.

.
Ekşi Beşiktaş. Powered by Blogger.

.

.
7 Şubat 2016 Pazar

Karne: Beşiktaş 4 - 0 Gaziantepspor


Goller: Gökhan Töre (38'), Oğuzhan Özyakup (42'), Mario Gomez (61', 70')
En iyi üç: ?
En kötü üç: ?


Anket:



21 Ocak 2016 Perşembe

STSL 19 Trabzonspor - Beşiktaş



Tarih: 24 Ocak 2016 Pazar , 20.00

Stadyum: Avni Aker Stadyumu

Hakem Hakkında Bilgi: Bulent Yildirim ( Geçen sezon : BJK 2g 1b 1m / TS 2b )

Sakatlığı Bulunan Oyuncular:  Ozer Hurmaci Tolgay Arslan , Ismail Koybasi , Alexander Milosevic

Cezalı Oyuncular :  Luis Pedro Cavanda / -
17 Ocak 2016 Pazar

STSL 18 Beşiktaş - Mersin Idman Yurdu


Tarih: 17 Ocak 2015 Pazar , 20.00

Stadyum: Basaksehir Fatih Terim

Hakem Hakkında Bilgi: Mete Kalkavan ( Geçen sezon : BJK 3g 1b / MIY 1g 2b 2y)

Sakatlığı Bulunan Oyuncular:   Tolgay Arslan , Alexander Milosevic /  Marko Futacs , Abdul Khalili

Cezalı Oyuncular :  - / Servet Cetin
14 Ocak 2016 Perşembe

2015-2016 Sezonu İlk Yarı Değerlendirmesi: Attığımız ve Yediğimiz Goller



Biliç’le geçen iki yılımızda; alanları daraltan, savunmaya öncelik tanıyan, şok presle kazanılan toplarla gol arayan, takım boyunu oldukça kısaltan, öne geçtikten sonra skoru korumaya çalışan bir takım hüviyetindeydik. Şenol Güneş ile birlikte ise oyun anlayışındaki temel değişiklik gol atma arzusu dersek herhalde yanlış olmaz. Özellikle öne geçtiğimiz ve hatta farkı artırdığımız maçlarda bile gol atma arzusunda bir azalma olmadı. Biliç döneminde stoperlerin rakip sahaya korkarak geçmeleri ve bu yıl onlara bu konuda kısmen bir özgürlük tanınması da rakip sahada çoğalmayı artıran bir faktör oldu. Sonuçta geçmiş yıllara göre biraz daha fazla gol yiyen ve daha fazla gol atan bir takıma dönüştük. Takımımızın potansiyel ve risklerini daha iyi anlamak için attığımız ve yediğimiz gollerin detaylı incelenmesi gerektiğini düşündüm. Bunun için tüm lig maç özetlerimizi tekrar izledim ve belirli kriterler belirleyerek bu golleri sınıflandırdım. Şimdi biraz da bu attığımız ve yediğimiz goller konuşsun..


Attığımız Goller
Attığımız golleri iki tablo ve altına birkaç yorum ile tamamlamak istedim. Tablolarda “önemli gol” başlıklı bir kategori görülüyor. Her ne kadar farkı artıran goller de birçok açıdan değerli olsa da beraberliği sağlayan ya da öne geçiren gollerin bir adım önde olduğu da bir gerçek. Bu nedenle bunları “önemli gol” olarak saydım. 

İlk tablomuz, attığımız gollerin niteliğiyle ilgili. Golleri sınıflandırırken aynı yediğimiz gollerde olduğu gibi biraz goller izleyerek biraz da kendi bakış açıma göre öznel bir sınıflandırma oluşturdum. Bu gollere baktığımızda en çok dikkati çekenlerin başında duran top gollerimizdeki geçmişe göre olan gelişme. Yine geçmişe göre önemli bir fark rakip sahada kapılan toplarla gelen gollerin azlığı. Aslında bazı maçlarda rakibi boğma girişimlerimiz de az değildi ama bu tip pozisyonları iyi sonlandıramadık. Hızlı atak gollerinde “önemli” olanların daha az olması mantıklı bir durum. Sonuçta öndeyken daha çok kontra atak golü bulursun. 12 hızlı atak golü gayet iyi. Benim hoşuma giden bir başka istatistik de farkı artıran gollerin neredeyse yarısı olgun ataktan atılmış. Yani öne geçtikten sonra da gol atma arzumuzun devam ettiğini bu veriden çok iyi görüyoruz.



