Mustafa Denizli etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Mustafa Denizli etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
23 Eylül 2021 Perşembe
STSL 07 Altay - Beşiktaş
Tarih: 24 Eylül 2021 Cuma 20.00
Stadyum: Bornova Aziz Kocaoğlu Stadyumu
Hakem Hakkında Bilgi: Fırat Aydınus (Bjk Karnesi 23G 13B 14M)
Eksik Oyuncular: Alex Teixeira, Domagoj Vida, Kevin N'koudou, Mitchy Batshuayi, Welinton, Necip Uysal, Mehmet Topal, Rachid Ghezzal / Andre Poko, Cesar Pinares, Martin Rodrigues, Ahmed Yasser
Cezalı Oyuncular: Valentin Rosier / Khaly Thiam
Not : Sakatlık ve Cezalı Bilgileri Transfermarkt'tan alınmaktadır.
Etiketler:Altay,Mustafa Denizli,STSL 2021 | 96
Yorum
13 Haziran 2012 Çarşamba
Mustafa Denizli ve Yeni (Eski) Yol
Not: Ben bu yazıyı yazarken "anlaşıldı" haberi "en güçlü adaylardan biri" haline dönüşmüş NTVSpor'da. Yazıyı noktaladıktan sonra tonunu ona göre değiştirmek zor geldi, ona göre okuyun.
Hoca Faktörü yazısında, Ergin Ataman'ın elinde basketbol şubesinin nasıl başarıya ulaştığını irdelemeye çalışmış, oradan futbol şubesinin nasıl bir yol çizeceğine dair bir iki tahmin/çıkarımda bulunmuştum. Özetle, bir yol pragmatikti; ele ne malzeme gelirse onu değerlendirecek, bütçe, oyuncu kalitesi konusunda beklentisi yüksek olmayacak, kısıtlı ortamda işler başarabilecek bir teknik adam. İkinci yol ise idealistti; gelirlere göre ayağını uzatan, özkaynağa önem veren, bir ekol belirleyip o doğrultuda 3-5 yıl çalışacak bir teknik adam. Bunların haricinde bir de hem başarıya ulaşmak için bütçeye ihtiyaç duyan, hem de CV'sinde uzun vadeli bir başarı yazmayan hocalar vardı ki o zamanlar Beşiktaş'ın adının anıldığı Zico bunlardan biriydi, ve bunun bir hata olacağını belirtmiştim.
Yakın zamanda ikinci yolu benimsediğini tahmin edebileceğimiz İbrahim Altınsay'ın istifası beni endişelendirmişti, zira sonrasında çıkan Eriksson söylentisi yönetimin en atmaması gereken adımı atacağını, o saçma üçüncü yola meylettiğini gösteriyordu. Bunun üzerine Mustafa Denizli haberleri çıkımca "neyse buna da şükür" dedim içimden.
Başta dediğim gibi, ben yönetimin iyi ya da kötü ucunda ışık olan bir yola girmesini tercih ediyorum, yeter ki ısrarlı olunsun. Mustafa Denizli ile uzun vadeli plan yapmayacağınız bellidir. Denizli'nin eline bir kadro verir, o kadroda bir şeyler yapmasnı beklersiniz çünkü kendisi bu ligin içini dışını ezberlemiş bir adamdır. Denizli iyi bir "oyuncu yöneticisi"dir, onun başında olduğu takımın havası olumlu olacaktır. Kulübün yerel imajı, işlerin sakinlemesi, medyanın mokurdanmaması ve yönetimin kafa dinlemesi için iyi bir tercih Mustafa Denizli.
Tabii bu tercihin anlattığı başka bir şey de var: Yönetim ilk günlerdeki "idealist" tvrından uzaklaşıyor. Fikret Orman, iki yıl sonra kongre gündeme geldiğinde üzerine gelinmemesi için kulübün rotasını daha önceden denenmiş ve az çok başarılı olmuş bi yola çeviriyor. "Milne yılları" riskini almıyor/alamıyor, tam sıfırı gördüğümüz anda her zaman bulunmayacak bir yapılanma fırsatı kaçıyor.
İleride "ya o zaman kökten girişecekti" mi deriz, yoksa "iyi idare ettiler o zamanı valla" mı, orasını sadece zaman göserecek. Kulübün futbol şubesinin yolu aşağı yukarı belli ama artık.
Hoca Faktörü yazısında, Ergin Ataman'ın elinde basketbol şubesinin nasıl başarıya ulaştığını irdelemeye çalışmış, oradan futbol şubesinin nasıl bir yol çizeceğine dair bir iki tahmin/çıkarımda bulunmuştum. Özetle, bir yol pragmatikti; ele ne malzeme gelirse onu değerlendirecek, bütçe, oyuncu kalitesi konusunda beklentisi yüksek olmayacak, kısıtlı ortamda işler başarabilecek bir teknik adam. İkinci yol ise idealistti; gelirlere göre ayağını uzatan, özkaynağa önem veren, bir ekol belirleyip o doğrultuda 3-5 yıl çalışacak bir teknik adam. Bunların haricinde bir de hem başarıya ulaşmak için bütçeye ihtiyaç duyan, hem de CV'sinde uzun vadeli bir başarı yazmayan hocalar vardı ki o zamanlar Beşiktaş'ın adının anıldığı Zico bunlardan biriydi, ve bunun bir hata olacağını belirtmiştim.
Yakın zamanda ikinci yolu benimsediğini tahmin edebileceğimiz İbrahim Altınsay'ın istifası beni endişelendirmişti, zira sonrasında çıkan Eriksson söylentisi yönetimin en atmaması gereken adımı atacağını, o saçma üçüncü yola meylettiğini gösteriyordu. Bunun üzerine Mustafa Denizli haberleri çıkımca "neyse buna da şükür" dedim içimden.
Başta dediğim gibi, ben yönetimin iyi ya da kötü ucunda ışık olan bir yola girmesini tercih ediyorum, yeter ki ısrarlı olunsun. Mustafa Denizli ile uzun vadeli plan yapmayacağınız bellidir. Denizli'nin eline bir kadro verir, o kadroda bir şeyler yapmasnı beklersiniz çünkü kendisi bu ligin içini dışını ezberlemiş bir adamdır. Denizli iyi bir "oyuncu yöneticisi"dir, onun başında olduğu takımın havası olumlu olacaktır. Kulübün yerel imajı, işlerin sakinlemesi, medyanın mokurdanmaması ve yönetimin kafa dinlemesi için iyi bir tercih Mustafa Denizli.
Tabii bu tercihin anlattığı başka bir şey de var: Yönetim ilk günlerdeki "idealist" tvrından uzaklaşıyor. Fikret Orman, iki yıl sonra kongre gündeme geldiğinde üzerine gelinmemesi için kulübün rotasını daha önceden denenmiş ve az çok başarılı olmuş bi yola çeviriyor. "Milne yılları" riskini almıyor/alamıyor, tam sıfırı gördüğümüz anda her zaman bulunmayacak bir yapılanma fırsatı kaçıyor.
İleride "ya o zaman kökten girişecekti" mi deriz, yoksa "iyi idare ettiler o zamanı valla" mı, orasını sadece zaman göserecek. Kulübün futbol şubesinin yolu aşağı yukarı belli ama artık.
Etiketler:Mustafa Denizli,semioticus,Shelbyl | 41
Yorum
25 Kasım 2010 Perşembe
Özet Geçtim Lan
Vatan Gazetesi'nin "İsmini vermeyen yöneticiler Schuster'in ağzına..." temalı bilimkurgusal haberi, aslında güzel bir resim yapmış da arada kaynamış.
Tigana ve Schuster'in aldığı sonuçlar neredeyse tamamen aynı. Schuster'in takımı 3 gol daha fazla atmış, onu da Guti ve Quaresma'ya yazın.
'07 ve '08 Beşiktaş'ı Tigana ve Schuster'inkinden 3 gol daha az yemiş 2 sene üst üste. Onları geride kurulan defansın kritik hataları telafi edilen Toraman'ından, fundamentali şaştığı için geri geri slalom yapmak zorunda kalmayan Üzülmez'inden çıkarın.
'09 Denizli'sinin yediği daha az 5 golü de Ferrari ve Finki çıkarmıştı zaten.
