Ekşi Beşiktaş. Powered by Blogger.
20 Ağustos 2014 Çarşamba

Arsenal'le oynadığını unutmak

Photo credit: EPA
Normalde bu başlığın altını dolduracak cümleler şu bağlamda olurdu: "Bir an rakibimizin Arsenal olduğunu unuttuk, 2 dakikada 2 gol attılar, haydi geçmiş olsun." Yalnız bu başlığın öznesi takım değil, taraftar. Herkes adına konuşmak istemem ama, ben rakibin Arsenal olduğunu, hele ikinci yarıda hiç ama hiç hatırlamadım.

Herhangi bir Türkiye takımı, Arsenal ile maç yapıyorsa, ve maçın sonunda topla oynama oranları %54-%46 Türkiye takımının lehine ise iki şey düşünülür: "Herhalde Arsenal erken goller bulup rölantiye aldı", "ilk maçtaki skor avantajını düşündüler". Halbuki daha ilk 10 dakikada maçı rölantiye aldıracak hücumlar bizden geldi. Ba'nın 6. saniyedeki şutu zaten "ayağınızı denk alın" mesajını gayet açıkça verdi rakibe. O hareketi çoğunluk düşünebilir, daha az bir yüzdesi de yapabilir ama Ba gibi şutu hani 90'a nişanlayamaz onu yaparken.

Evet, Arsenal de tehlikeler yarattı; evet bu maçın anlamını büyütmek handikap yaratır; ama yok arkadaş, Beşiktaş'ın bir Avrupa maçında bu denli büyük oynadığı sezon 2003-2004 idi. "Büyük" kelimesini özellikle tercih ediyorum, zira şansın yaver gider, "iyi" oynarsın ama bu takım bu akşam hem fiziği ile (belki son 10 dakika istisna olsun), hem de ekseriyetle aklı ile büyük oynadı.

Akıl demişken, Motta'nın "89 dakika iyi oynar, 1 dakikada seni çıldırtabilirim" çizgisi sürüyor. İsmail ise çoğunluğun beklediğinden iyi gidiyor. Varsın hücum aksiyonunda yaptığı hatalı tercih şut çekmek olsun, hiç yoktan iyidir.

Veli-Necip-Atiba'nın üçlü kombinasyonlarının varacağı potansiyel belli, fakat böyle ekstra ciğerle oynadıkları zaman o potansiyel bile, en azından mücadele edeceğimiz klasmanlarda, yeterli olacaktır. Oğuzhan'ı merkezde görmek konusunda Gürcan ve sozcelykk ile uzlaşı içindeyiz, fakat o zamanlamayı iyi ayarlamak lazım.

Kerim'in geçen sene neden tercih edilmediğini, bu sene kendisi fırsat buldukça daha iyi anlayacağız gibi duruyor. Bana Muhammed'i hatırlatıyor yaptığı işler ile, ki tamamen mental bir durum olsa gerek bu, zira 20 yaşında henüz. Birebir çalışılırsa, oradan da verim alınabilir.

Feyenoord maçı sonunda mübalağa etmiştim ama, Ba-Pektemek uyumundan bir İlhan-Nouma, olmadı bir Ahmet Dursun-Nouma ilişkisi çıkacak inancım daha da kuvvetlendi.

Şimdi biraz ayakları yere basalım: Bu takımın yaratıcı bir isme ve sağ beke net ihtiyacı var. Ha, olmazsa ne olur? Beşiktaş'ın bu seneki hedefi nedir sorusunun cevabını aramak lazım. Bu takımın belli ki ilk üçteki yeri garanti, ve Avrupa Ligi'nde Çeyrek Final görecek potansiyeli de var. Yapılacak transferlerin marjinal getirisini düşünmek, yorganın boyunu da unutmamak lazım.

Neyse, bu maç, Beşiktaş'ın özgüvenine hem kısa, hem uzun vadede önemli katkılar yaptı muhakkak. Elimizde çok genç ve potansiyelli bir takım var, beraber büyürlerse, tepesinde dolanan akbabalara imkan verilmezse, çok güzel şeyler olabilir.

