.

.

.
Ekşi Beşiktaş. Blogger tarafından desteklenmektedir.

Mert Nobre etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Mert Nobre etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
26 Haziran 2011 Pazar

İki Resim

Mert Nobre'nin sözleşme imzaladığı anın resmi şudur:

Mert Nobre, Mersin İdmanyurdu'nda 
,

Bu resimdeki karakterler, bu resmin altındaki haber metninde yazanlar...

Sonra diyorsunuz ki, güzel şeyler yazın.

Buyrun bir resim daha:



Bunun hikayesini sağır sultan duydu artık da, nedense pek bir ses çıktığı yok.

Bir hafta tuttum kendimi, "güzel bir şey aklıma gelmeden yazmayacağım" diye.

Gelmedi.

Sizin aklınıza geliyorsa söyleyin de yazayım.  
18 Ocak 2011 Salı

Nobre 2011'in Aktivasyon Kodu Quaresmagutisimaoalmeida mı ?

Sivas’ta başlayıp, Yozgat Akdağmadeni Askerlik Şubesi’nde (toplam 6 askerle, öğrenci evinden hallice bir ortamda) devam eden vatani görevimi 17 Ocak tarihinde tamamlamış olmanın verdiği dayanılmaz keyifle tekrardan merhaba. Askerlik anısı dinlemekten zerre haz etmeyen biri olarak, kimseye bu işkenceyi yapmayacağıma dair kendi kendime söz vermiştim. Hoş, postun asıl konusunun Nobre olduğu fark edilince, işkencenin sadece şeklini değiştirmişsin diyenler olacaktır ya neyse … Kadıköy deplasmanı dışındaki 16 lig maçını kaçırmış biri olarak takıma ve saha içine dair söyleyebileceğim güncel notlar sınırlı, o yüzden –yaşlılık belirtisi göstermeyişinden de güç alarak- yeni transferler ve geçmiş veriler ışığında Nobre’yi nasıl daha verimli ve sevimli bir arkadaş haline dönüştürebiliriz ve hangi durumlarda kullanabiliriz bunları değerlendirelim. Nihayetinde kalacağı ve hatırı sayılır derecede forma bulacağı aşikâr. Evvela şunun altını bir çizelim; Nobre hiçbir zaman savunma arkasına sarkan, kaleci ile karşı karşıya yüksek gol yüzdesi tutturan ve bu yönü ile ön plana çıkan bir isim olmamıştır, (tabii bu demek değildir ki bu tip golleri yok) Hatta söz konusu Alex olduğu vakit o yere göğe sığdırılamayan muazzam ara pasları bile Nobre ile oynadığı dönemlerde her daim geri planda kalmıştır (ama gelgelelim Nobre'nin başarılarında aslan payı da sürekli Alex'e mâl edilmeye çalışılmıştır, ki daha 2 sezon öncesine kadar bile Nobre’nin verimsizliği tartışılırken Alex ismi telaffuz edilir haldeydi.) F.bahçe ve Beşiktaş formasıyla attığı golleri hatırlayacak olursak kanat ortaları, rakip ceza alanına yığılan oyunlar ve karambollerde üretken olduğunu rahatlıkla gözlemleyebiliyoruz. Nobre'nin 17 gollük parmak ısırtan performansı ve o dönemin asist dağılımı da tüm bunları doğrular niteliktedir. 2005-2006 sezonunda Nobre'nin attığı gollerde başrol oynayan isimlere baktığımızda, evet Alex 17 golün 4'üne doğrudan ve en fazla etki eden isim olmuştur, ama bu 4 asistin 3 tanesi duran top 1 tanesi de kanat ortasıdır. Kanat ortası demişken, benim nazarımda Nobre'nin kafa şutları Carew ve Almeida'dan da daha etkili ve öldürücüdür, zira darbeli kafa vurabilme yeteneği, sert ve kavisli olmayan kenar toplarını etkin bir şekilde değerlendirip, istediği gibi yönlendirmesini sağladığı gibi daha yükselirken dahi diğer isimlere oranla farklı bir heyecan ve beklenti uyandırabiliyor. (ama işte 2 ayağı 1 kafa etmiyor) Neyse, Penche’den Onurlu’nun vakti zamanında çıkarmış olduğu istatistikler tabloyu biraz daha netleştirmeye yardımcı olacaktır. Nobre’nin o sezon geri kalan 13 golünün asist dağılımı; Appiah: 3 asist, 2 tane defans arkasına atılan top ( 1 tanesi meşhur Rize'de eliyle aldığı top) 1 tane de kanat ortası. Anelka: 2 asist, 1 tane defans arkasına atılan top, 1 tane de Holosko'nun Nobre'ye attırdığı türden boş kaleye bırakılan top Tuncay: 2 asist, 2 tane Holosko'nun Nobre'ye attırdığı türden boş kaleye bırakılan top Yozgatlı: 2 asist, 2 tane kanat ortası Semih: 1 asist, 1 tane indirilen hava topu Aurelio: 1 asist, 1 tane kanat ortası Kalan 2 golünü de defanstan ve kaleciden seken topları tamamlayarak atmış. Bunların dışında bir de Nobre'nin yarım devrede attığı 10 + gol vardır ki; o zamanlar Alex bırakın Nobre'yi beslemeyi, F.bahçe için yolu gözlenen ve spor sayfalarını besleyen bir adam konumundaydı. Uzun lafın kısası; Nobre'nin başarılarında ortada Alex’in sağladığı katkıdan ziyade takımın geri kalan isimlerinin sağlamış olduğu katkı ve hücum varyasyonlarının Nobre’ye uygunluğu ile alakalı bir durum var.(dı) Bu bağlamda 2.yarıda Nobre'den ne beklemeliyiz, ne alabiliriz ?
29 Kasım 2010 Pazartesi

Holosko Beşiktaş'tır...