Beşiktaş'ın 5 yıllık teknik direktör felsefesi özeti bu puan tablosudur işte. Beşiktaş'ın Türkiye Ligi'nde akarı kokarı bu. 3-5 gol fark ediyor, o 3-5 gol 3-5 puan fark ettiriyor, o 3-5 puan da 2-3 sıra oynatıyor.
İşin bütün düğer yönlerini bırakıp dünyanın en yüzeysel adamı tadında takılacaksak, böyle takılalım.
4 Haziran 2010 Cuma
Elveda Büyük Mustafa
Etiketler:Mustafa Denizli | 58
Yorum
18 Mayıs 2010 Salı
Teşekkürler Metalist Kharkiv!
Bilenler bilir... Ertuğrul Sağlam'ın yeşil saha üzerindeki duruşuna, performansına ne kadar hayransam; sahanın kenarındaki performansı konusunda da o kadar olumsuzum... Sebebi üç değil, beş değil, bir tane... Bütün tribün Ertuğrul Sağlam'ın arkasında ve Sinan Engin'in karşısındayken, bizim ondan beklediğimiz hamleleri yapamaması, sezonlara Ertuğrul Sağlam futboluyla başlayan Beşiktaş'ın Sinan Engin sonrası pragmatik futbola dönüş yapması...
Metalist maçındaki tepkisizlik, kudretsizlik ise tamamen ayrı bir konu... O konuda kızmak/beğenmemek haddime değil, sadece eleştirebilirim...
Neticede, benim gözümde Ertuğrul Sağlam'ın Beşiktaş'taki değerlendirmesi Sinan Engin öncesi ve sonrası olarak ikiye ayrılıyor. Öncesindeki denemeleri, olumlu futboluyla bana umut verdiyse de; yönetim / Sinan Engin boyunduruğuna karşılık bir tavır geliştiremediğinden dolayı maalesef kendisini hayal kırıklığı ile anıyorum... Nitekim futbolda, özellikle de Türk Futbolunda elinizdeki "çocuklar"ı hakikatten güçlü bir karakterle yoğurmak zorundasınız... Bunu yapamadığınızı gördüklerinde, hem onları hem de kendinizi kaybediyorsunuz...
Metalist'e teşekkür buradan geliyor... Türk futbolu adına iki önemli yere geldik, Metalist Kharkiv sayesinde... Eğer şans biraz yanımızda olsa ve o ilk 30 dakikayı gol yemeden kapatsaydık, eleyebileceğimiz bir takımdı Kharkiv... Ancak o günün psikolojisi tamamen düşmüş takımına ve teknik kadrosuna öyle bir tekme attılar ki; neticesinde Mustafa Denizli'yle şampiyonluğa ulaşan bir serüvene girdik... İki kupa, çok keyifli deplasmanlar hep o sürecin devamında geldi...
Ancak Metalist faciasının 2008 sonunda karşımıza çıkan ikinci sonucu son derece olumsuzdu... Ertuğrul Sağlam'ı kaybetmiştik... Çakma Alpay'la takas edildiği ve havaalanında gözyaşlarına boğulduğu günden sonra içimde açılan ikinci Feyyaz çukurudur Ertuğrul Sağlam... O yüzden ayrı kıymetlidir... Rıza Çalımbay kadar, Metin Tekin kadar kıymetlidir futbolculuğu benim için... Akıl hastası bir adama katlandığımız dönemde, stoperde gıkını çıkarmadan oynamış bir golcüdür... Taksim'den duyulan direk sesinin kahramanıdır... PSG maçında Amokachi'ye yetişmek için dudaklarını kanatacak kadar ısıran, kendini zorlayan adamdır Ertuğrul Sağlam...
Gel gör ki, her işte bir hayır varmış meğer... Ertuğrul Sağlam'ı Beşiktaş'tan belki de sonsuza kadar koparan Metalist, Sağlam için çok daha önemli bir kapıyı açmış... Bugün Ertuğrul Sağlam hakkı henüz anons geyiğinden verilmemiş olsa da; Türk Futbolunu dördüncü sayfaya getirmeyi başarmıştır... Birinci ve üçüncü sayfasının tamamı İstanbul fotoğraflarıyla süslü kıt futbolumuzda mevsim değiştirmeyi mümkün kılmıştır. Şehrin önde gelenlerinin desteği, halkın bilakis kösteğiyle kavurduğu Kayseri'den sonra, sinerji yaratıldığında nelerin yapılabileceğini ispatlamıştır... Bunun kıymetini, seneye Bursaspor Şampiyonlar Ligi için benim şehrime geldiğinde etrafımdakilere Bursaspor'u ve Ertuğrul Sağlam'ı anlattığımda göreceğim umarım...
Teşekkürler Metalist... Önce bizi şampiyonluğa getiren süreç için, sonra da kayıp adam Ertuğrul Sağlam'ı sağlam bir tokatla dirilttiğin için teşekkürler...
Ancak Metalist faciasının 2008 sonunda karşımıza çıkan ikinci sonucu son derece olumsuzdu... Ertuğrul Sağlam'ı kaybetmiştik... Çakma Alpay'la takas edildiği ve havaalanında gözyaşlarına boğulduğu günden sonra içimde açılan ikinci Feyyaz çukurudur Ertuğrul Sağlam... O yüzden ayrı kıymetlidir... Rıza Çalımbay kadar, Metin Tekin kadar kıymetlidir futbolculuğu benim için... Akıl hastası bir adama katlandığımız dönemde, stoperde gıkını çıkarmadan oynamış bir golcüdür... Taksim'den duyulan direk sesinin kahramanıdır... PSG maçında Amokachi'ye yetişmek için dudaklarını kanatacak kadar ısıran, kendini zorlayan adamdır Ertuğrul Sağlam...
Gel gör ki, her işte bir hayır varmış meğer... Ertuğrul Sağlam'ı Beşiktaş'tan belki de sonsuza kadar koparan Metalist, Sağlam için çok daha önemli bir kapıyı açmış... Bugün Ertuğrul Sağlam hakkı henüz anons geyiğinden verilmemiş olsa da; Türk Futbolunu dördüncü sayfaya getirmeyi başarmıştır... Birinci ve üçüncü sayfasının tamamı İstanbul fotoğraflarıyla süslü kıt futbolumuzda mevsim değiştirmeyi mümkün kılmıştır. Şehrin önde gelenlerinin desteği, halkın bilakis kösteğiyle kavurduğu Kayseri'den sonra, sinerji yaratıldığında nelerin yapılabileceğini ispatlamıştır... Bunun kıymetini, seneye Bursaspor Şampiyonlar Ligi için benim şehrime geldiğinde etrafımdakilere Bursaspor'u ve Ertuğrul Sağlam'ı anlattığımda göreceğim umarım...
Teşekkürler Metalist... Önce bizi şampiyonluğa getiren süreç için, sonra da kayıp adam Ertuğrul Sağlam'ı sağlam bir tokatla dirilttiğin için teşekkürler...
Anket
Etiketler:Ekşi Beşiktaş,Ertuğrul Sağlam,Mustafa Denizli | 38
Yorum
11 Mayıs 2010 Salı
Beşiktaş Bu Sezon Neyin Mücadelesini Verdi?
Geçtiğimiz sene bugünlerde iki kupanın sevincini doyasıya yaşıyorduk. Malum, başkan iki kupayı unutanlara güceniyor o yüzden yazıları konularını iki kupadan açmak gerekiyor. Semtte bayram, herkes zafer sarhoşu. Hoca gidecek kalacak derken şampiyonluk kutlamalarına karışan Ricardo Quaresma sesleri...
Beşiktaş kör topal lige başlıyor. Süper Kupa esasında 25 dakikalık süper başlangıca rağmen kaybediliyor ve rakipler 8'de 8 yaparken Beşiktaş 8'de 8 puan alabiliyor. Şampiyonlar Ligi'nde de işler yolunda gitmeyince biz artık "madem böyle oldu, bundan sonra gençler oynasın bu sezon böyle bitsin" diyoruz.
Lakin unutuyoruz Ocak sonunda bir seçim var ve saha sonuçları seçimlerin gidişatını ciddi oranda etkileyecek.
