Ekşi Beşiktaş. Powered by Blogger.
14 Temmuz 2014 Pazartesi

Karmaşa

Söylenecek çok fazla şey yok. Hep şikayet ediyoruz "Beşiktaş'ı karıştırmaya uğraşıyor medya" diye, çoğunlukla da haklı oluyoruz bu şikayetimizde. Ama Beşiktaş'ta geçen seneden beri yaşanan yetki karmaşası, başı kesik tavukluk ile hak ediyoruz galiba bunu.

Taraftar istemedi diye transferden vazgeçilmez, illa vazgeçilecekse de böyle vazgeçilmez. Bir yönetimde ağzı olan konuşmaz, eğer fikir ayrılıkları varsa içeride konuşulur, halledilir, dışarıya tek bir mesaj verilir. Her kulüp hatalı ve saçma transfer yaparken, rakipleriniz transferlere milyonları saçarken usülde öyle saçmalarsınız ki tek spor gündemi siz olursunuz. Beşiktaş'ın, geçen seneden beri, adının anıldığı ve saçmalıkla sonuçlanmayan transferi yok. Önder Özen'in sessizce yürüttüğü transferler var, bir de 15 gün önceden davul zurna ile ilan edilip sonunda elbet saçmalananlar var. Hangisinin doğru olduğu aşikar olsa gerek.

Transfer meselesi bir değil, iki değil. Böyle amatörce yönetilmez bir kulüp. Hadi amatörce yönetiyorsun, amatörce yönettiğini davul zurna ile ilan etmezsin.

Fikret Orman'ı kulübün başına Demirören sonrası tufana el atma isteği getirdi, güvenoyunu da -en azından bir kısım taraftardan- uzun süre vaat ettiği akıl ile aldı. Aynı şeyleri ikinciye izleyeceksek hiç gerek yok.

Nihayetinde tarih, durumu "idare ettiğini" sanarken bir kırılma noktası ile idare edildiğini anlayıveren yöneticiler ile dolu.
23 Mayıs 2014 Cuma

Önder Özen'in Açıklamalarının Ardında


Önder Özen dün Bjk Tv'de uzunca bir programa konuk oldu. Yanlış hatırlamıyorsam, 14 gazetecinin 30'dan fazla sorusunu yanıtladı. Dün bir kez daha görüldü ki, Beşiktaş'ın temel sorunlarından biri, Beşiktaş'lı gazeteciler. Manasız sorular, manasız yorumlar... Bir bilgi edinmekten öte, sadece kendi fikrinin iletildiği zaman kayıpları... Soruları beğenmedim. Soru soruş biçimlerini de beğenmedim. Hepsi değilse de, bir bölümü. "Hah şunu da biri sordu" diyeceğim bir soru gelmedi. Kanal da soruların tasnifinde -bence- çok başarılı değildi, bir sürü aynı soruldu. Dolayısıyla, cevaplar belli bir intizam içinde gelmedi. Hiç soru almadan Önder Özen faaliyetleri anlatsaydı bence daha başarılı bir program olurdu.

Önder Özen -kendinin de söylediği gibi- kendiyle ilgili sorulara net cevaplar verdi. Kendiyle ilgili olmayan konulara bazen durum gereği yuvarlak, bazen korumacı tavırla yumuşak geçişler de yaptı. Bunu da doğal karşılamalıyız. Hatta ben bazı soruların sorulmasından bile rahatsız oldum, bunların kamuoyu önünde tartışılması Beşiktaş'a zarar verir diye düşündüm.

Siz bugün çeşitli mecralarda bu açıklamaların metinlerini okuyabilirsiniz hatta eğer videosu düşmüşse, izleyebilirsiniz. Bir önceki gün Fikret Orman'ın açıklamalarıyla birleştirince resim biraz daha netleşiyor. Ben de, o metinleri aktarmaktansa, Özen'in üstü kapalı geçtiği bazı konuları, Fikret Orman'ın açıklamalarıyla birleştirip aslında ne demek istendiğini sizlerle paylaşacağım. Bu paylaşımlar, benim yorumladıklarım, ima edildiğini düşündüklerim veya o sonuca çıkan açıklamalardır. Önder Özen'in açıklamalarını da -bence- okuyun, benim o açıklamalardan anladıklarımı da aşağıdan takip edin.

