thug love etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
thug love etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
6 Aralık 2010 Pazartesi
Rüştü Futbolu Bırakıyor ?
"
Beşiktaş Basın Sözcüsü ve Sağlık Kurulu Başkanı Mete Düren'le görüşen Lig TV'nin muhabiri Ömer Güvenç, Beşiktaşlılar'ı üzecek haberi Futbol Gündemi'nde açıkladı.
Güvenç'in verdiği bilgilere göre; tecrübeli futbolcunun dizindeki sakatlığın geçmediğini belirten Düren, Rüştü'nün futbolu bırakması gerektiğini açıkladı...
"
Etiketler:Ekşi Beşiktaş,Rüştü Reçber,thug love | 11
Yorum
29 Kasım 2010 Pazartesi
Beşiktaş EkşiBeşiktaş'tır
Son bir haftadır gözlemlediğim kadarıyla, eğer illa Beşiktaş şudur diyeceksek; Beşiktaş EkşiBeşiktaş'tan başka bir şey değildir.
Kimisi yukarıdaki resimdeki kalbin formülünü sever ona kafa yorar. Kimi o kalbin şekline vurulmuştur ona kafa yorar. Ama Totalde sevilen şey Beşiktaş'tır o da EkşiBeşiktaş'ın ta kendisidir.
Bazen bu unutuluyor. Hatırlatma maksatlı bir yazıdır. Kimse üzerine alınmasın.
Bu vesileyle hadi bir de soru sorayım. Siz hangisini seviyorsunuz formülü mü şekli mi ?
"Bir sen bir ben bir de bebek" tarzı espriler yapanlar süresiz uzaklaştırılacaktır :)
Etiketler:Beşiktaş,Ekşi Beşiktaş,thug love | 12
Yorum
24 Eylül 2010 Cuma
Allen Iverson?

Robinho'dan boşalan transfer çılgınlığını böyle dolduralım. Fotoğrafta MJ başkana da selamı çakalım.
Haber Linki
Etiketler:allen iverson,Basketbol,robinho,thug love | 16
Yorum
17 Eylül 2010 Cuma
4 - Hele - HöyHöy
Dün staddan gördüğüm kadarıyla - zaten herkesin de bahsettiği gibi - 2 farklı Beşiktaş izledik. Bu iki farklı Beşiktaş'ı değerlendirmek gerekirse herhalde 2. yarıdaki Beşiktaş "abi işte bu yeaa" diyeceği Beşiktaştır diye düşünüyorum.
Rotasyon, bugün ben futbol izliyorum diyen herkesin kullandığı bir kelimedir. Anlamı da zor değildir zaten.
- Hep Rotasyondan abi
- Haa tamam o zaman
Defanstaki rotasyona alıştık, çok rahatsız etmiyor hem takımı hem tribünü. Zapo'nun tribünlerle barışması sonucunda hele iyice benimsedi artık taraftar Ferrari'nin olmama ihtimalini de.
Ama orta sahadaki rotasyonun ölçüsü, takımın dengesini bozabilecek nitelikte olabiliyor. Çift önliberoya alışmış bir orta sahayı tamamen Ernst'e teslim ederek çıktı Beşiktaş sahaya. Tabata'nın artan formu da bunda etken oldu tabi. Fakat, Tabata artan formunu sonradan oyuna girip oyuna hareket getirmesine borçlu belki de. İlk 11'de sahaya çıkınca ne yapacağını kime nasıl yardım edeceğini şaşırmış durumdaydı ilk yarı. Sağda Hilbert, Solda Holosko - özellikle Holosko - genç takımdan A takıma alınmış teoride futbol bilgisi olan ama pratiğe henüz dökmeye hazır olmayan futbolcular gibiydiler.
Orta sahadaki bütün bu olumsuzluklara rağmen pozisyonlar bulmamız tek olumlu şeydi ilk yarıda.
İkinci yarıda ise, başlıkta yazdığım, 4 - Hele - HöyHöy taktiğine döndük. 4'lü savunma yerinde(Çoğu zaman!) onun önünde herkesin yer yerde olabildiği bir orta saha. Hilbert'i genelde solda gördük ama ortayı doldurma çabası da vardı bir yandan. Ernst'i Guti'nin önünde gördük kimi zaman, Guti oyun kurarken, Bobo-Nobre aynı şekilde çapraz koşular yaptı devamlı. Quaresma girdi, solda başladı top almak için ortaya çok geldi. Israrla sağdan oynadı ama takım. Hilbert yer değiştirmeye, tabiri caizse "akmaya" başlayınca Tabata biraz daha rahatladı. Takım bir hareketlendi.
Bu 4-Hele-HöyHöy taktiği zannediyorum ki "Nasıl olsa gol atarız abi yeaa" rahatlığını yaratan etken sanırım takım üzerinde. Hele bir de gol gecikirse o Hele - HöyHöy kısmı tam bir karnaval oluyor. Geçen sene bu tam tersiydi mesela. Hele - HöyHöy - 1 - 1 filandı. O da "Nasıl olsa yemeyiz abi yeaa" dedirtiyordu taraftarlara.
Diyeceğim şudur ki, Hele - HöyHöy güzel hoş da bunu artık bir "Sistem" haline getirmeliyiz. Ben baktığım zaman Hele - HöyHöy dememeliyim. (Bir sistem varsa ben anlamamış olabilirim iddialı değilim o konuda). İki senedir, nasıl olsa atarız/yemeyiz gibi rahatlıklar yerine ne oynadığımızı bilerek izleyen bir taraftar rahatlığı yaşamak istiyorum belki de.
Ama şu da var şu anki hali, yani "nasıl olsa atarız yeaa" rahatlığını, "nasıl olsa yemeyiz yeaa" rahatlığına şahsi olarak tercih ederim. Yani benim izlediğim futboldan aldığım zevk o. Ha tabi golü önce biz yersek o rahatlık "nasıl olsa 2 tane atarız yeaa" olabiliyor mu onu da zaman gösterecek. Daha sezonun başı.
Tabata, Hilbert'e ben tribünde çok kızdım oyun içinde. Ama eğer bir yuhlanma varsa - ki bu çok yansımadı bana tribünde, kapalı alkışladı en azından her ikisini de - bunun yanlış olduğunu düşünüyorum elbette. Biz daha 4. haftada "Sezonun en önemli maçı", "Bu maçta son şansını kullandı" insanlarından olmayalım. Hilbert'in iyi oynadığı maçları, Tabata'nın son iki haftadır formunu hatırlayalım. Sabırsızlık yapmayalım.
Bir de maçın sabaha karşı oynanması nedeniyle, tüketilen alkolün oranı fazlaydı haliyle. Taraftar da performans olarak 4-Hele-HöyHöy'e yakındı. Her zaman ki "Sistemimizi" sahaya yansıtamadık tribün olarak.
26 Ağustos 2010 Perşembe
Facebook Camiası
5 Ağustos 2010 Perşembe
MR. FREEZE & HAN SİVOK CARBONİTE
3 Ağustos 2010 Salı
Yok artık?
İllüstrasyon: Thug Love
Etiketler:Emmanuel Adebayor,Jokond,robinho,serdal adalı,thug love | 20
Yorum
Marka Olgusu ve Algısı - 2
Biraz marka olgusundan bahsedince konunun marka konumlandırmasına, marka stratejisine, pazarlamaya kaymasına engel olmak çok mümkün değil. Ama ben bunu fazlandırarak tartışmak istemiştim. Bundaki amacım önce Beşiktaşlılardaki marka olgusunu öğrenmek daha sonra bu olgunun zaman içerisinde uğradığı değişim sayesinde oluşturduğu marka algısına değinmek ve en sonunda da bu veriler üzerinden marka stratejisini tartışmaktı. Yine de konunun ilgi görmesi güzel. Neyse ben hedefim üzerinden ilerliyorum.
Bu serinin ilk yazısında Beşiktaş'ın Marka Olgusunu masaya yatırmaya çalıştım. Kısaca değinirsek, Marka Olgusu dediğimiz şeyi bir ev olarak hayal edelim. Marka olmak için yola çıkmış kurum o evi oluşturmak zorundadır. O evi oluşturan unsurlar da, marka karakteri, marka değerleri, hedef kitlesi, markaya bağlanmak için inandırıcı sebepler, markanın kişinin hayatına sağladığı kolaylıklar ve bunların en tepesinde de evin çatısı olarak düşünebileceğimiz marka özü vardır.
Marka evi, markanın geçmişiyle, yaptıklarıyla, yaşattıklarıyla doğrudan ilişkilidir.
Marka algısı dediğimiz şey ise, markaya bağlı kişilerin, ya da o markanın sektöründe tüketici olarak bulunan diğer kişilerin markayı anlayış şeklidir. Nedir Mesela ?
"Nike çok tiki oldu yæææ" bu bir marka algısıdır.
