Tayfur Havutçu etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Tayfur Havutçu etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
10 Haziran 2013 Pazartesi
UEFA Disiplin Kurulu'na sevk kararı
10 Haziran 2013 tarihinde UEFA tarafından Şirketimize yapılan yazılı bildirime göre; 11 Mayıs 2011 tarihinde Beşiktaş ile İstanbul Büyükşehir Belediye Spor takımları arasında Kayseri'de oynanan 49'uncu Türkiye Ziraat Kupası final maçının sonucuna etki etmek gerekçesiyle eski asbaşkanımız Serdal Adalı ve eski antrenörümüz Tayfur Havutçu ile birlikte Şirketimiz aleyhine 03 Temmuz 2011 tarihinde başlatılan soruşturma ve takip eden gelişmeler çerçevesinde UEFA Avrupa Ligi 2013-2014 Sezonu talimatı idari kriterlere ayıkırılık iddiasıyla Şirketimiz ile yukarında adı geçenler Disiplin Kurulu'na sevk edilmiş bulunmaktadır.
UEFA Disiplin Müfettişi'nin sunmuş olduğu raporda 3 adet iddiası bulunmaktadır.
1. Beşiktaş JK'yı 2013/2014 sezonu için UEFA Avrupa Ligi müsabakalarından men etmek,
2. Disiplin Talimatının ihlalinin ciddiyetine bağlı olarak Disiplin Kurulu tarafından kararlaştırılacak bir süre boyunca gelecekteki UEFA müsabakalarından men etme yönünde Beşiktaş JK'ya karşı ilave yaptırım uygulanmasını değerlendirmek,
3. Serdal Adalı ve Tayfur Havutçu hakkında futbolla ilgili her türlü faaliyete katılmalarını kılacak şekilde ömür boyu men cezası uygulamak.
Bu disiplin süreciyle ilgili olarak Şirketimizin ve adı anılan ilgililerin 19 Haziran 2013 tarihine kadar gerekli beyanlarda bulunma hakları söz konusu olup, konu ile ilgili kararın 21 Haziran 2013 tarihi itibariyle verileceği bildirilmiştir.
Kaynak: KAP
Artık önümüzde gül gibi bir "18 Haziran'da seçilmiş Beşiktaş başkanının 21 Haziran'da futboldan ömür boyu men edilmesi" tehlikesi var. Ha, bu sene Avrupa'ya da gidemeyebiliriz tekrardan.
Bu haftaki tırnak diyetimiz şimdiden afiyet olsun.
Etiketler:semioticus,serdal adalı,Tayfur Havutçu,UEFA | 15
Yorum
2 Temmuz 2012 Pazartesi
Şike Davası Sonlandı
Türkiye'deki her olayda mutlaka insanların etrafında siyah ve beyaz olarak kümelendiği bir gri alan mevcut oluyor aslında da, bu şike davası kadar her kanaatin 3-5 ama ile desteklenmesi gereken bir vakaya uzun zamandır şahit olmamıştım ben.
Öncelikle şunu belirtmek şart: Türkiye'de hiçbir zaman bu tür siyasi olan/algılanan davalarda yargı mekanizması doğru dürüst işlemedi. Şike davası ne ilk, ne de son. 12 Eylül'den sonra oluşturulmuş kurumsal yapıda, DGM'lerle, TMK'larla, ÖYM'lerle, Anayasa Mahkemeleriyle binbir garipliğe tanık olduk. O yüzden, herhangi bir dava sonucuna itibar etmemeyi seçen herkesi anlayışla karşılarım.
Şike davası da yürütülüş açısından şaibeliydi. Telefon konuşmaları haricinde doğru düzgün bir delil sunulamadı. Para transferi gibi konularda bir iz bulunamadı. Savcının iddianamesi olduka teorik düzeyde kaldı. Sanki esas yargılamayı kamu gözünde yapmak misyonu varmışçasına, basın yoluyla bir itibarsızlaştırma yoluna gidildi (diğer davalarda da yer yer olduğu gibi) Beşiktaş açısından baktığımızda, ben Serdal Adalı ve Tayfur Havutçu'nun şike yaptığına dair ciddi bir emare de göremedim, bulan varsa yorumlara eklesin.
