.

.

.
Ekşi Beşiktaş. Blogger tarafından desteklenmektedir.

Filip Holosko etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Filip Holosko etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
29 Kasım 2010 Pazartesi

Holosko Beşiktaş'tır...

Futbol işte bu yüzden güzel bir oyun. Bir hafta önce uzun zamandır görmediğimiz netlikte küfürle sahayı terkeden Filip Holosko penaltıyı alır, sanki üzerindeki forma Beşiktaş forması değilmiş gibi davranılan Nobre kafayı çakar ve Beşiktaş Lucescu'dan beri ilk defa - ve son defa - Ali Samiyen'den galibiyetle döner...

Ne oldu şimdi Holosko'ya küfredenler? Ben taraftarım, bugün kötü oynar küfrederim, yarın gol atar alkışlarım, şarkı söyler, şiir yazarım, acıyı meze yaparım diyebilir misiniz? Holosko da zaten kötü çocuk olduğu için ıslıklanmamıştı...

Guti Hazretleri var ya, Nobre'nin kafasına çarptırıp gol attıran hani... Şu bildiğin Real Madrid efsanesi olan. Hani onu öveceğiz diye takımdaki tüm oyuncuları yerin dibine soktuğumuz hani... Hani Nobre'ye pas veriyor diye özel prim alması gereken Guti...

Guti'yi sevmeyi, onu övmeyi, parlatmayı seçtiğimiz yönteme baksanıza. Guti'yi yükseltmek için Beşiktaş'ı aşağılıyoruz. Holosko, Nobre, Tabata, Erhan'la Guti nasıl aynı takımda oynar? Oynar işte, Guti ortayı yapar, Nobre kafayı atar Galatasaray'ı yenip dönersin.

Kötü oynar, Beşiktaş'ı oradan alıp buraya getirmez, yanlış transferdir vs, 2.5 milyon euro alır... Bunlar onun suçu değil. Bu adamlara bu paraları verenlere, transfer edenlere neden söz yok?


Toraman'ın diktiği topun havada dönüp yine Beşiktaş kalesine gelişine alışacaksın, Hilbert'in paslarında saç baş yolacaksın, en çok İsmail'e kızacaksın, Holosko'nun yeteneksizliğinde futbolcu olmadığına yanacaksın... Lakin bileceksin, bu oyuncular Beşiktaş takımı futbol tarihinin ortalama üstü futbolcuları olarak tarihteki yerlerini alacaklar.

Yüz yıllık tarihinde 1 tane Guti, 500 tane Holosko olmuşsa, hadi sev yine Guti'yi ama anla, Holosko Beşiktaş'tır...

Onun yeteneksizliğine de küfretme. Çünkü o esasında sensin. Guti yarın gidecek ve sen yine Holoskolarla başbaşa kalacaksın...
5 Ağustos 2010 Perşembe

Yabancı Sayısı Sorununda Progresif Çözümler

Yabancı sayısı nedeniyle yeni transfer yapmakta zorlanan ve hangi oyuncusunu göndereceğine bir türlü karar veremeyen Siyah Beyazlı camiada sorunun çözümüne yönelik enteresan uygulamalar birbiri ardına gündeme geliyor.

Sivok Donduruldu

Bu uygulamaların ilk kurbanı, takımın Çek stoperi Sivok olurken, kendisine Mecidiyeköy Uğur Center' daki Algida dolabında güçlükle yer açılabildi. Aslan Maxlarla ilk etapta uyum sorunu yaşadığı gözlenen Sivok, Magnumlardan da oldukça tedirgin gözüktü. Başkan Demirören' e "başkanım üşüyorum" mesajı gönderen futbolcunun zor durumda olduğu gözlendi.*

Holosko' da Yüz Nakli

Bir diğer çözüm de Slovak forvet Holosko için gündemde. Estetik operasyonla yüzü eski Ankaragüçlü Yılmaz' a benzetilen Holosko' nun bu yöntemle Türk statüsünde oynatılabileceği sızan haberler arasında.

Bobo Çikolata Oluyor

Karakartal' ın Brezilya golcüsüne ise çikolata formülü getiriliyor. Ünlü bir çikolata şirketinin sponsorluğunda geliştirilecek çözüme göre Bobo, bir devre Beşiktaş' tan oynarken diğer devre karşı takıma geçecek ve ilk 10-15 dakikada atacağı goller, maça henüz iki takım da ısınamadığından sayılmayacak.

