.

.

.
Ekşi Beşiktaş. Blogger tarafından desteklenmektedir.

Oğuzhan Özyakup etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Oğuzhan Özyakup etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
17 Ağustos 2018 Cuma

Yakışmıyor Bu Futbol, Yakışmıyor


Podcastlere başladık başlayalı pek buraya maç analizi yapmıyorum ama dünkü utanç verici futboldan sonra bazı şeyleri rakamlarla, görsellerle üstüne basa basa ifade etmek şart. Zira ben son yıllarda, hele Şenol Güneş döneminde Beşiktaş'ın Avrupa'da bu kadar aciz, bu kadar çağdışı, bu kadar çaresiz bir futbol ortaya koyduğunu hatırlamıyorum. Birkaç saat de bekledim bakalım sinirim geçecek mi diye ama hayır, geçmeyecekmiş, düşündükçe daral geliyor, afakanlar basıyor.

Maçın analizine geçmeden önce üstüne basa basa basmak istediğim iki şeye hızlıca değineyim. Birincisi, Beşiktaş 4-2-3-1 oynamaya mecbur değil. 4-2-3-1 bir zamanlar olduğu gibi zamanımızın normu bir diziliş de değil zaten. Şu an Avrupa'nın en iyi takımlarını düşünürsek Manchester City, Tottenham Hotspur ve Juventus gibi o mevkilerin hakkını veren yıldız oyunculara sahip takımlar dışında 4-2-3-1 oynayan kalmadı. Üçlü defans deneyi gibi ekstrem bir şeyin Türkiye şartlarında zaten denenemeyeceği ön kabulüyle yola çıkarsak, artık genel geçer diziliş 4-3-3 (4-1-2-3) diyebiliriz. Daha yeni bir Dünya Kupası izledik, orada da 4-2-3-1 oynamaya çalışan Almanya ve İspanya'nın başına neler geldiğini gördük. Bu taktik gitgide terk edilirken, Türkiye'de kanunmuşçasına uygulanması tek kelimeyle saçmalık. Futbolun trendlerle ilerlediğini düşünürsek artık bu dizilişin getireceği faydalar kısıtlı yani, iki kere iki dört eder.

Hadi diyelim biz akıntının tersine gidip fayda sağlamaya çalışacağız, çünkü ona uygun bir takım kadromuz var ve öyle bir alışkanlığımız var. Gayet makul bir yaklaşım bu, fakat ufak bir sorun var: Böyle bir durum söz konusu değil! Tolgay 6 numara, Oğuzhan 8 numara oynamak istediğini her sene başında en az bir kere dile getirirken Şenol Hoca ya bunları birbirinin ikamesi gibi değerlendiriyor, ya da Tolgay'ı 8'e, Oğuzhan'ı da 10 numaraya tıkıştırmaya çalışıyor. Yani tamam, yeni açılımlar ararsın, bir sorunu çözmek için denemeler yaparsın ama yok yani, kaç sene oldu, bu adamlar kaç yaşına geldi ve tutmuyor bu dikiş.

Sonra ne mi oluyor? LASK Linz maçı rezaleti oluyor. Şimdi görsellere ve rakamlara bakalım. Nereden başlayacağımı da bilemiyorum ya... Sanırım en doğrusu gene 45. dakikada oyundan alınarak fatura kesilen Oğuzhan'ın bu takım için ne kadar önemli olduğunu anlatmaya çalışarak yola çıkmak. (Not: Grafiklerde Beşiktaş sola doğru hücum etmekte deplasman takımı olduğu için.)

Öncelikle yapılan paslara bakalım. Üstteki, Oğuzhan'ın ilk yarıda yaptığı pasların grafiği. İkincisi Medel ve Tolgay'ın ilk yarıda yaptığı pasların grafiği. Sonuncusu da Medel ve Tolgay'ın ikinci yarıdaki pas trafiği. Şu üç resmi yan yana koyup bakınca, i) Oğuzhan'ın kötü hâlinin -ki takımın ortalamasına kıyasla kötü de değildi- bile orta saha için ne kadar önemli olduğunu, ii) Oğuzhan'ın topu 3. bölgeye taşımada çok kilit bir öneme sahip olduğunu fakat onu 10 numaraya hapsetmenin top taşıma konusundaki yeteneğine ket vurduğunu, iii) buna rağmen Oğuzhan'ın varlığının Medel ile Tolgay'ı da daha akıllı bir şekilde oynattığını (her ne kadar hocamız üçlü orta saha denerse ölecek hastalığına tutulmuş olsa da) görmek çok net mümkün. Medel ile Tolgay'ın ikinci yarıdaki pasları soldan sağa, sağdan sola; lütfedip üçüncü bölgeye bir kere bile buyuramamışlar neredeyse. Rezalet.

