Deivson Da Sİlva Bobo etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Deivson Da Sİlva Bobo etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
3 Kasım 2009 Salı
Sihir
Futbol iki oyuncunun bireysel olarak mukayese edilip tercih edildiği bir oyun değil. Mustafa Denizli'nin de Bobo/Nobre tercihinde oyuncuların salt bireysel kapasitelerini düşündüğünü iddia edemeyiz. Bir futbolcunun oynayıp oynamamasında rakip, psikolojik faktörler, diğer oyuncuların seçimi, oyun planı, oyun stratejisi önemli yer tutar. O oynasın, bu oynasın derken o oyuncuların etrafında kimlerin oynayacağını, oyun stratejisini de ifade etmezsek boşa konuşmuş oluruz.
Beni bilen bilir. Oyuncu kapasitesi açısından Bobo / Nobre mukayesesinde tercihim açıktır. Lakin bu yukarıda saymış olduğum sebeplerle yetersiz bir yorumdur. Burada önemli olan takımın hangi stratejiyle ve hangi oyuncularla sahada bulunacağıdır.
Sezon başından beri gördüğümüz kadarıyla Beşiktaş artık büyük düşünen bir takım değil. Kendi kapasitesi teknik heyet tarafından farkedildi ve son derece "haddini bilen" bir takım haline geldik. Belki bunu bir geçiş süreci olarak ta yorumlayabiliriz. Tabii geçiş emarelerini de görmek kaydıyla. Öyle bir gelişim yok.
Nobre hücum eden takımlar için bence Türkiye'nin 1 numaralı forveti. Bunun tartışılmaya açılmasını da anlamlı bulmuyorum. Fenerbahçe kariyeri oyuncu kapasitesini ortaya koyuyor zaten. Bu özelliğiyle Nobre'yi irdelemek anlamsız. Her Alex eleştirisinde Allah'ın emri gibi "İstatistik" kağıdını önümüze koyanlar getirsin bir de Nobre'ninkini koysunlar. Nobre gol atamıyorsa bu Nobre'nin değil Nobre'nin arkasında oynayanların yetersizliğidir.
Ancak fiziki durum, psikolojik şartlar futbolun çok önemli parçaları. Nobre sezon başından beri, hatta geçtiğimiz sezon başından beri sakatlıklarla uğraşıyor. Esas kozu fiziksel üstünlüğü olan bir oyuncunun bu tip sakatlıklardan nasıl etkileneceği çok açık.
Yukarıda dediğim gibi, bir de oyun planı var elbette. Beşiktaş'ta Nobre'nin etkin olabilmesi için bulunması gereken hiç bir futbol anlayışı mevcut değil. Tempo düşük, önde basmıyorsun, rakibi abluka altına almıyorsun, kanatları efektif kullanmıyorsun. Bu şartlarda Nobre'nin en önemli özelliklerini hiç kullanmıyorsun. Fenerbahçe'de kaleciye de basan Nobre'nin top rakibe geçtiğinde orta sahaya doğru yürümesini hangi futbol değeriyle açıklayabilirsiniz?
İşte siz oyun planınızı böyle kurarsanız Nobre de doğal olarak kadronuzun "gereksiz" elemanı oluverir. Beşiktaş önde basmayacak, oyunu önde oynamayacak, rakibi içeride-dışarıda bozmayacak bir takım gibi oynayacaksa hiç şüphesiz "Bobo" oynamalı. Zira Bobo'nun "sihir" üretme gücü Nobre'den daha önde. Olur olmadık yerde, bilinçli veya bilinçsiz bir vuruş yapar, top üç kişiye çarpar ve gol olur. Biri şut çeker Bobo'ya çarpar gol olur.
Eğer gol üretiminizi "sihir" üzerine kuruyorsanız bu akşam Bobo oynamalı. Maçın ilerleyen bölümlerinde de eğer rakibi rahatsız etme ihtiyacı varsa Nobre girmeli.
ve bugün ben inanıyorum ki o sihri Bobo yaratacak...