Tabii hukuki yargılama ile vicdani yargılama bambaşka mevzular. Tayfur Havutçu'nun bütün bu süreçteki vurdumduymazlığı -Serdal Adalı'nın tam tersine- beni yeterince sinir etmiş ve Beşiktaş'ın Hiçbir Şeyi Tayfur Havutçu başlığıyla da özetlemiştim zaten bu rahatsızlığımı.
Şimdi ne olacak, bilinmez. Ama çok üzücü bir netice var ki, Beşiktaş'ın adı tamamen menajer-yönetici işgüzarlığından ötürü bir şike skandalıyla anılacak, hüküm verildi. Yargıtay da onaylarsa -ki bu süreç uzun sürecektir-, böyle bir kara sayfamız olacak. Ben rahatlamak için bunu Sinan Engin - Alaattin Çakıcı - Sedat Peker üçgeninde dönen işlerin diyeti olarak görüyorum mesela.
İşin en üzücü yanı ise, bütün bu süreç sonunda "evet, Türk futbolu daha temiz artık" diyemememiz. Tıpkı Ergenekon sürecinde olduğu gibi, iyi bir çıkış noktasından alakasız yerlere gelindi şüphesi, kimi aktörlerin tutarsız biçimde ceza alması/cezasız kalması vs. beni rahatlatmaktan öte futboldan daha da soğuttu.
Hakkımızda hayırlısı.
Öncelikle şunu belirtmek şart: Türkiye'de hiçbir zaman bu tür siyasi olan/algılanan davalarda yargı mekanizması doğru dürüst işlemedi. Şike davası ne ilk, ne de son. 12 Eylül'den sonra oluşturulmuş kurumsal yapıda, DGM'lerle, TMK'larla, ÖYM'lerle, Anayasa Mahkemeleriyle binbir garipliğe tanık olduk. O yüzden, herhangi bir dava sonucuna itibar etmemeyi seçen herkesi anlayışla karşılarım.
Şike davası da yürütülüş açısından şaibeliydi. Telefon konuşmaları haricinde doğru düzgün bir delil sunulamadı. Para transferi gibi konularda bir iz bulunamadı. Savcının iddianamesi olduka teorik düzeyde kaldı. Sanki esas yargılamayı kamu gözünde yapmak misyonu varmışçasına, basın yoluyla bir itibarsızlaştırma yoluna gidildi (diğer davalarda da yer yer olduğu gibi) Beşiktaş açısından baktığımızda, ben Serdal Adalı ve Tayfur Havutçu'nun şike yaptığına dair ciddi bir emare de göremedim, bulan varsa yorumlara eklesin.
Tabii hukuki yargılama ile vicdani yargılama bambaşka mevzular. Tayfur Havutçu'nun bütün bu süreçteki vurdumduymazlığı -Serdal Adalı'nın tam tersine- beni yeterince sinir etmiş ve Beşiktaş'ın Hiçbir Şeyi Tayfur Havutçu başlığıyla da özetlemiştim zaten bu rahatsızlığımı.
Şimdi ne olacak, bilinmez. Ama çok üzücü bir netice var ki, Beşiktaş'ın adı tamamen menajer-yönetici işgüzarlığından ötürü bir şike skandalıyla anılacak, hüküm verildi. Yargıtay da onaylarsa -ki bu süreç uzun sürecektir-, böyle bir kara sayfamız olacak. Ben rahatlamak için bunu Sinan Engin - Alaattin Çakıcı - Sedat Peker üçgeninde dönen işlerin diyeti olarak görüyorum mesela.
İşin en üzücü yanı ise, bütün bu süreç sonunda "evet, Türk futbolu daha temiz artık" diyemememiz. Tıpkı Ergenekon sürecinde olduğu gibi, iyi bir çıkış noktasından alakasız yerlere gelindi şüphesi, kimi aktörlerin tutarsız biçimde ceza alması/cezasız kalması vs. beni rahatlatmaktan öte futboldan daha da soğuttu.
Hakkımızda hayırlısı.
Etiketler:semioticus,serdal adalı,Shelbyl,Şike,Tayfur Havutçu | 1 Yorum
8 Ağustos 2011 Pazartesi
Guti'nin Alex'leştirilme Sürecinin Sonu
http://goo.gl/a74mm
Beşiktaş'ın yeni geçici teknik direktörü Carvalhal'ın futbol üzerine yaptığı yorumlardan ilk dikkat çekeni, Guti ile ilgili yaptığı yorum oldu. Medyada yer alan haberlere göre Carvalhal, Guti'nin Alexleştirilmesine karşı bir çizgide düşünüyor. Zira kendisi, Guti'nin kariyeri boyunca 8 numara olarak görev yaptığını belirtmiş.