Oğuzhan 1. yarı pasları

Medel + Tolgay 1. yarı pasları

Medel + Tolgay 2. yarı pasları

İlk yarıdaki saçmalıklar bununla da kısıtlı değil, zira her ne kadar potansiyeli olduğuna inanmak istesek de Larin'in oyuna hakim olan -yahut olmak zorunda bırakılan- bir takımın 4-2-3-1'inin forveti olabilecek tecrübesi/oyun zekâsı yok. Çünkü kendisi doğru koşuları yapamıyor, arkasındaki oyunculara doğru alanı açamıyor. Larin'in Beşiktaş'taki rolü "dakika 70, Anadolu takımı kapandı sağlı sollu saldırıyoruz, ceza sahasını karıştıracak birileri lâzım" olabilir ancak. Bunu da Oğuzhan ve Larin'in ilk yarı ısı haritalarını kıyaslayarak anlayabiliriz. Ki zaten ilk yarı boyunca rakip ceza sahasında sadece 6 (altı!) defa topla buluşabilmişiz. Ha, ikinci yarıda durum düzeldi sanmayın, o sayı da 5 (beş!!!))

Oğuzhan 1. yarı ısı haritası

Larin 1. yarı ısı haritası

İkinci yarıdaki aciz oyunumuzun bir başka göstergesi de Pepe-Roco stoper ikilisinin yaptığı paslar olabilir aslında. İlk yarıda bu ikili genelde orta sahaya yakın bölgelerde pas yapmışlar, ve de genelde orta-uzun mesafeli kros paslarda isabet bulamamışlar. Peki ya ikinci yarı? Şişirilen topları geçtim, hem pasların orijini daha geriden, hem de sağ stoper oynayan Pepe defalarca önündeki adama pas verememiş kırmızı okların yoğunluğundan anlaşılacağı üzere. İnanılmaz bir tablo bu. Neden? Çünkü orta sahada oyun kuracak insan kalmadı! (Bu acziyeti geçen seneki Başakşehir maçından da hatırlayabiliriz.)

Pepe + Roco 1. yarı pasları

Pepe + Roco 2. yarı pasları

Hâlâ daha ikna olmadıysanız bir de Caner'in paslarına bakalım mı? Beşiktaş formasıyla oynadığı en kötü maçlardan birini çıkardı dün Caner. Zaten takıma uyum sorunu yaşaması gayet normal olan Roco'yu kademede defalarca yalnız bıraktığı gibi, defansif hayaletliğini telafi edecek ofansif etkinliğini de göstermedi. Caner'in dünkü pas isabet oranı %67.9 idi, rakip sahadaki pas isabet oranı ise %54.4! Yani rakip sahada kullandığı her iki toptan birini ya dışarı attı, ya rakibe verdi Caner! Yüzde 54 yahu! İlk yarıda da kötü tercihler yapıyordu ama en azından biraz dizginlenmişti. İkinci yarıdaki pas grafiği gerçekten amatör liglere ait gibi. Geçen sene Şampiyonlar Ligi'nde rekor kırmış kadronun şu topu oynuyor olması saçmalık. Kelime haznem yetmiyor şunu anlatmaya.

Caner 1. yarı pasları

Caner 2. yarı pasları

Esas trajedi ise şu: Daha 1. dakikadan itibaren berbat oynayacağı belli olan Caner 90 dakikayı tamamladı dün, çünkü Şenol Hoca'nın aklında Caner vs.nin top şişirmeleri haricinde bir plan yok. Oğuzhan ve Tolgay oyundan alınırken Quaresma ve Gökhan Gönül giriyor oyuna, çünkü koskoca Beşiktaş futbol takımının tek gol planı top şişirmek. Pepe çok kaliteli bir dokunuşla topu Negredo'nun önüne bırakmasa, Negredo da tüm hırsıyla o topa mükemmel bir vuruş yapmasa -ki taraftarımızın, medya mensuplarının ve de hocamızın bir türlü gözüne girememiş, Beşiktaş'ın geçen seneki başarısızlığının faturası "golcü olmamasına" kesilmiş fakat her ne hikmetse geçen sene puanın gideyazdığı maçlarda çok kritik goller atmış Negredo bu- Caner o atakta da top şişirdiğiyle kalacaktı.

Yazının başında 4-2-3-1 oynayan takımlara Manchester City örneğini vermiştim. Her 4-2-3-1 aynı değil tabii ki. Mesela Manchester City bu hafta sonu Arsenal deplasmanında gerçekleştirdiği atakların %38.8'ini soldan, %31.2'sini ortadan, %30'unu da sağdan gerçekleştirmiş. Tamamen dengeli bir görüntü. Bizim dünkü istatistiklerimiz nasıl peki? Ataklarımızın sadece %20'si ortadan. %20! %44.9'u ise soldan -ki Caner'in o atakları nasıl geliştirdiğini daha yeni irdeledik-. Bu kadar dengesiz hücum eden bir takımın hücumdan verim alması mucizelere bağlı oluyor işte.

