.

.

.
Ekşi Beşiktaş. Blogger tarafından desteklenmektedir.

Seçim etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Seçim etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
23 Mayıs 2013 Perşembe

Serdal Adalı hk. notlar

Serdal Adalı Beşiktaş başkanlığına adaylığını koymayı düşünüyormuş. Hakkıdır, koysun tabii.

Yalnız unutulmaması gereken bazı şeyler var:

- Serdal Adalı, şike davasından 1 yıl 3 ay hapis cezası almıştır. Karar şu an temyiz sürecinde, fakat kendisi halihazırda hükümlüdür. Karar Yargıtay'da onanırsa, muhtemelen tutuklu geçirdiği süre göz önüne alınacak ve daha fazla hapis yatmayacaktır, lakin seçildiği takdirde Beşiktaş kulübünün başında "şike yapmak"tan hükümlü bir başkan olacaktır. Hukukî açıdan bu durumun sebep olacağı prestij kaybını öngörmek zor değildir.

- Hukukî boyutu bir yana bırakırsak, Serdal Adalı Şike İddianamesi'nin 363-370 sayfaları arasındaki konuşmalara ve delillere dair tatmin edici bir açıklamada bulunmamıştır.

- Kendisinin başkan adaylığı için su daha Kasım 2012 tarihinde ısındırılmaya başlanmıştır. Haberde imzası olan muhabir İsmail Er'dir.  Adaylığı için medyada dile getirilen "son zamanlardaki eleştiriler", "kulübün sıkıntıları", "camianın talebi" vs.nin cila amacıyla kullanılan söylemler olması ihtimali gayet mümkündür..

- Bu yılın Ocak ayında, Serdal Adalı'nın "aldığı" Quaresma transferi için İnter'e bonservis bedelinin ödenmediği iddiaları gündeme gelmiştir. Bu konuda yeni bir gelişme olmamıştır, lakin olası bir adaylık durumunda bu iddialar da sorgulanmalıdır.

- Beşiktaş'ın bugün bağlarını koparmak için uğraştığı, zamanında çoğunluk bardağın dolu tarafından baksa da bugün "bataklık" olarak tabir etmenin haksızlık olmayacağı Mendes dönemi de kendisinin Futbol Şubesi Sorumlusu olduğu dönemde başlamıştır. Adaylığı halinde kendisinin "vizyonu" tekrar bir Mendes işbirliği öngörüyor mu, bu dönemdeki Sidnei, Julio Alves vs. gibi transferlerin arka planı ne, bunlar açıklanmalıdır.
12 Mart 2012 Pazartesi

Seçime Giderken

Başkanlık seçimi yaklaşırken, içinde bulunduğumuz duruma bakıp içlenmemek mümkün değil. Demirören'i daha yüksek bir mevkiye uğurlarken yazdığım post'ta "Bakalım, bekleyip göreceğiz şimdi ne olacağını" yazmıştım ki onu yazarken çok da umutlu değildim. Son günlerdeki süreç, birkaç yçnden hayal kırıklığı yaratıcı oldu.

- Demirören'in gitmesiyle "Aslında o da yanlıştı, ya bunu da yapmayacaktık" diyen "Beşiktaş büyükleri" peydah oldu. Sanki bu adamlar geçmişte bizim köyün muhtarıydı da ondan ses çıkarmıyorlardı.

- Bu konuşmalara karşın elini taşının altına sokmaya cesaretli doğru düzgün insan çıkmadı.

- Kulüpteki "başı kesik tavukluk" hali tam gaz devam ediyor.

Bunlar olurken bugün Adalı adaylıktan çekildi, Seba "Yalçın Karadeniz etrafında birleşilsin" dedi ki Karadeniz kimdir nedir bilmiyorum ama zamanında şunları demiş zihniyette bir adam, yani "beklenen başkan" profilinin tam tersi istikamette seyrediyor.