Beşiktaş sezon başındaki Rıdvan'ı rotasyonda kullanan, Üzülmez yerine İsmail'i tercih eden, özellikle son kanattan İsmail, Ernst, Tello üçgenleriyle hücum eden, etmeye çalışan kimliğini yavaş yavaş terketmeye başlıyor. Mustafa Denizli yenilgiyi kabullenip mevcut şartlara göre çözüm planları yapıyor.
Artık sol bekimizde İbrahim Üzülmez, sağ bekimizde İbrahim Kaş var. Beşiktaş bu yeni anlayışla hafiften toparlanmaya başlıyor. Artık sahada Super Kupa finalinde oynanılmaya çalışılan oyunun en ufak bir emaresi kalmıyor. Bambaşka bir oyun anlayışına dönülüyor.
Aman Beşiktaş kaybetmesin.
Bunun temelde hangi gerekçeyle tercih edildiği bize hiç anlatılmıyor, Beşiktaş sanki şampiyonluk yarışına ortak olmak adına bir başka mücadele vermeye başlıyor; Demirören'in seçimi kazanması.
Zira biliyorlar ki 15 puan arkada bile olsak alınacak seri galibiyetler başkanı ve seçim sürecini olumlu etkileyecek. Şampiyon yapması olası gözükmeyen ancak kısa vadede kulüp yönetimine soluk aldıracak düzen kuruluyor. En azından protestolar dindiriliyor...
Gelinen noktaya baktığımızda hakikaten Mustafa Denizli'nin Yıldırım Demirören'i seçim sürecinde sıkıntıya sokmadığını görüyoruz. İlk 8 haftadan sonra iyi kotarılmış bir süreç.
Devre arası geliyor. Beşiktaş'ın aksayan ve sezon sonuna kadar da aksayacağı belli olan mevkileri var. Tabata'nın Yıldırım Demirören'in seçim yatırımı olarak kullanılacağı konuşuluyor.
Yıldırım Demirören Tabata'nın bonservisini kendi cebinden ödeyeceğini açıklayacak.
Enteresandır, buna bile gerek kalmıyor. Tabata Eskişehir'e gidecek, kalacak derken devre arası 2-3 rotasyon dışı oyuncunun kiraya verilmesiyle geçiliyor. Zira hamle yapmayı gerektirecek bir durum yok. Sezonun tek bir misyonu var ve o da başkanı tekrar seçtirmek. Başkan tekrar seçiliyor olduğuna göre risk alıp transfer çalışması yapmanın gereği yok. Bu çalışmaları yapan bir kulübün şampiyonluk hedeflediği söylenir, oysa bugün anlıyoruz ki öyle bir çalışma hiç olmamış.
Lige havlu atılıyor ve gençler, ayağa pas yapan ve organize olmaya çalışan futbol tarzına geri dönülüyor. Sezonun genelini kabız şekilde geçiren takımın gol ortalaması - ne tesadüf ki - artıyor.
İbrahim Üzülmez / İsmail Köybaşı arasında yapılan tercih esasında bu sezonun fotoğrafını ortaya koyuyor. İsmail Köybaşı son derece potansiyelli, oyun aklı gelişmiş ancak tecrübe eksikliği nedeniyle size maç kaybettirebilecek bir oyuncu tipi. İbrahim Üzülmez ise standartları belli, tecrübeli ve size asla maç kaybettirmeyecek bir profil.
ve Mustafa Denizli İbrahim Üzülmez'i tercih ediyor. Çünkü tutucu olmak durumunda, kaybedilecek her puan Beşiktaş'ı yarış dışı bırakmasından öte başkanın yüzünü ekşitecek... Beşiktaş'ın İsmail'in hatasını sineye çekecek lüksü yok, o İsmail senin şampiyon olmana ciddi katkı koyacak potansiyele sahip olsa bile.
Sezon bitiyor...
Taraftar garip şekilde mutlu.
Futbolcular mutlu.
Teknik direktör mutlu.
Başkan mutlu.
ve anlıyoruz ki 8. haftadan bu yana verilen mücadele şampiyonluk mücadelesi değilmiş. Öyle olsa camiada veya yönetimde hoşnutsuzluk olurdu.
Görüyorum ki Yıldırım Demirören herkesten daha mutlu.
Geride bıraktığımız seneyi çok sevmiş, yine Quaresma'ya gidiyor...
Bunun temelde hangi gerekçeyle tercih edildiği bize hiç anlatılmıyor, Beşiktaş sanki şampiyonluk yarışına ortak olmak adına bir başka mücadele vermeye başlıyor; Demirören'in seçimi kazanması.
Zira biliyorlar ki 15 puan arkada bile olsak alınacak seri galibiyetler başkanı ve seçim sürecini olumlu etkileyecek. Şampiyon yapması olası gözükmeyen ancak kısa vadede kulüp yönetimine soluk aldıracak düzen kuruluyor. En azından protestolar dindiriliyor...
Gelinen noktaya baktığımızda hakikaten Mustafa Denizli'nin Yıldırım Demirören'i seçim sürecinde sıkıntıya sokmadığını görüyoruz. İlk 8 haftadan sonra iyi kotarılmış bir süreç.
Devre arası geliyor. Beşiktaş'ın aksayan ve sezon sonuna kadar da aksayacağı belli olan mevkileri var. Tabata'nın Yıldırım Demirören'in seçim yatırımı olarak kullanılacağı konuşuluyor.
Yıldırım Demirören Tabata'nın bonservisini kendi cebinden ödeyeceğini açıklayacak.
Enteresandır, buna bile gerek kalmıyor. Tabata Eskişehir'e gidecek, kalacak derken devre arası 2-3 rotasyon dışı oyuncunun kiraya verilmesiyle geçiliyor. Zira hamle yapmayı gerektirecek bir durum yok. Sezonun tek bir misyonu var ve o da başkanı tekrar seçtirmek. Başkan tekrar seçiliyor olduğuna göre risk alıp transfer çalışması yapmanın gereği yok. Bu çalışmaları yapan bir kulübün şampiyonluk hedeflediği söylenir, oysa bugün anlıyoruz ki öyle bir çalışma hiç olmamış.
Lige havlu atılıyor ve gençler, ayağa pas yapan ve organize olmaya çalışan futbol tarzına geri dönülüyor. Sezonun genelini kabız şekilde geçiren takımın gol ortalaması - ne tesadüf ki - artıyor.
İbrahim Üzülmez / İsmail Köybaşı arasında yapılan tercih esasında bu sezonun fotoğrafını ortaya koyuyor. İsmail Köybaşı son derece potansiyelli, oyun aklı gelişmiş ancak tecrübe eksikliği nedeniyle size maç kaybettirebilecek bir oyuncu tipi. İbrahim Üzülmez ise standartları belli, tecrübeli ve size asla maç kaybettirmeyecek bir profil.
ve Mustafa Denizli İbrahim Üzülmez'i tercih ediyor. Çünkü tutucu olmak durumunda, kaybedilecek her puan Beşiktaş'ı yarış dışı bırakmasından öte başkanın yüzünü ekşitecek... Beşiktaş'ın İsmail'in hatasını sineye çekecek lüksü yok, o İsmail senin şampiyon olmana ciddi katkı koyacak potansiyele sahip olsa bile.
Sezon bitiyor...
Taraftar garip şekilde mutlu.
Futbolcular mutlu.
Teknik direktör mutlu.
Başkan mutlu.
ve anlıyoruz ki 8. haftadan bu yana verilen mücadele şampiyonluk mücadelesi değilmiş. Öyle olsa camiada veya yönetimde hoşnutsuzluk olurdu.
Görüyorum ki Yıldırım Demirören herkesten daha mutlu.
Geride bıraktığımız seneyi çok sevmiş, yine Quaresma'ya gidiyor...
Etiketler:Mustafa Denizli,Yıldırım Demirören | 8
Yorum
25 Nisan 2010 Pazar
Hay Bilica Kadar!
Bilica'nın penaltı noktasını kazdığını gördüğüme önce inanamadım, sonra da çok kızdım, böyle bir hareket görmediğimi defalarca yineleme gereği duydum, Bilica'ya Gerçek Kötüler'e transfer olmasını önerdim, vs vs.