Bu açıklamayı enteresan kılan şey, takımın esas teknik direktörü Tayfur Havutçu'nun bu konuda aynı doğrultuda düşünmeyişiydi. Zira Havutçu geldiği ilk gün, takım savunmasını geri çekmek olan birinci hamlesini, Guti'yi özgürleştirmekle sürdürdü. Havutçu'nun Beşiktaşında Guti, Alex'in maçlarını izleyen, onun yaptığı koşuları, attığı pasları öğrenmeye çalışan! bir haldeydi. Tayfur hoca şehrin karşı yakasındaki işleyen sistemi görmüş olacaktı ki, elindeki kadroya baktı ve sordu; Hanginiz Alex olacaksınız? Takımdan ses çıkmayınca kendi Alex'ini seçti. Futbol böyledir, Alex'in çakması değil, orjinali kazanır. Öyle de oldu. Alexleştirilmek istenen oyuncunun da, Guti gibi bir yaşayan futbol efsanesi olması da ayrı bir konu tabi.
Şüphesiz Guti'nin forvet arkası oynaması Beşiktaş'ın saha içi problemlerini çözemediği gibi, Guti'nin daha arkada oynaması da çözmeyecek. Her iki çözümün de kendine has avantajları ve dezavantajları mevcut. Benim bu mevzuda canımı sıkan şey, Guti gibi gerçek anlamda bir futbol virtiözünün, çok basit ve çok kolaycı bir yaklaşımla, içerisinde hiç "Guti" olmayan bir başka kaba oturtulmaya çalışılmasıydı...
Beşiktaş'ın yeni geçici teknik direktörü Carvalhal'ın futbol üzerine yaptığı yorumlardan ilk dikkat çekeni, Guti ile ilgili yaptığı yorum oldu. Medyada yer alan haberlere göre Carvalhal, Guti'nin Alexleştirilmesine karşı bir çizgide düşünüyor. Zira kendisi, Guti'nin kariyeri boyunca 8 numara olarak görev yaptığını belirtmiş.
Bu açıklamayı enteresan kılan şey, takımın esas teknik direktörü Tayfur Havutçu'nun bu konuda aynı doğrultuda düşünmeyişiydi. Zira Havutçu geldiği ilk gün, takım savunmasını geri çekmek olan birinci hamlesini, Guti'yi özgürleştirmekle sürdürdü. Havutçu'nun Beşiktaşında Guti, Alex'in maçlarını izleyen, onun yaptığı koşuları, attığı pasları öğrenmeye çalışan! bir haldeydi. Tayfur hoca şehrin karşı yakasındaki işleyen sistemi görmüş olacaktı ki, elindeki kadroya baktı ve sordu; Hanginiz Alex olacaksınız? Takımdan ses çıkmayınca kendi Alex'ini seçti. Futbol böyledir, Alex'in çakması değil, orjinali kazanır. Öyle de oldu. Alexleştirilmek istenen oyuncunun da, Guti gibi bir yaşayan futbol efsanesi olması da ayrı bir konu tabi.
Şüphesiz Guti'nin forvet arkası oynaması Beşiktaş'ın saha içi problemlerini çözemediği gibi, Guti'nin daha arkada oynaması da çözmeyecek. Her iki çözümün de kendine has avantajları ve dezavantajları mevcut. Benim bu mevzuda canımı sıkan şey, Guti gibi gerçek anlamda bir futbol virtiözünün, çok basit ve çok kolaycı bir yaklaşımla, içerisinde hiç "Guti" olmayan bir başka kaba oturtulmaya çalışılmasıydı...
Etiketler:Carvalhal,Guti Hernandez,Gürcan Ulusoy,Tayfur Havutçu | 22
Yorum
17 Mayıs 2011 Salı
Düşük Profilli Teknik Direktörlük
Cevat Güler geçtiğimiz aylarda katıldığı bir televizyon programında aynen şunlar söylemişti; "Biz o dönem teknik direktörlüğe başlarken oturduk, uzman kişilerin görüşlerini aldık ve yapacağım teknik direktörlük tipinin düşük profilli mi, yüksek profilli mi olacağına karar verdik... Ortaya çıkan fikir, oyuncuların kendilerini ispat etme ve sorumluluk duygularının ortaya çıkması adına, düşük profilli bir teknik direktörlük yapmamın uygun olacağıydı..."