Sırf bunun heyecanı için de bu sezon her maç takip edilir.
18 Ağustos 2014 Pazartesi

ŞL-PO / Beşiktaş - Arsenal


Salı / 21:45 / Milorad Mazic (SIR)

Hakem hakkında bilgi: Mazic Beşiktaş'ın daha önce karşılaştığı bir isim: 2011-12 sezonunda Dinamo Kiev'e karşı deplasmanda 1-0 kaybettiğimiz maçı yönetmiş. Geçen sene ise Arsenal'in evinde Napoli'ye karşı 2-0 kazandığı maçın hakemi oymuş. Millî maçları takip edenler, kendisini 1-1'lik Türkiye-Macaristan Dünya Kupası elemeleri maçından da hatırlar.

Mazic, kartlar konusunda tıpkı Feyenoord'a karşı oynadığımız rövanç maçının hakemi gibi oldukça cömert: 0.27/mac kırmızı, 4.37/mac sarı kart tercih ediyor. Bir iyi haber, kartlar konusunda ev sahibi takımı daha çok kolluyor.

Durumu şüpheli oyuncular: Atiba Hutchinson, Gökhan Töre.

Wenger Ne Demiş Biliyon Mu?

Deplasmana gelen teknik direktöre sataşmalara karşı değilim. Vandallığa varmadan; rakibi kızdırmak, onu oyundan düşürmek de bu işin eğlencesi. Bireysel olarak benim rakiple işim olmaz ama bu işlerden keyif alan varsa, ona da niye yapıyorsun demem.

Arsene Wenger için bir pankart hazırlanmış;




Bir şehir efsanesi var ki, güya Wenger sabah kalkmış, gördüğü ilk mikrofona "Beşiktaş gibi takımlar Şampiyonlar Ligi'ne alınmamalı" demiş. Bu haber bize böyle servis ediliyor, nefret söylemi ya, bayılırız... Ondan sonra işliyoruz da işliyoruz... Koca koca medya mensuplarından duyuyorum, "Wenger'in o sözleri Beşiktaş'ta olumlu etki yapar, hırslanırlar" diyorlar...

http://www1.skysports.com/football/news/11670/2872049/wenger-warns-against-changes

Başlık şu;

"Wenger Değişikliklere Karşı Uyarıyor"

Michel Platini yeni UEFA başkanı olmuş, Şampiyonlar Ligi statüsünde değişiklik yapacağını ifade etmiş. Takım sayısı artacak, nispeten güçsüz ülkelerin takımları daha fazla katılım gösterecekler... Bunun doğrusu yanlışı ayrı mesele, keşke bu düzlemde tartışılsaymış...

Wenger demiş ki;

"Şampiyonlar Ligi'ne daha fazla zayıf takımın katılımı konusunda dikkatli olmalısınız. Çünkü o şekilde 5. veya 6. maçın hiç bir önemi olmayabiliyor. Bu, turnuvanın kalitesini de etkileyecektir. Uefa Kupası'nda da başka sorunlar var. Grupta 5 takım var, 3'ü tur atlıyor... 4 puan almak yeterli oluyor. Dün Uefa Kupası maçında Ribery 60. dakikada oyundan çıktı, Schweinsteiger 70'te çıktı. Çünkü hafta sonu oynanacak maçı düşünmeye başladılar. Bu demektir ki, o maç o andan itibaren bir dostluk maçı haline gelmiş"

Peki Arsenal'in o yıl, Şampiyonlar Ligi grubundaki durum neydi?

Sevilla 15
Arsenal 13
Sparta Prague 5
FC Steaua Bucharest 1

Evet, Wenger bir sabah kalkmış ve şu Beşiktaş'a bir geçireyim demiş değil mi? Bir gazetede de, bir spor mecrasında da "Wenger aslında öyle demedi, şöyle dedi. Onu da bu bağlamda dedi" diye bir şey okudunuz mu? Ben okumadım. İşimize geliyor hayali düşmanlar yaratıp onlarla savaşmak...