Nike tiki bir marka mıdır ? Bu tartışılır. Ama Nike'ın Marketing Departmanına sorsan eminim ki öyle değildir. Markayı bu şekilde konumlandırmamıştır Nike. Tiki denilen insanlar için ayrı bir segmentasyon yapıp ona göre bir pazarlama stratejisi izlemiş olabilir ama markayı "Çok tiki oldu yææ" diye konumlandırmamıştır.
Marka konumlandırması çok oynanan değiştirilen bişey değildir. Risklidir. Ama marka algısı, markanın kendisinin hoşuna gidiyorsa stratejisini değiştirebilir. Gitmiyorsa algısını değiştirmek için uğraşır.
Marka algısını değiştirmeye uğraşan en yakın tarihli örneklerden birisi Danone'dir mesela. Bir iki mail yoluyla yayılan sağlıksız ürünleriyle ilgili oluşan algıyı değiştirmek için bence gayet güzel bir strateji izledi Danone. Şu anda o algıya çok rastladığımızı söyleyemeyiz. Ama markaya zarar vermiştir orası da bir gerçek.
Marka algısı olumlu yönde de değişebilir. O marka eğer doğru yönetiliyorsa olumlu yönde değişen marka algısının rüzgarını arkasına alarak daha da büyür, daha bilinir hale getirir markayı. Puma buna çok güzel bir örnektir misal. Yaşıtlarımız hatırlar Puma'nın ilk zamanlarını, pazarda şu anki yerini düşünecek olursak geçirdiği evrim oldukça şaşırtıcı. Puma'nın geçirdiği evrim bana göre bir segmentasyon çalışması değildir. Marka evi tamamen değişmiştir. Ve bu süreç çok da güzel yönetilmiştir.
Bir marka için en büyük sıkıntılardan birisi ne olduğunu neye hitap ettiğini bilmemesidir. Ben herşeyim diyen marka göbek üstü çakılır beton zemine. Bir marka ya aykırıdır ya efendi. "Ben hem aykırı kesime hitap ediyorum ama efendi kesime hitap eden de bir yanım var" diyemez o marka. Ne olduğunu, nerede konumlanacağını bilmelidir. Bu hedef kitlesi büyük markalar için bile geçerli olan birşeydir. O marka kendisini "7'den 70'e" diye ifade etse bile 7-70 arasındaki özgür ruhlu kişilerin yanındadır aslında. Ya da tam tersi.
Beşiktaş Markasına gelirsek, yarattığı olgu zaman içerisinde bana göre çok değişmiştir. Marka olgusu, Beşiktaşlılık Duruşu diye birşeyi ortaya çıkarmışken marka algısı o duruşu temelinden sarsmaktadır. Bir markanın tepesindeki kişi elbetteki zaman içerisinde değişecektir. Ama o markanın tepesine gelen kişi marka evini doğru anlamadıysa o marka için çok risklidir. Kişisel ihtiraslarını asla marka yönetimine yansıtmamalıdır. Eğer başına geldiği şeyin bir marka olduğuna inanıyorsa tabi.
Markanın tepesine gelen kişi marka evinden rahatsız olabilir. Bu da gayet normaldir. Doğal hakkıdır. Markanın konumlandırmasını değiştirmek istiyor olabilir. Ama bu da ciddi bir planlama gerektirir. Markanın değdiği her mecrada çok hassas adımlar atılması gerekir. Marka evinin çatısı olan "Marka Özü" bu yolda en son değişecek şeydir. İlk değişecek şey ise kesinlikle değildir. Temelden başlamalısın marka evini değiştirmek istiyorsan. Marka evini değiştirmek için önce marka olgusunu doğru anlamalısın daha sonra marka algısını çok çok iyi analiz etmelisin. Çünkü marka evinden rahatsızsan marka algısı bu rahatsızlığın birinci sebebi olmalıdır.
Nike'ın başına gelen birisinin "Yææ bizim marka çok tiki yææ" diye marka evini değiştirmeye başladığını düşünsenize.
Beşiktaş marka algısı değişmiştir. Ve bu değişimin nedeni de zaman içerisinde değişen marka yönetimi anlayışıdır. Burada amacım şu anki yönetimi eleştirmek değildir. Aynı şekilde önceki yönetimleri de eleştirmiyorum. Ama yönetim şekillerinin marka algısını değiştirdiğini de biliyorum.
İlk yazıda "helldoradotcom" nickli kullanıcımız bu değişime çok güzel bir örnek vermiştir; "Besiktas markasi bir tekstil urunu olsaydi eskiden ucuz ama zor bulunan bir el orgusu hirka iken simdi United colors of benetton hirkaya donmustur."
Eğer marka evini değiştirecekse Beşiktaş, bu değişen marka algısını iyi analiz etmelidir. Marka algısı markayı tüketenler üzerinde olumlu bir etki mi bırakmıştır yoksa marka algısını değiştirmek için yeni bir strateji üretmeli midir markayı yöneten kişiler buna dikkat etmesi gerekir.
Marka algısının değiştinin farkında olmayan bir yönetim var ise durum zaten içler acısıdır. Hatta daha da abartırsam marka algısının farkında olmayan bir yönetim varsa o zaman yine en başa "Beşiktaş bir marka mıdır ?" sorusuna geri dönüyoruz.
Marka algısının değişiminin olumlu mu olumsuz mu olduğu sorusuna ben genele bakarak bir cevap veremiyorum. Beşiktaş gibi bir markayı yönetmek bir bakıma da çok kolaydır. Çünkü bu tarz markalara bağlılık kolay kopabilen bir bağlılık değildir. "Nike tiki oldu yæææ" diyip Adidas'a geçen bir tüketici değildir Beşiktaş'ı tüketen kitle. Geçen sene herşeyi eleştiren herşeyden mutsuz olan hedef kitlenin büyük kısmı bu sene en basitinden yapılan transferler neticesinde herşeyden mutlular. Ama şahsi olarak konuşacak olursam marka algısındaki değişimin bende yarattığı etki olumsuzdur. Ben rahatsızım bu değişimden.
Sizde durum nedir ?
Değişen marka algısını da biraz konuşalım biraz netleştirelim. Daha sonra marka konulandırmasını ve stratejisini konuşalım. Genelde en çok konuşulması sevilen konular bunlar aslında ama o tartışmanın bir temeli olmak zorunda. Önce o temeli bir oturtalım.
Etiketler:Beşiktaş,kartal yuvası,Marka,thug love | 3
Yorum
28 Temmuz 2010 Çarşamba
Marka Olgusu ve Algısı - 1
Ukalalık olarak algılamazsanız biraz mesleki yaklaşmak istiyorum "Beşiktaş" Markasına. Beşiktaş nasıl bir markadır ? Ya da herşeyden önce Beşiktaş bir marka mıdır ? Bu sorunun yanıtı kişiden kişiye göre değişir. Beşiktaş taraftarı olanlar arasında bile eminim ki bu sorunun türlü türlü yanıtları vardır. Ama günümüz futbolunun sektör haline geldiği şu noktada bu sorunun bir cevabı olmak zorunda.
Benim derdim "Evet Beşiktaş bir markadır" cevabıyla. Beşiktaş'ın marka olmadığını düşünenlerle ayrıca "markalaştırılmalı mıdır yoksa olduğu gibi mi kalmalıdır" konusunu tartışırız.
Lokomotif branşı futbol olan bir spor kulübü nasıl marka olur ? Öncelikle, Marka değerleri olmalıdır. Bunlar genelde somut değerlerdir. Logo, Renkler, Sembol, Marş bu değerlere örneklerdir. Marka olabilmek için o markanın bir karakteri olmalıdır. Markayı diğer markaralardan ayıran, baskın ve insani özellikler o karakteri oluşturur. Örnek verirsek eğer; Güçlü, Özgüvenli, Hırslı vb. Markanın bir hedef kitlesi olmak zorundadır. Bu da bir marka insight'ının olmasını gerektirir. Hedef aldığı kitlenin motivasyonlarından, ihtiyaçlarından, içsel çatışmalarından beslenir. Evet bu marka beni gerçekten yansıtıyor hissini kitleye vermelidir. Nedir bu insight mesela, "O markayı giymek için o kadar parayı veririm, çünkü aldın mı 10 sene giyiyorsun" Burada senin hedef kitlen kaliteye önem veren, kendisine güven veren bir marka arayan tüketicidir. Hedeflediğin kitleyi markaya bağlamak için bir sebep sunmak gerekir tüketiciye. Bu sebep kesinlikle inandırıcı olmalıdır. "72 ülkede 13.000 şubemizle en hızlı hizmeti biz veriyoruz" örneğinde olduğu gibi. Markanın tüketicinin işine nasıl yarayacağına yönelik bir bilgi vermeniz gerekir yine tüketiciye. Bu bilgi rasyonel olmalıdır. "Türkiye'nin her yerinde 2. sinema biletiniz %50 indirimli" gibi. Ve en sonunda Duygusal, insana dokunan, insan hayatına olan pozitif etkilerden bahsetmeniz gerekir. Yukarıda örnekte "T-Shirtlerimiz 10 sene sonra da ilk günkü gibidir" örneği buna uygun bir ifadedir.