Etiketler:Deivson Da Sİlva Bobo,Mert Nobre | 15
Yorum
9 Haziran 2009 Salı
Bobo Neden Satılamıyor?
Bobo'nun transfer hikayesi oldukça ilginç bir hal aldı. Kendisi yaklaşık 1 senedir satış listesinde ancak teklif edilen rakamlarla talep edilen rakamlar arasındaki ciddi uçurumlar transferin gerçekleşmesine mani oluyor.
Geçtiğimiz yıl da buna benzer bir durum vardı. Beşiktaş, Reflex Sports Management isimli menajerlik şirketine Bobo'nun satışı için yetki vermişti. Sonra Dinamo Kiev'le görüşmeler başladı. 6 veririm, 8 alırım derken günlerce bekledik, bir haber çıkmadı. 3 ay boyunca satılmaya çalışılan Bobo, ya kendi gitmedi ya başka bir şey oldu ve takımda kaldı.
Bugün yine aynı senaryo gündemde. Bu kez, artık gitmek isteyen taraf Da Silva Bobo. En azından Yunanistan'a gitmeye gönüllü olduğunu Yunan medyasına yaptığı açıklamalardan biliyoruz. Geçtiğimiz hafta içi Olympiakos yöneticileriyle görüşüldüğünü de biliyoruz. Sonuç? Yine olumsuz. Yine teklifle talep edilen arasında büyük bir uçurum var.
Ancak bu yıl durum farklı. Bobo'nun sözleşmesinin son senesi içerisindeyiz. Normal şartlarda, Bobo ahış şahım bir oyuncu olsa bir büyük avrupa takımı onu alıp çoktan götürmüştü. Mehmet Topal'ların Sevilla'larla dedikodusunun çıktığı dönemde, Olympiakos, Dinamo Kiev, orta sıra Fransız takımları dışında eli ayağı düzgün bir talip çıkmaması da "pazar" ın Bobo'nun değerini nasıl belirlediğini ortaya koyuyor.
Şimdi sıkıntı şu. Beşiktaş zaten Bobo'yu elden çıkarma derdinde. Ama para etmiyor. Ederinden satıldığında da taraftar baskısından çekiniliyor. Bobo'nun Türkiye'deki algısı ile global futbol pazarındaki değeri arasındaki fark, 2 senedir basit bir transferi gerçekleşmez kılıyor. 4-5 milyon euro'ya satma iradesi gösterilemediğinden ve daha yüksek teklif alınamadığından iş içinden çıkılmaz bir hal almış durumda.
Bu şartlarda satmayıp sözleşme yenilesen, yamuk takım içi maaş dengesi nedeniyle 2 milyon euro da maaşa ödemek durumda kalacaksın. Satsan iyi paraya gitmiyor, satmasan sözleşmesi bitiyor...
Gel de çık işin içinden...
Etiketler:Deivson Da Sİlva Bobo | 74
Yorum
20 Mayıs 2009 Çarşamba
10 üzerinden 7
Yıldız golcülerin, unutulmayan son vuruş aktörlerinin hepsinde ortak bir yön var. Karakteristik bir özellik ön plana çıkmış ve bu öne çıkan özellik onları unutulmaz yapmış. Jardel, Tanju gibi futbolcular çerçeveci olmalarıyla hatırlanırdı. Ayaklarına gelen 10 topun mutlaka 9'unu kaleye gönderirlerdi. Hakan Şükür iyi bir koşucuydu ama elbette şanı, şöhreti hava toplarına hakimiyetinden geliyordu. Bergkamp vücut çalımının ustasıydı, Maradona bilek döndürme manyağıydı. Hami Mandıralı serbest vuruş psikopatıydı.
Yani bir şekilde futbola damga vurmuş olan bu isimlerin mutlaka öne çıkan bir veya biden fazla yönü var. Şimdi geliyoruz Bobo'ya bakıyoruz adamda her türlü şey var. Top sürebiliyor, vücut çalımı atabiliyor, asist yeteneği var, son vuruş kabiliyeti var, hava toplarını alabiliyor, defansın arkasına sarkabiliyor.