Önder Özen karışık gitti, benim aklımda da karışık şekilde kaldı, affınıza sığınarak aklıma gelen bütün başlıkları sıralıyorum. Benim aklımda kalanlar bunlar oldu;


  • Cenk Tosun'un maaşı 1.2 M Euro. Kap'a bildirilen fazlalık rakamlar Gaziantepspor'a ödenen bonservis ücreti. Devre arasında Gaziantepspor Cenk'i satıp para kazanmak istiyor, talipleri de var lakin Beşiktaş oyuncuyla anlaşıyor. Sezon sonu sözleşmesi biteceği için de, Gaziantepspor zora düşüyor. Beşiktaş da bir miktar bonservisi, Cenk'in maaşının içine katarak transferi bitiriyor.

  • Manuel Fernandes'i sezon başında gönderme planı varmış ancak o risk alınamamış. Bugün, tüm birimler "keşke" diyor, kimse de "ben göndermeyin demedim" diyor.

  • Kerim Frei'nin bu kadar az süre almasında, çizgi oyununu bilmemesi rol almış. 

  • Ömer Şişmanoğlu'nun bu kadar az süre almasında, top direkt Bilic'e atıldı. Kendisine haksızlık yapılmış olabilir dendi ancak bir süre sonra Ömer'in idman kalitesinin düştüğü, gece çıkmalarının arttığı da vurgulandı. 

  • Almeida'nın kalması, Beşiktaş'ın A planı değil. Bence planı bile değil. 

  • Sağ beke Sefa Yılmaz'ın devşirilmesi planı var. Bilic bu konuda çekimser kalıyor, Önder Özen tarafından ikna edilmesi gerek. 1.5 M Euro civarında bir bonservisle oyuncunun transfer işlemleri tamamlanmış durumda. Bilic onay verirse, oyuncu geliyor. 

  • Bilic Sefa konusunda ikna edilemezse, yabancı hakkının biri sağ bek pozisyonunda kullanılma durumu var. 

  • Önder Özen'in Bilic konusunda hayal kırıklıkları var. Escude-Pedro meselesi, dar rotasyon meselesi, bazı transferler meselesi, antrenman metodları meselesinde bazı fikir ayrılıkları var. Bence bu fikir ayrılıkları az-buz değil. Önder Özen, en azından kendisinin sezon başında tarif ettiği teknik direktör profilinin dışında bir manzarayla karşılaşmış olmanın hayal kırıklığını yaşıyor bence. Yine de, umudum var diyor ama başka ne diyecek?

  • 4231 düzeninde öndeki dörtlünün üçü değişiyor. Töre transferinde anlaşma noktasının uzağında olduğumuz izlenimi var. Ben o 3 oyuncunun da yabancı olacağı kanaatini edindim.

  • Ramon Motta takımda tutulmuyor, İsmail'e güveniliyor. Belki İsmail'in arkasına bir oyuncu alınabilir ama İsmail gelecek sezonun planındaki sol bek gibi görünüyor. Ramon Motta "tamam ben de farkındayım, uçmadı ama işimizi gördü" deniyor. 

  • İbrahim Toraman ve Sezer Öztürk takıma dönüyorlar. 

  • İbrahim Üzülmez ve İlhan Mansız, Slaven Bilic onay verirse Beşiktaş teknik heyetine dahil oluyorlar. 

  • Dany, Fikret Orman'ın reddettiği, Önder Özen'in çekimser kaldığı, Slaven Bilic'in istediği bir transfermiş. Önder Özen en büyük yanlışı olarak, o dönemde Bahia takımından Titi'yi almaması olarak gösteriyor.

  • Oyuncuların gece gezmesi meselesi, kulüpte büyük rahatsızlık doğurmuş. Gelecek sezon çok daha sert tedbirler alınacağı anlaşılıyor. 

  • Belçika'da 2 feeder kulüple anlaşılmış. 501.000 Euro maliyeti var. İkisinden birisi tercih edilecek. 

  • Musa Muhammed, 31 Eylül'e kadar profesyonel sözleşme imzalayamıyor. Feeder klübe gönderilecek.

  • 5 transferimiz, Forvet + Sağ açık + Forvet Arkası + Stoper + Sefa Yılmaz gibi görünüyor.  

  • Gönüllü scoutlardan 4'üne yarı resmi görev verilecek. Ben birini tanıyorum; Ersin Kurnaz.

  • Salı günü kamp kadrosu belli olacak, gidenler de o gün belli olacak.

  • Oyuncular belirlendikten sonra, transfer görüşmeleri bizzat Fikret Orman tarafından yapılacak. 
22 Mayıs 2014 Perşembe

Gelecek Sezona Dair Kadro Planlaması

Beşiktaş'ın bugünden gördüğümüz kadro planlaması bu şekilde olacak gibi görünüyor.