Sinan Engin Şokta

Bu çözüm tartışmaları camianın gündemini meşgul ederken, bir grup haşarı taraftarın kulübün eski menajeri Sinan Engin' i gece apar topar alıp kale arkasında "gol atınca şişip dans edip sevinen plastik adam" olarak dikmesinin ünlü menajeri adeta küplere bindirdiği de sızan haber arasında. Bu duruma Engin' in yakın çevresine "oldu olacak Ferrari' yi de garaja çekelim" şeklinde espri yapmasının neden olduğu iddia edildi.

* şaka bir yana, geçmiş olsun Tomas Sivok

15 Haziran 2010 Salı

Holosko.. İyi ki Uzatılmış Sözleşmesi

Holosko'nun ligde ayrı, milli takımında ayrı performans gösteren oyunculardan çıkması çok üzdü beni. Bir Beşiktaş performansını düşünün, bir de Dünya Kupası.. Bizdeyken topla hep en dış bölgede buluşurdu (yani ofsaytı bozacak tüm rakipleri önünde, kör noktada değil), buna rağmen hep ofsayta düşerdi. Bakıyorum bugün Yeni Zelanda karşısında ofsayta düşmedi henüz, ideal bir hücumcu gibi; kontrollü. Baskı görünce sinerdi, bugün hiç sinmedi. Gol vuruşları bir hücumcuya göre inanılmaz aksıyordu, henüz gol de kaçırmadı. Golleri de yolda gözüküyor bu 'yeteneği' ve hırsıyla. Maç İnönü'de olsa dahi en büyük hayali kontratak yakalamaktı.. bugünse büyük bir takımın sağ ön oyuncusu gibi; içeri katediyor, çizgiye iniyor, rakiplerinin üstüne üstüne çalışıyor. Beşiktaş'ta İnönü deplasman farketmez uykuda gibi gezerdi, adamı vuvuzelalar da sindiremiyor şu anda. Kızgınım biraz tabi koca seneyi heba ettiği için.. ama bu D.K. performansıyla yolda gözüken Tottenham transferi ve gelecek olan bonservisi düşününce sakinleşiyorum. İyi ki sezonun bitmesine 3 ay kala 3 senelik imzayı basmışız.
9 Ocak 2010 Cumartesi

Yeni Başlayanlar İçin Hološko

Gerek ligimizde gerekse de Avrupa liglerinde top koşturan yabancı oyuncuların isimlerinin telaffuzuna dair tartışmalar geçmişte bir çok kez masaya yatırıldı. Kısaca hatırlayacak olursak; Abel Xavier – Şavyer – Havyer - Zavyer - İksavyer Aurelio – Orelyo – Aurello – Oreliyo Henry – Henri – Hanri - Anri Seedorf – Sedorf – Zedorf – Sidorf Xavi – Şavi – Çavi – Savi – Havi O Shea – O Şi – O Şe – O Şey Peter Kjaer - ??? Dilediğimiz kadar çoğaltmak mümkün. Tabii bunlar hep tartışıldığıyla kaldı, olur da yarın bir gün Gourcuff''un Süper Lig'imize yolu düşerse seyreyleyin eğlenceyi. Bir de Ocak 2006’dan bu yana ülkemizde top koşturan, ama Sabri Ugan ve Emre Tilev dışında ismini doğru telaffuz edemediğimiz ya da etmek istemediğimiz bir Holosko var; fakat daha da kötüsü yaptıkları işin hakkını lâyıkıyla veren bu iki spikerimizin bir çok platformda sırf Holoşko telaffuzundan ötürü tepkilere maruz kaldığına dönem dönem tanıklık etmekteyiz. ''Adama bak 40 yıllık Holosko'ya, Holoşko diyor yaæææ'' Doğru yazılışı aşağıdaki milli takım formasından da görüleceği üzere '' Filip Hološko '' şeklindedir. Keza aynı fotoğrafta Liverpoollu Škrtel'e dair de fikir sahibi olabiliriz. En altta kalan oyuncu da ense traşını ben yapmadım, ama muhtemelen Bochum forması ile izlediğimiz Šestak olmalı. Özel olarak rica etsek böyle bir poz veremezlerdi herhalde, konumuza müteallik bu güzel tesadüf için kendilerine minnettarız.

