.

.

.
Ekşi Beşiktaş. Blogger tarafından desteklenmektedir.

fitneci etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
fitneci etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
12 Temmuz 2016 Salı

Yuvarlak Masa Sohbeti: Gökhan Töre (ve diğer gelişmeler?)

Not: Gökhan Töre'nin kiralanmasının resmîleşmesi üzerine birkaç blog yazarı toplanıp görüşlerimizi yazalım dedik, fakat ona yetişene kadar İsmail ve Sosa haberleri çıktı. Gündemi kaçırmamak olmaz, o kadar sohbet ettik onu da yazmamak olmaz. Bir itiraz gelene -ya da burası edit'lenene kadar- İsmail konusunda sevinçli/nötr, Sosa konusunda ise üzüntülü olduğunu varsayın buradaki yazarların.

Öncelikle şartlardan bağımsız düşünelim: Gökhan Töre'nin takımdan gönderilmesi doğru bir karar mı?

semioticus: Töre mental olarak güçlü bir oyuncu değil. Bunu hem geçmişte yaşadığı olaylar, hem de sezon içinde dalgalanan performansı gösteriyor. Ben oyuncuların vücut diline önem veren bir insan olarak Töre'den ekseriyetle çok olumlu sinyaller almadım. Yönetimin bizden daha fazla şeyler bildiğini de düşünerek Töre'nin gönderilmesine karşı değilim. Mesela Bilic'i de severdim, ama Beşiktaş'ı kafada bitirdiği bizi çalıştırdığı son sezonun ortasından sonra belli olmuştu, hatta bu minvalde bir şeyler yazmıştım.

Övünç: Töre 3 sene önce Beşiktaş'a katıldığında henüz profesyonel seviyede gol atamamış potansiyelli bir oyuncuydu. 3 senenin sonunda geldiği noktaya baktığınızda gelişim bariz lakin bu gelişim bizim ondan beklediğimiz seviyelerde mi bu tartışma konusu.

Geçtiğimiz sezon sonu adı ciddi biçimde Atletico ile anılırken, oyuncu parlatma uzmanı Şenol Güneş'in elinde hiç mesafe kat edememiş olması, tek taliplisinin kendisinin potansiyelini yakından gören Biliç oluşu farklı şekillerde değerlendirilebilir. Benim şahsi kanaatim Gökhan'ın Beşiktaş ve memleket sınırları dahilinde kendi potansiyelinin limitlerine ulaşma ihtimalinin artık oldukça zayıf olduğu. Gökhan 'ın tavanı şu an olduğu noktadan daha yüksek ve bu limiti zorlama konusunda Şenol Hoca bile yeterli olamıyorsa kafa olarak da Gökhan'ın BJK kariyeri bitme noktasına gelmiş demektir.

fitneci: Gökhan iki senedir şampiyonluk mücadelesine neredeyse hiç katkıda bulunmadı. Bu sene sadece Galatasaray maçı akıllarda kaldı. Maçkolikten istatistiklere bakıyorum 4 gol 6 asist. 2 puan GS maçından (attığı golle), 2 puan 3-2'lik FB maçından (yaptığı asistle) 1 puan da 1-1'lik Gençlerbirliği maçından (attığı golle) kazandırmış. İleri 3'lüde oynayan bir futbolcunun katkısı 24 maçta 5 puandan fazla olmalı.

Bu sene araya sakatlık şu bu girdi eyvallah ama benim asıl kızgınlığım 2014-2015'ten kalma. Koca bir ikinci yarı yattı ve geliyor dediğimiz şampiyonluk gitti. Bir futbolcuya 13 milyon Euro fiyat biçiliyorsa maçları tutup koparacak arkadaş.

Ha yetenek derseniz, yeteneğini asla tartışmam.


Kiralandığı şartlar hakkında ne düşünüyorsunuz?

semioticus: Bence daha az paraya şimdiden satmak yerine potansiyel satın alma ücretini düşünüp kiralamak makûl bir hamle. Gökhan bu sene kafası rahatlamış bir şekilde potansiyeline ulaşırsa West Ham zaten 13 milyon (ya da ne kadarsa) verir alır. Diyelim Gökhan iyi oynamadı, kendine pazar yaratamadı; o zaman "demek ki sorun bende" deyip Beşiktaş'a geri döndüğünde daha şevkle çalışması mümkün. Diyelim Beşiktaş'a da geri dönmeyi çok istemiyor ve sözleşmesi bitince çekip gidecek, eh o takdirde de şimdiden biraz gelir elde etmiş olmanın hiçbir dezavantajı olamaz.

