.

.

.
Ekşi Beşiktaş. Blogger tarafından desteklenmektedir.

serdal adalı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
serdal adalı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
10 Haziran 2013 Pazartesi

UEFA Disiplin Kurulu'na sevk kararı

10 Haziran 2013 tarihinde UEFA tarafından Şirketimize yapılan yazılı bildirime göre; 11 Mayıs 2011 tarihinde Beşiktaş ile İstanbul Büyükşehir Belediye Spor takımları arasında Kayseri'de oynanan 49'uncu Türkiye Ziraat Kupası final maçının sonucuna etki etmek gerekçesiyle eski asbaşkanımız Serdal Adalı ve eski antrenörümüz Tayfur Havutçu ile birlikte Şirketimiz aleyhine 03 Temmuz 2011 tarihinde başlatılan soruşturma ve takip eden gelişmeler çerçevesinde UEFA Avrupa Ligi 2013-2014 Sezonu talimatı idari kriterlere ayıkırılık iddiasıyla Şirketimiz ile yukarında adı geçenler Disiplin Kurulu'na sevk edilmiş bulunmaktadır.

UEFA Disiplin Müfettişi'nin sunmuş olduğu raporda 3 adet iddiası bulunmaktadır.

1. Beşiktaş JK'yı 2013/2014 sezonu için UEFA Avrupa Ligi müsabakalarından men etmek,

2. Disiplin Talimatının ihlalinin ciddiyetine bağlı olarak Disiplin Kurulu tarafından kararlaştırılacak bir süre boyunca gelecekteki UEFA müsabakalarından men etme yönünde Beşiktaş JK'ya karşı ilave yaptırım uygulanmasını değerlendirmek,

3. Serdal Adalı ve Tayfur Havutçu hakkında futbolla ilgili her türlü faaliyete katılmalarını kılacak şekilde ömür boyu men cezası uygulamak.

Bu disiplin süreciyle ilgili olarak Şirketimizin ve adı anılan ilgililerin 19 Haziran 2013 tarihine kadar gerekli beyanlarda bulunma hakları söz konusu olup, konu ile ilgili kararın 21 Haziran 2013 tarihi itibariyle verileceği bildirilmiştir.

Kaynak: KAP

Artık önümüzde gül gibi bir "18 Haziran'da seçilmiş Beşiktaş başkanının 21 Haziran'da futboldan ömür boyu men edilmesi" tehlikesi var. Ha, bu sene Avrupa'ya da gidemeyebiliriz tekrardan.

Bu haftaki tırnak diyetimiz şimdiden afiyet olsun.
24 Mayıs 2013 Cuma

Tweet Atma Kulübe Üye Ol

Bir gün Önder Özen isminin futbol direktörü olduğunu görüp heyecanlanıyorken, diğer gün Serdal Adalı'nın başkanlığa aday olduğunu ve mevcut düzende favori olduğunu görebiliyoruz. Beşiktaş böyle bir camia. İstikrarı bir türlü yakalayamadık.

Yıldırım Demirören döneminde 4 geri giden kulüp, Fikret Orman döneminde 3 ileri 1 geri yapıyor. Üyelik ücretinin 1200 liraya çekilmesi,  fikri hür taraftarın kulübe katılımı için tüzük yenilikleri, Önder Özen gibi bir aklın profesyonel şube yönetimi için kulübe kazandırılması, yakın zamanın camiaya umut aşılayan en önemli gelişmeleri. Tabi bunun yanında Samet Aybaba konusu, kapalı tribün fiyatları, Adnan Dalgakıran gibi isimlerin kulüpten ayrılması, Altınsay'ın bir türlü kulüp içinde tutunamaması gibi can sıkan gelişmeler de olmadı değil.

Fikret Orman yönetiminin başarılarını ya da başarısızlıklarını ayrı bir yazıda tartışırız. Bugünün önemli gündem  maddesi,  Adalı'nın başkan adaylığını açıklaması . Neden insanların umudunun kırıldığı, önceki iki postta uzun uzun yazılı zaten. Benim aynısını tekrar etmeme lüzum yok.  Bomba transfer sözüyle gelmesi , ''vurmalı, kırmalı, basmalı'' arabesk yönetici kimliği, kendisi hakkında fikir sahibi olmak için yeterli.