Futbol işte bu yüzden güzel bir oyun. Bir hafta önce uzun zamandır görmediğimiz netlikte küfürle sahayı terkeden Filip Holosko penaltıyı alır, sanki üzerindeki forma Beşiktaş forması değilmiş gibi davranılan Nobre kafayı çakar ve Beşiktaş Lucescu'dan beri ilk defa - ve son defa - Ali Samiyen'den galibiyetle döner...

Ne oldu şimdi Holosko'ya küfredenler? Ben taraftarım, bugün kötü oynar küfrederim, yarın gol atar alkışlarım, şarkı söyler, şiir yazarım, acıyı meze yaparım diyebilir misiniz? Holosko da zaten kötü çocuk olduğu için ıslıklanmamıştı...

Guti Hazretleri var ya, Nobre'nin kafasına çarptırıp gol attıran hani... Şu bildiğin Real Madrid efsanesi olan. Hani onu öveceğiz diye takımdaki tüm oyuncuları yerin dibine soktuğumuz hani... Hani Nobre'ye pas veriyor diye özel prim alması gereken Guti...

Guti'yi sevmeyi, onu övmeyi, parlatmayı seçtiğimiz yönteme baksanıza. Guti'yi yükseltmek için Beşiktaş'ı aşağılıyoruz. Holosko, Nobre, Tabata, Erhan'la Guti nasıl aynı takımda oynar? Oynar işte, Guti ortayı yapar, Nobre kafayı atar Galatasaray'ı yenip dönersin.

Kötü oynar, Beşiktaş'ı oradan alıp buraya getirmez, yanlış transferdir vs, 2.5 milyon euro alır... Bunlar onun suçu değil. Bu adamlara bu paraları verenlere, transfer edenlere neden söz yok?


Toraman'ın diktiği topun havada dönüp yine Beşiktaş kalesine gelişine alışacaksın, Hilbert'in paslarında saç baş yolacaksın, en çok İsmail'e kızacaksın, Holosko'nun yeteneksizliğinde futbolcu olmadığına yanacaksın... Lakin bileceksin, bu oyuncular Beşiktaş takımı futbol tarihinin ortalama üstü futbolcuları olarak tarihteki yerlerini alacaklar.

Yüz yıllık tarihinde 1 tane Guti, 500 tane Holosko olmuşsa, hadi sev yine Guti'yi ama anla, Holosko Beşiktaş'tır...

Onun yeteneksizliğine de küfretme. Çünkü o esasında sensin. Guti yarın gidecek ve sen yine Holoskolarla başbaşa kalacaksın...
3 Temmuz 2010 Cumartesi

Tevez - Nobre

Baştan açıkça söyleyeyim de yorum kısmında konudan acayip yerlere uzakaşmayalım. Nobre geçen sene berbat oynadı, yetenek olarak da verimli bir adam değil. Aldığı ücret çok fazla, bir pasaportun bedeli bu olmamalı.
Şimdi diyeceğimi diyeyim esas. Nobre'nin geçen seneki performansı, yukarıdaki söylediklerimiz haricinde, bir sebeple daha eleştiriliyordu. "Sürekli ortasahaya gelip top alıyor ya, böyle forvet mi olur ya!" diye. O sebepten, hazır tazeyken tarafsız bir örnek vermek istedim.
Bugünkü Almanya - Arjantin maçında, Arjantin'in turnuva başından beri olan ikilemini gördük. Ortaya Veron'u koysan çok güçsüz kalıyorsun, koymazsan pas dağıtacak adamın kalmıyor. Hal böyleyken, özellikle Almanya da defans güvenliği bir kademe daha arttırınca bulduğu erken gol ile birlikte, Tevez'i sürekli ortasahaya gelip top taşırken gördük Messi ile nöbetleşe olarak.
Şimdi bu Tevez'i mi kötü forvet yapar, yoksa Arjantin ortasahasını mı yetersiz?
Amacım dediğim gibi, o bir ara hepimize fenalık geçirten tartışmayı fitillemek değil, bazı şeyleri o yüzden özellikle en baştan söyledim. Lakin bir sorun teşhisi yapıyorsak bir oyuncu üzerinden, karşılaştırmalı örneklerle, ön yargısızca yaklaşmalıyız olaya. Benim derdim budur.
23 Mart 2010 Salı

Sakatlığı Devam Eden Nobre

"Bu arada antrenmana sakatlıkları süren Yusuf ve Nobre ile sağ arka adalesinde ağrıları bulunan Tello katılmadı." Sezon bitti, Nobre'nin sakatlığı bitmedi... Sezon sonunda Nihat ve Nobre'ye düşen, sözleşmelerindeki maaşlarından belli oranda feragat etmeleridir. Onlara yakışacak olan da budur...
4 Aralık 2009 Cuma