Övünç: Telaffuz edilen kiralama bedeli neredeyse oyuncuyu satın aldığımız fiyata denk. İngiltere'de geçireceği vasat üstü bir sezon sonunda kendisini A sınıfı takımlara taşıyabilecekken, Beşiktaş'ın bir üst seviyeye çıkmasını sağlayacak transferlerin kapısını da aralayabilir.

fitneci: Mental açıdan sağlam olsaydı 23 milyon Euro da eder ama bu saatten sonra mental ilerleme kaydeder mi tereddütlüyüm. Bunu en iyi değerlendirecek kişi, onu antrenmana çıkaran Şenol Hoca. Bu kafayla İngiltere'de coşması ve 13 milyona satılması zor ama umut edelim de öyle olsun. Ben 10 milyona satıp kurtulalım diyordum ama kiralık için 3 milyon euro da fena değil.

cochise: Madem Premier League hem paranın bol olduğu hem de Şampiyonlar Ligi'nde bizde yapacağından çok iyi vitrinli bir yere kiralıyoruz opsiyonsuz ya da daha yüksek opsiyonlu yapabilirdik. Bence zaten vitrin yapamayacak da (ya kös kös döner ya da ara ara oynar 7-8'e satarız) ya tutarsa dicez madem, tuttuğu takdirde olacak şeyi daha iyi kullanabilirdik. Türkiye'den bir oyuncuya verilecek en yüksek para bu kadar olur eyvallah ama West Ham'da harika bir sezon geçirecek adamın ederi birden 20 oluverir.

semioticus: Bizimle oynadığı 6 ŞL maçında yapabileceği piyasa ile Premier League'de oynadığı maçlarda yapabileceği piyasa arasında çok ciddi fark görmüyorum ben. Bu objektif ve ölçülebilir bir değerlendirme değil tabii ki.

Gökhan'ın yeri nasıl doldurulabilir?

Övünç: Bu soru Beşiktaş'ın Gökhan'ın eksikliğini kapatmaya ihtiyacı var mı sorusunun gölgesinde kalıyor bana göre. Kendisinin kadrodaki yeri ve rolü düşünüldüğünde şampiyonluk yolundaki etkisi diğer kilit oyuncuların oldukça gerisindeydi. Bu noktada ayrılık taraftar gözünden bakıldığında da daha sancısız gerçekleşebilir .

Gökhan'ın yetenekleri elbette her takım her sistem içerisine bir şekilde entegre olup fayda sağlayabilecek düzeyde: özellikle sırtı dönük sakladığı toplar ve takımı ileri taşımadaki kabiliyeti müthiş de olsa Beşiktaş'ın akışkanlıktan ve hızlı düşünüp uygulamadan beslenen hücumunun içerisinde benzer bir kimliğe sahip Quaresma ile kombo olarak takımın kendi kimliğini kaybetmesine yol açıyor olmaları büyük sıkıntı. Kerim, Aras, Olcay, Quaresma dörtlüsü kalite olarak Gökhan'ın ayarında değiller ve olası bir başarısızlık, Gomez'in gönlünü eyleme noktasında takımın zayıflıyor oluşu başımızı biraz ağrıtacaktır elbet.

semioticus: Portekiz millî takımındaki performansına da bakınca Quaresma sezona yeterince iyi girecek gibi duruyor. (Evet en büyük Quaresma sevmeyenlerden biriyken adam beni bu sene ikna etti, atış serbest :) )
23 Ekim 2012 Salı

Futbolu hatırladım bir an...


