Yakışmıyor Bu Futbol, Yakışmıyor
Podcastlere başladık başlayalı pek buraya maç analizi yapmıyorum ama dünkü utanç verici futboldan sonra bazı şeyleri rakamlarla, görsellerle üstüne basa basa ifade etmek şart. Zira ben son yıllarda, hele Şenol Güneş döneminde Beşiktaş'ın Avrupa'da bu kadar aciz, bu kadar çağdışı, bu kadar çaresiz bir futbol ortaya koyduğunu hatırlamıyorum. Birkaç saat de bekledim bakalım sinirim geçecek mi diye ama hayır, geçmeyecekmiş, düşündükçe daral geliyor, afakanlar basıyor.
Maçın analizine geçmeden önce üstüne basa basa basmak istediğim iki şeye hızlıca değineyim. Birincisi, Beşiktaş 4-2-3-1 oynamaya mecbur değil. 4-2-3-1 bir zamanlar olduğu gibi zamanımızın normu bir diziliş de değil zaten. Şu an Avrupa'nın en iyi takımlarını düşünürsek Manchester City, Tottenham Hotspur ve Juventus gibi o mevkilerin hakkını veren yıldız oyunculara sahip takımlar dışında 4-2-3-1 oynayan kalmadı. Üçlü defans deneyi gibi ekstrem bir şeyin Türkiye şartlarında zaten denenemeyeceği ön kabulüyle yola çıkarsak, artık genel geçer diziliş 4-3-3 (4-1-2-3) diyebiliriz. Daha yeni bir Dünya Kupası izledik, orada da 4-2-3-1 oynamaya çalışan Almanya ve İspanya'nın başına neler geldiğini gördük. Bu taktik gitgide terk edilirken, Türkiye'de kanunmuşçasına uygulanması tek kelimeyle saçmalık. Futbolun trendlerle ilerlediğini düşünürsek artık bu dizilişin getireceği faydalar kısıtlı yani, iki kere iki dört eder.
Hadi diyelim biz akıntının tersine gidip fayda sağlamaya çalışacağız, çünkü ona uygun bir takım kadromuz var ve öyle bir alışkanlığımız var. Gayet makul bir yaklaşım bu, fakat ufak bir sorun var: Böyle bir durum söz konusu değil! Tolgay 6 numara, Oğuzhan 8 numara oynamak istediğini her sene başında en az bir kere dile getirirken Şenol Hoca ya bunları birbirinin ikamesi gibi değerlendiriyor, ya da Tolgay'ı 8'e, Oğuzhan'ı da 10 numaraya tıkıştırmaya çalışıyor. Yani tamam, yeni açılımlar ararsın, bir sorunu çözmek için denemeler yaparsın ama yok yani, kaç sene oldu, bu adamlar kaç yaşına geldi ve tutmuyor bu dikiş.
Sonra ne mi oluyor? LASK Linz maçı rezaleti oluyor. Şimdi görsellere ve rakamlara bakalım. Nereden başlayacağımı da bilemiyorum ya... Sanırım en doğrusu gene 45. dakikada oyundan alınarak fatura kesilen Oğuzhan'ın bu takım için ne kadar önemli olduğunu anlatmaya çalışarak yola çıkmak. (Not: Grafiklerde Beşiktaş sola doğru hücum etmekte deplasman takımı olduğu için.)
Öncelikle yapılan paslara bakalım. Üstteki, Oğuzhan'ın ilk yarıda yaptığı pasların grafiği. İkincisi Medel ve Tolgay'ın ilk yarıda yaptığı pasların grafiği. Sonuncusu da Medel ve Tolgay'ın ikinci yarıdaki pas trafiği. Şu üç resmi yan yana koyup bakınca, i) Oğuzhan'ın kötü hâlinin -ki takımın ortalamasına kıyasla kötü de değildi- bile orta saha için ne kadar önemli olduğunu, ii) Oğuzhan'ın topu 3. bölgeye taşımada çok kilit bir öneme sahip olduğunu fakat onu 10 numaraya hapsetmenin top taşıma konusundaki yeteneğine ket vurduğunu, iii) buna rağmen Oğuzhan'ın varlığının Medel ile Tolgay'ı da daha akıllı bir şekilde oynattığını (her ne kadar hocamız üçlü orta saha denerse ölecek hastalığına tutulmuş olsa da) görmek çok net mümkün. Medel ile Tolgay'ın ikinci yarıdaki pasları soldan sağa, sağdan sola; lütfedip üçüncü bölgeye bir kere bile buyuramamışlar neredeyse. Rezalet.