Malum, Galatasaray o sene, son 6 hafta bu düşük profilli teknik direktörlük tipinin başarıyla uygulanması sonucu şampiyon oldu. Tam da hesaplandığı, planlandığı gibi, oyuncular insiyatif aldılar, olası başarıyı kimseyle paylaşmayacak olmanın azmi ile, ne koşuyorlarsa daha fazla koştular, mücadele ettiler, birlik oldular ve şampiyon oldular.
Tayfur Havutçu, planlı veya değil, futbolculuk hayatında da, yardımcılık döneminde de hep düşük profilli tavırlar sergiledi. Basın toplantılarında kendine güveni olmayan, futbolcularla teknik direktör-futbolcu ilişkisi kurmaktan öte, abi-kardeş ilişkisi kurmayı tercih eden, konuşmayı fazla sevmeyen, ön planda olmamayı tercih eden bir tarz.
Beşiktaş yönetimi belli ki, takımdaki yıldızları temel alarak bir karar vermiş. O yıldızların disiplin, taktik, sistem gibi bazı değerler içerisinde boğulmalarındansa, onlara sorumluluk verip, kendi işlerini kendilerinin görmelerini tercih etmiş. Arzulanan, teknik direktörlük pozisyonununda sorun çıkarmayan, futbolculara güven ve sorumluluk veren bir yapı.
Bu düşüncenin de şüphesiz en uygun adamı Tayfur Havutçu. Zira 5 ay önce göreve başladığında üzerinde var olan "yönetimin adamı" algısı, 5 ay sonunda değişmiş sayılmaz. Bu 5 aylık sürede Tayfur Havutçu'nun takıma kattığı ekstra bir oyuncu veya bir oyun düşüncesi olduğunu söylemek de fazla iyimserlik olur. Zaten kendisinden beklenilen veya talep edilen, böylesi bir şey değildi. Kendisine biçilmiş görevi kusursuza yakın şekilde uyguladı ki yönetim sözleşme uzatma kararı aldı.
Peki, düşük profilli teknik direktörlük tipi uzun vadede olumlu kazanımlar bırakabilir mi? Burası soru işareti. Quaresma'nın, Simao'nun veya Guti'nin saha içinde alacağı sorumluluk ve insiyatif işler kötü gitmeye başlarsa ters tepebilir mi? İşte o gün, "bütün sorumluluk bende" diyebilecek, masaya yumruğunu vuracak, gerekirse en önemli adamına da ceza verebilecek birine ihtiyaç duyulabilir mi? En kritik maçta, en düşünülmeyen adamı sahaya çıkarıp o günkü maçın tüm gidişatını değiştirmek gereksinimi olabilir mi? Biz buna halk dilinde Denizli Tavşanı diyoruz...
Dün yapılan tercih esasında teknik direktör tercihi değildi. Teknik direktörlük biçiminin tercihiydi. Schuster gibi yüksel profilli, yüksek egolu, yeri geldiğinde takım kaptanına da acımayacak, bazen sorun da yaratabilecek bir adam mı, yoksa Tayfur Havutçu gibi sıkça geri adım atacak, problem çıkmaması adına verilebilecek tüm tavizleri verecek, başarıda bile geri planda olacak, oyuncularla abi-kardeş ilişkisi kuracak bir teknik adam mı?
Beşiktaş tercihini düşük profilli teknik direktörlükten yana kullandı. Tayfur Havutçu, bu tip bir teknik direktörlük için biçilmiş kaftandır. Peki Beşiktaş'ın ihtiyacı olan, düşük profilli bir teknik direktör müydü, işte o da bir başka yazının konusu...
Etiketler:Gürcan Ulusoy,Tayfur Havutçu | 10
Yorum
16 Mayıs 2011 Pazartesi
Hayırlı Olsun
Etiketler:Tayfur Havutçu | 58
Yorum
8 Nisan 2011 Cuma
Aman Deneme, Sakın Yanılma!
