.

.

.
Ekşi Beşiktaş. Blogger tarafından desteklenmektedir.

Matteo Ferrari etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Matteo Ferrari etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
23 Şubat 2011 Çarşamba

Yobo - Lugano - Ferrari - Sivok - Toraman

Maçın kırılma anlarından biri...

Savunma şuursuz şekilde önde ve geniş pozisyon almış... İbrahim Toraman kariyerinin en iyi pasını verir. Araya atılan bir top...
Almeida sürer, sürer, sürer... 
Kendisine yetişmeye çalışan Lugano'nun acziyeti gerçekten komik.
Enteresan! 
Joseph Yobo neredeyse kadrajın dışına çıkacak!

Bu hata, Fenerbahçe'nin bir yılda toplam 3 veya 4 defa yaptığı bir hata. Zira Fenerbahçe gerekirse konservatif, dikkatli, savunma odaklı bir futbol oynama yolunu da seçiyor. 

Yobo ve Lugano'nun bu kadar faydalı olabilmelerinin de sebebi, bu hataları minimuma indirgemiş olmaları...

Dönelim Beşiktaş'a...


Emenike Fenerbahçe savunmasını da salladı ama Beşiktaş savunmasına yaptığını yapmadı. Çünkü Fenerbahçe, oyunu kendi güçlü olduğu yerden oynamaya çalıştı. Önlem aldı, diretmedi.

Oysa Beşiktaş savunması bu hatadan sezon başından beri 60 tane yaptı.
61.ciyi görmek istiyorsanız Beşiktaş'ın bir sonraki maçına gidebilirsiniz.

Yobo ve Lugano yükseldikçe Ferrari, Sivok, Toraman düştü. 

Savunma hatasından kaynaklanan bir tartışma sonucu İbrahim'ler birbirine girdi. Sivok soyunma odasında esti gürledi, Fenerbahçe maçının kadrosundan çıkarıldı. Ekrem Dağ hayatının en kötü dönemini geçiriyor...

Sivok, Ferrari, Yobo, Lugano... 

Benzer kalitenin oyuncuları. 

Benzer pozisyonda aynı acizliklere düşüyorlar. Oysa biri farkında, o pozisyonları minimize ediyor, şu yaptığı hatayı bir daha yapmamaya çalışıyor, diğerinin ilgi alanında bile değil.

Sonra "Ferrari bu sistemde oynamaz..." 
Emenike örneğinde olduğu gibi Sivok da oynamaz.
Üstteki örnekte olduğu gibi, Lugano oynamaz, Yobo oynamaz...

Bir hayal kuralım.

Sezon başı Bernd Schuster Beşiktaş'a değil de, Fenerbahçe'ye transfer olmuş olsaydı...
Bu savunma oyuncularıyla kaçıncı olabilirlerdi sahi?
21 Şubat 2011 Pazartesi

Dirsek

Meseleye salt bir dirsek atmak olarak bakarsak, o olay için doğru ama genel perspektifte sorunu göremeyen bir noktada oluruz...

Terlik, küfür, dirsek, ıslık...

Terlik ve küfür yüzünden İbrahim Üzülmez artık bu takımda yok.
Geçen hafta ıslıklanan oyuncuların Fenerbahçe maçında 11'de olmamaları tesadüf müdür?
Erhan Güven, Hakan Arıkan, Mert Nobre.
Dirsek yüzünden de Matteo Ferrari.

Beşiktaş ligin ikinci yarısındaki maçlarda 3 tane kırmızı kart gördü.

Marco Aurelio İ.B.B maçında gördü
Quaresma Kiev maçında gördü
Ferrari Fenerbahçe maçında gördü.

Meseleye, "Allah Belanı versin Aurelio!" diye baktığımızdan, ne Aurelio'nun o hareketi niye yaptığını anlayabildik, ne de bugüne bir ışık tutabildik.

"34-35 yaşında bir defansif orta saha oyuncusu bu denli yükü sırtlanmış ise, nabız değerlerinin pek sağlıklı olmayabileceği ilk devrenin son dakikasında 4 adet hamleyi 1 saniye aralıklarla yapmak durumunda kalırsa 4. hamlesinin rakibinin bacağına olması kaçınılmazdır..." demiştik. Sonucun vehametinden öte, o tekmeyi var eden nedenleri irdelemeye çalışmıştık. Her zaman faydalı olan da odur.