Daha da istatistiklere, grafiklere bakılır aslında ama bir yerde hasıl-ı kelâm eylemek lâzım. Ancak görene zaten net bir resim bu. Beşiktaş'ın, bu oyuncu kadrosuyla 4-2-3-1 inadından bir an evvel vazgeçmesi şart. Oğuzhan'ın orta sahada top taşıyıcı bir görev üstlenmesi şart kere şart. Bunlar olmayınca Topşişirmece JK'ya dönüyoruz, ve de bu çağda, bu imkânlarla, bu geniş ve rakiplerine kıyasla yetenekli kadroyla bu futbolu oynuyor olmak futbolu seven bir taraftar için yenir yutulur bir şey değil. İnsanlar transfer falan bekliyor, hocamız da muhtemelen Atiba'nın yolunu gözlüyor ama Beşiktaş kadrosu şu sorunlarını şu hâliyle çözecek yeterliliğe sahip. Ama sorunu çözmek için önce sorunun nerede olduğunu anlamak lâzım. Teknik heyette bunu yapma niyeti olan bir tane insan var mı, bundan emin değilim. Torshavn'a karşı Adriano'yla denediğimiz ve de verim aldığımız 4-3-3'ten neden zırt diye vazgeçiyoruz, neden geçen sene boyu -ve görülen o ki bu sene boyu- yeni hiçbir deneme yapmadık ve yapmayacağız bundan ise hiç emin değilim. Ama bu işten sıkıldım artık, ondan eminim. Ha bir de bu anlayışla devam edersek ligde ait olduğumuz yer gene 4.lük, ondan da ziyadesiyle eminim. 
30 Eylül 2016 Cuma

Şenol Güneş Üzerine

Bu yazı bir Şenol Güneş portresi değildir. O portre içerisinde olmadığını düşündüğüm noktaların tartışmaya açılması önerisidir.


Bir teknik direktörün başarısını yok saymak veya değersizleştirmek haksızlıktır. Formsuz olabilir veya o dönem için gerçekten başarısız olabilir. Bu kısa dönemler, o teknik direktörün değerini düşürmez. Şenol Güneş'in 20 yıldır 1 şampiyonluğu yokken teknik direktörlük becerisi ne idiyse, bugün son şampiyon olarak da o. Kaldı ki bir teknik direktör şampiyon olmadığı halde başarılı olabilir, şampiyon olduğu halde başarısız da olabilir. Önemli olan, değerlendirmede kullanılacak kriterlerdir.

Ben Şenol Güneş'in kariyerindeki başarıları ve detaylarını yazabilecek kadar konuya hakim değilim. Lakin Beşiktaş'taki performansını değerlendirebilirim. Bu performans içerisinde -bence- Şenol Güneş'in başarmamış olduğu noktalar var ve bence bunlar tartışmaya açılmalı. 

Bazılarımız, birlik olalım, destek olalım gibi söylemler içerisine girebilir. Benim ne Şenol Güneş gitsin dediğim var, ne kötü hoca dediğim var, ne kötü insan dediğim var. Sadece, yapmadığını yapmış gibi yapmanın en başta kendisine zarar verdiğini düşünüyorum. 

Bugünün sorusu şu; 

Beşiktaş neden geçen seneki oyun planından vazgeçti?


Bu sorunun cevabını ararken, geçen seneki oyun planı neydi, önce onu konuşmak lazım. 


Kısa pasa dayalı, tempolu ve hareketliliği temel alan bir futbol anlayışı. Yönetmen olarak Oğuzhan, motor olarak da Jose Sosa. Oğuzhan "bir fikrim var" diye gelirdi, Sosa da etrafındakileri toplar icra ederlerdi. Bunun yanında Quaresma'nın B planı niteliğiyle Türkiye liginde hiç de fena olmayan bir futbol oynarak, zorlanır gibi yapsa da netice itibariyle tartışmasız şampiyonluğu kazanan bir takım oldu. 

O zaman gelin, detaya inelim. 

"Şenol Güneş geçen sene bu oyuncularla, bu oyunu mu planlamıştı? 


Hafızam beni yanıltmıyorsa diyemeyeceğim zira transfer geceleri uzundur, ben bir gece Lucas Leiva, diğer gece Jarej Kucka, öbür gece Gökhan İnler okuduğumu daha dün gibi hatırlıyorum. Tolgay sakat, Veli sakat. Şenol Güneş klasik "sayısal eksikliğim var" şarkıları söylüyordu. Oysa ne gariptir, ismi geçen oyuncular nedense sayısal eksikliği gidermekten öte, direkt 11 oyuncusu gibi geliyordu, Peki sence de öyle değil mi? 

Sezon başladı, Mersin deplasmanı... Oğuzhan, Atiba'nın yanında. Önde Töre - Quaresma - Olcay. Takım Mersin'den dönerken Oğuzhan'a 3 asist yazılmıştı bile. Yani Oğuzhan daha ilk hakkında hedefi 12'den vurdu. 

1 Ekim 2015 tarihi, Beşiktaş'ın o sezon yaptığı ilk ciddi maçtı. Sporting Lizbon'la içeride oynanacak maçta Beşiktaş kendisini test edecekti. Atiba'nın yanında kim başladı hatırlıyor musunuz? Cevap Necip Uysal. Beşiktaş ilk yarı çok kötü, ikinci yarıda çok iyi oynayacak ve geriden gelip galibiyeti kaçıran taraf olacaktı. Ayrıca, benim izlediğim en iyi Oğuzhan 45 dakikasıydı... Maçtan çok sonra Şenol Güneş şöyle diyecekti; "ilk yarı Necip'le oyunu tutmak istedik, ne tutabildik, ne gidebildik. Baktık olmuyor, bari biz de oynayalım dedik, Oğuzhan'ı aldık, bu sefer de hem gittik, hem tuttuk, futbol enteresan bir oyun..."