Her kulvarda şampiyonluk ve kupa yarışı içerisinde olduğumuz için Tayfur Havutçu hocamıza da hak vermek lazım. Bizi gelecek sezona hazırlayacak adımları atacak fırsatları bulamıyor.
Şöyle formalite icabı 1-2 maçımız olsaydı ne güzel Rıdvan Şimşek'i denerdik, Atınç Nukan Beşiktaş seviyesinde mi değil mi onu anlardık, Nihat futbolcu mu değil mi belli olurdu. Atınç oynayamaz ise, Erhan Güven stoperde oynayabilir mi, oynayabilirse seneye 5. stoper olarak kalabilir mi onu anlardık.
Mesela, Guti'siz formüller denerdik. Yanılırsak yanılalım, ne kaybederdik ki?
1-2 formalite maçımız olsa 4-4-2'yi denerdik mesela.
Simao - Ernst - Necip - Quaresma
Bobo - Almeida
Bu taktik tutardı, tutmazdı bilmiyorum. Kimse bilmiyor.
Dediğim gibi, bu denli ağır bir zirve mücadelesi içinde olmasaydık da deneseydik.
Etiketler:Gürcan Ulusoy,Tayfur Havutçu | 25
Yorum
24 Mart 2011 Perşembe
Yetti, O Zaman Evet
Tayfur Havutçu'nun geleceği ile ilgili bir anket yaptık 2 gün önce. Yazıyı yazmadan önce yeterince oyun birikmesini bekledim ki söyleyeceklerimin anlamı daha da artsın diye, ama ilk andan beri kafamda hep aynı sorular var ve artık onları sormanın zamanı.
Ankete katılanların %42'si "Tayfur ne olursa olsun kalsın" derken, %28'i "8 haftada başarılı olursa kalsın" dediler. Bu iki düşünce arasında farklar var tabii, ama baktığında %70'in Tayfur'un seneye de takımın başında kalmasını olumlu bir gelişme olarak görüyor. Ve işte bizim kulübün bulunduğu noktanın berbatlığı buradan belli.
Ben burada "Schuster'i şimdilik yedirtmeyiz" dediğimde şunu demiştim: "Schuster'in gidişi, yönetimin düşünmeden etmeden yeni teknik direktör getirmesi anlamına gelecekse, ya da "bizim çocuk" göreve gelecekse Schuster kalsın." Bu fikre ya destek gelmişti, ya da itirazlar "Schuster bir an önce gitsin bırak ya" şeklindeydi. Ama azamiyetle ortak görüş "bizim çocuk" fikrinin tehlikeli olduğuna dairdi.
E o zaman niye bugün, sadece bir maçlık performansta zaten tüm kamuoyunun beklediklerini yapan Tayfur Hoca'nın (bizim çocuk) kalmasına %70 oranında oy çıkıyor?
Tayfur Hoca'nın bu sene zaten hedefi kalmamış, zaten badireler atlatmış ve kafası rahatlamış, zaten üzerinde hiçbir baskı olmayan bir takımla başarılı olması, seneye de başarılı olacağının garantisi midir?
Bakınız, Tayfur Hoca sene sonuna kadar teknik direktörlük vasıfları üzerine güzel bir sunum yapar, farklı açılımlar getirir, sorunlar çıkar onları halleder vs. ve o zaman biz "Vay be, Tayfur Hoca'ya bak sen" deriz. Onu demememiz için hiçbir engel yok. Ama sadece bir adet Kayserispor maçından sonra, düne kadar yeni hoca düşünenlerin "Tayfur kalsın" noktasına gelmesi, garip değil mi?
Ben yönetim "bizim çocuk" edebiyatına bağlayacak diye korkuyordum, halbuki taraftar dünden razıymış yahu.
Ha, burada kimseyi suçlamıyorum. Bu bir göstergedir. Beşiktaş taraftarı, artık zigzag şeklinde oynayan beklentilerinin sonucu olarak karamsarlık havasına girmiştir. Zira Tayfur kalsın diyenlerin düşünceleri özetle şunlar:
- Ya kim gelse ne olacak ki zaten bu anlayışla...
- Kalsın bari ya, en azından güzel bir yüz görürüz.
- Abi yönetim saçma birisini getirecek, dur Tayfur iyidir bari.
Ama hani vizyon diyorduk? O vizyonun ipini taraftar dahi çekiveriyor işte, siz kamuyla doğru düzgün ilişki kurmazsanız.