Cenk hariç, 3'ü yabancı 5 transferden söz ediliyor. Yandaki resmin, adı konulmayan pozisyonları toplam 6. Bunun 5'ini transferle geçiyoruz. 1 pozisyonu da kadrodan geçiyoruz. Bu pozisyon, Necip - Serdar ve Atiba'nın kullanılabileceği sağ bek rotasyonu gibi görünüyor.

Motta-sever arkadaşlar, üzgünüm, mevcut 5+3 sisteminde Motta'yı 11'e yazabilmek mümkün değil.

5+3'ü doğru okumak gerek. Oradaki +3'ün çok yönlü oyunculardan oluşması neredeyse bir gereklilik. Bunun için elimizde de güzel bir örnek var; Atiba. Adam tek bir yabancı kontenjanıyla merkez ikili, sağ ve sol bek rotasyonuna sokulabiliyor. Yedeğe sağ bek, sol bek, orta saha yedekleri koyacağına, bir Atiba koyuyorsun, nereye lazımsa oraya giriyor.

Fikret Orman'ın dünkü açıklamalarından anlaşıldığı kadarıyla Beşiktaş sağ açığa Gökhan Töre ve Olcan Adın'ı istiyor. Eğer bu oyuncularla anlaşma sağlanamazsa, sağ açığı yabancı geçme ihtimali de var. Çünkü forvet pozisyonunda Cenk Tosun, Mustafa Pektemek ve Ömer Şişmanoğlu var. Bu üçünün yeterliliğini tartışabiliriz ama Cenk Tosun imzalarken tartışacaktık bence. Dolayısıyla, benim anladığım, ya forvet yabancı olacak ya da sağ açık.

Kalece Tolga ve Cenk
Sağ bekte Necip, Serdar, Atiba
Sol bekte İsmail ve Atiba
Stoperde Pedro, Ersan, Necip?
Orta sahada Veli, Atiba, Oğuzhan, Necip
Sağ kanatta şu an elde kimse yok, Holosko'ya emekleri için teşekkürler
Sol kanatta Olcay, Kerim
Forvet arkasında yeni transfer, Oğuzhan
Forvette Cenk, Mustafa ve Ömer

5 transfer yetmez gibi görünüyor. Kimseyi kandırmasınlar. Sivok yolcu, Escude yolcu. Pedro ve Ersan dışında elde stoper yok. Hadi yabancı stoperi oraya aldın, 3 stoperle nasıl sezon geçecek? Bu soruları sorarken, Toraman ve Sezer'in affı aklıma geldi.

Gelelim ben olsam kısmına,

Stoperi tek yabancıyla geçerim. Ersan ve bir Türk stoperin Pedro'yla oynamasını planlarım.
Forvet, forvet arkası ve sağ açığın tamamını yabancıyla geçerim.
Atiba'nın yerine bir orta saha virtiözü alırım. Veli'nin sertliğinin yanına, oyun aklı ekleyebilecek bir oyuncu. Gerektiğinde forvet arkası da oynatabileceğin... Ben Premier lig takip ediyorum, oradan 8-10 oyuncu sayabilirim, geniş arama-tarama ağıyla çok daha uygun oyuncular bulunabilir.

Pedro Franco
Orta saha Virtiözü
Forvet arkası
Sağ açık
Forvet

İşte size 5 yabancı.
+3'ün ilki Atiba.
İkincisi yedek sağ açık
Üçüncüsü stoper.

Dolayısıyla, benim için 6 transfer var.
1- Yabancı yedek stoper
2- Yabancı orta saha virtiözü
3- Yabancı forvet arkası
4- Yabancı sağ açık
5- Yabancı yedek sağ açık
6- Türk yedek stoper


Elbette gider gurbetçi pazarından yeni bir Olcay Şahan, Oğuzhan Özyakup falan bulunursa denklemler değişebilir. Gerçi onun da bugüne kadar bulunmuş olması lazım zaten.

Not: Takımda Atiba ve Franco dışında yabancı oyuncu tutmam.

Bu kadar.


Maç Raporu: Sivasspor 3 - 0 Beşiktaş

En yüksek puanın bile vasat altı kaldığı bir haftada en iyi/en kötü seçmenin manası olmaz.