Hepsini yapıyor iyi, güzel, hoş ama hiçbiri 10 üzerinden 9 veya 8 değil. Bu onun dezavantajı. Onu avantajlı kılan ise bambaşka bir hadise. Çünkü bahsini ettiğimiz bütün meziyetler kendisinde var ve hepsi vasat çizgisinin sadece "biraz" üstünde.
Diğer yıldızlara baktığımızda ise mutlaka bir özelliğin 10 üzerinden 5 veya daha aşağıda olduğunu görüyoruz. Hakan Şükür maç içinde harcadığı efordan dolayı son vuruşlarda etkisizdi, Tanju'da top tutma ve asist yapma becerisi yoktu, Hami plase yapamazdı.
Gol vuruşlarına bakın, Bobo'nun müthiş bir zenginlik sahibi olduğunu göreceksiniz. Yeri geldiğinde plaseyi de aşırtmayı da tam köşenin ağlarını alan kafa vuruşunu da gelişine voleyi de yapabiliyor bu adam. Yapabiliyor ama dediğim gibi taş çatlasa 10 üzerinden 7 düzeyinde yapıyor. Bobo'yu tutanlar belki de en çok bu her şeyi az veya çok yapabilme kapasitesinden dolayı tutuyorlar, sevmeyenler ise baskın bir özelliğini görememekten yakınıyorlar.
Fakat eklenmesi gereken bir başka nokta daha var. Bobo'nun bariz bir şekilde zamanlama problemi yaşadığı ayan beyan ortada. Hamle zamanlamasını çoğu zaman tutturamıyor. Bu açık bir şekilde ritm bozukluğudur. Yarım saniyelik erken veya geç hereket birçok pozisyonun heba olmasına sebebiyet veriyor. Belki de 10 üzerinden 7'lerin hiçbirinin daha yukarıya çıkamamasında bu zaafiyetin etkisi vardır, kimbilir...
Etiketler:Beşiktaş,Deivson Da Sİlva Bobo,Jokond | 5
Yorum
4 Mayıs 2009 Pazartesi
Taraftarlık elbette duyguyla yapılan bir iş. Yani taraftar oyuncusunu, takımını sevmek ve onunla duygusal bağ kurmak ister. Bazen aşık olunan kişinin hatalarını görmemek, görememek gibi yan etkileri de mevcuttur.
Ancak yöneticilik duygusallıkla hareket etmemeyi gerektirir. Benim bir taraftar olarak futbola bakışım daha çok yönetici bakışı gibidir. Bundan zevk alırım ve size en çok bu ters gelir. Normaldir.
Tello daha Sağlam döneminde "gitsin" derken böyle bir sebeple diyordum zaten. Ertuğrul Sağlam'ın gitmesinin temel sebebi Da Silva Bobo, Filip Holosko ve Rodrigo Tello'nun kafada soru işaretleri oluşturacak derecede isteksiz oluşlarıdır.
Ben 20 Nisan 2009'da Beşiktaş'ın zayıf halkaları isimli yazımda tam da dünkü maçın işaretlerini vermeye çalışmıştım. En ihtiyacınız olduğu zamanda ortadan kaybolan insanlar bunlar.
Tello bırakın şut atıp dripling yapmayı, korner bile atamayacak kadar değişken performans gösteriyorsa ve siz onda ısrar ediyorsanız "onu sat bunu sat, kimi oynatacaksın" anlayışının yanı sıra 3. sıra 4. sıra takımı olmaktan öteye gidemezsiniz.
Şimdi siz Delgado'ya, Tello'ya ve belki de Bobo'ya nefret kusuyorsunuz. En önemli maçta sizi yalnız bıraktılar. Bilmem kaç maçdır size bir Fenerbahçe galibiyeti veremediler. Bense beklenmedik hiçbir şey izlememiş olmanın rahatlığıyla oturuyorum. Burada amacım "ben demiştim!" diyebilmek değil.