Titanic'in 5 bölmesi su alsa bile batmayacakken 6 bölme su alınca batmıştı. Bizim kaç bölme dolu bilmiyorum, ama en azından Titanic'in kaptanı gemiyi terk etmemişti, bizim geminin kaptanı bile yok, hayırlısı.
29 Ocak 2010 Cuma

İki Resim Arasındaki Bir Fark

Sahne I:
Genelde Orhan Yıldırım'ın yazılarını ciddiye almam, zira kendisi ya masa başında sallıyordur, ya da "emir büyük yerden geldiği" için ısmarlama bir şeyler yazmıştır. Bu da zannımca ısmarlama yazı kategorisine girer. Kendisi Serdar Adalı ile görüşmüş (görüşmüş derken, Orhan Yıldırım'a diğer Yıldırım'dan talimat gelmiştir "bu minvalde bir şeyler yaz" diye.), yeni yönetimin güçlü ismi şunları söylemiş:
“Messi’yse Messi, Ronaldo’ysa Ronaldo... Maliyeti önemli değil. Tabii ki bu oyuncular olmayabilir ama tüm dünyada yankı uyandıracak iki dünya yıldızı alacağız. Bizim için maliyet artık sorun olmayacak. Taraftarımızın bu yönde rahatsızlığı var. Rakiplerimiz iyi oyuncular alıyor. Ama biz onlardan çok daha üstün iki transfer yapacağız. Taraftarımız ile kulüp arasındaki soğukluğu noktalayacağız. Tribünlerimiz takımıyla gurur duyacak.
Aksu'nun yönetim listesinde bulunan, Microsoft genel müdürlüğü de yapmış Emre Berkin ile bir röportaj yapılıyor. Kendisi diyor ki:
"Ben iyi bir futbol seyircisiyim ve iyi bir taraftarım. Ama benim çok iyi transfer yapacağımı söylemem, atmasyon bir beyanat olur. Bizim yapacağımız profesyonel bir yapı getirip, bir transfer komitesi kurup, sorumluluk ve belli bir bütçe verip, bu bütçe içerisinde operasyonu sürdürmektir. Anlık kararlarla transfer yapılmamalı. Herkes yanlış yapabilir ama bariz yanlış yapılmamalı. Mesela Tabata transferi ağızlara sakız oldu. Bu, onun için de kötü. Çünkü 8 milyon Euro onun cebine de gitmiyor. Bunun yanlış olduğunu anlamak için futbol ilahı olmaya gerek yok."
************************************************************************************
Oy vereceğiniz anlayışı siz seçiniz, ben karışmam, benim işim bildirmek. Elçiye zeval olmaz.

Soru Sormak

Bu çok önemli olmasına karşın çoğunlukla imtina ettiğimiz bir eylem. Çünkü hepimiz herşeyi biliyoruz. Hatta o konu hakkında hiçbir şey okumamışsak, daha da çok biliyoruz. Mesela güvendiğimiz gazeteci bir laf ediyor, bizi manipüle ediyor, iki dakika Google kullansak bulacağız ama, gerek yok, zaten bizim düşüncemize yakın bir şey demiş, o zaman kesin doğruyu söylüyordur. Bir siyasetçi bir şey demiş, o zaman kesin doğrudur, adam gibi adam zaten. (Bu lafın getirdiklerine hiç girmiyorum zaten.) Bir işadamı bir şey demiş, bir hukukçu, bunlar kesin otorite; söylediklerinde en temel mantık hatası olsa bile "Onlar kadar mı bileceksin?"
Bu bakış açısının tıkandığı iki nokta oluyor. Birincisi, iki otorite (mesela iki hukukçu) aynı konu hakkında farklı şeyler diyebilir. Bu durumda insan "sevdiğinden" taraf tutuyor. İkincisi de, dünyanın gelişiminin fikrisabitlikle ve de tartışmasız biat duygusuyla sağlanmayacağı. En basitinden, dünya hala düzdü böyle olsaydı.
Fazla dağıtmak istemiyorum konuyu, diyeceğim net. Birisi size bir şey söylüyorsa, lütfen, hemen üzerine atlamayın. Birazcık teknolojinin bilgiye ulaşılabilirliğinden yararlanın. Mesela biri "Kulübün borcu X lira" demişse, bunun sağlamasını başka birinden yapmayın; açın mali tablolar orada, bakın. "X de zamanında bunu bunu demişti" derlerse, gidin, Milliyet'in 50 yıllık arşivi açık, Google nerelere gidiyor, girin iki tane anahtar kelime, bakın.
Şu kongre öncesi, lütfen, ama lütfen, "Aksu zaten şeriatçıymış", "Demirören zaten tüpçü" deyip de sıyrılmayın içinden. Sorun, bu kulüp son 6 yılda nasıl yönetildi? Sorun, kulübün özkaynakları 45 milyondan nasıl -15 milyona indi? Sorun, kulübün finansal kötülüğünü düzeltecek hamleleri kim vaat ediyor? Sorun, şimdiye kadar vaat edilenlerin yüzde kaçı gerçekleşmiş? Sorun, kulübün borcunun hızlı artışının sebebi ne? Sorun, gelirlerin geleceği nasıl gözüküyor? Belki nefretiniz ve önyargılarınız sizi doğru karara yöneltebilir, ama siz gene de doğru soruları bir sorun.
Oyunuzu atmadan önce "Abi bunun hakkında bunu dediler diye bu oyu kullanıyorum, ama bir bakmadım lan doğru muydu acaba?" deyiverin. Bunu şu -umarım- sevdiğiniz kulübünüz için bir kez yapın. Başka da isteğim yok sizden.
7 Ocak 2010 Perşembe