DEĞERLENDİRME
Slaven Bilic 4.3
Besiktas 3.0
Mete Kalkavan 4.7
Sivasspor 7.0
TAKIM
Tolga Zengin 3.9
Ugur Boral 2.8
Dany Nounkeu 2.3
Pedro Franco 4.9
Serdar Kurtulus 2.5
Atiba Hutchinson 4.9
Necip Uysal 3.4
Oguzhan Özyakup 3.8
Olcay Sahan 2.3
Mustafa Pektemek 2.7
Hugo Almeida 1.9
Gökhan Töre 2.8
Kerim Frei 3.9

NOTLAR:

*Bu kadar kritik bir maçta, bu kadar eksiğin olduğu bir ortamda Sivasspor gibi zorlu bir deplasmandan puan almak kolay iş değildi. Sahada ekstra bir efor, direniş, mücadele, hırs... adını ne koyarsanız koyun görmemiz lazımdı. Görmedik. (Atiba ve Kerim'i ayrı tutuyorum ben şahsen)

*Almeida'nın notunun düşük olması kaçırdığı golün yanısıra, haftalardır gözüken mental eksikliğinin de yansıması. Ağzımıza bir parmak bal çaldıktan sonra kendisi alışılmış hâline döndü gibi artık. Belki de takımla bağlarını kopardı kafada.

* Maçın istatistiklerine falan bakmanın anlamı yok, Gürcan da güzel bir yazı yazdı ve üzerine yorumlar gelişti. Şu net: Beşiktaşlı futbolcular, en hırslı, en konsantre olmaları gereken zamanda belki de Gökhan'ın yaşadığı olaya takıldılar, belki başka bilmediğimiz bir mesele var ama bu haftaki oyun utanç vericiydi. Teknik heyet artık eline sopa mı alır, oyuncuları son üç hafta için tesislere mi hapseder, üç-beş kişiyi takımdan mı kovar, nasıl yönetilir bilmiyorum ama bu süreç mecburen yönetilecek. Böyle olmaz bu iş.

Slaven Bilic Üzerine

Beşiktaş'ın şartları belli, dünya futbolundaki konumu belli. Dolayısıyla burada teknik direktörlük yapmanın Avrupa'nın üst düzey kulüplerinde aynı görevi yapmaktan daha başka gereksinimleri var. Son dönemde Bilic üzerine yapılan tartışmalar da alevlenmiş görünüyor, ben gördüğümü yorumlayayım.

Beşiktaş teknik direktöründen Pep Guardiola veya Jose Mourinho gibi, dönemin taktik anlayışlarına yeni boyutlar getiren bir anlayış ortaya koymasını bekliyor muyuz? Cevabımız hayır. Çünkü Beşiktaş'ın kalibresi, bu taktik anlayışları ortaya koymaya yetmiyor. Beşiktaş oyuncusu, genel olarak taktik tutmuyor, karmaşık, aykırı düşüncelerle başarılı olamıyor çünkü onları algılayıp uygulayabilecek kapasitesi yok. Dolayısıyla, biz Beşiktaş teknik direktöründen basit, kolay anlaşılır ve uygulanabilir taktik çeşitlilikten başkasını talep ediyor değiliz. Zaten Beşiktaş özelinde Samet Aybaba ve Slaven Bilic mukayesesi yaptığımızda, taktik anlamında çok daha başka bir yola girildiğini, çok daha modern, çok daha çağı yakalayan bir yolda yüründüğünü söyleyebilmek kolay değil. Evet, bunun denemeleri dönem dönem yapılıyor ama başarı sağlanamıyor. Öyleyse, bizim Beşiktaş teknik direktöründen, taktik zeka beklentimiz yok. Biz burada mecarayı değil, basiti arıyoruz.

Teknik direktörlüğün önemli ayaklarından biri de, oyuncu yönetimi. Buradaki profesyonellik düzeyi, Avrupa'nın epey aşağısından olduğundan, oyuncularla başka türlü ilişkiler kurulması, zorunluluk. Avrupa'da belki gerekmez ama burada hafiften dayakçı hoca olma durumu var. Bilic öyle bir karakter değil. Muhtemelen kendi oyunculuğunda en nefret ettiği teknik direktör tipi, dayakçı hoca tipiydi. Tavırlarından, yaklaşımından bunu anlıyoruz. Bunun takımda bir takım olumlu ve olumsuz etkileri olabiliyor. Malum bar kurşunlanmasını da yaşayabiliyorsunuz, futbolcu-hoca ilişkisinde inanılmaz bir sıcaklık da hissedebiliyorsunuz. Türkiye'de çok işlememekle birlikte, Bilic'in tavırları elbette daha insancıl geliyor ve adamın bu tavrı yüzünden kendisini eleştirmek bana acımasızca geliyor.