Beşiktaş'ın bu istikrarsızlıktan kurtulması şu an için mümkün değil. Mevcut kongre yapısı sterilize edilmediği sürece Adalı'nın, Demirören'in, Cengiz Zülfikaroğlu'nun , Sinan Engin'in , Levent Erdoğan'ın bu kulübü aynı zihniyetle sömürmeye devam etmesi mümkün.  Bunu engelleyebilmenin tek yolu kulübe üye olmaktan geçiyor.  Twitter'da , blogda, kişisel sitelerde Demirören ve zihniyetine kan kusanlar yazı yazmayı bırakıp kulübe üye olmadıkça , etkinliklerinin kimseye bir faydası olmayacak.  Burda yazdığımız yazı, Twitter'da attığımız tweet, kongredeki satılık oyların iktidarını etkilemiyor. Etkilemeyecek de.

''Madem Beşiktaş'ı bu kadar çok seviyorsun, sat o laptopu , ipadi, 1200 liraya kulübe üye ol''




Kulübe üye olmak için:


23 Mayıs 2013 Perşembe

Serdal Adalı hk. notlar

Serdal Adalı Beşiktaş başkanlığına adaylığını koymayı düşünüyormuş. Hakkıdır, koysun tabii.

Yalnız unutulmaması gereken bazı şeyler var:

- Serdal Adalı, şike davasından 1 yıl 3 ay hapis cezası almıştır. Karar şu an temyiz sürecinde, fakat kendisi halihazırda hükümlüdür. Karar Yargıtay'da onanırsa, muhtemelen tutuklu geçirdiği süre göz önüne alınacak ve daha fazla hapis yatmayacaktır, lakin seçildiği takdirde Beşiktaş kulübünün başında "şike yapmak"tan hükümlü bir başkan olacaktır. Hukukî açıdan bu durumun sebep olacağı prestij kaybını öngörmek zor değildir.

- Hukukî boyutu bir yana bırakırsak, Serdal Adalı Şike İddianamesi'nin 363-370 sayfaları arasındaki konuşmalara ve delillere dair tatmin edici bir açıklamada bulunmamıştır.

- Kendisinin başkan adaylığı için su daha Kasım 2012 tarihinde ısındırılmaya başlanmıştır. Haberde imzası olan muhabir İsmail Er'dir.  Adaylığı için medyada dile getirilen "son zamanlardaki eleştiriler", "kulübün sıkıntıları", "camianın talebi" vs.nin cila amacıyla kullanılan söylemler olması ihtimali gayet mümkündür..

- Bu yılın Ocak ayında, Serdal Adalı'nın "aldığı" Quaresma transferi için İnter'e bonservis bedelinin ödenmediği iddiaları gündeme gelmiştir. Bu konuda yeni bir gelişme olmamıştır, lakin olası bir adaylık durumunda bu iddialar da sorgulanmalıdır.

- Beşiktaş'ın bugün bağlarını koparmak için uğraştığı, zamanında çoğunluk bardağın dolu tarafından baksa da bugün "bataklık" olarak tabir etmenin haksızlık olmayacağı Mendes dönemi de kendisinin Futbol Şubesi Sorumlusu olduğu dönemde başlamıştır. Adaylığı halinde kendisinin "vizyonu" tekrar bir Mendes işbirliği öngörüyor mu, bu dönemdeki Sidnei, Julio Alves vs. gibi transferlerin arka planı ne, bunlar açıklanmalıdır.
2 Temmuz 2012 Pazartesi

Şike Davası Sonlandı

Türkiye'deki her olayda mutlaka insanların etrafında siyah ve beyaz olarak kümelendiği bir gri alan mevcut oluyor aslında da, bu şike davası kadar her kanaatin 3-5 ama ile desteklenmesi gereken bir vakaya uzun zamandır şahit olmamıştım ben.