Söz konusu Š harfini biraz daha açmak gerekirse; Š harfi, Slav dillerinde Boşnak ve Hırvat alfabelerinin 25 , Sloven alfabesinin 20. harfidir. Š harfi aynı zamanda Çekçe, Slovence ve Slovakça’da da yer almaktadır. Sırp ve Makedon alfabelerinin 25 ve 26. harfinin Latin harflerine uyarlanmış biçimi olarak da yine ‘’ Š ‘’ kullanılıyor. Makedon demişken, Sırp asıllı Makedon, eski Malatyasporlu Šakiri'yi ( Şakiri ! ) unutmak olmazdı; keza Sırp olarak da Saša Ilic (Saşa İliç) biçilmiş kaftan. ‘’ Š ‘’nin İngilizce’de karşılığı ‘’ sh ‘’ (Shop – Show – Shake) olarak yazılırken; Almanca’da da ‘’ sch ‘’ ( Schuhmacher, Schafer, Schildenfeld ) şeklinde yazılır. Slovaklar tarafından da, Hırvatlarda olduğu gibi bizdeki ‘’ Ş ‘’ olarak telaffuz edilir. Tıpkı Škrtel (Şikertel), Davor Šuker ve Milan Baroš’da olduğu gibi veya Hannover forveti Štajner (Şıtayner). Kaderde F.Düzağaç'a özenmek de varmış, selam olsun. Bu konuya dair diğer bir noktada tüm '' S ''lerin '' Ş '' olarak okunmaması; yani isminde ''S'' harfini gördüğümüz her Slovak'a şşşşşt demeyeceğiz! Misal, sezon başında ilgilendiğimiz orta saha oyuncusu Marek Sapara ve Ankaragücü'nün Slovak kalecisi Senecky. Bu iki oyuncunun isimlerindeki S harfinde o sözünü ettiğimiz caron (ters şapka) olmadığı için doğal olarak yazıldığı gibi okunuyor, ama yine bir dönem adı Beşiktaş ile anılan Štrba’ya baktığımız vakit Ş telaffuzuna rastlayabiliyoruz. Bu saatten sonra Hološko ismi nasıl seslendirilir bilemiyorum (açıkçası olsa da olur-olmasa da durumu hakim, zira yıllardır bir kulak aşinalığı söz konusu) lâkin Ömer Üründül, Turgay Şeren ve türevlerinin bu konuya ilişkin tutumlarından illallah etmiş futbolseverlerin, sırf Holoşko telaffuzundan ötürü işini doğru yapan spikerlere tepkili olmasının da pek kabul edilebilir olduğu söylenemez. Velhasıl kelam, doğrusu burada izah etmeye çalıştığım gibidir, bundan sonra ne şekilde kullanılacağı ise taraftarın ve Türk spor medyasının inisiyatifine kalmış durumda. Ligin 2.yarısındaki ''yeni başlangıcında'' kendisini Dünya Kupası kadrosuna dahil edecek performansa ulaşması dileğiyle.
4 Aralık 2009 Cuma

Yolunuz Açık Olsun Tello ve Holosko!

Sahte Milliyet haberi tadını yakaladıktan sonra söyleyelim. Bir yere gittikleri yok şimdilik, ama temsil ettikleri ülkelerin Dünya Kupası'ndaki grupları belli oluyor bir saat içinde. Ne diyelim, bizim kura şanssızlığımız size de denk gelmesin, Güney Afrika'lar, Kuzey Kore'ler, Yeni Zelanda'lar düşsün grubunuza. Sonra da sizi iyi bir fiyata okutalım hayırlısıyla artık.
31 Ekim 2009 Cumartesi