Küfür etti diye Toraman'ı kadro dışı bırakabilirsiniz, ona vurdu diye Üzülmez'i... Peki bu sporcuların aralarındaki "gerçek" mevzuu küfür müdür, kimse sormaz. Kaç senedir çözülmeyen bu problem, terlik problemi midir...

Aurelio ruh hastası değilse, neden atar o tekmeyi?

Ferrari neden maç satar?

---

Beşiktaş tarihinin en buhranlı dönemlerinden birini yaşıyor. Bu şaşalı kadro bile, bu buhranın büyüklüğünü gizleyemiyor. Schuster ile sporcular arasında bir ilişki yok. Takımın yarısı mutsuz, huzursuz... Taraftar - futbolcu ilişkileri zarar görmüş. Ağzıyla kuş tutsa yaranamayacaklar, yaranmasına fırsat verilmeyenler var. Diğer tarafta ne yaparsa yapsın, kabul görenler...

İşte, o yüzden bu mesele topyekün ele alınması gereken bir mesele. Beşiktaş kulübü teknik direktörü, futbolcusu, taraftarıyla birlikte çok ciddi bir travma geçiriyor. Bunun adını koyalım. Islığı da, küfürü de, Toraman'ı da, Ferrari'yi de o paranteze alalım.

Ferrari'nin sezon başından beri yaşadıklarını ele alalım. Ernst'in kadro içindeki geldiği durumu görelim. Bobo'yu twitter'dan takip edelim...

Biz Ferrari'yi böyle mi bilirdik? Ferrari hatalı, zaten aksini söyleyen komik olur. Peki Ferrari bu mu? Siz Ferrari'yi böyle mi bilirdiniz? Böyle bilirdik derseniz, kabul, o zaman Ferrari'yi at gitsin.

Yok! Böyle bilmezdik, nasıl yaptı anlamadık diyorsanız, işte o zaman Ferrari'nin neden bu duruma geldiğini sorgulayacaksınız.

Şimdi soruyu soralım. Maçın 35. dakikasında Ekrem Dağ kırmızı kart görse ve Beşiktaş yenilseydi bu sefer de Ekrem'i mi kadro dışı bırakacaktık? İnanılmaz bir agresiflik, akıl yitirmesi durumu, üstüste hatalar...

Aynı soruyu ona da soralım; Siz Ekrem'i böyle mi bilirdiniz?

Takımda uyum, ahenk, ilişki, arkadaşlık kalmamış ise, Ferrari dirsek atar, Sivok yumruk atar, Quaresma tekme atar...

İlk hafta Üzülmez'i kadro dışı bırakırsınız, sonra Erhan Güven, Nobre, Hakan Arıkan'ı, sonra taraftarı, sonra Quaresma'yı, sonra Ferrari'yi...

Üç vakte kulüpte kimse kalmaz. Ferrari'nin dirseğini sadece Ferrari'nin hatası olarak yorumlarsak, ben müjdeyi vereyim, haftaya da Sivok kadro dışı kalacak...

Beşiktaş kulübü bu mental çöküşü, bu buhranı, bu kadro içi problemleri çözemediği sürece Ferrari'nin kadro dışı kalması çözüm değil, çözümsüzlük üretecektir.

Bizim tanıdığımız, sevdiğimiz, rakip tribünleri bile alkışlamasıyla tanıdığımız, adamlığına ve aklına güvendiğimiz Ferrari bu hareketi yapıyorsa, bir saniye durup düşünelim...

Biz nerede yanlış yaptık...

Siyah Beyaz Kırmızı




Yeri gelir, kırmızı kart gören oyuncuyu "Başka şansı yoktu" der, savunursun. Ya da maç zaten kaybedilmiştir, "Yenilgiyi, çaresizliği sindiremedi"ye verirsin... Ama şu aşağıdakilerin hiç biri öyle değil.

16.10.2010 Beşiktaş 2 Manisaspor 3 (Tabata)
10.12.2010 Eskişehir 2 Beşiktaş 0 (Guti)
30.01.2011 İBB 2 Beşiktaş 1 (Aurelio)
20.02.2011 Beşiktaş 2 FB 4 (Ferrari)

25 Ocak 2011 Salı

Matteo Ferrari Üzerine

Geçtiğimiz hafta Michael Fink'in geçtiğimiz yarım sezonda efektif kullanılıp kullanılamadığını irdelemiştik. Bu hafta da Matteo Ferrari meselesi üzerine eğilelim...