Bu anlattıklarımın hepsinin çatısında da Marka'nın özü vardır. Öyle bir çatı olmalıdır ki anlattıklarımın hepsinin tepesine konduğunda, Marka sağlam bir yapı olarak hayatını sürdürebilsin. Markanın varoluş sebebini, tüketicinin kalbindeki yerini net olarak belirtmelidir marka özü. "Kaliteli Hizmet", "Müşteri Odaklılık" gibi ifadeler marka özünü tanımlayan net, vurucu örneklerdir.
Şimdi gelelim Beşiktaş'a;
Sizin bildiğiniz Beşiktaş'ı zaten yazarsınız yukarıdaki tanımlara uygun. Ben benimkini yazayım;
Beşiktaş'ın Marka değerleri, Logosudur. Fanatizmi bir yana koyacak olursam objektif olarak da baktığımda spor kulüpleri arasında gördüğüm en güzel logolardan birisidir. Logodaki Türk bayrağı az sonra bahsedeceğim hedef kitlesinin kalbine dokunan bir özelliktir ki bu da logoyu farklı kılar. Renkleri yine bir çok rakibinden farklı bir yere koyar Beşiktaş Markasını. Adları renk olmasına rağmen Siyah ve Beyaz renkleri bir araya geldiğinde çoğumuzun "Renksiz" olarak bildiği bir olguyu ortaya çıkartır. Sembolü Kartaldır. Bu da bir marka değeridir. Fakat rakiplerinden ayrı bir yere koymaz. Çünkü rakiplerinde de vardır semboller.
Marka karakteri olarak, Beşiktaş Delikanlıdır, Romantiktir biraz, Sinirlidir çoğu zaman bir çok şeye. İçine kapanıktır fakat kendinden emindir. Ne yapacağını ya da yapabileceğini bilir. Eğlencelidir, eğlendirmek için eğlendirmez, eğlendiği için eğlendirir.
Beşiktaş Markasının hedef kitlesi aslında çok kabaca futbolu seven herkestir. Ama bu spor kulübüne olan marka bağımlılığı biraz kemikleşmiştir. Yani markanın hedefi yeni bir kitleyi kendine bağlamaktan çok, var olan kitleyi segmentlere bölüp o segmentleri mutlu etmeye çalışmaktır. Nedir mesela bu segmentler. Transfer isteyenler, Daha çok taraftar ürünü isteyenler, Kulübün mali yapısının düzelmesini isteyenler, Hiç bir şeyle işi olmayan sadece takımı desteklemeyi düşünenler vb. Bu segmentlere yönelik çalışırken, yetişen genç kitleyi de markaya bağlamak bir başka hedefidir Beşiktaş'ın.
Beşiktaş'ın inandırıcı sebebi en tutkulu taraftara sahip olmasıdır benim için. Maça giden gitmeyen, evinden izleyen izlemeyen herkesin "Ben Beşiktaşlıyım!" dediği zamanki tutkusu çok ayırt edicidir diğer rakiplerden Beşiktaş'ı. Bu tutku olumlu da olabilir olumsuz da olabilir. Ama kesinlikle bir tutku vardır. Ve bu tabiki de markayla alakalıdır. Markanın geçmişi, şimdisi, sonrası, oyuncuları, taraftarları, şehri hepsi etkendir bu tutkuya. Ama bir tutku mutlaka görürsünüz Beşiktaş markasında ve o markaya bağlı kitlede. Bu sebep benim için inandırıcı bir sebeptir. Hatta bazen o markaya bağlı olmayanları bile objektif baktıkları zaman inandırır bu sebep.
Beşiktaş Markasının bana sağladığı fayda, beni Beşiktaş Markasına bağlayan sebeple çok alakalıdır. Ben rutin bir iş hayatı olan, bir banka reklamındaki gibi dünya üzerinde bıraktığım iz ev-iş-ev olan ama aslen tutkulu olduğuma inandığım bir insanım. Bu tutkuyu göstermek için kendime mecra arıyorum. Beşiktaş bende bu tutkuyu ortaya çıkartıyor. Ve bu tutku ortaya çıktığı zaman ben hayata biraz daha bağlanıyorum. O tutkuyu yaşayabilmek, onu hissedebilmek benim için büyük bir lüks. Belki de bir çocuğun annesinin ona almadığı bir çikolataya duyduğu tutkuyla aynı. Çikolatayı yedikten sonra bile bu tutkum katlanarak artıyor. Bu benim deneyimlediğim bir şey olduğu için ben bu faydanın rasyonel bir fayda olduğunu düşünüyorum.
Beşiktaş markasının bana duygusal faydası ise Beşiktaşın, "Bir hafta boyunca en az 90 dakika olmak üzere, hissedebileceğim bütün duyguları bana tattırabilen bir marka olması". Bir hafta üzerinden değerlendirdim bu örnekte. Bir yıl da diyebilirsiniz bir ay da farketmez. Bir hafta boyunca beni 5 dakika önce duvar yumruklayacak kadar sinirlendirebilen bir marka 5 dakika sonra sokağa çıkıp karşıma gelen ilk insana sarılacak kadar mutlu edebiliyorsa o markanın bana duygusal faydası çok büyüktür. Ve insan olarak benim yaşamımı sürdürebilmem için böyle duygulara ihtiyacım var.
Ve Beşiktaş Markasının özü bana göre hepinizin oldukça yakından bildiği bir ifade aslında.
"Sizin herşeyiniz"
Çok iddialı ve ağır bir marka özü aslında bu ama öyle. Ben Beşiktaş'ı yaşadığım dakikalarda anlıyorum ki Beşiktaş aslında bu kadar önemli benim için. Evliyim, bir aile hayatım, yükselmek istediğim bir işim var. "Peki manyak mısın Beşiktaş'ı koyuyorsun bunların üstüne ?" Hayır değilim tabiki de. Ama, Beşiktaş olmasa ben onlarda bir başarı elde edemem onu biliyorum. Hayatımın büyük bir kısmına Beşiktaş'tan öğrendiklerim ya da deneyimlediklerim sayesinde yön veriyorum belki de. "Evet bunu bana Beşiktaş öğretmişti. Şimdi böyle yapmalıyım" şeklinde değil ama. Yıllar sonra düşündüğümde ortaya çıkıyor bunlar birer birer.
Beşiktaş Markasının bendeki Olgusu budur. Bir de Beşiktaş Markasının algısı vardır. Yazının daha fazla uzamaması adına bir başka yazıda da ona değinelim.
Burada aslında sizlerin Beşiktaş Markasına bakış açısını öğrenmek isterim. Beşiktaş Marka Olgusu sizde nedir ? Lütfen algıyla karıştırmayın onu sonra tartışacağız.
Etiketler:Beşiktaş,kartal yuvası,Marka,thug love | 21
Yorum
2 Haziran 2010 Çarşamba
Yusuf Şimşek'e İlginç Görev
Uçuk Rakamlar
Transfer sezonuna hızlı giren Beşiktaş, arayışlarında çıtayı yükseltmesi nedeniyle uçuk rakamlarla karşılaşıyor. Quaresma transferinde %90'lık bir seviyeye ulaşan Beşiktaş, Teknik Direktör Mustafa Denizli'nin verdiği rapor doğrultusunda bir yandan da gurbetçi futbolcularımızla anlaşma zemini arıyor.
Dünya kupasından önce özellikle yabancı transferine bir ölçüde nokta koymak isteyen Beşiktaş'ın almak istediği yıldızlar için kapılar 10 milyon euro'dan açılıyor. Özellikle 6+2+2'den sonra arayışlarına hız veren Beşiktaş'ın transferi kolaylaştırmak için değişik yöntemler deneyeceği kulübe yakın kaynaklardan öğrenildi.
Yusuf Görev Başına
2 sezon önce gelen çifte şampiyonlukta büyük katkısı olan Yusuf Şimşek, geçen sezon takıma çok fazla katkı sağlayamaması nedeniyle eleştriliyordu. Yönetim bu eleştrilerin önüne bir nebze olsun geçmek için Yusuf'a değişik bir görev vermeyi planlıyor.
"Kulübüm benim için bir çok fedakarlıkta bulundu şimdi sıra bende" diyen Yusuf Şimşek'in hazırlık kampı öncesi transfer komitesine katılması gündemde.
Kapanan takımları çözmesiyle tanınan ve bu özelliği sayesinde "Çilingir Yusuf" diye anılan Yusuf Şimşek'in 10 milyon eurolardan açılan kapıları başka yöntemlerle açacağı gelen haberler arasında.