![]() |
| Oğuzhan 1. yarı pasları |
![]() |
| Medel + Tolgay 1. yarı pasları |
![]() |
| Medel + Tolgay 2. yarı pasları |
İlk yarıdaki saçmalıklar bununla da kısıtlı değil, zira her ne kadar potansiyeli olduğuna inanmak istesek de Larin'in oyuna hakim olan -yahut olmak zorunda bırakılan- bir takımın 4-2-3-1'inin forveti olabilecek tecrübesi/oyun zekâsı yok. Çünkü kendisi doğru koşuları yapamıyor, arkasındaki oyunculara doğru alanı açamıyor. Larin'in Beşiktaş'taki rolü "dakika 70, Anadolu takımı kapandı sağlı sollu saldırıyoruz, ceza sahasını karıştıracak birileri lâzım" olabilir ancak. Bunu da Oğuzhan ve Larin'in ilk yarı ısı haritalarını kıyaslayarak anlayabiliriz. Ki zaten ilk yarı boyunca rakip ceza sahasında sadece 6 (altı!) defa topla buluşabilmişiz. Ha, ikinci yarıda durum düzeldi sanmayın, o sayı da 5 (beş!!!))
![]() |
| Oğuzhan 1. yarı ısı haritası |
![]() |
| Larin 1. yarı ısı haritası |
İkinci yarıdaki aciz oyunumuzun bir başka göstergesi de Pepe-Roco stoper ikilisinin yaptığı paslar olabilir aslında. İlk yarıda bu ikili genelde orta sahaya yakın bölgelerde pas yapmışlar, ve de genelde orta-uzun mesafeli kros paslarda isabet bulamamışlar. Peki ya ikinci yarı? Şişirilen topları geçtim, hem pasların orijini daha geriden, hem de sağ stoper oynayan Pepe defalarca önündeki adama pas verememiş kırmızı okların yoğunluğundan anlaşılacağı üzere. İnanılmaz bir tablo bu. Neden? Çünkü orta sahada oyun kuracak insan kalmadı! (Bu acziyeti geçen seneki Başakşehir maçından da hatırlayabiliriz.)
![]() |
| Pepe + Roco 1. yarı pasları |
![]() |
| Pepe + Roco 2. yarı pasları |
Hâlâ daha ikna olmadıysanız bir de Caner'in paslarına bakalım mı? Beşiktaş formasıyla oynadığı en kötü maçlardan birini çıkardı dün Caner. Zaten takıma uyum sorunu yaşaması gayet normal olan Roco'yu kademede defalarca yalnız bıraktığı gibi, defansif hayaletliğini telafi edecek ofansif etkinliğini de göstermedi. Caner'in dünkü pas isabet oranı %67.9 idi, rakip sahadaki pas isabet oranı ise %54.4! Yani rakip sahada kullandığı her iki toptan birini ya dışarı attı, ya rakibe verdi Caner! Yüzde 54 yahu! İlk yarıda da kötü tercihler yapıyordu ama en azından biraz dizginlenmişti. İkinci yarıdaki pas grafiği gerçekten amatör liglere ait gibi. Geçen sene Şampiyonlar Ligi'nde rekor kırmış kadronun şu topu oynuyor olması saçmalık. Kelime haznem yetmiyor şunu anlatmaya.
![]() |
| Caner 1. yarı pasları |
![]() |
| Caner 2. yarı pasları |
Esas trajedi ise şu: Daha 1. dakikadan itibaren berbat oynayacağı belli olan Caner 90 dakikayı tamamladı dün, çünkü Şenol Hoca'nın aklında Caner vs.nin top şişirmeleri haricinde bir plan yok. Oğuzhan ve Tolgay oyundan alınırken Quaresma ve Gökhan Gönül giriyor oyuna, çünkü koskoca Beşiktaş futbol takımının tek gol planı top şişirmek. Pepe çok kaliteli bir dokunuşla topu Negredo'nun önüne bırakmasa, Negredo da tüm hırsıyla o topa mükemmel bir vuruş yapmasa -ki taraftarımızın, medya mensuplarının ve de hocamızın bir türlü gözüne girememiş, Beşiktaş'ın geçen seneki başarısızlığının faturası "golcü olmamasına" kesilmiş fakat her ne hikmetse geçen sene puanın gideyazdığı maçlarda çok kritik goller atmış Negredo bu- Caner o atakta da top şişirdiğiyle kalacaktı.