Önemli Gol
Toplam Gol
Duran Top (orta ve sonrası)
4
5
Duran Top (doğrudan)
2
2
Rakip sahada kapılan top
2
3
Kendi sahamızda kapılan top ile hızlı çıkış
2
5
Kendi sahamızdan hızlı/paslarla çıkış (aut, taç, faul vb. sonrası)
3
7
Rakip yerleşikken / olgun atak
12
19

Toplam
24
41


İkinci tablomuz ise kadraja girenler. Bu kadraja girme meselesini açıkça ben uydurdum. Bunu da şundan dolayı yaptım. Gol, asist hatta asist öncesi pas, şut pası gibi verilere ulaşabiliyoruz. Dikkatli bakıldığında görülen ama kâğıda yansımayan katkılar zamanla unutuluyor. göze kolay görünmeyen katkıları görebileceğimiz bir istatistik kaynağı yok. Elbette bir golü atan ile savunmada topu kapıp hızlı çıkmayı sağlayanın değeri aynı değildir ama biraz da yan aktörleri de göreceğimiz verilere ihtiyacımız var. ‘Peki kadraja girmek nedir derseniz’; gol atmaktan başlayıp, tehlikeli yerdeki faulü almak, savunmadan topu kapıp atak başlatmak, asist öncesi pas, rakibi üzerine çekip gol fırsatı yaratmak, ortalığı karıştırarak karambol yaratmak olarak sayabilirim. Örneğin Rize maçında Oğuzhan o şekilde ortalığı karıştırmasa, kendine yapılan ama verilmeyen penaltı yüzünden rakip savunma bir an dağılmasa Quaresma’nın golü gelmezdi. Bu hareketler istatistiklere girmiyor ama kadraja giriyor.
Bu verilere bakınca benim ilk dikkatimi çekenler Atiba, Beck ve Oğuzhan. Oğuzhan’ın gollerin yarısından fazlasında kadrajda olduğunu fark etmemişim. Keza, Beck ve Atiba da sessiz sedasız katkılar vermiş. Quaresma’nın ve Sosa’nın önemli gol oranı bir hayli yüksek. Necip ilk kez bu kadar katkı vermiş olabilir. Tolga’nın bile bir kez yer aldığı listede İsmail’in olmaması umarım benim hatamdır.

Kadraja girenler
Önemli Gol
Toplam
Oğuzhan                      
12
21
Gomez                  
8
17
Sosa            
8
11
Atiba             
6
12
Quaresma        
6
7
Gökhan Töre            
5
11
Cenk          
5
9
Olcay              
4
13
Beck        
4
7
Rhodolfo    
3
3
Ersan    
3
3
Necip      
2
5
Kerim    
1
5
Tolga Zengin
1
1
Tosiç  

1


Yediğimiz Goller
Ligin ilk yarısında 18 gol yedik. Bu gollerden 3’ü uzun top; 2’si ise klasik kontra atak. Yani savunmamız yerleşik değilken 5 gol yemişiz. 6 gol ise olgun ataklardan gelmiş. Çıkarken kaptırılan top sonrası yenilen gol 3. Son olarak 4 golü yan toplardan yemişiz. Bunlardan ikisi direk ikisi ise korner ortasının uzaklaştırılamaması sonucu gelmiş. 