Son 1 yılda, Futbol'un F'sine bile tahammül edemeyen bana bu video Futbol'u hatırlattı. Futbol aslında güzeldi de çevresi kötüydü. Şike, YD, Milli Takım, Samet, Batuhan... Bunların yanında bir de futbolun güzellikleri vardı ama biz Beşiktaşlılar pek göremedik.
19 Mart 2012 Pazartesi

Fikret Orman'ın Habertürk Röportajı

Beşiktaş'ın muhtemel başkanı Fikret Orman'ın bugün Habertürk'te röportajı yayınlanmış. Nasıl bir politika izleyeceğiyle ilgili ipuçları var, radikal kararlardan bahsetmiş. İbrahim Altınsay'ın yönetimde görev almasıyla ilgili net bir ifade kullanmamış. Hayırlısı diyelim.

http://www.htspor.com/futbol/haber/725996-dunya-kulubu-nasil-olunur-herkes-gorecek
31 Ocak 2012 Salı

Beşiktaş'ta İyi Giden Şeyleri Yazalım

Böyle bir şey daha önce de yaptığımızı hatırlıyorum. Ekşi Beşiktaş'ın, Beşiktaş'la ilgili sadece kötü şeylere değindiğini, aslında Beşiktaş'ta iyi giden bir sürü şey olduğunu anlatan bir güruh var. Kendilerine sesleniyorum; buyrun 2011-12 sezonunda iyi giden şeyleri buraya yazın. Bizim kötü gittiğini düşündüğümüz şeyler malum; Demirören'in şike konusunda yanar-döner tavırları, kulübün şikeye bulaşanları aklama çabalarına katkıda bulunması, borçların rekor derecede artması ve bu durumun kulübü Demirören'e bağlılığı daha da artırması, borç bahane edilerek gelecek vaad eden genç Türk futbolcuların Fon'a devredilmeye çalışılması, stat konusunda Fenerbahçe'den, Galatasaray'dan ve hatta Melih Gökçek'ten bile geride kalınması ve ne işse bu konuda tek suçlu olarak Kültür Bakanının görülmesi... Yönetime muhalif taraftarlara takınılan tavırlara değinmeyeceğim.

Mikrofon sizde, buyrun... "Anlamayana davul zurna az" gibisinden geyiklere karnımız tok.
15 Kasım 2011 Salı

Balayı 90+1

"Balayında maç izledim hacı" geyiklerinin bir yenisiyle karşınızdayız. Çünkü gerçekten izledim; D.Kiev - Beşiktaş ilk maç. Antalya'da Ekim'in sonunda havaların o kadar da muhteşem olmamasının payı büyük.

İşin herkesi ilgilendiren kısmı ama, balayında maç izlemekten daha komik. Eşim 90+1'de bana aynen şunu söyledi: "İnanmıyorum yaaa, balayında bana maç izlettiğin yetmezmiş gibi maçın uzatmalarını da izletiyorsun"...  Ona şu şekilde cevap vermek istedim: "Ama ama karıcım Beşiktaş'ın en çok mıçtığı dakikalar uzatmalar" ama veremedim ve kumandayı kendisine teslim ettim.

5 dakika sonra Star TV'ye yapılan bir zap; sevinen Kiev'li futbolcular... Yüzümde pis bir sırıtış... Canım takımım benim, beni bir kez dahi mahçup etmedin!
30 Ağustos 2011 Salı

Arsene Wenger Aslında Ne Demişti



Bu muhabbeti o zaman da sevmemiştim ama Arsenal Manchester United'dan 8 gol yiyince tekrar önümüze sunuldu, şimdi hiç ama hiç sevmiyorum. İlk önce "Oh canıma değsin"in, hepimiz arasıra yapıyor olsak da, ne kadar yavan bir tepki olduğundan bahsetmeme gerek yok heralde. Arsenal, bugüne bugün kendi ligine ve bütçesine göre başarılı sayılabilecek bir takımdır. Hangi Arap şeyhi, Amerikan milyarderi para saçarsa saçsın, Arsenal'i ligin ilk dördünde görürsünüz. Bunun yanında Avrupa'da da görürsünüz. Bu Arsenal'in az para harcadığı manasına elbette gelmiyor ama kafayı çevirip Türkiye'ye baktığımızda hiç de ortada "Oh canıma değsin"lik bir durum göremiyorum. Türkiye, tüm takımlarıyla birlikte, "Kazanılan Başarı / Harcanan Para" konusunda dünyanın belki de en kötü ligidir. Sen 8 yesen ne, 3 yesen ne? 2. 3. sınıf Avrupa takımlarına karşı Quaresma'lı, Simao'lu, Niang'lı, Lugano'lu kadrolarınla mücadele edip zorlanan bir ülkesin. Milli takımın Azerbaycan'a yenilen, Belçika'dan 1 puan alınca sevinen bir halde..