Yazının başında 4-2-3-1 oynayan takımlara Manchester City örneğini vermiştim. Her 4-2-3-1 aynı değil tabii ki. Mesela Manchester City bu hafta sonu Arsenal deplasmanında gerçekleştirdiği atakların %38.8'ini soldan, %31.2'sini ortadan, %30'unu da sağdan gerçekleştirmiş. Tamamen dengeli bir görüntü. Bizim dünkü istatistiklerimiz nasıl peki? Ataklarımızın sadece %20'si ortadan. %20! %44.9'u ise soldan -ki Caner'in o atakları nasıl geliştirdiğini daha yeni irdeledik-. Bu kadar dengesiz hücum eden bir takımın hücumdan verim alması mucizelere bağlı oluyor işte.
Daha da istatistiklere, grafiklere bakılır aslında ama bir yerde hasıl-ı kelâm eylemek lâzım. Ancak görene zaten net bir resim bu. Beşiktaş'ın, bu oyuncu kadrosuyla 4-2-3-1 inadından bir an evvel vazgeçmesi şart. Oğuzhan'ın orta sahada top taşıyıcı bir görev üstlenmesi şart kere şart. Bunlar olmayınca Topşişirmece JK'ya dönüyoruz, ve de bu çağda, bu imkânlarla, bu geniş ve rakiplerine kıyasla yetenekli kadroyla bu futbolu oynuyor olmak futbolu seven bir taraftar için yenir yutulur bir şey değil. İnsanlar transfer falan bekliyor, hocamız da muhtemelen Atiba'nın yolunu gözlüyor ama Beşiktaş kadrosu şu sorunlarını şu hâliyle çözecek yeterliliğe sahip. Ama sorunu çözmek için önce sorunun nerede olduğunu anlamak lâzım. Teknik heyette bunu yapma niyeti olan bir tane insan var mı, bundan emin değilim. Torshavn'a karşı Adriano'yla denediğimiz ve de verim aldığımız 4-3-3'ten neden zırt diye vazgeçiyoruz, neden geçen sene boyu -ve görülen o ki bu sene boyu- yeni hiçbir deneme yapmadık ve yapmayacağız bundan ise hiç emin değilim. Ama bu işten sıkıldım artık, ondan eminim. Ha bir de bu anlayışla devam edersek ligde ait olduğumuz yer gene 4.lük, ondan da ziyadesiyle eminim.
Dört İki... Üçün Biri
Yanlış anlamayın, Mustafa Denizli'nin son dizilişinden bahsediyorum. Aslında dizilişten ziyade 4-2-3-1'in 3'ündeki 1 kişiden... Kanatlarda kim görev alırsa alsın asıl oyunu değiştirecek, defansif 6 oyuncuyla ilerideki diğer 3 oyuncuyu birbirine bağlayacak kişi... 10buçuk mu dersin, 10 tam iki bölü dört mü artık ne dersen... Ben böyle saçma sıfatlara karşı olduğumdan "3ün 1"i diye bahsedeceğim.
Beşiktaşın son Manisa maçı 3ün 1inin önemini gözümüze gözümüze soktu resmen. Maçın İkinci yarısında Mesut Bakkal bilerek ya da bilmeyerek Denizli'nin taktik seçimlerini çok güzel çökertti; Beşiktaş'ın beklerine stoperlerine presle nefes aldırmadı. Defans ileri çıkamayınca Beşiktaş'ın son haftalardaki taşıyıcıları olan önliberolar Fink ve Ernst geriye dönmek zorunda kaldı. Herşeyin üstüne Ernst'in gününde olmaması da eklenince Beşiktaş takımı, adına takım denemeyecek bir yapıya büründü. Topu oyuna sokamayan 6 kişi ve bu 6 kişiden top bekleyen 4 kişi... Ve bu duruma çözüm olarak Mustafa Denizli'nin bulduğu dahiyane! direktifse "topu dikin" oldu. Halbuki ne olmalıydı? 3ün 1i, önliberoların yanına gelip sıkışmayı çözmeli, tam saha presi maharet sanan Manisa'yı çökertecek hızlı atakların başlangıcını sağlamalıydı. Sayesinde top bir kere orta çizgiyi geçse zaten birlikte oynamayı öğrenmiş 6'lı da topluca hücuma katılacaktı ve bu sefer önlem alma sırası Mesut Bakkal'a geçecekti...Ama nerde Beşiktaş'ta öyle kurulu düzen, nerde bunu düşünecek ve uygulatacak teknik yönetim?