Bir Devrin Sonu

Bahsedilen devir Bobo-Nobre devri. Hepimizin katkılarıyla yeterince anlamsızlaşan, nasıl başladığını hayal meyal hatırladığımız, blog yazar ve okuyucularının birbirlerine kişisel düzeyde laf atmasına kadar giden şu gereksiz tartışma.
Nobre kazma, evet. Türk pasaportlu bir kazma.
Bobo hamile, evet. Formundaysa Nobre'den kat kat daha etkili bir hamile.
İkisi de Beşiktaş'ın forveti.
Şu tarihten sonra bu mevzuya dair performans değerlendirmesi içermeden, kişileri gruplaştırıcı, sadece "laf sokma" amaçlı post ve yorumları siliyorum. Padişahlığımı ilan ettim, evet. Ekşi Beşiktaş'ın, kimisi için eğlence, kimisi için sinir kaynağı olan Bobocu - Nobreci devrini bitiriyorum.
Nobreciler daha çok hamile demiş. Öpüştük barıştık.
Edit: Buradaki dil esprili olmaya çalışan, bu sebepten buraya Google Fight koyan bir dildi. Blog'un padişahının olmayacağı bariz olur sandıydım. Olmazmış.
Bu post bir şaka yollu ricadır. Daha nasıl diyeyim bilemiyorum ki...
3 Kasım 2009 Salı

Sihir

Futbol iki oyuncunun bireysel olarak mukayese edilip tercih edildiği bir oyun değil. Mustafa Denizli'nin de Bobo/Nobre tercihinde oyuncuların salt bireysel kapasitelerini düşündüğünü iddia edemeyiz. Bir futbolcunun oynayıp oynamamasında rakip, psikolojik faktörler, diğer oyuncuların seçimi, oyun planı, oyun stratejisi önemli yer tutar. O oynasın, bu oynasın derken o oyuncuların etrafında kimlerin oynayacağını, oyun stratejisini de ifade etmezsek boşa konuşmuş oluruz. Beni bilen bilir. Oyuncu kapasitesi açısından Bobo / Nobre mukayesesinde tercihim açıktır. Lakin bu yukarıda saymış olduğum sebeplerle yetersiz bir yorumdur. Burada önemli olan takımın hangi stratejiyle ve hangi oyuncularla sahada bulunacağıdır. Sezon başından beri gördüğümüz kadarıyla Beşiktaş artık büyük düşünen bir takım değil. Kendi kapasitesi teknik heyet tarafından farkedildi ve son derece "haddini bilen" bir takım haline geldik. Belki bunu bir geçiş süreci olarak ta yorumlayabiliriz. Tabii geçiş emarelerini de görmek kaydıyla. Öyle bir gelişim yok. Nobre hücum eden takımlar için bence Türkiye'nin 1 numaralı forveti. Bunun tartışılmaya açılmasını da anlamlı bulmuyorum. Fenerbahçe kariyeri oyuncu kapasitesini ortaya koyuyor zaten. Bu özelliğiyle Nobre'yi irdelemek anlamsız. Her Alex eleştirisinde Allah'ın emri gibi "İstatistik" kağıdını önümüze koyanlar getirsin bir de Nobre'ninkini koysunlar. Nobre gol atamıyorsa bu Nobre'nin değil Nobre'nin arkasında oynayanların yetersizliğidir. Ancak fiziki durum, psikolojik şartlar futbolun çok önemli parçaları. Nobre sezon başından beri, hatta geçtiğimiz sezon başından beri sakatlıklarla uğraşıyor. Esas kozu fiziksel üstünlüğü olan bir oyuncunun bu tip sakatlıklardan nasıl etkileneceği çok açık. Yukarıda dediğim gibi, bir de oyun planı var elbette. Beşiktaş'ta Nobre'nin etkin olabilmesi için bulunması gereken hiç bir futbol anlayışı mevcut değil. Tempo düşük, önde basmıyorsun, rakibi abluka altına almıyorsun, kanatları efektif kullanmıyorsun. Bu şartlarda Nobre'nin en önemli özelliklerini hiç kullanmıyorsun. Fenerbahçe'de kaleciye de basan Nobre'nin top rakibe geçtiğinde orta sahaya doğru yürümesini hangi futbol değeriyle açıklayabilirsiniz? İşte siz oyun planınızı böyle kurarsanız Nobre de doğal olarak kadronuzun "gereksiz" elemanı oluverir. Beşiktaş önde basmayacak, oyunu önde oynamayacak, rakibi içeride-dışarıda bozmayacak bir takım gibi oynayacaksa hiç şüphesiz "Bobo" oynamalı. Zira Bobo'nun "sihir" üretme gücü Nobre'den daha önde. Olur olmadık yerde, bilinçli veya bilinçsiz bir vuruş yapar, top üç kişiye çarpar ve gol olur. Biri şut çeker Bobo'ya çarpar gol olur. Eğer gol üretiminizi "sihir" üzerine kuruyorsanız bu akşam Bobo oynamalı. Maçın ilerleyen bölümlerinde de eğer rakibi rahatsız etme ihtiyacı varsa Nobre girmeli. ve bugün ben inanıyorum ki o sihri Bobo yaratacak...
24 Nisan 2009 Cuma

Haydi Hayırlı Olsun...