Bir önceki sezon savunma ağırlıklı oynayan Beşiktaş'ta savunmanın direği olmasından, Wolfsburg deplasmanında bugün Manchester City takımında oynayan Edin Dzeko karşısındaki geri adım atmayan oyunundan bahsetmeyelim... Ferrari'yi tanıyoruz.

Ferrari / Beşiktaş ilişkisindeki çatlaklar tam 1 sene önce başladı. Michael Fink'in çevre kontrolündeki zayıflık nedeniyle çok talihsiz bir sakatlık yaşadı ve o günden bugüne toparlanamadı. Bu bağlamda, güvenilmez bir oyuncu tipi haline geldi.

Bu sakatlık probleminin üzerine bir de Beşiktaş'ın değişen oyun sistemi eklenince işlevsiz bir futbolcu haline geldi. Sezon başında elden çıkarılmaya çalışıldı, Sivok'un sakatlığı sebebiyle takımda kaldı, oynadığı maçlarda da fena oynamadı ama ilk 11'deki değişmez yerini bir kere kaybetmişti artık.

Görünen o ki, Matteo Ferrari devre arasında da elden çıkarılamıyor. Ersan Gülüm, İbrahim Toraman, Tomas Sivok'un arkasında 4. stoper olmak durumunda. Kabul etmek gerekir ki, Ferrari'nin bu denli işlevsizleşmiş olması, bir Rodrigo Tabata transferi kadar büyük bir maddi, manevi kayıptır. İster gece hayatı diyin, ister talihsiz sakatlıkları diyin, ister Schuster'in yeni oyun planı diyin... Beşiktaş diğer bir çok futbolcuda olduğu gibi, Matteo Ferrari'de de kaybeden taraf olmuştur.
"Ben çok dürüst bir insanım. Şunu biliyorum ki Sivok sakatlanmasaydı ben şuan evde maçı izlemiş olacaktım. Ben yalan konuşmayı sevmeyen biriyim. Bunu bütün açıklıkla sölüyorum. Ama görev verildiğinde bunu en iyi şekilde yapmakla hükümlüyüm."

Geçmişi bir tarafa bırakalım.

Şimdi Sivok dönmüş durumda. Ferrari de oynamayacağının farkında. Görev verildiğinde elimden geleni yaparım diyor ama elinden gelenin maksimumunu yapacağı, yapmak isteyeceği son derece şüpheli. Esasında bu gibi durumlarda, yani evliliklerin sonuna yaklaşıldığı durumlarda, bu ilişkiyi mümkün olduğunda kısa kesip, boşanma davası açmak gerekli. Zira Ferrari bugün itibariyle kadronun "pasif" oyuncularından biri. Ne hocasının güvenini hissediyor, ne kulüpte bir gelecek görüyor, ne kendi geleceği adına daha iyi bir takım, daha iyi bir maaş beklentisi var, ne 4. stoper olmak onu mutlu eder, ne 4. stoper olması Beşiktaş yönetimi ve taraftarını mutlu eder...


Atsan atılmıyor, satsan satılmıyor...

Schuster hocam, sen soktun, sen çıkar bi zahmet...
19 Mart 2010 Cuma

Haftanın yalayanları

Geçtiğimiz hafta büyük bir özveriyle Matteo Ferrari blogumuzda yalandı. Yalamaktan imtina etmeyen bütün okurlarımıza teşekkür ederiz. Ekşibeşiktaş jürisi hummalı bir çalışma sonucunda Ferrari'yi en güzel yalayan üç kişiyi belirledi. İşte o yalayanlar: cagatay Yeşil sahaların spor arabası şampiyon kartalın bel kemiği allah seni bizden ayırmasın tşğn öpim ferrari avrupanın en iyi stoperi beşiktaşım gol yemez oldu sen geleli beri bir de yapsak 30 puan seri alemin kralı olursun tşğn öpim ferrari ferrari sen çok yaşa boy boy oğlun olsun hepsi olsun paşa kızların büyüsün dönsünler taşa jübilende inönüdeyim formanı bana at ferrari Gökhan Yıldız kaçırdığı toplar bize giriyo, kaçırmadıkları onlara girsin. (girmeden ben yalıyorum, rahat girsin diye) kaptan merter

Tam soyunma odasında kramponlarımızı temizliyorduk ki, bir f430 edasıyla içeriye daldı. İhtişamı öylesine büyülemiş olmalı ki bizleri, kendisine bakmaktan, kramponlarımızı temizlediğimiz bıçaklarla ellerimizi doğradığımızı çok sonraları farketmiştik... Göz göze gelip kendimizi hemen yan taraftaki duş kabininde bulmamız ise artık içten bile değildi...

