı.

O yüzden şimdiden söylüyorum: Ben, önce shelbyl'im, sonra Beşiktaşlıyım. Birey olarak haz etmediğim çok şeyi üzerinde toplamış Terim gibi bir ismi Beşiktaş'ın başında gördüğüm an susarım ve de konuşmam. Zaten gidişatımız konusunda umutlu değildim, o an son çivi çakılmış olur benim için.

Beşiktaş'ı her şeyden öne koyanlar, "başarı tabii ki şart" diyenler, benim Beşiktaşlılığımı beğenmeyenler olacaktır. Saygı duyarım. Hatta yeri gelir "Keşke ben de sizin gibi olsam" derim.

Ama ben şimdiden söyleyeyim de, sonradan tatava olmasın.

Fatih Terim'i Beşiktaş'ta istemiyorum, düşüncesi bile korkunç. Çok açık, çok net söylüyorum.
21 Haziran 2010 Pazartesi

Mesut Özil ve diğerleri

2010 Dünya Kupası'nda Türk futbolseverlerin birçoğunu Türkiye'nin bu turnuvada yer almaması ne kadar üzdüyse elden kaçan Mesut Özil de bir o kadar etkilemiştir büyük ihtimal. Almanya'nın ilk grup maçında ortaya koyduğu hünerli futbol, özgüvene sahip liderlik göz kamaştırıcıydı. Bugün için yıldız futbolcumuz Arda bile hem kendi takımında hem de milli takımda o liderlik vasfını tam anlamıyla yürütemiyorken, Emre Belözoğlu en başta hırçın karakteriyle kendisini heba ederken, Hamit Altıntop'un Türk ortamından uzak kalmasından dolayı abiler-kardeşler ayrımıyla bu payeye uygun görülmemesinden dolayı milli takımda her daim eksikliğini duyduğumuz adam şimdilerde borusunu Almanya'da öttürüyor. Turnuva sonrası Avrupa büyükleri tarafından çekiştirilmesi de an meselesi... Geçtiğimiz günlerde Erman Toroğlu köşesinde Mesut Özil'i yazdı, yazarken de skandal bir olayı ortaya çıkardı. Ne garip, Güney Afrika'daki hava sıcaklığını bile saat başı raporlayan anlı şanlı spor medyası Erman Toroğlu'nun sözüm ona Fatih Terim'e destek vermek için yazdığı yazıda kırdığı potu görmedi, göremedi... Toroğlu, iddiasına göre Mesut Özil ve ailesi ile Fatih Terim'in ricası üzerine görüşmüş. Yazısından aynen aktarıyorum: "...Tam bu sıralar bir gün beni Fatih Hoca aradı; “Erman” dedi ve ekledi: “Bu Mesut Özil konusunda n’olursun bize yardımcı ol. Çünkü konu Türk Milli Takımı. Mesut Özil’e ihtiyacımız var ve onu Milli Takım’da görmek istiyorum. Sen Mesut ve babasıyla görüşüyormuşsun. Aracı olursan çok sevinirim.” Ben de haliyle “Seve seve” diye cevap verdim ve Mesut’un babasını bir kez daha aradım..." Burada Erman Toroğlu'nun Mesut Özil'e olan yakınlığı nedir diye soracak olursanız, bu milli takım olayı belirlenmeden önce Hürriyet Erman Toroğlu'nu Almanya'ya göndermiş. Toroğlu da bu gezisinde gurbetçi oyuncularla ve aileleriyle görüşmüş. Yani işin özü, Erman Toroğlu'nun Özil ailesiyle herhangi organik bir bağı bulunmuyor. Aile büyüğü değil, Mesut'un teyzesini araba kazasından kurtarmamış, Özil ailesinin mortgage taksidini ödememiş. Tek yaptığı şey, bir elin parmağını geçmeyecek sayıda Özil ailesiyle yüz yüze ve telefonla görüşmek. Hem de bir futbol adamı olarak değil, gazeteci vasfıyla yapılan görüşmeler. Şimdi bir anlığına düşünmenizi istiyorum. Daha 16 yaşındayken ortalığı kasıp kavuran, futboluyla parmak ısırtan bir Mesut Özil var karşınızda. Almanya Federasyonu sırf bu çocuk için özel ekip oluşturmuş, her anı izleniyor ve takip ediliyor. Fakat sizin görünmez bir avantajınız var. Bu çocuk göçmen bir ailenin dişiyle, tırnağıyla büyüttüğü bir Türk çocuğu. Her ne kadar Alman kültürüyle büyümüş olursa olsun, içinde bir yerde bu ülkenin ezgisi, kokusu, tadı var. Hal böyleyken ne yaparsınız? Koskoca milli takımlar teknik direktörü, çok büyük ihtiyaç duyduğu bir mevkinin parlayan yıldızına sırf bitmek tükenmek bilmeyen egosu yüzünden adeta artistik yapıyor. Görüşmek için araya Erman Toroğlu'nu koyuyor. Böyle bir rezalet, böyle bir kepazelik olur mu? Fatih Terim'e milli takımlar teknik direktörlüğü görevi verildiğinde sadece senenin 20-25 günü faal olarak çalıştığı bir ortamda, ondan devre aralarında futbolculara ara gazı vermesi istenmiyordu. Yurt dışında oynadıkları kulüplerde yedek kulübelerinde çürüyen futbolcularla, tribüne dönüp eliyle hareket çekse de kaptan kalan futbolcularla gidilemeyen bir dünya kupası arefesinde asıl konuşulması gereken bu takıma ve genç milli takıma ekibi kaç futbolcu kazandırmıştır? Bu futbolcuları takıma kazandırmak için neler yapılmıştır veya yapılmamıştır? Mesut Özil ve ailesine Erman Toroğlu denen adamı rica minnet gönderen bu büyük kibir dağı yüzünden biz bu Dünya Kupası'ndan mahrum kaldık. Daha da kötüsü çok yetenekli bir Türk çocuğunu onun yüzünden Almanya formasıyla izleme işkencesine tabi tutuluyoruz. Fatih Terim Mesut Özil ve diğerlerini niye elden kaçırdığımızın hesabını verebilse, mantıklı açıklamalar getirebilse kimsenin Dünya Kupası'nı sorgulayacak hali kalmayacaktır, emin olun...
20 Mayıs 2009 Çarşamba