Dün Papermoon'da Yusuf'la öğle yemeği yiyen Mustafa Denizli sorularımızı yanıtsız bırakırken, Yusuf Şimşek'in aynı saatlerde orada bulunan Feridun Düzağaç'la olan benzerliği ise basın mensupları arasında kahkahaya sebep oldu.
Black Smoke Kimdir ?
Belki bilen vardır diye bir de burada soralım dedik. Kimdir abi bu black smoke ? Olayı nedir ?
Kapanan takımları çözmesiyle tanınan ve bu özelliği sayesinde "Çilingir Yusuf" diye anılan Yusuf Şimşek'in 10 milyon eurolardan açılan kapıları başka yöntemlerle açacağı gelen haberler arasında.
Dün Papermoon'da Yusuf'la öğle yemeği yiyen Mustafa Denizli sorularımızı yanıtsız bırakırken, Yusuf Şimşek'in aynı saatlerde orada bulunan Feridun Düzağaç'la olan benzerliği ise basın mensupları arasında kahkahaya sebep oldu.
Black Smoke Kimdir ?
Belki bilen vardır diye bir de burada soralım dedik. Kimdir abi bu black smoke ? Olayı nedir ?
Etiketler:Spor medyası,thug love | 4
Yorum
28 Mayıs 2010 Cuma
Adalı'dan Akıllı Hamleler
Transfer Komitesi Başkanı Adalı, yıldız transferi peşinde gündüzünü gecesine katarken bir yandan bu transferleri kolaylaştıracak hamleler peşinde. Adalı yıldızları ikna etmek için evliyse eşlerini ikna etmenin yollarını ararken, bekar yıldızlar için başka formüller düşünüyor.
Emlak piyasası sayemizde yaşıyor
Bekar yıldızlarının özel yaşantılarında lükse düşkün olmalarından dolayı, özellikle boğaz manzaralı yalılara öncelik veren Adalı; "Emlak piyasasını biz ayakta tutuyoruz. Ancak bu sezon bir formül peşindeyiz. Bize komisyonda kolaylık sağlayacak Emlak Ofisleriyle görüşmelerimiz sürüyor" dedi. Remax yetkilileriyle konuşan blogumuz, Beşiktaş'ın kendilerine bir teklif yaptığını doğruladı fakat henüz resmi bir şey olmadığını da belirtti. Emlak danışmanlarına olan sitemini de dile getiren Adalı "Evi sattıktan sonra alakayı kesen emlak danışmanı aramıyoruz" dedi.
Galerilerle Sorun Yaşamıyoruz
Yıldız futbolculara lüks araba sözü de veren Adalı, "Levent-Maslak civarı oto galerileriyle güzel ilişkilerimiz var. Aramızda anlaşmazlık olduğu haberleri yalandır. Her sene olduğu gibi bu sene de filomuza lüks otomobiller katma düşüncemiz var" diyerek basına olan tepkisini gösterdi. Devletten lüks otomobil vergisinde indirim de isteyen adalı; "Bu yıldızlar bizim ülkemizi Avrupa'da başarıyla temsil etmemizi sağlıyor. Devletimizden bu konuda anlayış bekliyoruz" dedi.
Salih Orhan Kimdir.
2000-2009 sezonlarında Remax bünyesinde Emlak Danışmanı olarak görev yapan Salih Abi, 2010 sezonunun başında Remax bünyesinden ayrılıp kendi emlak ofisini kurdu. Özellikle komisyonda yaptığı kolaylıklarla tanınan Salih Abi, evin suyunu, elektriğini, doğalgazını açtırırken de ev sahiplerine çok yardımcı olmasıyla biliniyor. Tanıdığı ustalarla da ahenk içinde çalışan Salih Abi, ustalardan kesinlikle ayrıca bir komisyon almaması konusunda da ustalar tarafından taktir görüyor.
Emlak piyasası sayemizde yaşıyor
Bekar yıldızlarının özel yaşantılarında lükse düşkün olmalarından dolayı, özellikle boğaz manzaralı yalılara öncelik veren Adalı; "Emlak piyasasını biz ayakta tutuyoruz. Ancak bu sezon bir formül peşindeyiz. Bize komisyonda kolaylık sağlayacak Emlak Ofisleriyle görüşmelerimiz sürüyor" dedi. Remax yetkilileriyle konuşan blogumuz, Beşiktaş'ın kendilerine bir teklif yaptığını doğruladı fakat henüz resmi bir şey olmadığını da belirtti. Emlak danışmanlarına olan sitemini de dile getiren Adalı "Evi sattıktan sonra alakayı kesen emlak danışmanı aramıyoruz" dedi.
Galerilerle Sorun Yaşamıyoruz
Yıldız futbolculara lüks araba sözü de veren Adalı, "Levent-Maslak civarı oto galerileriyle güzel ilişkilerimiz var. Aramızda anlaşmazlık olduğu haberleri yalandır. Her sene olduğu gibi bu sene de filomuza lüks otomobiller katma düşüncemiz var" diyerek basına olan tepkisini gösterdi. Devletten lüks otomobil vergisinde indirim de isteyen adalı; "Bu yıldızlar bizim ülkemizi Avrupa'da başarıyla temsil etmemizi sağlıyor. Devletimizden bu konuda anlayış bekliyoruz" dedi.
Salih Orhan Kimdir.
2000-2009 sezonlarında Remax bünyesinde Emlak Danışmanı olarak görev yapan Salih Abi, 2010 sezonunun başında Remax bünyesinden ayrılıp kendi emlak ofisini kurdu. Özellikle komisyonda yaptığı kolaylıklarla tanınan Salih Abi, evin suyunu, elektriğini, doğalgazını açtırırken de ev sahiplerine çok yardımcı olmasıyla biliniyor. Tanıdığı ustalarla da ahenk içinde çalışan Salih Abi, ustalardan kesinlikle ayrıca bir komisyon almaması konusunda da ustalar tarafından taktir görüyor.
Etiketler:Spor medyası,thug love | 5
Yorum
27 Mayıs 2010 Perşembe
Volkan Şen'e Yeni Formül
Oldukça başarılı bir sezon geçirip büyük kulüpleri peşine takan Volkan Şen için Beşiktaş'tan yeni förmül.
Transfer komitesi başkanı Serdal Adalı bir yandan Quaresma transferini bitirmenin planlarını yaparken bir yandan da iç transferle ilgileniyor. İç transferde sözleşmesi biten futbolcularıyla sorunsuz bir şekilde anlaşan Beşiktaş, yerli oyuncu transferinde ince eleyip sık dokuyor.
Dün (dün) oğlunun fizik ödevlerine yardım ederken aklına gelen formülle Bursaspor'un kapısını çalan Adalı, "Abi bunları çözsek biz de oğlanı dershaneye göndermeyiz herhalde evde biz çözeriz" yanıtını aldı. Buna rağmen hevesini kırmayan Adalı, "Bursaspor'la ilişkilerimizi düzeltmek istiyoruz" diyerek teklifindeki ısrarı yineledi. Fenerbahçe ve Galatasaray'ın da kancayı taktığı Volkan Şen için Serdal Adalı'nın yeni formülü ile Beşiktaş bu transferde bir adım öne çıkmak istiyor.
İşte o formül:
Ekşi Beşiktaş yine farkını göstererek o formülü ele geçirdi.
Formüldeki değişkenler için yorum yapmaktan kaçınan Adalı; "Oğlumun bir ödevi bu kadar sorun olmamalıydı. Bursaspor yönetiminde Fizikten anlayan bir arkadaşım vardı ona sordum sadece" diyerek bilgi vermekten kaçındı.
Volkan Şen'e karşı Quaresma mı ?
Formüldeki en dikkat çekici değişkenlerden biri V.S diğeri Q.7. Bu değişkenler Volkan Şen'e karşılık Quaresma mı sorusunu akıllara getirdi. Formüldeki diğer değişkenler Z ve H'nin de Zapotocny ve Holosko olduğu ve bu iki oyuncunun da bu takasa dahil edilebileceği ihtimali de transfer kulislerinde merak konusu oldu.
Serdal adalı bu iddiaları reddetse de bu transfer harekatı ileride çok şeylere gebe.
Osman Kayıntı Kimdir ?
Koyu bir Beşiktaş taraftarı olan Osman bizim apartman görevlisidir. 2 çocuk sahibi olan Osman apartman sakinlerine olan saygısı ile göze batmaktadır. Hanımıyla birlikte oldukça mütevazi bir sosyal hayat yaşayan Osman hafta sonlarını kapı önü merdivenlerde apartmana sahip çıkarak geçirmektedir.
Formüldeki değişkenler için yorum yapmaktan kaçınan Adalı; "Oğlumun bir ödevi bu kadar sorun olmamalıydı. Bursaspor yönetiminde Fizikten anlayan bir arkadaşım vardı ona sordum sadece" diyerek bilgi vermekten kaçındı.