Öncelikle şunu belirtmek şart: Türkiye'de hiçbir zaman bu tür siyasi olan/algılanan davalarda yargı mekanizması doğru dürüst işlemedi. Şike davası ne ilk, ne de son. 12 Eylül'den sonra oluşturulmuş kurumsal yapıda, DGM'lerle, TMK'larla, ÖYM'lerle, Anayasa Mahkemeleriyle binbir garipliğe tanık olduk. O yüzden, herhangi bir dava sonucuna itibar etmemeyi seçen herkesi anlayışla karşılarım.

Şike davası da yürütülüş açısından şaibeliydi. Telefon konuşmaları haricinde doğru düzgün bir delil sunulamadı. Para transferi gibi konularda bir iz bulunamadı. Savcının iddianamesi olduka teorik düzeyde kaldı. Sanki esas yargılamayı kamu gözünde yapmak misyonu varmışçasına, basın yoluyla bir itibarsızlaştırma yoluna gidildi (diğer davalarda da yer yer olduğu gibi) Beşiktaş açısından baktığımızda, ben Serdal Adalı ve Tayfur Havutçu'nun şike yaptığına dair ciddi bir emare de göremedim, bulan varsa yorumlara eklesin.

Tabii hukuki yargılama ile vicdani yargılama bambaşka mevzular. Tayfur Havutçu'nun bütün bu süreçteki vurdumduymazlığı -Serdal Adalı'nın tam tersine- beni yeterince sinir etmiş ve Beşiktaş'ın Hiçbir Şeyi Tayfur Havutçu başlığıyla da özetlemiştim zaten bu rahatsızlığımı.

Şimdi ne olacak, bilinmez. Ama çok üzücü bir netice var ki, Beşiktaş'ın adı tamamen menajer-yönetici işgüzarlığından ötürü bir şike skandalıyla anılacak, hüküm verildi. Yargıtay da onaylarsa -ki bu süreç uzun sürecektir-, böyle bir kara sayfamız olacak. Ben rahatlamak için bunu Sinan Engin - Alaattin Çakıcı - Sedat Peker üçgeninde dönen işlerin diyeti olarak görüyorum mesela.

İşin en üzücü yanı ise, bütün bu süreç sonunda "evet, Türk futbolu daha temiz artık" diyemememiz. Tıpkı Ergenekon sürecinde olduğu gibi, iyi bir çıkış noktasından alakasız yerlere gelindi şüphesi, kimi aktörlerin tutarsız biçimde ceza alması/cezasız kalması vs. beni rahatlatmaktan öte futboldan daha da soğuttu.

Hakkımızda hayırlısı.


16 Şubat 2011 Çarşamba

Kısım I: Yönetimin İyi Yaptığı - Vizyon ve Schuster

(Tam iki haftadır bu yazıyı yazmayı planlıyorum, ama öyle acayip olaylar dönüyor ki gündemin içine yediremedim bunu. En sonunda böyle iki kısımlık bir yazı yazmaya karar verdim, bugün överken yarın da yereceğim.)

Serdal Adalı'nın yönetime katılmadan önce bir beyanatı vardı bilmem hatırlar mısınız, kendisi "Beşiktaş'a Messi ayarında yıldızlar kazandıracağız" minvalinde laflar etmişti. Tabii o zaman -doğal olarak- ti'ye almış, kendisini bir Cem Uzan gibi değerlendirmiştim. Lakin zaman bize bir şey gösterdiyse, o da Adalı'nın cidden yere basan ve ufuk açıcı işler yapabileceği oldu.

Bir tek adam bir şubenin icraatlerini tek başına değiştirebilir mi? Oluyormuş demek. İşte bugün sakız gibi çiğnenen "vizyon" lafının mana kazandığı noktalardan birisi.

İşin ayrıntısını bilmiyorum, ama Adalı'nın -futbol geçmişinin olmadığını da göz önüne alırsak- tek başına bu hamleleri yapması imkansız. Belli ki kendisinin temasları var, bağlantıları var, işi bilenlerden tavsiye alıyor, kendisine önerileni kabul etmek yerine daha fazlasını arıyor. Simao'yu 900 bin Euro'ya, Guti'yi bonservissiz getirmek Türkiye'nin son yıllarda gördüğü en başarılı transferlerdir, ama işin püf noktası o şartları oluşturmaktır.

