Rodrigo Tello etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Rodrigo Tello etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
21 Temmuz 2010 Çarşamba
Old Trafford'da Heyecanlanmak...
Saatler 7.30'u gösteriyor... Umutlarımız zaten dibe vurmuş, soğuk memleketteki erken maçtan kötü haberler geliyor... Hayatımızda gördüğümüz göreceğimiz en güzel stadyumlardan birindeyiz... Yanımda en sevdiğim oturuyor, şu hayatta onun dışındaki tek sevgilimin sahaya çıkmasını bekliyoruz...
Sahaya çıkanları 1 sene önce bu kıyafetlerle görsem, tanıyamam bile belki... Ama şimdi gördüğümde içimi ısıtıyorlar... Çok güzel bir zaferin ertesinde büyük heyecanla gelmişiz oraya... Gel gör ki en güvendiklerimizden biri sahada değil, 7-8 sıra yukarımızda sahaya en fazla bizim kadar etki edebilecek bir yerde oturuyor...
Maç başlayana kadar bin tane şey düşünüyorum, söylüyorum, buralara karalıyorum ama aklımın köşesine bir tek şey takılıp kalıyor... "Old Trafford'da gol pozisyonu heyecanı yaşayalım" diyebiliyorum, "fazlası mühim değil, heyecanlanmak kafi"...
Gel gör ki maç başlayınca ilerki haftalarda yapacaklarının sinyalini veren Gibson şutlamaya başlıyor Beşiktaş kalesini... Ama fark etmiyor, orada 70 bin kişinin içinde ayakta dururken ve sahada senin takımın oynarken daha fazlasını görmek istiyorsun. O gol heyecanını yaşama isteği daha çok dolduruyor içini...
Sonra bir mucize oluyor... "Her şeyi sen hallet" Tello, her şeyi yapmaya çalışırken artık hiç bir şey yapamaz hale gelmiş, ayakta dururken bile sinirimi zıplatan Tello bir rüyayı gerçek kılıyor benim için... Old Trafford'da 60 küsur bin rakip şaşkın şaşkın bize bakarken biz acaip bir gürültü çıkarıyoruz o anda... Tabii ki herkesin derdi aynıymış o kadar kilometre yol teperken... Hep derler ya, hayaller gerçeğe çıkınca başlar hayal kırıklıkları diye... Zırvalıyorlar... Aşkı bilmeyen adamdır peşinden koştuğu kadını elde ettiğinde ondan vazgeç-ebil-en... Bu da öyle işte... Hayal gerçeğe dönünce daha fazlasını istiyor aşık adam... Fırsat da geliyor ama olmuyor.. Yarabbim Fink'in vurduğu o top direğin sol yanağına vurup giderken saniyede 20 çarpmaya başlayan kalbim duruyor mu ne!!
Sonra sonra anlıyorum ki, kalbim henüz tempo tutmaya başlamış... Evra'nın slalomları, Rüştü'nün tokatları, yumrukları... Her saniye, her saniye, ve her saniye daha stresli... Koduğumun Brit mimarisi bizimki gibi de değil, kafanı kaldırsan da, sağa da baksan sola da kırmızı formalı adamlar görüyorsun, nerede benim İnönü'mün huzur veren Gümüşsuyu yokuşu! Kaç kere kalbim durmak üzereyken İTÜ'nün güzel cephesine bakıp sakinleşmişim kim bilir... Hayır olmuyor, neredeyse gözümün önüne gelen İTÜ bile sakinleştiremiyor beni... Oradaki 70 bin adam gibi... Herkes yüzde bir milyon kez konsantre sahada olanlara... Hiç kimsenin aklına başka bir şey gelmiyor...
Ve evet... Beşiktaş kazanmak üzere; mucizevi hamleler, girmeyen toplar ve oluyor... Beşiktaş kazanıyor...
Bunları gerçek kılan bin tane faktör var elbette... Yazılacak çok şey, hatırlanacak onlarca şey... Çoğu Beşiktaşlı için bile büyük bir anlam ifade etmiyor bu galibiyet, ama unutulmamalı ki İngiltere deplasmanında iki maçta 14 gol yiyen takımın aynı memleketteki iki deplasmandan ise gol yemeden 6 puanla döndüğü belgeleniyor o gün... Taksi şöförü de, Londra'da stadyumdaki adam da takdir ediyor Beşiktaş'ı... Lineker Beşiktaş'ın savunmadaki başarısını anlatıyor... O gün belki de muhtemel Robinho transferiyle eş değerde bir bilinirlik yakalıyor Beşiktaş... Olmadık memleketlerde olmadık insanlar bana gelip, tuttuğum takımın Manchester'ı bu sene yendiğini anlatıyorlar...
Yeri geldi mi hovarda, yeri geldi mi çapkın, bazen ailesinin yanında olan, bazen alkol denizinde yüzen, ve neticede bazen oynayan bazen oynamayan; sanki bize o sahadaki diğer herkesten çok benzeyen bir adamın çıkardığı o sert şut imza atıyor güzel kasım akşamına... Hayatımın sonuna kadar unutamayacağım, çok büyük bir anı hediye ediyor bana... Bu kadar yazıp teşekkür etmek yetmez... Her gelişinde, her selamında teşekkür etmeli ona... İyi ki geldin Beşiktaş'a Tello... Transferinden hemen sonra heyecanla izlediğim Copa America'da ters kademelere girişini gördüğümde heyecanlandığım, İbrahim Üzülmez'den formayı çalacağına inandığım büyük sol bek... İyi ki geçti yolun İnönü'den... Yolun açık olsun...