O maç, Atiba - Oğuzhan merkezinin netleştiği maçtır. O maçla birlikte devre arasına kadar Beşiktaş'ın esip gürlediği dönemi hepimiz hatırlarız. 

Sezon başında bir dolu oyuncuyu transfer etmek isteyip başaramamışsanız, 1 Ekim gibi artık planınızın belli olmuş olması gereken bir dönemde, Oğuzhan'la başlamamışsanız, Oğuzhan size tesadüfen gelmiş demektir. Kafanıza yatmıyordur ama alternatifinin Necip olduğu yerde mecbursunuzdur... Kaldı ki bu mecburiyet, bir noktada üst üste galibiyetler de getiriyorsa...

Geçen sene, Beşiktaş adına bir oyun planından bahsetmemiz gerektiğinde, önce Oğuzhan'ın ismi yazılırdı. Zira Oğuzhan planlar, birileri uygulardı. Oğuzhan sizin kafanızda yoktu ise, ben de oyun planının varlığına inanmam... Bu, büyük ölçüde oyuncu yeteneklerinin yanyana gelip deneme yanılma veya doğaçlama şekilde organize ettikleri bir durum gibi görünüyor. 

Bilic'i atlayıp bir geriye gideyim, Samet Aybaba dönemine. Beşiktaş tarihinin son 20 yılda atılmış en güzel 10 golüne kafadan girer; 




Ben burada bir Şenol Güneş görmüyorum. Burada gördüğüm şey bolca Oğuzhan ve bolca Olcay. Bugün Beşiktaş böyle oynayınca "E Şenol Güneş" deniyor oysa ki. Bilic baltalamasa Beşiktaş buydu zaten. Beşiktaş'tan da öte, Oğuzhan buydu.

Gelelim Bugüne


Teknik direktörler ilk seçicidir, futbol son seçici. Kötü oynayan oyuncunun önünde hiç kimse duuramaz. İyi oynayanı da kimse tutamaz. Fabri'nin Tolga'dan iyi kaleci olup yedek kalması mesela mümkün değildir. Futbol yaptırmaz sana onu. Babanın oğlu olsa oynatamazsın... 

Hadi diyelim, yukarıda örneklerini verdiğim maçlara inanmadın... Tamam. İlk seçici Şenol Güneş takımın merkezini nasıl seçti? En ufak bir kuşkuya mahal vermeyecek şekilde; Inler - Atiba. Ben böyle düşünüyorum dedi. Demediyse de, seçimlerinden biz onu anladık. Lakin o taptığım futbol oyunu artık devreye giriyor, çünkü o iş öyle yürümüyor. Kendi içinde tutarlı. Zira geçen sene de isteyip alamamışlardı. 

Hani soruyorsunuz ya, geçen seneki plandan neden vazgeçtik diye. Geçen seneki plana asıl şimdi döndük, Inler'i şimdi alabildik çünkü... Ondan sonra "Oğuzhan'ı Şenol Güneş parlattı." Oldu! Beşiktaş'ın geçen seneki oyun planı ne idiyse, siz ona Şenol Güneş'ten daha fazla inanmışsınız. Çünkü o sizden daha kolay vazgeçti.

Şimdi de deniyor ki, biz geçen sene şöyle böyle oynardık. Kardeşim o şöyle böyleyi Necip'le de oynuuyor muydun? Yoo, Necip'le başka oynuyordun, Oğuzhan'la başka. Hem de bambaşka. Oğuzhan'la yerli Barcelona oluyordun, son 20 dakika Necip giriyordu; Konyaspor. Siz gerçek bir plana sahip bir üst düzey takımın maç içinde bu kadar radikal plan değişikliklerine gittiğini görüyor musunuz? 

Ben Şenol Güneş eleştirisini de kenara koyarak söylüyorum, Türkiye'de futbolun taktik boyutu gerçekten çok zayıf. Sahada, oyun planı yerine oyuncu planlarını görüyoruz. Görebildiğimiz oyun planımsıları da, IBB, Osmanlı, Konyaspor gibi olayın katı teorik kısımlarına odaklanan takımların oyunları... O kadarı da anca burada işliyor.

Şimdi Olan Ne?


Beşiktaş, oyuncu ararken oyununu kaybetmiş durumda. O oyunun hak sahibi de Oğuzhan. Şimdi haftaya Oğuzhan - Atiba merkezine dönse, Beşiktaş geri döndü denecek. Oysa dönen sadece Oğuzhan. Zaten 1 oyuncu olmadığında tamamen işlevsiz hale gelen plan da, plan değildir. Kör topal gidersin, idare etmeye çalışırsın ama yekten yok olmazsın. 

Bu sene sahaya konulabilen şey yekten yok oluş. Dünyanın çeşitli yerlerinden, çeşitli kültür ve dillerinden 22 insanı alıp sanki beraber bir şey yaptırmaya çalışılıyor. Takım birbirinden o kadar ayrık. Herkes de bireysel olarak iyi oynyor bu arada. Taktiksel sefaletin boyutunu siz düşünün. 

Taraftar Inler, Atiba, Tolgay, Oğuzhan, Olcay, Quaresma için ayrı ayrı "aman o takımdan kesilmesin" diyor, beğeniyor, inanıyor... Lakin bu adamlar çeşitli şekillerde sahaya yayılıp iyi de oynuyorlar ama takım kötü oynuyor. 

