Samet Aybaba etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Samet Aybaba etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
7 Aralık 2023 Perşembe
STSL 15 Beşiktaş - Fenerbahçe
Tarih: 09 Aralık 2023 Cumartesi 19.00
Stadyum: Tüpraş Stadyumu
Hakem Hakkında Bilgi: Atilla Karaoğlan (BJK Karnesi 2G 1B 3M)Eksik Oyuncular: Tayyip Talha Sanuç, Emrecan Uzunhan, Arthur Masuaku, Omar Colley, Valentin Rosier, Milot Rashica / Rodrigo Becao, Miha Zajc
Etiketler:derbi,Fenerbahçe,Feyyaz Uçar,Hasan Arat,Samet Aybaba | 36
Yorum
30 Aralık 2020 Çarşamba
SL 16 Hes Kablo Kayserispor - Beşiktaş
Tarih: 03 Ocak 2021 Pazar 19.00
Stadyum: Kadir Has Stadyumu
Hakem Hakkında Bilgi: Fırat Aydınus
Eksik Oyuncular: Gökhan Töre, Adem Ljajiç, Utku Yuvakuran, Erdoğan Kaya, Vincent Aboubakar, Rachid Ghezzal / Yasir Subaşı, Miguel Lopes, Denis Alabec, Joseph Attamah, Ömer Uzun
Eksik Oyuncular: Gökhan Töre, Adem Ljajiç, Utku Yuvakuran, Erdoğan Kaya, Vincent Aboubakar, Rachid Ghezzal / Yasir Subaşı, Miguel Lopes, Denis Alabec, Joseph Attamah, Ömer Uzun
Cezalı Oyuncular: - / -
Not : Sakatlık ve Cezalı Bilgileri Transfermarkt'tan alınmaktadır.
7 Şubat 2019 Perşembe
STSL21 Beşiktaş - Bursaspor
Eksik Oyuncular: Tolga Zengin, Gökhan Töre, Orkan Çınar / -
Cezalı Oyuncular : Ricardo Quaresma / -
Not : Sakatlık ve Cezalı Bilgileri Transfermarkt'tan alınmaktadır
Etiketler:Bursaspor,Samet Aybaba,STSL 2019 | 90
Yorum
31 Ağustos 2018 Cuma
STSL 04 Bursaspor - Beşiktaş
Tarih: 02 Eylül 2018 Pazar 21.45
Stadyum: Bursa BB Stadı
Hakem Hakkında Bilgi: Cüneyt Çakır ( BJK 19G 10B 12M - BS 13G -B -M )
Sakatlığı Bulunan Oyuncular: Emre Taşdemir,Onur Atasayar,Abdullahi Shehu,Stephane Badji / Tolga Zengin , Atiba Hutchinson
Cezalı Oyuncular : - / -
Not : Sakatlık ve Cezalı Bilgileri Transfermarkt'tan alınmaktadır.
Etiketler:Bursaspor,Samet Aybaba,STSL 2018 | 174
Yorum
16 Mayıs 2018 Çarşamba
STSL 34 Beşiktaş - Demir Grup Sivasspor
Tarih: 19 Mayıs 2018 Cumartesi 19.00
Stadyum: Vodafone Park
Hakem Hakkında Bilgi: Bülent Yıldırım ( BJK 23G 9B 6M - DGSS 5G 5B 13M )
Sakatlığı Bulunan Oyuncular: Atınç Nukan ,Caner Erkin , Alvaro Negredo , Pepe , Adriano ,Atiba Hutchinson , Tolgay Arslan / Cyriac
Not : Sakatlık ve Cezalı Bilgileri Transfermarkt'tan alınmaktadır
Etiketler:Samet Aybaba,Sivasspor,STSL 2018 | 80
Yorum
21 Aralık 2017 Perşembe
STSL 17 Demir Grup Sivasspor - Beşiktaş
Tarih: 23 Aralık 2017 Cumartesi 16.30
Stadyum: Yeni 5 Eylül Stadı
Hakem Hakkında Bilgi: Cüneyt Çakır ( BJK 18G 10B 11M - DGSS 13G 8B 11M )
Sakatlığı Bulunan Oyuncular: John Boye , İbrahim İşçi , Galip Güzel / Gökhan Töre , Atınç Nukan
Cezalı Oyuncular : - / -
Not : Sakatlık ve Cezalı Bilgileri Transfermarkt'tan alınmaktadır
Etiketler:Samet Aybaba,Sivasspor,STSL 2017 | 127
Yorum
28 Nisan 2013 Pazar
Samet Aybaba'nın önlenemez şişkinliği
Bu röportajı sanmıyorum ki Beşiktaş tarihinde hiçbir teknik direktör vermiş olsun. Buradan damla damla değil, sular seller gibi akan ego, Toshack ve Schuster gibi tartışmalı figürler dahil hiçbir teknik direktöre nasip olmamıştı:
Şu cümlenin anlattığı çok şey var. Sene başında vizyon diye gelip günü kurtarma hamlelerine bulaşan bir teknik heyetin fikir dünyasının özeti bu. Samet Aybaba'nın CV'sindeki başarısızlıkların, geldiği geleceği yerin neden sınırlı olduğunun da güzel bir göstergesi. Neden Levent Erdoğan'ın, hukukçu kimliğiyle çıkıp kulübün resmi sitesine Aybaba'yı savunan 7 paragraflık yazı yazdığını da anlatıyor bu cümleler.