Not: Bu minvalde bir yazı 30 Ağustos 2011 yılında yine blogumuzdan yayınlanmıştı, ben günün şartlarında tekrar yorumlayayım istedim; Link



6 Ağustos 2014 Çarşamba

Forvet gibi forvet



Maçın tamamını izlemedim, o yüzden bütün maçı yorumlamam mümkün değil; ancak sıcağı sıcağına bir şaşkınlık/sevinç/heyecan hissini kelimelere dökmek uygun geldi.

72:40 falandı, Feyenoordlu oyuncular pası sol beklerine verdi, ve defans oyuncuları birbirlerine çok yakın ve çizgi hâlinde gibilerdi. Birden Ba en sağdaki stoperin arkasından kaleye doğru koşu yapmaya başladı. Sol bek, refleksif olarak kalecisine dönecekken o koşuyu gördü ve oyunu ileriye çevirdi. Şöyle bir akıllı hareket görmeyeli o kadar uzun süre olmuştu ki, tivit atacaktım, sonra nazar değer diye çekindim.

Sonrası malûm, gene aynı akıl dolu hareket ve üçüncü gol. Üçüncü goldeki vuruş, kaleciyi yatırış... Böyle hareketler görmeyeli ne kadar olmuştu sahi? (Manşonsuz laf çaktığım doğrudur)

Şimdi elimizdeki örnek sayısı 1 (bir), fakat Ba'nın varlığı Pektemek'e de, Olcay'a da ayrı bir güven vermiş sanki? Açıklamak mümkün, bütün hücum yükünün sende olmadığını biliyorsan, bazı riskleri daha kolay alır, "bu fırsatı değerlendiremezsek yandık" diye düşünmezsin. Olcay'ın ikinci goldeki çalımları aslında hep yaptığı şeyler ama, bu sefer bir soğukkanlı bitirdi pozisyonu, orası farklıydı.

Ba direkt Nouma gibi girdi sahneye. (Barcelona'ya atılan golü herkes hatırlamış zaten Twitter'da) Olcay, Pektemek ve Cenk'ten İlhan-Ahmet Dursun arası bir şeyler çıkar. Veli-Atiba zaten ortasahayı götürüyorlar. Oğuzhan gerçekten "X faktörü" olursa, Necip'ten sağ bek yapabilirsek, Motta ile İsmail'in verimi de üst düzeye çıkarsa...

Bir Ba nelere kadir arkadaş, maçı hangi hissiyatla açtım, hangi hissiyatla bitirdim. Sen Beşiktaşlısın, küçük düşün.

Yok yok, hoş gelmiş, sefalar getirmiş. Benim için son böyle heyecan yaratan transfer Ernst'ti. Bir garip oldu böyle.
5 Ağustos 2014 Salı

ŞL-ÖE3 / Beşiktaş - Feyenoord


Çarşamba / 20:30 / Felix Zwayer (ALM)

İlk maç skoru: Feyenoord 1 - 2 Beşiktaş (Goller: Mustafa Pektemek, Kerim Frei)

Hakem hakkında bilgi: Felix Zwayer, yönettiği uluslararası maçlarda ortalama 4.38 sarı kart, 0.38 kırmızı kart göstermiş; 0.48 defa penaltı kararı vermiş. Gerek kartlar, gerekse penaltı konusunda çekinmeyen, gösterdiği kartlarda evsahibine imtiyaz tanımayan bir hakem. İlk maçta son dakika penaltısı ağzımızı yakmıştır umarım da yoğurdu üfleriz.

Durumu şüpheli oyuncular: Tomas Sivok, Serdar Kurtuluş, Oğuzhan Özyakup.
14 Temmuz 2014 Pazartesi

Karmaşa

Söylenecek çok fazla şey yok. Hep şikayet ediyoruz "Beşiktaş'ı karıştırmaya uğraşıyor medya" diye, çoğunlukla da haklı oluyoruz bu şikayetimizde. Ama Beşiktaş'ta geçen seneden beri yaşanan yetki karmaşası, başı kesik tavukluk ile hak ediyoruz galiba bunu.