Sahaya çıkanları 1 sene önce bu kıyafetlerle görsem, tanıyamam bile belki... Ama şimdi gördüğümde içimi ısıtıyorlar... Çok güzel bir zaferin ertesinde büyük heyecanla gelmişiz oraya... Gel gör ki en güvendiklerimizden biri sahada değil, 7-8 sıra yukarımızda sahaya en fazla bizim kadar etki edebilecek bir yerde oturuyor...
Maç başlayana kadar bin tane şey düşünüyorum, söylüyorum, buralara karalıyorum ama aklımın köşesine bir tek şey takılıp kalıyor... "Old Trafford'da gol pozisyonu heyecanı yaşayalım" diyebiliyorum, "fazlası mühim değil, heyecanlanmak kafi"...
Gel gör ki maç başlayınca ilerki haftalarda yapacaklarının sinyalini veren Gibson şutlamaya başlıyor Beşiktaş kalesini... Ama fark etmiyor, orada 70 bin kişinin içinde ayakta dururken ve sahada senin takımın oynarken daha fazlasını görmek istiyorsun. O gol heyecanını yaşama isteği daha çok dolduruyor içini...
Sonra bir mucize oluyor... "Her şeyi sen hallet" Tello, her şeyi yapmaya çalışırken artık hiç bir şey yapamaz hale gelmiş, ayakta dururken bile sinirimi zıplatan Tello bir rüyayı gerçek kılıyor benim için... Old Trafford'da 60 küsur bin rakip şaşkın şaşkın bize bakarken biz acaip bir gürültü çıkarıyoruz o anda... Tabii ki herkesin derdi aynıymış o kadar kilometre yol teperken... Hep derler ya, hayaller gerçeğe çıkınca başlar hayal kırıklıkları diye... Zırvalıyorlar... Aşkı bilmeyen adamdır peşinden koştuğu kadını elde ettiğinde ondan vazgeç-ebil-en... Bu da öyle işte... Hayal gerçeğe dönünce daha fazlasını istiyor aşık adam... Fırsat da geliyor ama olmuyor.. Yarabbim Fink'in vurduğu o top direğin sol yanağına vurup giderken saniyede 20 çarpmaya başlayan kalbim duruyor mu ne!!
Sonra sonra anlıyorum ki, kalbim henüz tempo tutmaya başlamış... Evra'nın slalomları, Rüştü'nün tokatları, yumrukları... Her saniye, her saniye, ve her saniye daha stresli... Koduğumun Brit mimarisi bizimki gibi de değil, kafanı kaldırsan da, sağa da baksan sola da kırmızı formalı adamlar görüyorsun, nerede benim İnönü'mün huzur veren Gümüşsuyu yokuşu! Kaç kere kalbim durmak üzereyken İTÜ'nün güzel cephesine bakıp sakinleşmişim kim bilir... Hayır olmuyor, neredeyse gözümün önüne gelen İTÜ bile sakinleştiremiyor beni... Oradaki 70 bin adam gibi... Herkes yüzde bir milyon kez konsantre sahada olanlara... Hiç kimsenin aklına başka bir şey gelmiyor...
Ve evet... Beşiktaş kazanmak üzere; mucizevi hamleler, girmeyen toplar ve oluyor... Beşiktaş kazanıyor...
Bunları gerçek kılan bin tane faktör var elbette... Yazılacak çok şey, hatırlanacak onlarca şey... Çoğu Beşiktaşlı için bile büyük bir anlam ifade etmiyor bu galibiyet, ama unutulmamalı ki İngiltere deplasmanında iki maçta 14 gol yiyen takımın aynı memleketteki iki deplasmandan ise gol yemeden 6 puanla döndüğü belgeleniyor o gün... Taksi şöförü de, Londra'da stadyumdaki adam da takdir ediyor Beşiktaş'ı... Lineker Beşiktaş'ın savunmadaki başarısını anlatıyor... O gün belki de muhtemel Robinho transferiyle eş değerde bir bilinirlik yakalıyor Beşiktaş... Olmadık memleketlerde olmadık insanlar bana gelip, tuttuğum takımın Manchester'ı bu sene yendiğini anlatıyorlar...
Yeri geldi mi hovarda, yeri geldi mi çapkın, bazen ailesinin yanında olan, bazen alkol denizinde yüzen, ve neticede bazen oynayan bazen oynamayan; sanki bize o sahadaki diğer herkesten çok benzeyen bir adamın çıkardığı o sert şut imza atıyor güzel kasım akşamına... Hayatımın sonuna kadar unutamayacağım, çok büyük bir anı hediye ediyor bana... Bu kadar yazıp teşekkür etmek yetmez... Her gelişinde, her selamında teşekkür etmeli ona... İyi ki geldin Beşiktaş'a Tello... Transferinden hemen sonra heyecanla izlediğim Copa America'da ters kademelere girişini gördüğümde heyecanlandığım, İbrahim Üzülmez'den formayı çalacağına inandığım büyük sol bek... İyi ki geçti yolun İnönü'den... Yolun açık olsun...
