Beşiktaş'a gelen çoğu futbolcu için "uyum sorunu yaşıyor", "bir açılsa neler yapacak", "bir gol atsa gerisi gelecek", "aslında potansiyeli var" türünden yorumlar yapılır. Enteresandır o açılması beklenen adam bir türlü açılamaz, gol atması beklenen bir türlü golü atıp gerisini getiremez, o potansiyeli var denen de bir türlü potansiyelini ortaya koyamaz.
Örneğin Rodrigo Tabata. Beşiktaş takımına 3 kuruşluk katkı yaptı mı yapmadı mı belli değil. 45 dakika sahada gezinip, sayısız pas hatası yapıp, takım adına hiç bir üretkenlik ortaya koyamayıp oyundan çıktığı maç sayısı el parmaklarını bitirdi, ayak parmaklarından sayıyor... Uyum sorunu mu var? Sakat mı? Yanındaki adama pas atamadığı şu haliyle hangi uyum sorununu yaşıyor ben anlayamıyorum.
Tabata Beşiktaş'ta yeterli sayılabilecek süre aldı. En iyi oynadığı maçta dahil en ufak bir yaratıcılık belirtisi gösteremedi. Orta okul çocuğundan hallice fiziğiyle ezilip gitmesi bir yana, sahip olması gereken "yaratıcı" özellik de bulunmayınca Tabata'nın Beşiktaş'taki varlığı sorgulanır oldu. Bırakın bonservis bedelini, oyuna katkısıyla da "skandal" bir transfer olma yolunda hızlı adımlarla ilerliyor. Ben bonservis bedelinde değilim. O verildi ve veren öbür tarafta hesabını verir. Büyük başkandan Mali genel kurulda hesap sorulacak değil tabi. Bizim geleneklerimiz var. Tanrı görsün hesabını, geleneklerimizi sarsmasın bu saatten sonra. Gerçi Tabata'ya bonservis ödenmemiş olsa idi de Beşiktaş'a istenen performansı ortaya koyamamış olacaktı. Öyle bir hal aldı ki, "Eğer Tabata bu ise 2 ay sonra bu adama hiç ihtiyacımız olmayacak" demekten kendimi alamıyorum.
Beşiktaş'ın son 135 dakikalık üçlü savunma tecrübesinde iki oyuncunun bireysel performanslarında ufak değişiklikler oldu. Ferrari yeni düzene uyum sağlamakta güçlük yaşayan oyunculardan biri olarak gözüküyor. Sol stoper oynadığı için rakibine daha yakın oynamak, oyunun içine daha çok girmek, kaleden daha uzak ve daha geniş bir alanda oynamak zorunda kalıyor ve bu onun bazı zaaflarını ortaya çıkarıyor. Bu zaaflar, Türkiye liginde değerlendirilmeyecek kadar ufak zaaflar ama dörtlü savunma kadar başarılı olduğunu da söyleyemeyiz. Ferrari bu yeni sisteme de adapte olabilir mi bunu zaman gösterecek. Zaten Mustafa Denizli'nin üçlü savunmada ısrar edip etmeyeceğini de bilmiyoruz.
Yeni düzende performans artışı gösteren oyuncu ise Tomas Sivok. Özellikle Wolfsburg maçında topla çıkışlarıyla ve merkezden top dağıtımıyla dikkatleri çekmişti. Tomas Sivok'un ön libero geçmişini biliyoruz. Mücadeleci, agresif oyun yapısıyla bilinen bir oyuncu. Ancak dörtlü savunmada stoper oynayabilecek sert fiziğe sahip değil. Matteo Ferrari ile birebir mukayese edildiğinde zaten kendini ortaya koyuyor; Eğer Matteo Ferrari stoper ise Tomas Sivok başka bir mevkinin oyuncusudur. Üçlü savunmada serbest oynamaya başlayıp, o bire bir oyuncu savunmasını diğer arkadaşlarına bırakınca birden performansı yukarı çıktı. Beşiktaş'ın diğer savunma oyuncularının da yapısına bakınca üçlü savunmanın hiç de kötü bir alternatif olmayacağını ortaya koydu.
Geçtiğimiz hafta içinde bağırsak enfeksiyonu geçiren saçsız kralımıza ise ayrı bir paragraf açmak lazım. Esasında kendi ezberinin dışında bir futbol oynuyor, kimse farkında değil. Fabian Ernst bir "box to box midfielder" değildir. Ernst savunma bilgisi yüksek, fiziği kuvvetli bir ön liberodur. Hayallerdeki Beşiktaş'ın savunma önü oyuncusu olabilir. Lakin diğer sistem arızaları ve mevcut kadro yapısı onu yeteneklerinin üzerine koymaya itiyor. Mustafa Denizli onun oyun bilgisi ve fizik kalitesini hücumda da kullanmaya çalışıyor. Rakip sahaya gidip, şut atıp, ara pası vermesi beklenen bir Fabian Ernst. O da elinden geleni yapıyor. Hiç var olmamış ve oyun stilinde bulunmayan "yaratıcı" orta saha gibi oynayıp, tek özelliği yaratıcılık olan Tabata gibi oyuncuların yapamadıklarını da yapıyor.
İnsan sormadan edemiyor; Tabata'nın yapamadığı pası Ernst nasıl yapıyor? Tabata'nın benzerini atamadığı şutu Ernst nasıl atıyor? Teknik ve taktiğin taça çıktığı o anlarda nasıl insiyatif alıp takımına katkıda bulunabiliyor...
Taraftarda bir garip anlayış vardır. Tezahüratlardan da bunu anlayabilirsiniz. "Beşiktaşlı olunmaz Beşiktaşlı doğulur" diye başlayıp devam eden. Bugün sorsan en Beşiktaşlı oyuncular kim diye; Fabian Ernst ve Matteo Ferrari diyeceklerdir. Oysa bu adamlar 30'lu yaşlarına gelmiş, önemli takımlarda görev yapmış ve Beşiktaş için fedakarlıkta bulunmayacak oyuncular. Ama o iş öyle olmuyor işte. Peki nerede bizim amatör ruhlu futbolcularımız? Nerede Ernst ve Ferrari gibi gönülden oynayan oyuncularımız?
Taraftar yanılıyor. Futbolcuyu "iyi" yapan parametreler sadece oyuncunun teknik veya fiziksel özelliklerinden oluşmaz. Onun içerisinde mental değerler de mevcuttur. Bugün "Beşiktaş ruhu" denen hikayeye bu kadar önem veriyorsanız almanız gereken oyuncu Gennaro Gattuso'dur. Oysa Gattuso'ya Beşiktaş desen yeni bir araba markası mı diyecektir? Öyleyse Beşiktaşlılık, ruh vs taraftarın kendi uydurup kendi inandığı hikayelerdir.
85. dakikada çok önemli bir hamle yapıp topu uzaklaştıran Matteo Ferrari iyi bir Beşiktaşlı olduğu için değil, iyi bir futbolcu olduğu için o yürekli hareketi yapıp takım arkadaşlarını sert bir şekilde uyarır. Aynı şekide, tekmeye kafa uzakmak kalpten oynamaktan öte, "iyi" futbolcuya özgü bir futbol değeridir.
Zira burada temel mesele iyi futbolcu olmaktır, Beşiktaşlı olmak değil.
Madrid Derbisi {Atletico Madrid:2-3:Real Madrid}
-
Dünya'da derbiler başka bir havada geçiyor. Ezeli rekabetler Dünya'da büyük
keyifle bekleniyor ve haftalar öncesinden tartışmalar başlıyor, eski anılar
anl...
1 saat önce