Her neyse, lafı dağıtmayalım. Arsene Wenger o gün ne demişti...

İngilizcesi:
"you have to be careful not to change the champions league too much by bringing in even more weaker teams, because you could find yourself with games five and six with no meaning. that would be very dangerous for the quality of the competition," said wenger."


"Şampiyonlar Liginin, daha zayıf takımların katılabilmesi için kurcalanmaması gerekir. Çünkü bunu yaptığınız zaman 5. ve 6. maçların hiç bir anlamı kalmayabiliyor. Bu, turnuvanın kalitesi için çok tehlikeli bir durum."


5. maçlar sonunda puan durumumuz şöyleydi:
Porto 8
Liverpool 7
Marsilya 7
Beşiktaş 6


Gelelim o sene Arsenal'in grubuna... Açıklama "Arsenal 7 Slavia Prague 0" maçından sonra yapılmış. Bakalım Arsene Wenger ne demek istemiş...


Sevilla 15
Arsenal 13
Prague 5
S. Bükreş 1
http://www.mackolik.com/National/Default.aspx?sId=1981


O seneyi kurcalayacak olursanız buna benzer başka gruplar da görürsünüz. Daha fazla örneğe gerek yok sanırım, aksini iddia eden varsa kaynağını getirsin tartışalım.
20 Temmuz 2011 Çarşamba

Fernandes Transferiyle İlgili

Son şike hadiseleri Fernandes transferiyle ilgili tartışmaları bastırdığı için çok önem arz etmiyor belki ama hatırlarsanız açıklanan düşük ücret (2 milyon euro), bonservisin tamamının alınıp alınmadığıyla ilgili bayağı bir kişinin kafasını karıştırmıştı. O sıra "Bütün bu işlemler borsaya açık şirket tarafından yapılıyor, sorarsak cevaplamak zorundalar" demiştim. Bu minvalde yaptığım yazışmaları yolluyorum:


4 Temmuz 2011
"1 Temmuz günü KAP aracılığıyla yaptığınız açıklamada Manuel Fernandes için Valencia'ya sözleşme fesih bedeli olarak 2 milyon Euro ödendiğini belirtmiştiniz.

Sizden bir yatırımcı olarak öğrenmek istediğim; bu bedelin futbolcunun bonservisinin tamamını içerip içermediğidir. Bir diğer şekilde sorum şudur;
1 Temmuz itibariyle Manuel Fernandes'in tüm hakları Beşiktaş Futbol Yatırımları San. ve Tic. A.Ş'de midir? Futbolcu üzerinde belirli bir payı olan
kurum/şirket bulunmakta mıdır?

Şimdiden teşekkür eder iyi çalışmalar dilerim."

"Açıklanacak Özel Durum/Durumlar:

Manuel Henrique Tavares Fernandes'in transferi konusunda Valencia CF SAD kulübü ve oyuncu ile anlaşma sağlanmış olup  Valencia kulübüne sözleşme fesih bedeli olarak 2.000.000.Euro ödenecektir. Fernandes ile 3 yıllık yapılan anlaşma şartlarına istinaden oyuncuya

2011-2012 sezonu için 2.000.000.Euro,
2012-2013 sezonu için 2.100.000.Euro,
2013-2014 sezonu için 2.200.000.Euro ücret ödenecektir.
"
----------------------------------------------------------------------
6 Temmuz 2011
.... Bey merhaba,

Fernandes'in transferi ile ilgili tüm bilgiler aşağıdaki özel durum açıklamasında net bir şekilde açıklanmıştır.