Etiketler:Rodrigo Tello,Yuki The Zorba | 6
Yorum
20 Temmuz 2010 Salı
Güle Güle Rodrigo
Etiketler:fitneci,Rodrigo Tello | 82
Yorum
4 Aralık 2009 Cuma
Yolunuz Açık Olsun Tello ve Holosko!

Sahte Milliyet haberi tadını yakaladıktan sonra söyleyelim. Bir yere gittikleri yok şimdilik, ama temsil ettikleri ülkelerin Dünya Kupası'ndaki grupları belli oluyor bir saat içinde.
Ne diyelim, bizim kura şanssızlığımız size de denk gelmesin, Güney Afrika'lar, Kuzey Kore'ler, Yeni Zelanda'lar düşsün grubunuza. Sonra da sizi iyi bir fiyata okutalım hayırlısıyla artık.
Etiketler:Filip Holosko,Rodrigo Tello,semioticus,Shelbyl | 5
Yorum
29 Ekim 2009 Perşembe
433 Tello Otur Sıfır !
Rakip takım taraftarlarından oluşan arkadaş çevrem ve akrabalarla Beşiktaş’ı konuşup, tartışmaktan mümkün olduğunca uzak durmaya özen gösteriyorum. Hatta 2 gün önce marketten ekmeğimi almış evin yolunu tutarken 20 metre önümdeki 50 yaş üstü F.bahçeli komşumuzu görünce, eşofman ve terlikle yolumu değiştirme şansım olmadığı için adımlarımı küçültüp, benden önce apartmana girmesini bekledim. Altı üstü 30 saniyelik asansör bekleme seansı ve 15 saniyelik kabin içi sohbeti, ama cidden katlanılmaz bir hâl alıyorlar; yok yani ‘’M.Denizli, gol sıkıntısı, puan tablosu vs.’’ zaten alışkın ve hazırlıklı olduğumuz konular, lâkin ayak üstü yarım dakikada ne cevap verebilirsin ? Kıytırıktan bir gülüş ya da ‘’haklısın’’ deyip adamın tatmin olmasını sağlamaktan başka yapacak bir şeyin olmuyor, ufak çocuk olsa kopar ekmeğin ucunu tıka ağzına sussun, ama yok !
Maalesef son dönemlerde Beşiktaşlı çevrem ve takip ettiğim forum-blog sitelerinde de benzer sıkıntıları gözlemliyorum; ama bu sıkıntının temelinde objektiflikten nasibini alamamış ve nasıl geçirdik kültürü ile yoğrulmuş bir kitle olmadığı için kendimi ortamdan soyutlamaya yönelik çözüm arayışlarım da olmuyor. Bizdeki sıkıntı daha çok Bobocu, Nobreci, Tellocu, şucu-bucu diye bölünmelerden ve taraf olma anlayışına kazandırdığımız farklılıklardan kaynaklanıyor. Bu ne kadar zarar veriyor ya da neden böyle oluyor, tüm bunlar ayrı bir tartışma konusu tabi.
İstatistiksel olarak öne çıkan ve beklentilerin üzerinde işler yapan adamlar, hele bir de göze hoş gelen gollere imza atıyorsa bir anda vazgeçilmez hatta dokunulmaz olabiliyorlar. Halbuki bugün Ferrara bile Del Piero için "Del Piero takımın kaptanı ve sembol oyuncusu. Benim seçimlerimden çok memnun olmayabilir ancak benim elimde en üst seviyede dört forvet bulunuyor" diyebilmekte. Sığ düşünmeye devam edip de ‘’beklentilerin üzerinde iş yapıyorsa, daha ne istiyorsun!’’ diyenler şüphesiz olacaktır, ona da birazdan değineceğim.
Şimdi burada Tello kötü, yetersiz, bu ligde iş yapamaz diyecek halim yok elbet, nitekim geçen yıl şampiyonluğunda da hatırı sayılır katkıları olmuştur, ama Denizli’nin oynatmaya çalışıp da yanlış oyuncu tercihlerinden ötürü tam manasıyla hakkını veremediğimiz 4-3-3 sisteminde Tello şu an en fazla sırıtan oyuncuların başında geliyor, ama ne hikmetse Bobo-Nobre / Üzülmez-İsmail / Tabata ve Denizli’nin tavşanları tartışmaları arasında kaynayıp gidiyor. Halbuki an itibariyle Tello’dan ala tavşan yok; sol bek, sol ön, orta 5’linin solu gibi dolgun bir CV’ye sahip olmasına rağmen, ısrarla sahip olduğu özelliklerin yetersiz kalacağı bölgelerde tercih ediliyor. Bu kimi zaman sağ ve sol forvet pozisyonu olurken, zaman zaman da orta 3lünün bir parçası olarak karşımıza çıkıyor.
Peki nedir Tello deyince ilk akla gelenler ?