Bu takıma Holosko gibi biri lazım abi

Bizim kahvede bugün bu konuşuluyordu, belirtmek isterim ki bu görüşe katılmamak elde değil! Bir düşünsenize; Tabata'nın, Tello'nun ara paslarında zıpkın gibi fırlardı Holoskomuz. Her maç en az iki tane çakardı, çakmakla da kalmaz en az bir tane de Nobre'ye attırırdı. Holosko, hızıyla ve yakışıklılığıyla Beşiktaşımızın gol sorununa kesin çözüm olurdu, Şampiyonlar Ligi'nde tur şimdiden garantiydi. Öyle değil mi? Beşiktaşlının kendi oyuncusuna olan duygusal bağından mı yoksa gidenin gözlerinin bademleşmesinden mi bilinmez... Bir süre takımda oynayıp çeşitli sebeplerden uzak kalan oyuncular takımdaşımın nazarında hemen kıymete biniyor. Tatmin etmeyen futbolun hemen ardından "ah şimdi x olacaktı", "vay şu pozisyonu x yakalasaydı ne atardı"lar... Hayır Holosko varken tatmin eden bir futbol olsaydı anlardım da bu ne be şimdi? Benzer şekilde Delgado... Geçen sene bizi nasıl hayal kırıklığına uğrattığını hatırlatmaya gerek yok. Ama şunu da biliyorum ki sezonun ilk yarısı Beşiktaş için kötü biterse Delgado takımı ikinci yarıda kurtaracak adam olarak önümüze sürülecek. Hepimizi bir umut kaplayacak, bunları yazanlar bizler değilmişiz gibi heyecanla stadlara kahvelere koşacağız. Kötü geçen bir ikinci yarı sonrasındaysa bu sefer "Delgado dönsün diye gönderilen yabancı"yı anacağız muhtemelen. Özetle: Bu takımda Holosko olsaydı ilk yarıda Nihat'ın, ikinci yarıda Ekrem'in yaptıklarından fazlasını yapmazdı. Naçizane görüşüm ya futbolcularla uğraşmayı bırakıp cümlemizi "Bu takıma x gibi bir teknik direktör lazım"a çevirelim ya da bırakalım Mustafa Denizli kendini x yerine koyacak hamleleri daha fazla zaman kaybetmeden yapsın. Futbolcularla uğraşmayı bırakalım diyorum çünkü bu kadar adam (Tello, Bobo, Nobre, Holosko, Nihat, Yusuf) sezona kötü başlamışsa bunun açıklaması tekniktir, taktikseldir, kişisel değil. Bu takıma futbolcu ve teknik adam gibi birileri lazım abi...
31 Ağustos 2009 Pazartesi

Filip Holosko Bekleneni Verdi Mi?