6 Mart 2010 Cumartesi

I Love This Game

Futbolcuların manken sevgilileri ve gece hayatlarına ilişkin haberlerden haz etmeyen biri olarak, böylesi kareleri görmekten büyük keyif alıyorum. İki hafta önce Maccabi maçı için Abdi İpekçi’ye gelen Ferrari, dün gece de ‘’en iyi anlaştığım isim’’ dediği Delgado ile birlikte Efes Pilsen - Real Madrid karşılaşmasını izlemek üzere salondaki yerini almıştı. Yalnız benim dikkatimi çeken asıl nokta, basınımızda da fazlasıyla yer bulan Ferrari – Kaya Peker arkadaşlığı. – Buradan bakabilirsiniz – (ki maçı anlatan spiker de bu yakınlıktan söz etti) Dünden bu yana ‘’ne alaka’’ demeden edemiyorum. Ortada Nihat Kahveci ve Garbajosa’nın kanka olduklarını açıklaması kadar tuhaf ve şaşırtıcı bir durum var. Hani bırakalım Ferrari’yi falan, Kaya’nın Beşiktaş’ta forma giyen yerli futbolculardan herhangi birisi ile sıkı arkadaş olduğunu bile sanmıyorum. O yüzden bu ismin yarım sezondur Türkiye’de bulunan Ferrari olmasına kafayı takmış durumdayım. Kendisine bir de forma hediye edilmiş, belli ki bir davet söz konusu ve geleceği bekleniyordu. Kaya’nın kariyerinde bir İtalya macerası olmadığını biliyorum, fakat emin olmak için araştırırken 2008 yılında Ergin Ataman önderliğinde Torino’da oynadığımız Uleb Cup 8’li final maçları geldi aklıma. Ferrari’de bu basketbol sevgisi varken, ülkesinde oynanan Avrupa’nın 2.büyük turnuvasına kayıtsız kalamayacağını düşündüm; hem Genoa – Torino arası da 1-2 saatlik mesafede, koyar mı Ferrari'ye ! Haritaya bakınca da ‘’tamam şimdi buldum’’ diyordum ki, Ferrari’nin o sezon Roma forması giydiğini fark etmem geç olmadı. Acaba Roma’da yeteri kadar forma şansı bulamamaktan yakınan Ferrari, sözleşmesinin bitimine 6 aydan az bir süre kalmasının vermiş olduğu gazla kendisini isteyen Genoa yönetimiyle görüşmelere başlamış ve oraya kadar gelmişken de içindeki basketbol sevgisi o'nu bir anda Torino’ya mı sürüklemişti diyorum ? Zor bir ihtimal de, olsa bile neden Kaya ? Belki de İstanbul gecelerinde Ferrari ile çapkınlığa çıkmışlardır diyeceğim ama 2006 Temmuz’unda Esma Sultan Yalısı’nda düzenlenen nikah töreniyle dünya evine girmiş bir adamdan söz ediyoruz. PS: Delgado'yu Akatlar'daki efsane Hapoel maçında da görmüştük. Belli ki Ferrari'den geri kalır yanı yok. Hani Ümraniye'de boş boş idman yaptığını görüp kahrolacağımıza, Chatman'dan boşalan oyun kurucu pozisyonu için teklif götürseydik de tam anlamıyla forvet arkasının tadını çıkarsaydı fena mı olurdu ?
12 Aralık 2009 Cumartesi

Fanatik ve Milliyet'in Matteo Ferrari ile derdi

Bugün Fanatik ve Milliyet gazetelerine yeni bir Matteo Ferrari Haberi düştü :

Son günlerde spor gündeminin ilk sırasında yer alan Fenerbahçe’deki seks skandalı, diğer büyüklere sıçradı! Fenerbahçe kulübünden, Beşiktaş’a gelen istihbarat, Kara Kartal’ı ayağa kaldırdı... Sarı-Lacivertli kulüpten gelen haberler şöyle: Araştırmaları yaptık, bu gece partilerinde sadece bizim oyuncularımız yok. Beşiktaş’tan iki, Galatasaray’dan da bir futbolcu bulunuyor. Bilgilerinize... Bu haberin sonrasında Beşiktaş’ta hemen araştırmalar başladı, ilk şüpheli Kara Kartal’ın İtalyan yıldızı Matteo Ferrari oldu.