İzanı Kaybetmek

Sadece Beşiktaş özelinde gerçekleşen bir durum değil, insanoğlunun temel yanılgılarından/çelişkilerinden birisi burada bahsedeceğim. Kendince otorite gördüğü bir insanın sunduğu bilgiyi sorgulamadan kabul etmek. "Adam dediyse doğru demiştir, ondan daha mı iyi bileceğim ben?" bakış açısıyla geliyor bu. Bir de bu durumdan kurtulmak isteyenin herşeyi reddeder bir tavra bürünmesi var ki, bu da "komplo teorisyenliği" sonucunu doğuruyor. "Sürekli manipüle ediliyoruz, her şey yalan, büyük oyun" falan.
Benim her zaman yapmaya çalıştığım, düstur edindiğim bir yaklaşımım var olaylara. Hiçbir zaman fevri yaklaşmam, ortada bir iddia varsa iki tarafı da dinlemeye çalışırım, elimin altındaki kaynakları, iddiayı doğrulamak için kullanır, ondan sonra yorum yaparım. Kısacası, kişiyi değil de bilgiyi sorgularım.
Bu kadar lafı niye mi anlattım? Haber1903'te okuduğuma göre, Murat Aksu bir gazeteye röportaj vermiş, o röportajda "Kartal Yuvası mağazalarına bedelsiz ürün yollanıyor" demiş. Hakan Aksoy da bu iddiaya yanıt vermiş. Haber linki burada.
Şimdi buraya kadar her şey normal. Bundan sonrası sakat. Haberde "İşte belgeler" deniyor. Belge denilen şey şu; şubeler faks çekmiş ve demişler ki "Biz her malı faturalı alıp satıyoruz." E herhalde yani, adamlar "Evet arada kayıtdışı mal alıp satıyoruz, Aksu Bey haklıdır, kamuoyundan özür dileriz" diye faks mı çekecekti ya? Bu nasıl bir kanıttır? Kanıt dediğin, denetim yapılır, stoklar sayılır, adı geçen şubeler "İşte X tarihli denetim raporumuzda bu tür bir şey olmadığı belirlenmiştir" derse var olur. Birisine katil diyorsun, adam "Ben hiç adam öldürmem isteyen sabıka kaydıma baksın" diyor, sonra bu da belge oluyor. Böyle saçmalık olur mu?
Bu yazının konusu ise, haberin altındaki yorumlar. "Hakan Aksoy adam gibi adamdır o yamuk yapmaz," "Bak işte belgesi ile konuşmuş," gibi sıfır dimağ süzgecinden geçirilmiş laflar var, olayı hemen Aksu - Demirören kutbuna çekenler var, var oğlu var. İzan'ın i'si yok orada; hemen bir "ak-kara" oyununa dönüştürme çabası. Ya X'tir ya Y'dir. Ortası yoktur.
İşte bizim kulüp bu ortamda seçime gidiyor. 3 hafta kaldı, biz daha yönetim listelerini, planları programları bilmiyoruz. Tamamen manipülasyona dayalı, maddi güce dayalı bir ortaoyunu dönecek, en sonunda biz de şaşırmış gibi yapacağız.
Geçenlerde bir yorumda "Yahu hiç seçim post'u atmıyorsunuz?" denmişti. Ne atalım ki? Ne diyelim? Bir şey mi biliyoruz? Bir şey diyen mi var? Daha doğru düzgün mali bir sorgulama yaşayamıyoruz, insanlara "belge" diye namus bildirgeleri kakalanıyor, yönetim "gelenektir" diye her yıl ibra ediliyor, sonra biz "seçim" diye heyecanlanıyoruz. Ben heyecanlanmıyorum. Bu seçimden ne çıkar, ne çıkacak, zerre ilgilendirmiyor beni. Dibe şöyle bir sağlam vuralım, batıyorsak batalım da, emsal teşkil etsin. Şamar oğlanına dönmüşüz çünkü, testi kırılmadan istediğimiz kadar tokat yiyelim, o testiye sıkıca sarılmaya niyetimiz yok.

Ara