Oyuncularımıza gerekmeyen değerler veriyoruz. Kim yedek kalmalı anketi yapıyoruz Nobre çıkıyor. Nobre sakatlansın da görelim diyoruz ve gerçekten sakatlanıyor. Nerede 30. dakikada Bobooo Bobooo tezahüratı yaptığınız adam? Şimdi de deniyor ki Bobo'nun yanında Nobre olsa sen gör onu. İyi bari, benim yanımda Xavi - Iniesta olsa görün siz...
Sözün özü, yukarıda resimde görülen oyuncular Beşiktaş'ın zayıf halkalarıdır. Bunların arasındaki Matias Delgado diğerlerinden daha büyük bir zayıf halka değildir. Aralarında günah keçisi olacak kadar fark yoktur.
Velhasıl, "onu sat / bunu sat kimi oynatacaksın" diyenlere, naçizane diyorum ki, bu adamların varlıkları buyken, yoklukları neden dert olsun?
Etiketler:Deivson Da Sİlva Bobo,Matias Delgado,Rodrigo Tello | 27
Yorum
1 Mart 2009 Pazar
Bobo Gidici
Niye böyle diyorum? Kendisi şu açıklamaları yapmış:
"Bobo, Beşiktaş Dergisi'nin Mart ayı sayısında yer alan röportajında, ''Bir ömrü İstanbul;da geçirir misin'' sorusuna ''Kesinlikle geçiririm'' yanıtını verirken, jübilesi için de ''Buna da cevabım, kesinlikle isterim. Kaldı ki yapacağım da'' dedi."
24 yaşında adama "Jübileni Beşiktaş'ta yapmak ister misin?" diye soran adamı da alkışlıyorum buradan.
Neyse, röportajı yapanın Beşiktaş Dergisi olduğunu düşünürsek, bu Bobo için bir PR çalışması olsun diyelim. (wishful thinking)
Etiketler:Deivson Da Sİlva Bobo | 2
Yorum
26 Şubat 2009 Perşembe
Önemli Olan, Maçı Nasil Bitirdiğindir
Mustafa Denizli vecizelerinden biridir; "Maça nasıl başladığın değil, nasıl bitirdiğindir önemli olan" sözü. Geçtiğimiz günlerde bir istatistik yayınlandı. Bugün de yazılı basında kendine yer bulmuş bu konu. Beşiktaş'ta yedekten gelip gol atma başarısı gösteren tek oyuncusu Da Silva Bobo olmuş. Elbette bir oyuncunun katkısını sadece gol atıp atmadığına göre değerlendirmek mümkün değil ama bu da bir veridir neticede.
Günümüzde Beşiktaş üzerine yapılan yorumlarda Bobo'nun ilk 11'de başlaması gerektiği söyleniyor. Bu fikre katılıp katılmadığım önemli değil. Bobo da elbet 11'de başlayabilir. Ancak Bobo'yu 11'de başlatmanın, yedekten gelip gol atan tek oyuncuyu yani elimizdeki tek ciddi kozu, maçın başında oynadığımız anlamına geldiğini de yadsıyamayız. Bu bir tercihtir ve üzerinde düşünülmesi gerekir.
Bobo-Nobre hücum hattıyla başlanılan bir maçta eğer kilidi açamıyorsak hangi kozu sahaya süreceğimiz belirsiz. Bu bağlamda Yusuf Şimşek'in - her ne kadar iyi oynamıyor da olsa- 70. dakikada saha kenarında tozluklarını düzeltmesi beni mutlu eder. Neticede Yusuf, Türkiye ligi için oyunuyla olmasa bile, ismiyle her takım için bir tehdittir.
Bir futbol takımı tüm kozlarını, maçın başında sahaya sürmez. Sürerse bir aksilik halinde gidişatı değiştirmesi mümkün olmaz. Neticede taraftarın 30. dakikada Bobo Bobo tezahüratı yaptığını biliyoruz. Bobo'nun 11'de başladığı bir maçta kim için tezahürat yapacağı, kimden gelip maçı çevirmesini isteyeceğini bilemiyoruz.
İşte sırf bu yüzden bile Bobo/Nobre ikilisinden birinin yedek kulübesinde oturması önemlidir. Ben Bobo yedek otursun, iş sıkışınca girsin demiyorum. Gerekli strateji üretilmişse Bobo-Nobre beraber de başlayabilir. Ancak Bobo-Nobre ikilisini düşleyenlerin bu stratejiyi ne kadar önemsediklerinden emin değilim.