Buradan baktığımızda, bu kadar atak oynayan bir takımın savunması yerleşik değilken 5 gol yemesi gayet kabul edilebilir. Yan top sayısı da fena değil. Ancak savunmamız yerleşikken 6 gol yememiz bir hayli düşündürücü. Yine çıkarken kaptırılan toplar sonucu yenilen her bir gol sorunlu.
Golleri farklı bir çerçevede ele aldığımızda ise şu sonuçlara varılıyor; Gollerden 10’u hata olarak nitelendirilebilecek bir yapıya sahip. Bunlardan 6’sı bireysel iken 4’ü ise takım/yerleşme hatası. 2 tane yediğimiz şans golü var. Yani kötü bir şutun savunmaya çarpıp yön değiştirmesi gibi. 4 gol normal bir atak girişiminde iyi uzaklaştırılamayan toplardan kaynaklanıyor. 2 gol ise savunma arkasına atılan top kaynaklı.

Buradaki en dikkat çekici husus sanırım hatanın yüksekliği. Şampiyonluğa oynayan bir takımın yediği gollerin üçte birinin bireysel hatadan kaynaklanması beni çok rahatsız etti. Topları uzaklaştırma sorunumuza da zaman zaman dikkat çekmiştik. 4 golü de buradan yemişiz. Savunma arkasına 2 gol ise bence kabul edilebilir bir sayı.

Gelelim gollerdeki sorumlulara. Bireysel hata kaynaklı 6 gol olsa da bazı gollerde birden fazla kişinin hatası olduğu için rakam 6’dan fazla; Rhodolfo (2), Tosiç (2), Ersan, Tolga, İsmail ve Günay. Gollerde kadrajda bulunanlar, yani hata denmese de belirli bir sorumluluğu bulunanlar ise şu isimler; Rhodolfo (5), Tosiç (2), İsmail (2), Gökhan Töre (2), Motta, Ersan, Beck, Oğuzhan, Atiba. Geçen yıllarda böyle bir çalışma yapsak sanırım Ersan ilk sırada çıkardı. Bu, önemli bir gelişme. Yine sağ bekimiz de keza. Sol bekte bir değişiklik yok. Kim oynadıysa kadraja girmiş ancak maç sayısına göre İsmail’in rakamları daha olumlu. Rhodolfo ise beni biraz hayal kırıklığına uğrattı. Maçları izlerken bu kadar olduğunu düşünmemiştim. İkinci yarı daha dinlenmiş ve daha alışmış bir Rhodolfo daha az hata yapacaktır.Olumlu görülebilecek bir durum ise defansif orta sahalarımızın gollerde pek hata yapmaması. Ancak bu durum şöyle bir soruyu da getiriyor; ‘acaba arkaya yeterince gelmedikleri için mi hata bile yapmıyorlar?’

Sonuç olarak ofansif anlamda bu kadar güçlü bir takım iken ligin en az gol yiyen takımı olmamız beklenmez. Ancak yediğimiz 18 golün niteliğine baktığımızda, takım savunmada yerleşik iken daha dikkatli olarak, bireysel hatalara biraz daha dikkat ederek, topları daha iyi uzaklaştırarak, çıkarken daha az top kaptırarak aynı oyun anlayışıyla daha az gol yiyebiliriz.
6 Ocak 2016 Çarşamba

Beşiktaş Sompo Japan : Meta Burada Morfoz Nerede ?

Bu kısa analizime değerli blog ahalisinden özür dileyerek başlamam gerekiyor sanırım zira uzun süredir basketbol şubesi ile ilgili bir paylaşımda bulunamadık. Bunun hem kişisel hem de takımın mevcut gidişatıyla ilgili insanın hevesini kıran gelişmelerin de etkisi bir hayli fazla .

Son basketbol analizimizin üzerinde geçen 3 aylık periyotta takımımız beklenen koç değişikliği dışında bir iki oyuncunun denkleme girip çıkması ile yola devam ediyor. Koç değişikliği ve bunun takımımıza yansıması biraz daha detaylı irdelenmesi gereken bir konu olduğu için önceliği kadrodaki ufak çaplı oyuncu değişikliklerine vermek daha makul .