Saygılarımla,

............
Beşiktaş Futbol Yatırımları
San.ve Tic.A.Ş.
Pay Sahipleri ile İlişkiler Sorumlusu
----------------------------------------------------------------------
6 Temmuz 2011
İyi günler .........,
internette çeşitli mecralarda Valencia'nın M. Fernandes'in bonservisinin tamamına sahip olmayabileceği iddiaları dillendiriliyordu. Özel Durum Açıklamasında da bu hususla alakalı bir şey göremediğimden ödenen fesih bedelinin futbolcunun bonservisinin tamamını kapsayıp kapsamadığını öğrenmek istedim. Eğer siz özel durum açıklamasının net olduğunu belirtiyorsanız o zaman ben bu cevabınızı "M.Fernandes'in tüm haklarının şu anda Beşiktaş'ta olduğunun" teyidi olarak alıyorum.
Teşekkürler tekrar,
-----------------------------------------------------------------------

Bu son yazdığıma cevap gelmedi. Yorumu size bırakıyorum.

5 Temmuz 2011 Salı

Şan ve Şerefe Dair...

Pazar gününe bomba gibi düşen Şike Gözaltılarını biraz geç okuyabildim. Okumaya başladığımda taraftarlar olayı çoktan çözmüş, hayatlarında bir kere görmedikleri insanlara koşulsuz kefil olurken bir yandan da hayatlarında bir kere görmedikleri insanları "Şereften, Onurdan yoksun" olarak nitelendirmeye başlamıştı. Diğer kulüplerde yapılan aramalarda bulunan tek şey "Şeref"miş, bak sen. Birinin anasına bacısına ecdadına türlü laflarla öfke kusmak çok kolay (yetiştiğimiz ortama göre değişmekle birlikte takribi 5 saniyedir) da yediği hiç bir naneyi bilmediğin, kimlerle oturup kalktığı, kimlerle ne tür muhabbetlere girdiği, nereden nasıl para kazandığı hakkında hiç bir fikrin olmayan birine kendini nasıl kefil edersin arkadaş? Zor günlerinde Fenerbahçeliler'e edecek lafım olamaz, hayat uzun daha bir 20 sene konuşuruz bu olayları... Ama kendi taraftarıma, Galatasaray/Trabzonspor taraftarlarına bakıyorum, Şanlar Şerefler Hakkı Babalar Metin Oktaylar... Arkadaş bu meseleyi kendi çapınızda gurur/ego okşamasına çevirdiniz anladık da siz Allah Aşkına neye kime güveniyorsunuz? Yıldırım Demirören, Serdal Adalı, Ünal Aysal, Adnan Polat, Sadri Şener, Faruk Özak(wikileaks'ten hatırlarız kendisini)... Şandan Şereften bahsederken bu adamların hepsine kefil olduğunuzun farkında mısınız? Zira bu muhabbetleri ederken demek istediğiniz aslında karşı tarafta "Şan ve Şeref"le ilgili sıkıntı olduğudur. Karşı tarafta muhattap olarak kimi gördüğünüzü de madem öyle açıklayın. Bir takım şaibeli insanlar topluluğunun yediği naneler yüzünden Fenerli dostlarıma, anneme, amcama, hayata dair tek umudu tuttuğu takım kalmış garibana, çocuğuna iki gündür olan biteni bir türlü anlatamamış babaya diyeceğiniz bir şeyler mi var? Buyrun deyin. Ne diyorsunuz, kime karşı diyorsunuz ilk önce bunu bi netleştirelim... Eğer muhattabınız bu saydıklarım değilse neden "taraf" olup onurunuz, gururunuzdan dem vuruyorsunuz, onu bir söyleyin. Size mikrofonu kim verdi? Yarın öbür gün tuttuğunuz takımla ilgili bir şey çıktığında "Biz zaten onları sevmiyorduk. Beşiktaş/galatasaray/Trabzon demek yöneticiler değil, taraftar demektir" diyecekseniz gelin şu muhabbetleri yol yakınken bırakın. Bırakin ki zamanı (gelirse) geldiğinde konuşmaya yüzünüz olsun.
1 Temmuz 2011 Cuma

Manuel Fernandes Beşiktaş'ta


Geçen sezonun sonuna doğru Beşiktaş'a iyiden iyiye yakışan Manuel Fernandes'le ve kulübüyle anlaşıldığı bugün itibariyle açıklandı. Tarihlerin 1 Temmuz'u göstermesi YD'nin "Transferi bitirdik ama Valencia açıklama için 1 Temmuz'a kadar beklememizi istedi" lafını doğruluyor sanki. Ayrıca bu bedel oyuncu bonservisinin %50'sine ait olsaydı açıklamada bu da belirtilirdi diye düşünüyorum. Beşiktaş camiasına hayırlı uğurlu olsun...