Bugün bu %70 bir yerde de yönetime güvensizlik oyudur, salt Tayfur Hoca'ya güvenoyu değil.
Halimiz ahvalımız bu. Bakalım yazın yıldız alacak mıyız "dünya kulübü" olma yolunda?
Dipnot: Bu yazı, Tayfur Havutçu'nun başarılı olup olmayacağı ile ilgili bir yazı değildir. Bu yazının amacı, anket sonuçlarından yola çıkarak taraftar algısını yorumlamaktır. Gürcan'ın yazısı ile bir-iki benzer nokta taşıdığı için algıda karışıklık olmasın.
Ankete katılanların %42'si "Tayfur ne olursa olsun kalsın" derken, %28'i "8 haftada başarılı olursa kalsın" dediler. Bu iki düşünce arasında farklar var tabii, ama baktığında %70'in Tayfur'un seneye de takımın başında kalmasını olumlu bir gelişme olarak görüyor. Ve işte bizim kulübün bulunduğu noktanın berbatlığı buradan belli.
Ben burada "Schuster'i şimdilik yedirtmeyiz" dediğimde şunu demiştim: "Schuster'in gidişi, yönetimin düşünmeden etmeden yeni teknik direktör getirmesi anlamına gelecekse, ya da "bizim çocuk" göreve gelecekse Schuster kalsın." Bu fikre ya destek gelmişti, ya da itirazlar "Schuster bir an önce gitsin bırak ya" şeklindeydi. Ama azamiyetle ortak görüş "bizim çocuk" fikrinin tehlikeli olduğuna dairdi.
E o zaman niye bugün, sadece bir maçlık performansta zaten tüm kamuoyunun beklediklerini yapan Tayfur Hoca'nın (bizim çocuk) kalmasına %70 oranında oy çıkıyor?
Tayfur Hoca'nın bu sene zaten hedefi kalmamış, zaten badireler atlatmış ve kafası rahatlamış, zaten üzerinde hiçbir baskı olmayan bir takımla başarılı olması, seneye de başarılı olacağının garantisi midir?
Bakınız, Tayfur Hoca sene sonuna kadar teknik direktörlük vasıfları üzerine güzel bir sunum yapar, farklı açılımlar getirir, sorunlar çıkar onları halleder vs. ve o zaman biz "Vay be, Tayfur Hoca'ya bak sen" deriz. Onu demememiz için hiçbir engel yok. Ama sadece bir adet Kayserispor maçından sonra, düne kadar yeni hoca düşünenlerin "Tayfur kalsın" noktasına gelmesi, garip değil mi?
Ben yönetim "bizim çocuk" edebiyatına bağlayacak diye korkuyordum, halbuki taraftar dünden razıymış yahu.
Ha, burada kimseyi suçlamıyorum. Bu bir göstergedir. Beşiktaş taraftarı, artık zigzag şeklinde oynayan beklentilerinin sonucu olarak karamsarlık havasına girmiştir. Zira Tayfur kalsın diyenlerin düşünceleri özetle şunlar:
- Ya kim gelse ne olacak ki zaten bu anlayışla...
- Kalsın bari ya, en azından güzel bir yüz görürüz.
- Abi yönetim saçma birisini getirecek, dur Tayfur iyidir bari.
Ama hani vizyon diyorduk? O vizyonun ipini taraftar dahi çekiveriyor işte, siz kamuyla doğru düzgün ilişki kurmazsanız.
Bugün bu %70 bir yerde de yönetime güvensizlik oyudur, salt Tayfur Hoca'ya güvenoyu değil.
Halimiz ahvalımız bu. Bakalım yazın yıldız alacak mıyız "dünya kulübü" olma yolunda?
Dipnot: Bu yazı, Tayfur Havutçu'nun başarılı olup olmayacağı ile ilgili bir yazı değildir. Bu yazının amacı, anket sonuçlarından yola çıkarak taraftar algısını yorumlamaktır. Gürcan'ın yazısı ile bir-iki benzer nokta taşıdığı için algıda karışıklık olmasın.
22 Mart 2011 Salı
Anket: Tayfur Havutçu
Etiketler:Anket,Tayfur Havutçu | 19
Yorum
20 Mart 2011 Pazar
Ne değişti?