***BJKAS*** BESIKTAS FUTBOL YATIRIMLARI SANAYI VE TICARET A.S.'NDEN GELEN YAZI: KONU: SIRKETIMIZ PROFESYONEL FUTBOLCULARINDAN MERT NOBRE ILE ARAMIZDAKI MEVCUT SOZLESMENIN UZATILMASI HUSUSUNDA MUTABAKATA VARILMIS OLUP, SOZLESME DETAYLARININ NETLESMESI SONRASINDA AYRINTILI ACIKLAMA YAPILACAKTIR. Beautiful Freak'in de dediği gibi, Nobre'siz bir gelecek sezon planlaması biraz yamuk oluyordu. Bugün itibariyle hepimizin ortak olduğu bir husus varsa o da Bobo'nun sezon sonu gideceğidir. Bakın gitmelidir demiyorum, gidecektir diyorum. Çünkü Nobre'yle sözleşme yenilendi ve Nobre sakat olmadığı her maç 11'de çıktı. Yine yedek kalacak bir Bobo'nun kendisi dahil hiç bir yere hayrı olmadığı ortaya çıktığına göre bu evlilikte ısrar etmenin gereği yok. Bobo'daki tek sıkıntı iyiden iyiye formdan düşmüş olması. Bu, satış konusunda yönetimi zorlayacaktır. Mustafa Denizli bir yandan bu sezonu götürürken diğer yandan gelecek sezonun planlamasını yapmakla meşgul. Fink'in transferi büyük oranda bittiğine göre önümüzdeki sezon Sivok stoper olarak görev yapacak. Ernst savunmanın önünde Cisse görevinde, Fink ise şimdiki Ernst görevinde olacak. Nobre'yle sözleşme yenilendiğine göre ileri uçta oynacak 2 forvet alternatifinden biri olacağı kesin. Bu şartlarda 2. isim Batuhan olur mu olmaz mı zaman gösterecek. Başkanın açıklamalarından Batuhan'a güvenilmediği ortaya çıkıyor. O vakit Nobre'yle değişmeli oynayacak bir forvet arayışı içinde olunacağı aşikar. Diyeceksiniz ki madem öyle Bobo kalsın. Bobo'nun kalıp faydalı olmak gibi bir gayesi var mı emin değilim. Hem şampiyon olunduktan sonra buradaki misyonunu tamamladığını düşünmesi de olası. Neticede Nobre ismi bir takım için tek başına bir anlam ifade etmeyebilir. Ancak Nobre'nin Beşiktaş'taki konumuna bakarsanız Nobre'nin saha içinde bir birleştirici etki yaptığını kolaylıkla görebilirsiniz. Bu açıdan bakıldığında bile Nobre hamlesi çok olumlu bir hamledir. Sözleşme yenileme hadisesinin gelişimi açısından Nobre sanki bu takıma yeni transfer oluyor. Gitgide azalan umutlar, Bobo'nun gideceğinin az çok anlaşılır olması gelecek sezon için bizleri kaygılandırıyordu. Nobre'nin sözleşme yenileme hususunda ciddi bir girişimde bulunduğu ve bu şekilde orta noktaya gelindiği söyleniyor. Eğer bu gerçekse - ki ortaya çıkar bir kaç güne - sevincimiz biraz daha artar... Bu arada, biri iyileştirsin artık şu adamı, yoksa biz de onun gibi fıtık olacağız bu gidişle...
17 Mart 2009 Salı

Nobre de Gidebilir...

Benim ne kadar Nobre seven bir taraftar olduğumu bilmeyen yoktur. Bu bağlamda Nobre'nin maaş hesaplarına girmem. Ama farklı bir husustan da bahsetmezsem olmaz. Beşiktaş takımı Nobre'yle sözleşme yenilemeyebilir. Eğer Beşiktaş kulübü çıkar da, "Nobre'yle sözleşme yenilemiyoruz çünkü Fenerbahçe ve Galatasaray'dan transfer edilen oyuncularla tribünümüz arasında bir iletişim problemi oluşmaktadır. Bundan böyle Beşiktaş, İki Büyükler'den oyuncu almayacak ve var olan oyuncularla sözleşme yenilemeyecektir." derse ağzımı açıp tek laf etmem. Yani bundan böyle yeni Ali Güneş'ler, yeni Mustafa Doğan'lar, yeni Rüştü Reçber'ler olmayacaksa evet ben de razıyım Nobre de olmasın. Çünkü 3-4 yendiğimiz maçta Nobre'nin canlı tanık olması içimi burkuyor. Ama kulübünde "zaten" maaş adaletsizliği varsa, kulübünde bir sürü Fenerli Galatasaray'lı oyuncu oynamışsa ve bu yönetim anlayışı sürdüğü sürece oynayacaksa, tüm bu problemleri Nobre'nin üzerinden çözmeye çalışmak ta bana manasız geliyor. Bugün Nobre'nin maaş probleminde, bekleneni verememiş Delgado'nun aldığı maaşın etkisi olduğu yadsırsak hem Nobre'siz kalır hem de hiç bir mesafe katedememiş oluruz. Bugün 2 milyon euro piyasası olan Tomas Zapotocny'e 4,5 milyon euro ödeyen zihniyet halen görevde. Gordon / Diatta / Higuain transferleri çok taze. Bu transferlerin kulübü uğrattığı ziyan Nobre'nin maaşının bir kaç katıdır. Şimdi siz bu transfer stratejisini, bu yapılandırmayı eleştirmeyeceksiniz tüm bu hastalıklı yapı içinde Nobre'nin maaşını irdeleyeceksiniz. Evet haklısınız Nobre belki o maaşı hak etmiyordur. Ama bu rahatsız oluşum içinde cımbızla Nobre'yi çekip ayırmak ta onun hak ettiği bir şey değil.
10 Mart 2009 Salı

Nobre Bu Kadar Etmez!!!