Volkan Şen'e karşı Quaresma mı ?
Formüldeki en dikkat çekici değişkenlerden biri V.S diğeri Q.7. Bu değişkenler Volkan Şen'e karşılık Quaresma mı sorusunu akıllara getirdi. Formüldeki diğer değişkenler Z ve H'nin de Zapotocny ve Holosko olduğu ve bu iki oyuncunun da bu takasa dahil edilebileceği ihtimali de transfer kulislerinde merak konusu oldu.
Serdal adalı bu iddiaları reddetse de bu transfer harekatı ileride çok şeylere gebe.
Osman Kayıntı Kimdir ?
Koyu bir Beşiktaş taraftarı olan Osman bizim apartman görevlisidir. 2 çocuk sahibi olan Osman apartman sakinlerine olan saygısı ile göze batmaktadır. Hanımıyla birlikte oldukça mütevazi bir sosyal hayat yaşayan Osman hafta sonlarını kapı önü merdivenlerde apartmana sahip çıkarak geçirmektedir.
Etiketler:Spor medyası,thug love | 19
Yorum
26 Mayıs 2010 Çarşamba
Serdal Adalı Şaşırttı
Beşiktaşlı taraftarların ağzının içine baktığı Serdal Adalı bugün (dün) İnter Store'da imza gününde yakalandı!
Quaresma transferi için gecesini gündüzüne katan Beşiktaş Transfer Komitesi Başkanı Serdal Adalı, bugün (dün) İnter Store'da İnter'li futbolcuların imza töreninde görüntülendi. Dün yaptığı "Mağazadan eşofman değil İnter'den yıldız alıyoruz" açıklaması ile kamuoyunda "Adam haklı beyler" etkisi yaratan Adalı, açıklamasının devamında bu transferin zorluğundan, taraftar üzerinde yaratılan beklenin sakıncalarından da bahsetmişti.
Fakat aynı Serdal Adalı, bugün (dün) İnter Store'da ki imza gününde İnter Store'dan almış olduğu forma, eşofman, mug gibi bir takım ürünleri İnter'li futbolculara imzalatmak için sıraya girdiği sırada kameralarımıza yakalandı. Şampiyonlar ligi şampiyonluğunun da etkisiyle Store'da oluşan uzun kuyruğa aldırış etmeden elindeki ürünleri imzalatmak isteyen Adalı, "Beyler kaynak yapmayalım araya", "Lütfen sıramızı ücret karşılığı başkasına satmayalım" gibi ifadelerle Beşiktaş'ın hakkını her ortamda savunduğunu gösterdi.
Çoluğa çocuğa alıyoruz
İmza töreni sonrası blog'umuza özel yaptığı açıklamada; "Arkadaşlar o başka bu başka, lütfen bazı şeyleri karıştırmayalım. Gelmişken çoluğa çocuğa hediye alıyoruz. Dönüşte de Free Shop'tan içki filan alacağım o zaman da, Efes Pilsen'le birleşiyorlar diye mi yazacaksınız ?" diyerek akıllarda soru işareti bıraktı. Adalı, bir ara torbasından yere düşen XXL bir formanın arkasına neden SERDAL yazdırıldığı ile ilgili soruları ise yanıtsız bıraktı. Yabancı bir muhabirin sorduğu XXL formanın hangi çocuğa alındığı sorusu ise İnter Store'da kahkahalara neden oldu.
KİMDİR ?
Adalı Holding'in Sahibi ve Yönetim Kurulu Başkanı olan Serdal Adalı, futbola olan tutkusuyla tanınıyor. Şirkette departmanlar arası halı saha turnuvalarında en iyi takımı hep kendisine alan Adalı'nın futbola olan tutkusu çocuk yaşlarda başladı. Oynadığı menajerlik oyunlarında "Baggio'ysa Baggio, Van Basten'se Van Basten, parası neyse verip alırız" nidalarıyla oyunun başında sabahlaması bunun en basit göstergesi. İki çocuk babası olan Adalı; "Onların futbolla ilgilenmemeleri için elimden geleni yapacağım. Bu camia adamı yıpratır hoca" diyerek her iki çocuğunu da Amerika'ya gönderdi. Fakat Amerika'da da futbolun yavaştan sevilmeye başlamasıyla planları suya düşen Adalı, San Marino'da bir şato alarak çocuklarını buraya yerleştirdi. Tatiller'de sık sık San Marino'ya giden Adalı bu ilişkiden memnun olduğunu söylüyor.
Etiketler:Spor medyası,thug love | 5
Yorum
4 Şubat 2010 Perşembe
Kırmızı ...
22 Aralık 2009 Salı
Maç Oldu
Beşiktaş defansını Matteo Ferrari'nin oluşturduğunu diğerlerinin, O oynarken ona uyum sağlamak zorunda kaldığını bir kez daha gördüğümüz maç oldu.
Ferrari var iken 7 Gol yemiş Beşiktaş Ferrari sorunuyla çıktığı son 2 maçta kalesinde 5 gol gördü. Bunu yorgunluğa konsantrasyon eksikliğine bağlayanlar olcaktır. Ama son iki maçta rakibe verilen pozisyonların şekli, biçimi, başlangıcı ve bitişi biraz endişe vericidir. Özellikle son vuruş öncesi müdahele eksikliği oldukça göze batmaktadır Beşiktaş defansının Ferrari yokluğunda. Sivok, Toraman kötü stoperler değildir asla. Ama bir şekilde orayı toparlayan oyuncu Ferrari'dir. Toraman Sağ Bek, Ön Libero oynamaktan stoperliği unutmuş gibi sığ bir yorum yapmak istemem ama müdahalelerde yetersiz kaldığı gerçek. Sivok da aynı şekilde.
Beklere geldiğimizde sol taraf kabul edilebilirdi fakat sağ tarafın evlere şenlik olduğunu söyleyebiliriz. Ekrem Dağ sağ bek Tello sağ açık görünüyor kağıt üzerinde. Fakat Tello bırakın hangi pozisyonda oynadığını hangi takımda oynadığını bile unutunca ve Ekrem Dağ'da bir Ashley Cole, Bir Patrice Evra olmadığından dolayı sağ kanattan bir şey üretemedik. Bir şey üretemediğimiz gibi üçüncü köprüyü oraya inşa ettik. Sol tarafta ise hücumda sıkıntı vardı İsmail Köybaşı fazla çıkamadı bu kanattan.
Orta sahanın ortasında ise iki tane Alman oyuncuyu tanımlamak için saçma bir ifade olacak ama konsantrasyon eksikliği olduğunu düşünüyorum. Ya da yorgunluk belirtisi. Oyundan çok kopuktu hem Ernst hem Fink. Gerçi bunda onların hemen önünde oynayan oyuncunun etkisi de çok büyüktü. Özellikle ilk yarı. Tabata sanıyorum ki kiralık furyasına katılacaktır. Beşiktaş Emlakçı gibi oldu zaten. Devren kiralık oyuncular. Bekara, öğrenciye, orta sıra takımına uygun 2 ayak 1'ini kullanan futbolcu. Tello'da adaylardan biri zannediyorum. Tabata niye böyle nasıl böyle bilmiyorum. Zira abi öyle bir futbolcu nasıl bu hale geldi gibi bir birikimim yok Tabata hakkında öncesinde çok izlemedim. Ama parasının karşılığı mı ? Değil. Baskıyı kaldırabildi mi ? Hayır.
Bobo ilk yarı kayıptı. Hani şimdi yine Bobo'yu savunuyorsun diyeceksiniz ama top geldi mi diye sorarsan seni tatmin edecek bir cevap vermem açıkcası ama kötü oynadığını kabul ederim. Nobre-Tabata değişikliği inanılmaz doğruydu. Tabata'nın ilk yarıda takımı eksik bırakması nedeniyle ve orta sahada gereksiz bir alan kaplaması nedeniyle Ernst-Fink hücuma gerekli katkıyı pek veremediler diye düşünüyorum. Ha ikinci yarı verebildiler mi ? İlk yarıdan iyiydi bence.
Atılan golde önce Bobo'nun sonra Nobre'nin müthiş işleri var. Bobo'nun takipçiliği ve Nobre'nin oyun görüşü sayesinde geldi gol. Bu golden sonra rahatlarız diye düşünürken. İşler yine birinci yarıya döndü. Orta sahada bu sefer Ernst ve Fink düştü. Kanatlar ilk yarının aynısı zaten. Yusuf'un girdiği sol kanattan bişey beklediğinizi düşünmüyorum ? Yusuf bizim blog yazarları arasında da zaman zaman tartışıldı. Hatta bu haftaki Tek Pas'ın sorularından biri oydu yanlış hatırlamıyorsam ama attığı toplar çok kısa düşüyor. Ha Yusuf hep buyduysa o zaman kanada koymamak lazım. "Orta" değil midir kanadın çoğunlukla işi.