En büyük değişiklik sg pozisyonunda takıma büyük umutlarla gelişinin ardından Detmann'ın  uzun süre kenarda beklettiği , Yağızer Hoca'nın takımın başına geçmesi ile biraz kıpırdanmasına rağmen beklenen seviyeye bir türlü gelemeyen DJ Seeley ile yolların ayrılması ve yerine Randy Culpepper'ın gelişi oldu .  Culpepper hem Engin'i hem Wolters'ı yedeklemesi hem de topu yönlendirmesi beklenerek transfer edilen bir isim . Açıkçası Beşiktaş'ın mevcut finansal durumu ve transfer edilebilecek oyuncu sayısını oldukça az olduğu bu dönemde alınabilecek en iyi isimlerden biri olduğunu söyleyebiliriz . Her ne kadar Beşiktaş'ın en büyük problemleri olan kırılganlık ve savunma konularına büyük artılar getiremeyecek bir oyuncu olsa da Seeley'e göre daha istikrarlı katkı vererek 2 guard pozisyonunu da yedekleyebilecek olması önemli bir avantaj.

Beşiktaş'ın  en büyük eksikliklerinden bir diğeri hemen hemen bütün basketbol yorumcularının ortak değerlendirmesi olan çember savunucu pozisyonundaki eksiklikti. Bu konuda da yine son derece başarılı bir hamleyle ligin değerli pota altı oyuncularından ve konunun uzmanlarından olan blok canavarı Chinemelu Elonu kadroya katıldı . Yağızer Hoca'nın savunma sertliği dozajını arttırmak çabasındaki en önemli dişlilerden olsa da arızaların giderilmesi konusunda tek başına yeterli olabilmesi mümkün değil .

Bu iki önemli değişklik dışında süreleri gittikçe azalan isimlerden Kartal Özmızrak İBB'ye kiralanırken , Beşiktaş'a geldiğinden beri muazzam bir formsuzluk seviyesi yakalarak bu konuda büyük istikrar sağlayan Erik Murphy ile de yollar ayrılmak üzere . Bu noktada bir yabancı transferi daha olur mu henüz netleşmiş değil .

Hikayenin bundan sonrasında  yazıya da ismini veren Dettmann - Uluğ değişikliği ekseninde hücumu törpülenip , defansı biraz daha itelenen ama bu konuda yeterli yol alamadığı için araform olarak yaşamına devam eden takımımızın mevcut düzeni ile ilgili bir kaç kelam ederek sizleri fazla sıkmadan futbola dönüş yapacağım .

Sezon henüz başında Dettmann Felsefesinin işlemeyişi üzerine bir paylaşımda bulunmuş , Beşiktaş'ın kırılganlığı , spacing temelli tempolu bir hücum takımına dönüşme çabası , bu çabaya uygun biçimde şekillendirilen kadro yapısının nasılda yediğinden fazlasını atmaya çabalarken çok fazla yiyerek bir türlü daha fazlasını atamayışına dem vurmuştuk.

Doğal olarak Yağızer Uluğ'un ilk eğildi konu bu oldu . Takımın üzerine kurulduğu dinamiklerin işin işlevsellik boyutunda sınıfta kalıyor oluşu , berbat bir savunma takımını vasatın bir tık altına çektiğiniz zaman işlerin biraz daha yoluna girmesi ümidini beraberinde getiriyor doğal olarak .

Kağıt üzerinde baktığınızda Elonu'nun gelişi elbette bazı arızaları düzeltti fakat Beşiktaş'ın kendinden güçlü takımlara karşı hiçbir direnç gösteremiyor oluşu hala geçtiğimiz senelerden baki kalmış durumda. Ligin ilk 6 içerisindeki bütün takımlarından 90+ sayı yediğiniz zaman ne kadar iyi hücum ederseniz edin bu maçları kazanmak hayale dönüşüyor .

Kadro mühendisliği zaafiyetini taktiksel değişiklikler ile çözebilmek elbet elit seviye koçlar için bile oldukça sıkıntılı bir durum ama mental olarak bu kırılganlık hususunun çözülemeyişi Beşiktaş'ın sadece şube olarak değil kulüp olarak da düştüğü psikolojik buhranın bir yansıması gibi.