"manuel henrique tavares fernandes'in transferi konusunda valencia cf sad kulübü ve oyuncu ile anlaşma sağlanmış olup valencia kulübüne sözleşme fesih bedeli olarak 2.000.000.euro ödenecektir. fernandes ile 3 yıllık yapılan anlaşma şartlarına istinaden oyuncuya

2011-2012 sezonu için 2.000.000.euro,
2012-2013 sezonu için 2.100.000.euro,
2013-2014 sezonu için 2.200.000.euro ücret ödenecektir."
20 Mart 2011 Pazar

Ne değişti?

35 puanlı Manisaspor'a karşı 93. dakikada 0-0'lık skoru korumak için oyuncu değişikliğine giden Beşiktaş'ın 43 puanlı lig 5.si Kayserispor'u net bir skorla yenmesi elbette bir şeylerin değiştiğinin göstergesi... Bu noktada rakibin form düşüklüğünün de payı yadsınamaz, zira her maç dokuz doğuran Beşiktaş defansının özellikle ikinci yarı çok rahat oynamasında Kayserispor'un dağınıklığı önemli rol oynadı. Maç başladığında Beşiktaş'a nazaran daha istekli, daha kendinden emin bir Kayseri bekliyorduk, gayet de yanılmışız.

Beşiktaş'a gelecek olursak... Elbette teknik direktör değişikliği kötü gidişten bunalan futbolcular için bir rahatlama fırsatı oldu. Kötü gidişte en az Schuster kadar hataları vardı ama neticede onlar futbolcuydu, kendilerine verilen görevi uygulamaya çalışıyorlardı. Teknik direktör hatalarını, şahsi hatalar(Ferrari, Sivok, Toraman vb vb) izledi... 17'de 17, İBB, Kiev, Fener, Trabzon derken Beşiktaş "takım olarak depresyona girdi". Tayfur Havutçu'nun gelişi, bu depresyondan çıkmak için en iyi fırsattı. Futbolcuların, bir hafta öncekinden daha hırslı olmasının sebebi tam olarak budur bence. Yoksa Schuster'den nefret edip Tayfur'u sevme durumları falan, bunlar komik şeyler...

Ama senelerdir futbolla yatıp kalkanlar bilir ki teknik direktör gazı en fazla 2-3 hafta sürer. Futbolda sadece gazla hiç bir şey yapılmaz. Fatih Terim yapamadı ki Tayfur yapsın... Beşiktaş'la ilgili en çok merak ettiğim husus, gazın yanında gelen değişikliklerin takımı ileriki haftalarda nasıl etkileyeceği... Guti, artık stoperden top almak için ceza alanımızın önüne gelmiyor. Stoperden top alma işini artık Ernst(MC1), Necip(MC2) ve hatta bekler yapıyor. Bu sistemin işlemesi (ki dünkü maçın ilk yarısında işlemedi) rakibin cezasahasına Q7-Guti-Simao-Bobo(Almeida) dörtlüsünün kurulması anlamına geliyor. Rakip ortasahayı geçmekte zorlanınca da bu dörtlü bir şekilde cezayı kesiyor. Burada bence olay, dörtlünün ceza kesmesi değil, rakibin ortasahayı geçmekte zorlanmasıdır. Ki bu da Ernst-Necip'in agresifliğinin bir meyvesi, başka bir şey değil. Geriye yaslanmayan iki ortasaha, tabiri caizse, ölümüne mücadele edip "Ortasaha geçilmez" demiştir dün. Bu rolü ilerde Fernandes de üstelenebilir ama o enerjiyi Aurelio bulur mu, şüpheliyim.