Ferrari mercek altında İzinli olduğu her gece soluğu dışarıda alan ve hareketli yaşantısıyla daha önce uyarılan başarılı savunma oyuncusu bir kez daha uyarılacak. Ayrıca takım genelinde araştırma ve gizli takip gündeme geldi. Bu konuda işletmecilik yapan eski yöneticilerden Erol Kaynar ve Berk Ekşioğlu gibi isimlerden bilgi toplanacak ve gerekli önlemler yapılacak. Siyah-Beyazlılar’da operasyon bununla son bulmayacak. Özel toplantı yapılacak Yönetim, teknik heyet ve takım kaptanları özel bir toplantıda biraraya gelecekler ve olumsuz olayların önüne geçilmesi için kollar sıvanacak. Özel yaşantılarıyla şüphe uyandıran bazı yerli futbolculara da sert uyarı gelmesi bekleniyor.

---0---

Bu Fanatik ve Milliyet gazetelerinin Ferrari ile ne derdi var bilen var mı? Daha önce de buna benzer bir haber(!) yaptılar, hatta aynı gün hem ben yazdım, hem de jessie yazdı bu haberin hangi amaca hizmet ettiğinin belli olmadığını.

Şimdi gene utanmadan bu tarz bir haberle çıkıyorlar ortaya. Haberi yapan kim? Beşiktaş'ı biraz takip eden ve haberin aslının fanatik gazetesinde çıktığını görünce hemen her beşiktaşlı'nın tahmin edebileceği gibi :

Orhan Yıldırım

İsmail Er Hürriyet gazetesi için ne ise Orhan Yıldırım'da onun Fanatik ve Milliyet şubesidir. Altına imza attığı skandal derecede saçma, uydurma, amaçlı, kötü niyetli haberin de ne haddi vardır ne hesabı. Benim gördüğüm kadarıyla da kendisi Yıldırım Demirören'in kurşun askeridir, onun emri üzerine Sinan Engin ile el ele verip Tigana'nın ipini çekmek için de az uğraşmamıştı.

Peki neden ısrarla Matteo Ferrari?

Geldiğinden beri her tarafından buram buram kalite akan bu adam Türk basınının pislikleri konusunda uyarılmış ve hiç birine yüz vermeyecek kadar akıllı olması yüzünden olmasın sakın? Bu adamın bir ntv programı röportajı var onu izleyince zaten tek başına bütün bu muhabirlerin hepsinin toplamından daha kaliteli ve kültürlü bir adam olduğunu görebiliyorsunuz. Geldiği günden beri ortaya koyduğu performans da ortada. Gece dışarı çıkıyor mu, sabahlara kadar orgy alemlerinde sekip 5 hatunla yatağa giriyor mu gerçekten bizim umurumuzda olacağını mı sanıyorlar? Amaç ne?

Türk basınında onlarca senedir ekmek yiyen, karıştıkları onca skandala rağmen hala ortalıkta elini kolunu sallaya sallaya "Beşiktaş muhabiri" sıfatıyla gezinen bu iki çakalın arkasında kimler var? Neden bu adamlar bizi rezil edip, arkamızdan hançerleyip duruyor?

Onu da ortaya çıkarıp koymak herkesin derdi olmalı. En büyük düşman, içindeki düşman. Uyuma.