Taraftar istemedi diye transferden vazgeçilmez, illa vazgeçilecekse de böyle vazgeçilmez. Bir yönetimde ağzı olan konuşmaz, eğer fikir ayrılıkları varsa içeride konuşulur, halledilir, dışarıya tek bir mesaj verilir. Her kulüp hatalı ve saçma transfer yaparken, rakipleriniz transferlere milyonları saçarken usülde öyle saçmalarsınız ki tek spor gündemi siz olursunuz. Beşiktaş'ın, geçen seneden beri, adının anıldığı ve saçmalıkla sonuçlanmayan transferi yok. Önder Özen'in sessizce yürüttüğü transferler var, bir de 15 gün önceden davul zurna ile ilan edilip sonunda elbet saçmalananlar var. Hangisinin doğru olduğu aşikar olsa gerek.

Transfer meselesi bir değil, iki değil. Böyle amatörce yönetilmez bir kulüp. Hadi amatörce yönetiyorsun, amatörce yönettiğini davul zurna ile ilan etmezsin.

Fikret Orman'ı kulübün başına Demirören sonrası tufana el atma isteği getirdi, güvenoyunu da -en azından bir kısım taraftardan- uzun süre vaat ettiği akıl ile aldı. Aynı şeyleri ikinciye izleyeceksek hiç gerek yok.

Nihayetinde tarih, durumu "idare ettiğini" sanarken bir kırılma noktası ile idare edildiğini anlayıveren yöneticiler ile dolu.
23 Mayıs 2014 Cuma

Önder Özen'in Açıklamalarının Ardında


Önder Özen dün Bjk Tv'de uzunca bir programa konuk oldu. Yanlış hatırlamıyorsam, 14 gazetecinin 30'dan fazla sorusunu yanıtladı. Dün bir kez daha görüldü ki, Beşiktaş'ın temel sorunlarından biri, Beşiktaş'lı gazeteciler. Manasız sorular, manasız yorumlar... Bir bilgi edinmekten öte, sadece kendi fikrinin iletildiği zaman kayıpları... Soruları beğenmedim. Soru soruş biçimlerini de beğenmedim. Hepsi değilse de, bir bölümü. "Hah şunu da biri sordu" diyeceğim bir soru gelmedi. Kanal da soruların tasnifinde -bence- çok başarılı değildi, bir sürü aynı soruldu. Dolayısıyla, cevaplar belli bir intizam içinde gelmedi. Hiç soru almadan Önder Özen faaliyetleri anlatsaydı bence daha başarılı bir program olurdu.

Önder Özen -kendinin de söylediği gibi- kendiyle ilgili sorulara net cevaplar verdi. Kendiyle ilgili olmayan konulara bazen durum gereği yuvarlak, bazen korumacı tavırla yumuşak geçişler de yaptı. Bunu da doğal karşılamalıyız. Hatta ben bazı soruların sorulmasından bile rahatsız oldum, bunların kamuoyu önünde tartışılması Beşiktaş'a zarar verir diye düşündüm.

Siz bugün çeşitli mecralarda bu açıklamaların metinlerini okuyabilirsiniz hatta eğer videosu düşmüşse, izleyebilirsiniz. Bir önceki gün Fikret Orman'ın açıklamalarıyla birleştirince resim biraz daha netleşiyor. Ben de, o metinleri aktarmaktansa, Özen'in üstü kapalı geçtiği bazı konuları, Fikret Orman'ın açıklamalarıyla birleştirip aslında ne demek istendiğini sizlerle paylaşacağım. Bu paylaşımlar, benim yorumladıklarım, ima edildiğini düşündüklerim veya o sonuca çıkan açıklamalardır. Önder Özen'in açıklamalarını da -bence- okuyun, benim o açıklamalardan anladıklarımı da aşağıdan takip edin.