Şimdi bu takımın defansı iyiydi kötü oynarken araya bir gol sıkıştırıp kazanıyordu çıkışa geçtiği zamanda. Ama şimdi defans da kötü olunca yenilen gole gerekli direnci gösteremiyor bu oyun düzeninde bu takım. Devre arası ne olur kim gelir kim gider ona göre umutlanacağız. Ama gelecek Delgado'yu da kanada filan sıkıştırırsa Mustafa Hoca. Şahsen kendisinden pek de umudum olmayan bir Delgado'yu iyice bitirir sevenlerinin karşısında. Bobo'yu sol açık oynatan bir Hocadan herşey beklenir.
Maçın en güzel anı, İbrahim Üzülmez'in sanırım Isaac ile bir pozisyonuydu. Isaac İbrahim'i geçiyor. İbrahim'de topa yetişemeyeceğini anlayıp "Top gibi düşüneyim o zaman" deyip (Tabi benim hayalgücüm bu) yerde 2-3 kez yuvarlanarak sanki normal bir müdahale yaparmış gibi gibi topu rakibin ayağından alışıydı. Artık kariyerinin sonuna gelen bu adamın oyunundan keyif almaya çalışıyorum. Öyle bir sol bek bir daha gelmez zannediyorum.
TRT'nin Yayın İhalesine gireceğini hatta kazanacağını bir iki ağızdan duymuştum. Eğer öyle ise bizim de aramızda para toplayıp Ömer Üründül ihalesine girip kendisini TRT'den koparmamız gerekiyor. Zira gecikmeli Rıdvan Dilmen kendisi.
Korner atılmış pozisyonun ikinci tekrarı ;
"İyi kesti arkaya"
Hadi havada söylese anlarım da abi biz de gördük onu iyi kesti arkaya. Ne kattın sen şimdi buna Ömer Üründül olarak ?
Bir paragraf da bayacak artık ama Bu Türkiye Kupası statüsüne yazmak isterim. Şu Kupa maçlarını grupsuz bir şekilde sezon başından başlatsa federasyon ne olur ? Çarşamba-Pazar oynasa bu adamlar her hafta ne olur yani ? Bu Korcan'lar, Necip'ler için filan daha iyi olmaz mı ? Hadi onları geçtim. Kartalspor ne bileyim Balıkesirspor filan hayatında belki maç yapamayacağı Beşiktaş, Galatasaray ile Balıkesir'de oynasa ve hatta elese bir tanesini ne olur ? Güzel olmaz mı ? Ne şimdi bu maç ? Lig bitmiş herkes göbeğini kaşıyor. Bu akşam ki maç belki istisnaydı gayet pozisyonu bol bir maç oldu ama ona rağmen ben yine de bir türlü havasına giremedim bu maçın statü gereği. Aklıma hep "Zaten lig bitmiş, Noel gelmiş yabancıların hepsinin kafası dışarda" gibi düşünceler geliyor. Adı olsun yine Mercedes Kupası olsun yine al sponsorluk ama şu statüyü değiştir artık federasyon.
13 Aralık 2009 Pazar
Maç Oldu
Mustafa Denizli ve Beşiktaş'ın beraberlik golünü yediklerini unuttukları maç oldu.
İkinci yarıdaki oyunu, oyuncu değişikliklerini başka türlü açıklayacak futbol bilgisini ve sevgisini kendimde bulamadım açıkcası. İlk yarıdaki oyun beraberlik golüne rağmen umut vericiydi. Beraberlik golü sonrası çok rahatsız hissetmedim kendimi. Bunda Beşiktaş defansının bu sene yaptığı ender hatalardan birinin gole sebebiyet vermesi belki de etkendi. Lig maçlarında neredeyse hatasız bir savunmanın arada bir hata yapmasına sabrımız olmalı sanırım. Zira golde Ferrari'nin kaçırdığı adamın İbrahim Toraman'ın belki de arkadan bir müdahale sonrası öne eğilmesi sonucu kafanın vurulmuş olması o pozisyon için bir konsantrasyon eksikliğinin göstergesiydi. Maçın genelinde de Beşiktaş savunması çok iyi değildi. Haddinden fazla pozisyon verdi rakibine savunma. Rüştü'nün sağ kolu bir maçta ne kadar çok havaya kalkarsa, Beşiktaş savunması o maçta o kadar kötüdür. Ama dediğim gibi sezon başından beri lig maçlarında mükemmele yakın oynayan savunmaya çok haksızlık etmeyelim.
Hücumda ise ilk yarıda biraz olsun pozitif bir görüntü vardı. Nihat'ın kaçırdığı pozisyonları nedense ikinci yarıda da rahatlıkla bulacağım düşüncesi içerisindeydim. Nihat'ın Türk futbolundaki yeri sanıyorum ki tartışılmaz. Herkesin bir şekilde saygı duymuşluğu vardır Nihat'a. Beşiktaş'ın çocuğudur. Bu "Yer" yüzünden de üzerinde büyük bir baskı vardır. Ama ligin ilk yarısı bitiyor. Hala o baskıyı üzerinden atmış değil. Bulduğu pozisyonlarda "Yaradana sığınarak" topa vurması çok amatör gösteriyor Nihat'ı biz izleyenlere. En azından topu önce bir kontrol edip vursa belki bir şeyler olacak. Vurmadığı tek pozisyonda asist yaptı Bobo kendine has kontrol ve vuruşla bu pası gol yaptı. Nihat'ın bu baskıyı bir an önce atması gerekiyor üzerinden bulunduğu "Yer"i kaybetmek üzere.
İkinci yarıyı nasıl anlatsam bilemiyorum. Herhalde Beşiktaş soyunma odasına girerken yedikleri beraberlik golünü unutarak girdi.İkinci yarıda da sahadaki skorboard arızalandı diye düşünüyorum. Bu futbol başka nasıl açıklanır bilemiyorum. Manisaspor ikinci yarıya daha istekli, daha atak başladı. Mesut Bakkal'ın bu ülkede oynattığı oyunu ben sevmeyenlerdenim. Press yap, pressi aşarsa faul yap. Denk gelirse kontratak oyna. Ben bunu sevmiyorum. Ama Beşiktaş öyle bir oyun oynadı ki. Press yapacak bir şey bırakmadı Mesut Bakkal'a. E madem öyle ben de biraz top oynayayım demiş olsa gerek, Gayet rahat oynadı ikinci yarının ilk 20 dakikasını. Mesut Bakkal'ın başarısına futbol bilgisine saygısızlık etmek haddimize değil ama dediğim gibi ben ligde varoluşundan beri sevmiyorum onun tarzını.
Diğer tarafta Mustafa Denizli skor nasıl olsa 1-0 biraz daha oyuncu değiştirmeyeyim. Biraz ilerlesin zaman Uğur İnceman'ı sokarım oyuna diye düşünüyordu. Hani Tabata/8 Milyon Euro geyiği yapmak istemiyorum ama niye yedek böyle bir maçta skor 1-1 iken. Yusuf bu sene formsuz ama bu maçın ikinci yarısındaki futbol Yusuf'un oyuna girmesini haketmedi mi ? Nobre değişikliği tamam ama Uğur İnceman değişikliği niyedir ? Öyle ki, hani futbolcular oyuna girdikten sonra diğer futbolculara sen oraya geç sen sağ kanada geç ben ortada oynayacağım şeklinde teknik direktörün talimatlarını iletir sahadakilere. Uğur oyuna girdi kimseye bişey söylemedi. Demek ki taktiksel bir değişiklik değil. Çıkan oyuncu kim ? Ekrem. Ben kanat oynuyor diye biliyorum Ekrem'i. E şimdi Uğur kanada mı geçti girince ?
Mustafa Denizli'yi anlamak gerçekten zor. Hatta bu maç için mümkün değil. Oyuna o kadar müdahalesiz ki, bir orta yapılacak, Beşiktaşlı oyuncuların hepsi aynı yere koşuyorlar. Daha orta yapılmadan. Hani bir dağılayım, ön direğe yalancı bir koşu yapayım yok. Herkes aynı yere. Halı sahada oynar gibi.
Beşiktaş'ın 8 maçlık çıkışı şöyle bir bakınca aslında bu maçın benzeri. Bir gol atılıyor bir şekilde. Sonra defansın hata yapmaması bekleniyor. O 8 maçta defans hata yapmamıştı. Haliyle ona bir çözüm üretmesi gerekmiyordu. Bu maçta defans hata yaptı o üretemediği çözüme ihtiyaç doğdu. Bakalım bundan sonra ne olacak, kötü oyna kazan için birden fazla çözümün olması gerekiyor.