Ama artık gerçekten çok sıkıldım. Geçen haftaki maçın ilk yarısında top oynamadığımız, Lugano'nun elle müdahalesiyle oluşmadan biten, Uğur İnceman'ın saçma sapan ıskasıyla kaçırdığı ama Bilica'nın müdahalesiyle penaltı olarak yeniden doğan pozisyon dışında bir tane gol pozisyonu bulamayışımız; Denizli'nin hala orta sahada bir adamı rakibin oyun kurucusunu kelepçelemek için kullanmak istemesi, onu da beceremeyip 2. dakikada bizzat o orta saha oyuncusundan gol yememiz (CSKA maçı - Dzagoev golünü birebir hatırlattı), buna rağmen 80. dakikaya kadar Serdar Özkan veya Holosko'nun yerine sadece Uğur'un oyuna girmiş olmasına gelemedik.
Süper bir haftaydı gerçekten, ben taraftar olarak hakemden şikayet ederim, Bilica'ya kızarım, ama Denizli'nin yukarıdaki hataları yaptıktan sonra böyle bir şeye hakkı var mı? Yönetimin böyle rezil geçen, her alanda başarısız olduğumuz bir sezondan sonra konuşmaya, Bilica'nın arkasına saklanmaya hakkı var mı?
Açıkçası Bilica'ya yaptığı hareketten çok Mustafa Denizli veya Yıldırım Demirören'i arkasına sakladığı için kızıyorum. Bu noktada kazma kürek elde TFF bahçesine giderek, oyuncuları hiç de hak etmedikleri bir sezonun alelade maçına şampiyon havasıyla göndererek yönetimin ve Denizli'nin oyunlarına alet oluyormuşuz gibi görünüyor.
Yönetimi zaten değiştirmedik, yönetim de Denizli'yi değiştirmedi, Denizli de kadronun çoğunluğuyla sözleşme uzattı. E bizim de taraftar olarak tek derdimiz Bilica olduğuna göre takım süper o zaman, yaşasın gelecek sezon o zaman....
Etiketler:Fabio Bilica,molosztash,Mustafa Denizli | 11
Yorum
20 Nisan 2010 Salı
Son Model Beşiktaş
Etiketler:Mustafa Denizli | 56
Yorum
10 Nisan 2010 Cumartesi
Mustafa Denizli 1 Yıl Daha Bizimle...
Mevcut koşullar göz önüne alındığında kalması gitmesinden daha faydalıdır. Beğeniriz, beğenmeyiz ama takımın artılarının, eksilerinin farkında. Camianın özgüven sorununu tek başına aştı. Yönetimden de daha güçlü konumda. Bu şartlarda Mustafa Denizli'den daha iyi bir seçenek bulmak çok zordu.
Hayırlı Olsun...
Etiketler:Mustafa Denizli | 96
Yorum
20 Şubat 2010 Cumartesi
Dünyanın En Kolay Haberi
Milliyet şu başlıkla bir haber vermiş: "Denizli'nin sürprizi var"
Tutarsa tutar, tutmazsa da kimse şaşırmaz. Öyle güzel bir şey işte bu.
Etiketler:Hiciv,Mustafa Denizli,semioticus,Shelbyl | 13
Yorum
27 Ocak 2010 Çarşamba
Denizli'nin Götürdüğü Yere Git-me
Hafta içi 17:00, mesai devam ediyor, hava buz kesiyor, rakip Konya Şeker, sonunculuk koltuğunu devretmekten başka esprisi olmayan bir prestij maçı; keza bilet fiyatları da ‘’hayırdır liderliğe mi yükseliyoruz?’’ dedirtecek türden; kongre süreci, satılmışlıklar ve dansözler de cabası. Tüm bunların ışığında 5 yemişiz, 5 atmışız kimsenin umurunda olmayacak, ki tribünler de santrayla birlikte bu tavrını çok net biçimde ortaya koyuyor. Herkesin temennisi ortak; gerekirse maç öncesi Serdar Ortaç çalsın, ama yeter ki şu tezahürat artık repertuarımızdan çıksın, hakikaten artık yetsin de haykıracağımız son maç olsun ve bir daha hatırlanmamak üzere tarihin derinliklerine gömülsün.
Maç başlıyor, ama o da nesi ? Gözümüzün nuru Necip, cin olmadan Tony Adams çarpmaya kalkışıyor, halbuki biz Lampard umudu taşıyorduk; herhalde yanlış gördüm, belki de pozisyon icabı geriye sarkmıştır deyip ekrana biraz daha yaklaşıp, o’na odaklanıyorum, ama kar tavşanı ile tanışmak geç olmuyor; evet maalesef bu gözler bunu da gördü ‘’stoper Necip’’
Tamam 18 yaşındaki çocuğa sabit bir mevki bellemeyelim, zira sağ bek diye gözümüze sokulmak istenen ama olağanüstü bir gelişme göstererek orta saha performansı ile milli takıma kadar yükselen bir Serdar Kurtuluş örneği var; lâkin süre aldığı her dakikada asıl mevkisi ve nerede oynaması gerektiğine dair sayısız ipuçları veren bir adama bu kadar acımasız şakalar yapmaya da kimsenin hakkı yok.
Orta sahaya yatkınlığı ve orada sergilediği performans ile hayranlık uyandıran, fakat bir bek için yeterli sürate ve kıvraklığa sahip olamamanın yanı sıra, hamle zamanlamalarındaki başarısızlığı nedeniyle S.Kurtuluş’un bir çok kez idam sehpasına çıkarıldığını hatırlıyoruz; her ne kadar benzer endişeleri taşıyor olsam da Necip’ten stoper falan olmaz demeyeceğim, ama Necip’ten stoper olmasın arkadaş, vallahi olmasın; şunun şurasında vedasına 3 ay kalmış bir hocanın, Beşiktaş’ın geleceği ile oynamasını ve göz göre bu denli zararlar vermesini kabullenemiyorum; dahası şu çocuğun asla hak etmediği eleştirilerle, sırf inat ve ‘’ben yaptım oldu’’ sevdası uğruna yok yere kalbinin kırılmasına dayanamıyorum, her futbolcunun yaşayabileceği talihsizlik sonrası suratındaki ''formayı kaptırdım galiba'' ifadesinin bedeli her neyse bin kere feda olsun bu çocuğa.
Bunun adı şans vermek değil olsa olsa köreltmektir, hatta yok etmenin ilk adımlarıdır. Çaresiz kalırsın, hiçbir alternatifin kalmaz hadi bir nebze anlamaya çalışırız, ama Necip’i stopere kaydırmak zaten başlı başına bir hatayken, bir de tecrübesiz ve ilk kez A takım forması giyen Gökhan’la yan yana oynatmak, aynı yaş grubundan iki komşu çocuğunu bir odaya tıkıp ‘’bak burada kardeş var, hadi tanışın-oynayın’’ demekten farksızdır; zira onlar da baktı ki bozacak bir oyuncakları yok, sırf adet yerini bulsun diye çareyi ofsaytı bozmak da buldular, ki az bile yaptılar!
Bu haftanın tavşanı ‘’forvet Rıdvan’’ ya da ‘’ön libero Nobre’’ olsaydı cidden bu kadar dokunmazdı; ama Denizli’nin bu hamlesi Necip’in ihtiyacı olan orta alan sürekliliğini dizginlediği gibi, yeni yeni yakaladığı ritmi de bozmak anlamına geliyordu. O bölgenin ağırlığını kaldırmak ve devam ettirebilmek kolay değildir; önümüzde tüm mükemmeliyetlerine rağmen geri dörtlüye çekilen ve sonrasında bir türlü eski çizgisini yakalayamayan Serdar Kurtuluş ve Mehmet Topal örnekleri var ve bunlar asla tesadüf değildir; dolayısıyla gerek mental, gerekse de fiziki açıdan yerini sahiplenebileceğinin sinyallerini vermiş Necip’i, yerinden yurdundan edip de önünü kesmenin ve bir adım geriye itmenin hiç ama hiç lüzumu yoktu; hele ki tüm bunlar, ilerleyen haftalarda bize 1 maç kazandırması bile şüpheli olan orta alan kurgusu (Serdar-Tabata-Fink) uğruna yapılıyorsa.