13 Eylül 2009 Pazar

Serdar Özkan - Matteo Ferrari

Dün akşam her zamanki Ali Sami Yen derbilerinden farklı bir akşamdı... Bu defa futbol adına doğru işler yapan bir Beşiktaş gördük sahada. Maça çıkan kadronun, tıpkı geçen yılın derbilerinde olduğu gibi ne kadar yanlış olduğu ikinci yarının başında gelen değişikliklerle sergilenen futbolla görüldü zaten, o ayrı bir konu. Daha fazlasını yazmayacağım... Onun yerine maçta olmayanların göremediği, bilemeyeceğini düşündüğüm bir ayrıntıyı paylaşayım... Maç bitti, tabii ki üzgündük. Sahaya baktığımızda umut veren o futbolu oynayan takım, yine gol atamadı, yine beceriksizdi vs... Oynanan futbol, hele 45-65 arasındaki o kişilikli futbol Türkiye'de herhangi bir takımın 20 dakikalığına dahi oynayabildiği bir futbol değil. Bunu gösterdi Beşiktaş, Süper Kupa Finalinin ilk 25 dakikasında olduğu gibi... Bazen iyi futbolun yetmeyeceği zaten ortada, kaleciniz hata yapar, bir saniye uyursunuz, vurursunuz girmez ve kaybedersiniz... Hatta 3-0 bile kaybedersiniz! Bilinen, kabul edilmesi gereken bir gerçek bu. Bu gerçeğe isyan eden çocuk, mağlubiyeti kabullenemeyen, iyi futbolun en önemli parçalarından biri olan, pozitif futbol oynayan, iki maçtır demode tek adam futbolunu bırakan Serdar Özkan oldu... Maç bitti... Ferrari, tribüne doğru karşı taraftan yavaş adımlarla geldi, ellerini kaldırdı ve naif bir şekilde alkışladı bizleri... Müthiş duygulandım, o ayrı bir şey, tribün de alkışlarla karşıladı Ferrari'yi... Acı olan şey ise şu, Serdar Özkan o performansına, tribündeki herkesi 65 dakika boyunca ümitvar kılan, Salı gününe umut taşımasını sağlayan o performansına rağmen tribüne gelemedi... Başını önüne eğdi ve gitti... Sonra öğrendim ki beceriksizim demiş... O pasları, bizim sahaya baktığımızda göremediğimiz boşluklara kolayca atan çocuk, varsın topu içeri sokamasın, futbola dönsün yeter. Futbola döndüğünde, o topları da içeri atacaksın Serdar, senin isyanlarına ihtiyacımız olduğunu gösterdin bize... Umarım iki maçlık değildir etrafındakileri oyuna sokan futbolun...
10 Temmuz 2009 Cuma

Ferrari Ferrari de, Zapo Hacı Murat mı?

Matteo Ferrari'yi heralde hepimiz Zapotocny'ye göre daha fazla tanıyoduk Türkiye maceralarından önce. İkisi de hemen hemen aynı bonservis maliyetiyle Türkiye'ye geldiler. Aradaki en önemli fark Ferrari senelik 2.5 milyon euro alacakken Zapo'nun 800.000 euroya (yanlışsa düzeltin ama ben böyle biliyorum) imza atması.
Şimdi sormak istediğim şu; boy pos olarak çok farklı değiller. İkisi de topu oyuna öyle ahım şahım sokma yeteneği olmayan adamlar. Ferrari hava toplarında daha etkili, her ikisi de hızlı forvetler karşısında zorlanabilen adamlar. Kalite ve kondisyon olarak Ferrari biraz daha iyi diyebilirim ama 1 sene önce bonservisine 4.5 milyon euro verdiğin bir adamın yerine alınacak oyuncu Ferrari mi olmalıydı? Üstelik Zapo'yu hala göndermemişsin ve onu elinden çıkarmaya çalıştığını cümle alem biliyor. Yani kimse Zapo için elini cebine atmaz bu saatten sonra. Geçen sene Zapo ve Sivok'a bu paralar verilirken "jessie" haklı olarak tepki göstermişti. Şimdi ne kadar haklı olduğunu herkes görüyor. Lakin Ferrari transferine galiba çok sıcak bakıyor jessie. Ben herhangi bir tepki göremedim bu sefer kendisinden.
Mehmet Demirkol kadar ileri gidecek laflar etmeyeceğim tabii Ferrari için. İyi oyuncudur, kötü değil. Benim lafım bu transferin yapılış şekline. Sen ilk önce en az zararla Zapo'yu elden çıkarmaya bakacaksın, alacaksan sonra defansa oyuncu alacaksın. Bu saatten sonra Zapo'dan para kazanman imkansız. Ferrariden de istediğin verimi alamazsan sadece bonservislerden edeceğin zarar 9 milyon euro. Umalım da Ferrari Zapo'dan birkaç gömlek üstün bir performans göstersin bari...
29 Haziran 2009 Pazartesi