Ancak Mustafa Denizli gibi bir hocanın (iyi-kötü demiyorum, oyunu satranç hamleleri gibi yorumlayan bir teknik direktörün) bu hesabı da yaptığından eminim. O yüzden Bobo/Nobre kullanımına eleştirel gözle bakmıyorum...
Etiketler:Deivson Da Sİlva Bobo,Jessie,Mert Nobre | 2
Yorum
4 Şubat 2009 Çarşamba
Ruh Halimizin Kartal Tedirginliği
Geçtiğimiz pazar adeta bir Cem Dizdar'mışcasına önce rakı sofrasında Fener mezesiyle başladığım geceyi, ilk defa gittiğim kapalı üstte geleneksel Beşiktaş-Antalyaspor spor şenliği kapsamındaki maç ile sonlandırdım. Ne de güzel yaptım, sefam olsun yahu da tribünden camianın hali daha bir net anlaşılıyor bittabi. Her bir tribün yüreğinin götürdüğü yere gitmiş, kafa karışıklığından rakiplere mi sarsak, Beşiktaş diye mi bağırsak yoksa sahadaki aksak takıma mı baksak karar verilememiş, başkan yine maçta yok, teknik direktörü kimse benimsememiş, saha içinde tek tek baktığında kötü oynayan kimse yok ama takım da yine top oynamıyor. Nerede o eksik parça diye kendi kendime söylenirken, net olarak şunu gördüm sadece, eksik parça değil, eksik, parçaların biraraya gelmemesi, gelmek istememesi, gelememesi.
Çok sıkıcı bir ilk yarıydı. Taraftar Mustafa Denizli'nin dediği gibi yüreği ağzında seyrediyor maçları, ama yine de sahadaki siklet farkından dolayı galibiyetten emindim. Tuvaletten geldiğim an Tello'nun o golünü çok net görebildiğim için kendimi şanslı adlediyorum, heralde onu da kaçırsaydım, maçta ne oldu deseler, sadece bol bol işedim diyebilirdim. İkinci yarı takım bizim önümüze geldiğinden mi, Holosko oyuna girdiğinden mi ya da beklentilerimizin düştüğünden mi bilinmez, sekseninci dakikaya kadar baskılı ve iyi oynar gibi gözüktük ama herhangi bir net pozisyon da aklımda kalmadı hani. Yusufun bir kaç ince işi, Holoskonun bir kaç deparı bir de Delgadonun eksikliği. (Gel lan artık)
Gerçi maç esnasında asıl olayı kaçırmışım meğer, onu da söylemek lazım. İlk yarının ortalarıydı, gol gelmeden bir beş on dakika önce kapalının ortasından Bobo sesleri yükseldi, öyle çok da uzun sürmedi, ya da bana öyle geldi. Ertesi gün bir de ne göreyim, Nobre alınmış, taraftar karışmış, Jessie de şaşırmış. Ben de şaşırıyorum açıkcası, bu takımın kendi kendine karışma becerisinin bu kadar yüksek olmasına. Nobre konusunda elbet bir sorun var ki bu zamana dek sözleşmesi bir türlü uzamadı ama bunu taraftarla veya teknik direktörle ilişkilendirmek de yanlış olur. Olay Juan Figer'in bildik menajer cinliklerinden başka birşey değil gibi şu an. Çünkü her maç Nobre Nobre diye inleyen tribünlerin, Bobo demesinin ya da geldiğinden beri Nobreyi takımın as futbolcusu ilan eden Denizlinin onu 75. dakikada çıkarmasının büyük suçlar olduğunu düşünmüyorum. Burada tek suçlu varsa, imza parası için büyük meblağlar isteyip işi yokuşa süren Juan Figer'dir, gerisi de safsatadır.