Ne yazık ki, geçmişteki benzer denemelerinden ötürü de (stoper S.Kurtuluş - ön libero Zapo) bir kereden bir şey olmaz diyemiyorum. Bu takım, 3.bir safkan orta sahaya ihtiyacım var diye bas bas bağırıyorken Necip'e sırt çevirip, defans hattındaki mevcut sakatlık (Ferrari) ve cezalılar (Kaş - 3 sarı kartlı Toraman) sonrası stoper için Necip hazırlığı yapmak da ancak ''yılların tecrübesi'' ile izah edilebilirdi. Birilerinin dürtüp, 2010'a girdiğimizi hatırlatması şart gözüküyor.
Kongre ile yatıp kalktığımız hayati bir haftada bile saha içindeki icraatlerine odaklanmamızı sağladığı için kendisini tebrik ediyorum vallahi helal olsun; SENİ HİÇBİR ZAMAN ÖZLEMEYECEĞİM.
Etiketler:Mustafa Denizli | 11
Yorum
13 Ocak 2010 Çarşamba
Bu Ne Biçim Hikaye Böyle?
"Mustafa Denizli ile iletişim bozukluğu yaşadım.Babamın rahatsızlığı vardı. Antalya kampında telefon geldi ve babamın çok ağır olduğunu söylediler. Ben de Mustafa hocaya durumu izah etmeye çalıştım o da bana bakarız dedi. Daha sonra benim ablam beni aradı ve ölmek üzere olduğunu solunum cihazları ile hayatta kaldığını söyleyince hemen Mustafa hocaya koştum ve izin istedim.Yalnız izni isterken sanırım o telaşla sesimi yükselttim Mustafa hocaya ve o da yanlış algıladı. Ablam ağlayarak arayınca çok korkmuştum ve bir anda bunu yaptım ve Mustafa Denizli de benle çalışmak istemediğinin kararını verdi ve ben de kulüpten ayrılmak zorunda kaldım."
Stefano Marrone
Kaynak: http://www.haber1903.com/Haber-8897-stefano-marrone-haber1903e-konustu
Etiketler:Jokond,Mustafa Denizli,Stefano Marrone | 14
Yorum
12 Ocak 2010 Salı
Denizli'nin Balı Tutar mı Tutar
Avrupa kupalarında bugüne dek hiçbir gruptan çıkma başarısı gösterememiş olmamıza rağmen bilindiği üzere hep son maçlar öncesi bir umut taşımışızdır, dolayısıyla grup içi hesap kitap konularına oldukça alışkın ve deneyimli insanlarız. (Bu işin de deneyimi oluyormuş demekki!) ama yıllardır bu hesaplarla kafayı bozmuş biri olarak bugün cidden bu postu utanarak attığımı belirteyim. Şu takımların arasından acaba çıkar mıyız – batar mıyız muhabbetine girmek hakikaten içimi burkuyor. Ne yapalım kader …
Tablo aşağıda görüldüğü gibi.
Fazla uzatmadan sadece bizim çıkmamızı sağlayacak sonuçları yazıyorum:
Konya Şeker – Manisa
Manisa puan kaybederse, Beşiktaş kalan 2 maçını kazanması ve gerekli averajı yakalaması halinde ‘’Kasımpaşa-Belediye’’ maçının sonucuna bakılmaksızın gruptan çıkar.
Kasımpaşa – Belediye
İki takımda puan kaybeder yani berabere kalırlarsa, Beşiktaş kalan 2 maçını kazanması halinde ‘’Konya Şeker – Manisa’’ maçının sonucuna bakılmaksızın, gerekli averajı yakalaması halinde gruptan çıkar.
Tabi bu iki maçın da istediğimiz sonuçlarla tamamlanmasına gerek yok, iki maçtan birinde bile yukarıda yazdığım ihtimaller gerçekleşirse 6 puan ve yeterli averajla çeyrek finale yükseliyoruz.
Etiketler:Mustafa Denizli,Ziraat Türkiye Kupası | 22
Yorum
28 Aralık 2009 Pazartesi
Naylon Staj Tamam Tribünlere Oynamaya Devam
Necip Uysal: A takımla bir süre çalıştıktan sonra PAF'a geri döndüm ama şunu söyleyeyim, tekrardan A takıma çıkacağımı biliyorum. Mustafa Hoca geldiği zaman yine iki hafta A takımla çalıştım. Sonrasında PAF takıma gideceğim söylendi ama Mustafa Hoca beni takip edeceklerini, biraz daha güçlenmem için gönderdiklerini izah etti. Ben de çok fazla alınmadım. "Hocam öyle uygun görmüş, mutlaka bildiği bir şey vardır" diye düşündüm. Sonuçta Mustafa Denizli bu işin duayeni. Elinden kim bilir benim gibi kaç oyuncu geçti. Benim için neyin daha iyi olacağını bildiğinden kuşkum yok. Hocamın dediklerini dinleyip, ne kadar yerine getirirsem, benim için o kadar iyi olacağını biliyorum. Zamanı gelince beni kullanacağını da biliyorum.
Sergen Yalçın: Galatasaray'a 9, Fenerbahçe'ye 13 puan fark attık. Ancak kimse dönüp bu oyunculara bakmıyor bile. Manisa'yla oynanan kupa maçına Necip götürülüyor ama 18'e bile alınmıyor. Bu nasıl iş? Böylesine bir karşılaşmada nasıl genç oyuncular forma bulamaz. Bakın Trabzon'la oynanan kupa mücadelesinde Galatasaray kaç tane altyapıdan genci oynattı. Mustafa Hoca maalesef gençlere şans vermiyor ve önlerini tıkıyor. Altyapıyla ilgilenmiyor. Bu şekilde görevi sürdürmenin bir anlamı yok. Bu yüzden de istifa ediyorum
Mustafa Denizli: Sergen unutmasın ki A2 takımlarının ligi ile Süper Lig'in yapısı çok farklı. 45 yıldır futbolun içindeyim. Genç futbolcuların psikolojisini Sergen'den çok daha iyi ben bilirim. Unutulmasın ki 18 yaşındaki İsmail Köybaşı'nı Manchester United maçında ilk 11'de sahaya süren de benim. Sergen'in çıkışı ani oldu Onu milli takıma alan hocası olarak çok üzüldüm. Bunları onun gençliğine veriyorum. Herkes emek verdiği oyuncuların yükselmelerini görmekten mutluluk duyar. Sergen de bunu görmek istediği nedeniyle böyle konuşmuş olabilir.
* Mustafa Denizli’nin açıklaması, Necip ve Sergen’in açıklamaları kadar kesin kaynaklara dayanmamaktadır, lâkin böyle bir olay karşısında Denizli’nin ne düşündüğünü ve nasıl bir tepki vereceğini az çok tahmin edebildiğim için bu açıklamanın da Denizli tarafından yapıldığını varsayıyorum.
Genç oyuncuları dilediğimiz kadar sahada görememek üzücü, ama Denizli böyle bir adam işte; şayet Denizli ile yola çıkıyorsanız, hatta yola çıkmanın da ötesinde yola devam kararı alıp, memnuniyetinizi dile getiriyorsanız tüm bunları da göze alıyorsunuz demektir. Aydın Karabulut’u harika oynadığı maçların ardından klubeye hapsettiği için Ertuğrul’u sayısız kere eleştirmişimdir; ama Denizli, Aydın’ı gözden çıkardığı vakit bunu normal karşılayabiliyorum, çünkü Denizli'nin kitabında bunun olmadığını biliyorum, her şeyden önemlisi kontratlarını 1 yıllık yapıyor; dolayısıyla bu adamdan bir gelecek planlaması ve alt yapıya özen göstermesini zaten bekleyemezsiniz. (Bu demek değildir ki Denizli'yi tasvip ediyorum)
Şampiyonluk yolundaki rakiplerine kök söktüren ve birkaç gün önce diş geçiremediğin Manisa karşısına, hele ki önünde kış ortasında gideceğin (ve hiç galibiyet alamadığın) bir Belediye deplasmanı (Olimpiyat) varsa, vay efendim sen neden genç oyunculara forma vermiyorsun gerekçesi ile istifa edemezsin. Bize göre yanlış ve hatalı olsa da Denizli'nin de kendince haklı gerekçeleri vardır ve o'nun için başarıya giden yol buradan geçiyordur. Hee ben bu istifadan ve Sergen’in Beşiktaş’la ilişkisinin kesilmesinden son derece memnunum orası ayrı ...