Lafı boş yere uzatmayalım... 4-2-3-1, bildiğimiz 1 önlibero 2 ortasahalı 4-3-3'ün 2 önliberolu ve 1 forvet arkası ortasahalı versiyonudur. Böyle bir taktiğin etkili pres uygulayan takımlara karşı başarılı olma şansı çok düşüktür. Hele de forvet arkasına Nihat'ı koyup yukarıda bahsettiğim görevi yerine getirmesi gereken kişi olan Tello'yu kanada koyuyorsan daha da düşüktür. Ben 3ün 1i diyeyim, sen 10.5 de, o adam Ernst'in Fink'in 2 adım ötesinde oynamadıktan sonra hiç bir işe yaramaz. O adam çalışkan olmadıktan, topun sıkıştığı noktaya koşup takımın nefes almasına fırsat vermedikten ve bunu ilerideki forvetlerle pas trafiğini aksatmaksızın yapmadıktan sonra at çöpe.
Benim asıl anlamadığım, sezon başında bu eksikliğe dikkat çekmiş kişi olan Mustafa Denizli'nin bu muhabbeti yapan kendisi değilmiş gibi tavır takınması. Sayın Denizli, oynattığın taktikte bahsettiğin görevleri yapması gereken bir mevki varsa oyuncu nerde? Oyuncu varsa mevki nerede? Son diziliş 10.5suzdu denebilir, peki ama ileri çıkamayan 6 kişi ve geri gelemeyen 4 kişi neyin nesidir? Anamızın karnından 10.5la doğmuş değiliz lakin madem kadro bu, buna göre oynat takımını... Ya da madem taktik bu, buna göre seç kadronu.
2 puan daha gitti. Kehanet konuştuğumuz kadar Futbol konuşsaydık gitmezdi diyorum. Sizce?
(dipnot: Maçın son 5-10 dakikası yazdıklarıma dahil değil çünkü Ekrem çıkıp İnceman girdikten burda tanımlamak istemediğim bambaşka bir saçma taktiğe döndü takım)
Dik Durmak
Beşiktaş Teknik Direktörü olarak kendisine bir türlü ısınamadığım bir zamanların makascı golcüsü Ertuğrul Sağlam'a biraz dikkatle bakılırsa aslında şu ana kadarki en büyük problemi dik duramaması olduğu görülür. Gerek saha dışı gerek saha içindeki olaylarda o kadar çabuk kendisinden ve kafasındaki sistemden ödün veriyor ki, azcık dik dursa kendisi ve Beşiktaş için gelişmeler çok farklı olabilir.
İlk senesindeki ilk maçlarına bakalım. Takımdaki kadroya göre oynanabilecek en doğru taktik 4-4-1-1 ile avrupa mücadelesine başlamış Beşiktaş ve işler biraz ters gidince yazılı-görsel medyada her denileni kaale almış Ertuğrul Sağlam ve sonuç hüsran. Oysa o zaman için o kadro şartlarında nasıl ki 4-4-1-1 en uygun taktikse bugün de yine doğru bir taktik olan (4-2-3-1 ) taktiğinden bir maçta vazgeçmek üzere Ertuğrul Sağlam. Ama ne ki bu şimdi. Hangi taktik bir maçta, bir ayda, oturmuş ki sen daha ilk maçta sisteminden vazgeçiyorsun. Hatta ilk maçta dahi vazgeçmiyorsun, maçın daha 35. dakikasında hazırlık maçlarının en iyi futbolcusuna kementi atıyorsun. Hadi diyelim, Aydın çıksa defansif bir oyuncu girse sol tarafı emniyete almak için ya da Aydın çıksa bir forvet girse, takım iyice hücuma çıksın diye anlaşılır da, Aydınla Serdarın kağıt üzerinde ve gerçekte ne gibi bir farkı var anlayan beri gelsin. Hadi ufak bir farkı var diyelim, 10 dakika daha sabredemeyecek kadar mı bu fark. Halbuki sen sene başında öyle bir intiba veriyorsun ki, sanki bu sene sol kanat Aydın'ın der gibisin ama bu fikrinden sadece 35 dakikada vazgeçiyorsun.