Ha yönetimi göndermek bizim işimiz değil diyen ve bu fikirlerine katıldığım kapalının ortasındaki arkadaşlar neden teknik direktörün işine karışırlar o da ayrı konu. Bakın Lig Tv'ye ya da hakemlere demiyorum. Tabi ki o konularda müdahil olacaklar ama sanane Bobo'dan, Holosko'dan, sen sahadaki adama desteğini ver de, gerekirse Bobo'nun, Holosko'nun hesabı gün gelir sorulur elbet. Eğer sahadaki takımın sisteminin bilmem kaç maçtır 4-3-3 olduğunu, o 4-3-3'ün ilerideki üçlüsünün sağ ve soldaki adamlarının kanat özellikli forvet olduklarını, bu yüzden Bobonun o sağda veya solda oynayamadığını, Holoskonun ise sağda oynarken sırıttığını, üçlünün ortasındaki adamın hava toplarında etkili, duvar özelliği olan bir santrafor olması gerektiğini, bu özelliklerin de sadece Nobrede olduğunu, Bobonun da ancak Nobrenin yedeği olabilceğini düşünürse bu arkadaşlar, bazı sorunlar kendiliğinden hallolabilir.
Etiketler:Beautiful Freak,Deivson Da Sİlva Bobo,Juan Figer,Mert Nobre | 0
Yorum
30 Ocak 2009 Cuma
Nobre? Holosko? Bobo? Peki Hangisi Yedek?
Anketimizin genel görüntüsü ortaya çıkmış gibi.
%35 Nobre
%44 Holosko
%21 Bobo
yedekliğini oylamış.
Yani Bobo-Nobre ileri ikilisini görmek istiyoruz. Şahsen benim de oylamam böyle oldu; Holosko. İçeride Bobo-Nobre oynayıp dışarıda Bobo-Holosko ikilisi tercih edilebilir. Nobre kapalı savunmalara, Bobo-Holosko açıklara daha etkili hücum oyuncuları. Bu bağlamda bence Bobo-Holosko aynı tip oyuncular. Nobre daha statik bir oyuncu ve tarzı farklı. Holosko da sağ açıkta oynama özelliğiyle diğerlerinden ayrılıyor.
Gel gelelim her şey bu kadar da değil. "Taktik şablon" diye de bir olay var. 4-2-3-1'de Holosko yedek kalmaz. Üçlünün sağında Bobo mu oynayacak yani? Haydaaa gitti bizim anket çöpe. Ne yapacağız şimdi? Taktik değiştirelim! Çift forvete dönelim Bobo-Nobre için. Arkaya da Delgado/Yusuf'u da koydun mu şimdi ne olacak? Arkada üçlü Tello-Sivok-Cisse ne kadar tutar?
Bir yerden doluyorsa diğer yerden boşalıyor...
İşte Beşiktaş gerçeği...
Etiketler:Deivson Da Sİlva Bobo,Filip Holosko,Jessie,Mert Nobre | 5
Yorum
13 Haziran 2008 Cuma
Bobo Gitti
Demirören'in İsviçre'de Dinamo Kiev yöneticileriyle 10 milyon Euro bonservis bedelinde anlaştığı söyleniyor. Olay Bobo'yu ikna etmeye kalmış. Aynı Nuri'nin durumu. Enteresandır hep ikna etmeye çalışan bizim yönetim oluyor. Satarken sen ikna ediyorsun, alırken yine sen ikna ediyorsun. Ne biçim işse bu.Ha, Bobo ne zaman gitti derseniz, Belediye maçından çok önce derim. Sezon ortasında bu karar verildi. Sadece o günün şartlarında üzerinde ciddi baskı hisseden yönetimin cesareti yoktu yapamadılar. Şimdi yapıyorlar. Bu iş bitti artık. O takım veya bu takım farketmez, Sağlam'ın da "Bobo'yu satmak gibi bir planımız yok" lafları sadece inanılırlıklarını zedeler başka bir anlamı olmaz. Zaten ne inanınırlıkları varsa... Asbaşkan açıklama yapıyor, Fotomaç kadar inandırıcılığı yok. Adam söylerken inanmıyor, haberci yazarken inanmıyor, okuyan da okurken inanmıyor. İt ürür kervan yürür salak sulak işler işte... O adama mı kızacaksın, ona oy verene mi kızacaksın, üç transfer için, Beşiktaş TV gibi popülist vaadlere kanan, Okan Buruk'lar, Mustafa Doğan'lar için Demirören'e destek veren tribününe mi kızacaksın....