35 puanlı Manisaspor'a karşı 93. dakikada 0-0'lık skoru korumak için oyuncu değişikliğine giden Beşiktaş'ın 43 puanlı lig 5.si Kayserispor'u net bir skorla yenmesi elbette bir şeylerin değiştiğinin göstergesi... Bu noktada rakibin form düşüklüğünün de payı yadsınamaz, zira her maç dokuz doğuran Beşiktaş defansının özellikle ikinci yarı çok rahat oynamasında Kayserispor'un dağınıklığı önemli rol oynadı. Maç başladığında Beşiktaş'a nazaran daha istekli, daha kendinden emin bir Kayseri bekliyorduk, gayet de yanılmışız.
Beşiktaş'a gelecek olursak... Elbette teknik direktör değişikliği kötü gidişten bunalan futbolcular için bir rahatlama fırsatı oldu. Kötü gidişte en az Schuster kadar hataları vardı ama neticede onlar futbolcuydu, kendilerine verilen görevi uygulamaya çalışıyorlardı. Teknik direktör hatalarını, şahsi hatalar(Ferrari, Sivok, Toraman vb vb) izledi... 17'de 17, İBB, Kiev, Fener, Trabzon derken Beşiktaş "takım olarak depresyona girdi". Tayfur Havutçu'nun gelişi, bu depresyondan çıkmak için en iyi fırsattı. Futbolcuların, bir hafta öncekinden daha hırslı olmasının sebebi tam olarak budur bence. Yoksa Schuster'den nefret edip Tayfur'u sevme durumları falan, bunlar komik şeyler...
Ama senelerdir futbolla yatıp kalkanlar bilir ki teknik direktör gazı en fazla 2-3 hafta sürer. Futbolda sadece gazla hiç bir şey yapılmaz. Fatih Terim yapamadı ki Tayfur yapsın... Beşiktaş'la ilgili en çok merak ettiğim husus, gazın yanında gelen değişikliklerin takımı ileriki haftalarda nasıl etkileyeceği... Guti, artık stoperden top almak için ceza alanımızın önüne gelmiyor. Stoperden top alma işini artık Ernst(MC1), Necip(MC2) ve hatta bekler yapıyor. Bu sistemin işlemesi (ki dünkü maçın ilk yarısında işlemedi) rakibin cezasahasına Q7-Guti-Simao-Bobo(Almeida) dörtlüsünün kurulması anlamına geliyor. Rakip ortasahayı geçmekte zorlanınca da bu dörtlü bir şekilde cezayı kesiyor. Burada bence olay, dörtlünün ceza kesmesi değil, rakibin ortasahayı geçmekte zorlanmasıdır. Ki bu da Ernst-Necip'in agresifliğinin bir meyvesi, başka bir şey değil. Geriye yaslanmayan iki ortasaha, tabiri caizse, ölümüne mücadele edip "Ortasaha geçilmez" demiştir dün. Bu rolü ilerde Fernandes de üstelenebilir ama o enerjiyi Aurelio bulur mu, şüpheliyim.
Bütün bunları konuşurken bir kez daha belirtelim; Kayserispor'un düşen form grafiği bizi yanıltmış olabilir. Dün Beşiktaş'ın zayıf halkasını zorlamaktan çok uzaklardı. Tayfur Havutçu'yla neyin değişip değişmediğini görebileceğimiz 10 maç olacak. Hedefimiz kupa ve Beşiktaş adına yakışır, ilkeleri olan futbol... Heyecanla bekliyoruz.
Beklerken de ufak notlar alıyoruz:
- Ekrem sağ bekte aksıyor ve bu Ekrem'in suçu değil. Kupa maçına kadar Rıdvan veya Hilbert ilk 11'e adapte edilmeli. Rıdvan'ın maç eksiği olduğunu düşününce eldeki tek alternatif Hilbert, ki ilk 18'e giremedi dün.
- Yedek stoper ve bek yokken Hilbert ve Sivok ilk 18'e giremiyorsa burda bir sorun var demektir. Tayfur Hoca, Aurelio ve Fernandes'in stoper olarak da oynayabileceğini düşünüyor heralde.
- İsmail Köybaşı bugün çok istekliydi, alnından öpüyoruz.
- Q7 gene yaptı yapacağını, bir de şu sağa sola ayak sallama huyu olmasa...
- Hoşgeldin Ernst...
- Sen de hoşgeldin Almeida...