Hadi Aydın'ı geçtim, bir senedir şu orta sahanın doldurulması için bekledik ki, sonunda kavuştuk derken bu da sadece 45 dk sürdü. Merak ediyorum dünyada türkiye dışındaki takımlardan kaçı maç içindeyi bırak sezon içerisinde aynı teknik direktörle çalışırken taktik değiştiriyor. Bir takımın bir dizilişi vardır ve işler ters gidiyorsa değişen sadece oyuncu tipleri olur. Çift libero oynuyorsan ve hücuma yönelik oynamak istiyorsan, çift ön liberolarını tıpkı Antalya maçında olduğu gibi Cisse ve Uğurdan kurarsın. Defansif bir orta saha istiyorsan, Serdar Kurtuluşu, Sivok'u koyarsın. Aynı sistem içerisinde, Aydın-Ekrem, Holosko-Serdar Özkan değişiklikleri oyun mentaliteni değiştirir ama sistem değişmez, sadece isimler değişir.
Ama hocam içimde hala bir umut var, dik duracaksınız diye. Hadi biraz kulağınızı kapatın şu kakafoniye ve bildiğinizi yapmaya çalışın az biraz. Yine doğruyla başladığınız sezonu, sistemsizlik sistemiyle, şapkadan çıkan tavşanlarla geçirmeye çalışmayın. Evet, bu takımın hücumcuları şapkadan çıkmaya müsait tavşanlar ama ne gerek var bu gerilime, elinizdeki şu kadro çok rahat şekilde sistemli bir takım olabilecekken..
Ara
-
DERBİ POZİSYON ANALİZLERİ - 1- 0:24 saniye! Gatasaray'ın ilk etkili atağı. Burada en büyük hata *Jailson'un partneri Serdar Aziz'e gereksiz yakınlığı oldu.* Seri burada muhteşem bi...6 yıl önce
-
Feda, Sefa, Farklı Olsun bu Defa - Beşiktaş'ın son dönemini iki ana çizgi olarak ikiye ayırmak mümkün. 1- Yıldırım Demirören dönemi 2- Fikret Orman dönemi. Ben Yıldırım Demirören dönemini te...6 yıl önce
-
Bir Sağ Bek, Üç Mevki: Aaron Wan-Bissaka - Premier Lig geçtiğimiz hafta başladı. Hem takım hem de oyuncu bazında her sezon yeni bir hikaye demek. Galiba geçtiğimiz sezon hiç de fena bir görüntü verm...7 yıl önce
-
Duhuliye - Duhuliye'den 5 ay önce haberim oldu. O da bu fotoğraf sayesinde. Bunca zamandır nasıl hiç duymamışım derken, etrafımdaki çoğu Beşiktaşlının da bilmediğ...9 yıl önce
-
Euroleague bwin Mart 2015 MVP Nemanja Bjelica Röportajı - Fenerbahçe Ülker dokuz maçlık bir galibiyet serisi yakalamış durumda ve 2008-2009 sezonundan bu yana ilk kez Euroleague 'playoff'larına katılma hakkını ...11 yıl önce
-
Önce krampon, sonra performans - Her çocuk gibi sokaklarda başlayan futbol maceramız, bazı çocukların yaptığı gibi benim de toprak sahada devam etmişti. Sonrası okul, iş, hayat mücadele...11 yıl önce
-
NBA: Bir Ayın Ardından... (Part 1) - Her ne kadar başlığımızda bir aylık zaman dilimini ele aldıysak gerek tembellik, gerek iş güç yüzünden yazının paylaşılması, gerekli güncellemeler yapıldı...11 yıl önce
-
Manchester United - Burnley maçı - Manchester'ın ligin yeni takımı Burnley deplasmanında galibiyet alması bekleniyordu ama yine olmadı. Geride kalan 3 haftada takım henüz galibiyet görem...11 yıl önce
-
Bu Sefer Bahanem Var - Yine ihmal ettim blogu ama bu sefer sağlam bahanem var. Son 9 senedeki ikinci kıtalar arası taşınma olayına kalkıştım. Bilenler bilir, son 9 senedir Avu...12 yıl önce
-
Babylon Dergisi Röportajı - http://www.aliece.com/2013/11/babylon-dergi-ali-ece-roportaji/#more-189512 yıl önce
-
Arsenal Kendine İnanıyor - Arsene Wenger'in sözleriyle, *"İyi bir rakibe karşı alınmış tatmin edici galibiyet." *Arsenal hafta sonu Liverpool'u oyun dışı bırakarak, bölüm bölüm saha...12 yıl önce
-
Hiç Unutmadığım... - 17 sene önce bugün tek bir imzanın milyonlarca insanı bu kadar etkileyebileceğini tahmin edemezsiniz. O adam hakkında bir sürü yazı yazdım, hala okuyan ...13 yıl önce
-
-