İyi bir sol ayak, isabetli ortalar, oyun zekası, etkili frikik, duran toplar ve uzun mesafeli şutlar(hatta Denizli yukarıya astığım resmi görürse, pivot santrafor olarak da kullanmak isteyebilir)
Gelgelelim Tello, teke tek kaldığı pozisyonlarda (Keita gibi) çalım ile rakip beki ekarte edemez; Tello, (Arda gibi) sıfıra inip rakip savunmanın dengesini bozacak toplar kesemez; Tello, (Kewell gibi) girdiği pozisyonları yüksek yüzde ile bitiremez; Tello, (Serdar Özkan gibi) beki ile rakip çizgi oyuncusu arasına girip, 2.bir savunmacı pozisyonunu alamaz; Tello, (Holosko gibi) kenardan savunma arkasına topsuz koşular yapamaz; Tello, (Delgado gibi) adam eksiltip, kendi şutunu kendi yaratamaz; ama işte bu yapamaz-edemez dediklerimin hepsi kenar forvet oyuncusunun sahip olması gereken temel özelliklerin başında geldiği gibi, 3lü forvet oynayan takımların da neredeyse hücum güçlerinin tamamı anlamına geliyor. G.saray’ın kaybetmiş olduğu puanlar sonrası ‘’Keita ve Arda (Kewell) ’’ durgundu – etkisizdi eleştirilerinin yükselmesi bu yüzdendir. Bu yüzden Rijkaard Arda’yı orta 3lüde kullandığı vakit, sezon başı kenar forvette sergilediği performansa atıfta bulunuluyor, fakat biz kenar forvetlerin kaymağını yiyemediğimiz için hücum sıkıntılarını tartışırken Tello'nun yapamadıklarını neredeyse hiç önemsemiyoruz; hatta 1'e 1'de adam eksiltip, çizgiye inebilen tek silahımız Serdar'ı da harcamak için fırsat kolluyoruz. G.saray’dan yola çıktım çünkü gözümüzün önünde 4-3-3 oynayan tek takım ve bize nazire yaparcasına ileri 3lüye yatkın özellikte oyuncu tercihleri söz konusu.
Tello’nun yol açtığı sıkıntılar bunlarla sınırlı değil; Denizli’nin geçen yıl tanımış olduğu sınırsız özgürlük, Delgado’nun hareket alanını sınırladığı gibi bu sene de Tabata ve diğer hücum elemanlarının sürelerinden yemesine ve serbestliklerinin kısıtlanmasına yol açıyor. Başlangıçta belirttiğim bölünmelerden ötürü şu dakikadan itibaren gelebilecek olası Delgadocu yakıştırmalarına hazırlıklı olmam gerektiğinin farkındayım, ama söylemek istediğim şey fazlasıyla net; Tello 3.forvet olarak sahada yer alıp, (ki maç içinde Rüştü’nün başlatmak istediği hızlı hücumlarda degajlarının yöneldiği ve karşılaması beklenen en uç elemanımızın çoğu zaman Tello görünmesi verilen serbestliğin en önemli göstergelerindendir ) özgürlük tanındığı süreçte, Delgado orta 3lünün bir parçası ve takım savunmasına katkı sağlaması beklenen isim konumunda oluyordu. Nitekim savunma bilinci Delgado’ya oranla daha gelişmiş olan Tello serbest takılırken; Delgado, sisteme ayak uydurması beklenen oyuncu konumundaydı. Görev dağılımındaki bu terslikler ve oyuncuları doğru kodlayamamız çoğu zaman söz konusu iki ismin yeteneklerinin daha yararlı şekilde kullanılamaması gibi sıkıntıları doğurmakla beraber, orta alan savunmasını da sekteye uğratıyordu. Tello’nun geniş alandaki hız eksikliğini ve hava hakimiyetinin olmayışını da diğer problemler olarak not edebiliriz. (Bu sıkıntı daha çok kendisine veya koşu yoluna yöneltilen uzun ve yüksek topların kontrolünde ve değerlendirilmesinde boy gösteriyor)
Tabi buna rağmen geride bıraktığımız sezon Tello’nun 9-11 arası asistini göz ardı etmek olmaz, fakat şu an maç maç sıralayacak durumda olmasam da söz konusu asistlerin 2-3 tanesi dışında bunların görev aldığı mevkiden bağımsız olarak duran top ve geriden gönderdiği uzun ve derin paslarla geldiğini rahatlıkla söyleyebilirim. İşte bu da en başında değinmiş olduğum ‘’yaptıklarına rağmen, yetersiz buluyorum’’ eleştirisinin çıkış noktası. Tello’nun o duran topları kullanması ya da geriden bu pasları çıkarması için 3.forvet ya da hücum yönlendiricisi olarak görev almasına gerek yok, çünkü bu uğurda bir takım oyuncuların performansını da olumsuz yönde etkilemekteydi. Ne zamanki bu asistler oyun içinde ve kaleye yakın noktalarda, ‘’bizim de kenar forvetlerimiz iş yapıyor’’ dedirtecek nitelikte olur işte o zaman Tello’nun saha içindeki varlığı rahatsızlık uyandırmaz.
Aksi taktirde Tello’nun şu ana kadar Nobre’den,(120dk) Bobo’dan(124dk) ve Serdar Özkan’dan (324dk), toplamda da 568 dakika fazla forma şansı bulması pek kabul edilebilir ve kolay anlaşılabilir bir şey değil. Keza Holosko içinde aynı şey geçerli, o’nun da sakatlığına kadar ilk 5 hafta ve Avrupa’da 390 dakika süre almasına karşın, aynı süreçte Tello’nun 456 dakika süre aldığı gerçeği var. Lafın belini kıracak olursak, Tello bu takımın hücum gücünü kaldırabilecek ve yönlendirebilecek bir isim olmadığı gibi 3lü forvet ve 3lü orta saha oyuncusunun barındırması gereken öncelikli ve esas meziyetlere de sahip değildir, ama baktığımızda vazgeçilmezlik, dokunulmazlık, saha içi özgürlüğü gibi haklar tanınmasının yanında en fazla süre alan hücumcuların da başında geliyor. Beklentileri bu denli arttırmanın ekstra bir getirisi olmayacaktır.