Genel olarak teknik direktörden beklentiler bunlardır. Taktik bilgisi üst düzey olacak, oyuncularıyla doğru ilişkiler kuracak, düzgün bir karakter olacak, çalışma disiplini olacak, ciddi olacak, hedefleri olacak ve kaliteli bir ekibi, oyuncu gözü iyi olacak... Bilic'te bunlar yok diyebilir miyiz? Bence diyemeyiz. Bugün bir teknik direktöre yapılabilecek en kolay eleştiri, oyunu okuyamama eleştirisi. Aslında bir de hocaya sormak lazım. Elde taktik tutmayan oyuncular olunca, hocanın oyunu okuması ne işe yarıyor diye... Belki bir dokunur, bin ah işitiriz Bilic'ten... Benim gördüğüm o en azından.

Şimdi, "Bilic gitsin, çünkü" diye başlayan cümlelere dönelim. Gelecek yeni hocadan Bilic'in yapmadığı neyi talep edeceğiz? Yoksa Lucescu gibi efsanelere mi sığınacağız, son 10 yılda yaptığımız gibi. Lucescu mevcut kadroyu kaçıncı yapardı diye soralım mesela? Lucescu harika bir hoca, bu ayrı mesele. Takımı da o kurmuş değil ama Eneramo alınırken ne diyecekti Lucescu? Yok almayın dese, kulübün mevcut yapısı içinde nasıl varolabilecekti? Yok, Eneramo'yu alın dese, ne kadar bizim bildiğimiz Lucescu olabilecekti?

Futbol takımları topyekün camialarla başarılı olabiliyorlar. O camiaların ürettiği yönetim kurulları, taraftarlar ve oyuncular. Bakmayın oyuncuların profesyonel olduklarına, büyük çoğunluğu geldikleri kulübün şeklini alırlar... Alıyorlar zaten. Sadece onlar değil, teknik direktörler de. Sizin teknik direktörünüze ne kadar sağlıklı çalışma alanı sağladığınız, onun başarısının temel belirleyicisi bence.

Bir teknik direktörün "Eneramo iyi oyuncu, bunu alın demesi", ancak gerizekalılıkla açıklanabilir ki ben buna Bilic özelinde ihtimal dahi vermiyorum. Özetini söyleyeyim, düzgün işlemeyen kulüp yapısında başarılı bir teknik direktörlük yapmak bence mümkün değil. Bilic özelinde olan da bu.

Bilic kusursuz bir teknik direktör değil elbette. Öncelikle, tecrübesi gerçekten az. Bunu da klişelere dayanarak değil, 1 sezonun muhasebesini yaparken görüyorum. Saha kenarında çok fazla pozisyon odaklı yaşıyor, büyük resmi de görmekte bazen zorlanıyor, bu da gerçek. Lakin adam sempatik. Adam ciddi. Adam disiplinli. Hissediyorsun ki, mağlubiyete gerçekten üzülüyor, futbolculardan da fazla... Galibiyeti ve başarıyı bu kadar isteyen adamın kulübün çıkarı dışında adım atmayacağını gördüğünde de rahatlıyor insan. Oradan geri dönüp Eneramo'ları istemiş olamayacağına emin olabiliyorum. Dolayısıyla, Eneramo gibiler kapıdan girdiğinde, Lucescu gibiler de taça çıkıyor zaten. Konu dışı.

Beşiktaş'ın düzeltmesi gereken 1. konu; Eneramo'lar konusu... Faili meçhul transferler meselesi. Çünkü faili meçhul transferler, teknik direktörün de değerlendirilmesinin yolunu kapatıyorlar. Ben şimdi Bilic'i nasıl eleştireyim?

Ben bu kısımları geçtim artık. Bilic disiplinli ve istekli bir adam. Taktik dehası değil ama futbol vizyonu olan bir teknik adam. İyi profesyonel ve iyi bir marka yüzü. Bilic'i bugün gönderirsen, "kötü hoca" sıfatıyla gönderirsin. Takımda tutar ve devam edersen, bu takımı bugünden daha başarılı yapacağı belli. Ben Bilic sempatizanı değilim, ilk geldiği günden bugüne. Bu kriterlere uyan başka bir sürü teknik direktör vardır, bir goygoya binildi ve Bilic geldi. Artık sabır zamanı. Evet, tecrübesizdi, evet Beşiktaş'ta yenile yenile tecrübe kazanacak ve evet biz buna eyvallah diyeceğiz. Şu an bunun tartışılacağı dönemde değiliz çünkü. Unutmayalım, dünyanın en iyi teknik direktörü diye getirdiğin adam da, yapılanması doğru kurgulanmamış bir kulüpte vasat teknik direktörlük bile yapamaz. Ha, biz Bilic'ten bir mucize, bir başkaldırı, bir direniş bekliyorsak, o olmayacak belli oldu.

Bilic, yaptığı hataların açıklamasını yapmalı ve göreve devam etmeli. Tıpkı Önder Özen gibi...




Ara

Yükleniyor...