Lig TV'den maç izlemek bir futbol sever için bazen çok üzücü olabiliyor. Yeteri kadar para kazanamıyor mu ki acaba o tribünlere konulan reklam anlaşmaları yapılıyor merak ediyorum. Hani ingiltere'de Sky Tv'de filan böyle midir acaba ? Maç öncesi, maç arasından gerekli tadı alamıyorum. Açık kanalda Şampiyonlar Ligi maçı izler gibi oluyorum. Maç başlayana kadar reklam. Devre arası hemen reklam. Bu sanal reklamdan sorumlu arkadaşlar bazen unutuyorlar reklam ekranda kalıyor. Sol kanattan akıyor sanarsın orta yapacak.
Maçı anlatan Melih Şendil için eşimin yorumu :
"Bir daha hakemin otoritesinden bahsederse döveceğim ya :)"
2 Aralık 2009 Çarşamba
Biz Tek Çocuğuz !
Jessie'nin Bilin Bakalım yazısı sonrası uzun zamandır aklımda olan şeyi bir şekilde yazıya dökmeye en azından denemeye karar verdim.
Aslında çoğu zaman Ofis Futbolu ortamında karşıma çıkmıştır bu hadise. Futbolu sadece ikisi aralarında oynadıkları zaman takip eden Cinconlu ve Febeli arkadaşların kanayan bir yarasıdır bu benim için. Onların görmedikleri ama oldukça derin bir yaradır. Harbi Galatasaraylı ve Fenerbahçeli arkadaşlar alınmasınlar Febe ve Cincon ifadelerine. Onların takip ettiği Galatasaray ve Fenerbahçe için onlara bu şekilde hitabı layık görüyorum. Onların takip ettiği Fenerbahçe'den bir tek Alex bilinir. Mehmet Topuz bilinir Yıldırım Demirören yüzünden. Volkan çok yakışıklıdır bu takipçilerin dişi kısmısı için. Alex Hagi'den iyidir erkek kısmısı için. Onların takip ettiği Galatasaray'da ise Baroş çok yakışıklıdır. Arda zaten malum. Nonda hayat onda. Bir de Hagi hepsinden iyidir. Bu kadardır onların takip mesafesi. Öndeki aracın hızın yarısı kadar. Hayatında İstanbul trafiğine girmemiş aracın, ilk defa İstanbul trafiğine girmiş halidir onların futbol takibi.
Bu Cinconlu arkadaşlar ile Febeli arkadaşlar futbolu takip ederlerken uzak durmak lazım. En sağ şeritten gitmek lazım. Olur da bir şekilde mevzilerine bir Beşiktaşlı olarak girerseniz üstelik İstanbul trafiğinin tabiri caizse orospusu olmuş bir araç olarak girmişseniz işiniz çok zor. Hemen sollayıp geçmeniz arkanıza bakmamanız lazım. Ben oldukça sık yakalandım etrafta çok fazla olduklarından. Genelde şöyle bir muhabbet oluyor ;
Bir asansörde misal,
- (Kendi aralarında konuşurlar) Olm arda'yı gördün mü ya ehehe
- Gördüm baba ne çaktı be eziklere hehehe.
- Thug sen hangi takımlıydın ?
- (Sıçtık) Beşiktaş ?
- Haa iyi kardeş takımsın o zaman.
- Ne kardeşi abi yok bizim kardeş takımımız filan.
- Yok yok kardeş takımsın iyi iyi.
Arkadaş anlamadım ben bu adamları yıllardır. Bunun Cinconlusu da böyle Febelisi de böyle. Dişisi de böyle erkeği de böyle.
Erkek arkadaşıyla filan kazayla maçı seyretmiştir bu dişiler misal. Bu tarz dişilere maç izleten erkekde kabahat zaten ya neyse. Çay makinasının başındayız diyelim ;
- Ne biçim de yendik ama geseyi di mi cnmmmmmmmmm?
- Evet yaaaa Volkan nasıl kurtardı ama di miiiiiiiiii
- Thuuuug sen hangi takımlısın.
- (Aha) Beşiktaş ?
- Haaa kardeş takımmış hihihihi
- Yahu ne kardeşi
- Yok yok kardeşsiniz ihihihi
Şimdi olay böyle az çok tahmin etmişsinizdir nasıl bir şey olduğunu. Ben bu arkadaşların bulunduğu ortamı koleje, bu febeli ve cinconlu arkadaşların temsilcisi olarak da birer kişiyi baba parasıyla kolejde okuyan iki tane öğrenciye benzetiyorum. Bildiniz bunları da az çok değil mi ? Kitleleri arkalarından sürükler bunlar okullarda illa kolej de olması lazım değil, iki tane şımarık dersleri baba parası torpiliyle iyi olan çantasında her daim çikolata ciklet olan iki tane çocuk. Saçları jöleli havalı spor ayakkabılar filan. Bu iki çocuğun kitleleri farklıdır ve çoğu zaman birbirlerine düşmanmış gibi hareket ederler.
Kolej benzetmesi üzerinden gidersem, Beşiktaş'ı da bu kolejde burslu okuyan aklı tamamen derslerinde olan, saçlar sağdan sola tarakla saç kurutma makinası yardımıyla taranmış bu yüzden hafif kabarık saçlı. İşinde gücünde bir çocuk. Dersleri iyi olduğu için en az o iki çocuk kadar bilinir bu çocuk okulda. Ama bu çocuğun pek de umrunda değildir. Beden dersinde diğer çocuklar terletmeyen nayk eşofman giyerken, Beşiktaş o en terleteninden naylon lacivert adidas eşofmandan giymektedir. (Bu tanım şu anki yönetim anlayışıyla tam uyuşmuyor farkındayım, ama genel olarak Beşiktaş camiası en azından taraftar topluluğu böyledir benim gözümde)
Bu şımarık iki çocuğun aralarındaki rekabet söz konusu olduğunda Beşiktaş diğerinin kardeşidir. Kankasıdır. Ama ola ki Beşiktaş bir şekilde herhangi bir rekabet ortamında bu çocukları alt ederse en büyük düşmanlarıdır. Beşiktaş güzel bir kalem aldığında aynısından isterler. Hatta bazen kırtasiye ile konuşup Beşiktaşın ayırttığı defterleri kalemleri almak isterler. Ne kadar biz düşmanız da deseler ikisinin beraber hareket ettikleri zamanlar pek çoktur.Misal öğretmen bugün sınıfa girer ve yarın sözlü olduğunu söyler ise hemen bunlar isyan ederler. Hemen hemen aynı argümanlarla. Beşiktaş'ın sesi çıkmamaktadır. Sözlü varsa çalışacaktır elinden geleni yapacaktır. Bu iki çocuktan birisi kopya çekerken yakalanırsa eğer, ikisinin de sicilinde bu tarz hareketler bulunmasına rağmen önce birbirlerini suçlarlar. Öğretmenleri ikisinin sicilini ortaya döktüklerinde babaları devreye girer. Okul yönetimini göreve davet ederler. Beşiktaş kopya çekmez mi ? Çeker elbette. Ama yakalanırsa devreye girecek bir babası yoktur çoğu zaman. Canı yanar bu yüzden. Kendi sicillerinde bu tarz olaylar olan iki çocuk ise Beşiktaş bu duruma düştüğü zaman tü kaka yapıp, kuytu bir yerde gülmektedirler. Beden derslerinde en güzel taklayı Beşiktaş atarken diğer iki çocuğun baba torpili sayesinde attığı taklaya illa bir falso bulur beden hocası.
Okul yönetimi de çoğu zaman şikayetçidir Beşiktaş'ın durumundan. Okul yönetimi diğer iki çocuktan para kazanmaktadır. Beşiktaş ise burslu okumaktadır yönetmelik gereği. Diğer başarılı çocukların Beşiktaş'ı görüp okullarından burs kazanmamasını istemektedir. Nasıl dönecektir o çark ? O yüzden Beşiktaş her hangi bir dalda başarılı oldukça onu aşağıya çekmek istemektedir. Yaptığı hatalar öğretmenler odasında tekrar tekrar tartışılır. Beşiktaş'ı seven diğer çocuklar bile suçlu bulunur. Diğer iki çocuk aynı hatayı yaptığında, bırakın sevenlerini, o hatanın yapıldığı ortamdaki öğretmene bile pek suç bulunmaz. Görmemiş o da insan denir.
Ama her hangi bir toplantıda mevzusu açıldığında Beşiktaş'tan gurur duyar okul yönetimi. O iki çocuk çok sever Beşiktaş'ı. Tek tek sorulduğunda kardeştir Beşiktaş onlar için. Çok iyidir araları.
Buradan o arkadaşlara sesleniyorum, kardeş filan değiliz biz.
Biz Tek Çocuğuz !
Etiketler:biz tek çocuğuz,thug love | 20
Yorum
3 Kasım 2009 Salı
Ofis Futbolu
Aslen kendimin mağdur olduğu bir durumdur. Belki aynı mağduriyeti yaşayan vardır birbirimize destek oluruz diye anlatıyorum.