Enteresan bir ülkede yaşıyoruz gerçekten. Bir hakem yorumcusu yorumunu pozisyonla alakasız gerekçelerle yapabiliyor. Örneğin futbol ukalalığı yapmışsanız, rakip topu faullü almış olsa dahi faul yoktur. Çünkü gol yemeyi hak etmişsinizdir. Futbol öyle oyundur. Enteresan bir yaklaşım. Bu yaklaşım pozisyon yorumlarını böyle yapıyorsa hakemliğini nasıl yaptı kim bilir. Manisaspor'lu oyuncu faulden kaçmamış. O yüzden penaltı değilmiş... Kardeşim, ortada kaçılacak bir durum varsa, mantık olarak bir de faul vardır. Hakemler kaçıp kaçılmadığıyla değil, faul olup olmadığıyla ilgilenirler. Renklerin çıkarlarına uygun olunca kaçmayı, uygun olmayınca kaçmamayı bir güzel öğütlüyorsunuz ama..? Örneğin Arda Turan Holosko'nun ayağına yönlenince "Arda penaltıyı aldı, Holosko çok amatör" deniyor, bir başka zaman başka futbolcu yapınca "kaçmadı ki, kaçmadı ki" oluyor. Bizim ülkemize has yorumlar bunlar. "Penaltı, penaltı gibi olacak" yorumu gibi. Fifa oyun kuralları kitabının kaçıncı sayfasında "Penaltı gibi olan penaltı" ibaresi var merak ediyorum. Arda Turan'ın kaçmadığı bacağın sahibine dönelim bir de; Filip Holosko. Büyük umutlarla transfer edilen Slovak oyuncumuz... Alındığı dönemde "Bir Holosko hamlesi bize şampiyonluğu getirebilir" denmişti bonservis bedeli üzerine yapılan konuşmalarda. Tabi o yarım sezonda Holosko iyi oynamasına rağmen şampiyonluğu getiremedi. Demek ki takımın eksik parçası o değilmiş. Şampiyonluk bir sonraki sene geldi. Ligin sonuna doğru kendini bulan Holosko bazı maçlarda "takımın en değerli oyuncusu" mertebesine bile yükseldi. Burak Yılmaz'ı da üzerine koyarsak yaklaşık Rodrigo Tabata bedeline yaklaşır Holosko'nun da maliyeti. İkisinin de bu düzeyde bonservis bedelleri "Dar zamanda yapılmış transferlerin yüksek maliyeti" başlığı altında tarih sayfalarına geçti. Beşiktaş kulübü zaten bir plan-program çerçevesinde yönetilmediği için yaptığı tüm transferler "Dar zaman" statüsünde oluyor. Apar topar Higuain, Diatta gelir. Apar topar Holosko gelir. Apar topar Tabata gelir. Gerçi uzuun uzuun sürelere yayılmış transferin aktörü de olsa olsa Tomas Zapotocny oluyor o da ayrı konu. Bir maça iki maça bakmadan oyuncuları değerlendirmek gerek aslında. Gelişimine, gittiği noktaya, potansiyeline bakmak lazım.
  1. Holosko'nun Beşiktaş'taki 1,5 yıllık serüveni sizce tatminkar mı?
  2. Holosko sizce iyi futbol oynama niyeti olan bir futbol takımının işleyen bir parçası olabilir mi?
  3. Holosko, kendisine verilen bonservis ücretinin hakkını verebildi mi?
  4. Abdel Kader Keita mı? Deivid De Souza mı? Filip Holosko mu?
  5. Colin Kazım Richards mı Filip Holosko mu?
Eh sen de abarttın diyebilirsiniz ancak hayatın gerçekleri bence bizim buradan gördüğümüz gibi değil. Kimse kusura bakmasın ama Filip Holosko'nun oyuncu kalitesinin Kazım Richards'tan önde olduğunu söylerseniz size katılmam. Kazım, Türk milli takımının rotasyon oyuncularından biri. Holosko da aynı şekilde Slovak Milli takımının rotasyon oyuncularından biri. En azından, kilit oyuncusu değil. Robert Vittek, Marek Mintal gibi oyuncularla dönüşümlü oynuyor. 34 maçta attığı 4 golle de takımın gol yükünü çektiğini söylemek mümkün! Zaten Holosko'nun oynadığı hücum hattının gol sıkıntısı çekmemesi mümkün de değil. Hani oyunun iki tarafı diye başlayan cümleler vardır ya, bu da onun gibi. Holosko oyunun iki yanından da öte oyunla ilgili tek bir şeyi iyi yapıyor; fiziği kuvvetli, hızlı koşuyor. Bunun dışında kalan hiç bir özelliği iyi değil. Bazıları vasat bile değil. Örneğin, top kontrolü. Ben tribünden topu kontrolde ne kadar zorlandığını, top daha ona gelmeden kendini kasmasından anlıyorum. Hızı olan bir futbolcu için ne kadar önemlidir top kontrolü. Çünkü topu iyi kontrol edemezseniz hızınızı kullanamazsınız. Ve neticede dripling. Dripling ise Holosko'nun belki de en kötü olduğu özellik. Bir oyuncu hızlı koşuyor diye iyi dripling yaptığını iddia edemezsiniz. Topa takılır, top arkasında kalır, topu istemeden ayağından açar, topla birlikte adama bodoslama çarpar basketbolda olsa hücum faul verilir... Holosko'da bunların olmadığını kimse iddia edemez sanırım. Peki Holosko ne yapar? Pozisyonun yeri, zamanı ne olursa olsun attığınız her pasta rakip kaleye yüzünü dönüp kaleye doğru topla koşmaya başlar. Kendini hayatın tüm dertlerinden sıyırır ve japon çizgi film karakteri gibi kaleye doğru koşar, sadece koşar. Çevre kontrolü yoktur, pozisyonu süzmez... Filip Holosko neticede bir açık alan oyuncusu ise Beşiktaş'ın oyuncusu değildir. Madem açık alan kovalıyoruz Youla bu işin kralını yapardı, onu neden gönderdik? Youla ile Holosko'nun farklı kalitelerin futbolcuları olduğunu söyleyebilir misiniz? Yuh artık, abarttım mı? Hayır, son derece ciddiyim. Holosko'nun bitiriciliği daha iyi diyeceksiniz sanırım. Daha iki gün önce altı pastan taça vurmadı mı? Neresi iyi? Hadi daha iyi olsun, bu Holosko'yu Beşiktaş seviyesinin oyuncusu mu yapar? Beşiktaş gibi topu oynamak zorunda olan takımlar Holosko gibi oyun sadece bir yerinde etkili olan oyuncuları barındırmazlar. Barındırsalar da takım içindeki yerlerini minimize edip sadece o şartlar oluşunca oynatırlar. Zira rakip ceza sahası çevresinde pas yapmak, rakibi pas yaparak yormak, baskı kurmak, rakip sahada kalmak ve oyunu orada oynamak istiyorsanız, üzgünüm Holosko yanlış bir adres. Pas trafiğine doğru katkı yapacak mentalite ve oyun zekası maalesef kendisinde bulunmamakta. Kendisine atılan her pasta dönüp kaleye koşmak isteyen bir zihniyet maalesef Ernst ve Fink'i ileri geri koşturmaktan başka bir işe yaramıyor. Beşiktaş'ın bu kadar koşan, bu kadar mücadele eden bir takım olmasına rağmen rakip kalede yıllardır baskı kuramadığını farkedemedik mi hala? Neden Ernst ve Fink gibi Türk ligi standartlarının çok üstünde iki oyuncuya rağmen oyunu rakip alanda oynayamıyoruz? Neden baskı kuramıyoruz? Cevap çok basit aslında. Holosko'nun her aldığı topu sanki maçın son 10 saniyesi oynanıyormuş gibi kullanması ve Da Silva Bobo'nun doğmak bilmeyen bebeği...
  • Sizce Holosko'nun bugüne kadar gelen Beşiktaş kariyeri tatminkar mı?
  • Bugünden baktığımızda Filip Holosko transferini başarılı bir transfer hamlesi olarak değerlendirebilir miyiz?
  • Bir de bonus sorusu olsun; Rodrigo Tello, Filip Holosko, Da Silva Bobo, Rodrigo Tabata. Bonservislerini ellerine verip yollasak bugün. Galatasaray ve Fenerbahçe kadrolarına katmak için hangisinin peşine düşer?
17 Mayıs 2009 Pazar