Diğer yandan geçen yıl başlayan ve bu sezon da boy gösteren aldığı maaşın düşüklüğü ve zam istediğine dair söylentiler artarak devam etmekte, ne derece doğru bilmiyorum ama Carlos-Gökhan Gönül, Lincoln-Nonda(Arda), Rico-Nobre arasında da (örnekler çoğaltılabilir) aldıkları ücretler ve sergiledikleri performanslar arasında büyük farklar olmasına karşın, bugüne bugün Nobre’nin, ''Rico benim 2 katımdan fazla para kazanıyor, ama istatistikleri benim çok çok altımda, ben de zam isterim'' dediğine ya da maaşlar arasındaki uçurumun diğer futbolcuların performansına olumsuz etki ettiğine şahit olmadık. Sözleşmesi bittiğinde ya da dolmasına 1 sene kala yenileme yapıldığında zam talebinde bulunması en doğal hakkıdır ama şu şartlar altında ve kontratı 2011 Haziran’ında bitecekken bu sebepten ötürü sorun çıkarmasının da ‘’hayrola hemşerim’’ dedirtecek türden bir davranış olduğunu belirtelim.
Tello'dan yararlanacağımız maçlar olacaktır ama bana göre 4-3-3'te hiçbir önceliği haketmemektedir. Az kalsın unutuyordum; ''442 Delgado Otur Sıfır''
Etiketler:eksibesiktas,Rodrigo Tello | 9
Yorum
11 Ekim 2009 Pazar
Bizim Çocuklar
Milli takım arası bir süredir Beşiktaş için kurtarıcı oluyor. Şöyle bir 6 ay 1 sene her hafta milli maç oynansa hem oyuncular hem yönetim bayram yapacak!
Bir bakalım bakalım bizimkiler ne alemde...
Türk Milli takımında olan oyuncularımız belli; İsmail Köybaşı, Rüştü Reçber, Yusuf Şimşek, Nihat Kahveci. Ne acı bir tablo, bugün Rüştü, Yusuf, Nihat futbolu bıraksa kimse niye bıraktın demez. İsmail dışındaki milli oyuncularımız bunlar maalesef. Kaliteli yabancı oyuncu almak istediğimizde alamayıp 35 yaşındaki ihtiyar olanlarını alabiliyoruz ya o hesap. Yusuf, Nihat, Rüştü kariyerlerinin yerle bir olmadığı dönemlerde Beşiktaş'ta olurlar mıydı, sanmıyorum. Sadece şu görüntüye bakıp bile üzülebilirsiniz. Fenerbahçe ve Galatasaray Sercan'ın peşindeler biz Nihat Kahveci'nin, Galatasaray Caner'i kiralıyor biz Yusuf. Al işte Yusuf şampiyon yaptı seni, peki artık bugün olmuş dünün yarınlarını ne yapacağız?
Prag semalarında ise güzel bir haber mevcut. Artık Tomas Sivok Çek takımının asli stoperlerinden biri olma yolunda uygun adım ilerliyor. Shaktar'daki Tomas Hübschman'la birlikte iyi bir ikili oluşturdular. Dün de Polonya'yı 2-0'la geçtiler. Beşiktaş'ta sarı kart görmeden rahat uyumayan Sivok orada onu da görmemiş, önemli bir gelişme. Peki Sivok oynuyor da kim oynamıyor diyeceksiniz, Hamburg'lu David Rozehnal. Bir de kötü haber vereyim; Çek Cumhuriyeti Dünya kupasında maalesef olmayacak. Gitme ihtimali San Marino'nun Slovenya'dan puan alma ihtimalinden düşük, düşünün. Enteresandır, Holosko'lu bir dünya kupası izliyor olacağız. Ben de merak ediyorum açıkçası kendisini. Matteo Ferrari İtalya, Fabian Ernst ülkelerinin milli takımlarında olmadıkları için onlarla ilgili bilgiyi Ümraniye muhabirimizden alabilirsiniz.
Güney Amerika kıtasında enteresan işler oluyor gerçekten. Dün sabah oynanan Arjantin - Peru maçı maçtan öte felaket filmi gibiydi son 20 dakika. Ama öyle bir 20 dakika oldu ki ne kadar anlatsak boş. Bu arada, bizim Tello Kolombiya'daydı. Hatırlatayım 39'luk Oscar Cordoba'nın yedek olarak beklediği Kolombiya. Cordoba'yı hatırlatmak için, bizim efsane kaleci işte, maç sattı diye paketlenen... Bu arada, Tello'nun keyfi yerinde. Kolombiya barlarında takılmış, eğlenmiş işte. Kadroda yok yine. Kadro demişken 11 değil, 18'de yok arkadaş. Her defasında buradan oraya kadar gidip formayı bile giyemeden gezip eğlenip dönüyor. Sonra 4 hafta ara ki bulasın bu özel yeteneği...
Etiketler:Rodrigo Tello,Tomas Sivok | 30
Yorum
30 Temmuz 2009 Perşembe
Allah'ın Adını Verdim, Bir Sus...