Toraman ve Kupa Töreni

Fener'i yenmiş kupayı almışız, atılan her golden sonra kendi şahsım adına evde brutal vokalin en nadide örneklerini sunmuşum, (John Tardy ömrün uzun olsun) ohh deyip kupa törenin tadını çıkartayım dedim ve ayaklarımı uzattım başladım izlemeye... Maçı Lig Tv'den izleyenler bilir, maçı Fatih Terim yorumladı. Yorumları hakkında bir şeyler demeye gerek yok zaten, kendisini az çok tanıyoruz ama esas bomba kupa töreni sırasında geldi. Herkes ödülünü almaya gelirken sonradan öğrendiğimize göre Toraman sakatlığı nedeniyle törene katılamadı. İşte bu arada Terim, Melih Şendil'e şunları söyler "İbrahim Toraman'ı göremedim, yok galiba!" Ben de evden cevabı yapıştırırım; "Hocam sen zaten Toraman'ı ne zaman gördün ki?"

21 Nisan 2009 Salı

İki Resim Arasındaki 7 Fark

Fatih Terim ve Mustafa Denizli. Türk futbol tarihinin şu ana dek en başarılı iki teknik direktörü. Hatta aralarında ilginç bir rekabet de vardır ki, Fatih Terim Türkiye'yi ilk defa Avrupa Şampiyonasına götürmüş, akabinde Mustafa Denizli Türkiye'yi Avrupa Şampiyonasında ilk defa çeyrek finale çıkarmış, en sonunda da Fatih Terim Türkiye'yi Avrupa Şampiyonasında ilk defa yarı finale çıkarmıştır. Bu hesaba göre, bir sonraki turnuvada Denizli finali, ondan sonraki turnuvada da Terim kupayı Türkiye'ye getirmelidir de konumuz o değil. Konumuz iki teknik direktörü V.Ö. misali karşılaştırmak. Bakalım iki kurt hocanın arasındaki 7 farka:

1)

Mustafa Denizli kızları meşhur İzmir'de doğmuştur,

Fatih Terim, adliyesi meşhur Adana'da doğmuştur.

2)

Mustafa Denizli gecelerin adamıdır,

Fatih Terim evinin adamıdır.

3)

Mustafa Denizli gönül adamıdır, sevdi mi gönülden sever, sildi mi gönülden siler,

Fatih Terim ciğer adamıdır, sevdi mi can ciğer kuzu sarması olur, sildi mi ciğeri söker.

4)

Mustafa Denizli güler,

Fatih Terim kaş çatar.

5)

Mustafa Denizli'nin kısa bir Almanya macerası olmuştur,

Fatih Terim'in kısa bir İtalya macerası olmuştur,

6)

Mustafa Denizli amigodan uçan kafa yemiştir,

Fatih Terim başkandan tekme yemiştir.

7)

Mustafa Denizli hep Beşiktaş'lı olduğunu iddia eder,

Fatih Terim'in hep Beşiktaş'lı olduğu iddia edilir.

Ara