Son Banvit galibiyeti takımın takımın bu yolda bazı şeyleri yoluna koyduğunu işaret ediyor gibi görünse de aslında benim hissettiğim bunun Beşiktaş kaynaklı değil rakip kaynaklı olması . Beşiktaş'ın maç kazanması için iyi gününde olması yetmiyor. Zira ( zaman zaman savunma dozajını sertleştirebilse dahi) rakibe zorluk çıkarabilecek bir savunma anlayışı yok . Bu sefer hep set hücumuna kalarak temposu düşen takım büyük oranda kariyerinin en iyi sezonunu geçiren Lampe'nin eline bakar hale dönüyor . Bu durumda Kandemir-Lofton günlerinden çok da ileriye gidemediğimizi hissediyoruz , zira aynı sıkıntılara farklı bir açıdan bakma dışında değişen birşey yokmuş gibi .

Yağızer Hoca'nın Beşiktaş'ı mevcut bütçesi ve kendi kurmadığı kötü mühendislik ürünü kadro ile kazanan bir takım yaratmasını beklemek elbette hayal olur fakat var olan sıkıntılara çözüm arayışı konusunda biraz daha cesur biraz daha arayış içinde olmasını beklemek sanırrım taraftarlar olarak hakkımız .
31 Aralık 2015 Perşembe

2015-2016 Sezonu Devre Arası Transfer Dönemi


2015/2016 sezonunun ilk yarısını bitirdik. Bugün aynı zamanda 2015 yılının son günü. Öncelikle 2016 yılının herkese sağlık ve mutluluk getirmesini dileyelim. Tabii Beşiktaş’ımızın geleceği de sağlık ve mutluluğumuzu etkileyen önemli bir değişken. O nedenle 2016 yılının Beşiktaş’a başarı getirmesi temel dileklerimizden. Bu başarının önemli belirleyicilerinden biri de transfer. Devre arasında birkaç farklı konuda yazı geleceğinden transfer için de ayrı bir post açmak istedim. Böylelikle transfer konusunu burada konuşuruz. Biraz da ‘atış serbest’ bir alan olması için çok fazla yorum yazmadan ve birkaç konuya temas etmek istiyorum.

Evvela ara transfer zor bir dönem. İyi bir oyuncu bulmak kolay değil. Ancak ihtiyacımızı doğru tespit edip bir süredir bir kovalamaca yaptıysak o kadar da zor değil. Ayrıca iddiası azalmış takımların sözleşmesi sene sonu bitecek oyuncularını cazip rakamlarla almak çok da zor değil. Az sayıdaki ligin de sezon sonu. Yani ‘free’ ya da biri yılı kalan oyuncu da bulunabilir.

Şu anda hemen herkesin bir kaleci ihtiyacı duyduğu açık. Ayrıca stoperlerin biri hariç teknik ama yavaş kategoriden olması da can sıkıcı. Nitelik ayrı bir tartışma ama nicelikte de bir sıkıntımız var. Sol bek de bir şekilde idare etmiş olsa da bence ihtiyaçlar köşesinde önemli bir yer tutuyor. Ön alanda acil bir sorunumuz yok. Daha skorer bir ofansif orta saha –bence kenar kimine göre orta- iyi olacaktır ama öncelikli bir konu değil. Orta saha ise tartışmalı bir konu. Veli ve Tolgay sağlıklı olsaydı aslında bir ihtiyaç olup olmadığını daha iyi anlardık ama nasıl dönecekleri de muamma. Ben orta sahaya çok fazla önem atfediyorum. O nedenle çift yönlü ya da defansif bir orta sahanın faydalı olacağını düşünüyorum. ‘Veli ve Tolgay iyi dönerse ne olacak’ denebileceği için bu transfer kiralık olarak da yapılabilir. Ya da bir diğer pratik çözüm stoper de oynayabilen bir orta saha ya da orta sahada da oynayabilen bir stoper olabilir. (Ya da en azından sol bek de oynayabilen stoper) Bunların hiçbiri olmuyorsa en azından çift taraflı oynayabilen stoper alınmalı. Yani hem Ersanla hem Rhodolfo ile oynayabilecek bir stoper. Tabii her şeye rağmen tek bir transfer hakkımız olursa ben bunu kaleciden yana kullanmak isterim. Ligde yediğimiz gollerin sadece bir kaçında kaleci hatası görünse de aslında yaklaşık yarısı kurtarılmak zorunda olmasa da kurtarılabilecek toplardı. 