Çalıştığım şirketin pazarlama departmanında görev almaktayım. Bilen bilir pazarlama departmanı genelde kaba tabirle "karısı kızı" fazla bir departmandır. Karısı kızı fazla olan departmanın erkekleri de bir süre sonra deformasyona uğrayıp tuhaf tuhaf hal ve tavırlar sergiliyorlar. Ben de dahil ! Bir bakmışsın ki kahve makinasının başında ünlü biri hakkında atıp tutup magazin forever bir muhabbet içerisindeyken, öbür tarafta asansörde "aa bu gömlek yeni mi çok yakışmış", "hayırdır cenaze mi var bugün simsiyah giyinmişsin" tarzı "olmamış diyoruz on üzerinden üç veriyoruz" muhabbeti içerisindeyim.
Bütün bunlar yetmezmiş gibi firmanın uluslararası olması da oldukça balta vuruyor firma erkeklerine. Birinin müdürü macar, diğerinin müdürü alman, öbürünün müdürü çek filan derken nasıl konuşacağını şaşırıyor insan. Şaftı kayıyor hepsinin en sonunda. 3 sene önce dibine kadar muhabbet ettiğim adamlara bir bakıyorum hepsi birer pier kardin.
Ben kendimi biraz izole etmeye çalışıyorum sennheiser px200 kulaklığımla (reklam alıyorum yazıya bilen bilir). Ama çalışan sayısının fazla olması nedeniyle çalışma alanı açık ofis. Ve öyle kubik filan da yok. Herkesi kabak gibi görüyorsun herkes de seni görüyor. Arkamdan kim geçti önümde ne oluyor derken kulaklığın süngerleri aşındı takıp çıkartmaktan.
Firma geneli böyle, gelelim bizim ekibe. Oturduğum yer itibariyle sağımda oturan müdürüm ve solumda oturan birey internet dünyasını benim monitörümden takip ediyorlar. Ben sabah geldiğimde alırım çayımı, kahvemi her neyse artık. Açarım takip ettiğim blogları, gazeteleri, forumları okurum. Haliyle monitör sabahları japon kerhanesi gibi oluyor. Onlar da "ne o lan açsana bi" diyerek vapur da koltuk arkasından gazete okuyan tipleri vapura binemediğimden olsa gerek sağolsunlar bana unutturmuyorlar.
"Usta tamam da illa vardır takıldığın bir grup, yemeğe filan gittiğin ?"
Var tabi olmaz mı? Ama hiç biri, evet abartmıyorum hiç biri futbolla ilgili değil. Çoook uzaktan takip ediyorlar. Ancak tuttukları takım kazanınca, ya da derbi maçları sonrası konuşulan futboldan bahsediyorum. Ha bir de senin fanatik olduğunu bildikleri zaman çok fena oluyor. O zaman da senin tuttuğun takım o hafta mağlup olursa yine futbol takipçisi oluveriyorlar hemen.
Ne konuşuyor peki bu kadar erkek ?
Yazının başında da bahsettiğim gibi karısı kızı bol, uluslararası insanı bol bu firmanın erkekleri lokalize olmaktan uzaklaştığından dolayı en fazla "lost izledin mi bu hafta ?" konuşuyor. "Şu kız kim yeni mi?" sorusu şenlendiriyor bu ortamı.
Ben soramıyorum ki kimseye Nobre mi Bobo mu ? Diyemiyorum ki kimseye Serdar Özkan'ı ne yaptı Mustafa hoca.
Monitör yancıları yüzünden Bloga da girip "Hala Nobre mi diyorsun Jessie" diye çıkışamıyorum. "Yine milleti ağlatmışsın len sahtekar" diyemiyorum Jokond'a.
Bunu anlatmamın nedeni şudur ;
Ben bütün bunlara bir şekilde alıştım. alışmak zorunda kaldım.
Lakin Beşiktaş'tan bugün bir ricam var. Beni yarın bu insanlarla muhattap etmesinler.
"Noldu yenilmişsiniz yine" demesinler bana çok rica ediyorum. Hadi Beşiktaş'ım Benim. Hadi!
Etiketler:ofis futbolu,thug love | 8
Yorum
9 Ekim 2009 Cuma
Fikstür ?
Ankaraspor düştükten sonra fikstürde şöyle bir şey oluyor; şu anki fikstürde Ankaraspor'la oynayacak olan takımlar bay geçiyor malum. Beşiktaş şu anki fikstürde Ankaraspor'u takip ediyor. Dolayısıyla bu bay geçen takımların bir sonraki hafta maçları Beşiktaş'la. Yani, Beşiktaş'la oynayacak takımlar bir hafta daha fazla dinlenmiş bir şekilde Beşiktaş'la oynayacaklar. Federasyon fikstürün bu haline düzenleme yapar mı ? Hiç sanmıyorum. Bu bir dezavantaj mıdır ? Bence öyledir. En kötü Aralık ayına kadar avrupa maçları olan bir takım, her hafta sonu, 2 hafta dinlenmiş bir takımla karşılaşacak.
Ama Allahtan rotasyonu seven bir hocamız var da, yorgunluk problemimiz olmuyor (!)
16 Haziran 2009 Salı
Kartal Yuvası kaç oda kaç salon ?
En son olarak da Kartal Yuvasına bir logo önerisi şu an yaptım.
Bu yazı vesilesi ile de herkese merhaba diyorum. Saygılar.
Etiketler:kartal yuvası,thug love | 48
Yorum
Kaydol:
Kayıtlar
(Atom)
Ara
-
DERBİ POZİSYON ANALİZLERİ - 1- 0:24 saniye! Gatasaray'ın ilk etkili atağı. Burada en büyük hata *Jailson'un partneri Serdar Aziz'e gereksiz yakınlığı oldu.* Seri burada muhteşem bi...6 yıl önce
-
Feda, Sefa, Farklı Olsun bu Defa - Beşiktaş'ın son dönemini iki ana çizgi olarak ikiye ayırmak mümkün. 1- Yıldırım Demirören dönemi 2- Fikret Orman dönemi. Ben Yıldırım Demirören dönemini te...7 yıl önce
-
Bir Sağ Bek, Üç Mevki: Aaron Wan-Bissaka - Premier Lig geçtiğimiz hafta başladı. Hem takım hem de oyuncu bazında her sezon yeni bir hikaye demek. Galiba geçtiğimiz sezon hiç de fena bir görüntü verm...8 yıl önce
-
Duhuliye - Duhuliye'den 5 ay önce haberim oldu. O da bu fotoğraf sayesinde. Bunca zamandır nasıl hiç duymamışım derken, etrafımdaki çoğu Beşiktaşlının da bilmediğ...9 yıl önce
-
Euroleague bwin Mart 2015 MVP Nemanja Bjelica Röportajı - Fenerbahçe Ülker dokuz maçlık bir galibiyet serisi yakalamış durumda ve 2008-2009 sezonundan bu yana ilk kez Euroleague 'playoff'larına katılma hakkını ...11 yıl önce
-
Önce krampon, sonra performans - Her çocuk gibi sokaklarda başlayan futbol maceramız, bazı çocukların yaptığı gibi benim de toprak sahada devam etmişti. Sonrası okul, iş, hayat mücadele...11 yıl önce
-
NBA: Bir Ayın Ardından... (Part 1) - Her ne kadar başlığımızda bir aylık zaman dilimini ele aldıysak gerek tembellik, gerek iş güç yüzünden yazının paylaşılması, gerekli güncellemeler yapıldı...11 yıl önce
-
Manchester United - Burnley maçı - Manchester'ın ligin yeni takımı Burnley deplasmanında galibiyet alması bekleniyordu ama yine olmadı. Geride kalan 3 haftada takım henüz galibiyet görem...12 yıl önce
-
Bu Sefer Bahanem Var - Yine ihmal ettim blogu ama bu sefer sağlam bahanem var. Son 9 senedeki ikinci kıtalar arası taşınma olayına kalkıştım. Bilenler bilir, son 9 senedir Avu...12 yıl önce
-
Babylon Dergisi Röportajı - http://www.aliece.com/2013/11/babylon-dergi-ali-ece-roportaji/#more-189512 yıl önce
-
Arsenal Kendine İnanıyor - Arsene Wenger'in sözleriyle, *"İyi bir rakibe karşı alınmış tatmin edici galibiyet." *Arsenal hafta sonu Liverpool'u oyun dışı bırakarak, bölüm bölüm saha...13 yıl önce
-
Hiç Unutmadığım... - 17 sene önce bugün tek bir imzanın milyonlarca insanı bu kadar etkileyebileceğini tahmin edemezsiniz. O adam hakkında bir sürü yazı yazdım, hala okuyan ...13 yıl önce
-
-