Ama işte geçmişten bugüne Uche, Mirkoviç, Ogün, Andersson gibi isimler (hatta Yusuf gibi Baliç'i de tekrar kendi takımına çağırması) benim Denizli’yi tanımlamama yardımcı oluyor ve (her ne kadar memnun olmasam da) o’nu bu haliyle kabullenmeme sebep oluyorsa; bu Sergen için de böyle olmalıydı, ama Sergen de bu işte fazlasını bekleyemezsiniz. Çalışma isteği, profesyonel düşünce, istikrar, disiplin, sorumluluk hak getire …
Kendimi bir an Necip ve diğer genç oyuncuların yerine koyduğum vakit cidden karamsarlığa kapılıyorum, benim güvendiğim, futbolculuk dönemini hayranlıkla-imrenerek takip ettiğim ve inandığım hocam, ‘’siz burada boşa kürek çekiyorsunuz, ne yaparsanız yapın mücadelenizin karşılığını alamayacaksınız’’ demeye getiriyor. Sanki diğer kluplerin A2 takımı oyuncuları her hafta Süper Lig'de mücadele ediyormuş gibi !
Sen umudunu kesersen, o çocuklar ne yapsın ?
Staj dönemini tamamlamak için bu göreve muhtaçtı ve istese de istemese de bu yollardan geçme zorunluluğu vardı, şartlar elverseydi en başından Denizli’nin yardımcılığına soyunacak ve muhtemelen bu gençlerle yolu hiçbir zaman kesişmeyecekti, nitekim gerek son hamlesiyle, gerekse de ekran başında sarf ettiği ‘’burada kalıcı değilim, bu kategoride çalışmak bana göre değil’’ sözleriyle bu görev için ne denli isteksiz olduğunu açıkça gözler önüne sermiştir, o yüzden Denizli’yi ve forma vermediği gençleri koz olarak kullanıp, bu tip ucuz kahramanlıklara soyunmasına hiç ama hiç gerek yoktu.
Ben Sergen'i samimiyetsiz buluyorum.
Gençlere forma verdiği iddia edilen Rijkaard'ın ilk yarıda şans verdiği isimlerin listesi!
Rijkaard'ın kupadaki 11'i: Aykut-Sabri-Emre Aşık-Servet-Alparslan-Mustafa Sarp-Ayhan-Caner-Barış-Aydın-Arda .
Daum'un kupadaki 11'i: Volkan Babacan-Bekir-Lugano-Bilica-Dos Santos-Topuz-Deniz-Cristian-Uğur Boral-Özer-Semih .
A2 ?
Ekleme: Rijkaard'ın A2 takımından ilk 11'e dahil ettiği tek oyuncu olan Alparslan Erdem'de bonservisi ile Gençlerbirliği'ne SATILDI !
Etiketler:eksibesiktas,Mustafa Denizli,Necip Uysal,Sergen Yalçın | 59
Yorum
19 Aralık 2009 Cumartesi
Denizli'nin Not Defterinden - 2
(Aslında normalde burada Thug Love'ın "Maç Oldu" yazısı olmalı bu saatte, lakin kendisi geçirdiği ufak bir rahatsızlıktan dolayı maçı izleyemedi. Kendisine tekrar geçmiş olsun diliyor, onun yokluğunu bu şekilde idare etmeye çalışıyoruz. Bakalım, olduğu kadar.)
- Hava çok kasvetli, ama benim romatizmalı arkadaşıma sordum, çok yağmur olmaz dedi. Geçer gider zaten, dün hava açıktı.
- Bu tür maçlarda tecrübe önemli. O yüzden yaş ortalamasını mümkün olan en yükseğe çekmek lazım.
- Aynı sebepten son oyuncu değişikliğini de en tecrübeli isimden yana kullanmalıyım. Sonuçta şu takımda en çok yağmur altında oynamış adam Yusuf. Tecrübesiyle ayakta kalır bence.
- Volkan iyi oyuncu, iyi oyuncu varsa defansta İbrahim Üzülmez oynamalı. Futbol basit bir iş. Adam adama versem mi acaba? Gerçi İbo formadan çektirtemez bu maçta, kayar o formalar. Dur bakalım.
- Tello pek koşamaz ama, duran top kullanır. Aslında Nihat da duran top kullanır. Ya zaten duran top harici hücum edemiyor çocuklar, onlar takılsın orada, biri denk getirir belki. Şili'de muson yağmuru çok oluyormuş zaten, Tello alışıktır.
- Gol yersek Rüştü kesin sakatlanır, Korcan'ı hazır tutalım.
- Bu maçta istediğim taktiksel değişikliği yaparım, nasıl olsa eleştiri gelemez, zemine bak piiiy. Laf gelirse "Yağmuru beklemiyorduk" falan derim. Ama arkadaştan bahsetmeyeyim, gülerler lan.
- Şu kenardaki uzun saçlı çocuğun adı neydi ya? Sarışın olan Uğur da... Gene adını unuttuk iyi mi? Gene sokamayacağım herifi ya, peh. Tayfur biliyor mudur acaba? Sorsan bir türlü, sormasan bir türlü heh.
Etiketler:Mustafa Denizli,semioticus,Shelbyl | 7
Yorum
14 Aralık 2009 Pazartesi
Dört İki... Üçün Biri
Yanlış anlamayın, Mustafa Denizli'nin son dizilişinden bahsediyorum. Aslında dizilişten ziyade 4-2-3-1'in 3'ündeki 1 kişiden... Kanatlarda kim görev alırsa alsın asıl oyunu değiştirecek, defansif 6 oyuncuyla ilerideki diğer 3 oyuncuyu birbirine bağlayacak kişi... 10buçuk mu dersin, 10 tam iki bölü dört mü artık ne dersen... Ben böyle saçma sıfatlara karşı olduğumdan "3ün 1"i diye bahsedeceğim.
Beşiktaşın son Manisa maçı 3ün 1inin önemini gözümüze gözümüze soktu resmen. Maçın İkinci yarısında Mesut Bakkal bilerek ya da bilmeyerek Denizli'nin taktik seçimlerini çok güzel çökertti; Beşiktaş'ın beklerine stoperlerine presle nefes aldırmadı. Defans ileri çıkamayınca Beşiktaş'ın son haftalardaki taşıyıcıları olan önliberolar Fink ve Ernst geriye dönmek zorunda kaldı. Herşeyin üstüne Ernst'in gününde olmaması da eklenince Beşiktaş takımı, adına takım denemeyecek bir yapıya büründü. Topu oyuna sokamayan 6 kişi ve bu 6 kişiden top bekleyen 4 kişi... Ve bu duruma çözüm olarak Mustafa Denizli'nin bulduğu dahiyane! direktifse "topu dikin" oldu. Halbuki ne olmalıydı? 3ün 1i, önliberoların yanına gelip sıkışmayı çözmeli, tam saha presi maharet sanan Manisa'yı çökertecek hızlı atakların başlangıcını sağlamalıydı. Sayesinde top bir kere orta çizgiyi geçse zaten birlikte oynamayı öğrenmiş 6'lı da topluca hücuma katılacaktı ve bu sefer önlem alma sırası Mesut Bakkal'a geçecekti...Ama nerde Beşiktaş'ta öyle kurulu düzen, nerde bunu düşünecek ve uygulatacak teknik yönetim?
Lafı boş yere uzatmayalım... 4-2-3-1, bildiğimiz 1 önlibero 2 ortasahalı 4-3-3'ün 2 önliberolu ve 1 forvet arkası ortasahalı versiyonudur. Böyle bir taktiğin etkili pres uygulayan takımlara karşı başarılı olma şansı çok düşüktür. Hele de forvet arkasına Nihat'ı koyup yukarıda bahsettiğim görevi yerine getirmesi gereken kişi olan Tello'yu kanada koyuyorsan daha da düşüktür. Ben 3ün 1i diyeyim, sen 10.5 de, o adam Ernst'in Fink'in 2 adım ötesinde oynamadıktan sonra hiç bir işe yaramaz. O adam çalışkan olmadıktan, topun sıkıştığı noktaya koşup takımın nefes almasına fırsat vermedikten ve bunu ilerideki forvetlerle pas trafiğini aksatmaksızın yapmadıktan sonra at çöpe.