Ne gerek vardı? Atiba - Oğuzhan'la başlasaydık... 


Sahi niye bozdu Şenol Güneş? Şampiyonlar Ligi oynuyorum, denge oyunu oynamam lazım, Atiba - Oğuzhan "büyük takım" oyunundan başkasını oynayamaz ve ben kendimi o kadar güçlü hissetmiyorum dedi. Inler - Atiba merkezi de o açıdan bakıldığında güzel bir partnerlik oluşturacaktı. Lakin Talisca, Oğuzhan, Tolgay derken ve tüm bu rotasyonlar içerisinde Quaresma sabitken, takımdaki taşlar yerinden oynadı. Şenol Güneş kaş yapayım derken göz, Inler yapayım derken Oğuzhan'ı çıkardı. 

Oğuzhan geçen sene sağım solum ağrıyor diye maça çıkmamazlık etmezdi. Bu sene ediyor. Çünkü o kadar lazım değil. Sorumluluğu azaldı. 15 günde 1 oynuyor, onda da 46'da oyundan çıkıyor. Sonra hafta arası ödem falan.... İnsan yönetimi tam da o yüzden teknik direktörlüğün en önemli ayaklarından biri. Geniş kadro doğru yönetilemezse, yararından fazla zararı vardır. Yetkiyi böleyim derken sorumluluğu da bölersin, herkes topu birbirine atar, o modelden de gol çıkmaz.

Ben hocaya haksızlık ediyor olabilirim ama hocaya olmadık payeler verenler benden fazla haksızlık ediyorlar. Geçen sene -bence- mecbur kalmasına rağmen şampiyonluk getiren Atiba - Oğuzhan merkezinde bir övgü payı varsa, bu seneki kepazelikte de payı var. Skor olarak kötü durumda değiliz diyebilirsiniz, ilk cümleye dönüyorum; kazanırken başarısız, kaybederken başarılı olabilirsin. 

Bir Ömer Şişmanoğlu vardı, gol de atıp iyi oynamıştı, ne oldu ona? Kötü oynamış olsa, şansını değerlendiremedi diyeceğim. İyi oynamasına rağmen kesmişsen, demek zaten düşünmüyor muşsun, O zaman o maçta Ömer'i oynatarak rotasyonu genişleteceğine, aktif rotasyonda kullanacağın bir oyuncuya dakika versene... Ben Ömer için ne oynasın diyorum, ne oynamasın diyorum. .Rotasyon dediğimiz şey 6 maçta 1 oynayıp, 3'ünde de 18'in dışında kalmak falan olmasa gerek. Kendi seçimiyle çelişiyor...

Dedim ya, ilk seçisi & son seçici meselesi. Bu saatten sonra Şenol Güneş seçici değil, asıl seçici futbolun kendisi. Bu deneme ve % 70 oranındaki yanılmalar neticesinde bir gün gelecek ve bir taktik "tutacak". Optimum bir noktada buluşulacak. O noktanın ne zaman olacağı, kimlerle ve hangi çerçevede olacağını ben bilmiyorum, futbolcular bilmiyor, görünen o ki teknik direktör de bilmiyor. Bulacağız. Bulduğumuz nokta ligi yine götürür de, Şampiyonlar ligi ne olur meçhul. Oysa bu kadro ligin kadrosu değildi. Ligdek takımlara 11 oyuncunun bireysel yeteneğini yanyana yazsan da işi görebiliyorsun. Oysa teknik direktörün mahareti, o 11 yeteneğin toplamından daha fazlasını üretebilmektir. 

Haksızlık etmeyeyim, transfer sezonunun son haftasında yapılmış transferler oyunu elbette yıpratacaktı. Lakin bugün Şenol Güneş'e verilen paye, bu zorluğun üstesinden "hızlıca" gelecek bir teknik direktörün payesidir. O payenin de bedeli budur.

Basın toplantılarındaki hal ve hareketlerinin, özellikle son dönemde artan bir "sevimsiz adam" profili çizmesinin de, kendisindeki bu başarısızlığın etkisi olduğunu düşünüyorum. Ben bu manada bir sorun çözme yetisinin olup olmadığının test edildiğini de düşünmüyorum. 

Şenol Güneş'e destek olmak veya olmamak gibi söylemler de alaturka geliyor. Ortada çok doğru yapılan işler vardır ancak sonuç alınamıyordur. İçinde bulunduğumuz durum öyle değil. Geçmişin doğrusu orada durur, bugünün yanlışı konuşulur. Biri hakkındaki kanaatin de bunların toplamından oluşur.

Zaten halka açık bir iş yapıyorsan eleştirileceksin. "Eleştirin ama hesap sormayın" diyor. Hayır, hem eleştirilir hem de hesap sorulur. Nasıl şampiyonluk pastasından payına düşeni herkes alıyorsa, bundan da alacak, daha doğal ne olabilir ki? "Söylesene bize hoca, takım niye oynamıyor" deniyordu vakti zamanında. Kötü takım olsa, ilk çıkış yolu o dur, oyuncu yok dersin. Onu deme şansı da olmayınca diyecek bir şey kalmıyor besbelli.