Delgado 7 milyon euro eder miydi? Rüştü bu kadar eder miydi? Zapotocny 4,5 milyon euro eder miydi? Holosko 5 milyon euro eder miydi? İbrahim Toraman 4,5 milyon euro eder miydi? Cisse 2 milyon euro eder miydi? Gordon 2 milyon euro eder miydi? Hiçbirine laf etmedin de şimdi neden ekonomi profesörü gibi ahkam keser oldun be adam? Bu Nobre -iyidir kötüdür- aldı seni sırtına, şampiyonluğa götürüyor. Son 1 aydır bu kadar umutluysak bu kadar mutluysak bunda payı olan 3-5 adamdan biri de bu. Ve sen bu adama "bu kadar etmez diyorsun." Aynı takımı tutmuyor olsak, gönder de ne halin varsa gör diyeceğim o yüzden diyemiyorum... Ama maaş hesaplamalarına girecek kadar Nobre düşmanlığını kafam almıyor, içim yanıyor arkadaş. Yürütülen mantığa bak, Nobre Beşiktaş'ın hedefleri için yetersizmiş... Buyurun alın Drogba'yı o zaman. Beşiktaş'ın hedefi ne olmuş ki o da ayrı konu. Adam takımın en iyi 5 oyuncusundan biri. Ama kalan 20 oyuncu değil de Nobre gidecek öyle mi... Neden? Hedeflere uygun değil. Nobre'nin hedeflere uygun olmayan oyuncu kalitesine tamam... Tello, Delgado, Bobo, Holosko vs... Onlar hedefe uygun öyle mi? Evet Holosko diyince de Theo Walcott hayali kurdun sen şimdi... Böyle devam et...
26 Şubat 2009 Perşembe

Önemli Olan, Maçı Nasil Bitirdiğindir

Mustafa Denizli vecizelerinden biridir; "Maça nasıl başladığın değil, nasıl bitirdiğindir önemli olan" sözü. Geçtiğimiz günlerde bir istatistik yayınlandı. Bugün de yazılı basında kendine yer bulmuş bu konu. Beşiktaş'ta yedekten gelip gol atma başarısı gösteren tek oyuncusu Da Silva Bobo olmuş. Elbette bir oyuncunun katkısını sadece gol atıp atmadığına göre değerlendirmek mümkün değil ama bu da bir veridir neticede. Günümüzde Beşiktaş üzerine yapılan yorumlarda Bobo'nun ilk 11'de başlaması gerektiği söyleniyor. Bu fikre katılıp katılmadığım önemli değil. Bobo da elbet 11'de başlayabilir. Ancak Bobo'yu 11'de başlatmanın, yedekten gelip gol atan tek oyuncuyu yani elimizdeki tek ciddi kozu, maçın başında oynadığımız anlamına geldiğini de yadsıyamayız. Bu bir tercihtir ve üzerinde düşünülmesi gerekir. Bobo-Nobre hücum hattıyla başlanılan bir maçta eğer kilidi açamıyorsak hangi kozu sahaya süreceğimiz belirsiz. Bu bağlamda Yusuf Şimşek'in - her ne kadar iyi oynamıyor da olsa- 70. dakikada saha kenarında tozluklarını düzeltmesi beni mutlu eder. Neticede Yusuf, Türkiye ligi için oyunuyla olmasa bile, ismiyle her takım için bir tehdittir. Bir futbol takımı tüm kozlarını, maçın başında sahaya sürmez. Sürerse bir aksilik halinde gidişatı değiştirmesi mümkün olmaz. Neticede taraftarın 30. dakikada Bobo Bobo tezahüratı yaptığını biliyoruz. Bobo'nun 11'de başladığı bir maçta kim için tezahürat yapacağı, kimden gelip maçı çevirmesini isteyeceğini bilemiyoruz. İşte sırf bu yüzden bile Bobo/Nobre ikilisinden birinin yedek kulübesinde oturması önemlidir. Ben Bobo yedek otursun, iş sıkışınca girsin demiyorum. Gerekli strateji üretilmişse Bobo-Nobre beraber de başlayabilir. Ancak Bobo-Nobre ikilisini düşleyenlerin bu stratejiyi ne kadar önemsediklerinden emin değilim. Ancak Mustafa Denizli gibi bir hocanın (iyi-kötü demiyorum, oyunu satranç hamleleri gibi yorumlayan bir teknik direktörün) bu hesabı da yaptığından eminim. O yüzden Bobo/Nobre kullanımına eleştirel gözle bakmıyorum...
16 Şubat 2009 Pazartesi

Farklı Futbolların İnsanıyız Bobo...