Öncelikle henüz herhangi bir yalanlama gelmemiş olan haberimizi okuyalım:
Sonrasını ise bilemiyorum, umarım sakin olabilirim de klavyemden çok ağır kelimeler çıkmaz:
Sen nasıl bir insansın yahu?? Bütün basın "Tello maaşına zam istedi", "Tello mutsuz", "Tello depresyonda" diye inlerken, Tello'nun tek yaptığı çıkıp "Ben maaşımdan memnunum" demek oldu. Hem de Delgado'nun yattığı yerden 2.1 milyon Avro aldığı bir ortamda, sadece 900 bin Avro alırken. Ayıp yahu. Günah. Sen kimsin de Tello'ya "çekip gitsin" diyebiliyorsun. Geçtiğimiz sezonki şampiyonluktaki payın ne? Sık sık çıkıp abuk subuk konuşmalar yapmaktan başka ne işe yararsın? (Örneğin, avukat olarak aylarca Del Bosque davasını kazanacağımızı söyledin, ama kazanamadık, orada herhangi bir katkıda bulunabildin mi?) Bir tane futbolcu transferinde payın oldu mu?? Bir tane aklı başında açıklaman oldu mu??
Üzgünüm ama Levent, Rodrigo'nun parmağı bile etmezsin. "Levent mi gitsin, Rodrigo mu?" diye anket yapsak, Levent %95'ten aşağı çıkarsa bu söylediklerimi yalarım aynen. Daha da ileri gidemiyorsam yaşındandır, başka bir şeyden sanma.
Etiketler:Levent Erdoğan,molosztash,Rodrigo Tello | 20
Yorum
4 Mayıs 2009 Pazartesi
Taraftarlık elbette duyguyla yapılan bir iş. Yani taraftar oyuncusunu, takımını sevmek ve onunla duygusal bağ kurmak ister. Bazen aşık olunan kişinin hatalarını görmemek, görememek gibi yan etkileri de mevcuttur.
Ancak yöneticilik duygusallıkla hareket etmemeyi gerektirir. Benim bir taraftar olarak futbola bakışım daha çok yönetici bakışı gibidir. Bundan zevk alırım ve size en çok bu ters gelir. Normaldir.
Tello daha Sağlam döneminde "gitsin" derken böyle bir sebeple diyordum zaten. Ertuğrul Sağlam'ın gitmesinin temel sebebi Da Silva Bobo, Filip Holosko ve Rodrigo Tello'nun kafada soru işaretleri oluşturacak derecede isteksiz oluşlarıdır.
Ben 20 Nisan 2009'da Beşiktaş'ın zayıf halkaları isimli yazımda tam da dünkü maçın işaretlerini vermeye çalışmıştım. En ihtiyacınız olduğu zamanda ortadan kaybolan insanlar bunlar.
Tello bırakın şut atıp dripling yapmayı, korner bile atamayacak kadar değişken performans gösteriyorsa ve siz onda ısrar ediyorsanız "onu sat bunu sat, kimi oynatacaksın" anlayışının yanı sıra 3. sıra 4. sıra takımı olmaktan öteye gidemezsiniz.
Şimdi siz Delgado'ya, Tello'ya ve belki de Bobo'ya nefret kusuyorsunuz. En önemli maçta sizi yalnız bıraktılar. Bilmem kaç maçdır size bir Fenerbahçe galibiyeti veremediler. Bense beklenmedik hiçbir şey izlememiş olmanın rahatlığıyla oturuyorum. Burada amacım "ben demiştim!" diyebilmek değil.
Oyuncularımıza gerekmeyen değerler veriyoruz. Kim yedek kalmalı anketi yapıyoruz Nobre çıkıyor. Nobre sakatlansın da görelim diyoruz ve gerçekten sakatlanıyor. Nerede 30. dakikada Bobooo Bobooo tezahüratı yaptığınız adam? Şimdi de deniyor ki Bobo'nun yanında Nobre olsa sen gör onu. İyi bari, benim yanımda Xavi - Iniesta olsa görün siz...
Sözün özü, yukarıda resimde görülen oyuncular Beşiktaş'ın zayıf halkalarıdır. Bunların arasındaki Matias Delgado diğerlerinden daha büyük bir zayıf halka değildir. Aralarında günah keçisi olacak kadar fark yoktur.
Velhasıl, "onu sat / bunu sat kimi oynatacaksın" diyenlere, naçizane diyorum ki, bu adamların varlıkları buyken, yoklukları neden dert olsun?
Etiketler:Deivson Da Sİlva Bobo,Matias Delgado,Rodrigo Tello | 27
Yorum
8 Şubat 2009 Pazar
Ya tamam ya devam maçı...
Basının en sevdiği klişe başlıklardan biridir: "Ya Tamam Ya Devam Maçı"... O yüzden şu an Beşiktaş'ın durumunu anlatmakta kullanılabilecek en doğru yol bu meşhur klişeyi kullanmak...