Önder Özen karışık gitti, benim aklımda da karışık şekilde kaldı, affınıza sığınarak aklıma gelen bütün başlıkları sıralıyorum. Benim aklımda kalanlar bunlar oldu;


  • Cenk Tosun'un maaşı 1.2 M Euro. Kap'a bildirilen fazlalık rakamlar Gaziantepspor'a ödenen bonservis ücreti. Devre arasında Gaziantepspor Cenk'i satıp para kazanmak istiyor, talipleri de var lakin Beşiktaş oyuncuyla anlaşıyor. Sezon sonu sözleşmesi biteceği için de, Gaziantepspor zora düşüyor. Beşiktaş da bir miktar bonservisi, Cenk'in maaşının içine katarak transferi bitiriyor.

  • Manuel Fernandes'i sezon başında gönderme planı varmış ancak o risk alınamamış. Bugün, tüm birimler "keşke" diyor, kimse de "ben göndermeyin demedim" diyor.

  • Kerim Frei'nin bu kadar az süre almasında, çizgi oyununu bilmemesi rol almış. 

  • Ömer Şişmanoğlu'nun bu kadar az süre almasında, top direkt Bilic'e atıldı. Kendisine haksızlık yapılmış olabilir dendi ancak bir süre sonra Ömer'in idman kalitesinin düştüğü, gece çıkmalarının arttığı da vurgulandı. 

  • Almeida'nın kalması, Beşiktaş'ın A planı değil. Bence planı bile değil. 

  • Sağ beke Sefa Yılmaz'ın devşirilmesi planı var. Bilic bu konuda çekimser kalıyor, Önder Özen tarafından ikna edilmesi gerek. 1.5 M Euro civarında bir bonservisle oyuncunun transfer işlemleri tamamlanmış durumda. Bilic onay verirse, oyuncu geliyor. 

  • Bilic Sefa konusunda ikna edilemezse, yabancı hakkının biri sağ bek pozisyonunda kullanılma durumu var. 

  • Önder Özen'in Bilic konusunda hayal kırıklıkları var. Escude-Pedro meselesi, dar rotasyon meselesi, bazı transferler meselesi, antrenman metodları meselesinde bazı fikir ayrılıkları var. Bence bu fikir ayrılıkları az-buz değil. Önder Özen, en azından kendisinin sezon başında tarif ettiği teknik direktör profilinin dışında bir manzarayla karşılaşmış olmanın hayal kırıklığını yaşıyor bence. Yine de, umudum var diyor ama başka ne diyecek?

  • 4231 düzeninde öndeki dörtlünün üçü değişiyor. Töre transferinde anlaşma noktasının uzağında olduğumuz izlenimi var. Ben o 3 oyuncunun da yabancı olacağı kanaatini edindim.

  • Ramon Motta takımda tutulmuyor, İsmail'e güveniliyor. Belki İsmail'in arkasına bir oyuncu alınabilir ama İsmail gelecek sezonun planındaki sol bek gibi görünüyor. Ramon Motta "tamam ben de farkındayım, uçmadı ama işimizi gördü" deniyor. 

  • İbrahim Toraman ve Sezer Öztürk takıma dönüyorlar. 

  • İbrahim Üzülmez ve İlhan Mansız, Slaven Bilic onay verirse Beşiktaş teknik heyetine dahil oluyorlar. 

  • Dany, Fikret Orman'ın reddettiği, Önder Özen'in çekimser kaldığı, Slaven Bilic'in istediği bir transfermiş. Önder Özen en büyük yanlışı olarak, o dönemde Bahia takımından Titi'yi almaması olarak gösteriyor.

  • Oyuncuların gece gezmesi meselesi, kulüpte büyük rahatsızlık doğurmuş. Gelecek sezon çok daha sert tedbirler alınacağı anlaşılıyor. 

  • Belçika'da 2 feeder kulüple anlaşılmış. 501.000 Euro maliyeti var. İkisinden birisi tercih edilecek. 

  • Musa Muhammed, 31 Eylül'e kadar profesyonel sözleşme imzalayamıyor. Feeder klübe gönderilecek.

  • 5 transferimiz, Forvet + Sağ açık + Forvet Arkası + Stoper + Sefa Yılmaz gibi görünüyor.  