Oyuna girdiği dakikadan itibaren oynadığı kanadı hallaç pamuğu gibi atan, çıktığı kafa toplarında ekseriyetle başarı sağlayan, oyuna kattığı hırs-dinamizm-azimle arkadaşlarının performansını yukarı çeken Brezilya milli takımının oyuncusu, biricik prensimiz Bobo'ya oy vermeyen eller kırılsın. Samimiyetle söylüyorum Bobo oynasın da Beşiktaş yenilsin hiç problem değil. Yarın öbür gün Bobo oynar da Beşiktaş yenilirse zerre üzülürsem adam değilim. Şu tablo var ya, 634 kişiden 109'u Da Silva Bobo'yu işaretlemiş ya... Benim için yeter. Dün maçtaydık. Gören gördü. Bobo'nun kornerden attığı kafa golü dışında oyuna ne etkisi oldu, hangi mücadeleden başarıyla çıktı, kaç defa adam eksiltti, kaç defa orta yaptı? Bobo dün kornerden gelen ortaya attığı gol dışında ne yaptı bana anlatabilir misiniz? Beşiktaş'ın temel sorunu, Demirören falan da değil. Şu Trabzon maçında Bobo'yu maçın yıldızı seçen %17'dir. Bu oran, şu maçta %17 ise, Nobre %2 ise, hiç kusura bakmayın biz başarıyı hak etmiyoruz. Aynı fikirde olmayabiliriz, siz futbolu farklı yorumluyor olabilirsiniz. Ama ben kendi adıma söyleyeyim şu Bobo meselesinde midem bulanıyor. Samimiyetle söylüyorum tiksiniyorum şu zihniyetten. Bir de spor yazarları çıkmışlar, Nobre'yle olmaz falan diyorlar ya... Futbolun güzelliği de bu, Beşiktaş oynasın bir kaç maç bakalım Bobo'yla. Bana göre sezonu kaybederiz. Ama olsun oynayalım. Görülsün tüm gerçekler. Bir ders olacaksa bu, olsun. Sezon sonunda Nobre Nantes'a, Bobo da Albacete'ye gitsin görelim. Bobo bu takıma aşık sanıyorsunuz?. Kim kaldı ki burada? Kim kaldı? Zago mu? Giunti mi? Cordoba mı? Feyyaz mı? Kim? Bobo bizi daha önce şampiyon mu yaptı? Ne yaptı? Hangi maçı aldı? Hangi maçı? Ne zaman vardı? Liverpool'a gol attı da 8-0'a da hepimizden iyi şahitlik yaptı. Ukrayna'da Metalist maçında ne yaptı? 30 golü varmışmış... Ulan Baros'un yarım devrede -eller kollar karışık ta olsa- 15 golü var. Nedir yani? Nedir? Neden bu kredi? Nereden geliyor? Allahın aşkına Nobre hiç öyle bir gol atabilir mi? Bomboş kafa vuracak köşeye... Atamaz evet Nobre'ciyim ama atamaz! Niye atamaz Nobre'nin başında bir adam, bir refakatçi, öbür taraftan kollayıcı... Nobre'nin böyle bir gol atması mümkün değil. Çünkü savunmanın Nobre'yi unutması mümkün değil!!! Ama Bobo öyle değil, Bobo'yu unutursun o da atar golü. Neticede orada duruyor bu adam, kimsenin gözüne de çarpmıyor. Savunmanın bir beklentisi yok ki. Çünkü Bobo Beşiktaş'ın zayıf halkası. Futbolda tehlike her zaman beklediğin yerden gelmez. Beklemediğin daha tehlikelidir. İşte dünkü gol de tam da buydu. Türkiye Liginin herhangi bir teknik direktörünün Bobo'ya özel önlem alacağını, "aman şunu yaptırma, bu konuda çok etkili" diyeceğine inanmıyorum. İnanmıyorum! Ancak her oynadığında görüyoruz ki Nobre'ye özel çalışma yapılıyor. Bu ayrım bile iki oyuncunun farkını ortaya koyuyor.
4 Şubat 2009 Çarşamba