Beşiktaş Mustafa Denizli'yle yedinci veya sekizinci defa "ya tamam ya devam maçı"na çıkıyor... Bu iş ligin bu kadar erken haftalarında karşınıza çıkıyorsa, büyük sıkıntınız var demektir... Mümkün mertebe spor sayfası okumaktan kaçındığımdan, gazetelerin saçmalıklarını spor sitelerinden gözüme çarptığı ölçüde takip ediyorum... Son bomba "2009'a süper başlayan Beşiktaş"tı... Kimleri yenmiş Beşiktaş bakalım;
- Yorgunluktan ayakta duramayan Werder Bremen
- Gaziantep BB
- Mucize bir Gaziantepsor galibiyeti
- Denizlispor
- Sezonun garibanı Antalyaspor
- Antalyaspor
- Antalyaspor
Sanırım bu maçların üçünü stadyumda takip edebildim... Sık sık yaptığım bir iştir, üst üste kaç pas yapabildiğimizi sayarım... Örneğin, ligdeki Antalyaspor maçında, benim yakalayabildiğim üst üste beş pas sadece bir defa söz konusu oldu... İşin komik tarafı, bu beş pasın aktörü sadece iki futbolcuydu... Yani şu an televizyonda izlediğim Tottenham Arsenal maçında üst üste yirmi pas yapıp atağa kalkan futbol takımlarının yanında, abartmıyorum, dört pas yapamayan bir takımdan bahsediyoruz... PES, FIFA oynarken bile bilirsiniz ki, iki üç kere pas yaparsanız sahaya yayılırsınız, daha geniş alan kullanabilirsiniz, en önemlisi rakibi üzerinize çeker ve pozisyon bulmaya başlarsınız... Bu takıma monte edilmeye çalışılan Ernst ve gariban Sivok orta sahada kaç kere kendilerini Gökhan Zan ve Zapo'ya gösterebildiler? Daha önemlisi, hala savunmanızda topu dan dun vuran Gökhan Zan'la oynarsanız, nasıl ileri adım atabilirsiniz?
Bu takımın reçetesi, Ertuğrul Sağlam'ın 2007 ve 2008 yıllarında Eylül sonuna kadar oynattığı futbolda gizli... Kendisine ihanet etmeseydi, şu anda şampiyonluk yarışındaki bir Beşiktaş'tan bahsediyor olacaktık... Sol bekte oynamak zorunda olan şımarık Tello, göbekte bu işi en iyi yapan Sivok Zapo olmadan Beşiktaş'ın oynadığına futbol demek imkansız... İki yıldır muhtemelen kaprislerine katlanamayarak Tello'yu ekonomik kullanamadığı bitik enerjisiyle serbest orta saha rolünde oynatmak futbol cinayetidir... Göbekte işleyen sistemden vazgeçip, Sivok'u orta sahaya kaydırmak ancak Zihni Sinir'e yakışacak bir harekettir... Üstelik artık elinde sadece Uğur değil, Ernst de varken... Sonra tabii ki savunmadan çıkamayan toplardan, olmayan akınlardan, "bloklar arası kopukluk"tan bahsederiz... Futbol düşünüldüğü kadar komplex bir oyun değildir...
Etiketler:Ertuğrul Sağlam,Mustafa Denizli,Rodrigo Tello,Yuki The Zorba | 4
Yorum
10 Eylül 2008 Çarşamba
Hisseli Spekülasyonlar Kumpanyası
Ligin daha üçüncü haftasında kader haftalarına giren bir takım var koskoca ligde o da Beşiktaş. Nedeni basit, yönetimsel hataların beş sezondaki biriktirdikleri. Fenerbahçe bildiğiniz gibi, isterse kazanır istemiyorsa kaybeder. Halbuki Beşiktaş'ın öyle bir şansı yok, kaybediyorsa mutlaka kadro kalitesizliğindendir. Galatasaray'ın sorunu tabi ki hocası yoksa mükemmel bir takım! Ama Beşiktaş kazansa bile kadrosu sorun kimilerince. Trabzonspor derseniz, onlar zaten yeni kurulmuş bir takım, ligde kredileri en yüksek takım. Ama işte Beşiktaş'ın bu sezon istikrar yakalaması için ilk haftalarda sendelememesi gerekiyor zira hem taraftarı hem de tarafsız!! spor basını üzerine çullanmak için zaman kaybetmeyecektir. Hatta şu an Sergen Yalçın ve Hakan Ünsal Beşiktaş bir kaybetse de Tello solda, Holosko sağda oynamalı demedik mi demek için ellerini avuşturuyolardır.
Halbuki beri yanda, gündemde oluşturulmaya çalışılan sol bek sıkıntısı ve Yattara tehlikesine rağmen Ertuğrul Sağlam kadrosunu bozmayacağını söylüyor. İşte budur hocam dik durmak. Siz dik durun yeter ki, kaybetmek önemli değil. Gerçekten inanmak zor ama nasıl oluyor da oluyor 5 sezondur Türkiyede olan bir futbolcu için daha yeni tehlike zilleri çalınıyor. Ulan Yattara'yı Tello değil de Üzülmez tutar gibi abuk bir fikri nerden çıkarıyorsunuz bu bir, ikincisi de madem Yattara'nın tutulup tutulması bu kadar gündem oluyor, neden olaya bir de Trabzonspor açısından bakılmıyor anlamak mümkün değil. Olayın bir başka boyutu da merak ediyorum Yattara'yı kaç sol bek tutabilir süper ligde? Geçen sene değil miydi Yattara'nın Carlosu sarhoş ettiği maç. İki kere iki dört, Yattara karşısındaki her futbolcuyu zor duruma düşürebilecek bir futbolcu ama aynı zamanda da sorunlu, sorumsuz bir futbolcu.