İzleyip göreceğiz. Kimseyi putlaştırmadan yapacağız... Kimsenin de hakkını yemeden... Hak etmediğini de vermeyerek... Çünkü bu, en çok ona kötülüktür.


29 Ekim 2012 Pazartesi

Oğuzhan ve Ersan röportajı

Lig TV bu iki genç oyuncuyla röportaj yapmış, bence vaktiniz varsa mutlaka izleyin. Öncelikle çok rahat bir röportaj ve klişe cevaplar vermiyorlar sadece. Bunun haricinde benim dikkatimi çeken birkaç şeyi not düşeyim buraya:

- İkisi de "iki maç iyi oynamakla havaya girilmez" ilkesini benimsemişler. Dışarıda yetişmiş olmanın getirdiği bir avantaj bu. Bu vurguyu röportaj boyunca tekrar tekrar yapıyorlar, duymak mutluluk verici.

- Oğuzhan'ın İbrahim Toraman ile diyaloğu çok iyi. Onun yanında kesici olarak oynamasının çok avantajına olduğunu, Toraman'ın saha içinde konuşarak ve moral vererek katkıda bulunduğunu söylüyor.

- Fiziksel olarak güçlenme konusunda Oğuzhan zaten ekstra çalışmalar yapıyor. Omuz omuzalarda da daha fazla ayakta kalmaya başlamış antrenmanlarda.

- Ersan Avustralya Milli Takımı'nı seçmemesinin sebebi olarak "24 saat uçak yolculuğu, zaten maçtan yorgunsun, bir de o çok yıpratıcı olur" diyor. Bu cevap bile Ersan'ı sevmek için yeterli. "Ben Türkiye'de oynamak istiyorum, zaten ailem Türk, kanım kırmızı" falan demeden, gayet pragmatist ve mantıklı bir cevap veriyor.

Zaten sevdiğim adamları daha da sevdim bu röportaj sonrası. Nazar değmesin.
16 Ağustos 2012 Perşembe

Olcay, Oğuzhan ve 2012 Model Beşiktaş

Dün http://tr.eurosport.com/ 'da yayınlanan yazımı bir de buradan paylaşıyorum;


Bir dolu genç futbolcuyla oynanan, oyuncu seçme niteliğindeki hazırlık maçları bize takımın oyun planıyla ilgili bilgi vermekten uzaktı. Geçtiğimiz hafta oynanan Kayserispor maçı, elimizde veri olarak kullanabileceğimiz tek maç olarak gözüküyor. Ben de Beşiktaş’ın sezon projeksiyonunu o maç ve kendi öngörülerimle şekillendireceğim.

Kaleci Allen McGregor’un CV’si Beşiktaş’ın kalesini koruyabilecek dolulukta görünüyor. Her ne kadar kariyerinde Glaskow Rangers’tan başka takım olmasa da, Beşiktaş’la eş tutabileceğimiz bir takımda uzun süredir as kalecilik yapıyor olması yeterldir. Zaten kendisinden Muslera veya Volkan Demirel performansı da beklenilmiyor. İyiden iyiye Hakan Arıkan sendromuna yakalanan Cenk Gönen’den eldivenleri devralabilmesi, Beşiktaş için yeterli.

Savunma hattına yapılan Julien Escude takviyesi de, takımın ihtiyacı olan “tecrübe” parametresine katkıda bulunması adına çok olumlu bir transfer. Beşiktaş’ın transfer hamleleri arasında artı hanesine yazılanlardan biridir. İbrahim Toraman’ın neredeyse her pozisyonun alternatifi olarak düşünülmesi, Ersan Gülüm’ün tam olarak atlatılamayan sakatlığı neticesinde yapılması gerekiyordu, yapıldı. Hala Beşiktaş’ın yeni kaptanı olduğu açıklanmayan Tomas Sivok da, önce kaybedip sonra bulduklarımızdan... Beşiktaş bu stoper ikilisiyle Türkiye’de avantaj sağlamayabilir ama hiç bir rakibe karşı da geri adım atmaz. CV’sine ve maliyetine baktıktan sonra, Escude / Egemen hamlesi çok yanlış bir hamledir demek kolay değil.

Sağ bek pozisyonu İbrahim Toraman’ın alternatif oluşturduğu pozisyonların ilki gibi görünüyor. Pozisyonun asıl sahibi; Roberto Hilbert. Samet Aybaba rakipten çekindiği maçlarda sağ kanadı Toraman arkada, Hilbert önde şekilde organize edecektir. Oyuncu tiplerine uygun şekilde oynanırsa, bu pozisyonda da Beşiktaş’ın geri adım atacağını düşünmüyorum.

Sol bek pozisyonu, İsmail Köybaşı’nın sakatlığı sebebiyle bugün itibariyle soru işaretli pozisyonlardan biri olarak görünüyor. Kariyerindeki bütün çıkışlarını sol açık olarak yapıp, nedense büyük takıma gelince sol bekliğe devşirilen Uğur Boral ve bir kaç sezondur kiralama yöntemiyle pişmesi sağlanan Emre Özkan sol bek bölgesini idare edecek gibi gözüküyorlar.