Ruh Halimizin Kartal Tedirginliği

Geçtiğimiz pazar adeta bir Cem Dizdar'mışcasına önce rakı sofrasında Fener mezesiyle başladığım geceyi, ilk defa gittiğim kapalı üstte geleneksel Beşiktaş-Antalyaspor spor şenliği kapsamındaki maç ile sonlandırdım. Ne de güzel yaptım, sefam olsun yahu da tribünden camianın hali daha bir net anlaşılıyor bittabi. Her bir tribün yüreğinin götürdüğü yere gitmiş, kafa karışıklığından rakiplere mi sarsak, Beşiktaş diye mi bağırsak yoksa sahadaki aksak takıma mı baksak karar verilememiş, başkan yine maçta yok, teknik direktörü kimse benimsememiş, saha içinde tek tek baktığında kötü oynayan kimse yok ama takım da yine top oynamıyor. Nerede o eksik parça diye kendi kendime söylenirken, net olarak şunu gördüm sadece, eksik parça değil, eksik, parçaların biraraya gelmemesi, gelmek istememesi, gelememesi. Çok sıkıcı bir ilk yarıydı. Taraftar Mustafa Denizli'nin dediği gibi yüreği ağzında seyrediyor maçları, ama yine de sahadaki siklet farkından dolayı galibiyetten emindim. Tuvaletten geldiğim an Tello'nun o golünü çok net görebildiğim için kendimi şanslı adlediyorum, heralde onu da kaçırsaydım, maçta ne oldu deseler, sadece bol bol işedim diyebilirdim. İkinci yarı takım bizim önümüze geldiğinden mi, Holosko oyuna girdiğinden mi ya da beklentilerimizin düştüğünden mi bilinmez, sekseninci dakikaya kadar baskılı ve iyi oynar gibi gözüktük ama herhangi bir net pozisyon da aklımda kalmadı hani. Yusufun bir kaç ince işi, Holoskonun bir kaç deparı bir de Delgadonun eksikliği. (Gel lan artık) Gerçi maç esnasında asıl olayı kaçırmışım meğer, onu da söylemek lazım. İlk yarının ortalarıydı, gol gelmeden bir beş on dakika önce kapalının ortasından Bobo sesleri yükseldi, öyle çok da uzun sürmedi, ya da bana öyle geldi. Ertesi gün bir de ne göreyim, Nobre alınmış, taraftar karışmış, Jessie de şaşırmış. Ben de şaşırıyorum açıkcası, bu takımın kendi kendine karışma becerisinin bu kadar yüksek olmasına. Nobre konusunda elbet bir sorun var ki bu zamana dek sözleşmesi bir türlü uzamadı ama bunu taraftarla veya teknik direktörle ilişkilendirmek de yanlış olur. Olay Juan Figer'in bildik menajer cinliklerinden başka birşey değil gibi şu an. Çünkü her maç Nobre Nobre diye inleyen tribünlerin, Bobo demesinin ya da geldiğinden beri Nobreyi takımın as futbolcusu ilan eden Denizlinin onu 75. dakikada çıkarmasının büyük suçlar olduğunu düşünmüyorum. Burada tek suçlu varsa, imza parası için büyük meblağlar isteyip işi yokuşa süren Juan Figer'dir, gerisi de safsatadır. Ha yönetimi göndermek bizim işimiz değil diyen ve bu fikirlerine katıldığım kapalının ortasındaki arkadaşlar neden teknik direktörün işine karışırlar o da ayrı konu. Bakın Lig Tv'ye ya da hakemlere demiyorum. Tabi ki o konularda müdahil olacaklar ama sanane Bobo'dan, Holosko'dan, sen sahadaki adama desteğini ver de, gerekirse Bobo'nun, Holosko'nun hesabı gün gelir sorulur elbet. Eğer sahadaki takımın sisteminin bilmem kaç maçtır 4-3-3 olduğunu, o 4-3-3'ün ilerideki üçlüsünün sağ ve soldaki adamlarının kanat özellikli forvet olduklarını, bu yüzden Bobonun o sağda veya solda oynayamadığını, Holoskonun ise sağda oynarken sırıttığını, üçlünün ortasındaki adamın hava toplarında etkili, duvar özelliği olan bir santrafor olması gerektiğini, bu özelliklerin de sadece Nobrede olduğunu, Bobonun da ancak Nobrenin yedeği olabilceğini düşünürse bu arkadaşlar, bazı sorunlar kendiliğinden hallolabilir.
3 Şubat 2009 Salı

Nobre, Nobre Nobre...