  • Gönüllü scoutlardan 4'üne yarı resmi görev verilecek. Ben birini tanıyorum; Ersin Kurnaz.

  • Salı günü kamp kadrosu belli olacak, gidenler de o gün belli olacak.

  • Oyuncular belirlendikten sonra, transfer görüşmeleri bizzat Fikret Orman tarafından yapılacak. 

Ara

Yükleniyor...
  • 2014-2015 Sezonu Öncesi Takımların İncelemesi - Bu yazıda sezon öncesi maçlarını izlediğim takımların analizlerini yapacağım. 3 büyüklerin sezon öncesi durumuyla ilgili daha ayrıntılı bir analiz olacak. ...
    2 gün önce
  • İnner - My Philosophy - Her zaman "özel" dinlemelikler vardır bu yaşamda. Bazı şarkıları ayrımlamak için "tüketilemez" etiketini yapıştırıyorum. İşte İnner- My Philosophy da onl...
    2 gün önce
  • Baba Süleyman - Birkaç gün önce yaşadığımız ayrılığa dair en anlamlı söz, zekası ve kalemi de en az gol dokunuşları kadar güzel olan kral Feyyaz’dan gelmişti. “Aslında ...
    4 gün önce
  • Viyana 2 - Uzun süre öne Viyana yazısını Haus der Musik'de bırakmışım. Çoğu güzelim detayı unuttum tabi. Hatırladıklarımı yazacağım artık. Kronolojiye de fotoğraf ...
    5 gün önce
  • Süleyman Seba Gitti - İslam Çupi'nin 15 Şubat 2000 tarihli yazısı. *"Ey tribünün bir kısmını dolduran Beşiktaşlı olmayan Beşiktaşlılar, ey bağırma özgürlüğü olan Beşiktaş roz...
    1 hafta önce
  • Beşiktaş’ı Bırakmak (2) - Yazının ilk bölümünü “kombine almamak Beşiktaş’ı bırakmak değildir” diye bitirmiştim. Öyle de açıyorum ki, bu karakterli duruşa karşı bir olumsuz yorum yap...
    4 hafta önce
  • Dünya Kupası 2014'ün ardından... - Yaşımın yettiği kadar ilk hatırladığım Dünya Kupası İtalya 90. Özellikle Kamerun ile Afrika futbolunun kendini göstermesi ve Brehme'nin attığı penaltı il...
    4 hafta önce
  • 3 Temmuz Sonrası Medyatik Ve Siyasi Ahvale Dair Bir Değerlendirme - Ortalama taraftarların bu algı operasyonuna kapılarak hiç düşünmeden ve sorgulamadan o uç düşünceden bu uç düşünceye savrulmasını, ve her bir savrulma neti...
    5 hafta önce
  • 1992: Partizan'ın mucize yılı - Not: Bu yazı Vladimir Stankovic tarafından 10 Nisan 2011 tarihinde kaleme alınmıştır. Avrupa'nın en önemli turnuvasının 53 yıllık tarihi birçok dramatik f...
    5 hafta önce
  • Bu Sefer Bahanem Var - Yine ihmal ettim blogu ama bu sefer sağlam bahanem var. Son 9 senedeki ikinci kıtalar arası taşınma olayına kalkıştım. Bilenler bilir, son 9 senedir Avus...
    1 ay önce
  • Babylon Dergisi Röportajı - http://www.aliece.com/2013/11/babylon-dergi-ali-ece-roportaji/#more-1895
    8 ay önce
  • Arsenal Kendine İnanıyor - Arsene Wenger'in sözleriyle, *"İyi bir rakibe karşı alınmış tatmin edici galibiyet." *Arsenal hafta sonu Liverpool'u oyun dışı bırakarak, bölüm bölüm saha...
    9 ay önce
  • Suçlu kim? - 2002'den sonra 6 büyük turnuvaya gitme şansımız vardı, sadece 1 tanesine gidebildik. 2004 Avrupa Şampiyonası'na gidemedik, Şenol Güneş'i gönderdik. 2006 D...
    10 ay önce
  • ... -
    11 ay önce