İşte bu noktada bir ayrımı iyi yapmamız gerekiyor: Beşiktaş'ın vizyonu gerçekten değişti mi? Bu sorunun cevabı sadece boş geyik değil, zira bu sorunun cevabı, Schuster konusunda alacağımız pozisyonu da tamamen belirleyecek nitelikte.

Açıklayayım: Biz Schuster'in gitmesini -kendisi performans açısından tatminkâr bir iş ortaya koymasa da- neden istemiyoruz? Cevap söylemimizde gizli: Schuster'i yedirtmeyiz. Bunu diyoruz hep, çünkü korkuyoruz ki Schuster gidince/giderse yerine bir "öz evlat", ve hatta isim verelim, Şifo ya da Metin gelecek günü kurtarma adına.

Peki hakikaten öyle mi?

Adalı'nın ya da Demirören'in açıklamasıydı bu Schuster'e dair: "Biz hocaya "bize hücum oynat" dedik." Daha Mustafa Denizli görevdeyken Schuster ile bu temas kurulmuştu hatırlarsanız. Buradan şu sonuç çıkıyor: Adalı işi bilenlere sordu, soruşturdu; Türkiye şartlarında hücum futbolu diye tabir edilen oyunu oynatacak bir teknik direktör aradı ve Schuster ismi bulundu. Bunun marketing değeri de hesaplandı ve de böylece imzalar atıldı.

Bugün Adalı'nın, Beşiktaş'ın futbol şubesinin işleyişini değiştirdiği aşikar. Sadece yıldızlar da değil, yerli transferlerinde de mantıklı hamleler yapılıyor, geçmiş hatalardan kurtulunuyor.

Hal böyleyken tekrar soralım: Beşiktaş'ın başına Schuster'den sonra gene benzer karakterde bir teknik direktör geleceğine inanıyor muyuz? Eğer bilsek ki sene sonunda Schuster gönderilecek ve misal, Magath gelecek. O zaman gene "Schuster'i yedirtmeyiz" der miyiz?

Beşiktaş futbol takımından çok teknik direktör geldi geçti, ben üzerinde bu kadar tartışılan ve ismine dair kamplaşılan başka birisini hatırlamıyorum. Bugün bu kadar sertleştiyse söylemler, bunun sebebi bu Schuster'i yerler korkusu değil mi? Yakın zamanda örneği oldu, Galatasaray önce Üstünel'i, sonra onun transferlerini gönderdi mesela. Zaten memlekette hep bir "İsmim -oviç olsa" söylemi trend olmuştur, o önyargı da malumumuz...

Neticede olay Schuster değil, Schuster'in Beşiktaş'ta yıllar sonra gelen akıllı icraatleri temsil etmesi. Schuster'e taraftarın yer yer fazlasıyla yüklediği değer, bir yerde tamamen sembolik aslında.

Hal böyleyken yönetim taraftara bu güveni verebildiği, illa Schuster'in değil ama Schuster ile beraber ortaya koyduğu vizyonun arkasında duracağı izlenimini yarattığı takdirde, Beşiktaş taraftarının bölünmüşlüğü de sona erecektir zannımca.

İşte bunu da yarın inceleyeceğiz, zira yönetimimiz hala daha Halkla İlişkiler konusunda tam bir facia. Ve bu mefhumların birisi mevcut değilken ötekisi de anlamsızlaşabiliyor.
5 Şubat 2011 Cumartesi

Anket


Schuster'in atılması, verilen ceza, Aurelio'nun kırmızı kartı, Emenike'nin verilmeyen penaltısı, Hugo Almeida'nın sayılmayan golü...

Hakem kararları, kulübün haklarını aramak, basın toplantıları, maç çıkışı demeçleri, kapalı kapılar ardında yapılan görüşmeler...

Beşiktaş'ın hakkı öyle mi aranmalı? Hak aramak için doğru zaman mı?

Futbolun katili Türk hakemleri... Bir sonraki maçın da Türk hakemleri tarafından yönetileceği gerçeği...

Sayın Serdal Adalı, hepimizin tahmin ettiği cümleleriyle basın toplantısı yapmalı mı, yapmamalı mı...


Ara