Bu tezahüratı hiç sevmedim ama daha iyisi yapılana kadar en iyisi bu işte... Sanki biraz geçiştirmelik... Zamanında daha iyisini karşı tarafın tribünleri yazmıştı bu adam için... O yüzden bir garip zaten... Bobo, Delgado ya da Tello'ya atfedilen tezahüratların yanında epey düşük profilde ve coşkusuz... Konu tezahürat değil, şimdilik... Konunun başı yukarıdaki resim... Bu resim Nobre sevgimi anlatmaya yetiyor heralde... Taraftarın Pazar akşamı yediğimiz ilk pozisyonda futbolcuların yüzüne bakınca gördüğü o şaşkınlığa isyanı bu sevgi... Seneler önce Toshack Beşiktaş'ı bırakıp (çok şükür ki) Real Madrid'e gittiğinde ve tabii ki Real Madrid'i de çökerttiğinde "Futbolcularım sahada kafası kesik tavuklar gibi, ne yaptıklarını bilmeden koşturuyorlar" demişti... Beşiktaş futbol takımı da bu tanımlamayı sonuna kadar hak ediyordu işte... Nobre'yi farklı kılan ise, hep doğru şeyleri yapmaya çalışması... Doğru yere gidip topu indirmesi, doğru yerde topla buluşması, en yakındaki arkadaşına pasını vermesi... Nitekim kimse ondan Pascal gibi 70 metrelik bir pasla Münch'ü kaleciyle karşı karşıya bırakacak bir süperstar olmasını istemiyor... Ve tabii ki, bitmek bilmeyen enerjisiyle Rafael Nadal usulü pes etmezliği... Taraftar da onu on haftalık gol orucunda (ah Fotomaç) bu yüzden bağrına bastı işte... Sonuçta geldiğimiz yer ise Pazar günü... Nobre, kendisine bu vasat-altı tezahüratla, ama gür sesle seslenen Beşiktaşlılara sırtını döndü ve kulübesine gitti... Sahada iyi bir golcü varken bir başkasını sahaya istemek ne kadar riskli bir hareket görmüş olduk böylece... Bobo'yu zaten kaybederken, Nobre'yi de taraftar aracılığıyla kaybetmek... Sakın bu bir vedaya dönüşmesin? Holosko geldiğinden beri, hepsini ayrı ayrı, ve hepsini aynı şekilde sevdiğimden olsa gerek her maça, hangisi yedekse, ona üzülerek başlıyorum... Şu yazıya bile yansıyan kafa karışıklığını bu ruh hali açıklayabilir sanırım... edit: Bir nokta muallakta kalmış, yorumlardan okuduğum kadarıyla... Sanki taraftar Nobre yerine Bobo'yu istiyor gibi anlaşılmış, anlatmak lazım... Tribünde 5. dakikada "Şu Serdar'ın yerinde Holosko olsa ne fark eder, ne kaybeder Beşiktaş" dedim. Tam o sırada arkamdaki arkadaş uzanıp, "Bobo oynasın, Bobo" deyiverdi... O arkadaş mesela, 2. forvetten bahsediyordu, tıpkı benim gibi... Ama eminim ki, Bobo haftaiçinde o golleri (biri penaltıdan) atmasa bu kararlılıkta olmayacaktı! Tribün de aynı bu şekilde ikinci forveti istedi Nobre'nin yanına... Bunu Bobo'yu kaybetmemek için istedi! Ama Nobre, o sahada oynayan tek forvetken, onun yerine Bobo'nun istendiğini düşündü ve ister istemez üzüldü... Bunu hesap edebilmek, taraftarın en asli görevi... "Pozisyon golmüş Allah Belanı Versin" diyen taraftar, "Mustafa Denizli al ikinci forveti " de diyebilirdi mesela! Sonuçta, kanımca, taraftar da, Nobre de, Denizli de bu hafta sınıfta kaldı gözümde... Taraftar bu hesabı yapamadı, Nobre taraftarın onu sattığını düşünerek, taraftara sırt döndü, Denizli taraftarın Bobo'yu isteyeceğini bile bile inat etti! Bu iş böyle olur mu, olmaz tabii...
30 Ocak 2009 Cuma

Nobre? Holosko? Bobo? Peki Hangisi Yedek?

Anketimizin genel görüntüsü ortaya çıkmış gibi. %35 Nobre %44 Holosko %21 Bobo yedekliğini oylamış. Yani Bobo-Nobre ileri ikilisini görmek istiyoruz. Şahsen benim de oylamam böyle oldu; Holosko. İçeride Bobo-Nobre oynayıp dışarıda Bobo-Holosko ikilisi tercih edilebilir. Nobre kapalı savunmalara, Bobo-Holosko açıklara daha etkili hücum oyuncuları. Bu bağlamda bence Bobo-Holosko aynı tip oyuncular. Nobre daha statik bir oyuncu ve tarzı farklı. Holosko da sağ açıkta oynama özelliğiyle diğerlerinden ayrılıyor. Gel gelelim her şey bu kadar da değil. "Taktik şablon" diye de bir olay var. 4-2-3-1'de Holosko yedek kalmaz. Üçlünün sağında Bobo mu oynayacak yani? Haydaaa gitti bizim anket çöpe. Ne yapacağız şimdi? Taktik değiştirelim! Çift forvete dönelim Bobo-Nobre için. Arkaya da Delgado/Yusuf'u da koydun mu şimdi ne olacak? Arkada üçlü Tello-Sivok-Cisse ne kadar tutar? Bir yerden doluyorsa diğer yerden boşalıyor... İşte Beşiktaş gerçeği...
10 Kasım 2008 Pazartesi

Kontra Golcü

Beşiktaş bu yıl geçmiş yıllara göre daha güçlü bir kadroya sahip olduğundan şöyle bir dert ortaya çıktı, geçmişte başarılıymış gibi görünen forvetler yeni sistemde sırıtır hale geldi, çünkü artık Beşiktaş oyunu ileriye yıkmaya çalışıyor. Bakıyoruz son senelerin forvetlerine, Carew,Youla, Bobo, Holosko..Hepsi de boş alan golcüsü. Carew tabi ki kalite olarak diğerlerini katlar ama o da yine büyük takım golcüsü olmadı hiçbir zaman. Bekliyoruz ki bu adamlar önlerinde bir boşluk bulsun da geriden gelen uzun toplarla rakibi dağıtstınlar.

Halbuki elimizde bir nobre var, artık kaç kişilik koşuyor sayamıyorum ben ve koşarken aynı zamanda yanındakilere servis yapıp, fantastik goller de atıyor. Bir de Delgado var, herşeye karşın bitirici vuruşları ile takımdaki diğer arkadaşlarından ayrılıyor, hem kafa tekniği hem de ayak tekniği yüksek. Ancak hem Bobo hem de Holosko oyunun karşı kaleye yıkıldığı anlarda gittikçe etkisizleşiyorlar, dar alanda nefes alamıyorlar.

İş bu halde şu anki durum sanki ileride Nobre-Delgado ikilisini ve arkalarına da Tello'yu koymayı işaret ediyor ya durun bakalım. Dedik ya bekleyelim biraz daha..

Ara