Fernandes dışında çaylak oyunculardan oluşturulan orta sahada, diğer oyunculardan öne çıkan yeni iki isim oldu. İbrahim Altınsay’ın kısa görev süresinde takıma kazandırdığı Oğuzhan Özyakup ve Kaiserslautern’den alınan, alındığı gün maaşı tartışılmaya başlanan Olcay Şahan. Yönetim ve teknik heyet ne planlıyordu, ne kadarını yapabildiler bilemiyoruz ama bugün itibariyle Beşiktaş’ın gelecek sezonu bu iki oyuncunun göstereceği performansa bağlı. Ne denenen gençlerden, ne de takımda geçen sene bulunun genç oyunculardan Beşiktaş’ı sürükleyebilecek bir performans göremedik. Bu iki genci ise bir kenara ayırıyorum. Bugünden söyleyeyim, Olcay’ın maaşı bir daha tartışılmaz.

Kayserispor maçını izlemeyenler için söyleyeyim; Olcay Şahan’ın Kayserispor maçındaki oyunu A Milli takım seviyesidir. Topu alışı, aklından geçirdikleri, hırsı, mücadelesi ile tüm taraftarı olumlu anlamda şaşırtmayı başardı. Beşiktaş’ın Fernandes dışında maça etki edecek oyuncu ihtiyacını giderebileceğini gösterdi. Türkiye’de yanlış yorumlanan bir tabir vardır. Oyuncuların 3-4 ay alışma süreci olduğu, o süreçten sonra tam performansla oynayacağı kabul edilir. Ben bunun çok az örneğini gördüm. Oysa 3-4 ay boyunca uçup, sonra çakılan bir çok oyuncu gördüm. Mümkünse Olcay Türkiye’ye alışmasın, uyum sağlamasın. Aynen Almanya’da oynadığı gibi oynasın, arkadaşlarını da o yöne kanalize etsin.

Oğuzhan Özyakup...

Ben sıkı bir Arsenal taraftarıyım. Oyuncunun Türk olması sebebiyle, Arsenal rezerv maçlarını bir başka gözle takip ederdim. Açık söyleyeyim, Ben bile Oğuzhan’ın Arsenal performansıyla ilgili uzun cümleler kurabilecek kadar bilgi sahibi değilim. Arsenal futbol takımının bir oyun felsefesi vardır. Alt takım, üst takım farketmeden o felsefeye uygun hareket etmeye çalışırlar. Dolayısıyla belki bir Chelsea veya bir Liverpool’un futbol kültüründen bahsedemeyiz ama Arsenal’in bahsedebiliriz. Arsenal’in büyük kulüp olması değildir mesele. Chelsea de büyük kulüptür. Oysa CV’de yazan Arsenal, büyük kulüpten öte anlamlara gelir. Oyuncularının paylaşımcı, takım oyuncusu, çevre kontrolü ve teknik becerisi yüksek oyunculardan seçmeye gayret ederler. Gördüğümüz kadarıyla Oğuzhan Özyakup’da da bu parametrelerin hepsi belli ölçüde var. Türk futbolcusu enerjisini nasıl kullanacağını bilmez, nereye koşacağını bilmez, pası nereye atacağını bilmez. Pas verme becerisi vardır ama öyle bir yere verir ki, pası verdiği oyuncu yapar top kaybını. İstatistikte takım arkadaşına yazar top kaybı. Oğuzhan futbolu biliyor. Bu özellik de Türkiye’de çok önemli. Avrupa’da olduğundan daha önemli... Sadece bu özellikle bile fark yaratabiliyorsun çünkü.

Orta saha blokunda zayıf halka olarak görünen oyuncular ise; Necip Uysal ve Veli Kavlak. Bu iki oyuncu, merkezde Fernandes’in arkasını süpürecek şekilde oynatılıyorlar. Dinamizmde sıkıntı yok ama oyun bilgileri o pozisyon için zayıf düzeyde. Sırtı dönük oyuncuya savunma yapmayı bilmiyorlar, devamlı faul yapıyorlar, koşmak istiyorlar ama nereye koşacaklarını bilmiyorlar, baskı altında top kullanma becerileri düşük, çaylak olduklarından dolayı pas oyununu oynayacak mental yeterlilikleri yok. Bana göre Beşiktaş’ın yabancı stoperden de, forvetten de öncelikli ihtiyacı bu bölgeyeydi, dilerim sezon içersinde bu tercihin bedeli ağır olmaz.

Takımın beyni, paşası, çileği ise Manuel Fernandes. Öyle bir çilek ki, Fenerbahçe veya Galatasaray’a gitse, bu iki takımın onca transferine rağmen, dengeleri değiştirir. Lakin takımın içinde öyle parlıyor ki, rakip teknik direktörlerin gözden kaçırmaları mümkün değil. Bugün Aykut Kocaman’ın, Fatih Terim’in veya diğer teknik direktörlerin Beşiktaş maçı planlarının ilk maddesi “Fernandes’i kitle!” olduğu çok açık. “Fernandes’i kitlersen Beşiktaş’ı durduruyorsun” lafı, klişe haline gelmeden ilk ben kullanmış olayım. İşte tam da bu yüzden Olcay ve Oğuzhan’ın tahmin edilmeyen faktör olmaları gerekiyor. Rakip teknik direktöre “hangisini tutayım?” dedirtmek gerekiyor. Beşiktaş bunu dedirtemediği takdirde, ülkemizde bolca bulunan sert defansif orta sahaların birine verecekler Fernandes’i, sonrası sarı kart / kırmızı kart, çok tatsız...