HoloSKOR Gazi

İnönü'deki Fenerbahçe maçında orta sahadan aldığı topla tek başına Fenerbahçe yarı sahasını ceza sahasına kadar kat etti ve üst direğe nişanladığı şutla topu ağlara göndermeyi başardı. İnsanüstü bir depar sonrası, ters ayağıyla... Bugün puzzle ın kalan parçasını da, kendi ceza sahasından aldığı topu orta sahaya kadar sürüp son golün asistini yapan isim Ekrem'e çıkararak tamamladı. Bir maçta ayağındaki topla sahanın bir yarısını, bir maçta diğer yarısını kat etti. Topla birlikte ilerlemesine rağmen, kendisini takip eden Ankaragücü'lü futbolcular ancak Holosko'nun koşarken arkasında bıraktığı rüzgarı hissedebildiler. Ertuğrul Hoca Holosko için "benim zamanımda böyle oynamıyordu" demiş. Bu açıklamayı bir eleştiri olarak mı, yoksa bir "öz"eleştiri olarak mı değerlendirmek gerektiği konusunda emin değilim. Ama iki anlamıyla da ele alındığında kimse bir şey kaybetmez sanırım. Eskiden beri özellikle transfer dönemlerinde ya da futbolcuların formsuzluk dönemlerinde eş durumları baya bir gündeme gelir, tartışılırdı. Hem taraftar, hem spor medyası bu durumu birçok kere tiye almıştır, ancak şimdi anlıyorum ki, bir futbolcunun performansının tamamen olmasa bile, en belirleyici faktörlerinden biri de sosyal meseleleriymiş. Bunun futbolcunun moral ve mental anlamda üst seviyede olması için olmazsa olmaz koşul olduğunu biliyorum, ama bu kadar belirleyici olacağını Holosko'nun son haftalardaki performansını görmeseydim bilemezdim. Birkaç ay önce Sivok'la birlikte çifte nikah gerçekleştirdiler. Medyada iki futbolcunun da eşleriyle söz konusu olan özel durumları nedeniyle bunu yaptıkları yazıldı. Holosko'nun bu sorunlar nedeniyle kendini takıma veremediği de yine medyaya yansıyan başka bir noktaydı. Ne diyeyim, herhalde bu meselenin de halledilmiş olmasından memnuniyet duymayan Beşiktaşlı yoktur. Büyüksün HoloSKOR Gazi!!! (Halaskar Gazi: Profesyonel vatan kurtarıcı adına gelmekteymiş. Sözlükten neithergodnorhumanbeing nickli kullanıcı bu tanımlamayı yapmış. Holosko'ya bu yakıştırmayı yaptığımda sadece isim benzerliğinden yola çıkmıştım. Ama işin bu boyutu da manidar olmuş.) http://www.facebook.com/home.php#/video/video.php?v=1164523074448&ref=share
12 Mayıs 2009 Salı