Kim ne derse desin; Yıldırım Demirören'in Beşiktaş'ın başkanı olması, kapalının kalbini geri vereceğim beyanatıyla gerçekleşmiştir.
Allah aşkına bu tribün şimdi kimi protesto ediyor? Kim yarattı peki bu canavarı biri bana anlatsın...
Bunu da ayrıca işleriz...
Etiketler:Deivson Da Sİlva Bobo | 0
Yorum
Kaydol:
Kayıtlar
(Atom)
Ara
-
DERBİ POZİSYON ANALİZLERİ - 1- 0:24 saniye! Gatasaray'ın ilk etkili atağı. Burada en büyük hata *Jailson'un partneri Serdar Aziz'e gereksiz yakınlığı oldu.* Seri burada muhteşem bi...6 yıl önce
-
Feda, Sefa, Farklı Olsun bu Defa - Beşiktaş'ın son dönemini iki ana çizgi olarak ikiye ayırmak mümkün. 1- Yıldırım Demirören dönemi 2- Fikret Orman dönemi. Ben Yıldırım Demirören dönemini te...7 yıl önce
-
Bir Sağ Bek, Üç Mevki: Aaron Wan-Bissaka - Premier Lig geçtiğimiz hafta başladı. Hem takım hem de oyuncu bazında her sezon yeni bir hikaye demek. Galiba geçtiğimiz sezon hiç de fena bir görüntü verm...8 yıl önce
-
Duhuliye - Duhuliye'den 5 ay önce haberim oldu. O da bu fotoğraf sayesinde. Bunca zamandır nasıl hiç duymamışım derken, etrafımdaki çoğu Beşiktaşlının da bilmediğ...9 yıl önce
-
Euroleague bwin Mart 2015 MVP Nemanja Bjelica Röportajı - Fenerbahçe Ülker dokuz maçlık bir galibiyet serisi yakalamış durumda ve 2008-2009 sezonundan bu yana ilk kez Euroleague 'playoff'larına katılma hakkını ...11 yıl önce
-
Önce krampon, sonra performans - Her çocuk gibi sokaklarda başlayan futbol maceramız, bazı çocukların yaptığı gibi benim de toprak sahada devam etmişti. Sonrası okul, iş, hayat mücadele...11 yıl önce
-
NBA: Bir Ayın Ardından... (Part 1) - Her ne kadar başlığımızda bir aylık zaman dilimini ele aldıysak gerek tembellik, gerek iş güç yüzünden yazının paylaşılması, gerekli güncellemeler yapıldı...11 yıl önce
-
Manchester United - Burnley maçı - Manchester'ın ligin yeni takımı Burnley deplasmanında galibiyet alması bekleniyordu ama yine olmadı. Geride kalan 3 haftada takım henüz galibiyet görem...12 yıl önce
-
Bu Sefer Bahanem Var - Yine ihmal ettim blogu ama bu sefer sağlam bahanem var. Son 9 senedeki ikinci kıtalar arası taşınma olayına kalkıştım. Bilenler bilir, son 9 senedir Avu...12 yıl önce
-
Babylon Dergisi Röportajı - http://www.aliece.com/2013/11/babylon-dergi-ali-ece-roportaji/#more-189512 yıl önce
-
Arsenal Kendine İnanıyor - Arsene Wenger'in sözleriyle, *"İyi bir rakibe karşı alınmış tatmin edici galibiyet." *Arsenal hafta sonu Liverpool'u oyun dışı bırakarak, bölüm bölüm saha...12 yıl önce
-
Hiç Unutmadığım... - 17 sene önce bugün tek bir imzanın milyonlarca insanı bu kadar etkileyebileceğini tahmin edemezsiniz. O adam hakkında bir sürü yazı yazdım, hala okuyan ...13 yıl önce
-
-