- Halis gol gol gol...
- Stat kayıyor (ama kime)
Etiketler:Bernd Schuster,Beşiktaş,fitneci,STSL,Tayfur Havutçu | 17
Yorum
19 Mart 2011 Cumartesi
Beşiktaş Kayserispor / STSL
19 Mart 2011 Cumartesi TSİ: 19.00
BEŞİKTAŞ: Rüştü, Ekrem, İbrahim, Ferrari, İsmail, Simao, Ernst, Guti, Necip, Quaresma, Bobo
Gecikme için özür dileriz. Yabancı DNS'lerde bile blogspot yer yer bloklu nasıl olduysa. Resim bile ekleyemedim bir süre...
Etiketler:Beşiktaş,fitneci,Kayserispor,STSL,Tayfur Havutçu | 52
Yorum
12 Eylül 2010 Pazar
Hepimiz Tayfur'uz?
Etiketler:Gürcan Ulusoy,Tayfur Havutçu | 9
Yorum
Kaydol:
Kayıtlar
(Atom)
Ara
-
DERBİ POZİSYON ANALİZLERİ - 1- 0:24 saniye! Gatasaray'ın ilk etkili atağı. Burada en büyük hata *Jailson'un partneri Serdar Aziz'e gereksiz yakınlığı oldu.* Seri burada muhteşem bi...6 yıl önce
-
Feda, Sefa, Farklı Olsun bu Defa - Beşiktaş'ın son dönemini iki ana çizgi olarak ikiye ayırmak mümkün. 1- Yıldırım Demirören dönemi 2- Fikret Orman dönemi. Ben Yıldırım Demirören dönemini te...7 yıl önce
-
Bir Sağ Bek, Üç Mevki: Aaron Wan-Bissaka - Premier Lig geçtiğimiz hafta başladı. Hem takım hem de oyuncu bazında her sezon yeni bir hikaye demek. Galiba geçtiğimiz sezon hiç de fena bir görüntü verm...8 yıl önce
-
Duhuliye - Duhuliye'den 5 ay önce haberim oldu. O da bu fotoğraf sayesinde. Bunca zamandır nasıl hiç duymamışım derken, etrafımdaki çoğu Beşiktaşlının da bilmediğ...9 yıl önce
-
Euroleague bwin Mart 2015 MVP Nemanja Bjelica Röportajı - Fenerbahçe Ülker dokuz maçlık bir galibiyet serisi yakalamış durumda ve 2008-2009 sezonundan bu yana ilk kez Euroleague 'playoff'larına katılma hakkını ...11 yıl önce
-
Önce krampon, sonra performans - Her çocuk gibi sokaklarda başlayan futbol maceramız, bazı çocukların yaptığı gibi benim de toprak sahada devam etmişti. Sonrası okul, iş, hayat mücadele...11 yıl önce
-
NBA: Bir Ayın Ardından... (Part 1) - Her ne kadar başlığımızda bir aylık zaman dilimini ele aldıysak gerek tembellik, gerek iş güç yüzünden yazının paylaşılması, gerekli güncellemeler yapıldı...11 yıl önce
-
Manchester United - Burnley maçı - Manchester'ın ligin yeni takımı Burnley deplasmanında galibiyet alması bekleniyordu ama yine olmadı. Geride kalan 3 haftada takım henüz galibiyet görem...12 yıl önce
-
Bu Sefer Bahanem Var - Yine ihmal ettim blogu ama bu sefer sağlam bahanem var. Son 9 senedeki ikinci kıtalar arası taşınma olayına kalkıştım. Bilenler bilir, son 9 senedir Avu...12 yıl önce
-
Babylon Dergisi Röportajı - http://www.aliece.com/2013/11/babylon-dergi-ali-ece-roportaji/#more-189512 yıl önce
-
Arsenal Kendine İnanıyor - Arsene Wenger'in sözleriyle, *"İyi bir rakibe karşı alınmış tatmin edici galibiyet." *Arsenal hafta sonu Liverpool'u oyun dışı bırakarak, bölüm bölüm saha...12 yıl önce
-
Hiç Unutmadığım... - 17 sene önce bugün tek bir imzanın milyonlarca insanı bu kadar etkileyebileceğini tahmin edemezsiniz. O adam hakkında bir sürü yazı yazdım, hala okuyan ...13 yıl önce
-
-