Holosko Orada Oynamaz

Türk futbolunda yeni bir ekol var; "O, orada oynamaz". Sanırım sanıyorlar ki Bobo için, Sivok için, Serdar Özkan için ayrı ayrı taktikler yapılır ve bu oyuncuların başarılı olması sağlanır. Evet, biz bir menajer olsaydık ve tek kriterimiz bu adamların başarısı olsa idi hiç şüphesiz Holosko nerede en iyi oynayabiliyorsa orada oynardı. Modern futbolda ise, takım birlikteliği içinde her futbolcudan maksimum fayda sağlanmaya çalışılıyor. Takımın genel durumu nedeniyle bireylerden bazı feragatlarda bulunmaları isteniyor... Holosko, Sağlam döneminde de, Denizli döneminde de sağ önde görevlendirildi. Enteresandır, Sağlam döneminde "Holosko Orada Oynamaz" eleştirileri Denizli döneminde yok oldu. Holosko aynı Holosko, oynadığı yer aynı, eleştiriler nerede? Velhasıl Holosko bugünlerde Beşiktaş performansının tavan yaptığı günlere dönüş sinyali veriyor. Artık daha kararlı, daha güçlü, daha inatçı ve daha faydalı. Bununla birlikte şu da ortaya çıkıyor, Holosko'nun sıkıntısı mevcut pozisyonuyla ilgili değil kendi fiziksel, zihinsel performansıyla ilgiliymiş. Fizik olarak iyi durumda olan Holosko sağ kanatta da oynar ve faydalı olurmuş... Bir de şu fotoğrafa baktığımda kusmak geliyor içimden... Dayanamadım siz de kusun istedim.
29 Mart 2009 Pazar

Nerede Bizim Çocuklar?

Dün Slovakya ile İngiltere hazırlık maçında karşı karşıya geldiler. Bizim Holosko maça yedek başladı. Genel istatistiğe baktığımızda Mintal ve Vittek'in yedeği konumunda olduğunu görüyoruz. Mintal Nurnberg'in, Vittek ise Lille takımının forveti. Slovak takımının orta sahasında bizim yıllar önce yolladığımız Miroslav Karhan oynuyor. Savunmada ise tanıdık bir isim var; Roman Kratochvil. Bu arada, transfer listesinde olduğu söylenen Marek Sapara da Napoli'de oynayan Marek Hamsik'in ve bizim Miroslav Karhan'ın yedeği konumunda. Holosko'nun 31 maçta 4 gol atma gibi enteresan bir istatistiğe de sahip olduğunu ekleyelim... Övgüyle bahsettiğimiz Tomas Sivok ve Tomas Zapotocny'nin durumları ise daha vahim. Zira onlar artık milli takımlarına yedek olarak bile çağırılmıyorlar. Hatırlarsanız Euro 2008'de Sivok kadroda yer alıp oynama başarısını gösterememişti. Zapotocny ise Çek kadrosunun 28. sıradaki futbolcusu idi ve kadro 25'e inince dışarıda kalmıştı. Bu noktada Çek'lerin Türkiye maceralarının Milli takım kariyerlerine olumlu bir etki yapmadığını da rahatlıkla görebiliyoruz. Peki bizimkiler yokken kimler var milli takımlarında, bir de ona bakmak lazım. Savunma bölgesinde Grygera, Rozenhal, Jankulovski, Ujfalusi gibi "kemik" isimler mevcut. Ancak bizim sezon başında sol bek için tercih etmediğimiz Michal Kadlec (Leverkusen) ve 20 yaşındaki Sparta Prag stoperi Marek Suchy kendilerine kadroda yer açmayı başarmışlar. Sivok'un yer bulabileceği ortasahada ise Çek Cumhuriyeti sıkıntı yaşıyor. Zira oyuncu kalitesi bir yana, oyuncuların oynadığı takımların kalitesinin düşük olduğunu görüyoruz; Anderlecht, West Ham, Copenhagen, Osasuna, Reading gibi takımların arasında "Beşiktaş" ismini sokamamışız... Beşiktaş'ın ve oyuncularının Avrupa futbolunun neresinde olduğunu anlamamıza yardımcı olur diye düşünüyorum...
30 Ocak 2009 Cuma