Matteo Ferrari

Bazı kaynaklar Tomas Zapotocny'nin takımdan ayrılması sonrası gelecek ismin net olduğunu ifade ediyorlar; Matteo Ferrari. Kimdir nedir çok fazla izlemişliğim yok ancak kariyeri belli. Bu sezon oynadığı Genoa'nın Seria A 4.sü olduğunu da belirtmekte fayda var. İyisiyle kötüsüyle Roma savunmasında kendine yer bulduğunu da kariyerinden okuyabiliyoruz. Bu şartlar altında transferi gerçekleşirse Beşiktaş savunmasının 1 numaralı stoperi olacağı belli. Ferrari - Sivok yada Ferrari - Toraman ikilileri Fenerbahçe, Galatasaray kimi alırsa alsın bu rakip forvet kalitesiyle baş edebilecek bir kalite sağlar. Ben Ferrari'nin alınmasını bu bağlamda olumlu buluyorum. Bireysel olarak bu güzel tabloyu okuyabiliyoruz. Ancak olayın bir de maliyet kısmı var. Açıkçası Ferrari'ye ödenecek maaşı pek kafaya takmamak gerek. Genoa'da çok yüksek bir maaş almadığına göre Beşiktaş kulübü maaş standartları içinde kendine uygun bir yer bulacaktır. Burada sorgulanması gereken bonservis ücretidir. Bu da kaynaktan kaynağa çeşitlilik göstermekte. 3 Milyon Euro ve 5 Milyon Euro arasında değişen rakamlar telaffuz ediliyor. İşin kritik kısmı ise Tomas Zapotocny'nin durumu. Satılacak mı, kiraya mı verilecek yoksa takımda mı kalacak? Zapotocny'nin yurt içinden bir takıma gitmek istemiyor olması söz konusu. Bu, transferi tıkayan başlıca husus. Burada sormadan edemiyorum acaba İBB'ye kiralanması ve İsmail Köybaşı transferine benzer bir takas anlaşması karşılığında Erman Kılıç'ın alınması bir seçenek olabilir miydi diye. Neticede bugün Matteo Ferrari'nin maliyetinin içinde Tomas Zapotocny'nin 4,5 milyon euroluk bonservis bedeli de olacaktır. Zira Ferrari'yi almak için Zapotocny'yi yok pahasına elden çıkarmak zorundasınız. Burada sorulacak soru açık; Zapotocny ile Ferrari arasında bu denli büyük bir kalite farkı var mıdır? Kalite farkı olduğu kesin de, büyüklüğü bu derece midir? Alında söylenmesi gereken ilk şey; Tomas Zapotocny'nin hem kalite olarak hem de bonservis ücreti olarak Beşiktaş'ın skandal transferlerinden biri olduğu gerçeğidir. Bonservis olarak skandaldır zira o fiyata satman mümkün değildir. Oyun kalitesi olarak skandaldır zira teknik direktörün daha yeni gelmiş bu oyuncuyu kadrosunun bir artı değeri olarak görmemektedir. 1 sene sonra Zapotocny gönderilip yerine Ferrari alınacak idiyse o zaman neden geçen sene aynı bonservis ücretiyle Ferrari alınmadı sorusu gündeme gelebilir. Benim fikrimi soracak olursanız ben Tomas Zapotocny'nin Beşiktaş'ta oynayacak bir kalite olduğunu düşünmüyorum. Ferrari hem isim olarak hem kariyer olarak Beşiktaş'ın ihtiyaç duyduğu bir stoperdir. Bu bağlamda Ferrari'nin transferine heyecanla bakıyorum. Neticede stadyuma gittiğimizde iyi futbolcuları izlemek istiyoruz. Bir enteresan not da düşeyim. Ben teknik direktör olsam, Zapotocny'i değil Bobo'yu gönderirim. Ferrari-Sivok-Toraman-Zapotocny dörtlüsünü çevire çevire oynatırım. Sivok'un bir yandan da Fink-Ernst rotasyonuna gireceğini düşünürsek uygun bir hamle olur. Batuhan, Nobre gibi iki "hedef santrafor" varken yanına da Nihat, Holosko gibi iki oyuncu koyabilecekken Bobo'yu gönderip bir forvet almak bana Ferrari transferinden daha büyük bir lüks gibi geliyor.

Ara