Bütün bunları konuşurken bir kez daha belirtelim; Kayserispor'un düşen form grafiği bizi yanıltmış olabilir. Dün Beşiktaş'ın zayıf halkasını zorlamaktan çok uzaklardı. Tayfur Havutçu'yla neyin değişip değişmediğini görebileceğimiz 10 maç olacak. Hedefimiz kupa ve Beşiktaş adına yakışır, ilkeleri olan futbol... Heyecanla bekliyoruz. 

Beklerken de ufak notlar alıyoruz:
  1. Ekrem sağ bekte aksıyor ve bu Ekrem'in suçu değil. Kupa maçına kadar Rıdvan veya Hilbert ilk 11'e adapte edilmeli. Rıdvan'ın maç eksiği olduğunu düşününce eldeki tek alternatif Hilbert, ki ilk 18'e giremedi dün.
  2. Yedek stoper ve bek yokken Hilbert ve Sivok ilk 18'e giremiyorsa burda bir sorun var demektir. Tayfur Hoca, Aurelio ve Fernandes'in stoper olarak da oynayabileceğini düşünüyor heralde.
  3. İsmail Köybaşı bugün çok istekliydi, alnından öpüyoruz.
  4. Q7 gene yaptı yapacağını, bir de şu sağa sola ayak sallama huyu olmasa...
  5. Hoşgeldin Ernst...
  6. Sen de hoşgeldin Almeida...
  7. Halis gol gol gol...
  8. Stat kayıyor (ama kime)


19 Mart 2011 Cumartesi

Beşiktaş Kayserispor / STSL

19 Mart 2011 Cumartesi TSİ: 19.00

BEŞİKTAŞ: Rüştü, Ekrem, İbrahim, Ferrari, İsmail, Simao, Ernst, Guti, Necip, Quaresma, Bobo
 


Gecikme için özür dileriz. Yabancı DNS'lerde bile blogspot yer yer bloklu nasıl olduysa. Resim bile ekleyemedim bir süre...
21 Şubat 2011 Pazartesi

Siyah Beyaz Kırmızı




Yeri gelir, kırmızı kart gören oyuncuyu "Başka şansı yoktu" der, savunursun. Ya da maç zaten kaybedilmiştir, "Yenilgiyi, çaresizliği sindiremedi"ye verirsin... Ama şu aşağıdakilerin hiç biri öyle değil.

16.10.2010 Beşiktaş 2 Manisaspor 3 (Tabata)
10.12.2010 Eskişehir 2 Beşiktaş 0 (Guti)
30.01.2011 İBB 2 Beşiktaş 1 (Aurelio)
20.02.2011 Beşiktaş 2 FB 4 (Ferrari)

31 Ocak 2011 Pazartesi

Beşiktaşlı olmak...

Bir maçta kendini şampiyon sanıp, bir maçta bundan vazgeçmek... Bir maçta kahraman ilan edip bir maçta ruhsuzlukla suçlamak... Bir maçta "bobo'nun nobreden ne kadar iyi olduğunun görüldüğü maç" deyip bir maçta "nobre'nin bobo'dan ne kadar iyi olduğunun görüldüğü maç" demek.. 5 yıldır beşiktaş'ta oynayan Nobre'yi bir maçta taktiğin en önemli parçası addedip bir maçta "bu adamı 5 senedir tanıyoruz bence amerika'yı keşfetmenin gereği yok :))" demek... Bir maçta (trabzon) takımı şiir gibi oynamak gibi mübalaalarla överken bir maçta (ibb) "sistem yok taktik yok disiplin yok o yok bu yok" diye yerin dibine sokmak... 10 korner ve bilmem kaç tane cezasahası içi tehlikenin akabinde iki adet bireysel hatayla iBB'ye bir kez daha yenilmek ama 1-0'a kadarki oyuna tek bir övgüde bulunmamak... Zaman zaman schuster'i yemeye çalışmak... Zaman zaman haklı schuster eleştirilerine "schuster'i yedirmeyiz" türünden enteresan çıkışlar yapmak...

Gerçekten enteresan bir şey beşiktaşlı olmak... Ne yok derseniz; durgunluk yok, dinginlik yok, sabır yok... ya her şey çok güzel ya her şey çok kötü... Ara renk yok. Ya Siyah, Ya Beyaz...

Belki gri forma bize bir şey anlatmak istiyordur?

Ara