Nobre? Holosko? Bobo? Peki Hangisi Yedek?

Anketimizin genel görüntüsü ortaya çıkmış gibi. %35 Nobre %44 Holosko %21 Bobo yedekliğini oylamış. Yani Bobo-Nobre ileri ikilisini görmek istiyoruz. Şahsen benim de oylamam böyle oldu; Holosko. İçeride Bobo-Nobre oynayıp dışarıda Bobo-Holosko ikilisi tercih edilebilir. Nobre kapalı savunmalara, Bobo-Holosko açıklara daha etkili hücum oyuncuları. Bu bağlamda bence Bobo-Holosko aynı tip oyuncular. Nobre daha statik bir oyuncu ve tarzı farklı. Holosko da sağ açıkta oynama özelliğiyle diğerlerinden ayrılıyor. Gel gelelim her şey bu kadar da değil. "Taktik şablon" diye de bir olay var. 4-2-3-1'de Holosko yedek kalmaz. Üçlünün sağında Bobo mu oynayacak yani? Haydaaa gitti bizim anket çöpe. Ne yapacağız şimdi? Taktik değiştirelim! Çift forvete dönelim Bobo-Nobre için. Arkaya da Delgado/Yusuf'u da koydun mu şimdi ne olacak? Arkada üçlü Tello-Sivok-Cisse ne kadar tutar? Bir yerden doluyorsa diğer yerden boşalıyor... İşte Beşiktaş gerçeği...
3 Haziran 2008 Salı

Udinese Zengin Oldu


Son dönemde Beşiktaş yönetimi, belirlediği kulüpleri zengin etme yoluna gidiyor. Vestel Manisa örneği ortada duruyor

Filip Holosko = 5 Milyon Euro + Burak Yılmaz ( 2 Milyon Euro ) + Koray Avcı ( 1 Milyon Euro )

Filip Holosko = 8 Milyon Euro

Eder mi? Bence uzaktan yakından alakası yok. Bobo eder mi? Onun da uzaktan yakından alakası yok.

Gelelim Tomas Sivok'a. Sivok'un Udinese maliyeti nedir? Cevap: 1.985.000 Euro.

Nasıl fiyat? Alıyorsunuz, 3-5 maç oynatıp kiraya veriyorsunuz. Sonra da maliyetinin iki katına pazarlıyorsunuz (4.000.000 Euro).

Zapotocny ile Sivok'un toplam bonservislerinin 7 milyon euro civarında olduğu söyleniyordu. Bu mantıkla Zapotocny'nin de bonservis maliyeti 3.000.000 Euro civarında demektir.

Sizce Zapotocny Udinese'ye hangi şartlarda transfer olmuştur? 3.000.000 Euro? 5.000.000 Euro? Hayır yanıldınız arkadaşım, maliyeti; 500.000 Euro.

Udinese İçin; Sivok + Zapotocny = 2.485.000 Euro
Fenerbahçe İçin; Emre Belözoğlu = 4.400.000 Euro
Trabzonspor İçin; Burak Yılmaz + Selçuk İnan = 4.000.000 Euro
Beşiktaş İçin; Filip Holosko = 5.000.000 Euro + Burak Yılmaz + Koray Avcı
Beşiktaş İçin; Sivok + Zapotocny = 7.000.000 Euro

Gözlerinizden Öperim...

Uyanın!

Ara