Benim asıl anlamadığım, sezon başında bu eksikliğe dikkat çekmiş kişi olan Mustafa Denizli'nin bu muhabbeti yapan kendisi değilmiş gibi tavır takınması. Sayın Denizli, oynattığın taktikte bahsettiğin görevleri yapması gereken bir mevki varsa oyuncu nerde? Oyuncu varsa mevki nerede? Son diziliş 10.5suzdu denebilir, peki ama ileri çıkamayan 6 kişi ve geri gelemeyen 4 kişi neyin nesidir? Anamızın karnından 10.5la doğmuş değiliz lakin madem kadro bu, buna göre oynat takımını... Ya da madem taktik bu, buna göre seç kadronu.
2 puan daha gitti. Kehanet konuştuğumuz kadar Futbol konuşsaydık gitmezdi diyorum. Sizce?
(dipnot: Maçın son 5-10 dakikası yazdıklarıma dahil değil çünkü Ekrem çıkıp İnceman girdikten burda tanımlamak istemediğim bambaşka bir saçma taktiğe döndü takım)
8 Aralık 2009 Salı
Denizli'nin Not Defterinden
- Rakip takımdan tehlikeli gördüğüm oyunculara adam adama markaj vermeliyim. Ama sadece önliberomu çapa olarak kullanırsam yetmez, bekler de adamların peşinde koşsun dursun. Sivok'la Ferrari her yere yetişir nasıl olsa.
- Eğer gol arıyorsam Fink'i oyundan çıkarmalıyım, önlibero çünkü. Yerine kimi soktuğum çok önemli değil, Uğur İnceman bile girebilir. Belki devre arasında onu göndeririz, piyango ona vurur, alıştırmak lazım.
- Ne kadar çok önlibero ile oynarsam o kadar iyidir. Geçen sene bunu yaptığım maçlarda (Sivok defansın önünde oynayınca) hiç iyi sonuç alamadık, ama olsun. Diziliş çok estetik oluyor hem öyle, 4-1-2-2-1, gerdanlık gibi, hanım çok beğeniyor.
- Tello çok özel bir oyuncu. Rıdvan bile öyle diyor.
- İsmail hangisiydi? Bir de Serdar vardı, n'oldu ona?
- Her maça aynı sistemle çıkmak, kadro istikrarı falan tutmaz öyle şeyler Türkiye'de. "B planı" olmayan, maça göre taktik değiştirmeyen adamı tefe koyuyorlar. Bir de bloglarda "tavşan" falan diyorlarmış, iyi düşünmüş çocuklar aferin.
- UEFA zaten ihraç edecekmiş CSKA'yı, Ali Şen'i sokarız devreye, hallederiz o işi.
Etiketler:Mustafa Denizli,semioticus,Shelbyl | 24
Yorum
16 Kasım 2009 Pazartesi
Sahanda Futbol
Futbolunuzu nasıl alırsınız? Ben şahsen kendi sahanda futbola bayılıyorum. Futbol sadece sahada kalsın, hatta mümkünse hep kendi sahanda kalsın. İnönü'den dışarıda oynamayalım, onun dışında futbol üzerine çok fazla düşünmeyelim, tribünler, yönetimler, basın, futboldan nemalanmaya çalışan siyasetçiler hep bir köşede kalsın. Futbol, sadece topun santraya konulup düdüğün üflenmesi ve üçlü çekilmesiyle başlasın, son düdükle de bitsin gitsin. Böyle olmadığı vakit futbolu sevmek oldukça güçleşiyor. Aslına bakarsanız son zamanlardaki halet'i ruhiyem de tam bu şekilde. Her gün ilk iş olarak takip ettiğim haber sitelerine bakmak gelmiyor içimden, iç açıcı bir tane haber yok. Takip ettiğim bloglara hatta ekşibeşiktaş'a da bakasım gelmiyor. Hep olumsuzluk, hep problem, hep şikayet. Futbolu bırakın, basketbol maçlarına dahi sıçramış iş. Keyif için yapılması gereken organizasyonların hepsi kendi halindeki sporsever için zul olmaktan başka bir şey getirmiyor. İki üç yıl öncesinde, Hıncal Uluç ve Haşmet Babaoğlu'nun programı 90 dakikanın açılışında bu ikili hep "futbol konuşmak gelmiyor içimizden, biz boşa konuşuyoruz, sinema falan konuşalım" kalıbını kullanır olmuştu. O zamanlar madem öyle, yapmayın şu işi yahu, ne bu feveran desem de şimdi birazcık o noktaya geldim ne yazık ki. Harbiden konuşmaya gerek yok çoğu zaman, konuşulan konuların hepsi çoğu zaman aynı yerlere gelip tıkanıyor ve garip bir çaresizlik hissi hasıl oluyor insanda.
Her neyse, daha fazla duyarlı taraftar olarak içinizi sıkmak istemem. Dedik ya, futbol sahada güzel. Bu hafta da en güzel maçlardan biri var bizim için. Son on yılda Beşiktaş'ı İnönü'de tam 7 kez mağlup eden Fenerbahçe bir kez daha konuğumuz oluyor.
Fenerbahçe bu sezonun dengeli takımı. Kalesinden, forvetine kadar bir denge söz konusu. Ne fazla ofansif Galatasaray gibi, ne de fazla defansif Beşiktaş gibi. Sistemi belli, sağ bekinde sağ bek, orta sahasında orta saha futbolcusu, forvetinde ise forvet oynuyor. Daha bu bile en baştan Beşiktaş'tan daha avantajlı olmalarının nedeni zaten. Beşiktaş sağ bekine stoper, orta sahasına kanat futbolcusu, sol açığına forvet oyuncusu koyunca da aradaki puan farkını yadırgamamak gerek. (Ki son maçtaki taktik saçmalığı da var daha bunun.)
Maç öncesi Beşiktaş için en önemli avantaj Bilica'nın cezalı ve Lugano'nun da cumartesi günü Türkiye'ye geleceği için büyük ihtimal oynayamayacak durumda olması gözüküyor ancak, geçen sene İnönü'deki maçta stoper ikilisinin Yasin Çakmak ve Gökhan Gönül olduğunu hatırlayınca, avantajdan bahsetmenin de çok manası kalmıyor. Neticede Fenerbahçe son yıllardaki derbilerde oynadığı oyunla, orta sahasını kalabalık tutan ve rakibin oynamasına izin vermeyen bir hüviyette olduğundan defansında kimin olduğunun pek önemi kalmıyor. O zaman onların stoperlerinin kim olduğundan çok, bizim orta sahamızda kim olacağının önemi daha fazla.
Trabzonspor maçına çıkan kadro gibi üçlü mü oynar Beşiktaş bilinmez ama, Fink-Ernst ikilisinin bozulmaması gerektiği gün gibi ortada. Sonuçta Beşiktaş uzun yıllardır oynayarak değil, oynatmayarak sonuca gitmeye çalıştığından, pas yapacak, baskı yapacak bir Beşiktaş hayali ile 11 çıkarıp, hayal kırıklığına uğramak daha olası. O yüzden de Fink ile Ernst'in yanına Sivok dahi çekilebilir, Toraman stopere kaydırılarak... Onun dışında, hücumda ise "doktor ne yersen ye dedi" gibi bir durum söz konusu. Tüm bunlardan ayrı olarak da bir kaleci krizi var ki, bu konuda ilerleyen günlerde daha ayrıntılı bilgiler alacağız blog'daki arkadaşlarmızdan.
Bunlar tabii ki maçtan önce bir taraftarın yaptığı basit mantık yürütmeleridir. Yoksa, Mustafa Denizli hangi kadroyu çıkarırsa çıkarsın maç sonu neyi, niçin yaptığını açıklayabileceği için, kadrosunu eleştirmek biraz manasız. Çünkü Mustafa Denizli'nin futbol anlayışında yanlış kadro yoktur, sadece kurulmuş yanlış senaryolar vardır. Oyun kafasında oynadığı oyundan bambaşka yerlere gitmiştir ve önemli olan da Denizli'nin zihnindeki gibi gitmesidir. İşte o yüzden umalım ki, bu sefer kafasındaki maç, gerçek maçla biraz benzerlik göstersin.