Herneyse. Başa dönersek eğer dediğim gibi sezonun ilk kırılma noktası Beşiktaş için. İlk kırılma noktası geçilirse ilerideki kırılma noktalarına hem moralli hem de sistemli bir takım olarak ilerlemek mümkün. Yeter ki spekülasyonlardan uzak temiz bir kafa ile ilerlensin.
Halbuki beri yanda, gündemde oluşturulmaya çalışılan sol bek sıkıntısı ve Yattara tehlikesine rağmen Ertuğrul Sağlam kadrosunu bozmayacağını söylüyor. İşte budur hocam dik durmak. Siz dik durun yeter ki, kaybetmek önemli değil. Gerçekten inanmak zor ama nasıl oluyor da oluyor 5 sezondur Türkiyede olan bir futbolcu için daha yeni tehlike zilleri çalınıyor. Ulan Yattara'yı Tello değil de Üzülmez tutar gibi abuk bir fikri nerden çıkarıyorsunuz bu bir, ikincisi de madem Yattara'nın tutulup tutulması bu kadar gündem oluyor, neden olaya bir de Trabzonspor açısından bakılmıyor anlamak mümkün değil. Olayın bir başka boyutu da merak ediyorum Yattara'yı kaç sol bek tutabilir süper ligde? Geçen sene değil miydi Yattara'nın Carlosu sarhoş ettiği maç. İki kere iki dört, Yattara karşısındaki her futbolcuyu zor duruma düşürebilecek bir futbolcu ama aynı zamanda da sorunlu, sorumsuz bir futbolcu.
Herneyse. Başa dönersek eğer dediğim gibi sezonun ilk kırılma noktası Beşiktaş için. İlk kırılma noktası geçilirse ilerideki kırılma noktalarına hem moralli hem de sistemli bir takım olarak ilerlemek mümkün. Yeter ki spekülasyonlardan uzak temiz bir kafa ile ilerlensin.
Etiketler:İbrahimaYattara,Rodrigo Tello | 0
Yorum
Kaydol:
Kayıtlar
(Atom)
Ara
-
DERBİ POZİSYON ANALİZLERİ - 1- 0:24 saniye! Gatasaray'ın ilk etkili atağı. Burada en büyük hata *Jailson'un partneri Serdar Aziz'e gereksiz yakınlığı oldu.* Seri burada muhteşem bi...6 yıl önce
-
Feda, Sefa, Farklı Olsun bu Defa - Beşiktaş'ın son dönemini iki ana çizgi olarak ikiye ayırmak mümkün. 1- Yıldırım Demirören dönemi 2- Fikret Orman dönemi. Ben Yıldırım Demirören dönemini te...6 yıl önce
-
Bir Sağ Bek, Üç Mevki: Aaron Wan-Bissaka - Premier Lig geçtiğimiz hafta başladı. Hem takım hem de oyuncu bazında her sezon yeni bir hikaye demek. Galiba geçtiğimiz sezon hiç de fena bir görüntü verm...7 yıl önce
-
Duhuliye - Duhuliye'den 5 ay önce haberim oldu. O da bu fotoğraf sayesinde. Bunca zamandır nasıl hiç duymamışım derken, etrafımdaki çoğu Beşiktaşlının da bilmediğ...9 yıl önce
-
Euroleague bwin Mart 2015 MVP Nemanja Bjelica Röportajı - Fenerbahçe Ülker dokuz maçlık bir galibiyet serisi yakalamış durumda ve 2008-2009 sezonundan bu yana ilk kez Euroleague 'playoff'larına katılma hakkını ...11 yıl önce
-
Önce krampon, sonra performans - Her çocuk gibi sokaklarda başlayan futbol maceramız, bazı çocukların yaptığı gibi benim de toprak sahada devam etmişti. Sonrası okul, iş, hayat mücadele...11 yıl önce
-
NBA: Bir Ayın Ardından... (Part 1) - Her ne kadar başlığımızda bir aylık zaman dilimini ele aldıysak gerek tembellik, gerek iş güç yüzünden yazının paylaşılması, gerekli güncellemeler yapıldı...11 yıl önce
-
Manchester United - Burnley maçı - Manchester'ın ligin yeni takımı Burnley deplasmanında galibiyet alması bekleniyordu ama yine olmadı. Geride kalan 3 haftada takım henüz galibiyet görem...11 yıl önce
-
Bu Sefer Bahanem Var - Yine ihmal ettim blogu ama bu sefer sağlam bahanem var. Son 9 senedeki ikinci kıtalar arası taşınma olayına kalkıştım. Bilenler bilir, son 9 senedir Avu...12 yıl önce
-
Babylon Dergisi Röportajı - http://www.aliece.com/2013/11/babylon-dergi-ali-ece-roportaji/#more-189512 yıl önce
-
Arsenal Kendine İnanıyor - Arsene Wenger'in sözleriyle, *"İyi bir rakibe karşı alınmış tatmin edici galibiyet." *Arsenal hafta sonu Liverpool'u oyun dışı bırakarak, bölüm bölüm saha...12 yıl önce
-
Hiç Unutmadığım... - 17 sene önce bugün tek bir imzanın milyonlarca insanı bu kadar etkileyebileceğini tahmin edemezsiniz. O adam hakkında bir sürü yazı yazdım, hala okuyan ...13 yıl önce
-
-