Son olarak son üç yılın yani Fikret Orman dönemi ara transferlerine de göz atalım;
2014/2015
2013/2014
2012/2013
Alexander Milosevic (1,00 milyon €)
Jermaine Jones (200 Bin €)
Gökhan Süzen (1,10 milyon €)
Tolgay Arslan (450 Bin €)
Dany Nounkeu (Kiralık)
Dentinho (Kiralık - 1,00 milyon €)
Daniel Opare (kiralık)

Mamadou Niang (Kiralık)


Sinan Kurumus (150 Bin €)

Tabloya baktığımızda Fikret Orman’ın ilk yılında ara transfer kısıtlı maddi kaynağımızın bir kısmının tamamen çöpe atılmasıyla sonuçlanmış. Sadece Niang’dan birkaç maç katkı alındı. İkinci yıl ise kaleci hariç bu yıla benzer bir ihtiyaçla transfere çıkılmış. Hızlı ve atletik olması dışında berbat bir stoper olan Dany maçların belki de yarısında çok iyi iken takımı tamamen yaktığı maçlar yüzünden “keşke alınmasaydı” dedirtmişti. Jones ise takıma pek de uyum sağlayamadığı ve beklenen verimi vermediği halde sağlıklı olduğu her maç oynamıştı. Düşük maliyetine göre faydası fena değildi ama isteneni veremedi. Geçen yıl ise acil bir ihtiyacı gidermek için denemesi yapılan Opare çok işe yaradığı ve büyük oynadığı birkaç maç haricinde 2. Lig topçusu görünümündeydi. Yine de zararsız bir denemeydi. Tolgay aslında iyi bir çalışmanın nasıl üst düzey sonuç vereceğini gösteren F/P harikasıydı. Miloseviç ise uygun maliyetli potansiyelli bir oyuncu olsa da aslında ihtiyacımız hazır oyuncu olduğu bir dönemde bence yanlış transferdi. Tabii gelir gelmez sakatlanması yüzünden tam bir değerlendirme de yapamadık.

Özetle devre arası transferleri “maliyetsiz bir deneme”, “kısıtlı maddi kaynağın çöpe atılması” ya da “12’den isabet” şeklinde gerçekleşebiliyor. Bakalım bu yıl hangi gruba gireceğiz; ne dersiniz? 


28 Aralık 2015 Pazartesi

Karne: Beşiktaş 4 - 0 T. Konyaspor


Goller: Oğuzhan Özyakup (50'), Mario Gomez (64'), Gökhan Töre (69'), Kerim Frei (80')
En iyi üç: Oğuzhan Özyakup, Mario Gomez, Olcay Şahan
En kötü üç: Tolga Zengin, İsmail Köybaşı, Cenk Tosun

Karne:

Şenol Güneş8.6
Beşiktaş8.4
T. Konyaspor4.8
Serkan Çınar5.5


Tolga Zengin5.9
Ersan Gülüm7.1
Luiz Rhodolfo7.3
İsmail Köybaşı6.1
Andreas Beck7.1
Atiba Hutchinson7.9
Oğuzhan Özyakup9.1
Jose Sosa (82')7.9
Gökhan Töre (73')7.1
Ricardo Quaresma (61')7.1
Mario Gomez8.9


Olcay Şahan (61')8.1
Kerim Frei (73')7.7
Cenk Tosun (82')6.7


Takım Ortalaması7.4

Anket: 128 kişinin katılımıyla tamamlanmıştır. İlginiz için teşekkürler.


Ara

Yükleniyor...