Denizli'nin zihninden geçenleri okumak kolay olmasa da, cumartesi günü Beşiktaş'ın kontrollü oynayıp, araya bir gol sıkıştırmak üzerine oynayacağını tahmin etmek zor değil. Jessie'nin de daha önce belirttiği gibi şu ortamda yenmek kadar, yenilmemek de önemli Beşiktaş camiası için. Şimdilik rakibin stoperlerinin yokluğundan daha büyük bir avantaj da bu aslında. Zira son yıllarda hep kazanmak için çıkan Beşiktaş kadroları sahadan boynu bükük ayrılırken, bu sefer önce yenilmemek için çıkacak bir kadro skor dengede kaldığı sürece taraftarı da arkasına alıp, maçı çevirebilir.
İşte tüm bunların sonucunda her ne kadar Fenerbahçe'nin Beşiktaş'tan daha iyi bir takım olduğunu düşünsem de, bu maç için Beşiktaş'ın bir adım daha önde olduğunu düşünüyorum. Son olarak da totemimi yapıp, yılların tevazu dolu duruşundan vazgeçerek, kamera görünce 5 işareti yapan bir taraftarmışçasına, "bu maç beş olur abi beeeeş" diyerek huzurlarınızdan ayrılıyorum.
Etiketler:Beautiful Freak,Beşiktaş,Fenerbahçe,Mustafa Denizli | 7
Yorum
9 Kasım 2009 Pazartesi
Seçimlerin Futbol Takımına Etkisi
5-4-1 dizilimi ve oyun stratejisi bir gerçeği ortaya koydu; Trabzon'da 1 puan almak Mustafa Denizli için yeterli idi. Bunu maç sonrası demeçlerinden de anlıyoruz. Tamam, önce durdur - sonra vur diye de düşünmüş olabilir - ki öyle oldu - ama içinde bulunduğu ruh halinden "vurmayı" temel hedef belirlemediğini görüyoruz.
Peki Trabzon'dan alınacak 1 puanın bize ne katkısı olabilirdi? Mustafa Denizli fena hale hesap kitap adamı ama artık yaptığı hesaplar kitabın sadece 1 sayfasıyla ilintili olabiliyor. Sonraki sayfayı gören, bilen, duyan, hesaplayan, planlayan kimse yok. Sayfaların sonunda ne olduğu belli de, ne zaman o sayfaya geleceğimiz belli değil.
Beşiktaş takımı şu içinde bulunduğu konumda Trabzon'a 1 puan için gitmez. Gidiyorsa bunu sadece puan cetveli ve takımın psikolojik durumuyla açıklayamayız.
Beşiktaş seçimleri yaklaşıyor. Bu seçimlere girerken takımın iyi durumda olması Yıldırım Demirören'in kozlarından biri olacaktır. Bunun Mustafa Denizli ile paylaşılmış olmaması mümkün değil. Denizli'nin maç sonu demeçlerinde ısrarla üzerinde durduğu "rahat değiliz" mesajının sadece taraftara gittiğini kim söyleyebilir. Kapalı kapılar ardında, Ümraniye'de yönetici/futbolcu ilişkilerinin ne boyutta geliştiğini bilebiliyor muyuz? Hele ki ülkemizdeki yönetici profili "parasını verir alırım" mantığında ise. Düşünün parasını verip aldığınız oyuncu oynamıyor. "Oynasana lan it!" denmediği ne malum. Yöneticilik elden gidiyor, başkanlık sıkıntıda... Neymiş, Bobo'nun morali bozukmuş. Ümraniye'de futbolculara işkence ediliyor deseler şaşırmam.
Bakın takım stratejisi bunu ortaya koymuyor mu zaten? Mustafa Denizli'ye kalsa 3 günde istifa eder. 5-4-1, 3-4-3 gibi uçuk taktiklerin başka açıklaması yok zaten. Hoca sona yaklaştığının farkında. Çırpınıyor, ne varsa deniyor. Anlamlı veya değil. 5-4-1 nedir Allah aşkına? Uzun vadeli düşünen bir hoca böyle değişiklikler yapar mı?
Hesap belli. Mustafa Denizli'nin istifa etmemesi. Etse biliniyor ki Yıldırım Demirören'in içine düştüğü kaos daha da artacak. Denizli nasıl istifa etmez? Büyüklere yenilmez, küçükleri kör topal yenerse.
Bunun sağlamasını İnönü'de yapacağız.
Açık açık yazıyorum; Mustafa Denizli ve Yıldırım Demirören ikilisi İnönü'de Fenerbahçe'ye yenilmemek üzerine bir strateji izleyecekler.
Göreceksiniz!
Çünkü kaybettiklerinde gerçekten kaybedecekleri, kazandıklarında elde edeceklerinden daha fazla. Bu riski almayacaklar. Halbuki geride olan bir takım liderle kendi evinde oynuyorsa, o maçı kazanmak için oynar değil mi?
Göreceğiz...
Etiketler:Mustafa Denizli,Yıldırım Demirören | 41
Yorum
Kaydol:
Kayıtlar
(Atom)
Ara
-
DERBİ POZİSYON ANALİZLERİ - 1- 0:24 saniye! Gatasaray'ın ilk etkili atağı. Burada en büyük hata *Jailson'un partneri Serdar Aziz'e gereksiz yakınlığı oldu.* Seri burada muhteşem bi...6 yıl önce
-
Feda, Sefa, Farklı Olsun bu Defa - Beşiktaş'ın son dönemini iki ana çizgi olarak ikiye ayırmak mümkün. 1- Yıldırım Demirören dönemi 2- Fikret Orman dönemi. Ben Yıldırım Demirören dönemini te...6 yıl önce
-
Bir Sağ Bek, Üç Mevki: Aaron Wan-Bissaka - Premier Lig geçtiğimiz hafta başladı. Hem takım hem de oyuncu bazında her sezon yeni bir hikaye demek. Galiba geçtiğimiz sezon hiç de fena bir görüntü verm...7 yıl önce
-
Duhuliye - Duhuliye'den 5 ay önce haberim oldu. O da bu fotoğraf sayesinde. Bunca zamandır nasıl hiç duymamışım derken, etrafımdaki çoğu Beşiktaşlının da bilmediğ...9 yıl önce
-
Euroleague bwin Mart 2015 MVP Nemanja Bjelica Röportajı - Fenerbahçe Ülker dokuz maçlık bir galibiyet serisi yakalamış durumda ve 2008-2009 sezonundan bu yana ilk kez Euroleague 'playoff'larına katılma hakkını ...11 yıl önce
-
Önce krampon, sonra performans - Her çocuk gibi sokaklarda başlayan futbol maceramız, bazı çocukların yaptığı gibi benim de toprak sahada devam etmişti. Sonrası okul, iş, hayat mücadele...11 yıl önce
-
NBA: Bir Ayın Ardından... (Part 1) - Her ne kadar başlığımızda bir aylık zaman dilimini ele aldıysak gerek tembellik, gerek iş güç yüzünden yazının paylaşılması, gerekli güncellemeler yapıldı...11 yıl önce
-
Manchester United - Burnley maçı - Manchester'ın ligin yeni takımı Burnley deplasmanında galibiyet alması bekleniyordu ama yine olmadı. Geride kalan 3 haftada takım henüz galibiyet görem...11 yıl önce
-
Bu Sefer Bahanem Var - Yine ihmal ettim blogu ama bu sefer sağlam bahanem var. Son 9 senedeki ikinci kıtalar arası taşınma olayına kalkıştım. Bilenler bilir, son 9 senedir Avu...12 yıl önce
-
Babylon Dergisi Röportajı - http://www.aliece.com/2013/11/babylon-dergi-ali-ece-roportaji/#more-189512 yıl önce
-
Arsenal Kendine İnanıyor - Arsene Wenger'in sözleriyle, *"İyi bir rakibe karşı alınmış tatmin edici galibiyet." *Arsenal hafta sonu Liverpool'u oyun dışı bırakarak, bölüm bölüm saha...12 yıl önce
-
Hiç Unutmadığım... - 17 sene önce bugün tek bir imzanın milyonlarca insanı bu kadar etkileyebileceğini tahmin edemezsiniz. O adam hakkında bir sürü yazı yazdım, hala okuyan ...13 yıl önce
-
-