Forvette de bir türlü kendilerini ispat edemeyen Hugo Almeida ve Mustafa Pektemek mevcut. Bir hareket yapıyorlar, Beşiktaş’ın bu oyuncularla işi zor dedirtiyorlar. Sonra başka bir hareket yapıyorlar, üst seviye. Örneğin Kayserispor maçında Olcay Şahan’a yaptıkları servisler, son bir kaç senede görmediğimiz türdendi. Bu ikiliyi Batuhan Karadeniz ve Mehmet Akyüz yedekleyecekler. Belli ki Samet Aybaba Batuhan’ı Almeida’nın alternatifi olarak görüyor. Uzun boylu, kafa toplarını servis edebilecek oyuncu ihtiyacını bu kadar önemsiyorsa, söylenecek söz yok. Raul’un elini sıktıktan sonra elini şortuna silen, Guti’ye “Naber lan?” diyen bir “sporcu” üzerine de söylenecek söz yok aslında, tadımız kaçmasın. Esasında, yılda 1.2 Milyon Euro maaş alan Umut Bulut’un “koşan, basan takım kuruyorum” diyen bir takım tarafından alınmamış olması, çok ciddi bir teknik heyet zaafiyeti olarak tarihe geçti, o da ayrı konu.

Beşiktaş hazırlık maçları süresince belli bir şablona bağlı kalmadı. 4-4-2, 4-4-1-1, 4-1-2-1-2 gibi bir çok dörtlü savunma formasyonunu denedi. Belli ki, zorlu rakipler karşısında İbrahim Toraman’ın sağ bek, Roberto Hilbert’in sağ açık, Manuel Fernandes’in forvet arkası oynadığı “kemik” bir takım yaratma niyeti var. Rakibin gücü azaldıkça Fernandes’in pozisyonu daha geriye çekilip, hücumcu sayısı arttırılacak. Yani Fernandes’in pozisyonunu söyle, Beşiktaş’ın planını söyleyeyim.

Oğuzhan – Veli – Fernandes – Olcay şeklinde dizilmesini beklediğimiz Beşiktaş’ın bu dörtlüsü, enteresan şekilde takımın kalanıyla da uyumlu bir format oluşturmuş durumda. Örneğin sağ kanattaki Oğuzhan orta saha karakterli bir oyuncu ve içe katetmeyi seviyor. Topu alıp dripling yapmayı, oyunun temposuna hükmetmeyi, ters kanada top atmayı... Kayserispor maçında atılan gole de içe katederek bu şekilde katkıda bulunmuştu. O içe katettiğinde, Beşiktaş hemen 2. Kozunu kullanıyor ve bitmek tükenmek bilmeyen enerjisiyle Hilbert’e koşu alanı açılmış oluyor. Oğuzhan içe katedip orta sahayı üçlerken, ters kanattaki Olcay Şahan da Kayserispor maçında sıkça gördüğümüz üzere, forveti üçlemek adına şahane topsuz koşular yapıyor. Böylece 4-4-2 ile, 4-3-3 arasındaki geçiş sağlanmış, Fernandes bağımlılığı bir ölçüde azaltılmış oluyor. Zar atsan, bu kadar denk gelmez.

Beşiktaş’ın Kayserispor’a attığı gol anına bakın. Rakip ceza sahasında 4 tane Beşiktaş’lı oyuncu göreceksiniz. Sağ kenar oyuncusu Oğuzhan, iki forvet ve golü atan sol kenar oyuncusu Olcay. Beşiktaş geçtiğimiz yıl Almeida üşenmez de koşarsa, ceza sahasına tek oyuncu sokabiliyordu. Beşiktaş futbol takımındaki en büyük değişim bu.

Tecrübe olarak rakiplerinin gerisindeysen, onların oynadığını oynayarak bir şey kazanamazsın. Türk futbol klişelerini elinin tersiyle itip, tüm takımlara ters gelen formüller üreteceksin. Çünkü elinde başka formülün yok. Beşiktaş da herkesin yaptığını değil, kimsenin yapmadığını yapmaya çalışıyor. Olcay, Oğuzhan, Almeida ve Pektemek’ten oluşan, emek temelli , çok hareketli bir dörtlü hücum hattı; Sert, seri, dikine paslaşmalara dayanan bir pas organizasyonu, Olcay’ın topsuz koşuları; Almeida’nın hava hakimiyeti; Manuel Fernandes’in bireysel yeteneğine yaslanan bir karma hücum planı; Sivok ve Escude’nin tecrübelerinden, sezgilerinden, pozisyon bilgilerinden faydalanan, muhtemel açıkların kapatılmaya çalışıldığı bir savunma düşüncesi...
İşte Beşiktaş’ın bugüne kadar oluşturabildiği futbol değerleri...

Bence izlemeye değer.

McGregor  
Hilbert – Sivok – Escude – Uğur  
Oğuzhan – Veli – Fernandes – Olcay 
 Mustafa - Almeida

Ara