Samet Aybaba, sene başından beri ne zaman başarı gelse payı üzerine aldı, başarısızlık halinde de topu oyuncuların üstüne attı. Oyuncuyu 35. dakikada oyundan alma, Oğuzhan gibi feda döneminin simgei haline gelebilecek bir oyuncuyu medyanın önüne atma, Salih muhabbetini açma, takımda ilk yarının sonuna doğru oluşmuş arkadaşlık ortamını bir şekilde silme icraatleri arasında.
Aybaba, puan durumuna bakınca nispeten başarılı olmuştur dersiniz, ligi üçüncü sırada bitirdi bu takım. Kaybedilen puanlara bakınca da başarısız olmuştur dersiniz, çünkü kendi evinde öndeyken kaç tane maç verdi, rakipler bu kadar az puan toplamışken çıtayı çok daha üste çekebilirdi.
Aybaba, ilk yarı itibariyle gelinen konumda geleceğe dair bir şeyler yapma yoluna gitse, bugün çok daha fazla takdir toplayacaktı belki de. Ama o geldiği Vural-Karaman ekolünden şaşmadı, şaşamadı. Beşiktaş'ın içine yerleşmiş, kurdu olmuş kankacılık zihniyetinin eri oldu.
Dün seyirciler dövüldü. İki gün önce yeni yönetim kurulunun profesyonel yönetici yerine paralı adam çizgisine gideceği sinyalleri alındı. Sonra da Aybaba'dan bu, en hafif tabir ne bilmiyorum, siz seçin, açıklama geldi.
Beşiktaş Kulübü, akıntının tersine kürek çekip güzel yerlere gelebilirdi. En kötü ihtimalle o akıntı onu bir yere götürecekti zira. Fakat belli ki akıntıya kapılıp, iki rakibinden daha küçük bir tekneyle onları geçmeye çalışacak, arada rüzgarı arkasına alınca da hasbelkader öne geçip sonra tekrar geriye düşecek.
Beşiktaş'ı küçülten feda değil, feda diye bu pazarlıklar, bu ayak oyunları olacak. Yazık olacak. Belki de oldu da daha biz görmüyoruz.
Herkesin 'Küme düşer' dediği takımı şampiyon adayı haline getirdim.
Şu cümlenin anlattığı çok şey var. Sene başında vizyon diye gelip günü kurtarma hamlelerine bulaşan bir teknik heyetin fikir dünyasının özeti bu. Samet Aybaba'nın CV'sindeki başarısızlıkların, geldiği geleceği yerin neden sınırlı olduğunun da güzel bir göstergesi. Neden Levent Erdoğan'ın, hukukçu kimliğiyle çıkıp kulübün resmi sitesine Aybaba'yı savunan 7 paragraflık yazı yazdığını da anlatıyor bu cümleler.
Samet Aybaba, sene başından beri ne zaman başarı gelse payı üzerine aldı, başarısızlık halinde de topu oyuncuların üstüne attı. Oyuncuyu 35. dakikada oyundan alma, Oğuzhan gibi feda döneminin simgei haline gelebilecek bir oyuncuyu medyanın önüne atma, Salih muhabbetini açma, takımda ilk yarının sonuna doğru oluşmuş arkadaşlık ortamını bir şekilde silme icraatleri arasında.
Aybaba, puan durumuna bakınca nispeten başarılı olmuştur dersiniz, ligi üçüncü sırada bitirdi bu takım. Kaybedilen puanlara bakınca da başarısız olmuştur dersiniz, çünkü kendi evinde öndeyken kaç tane maç verdi, rakipler bu kadar az puan toplamışken çıtayı çok daha üste çekebilirdi.
Aybaba, ilk yarı itibariyle gelinen konumda geleceğe dair bir şeyler yapma yoluna gitse, bugün çok daha fazla takdir toplayacaktı belki de. Ama o geldiği Vural-Karaman ekolünden şaşmadı, şaşamadı. Beşiktaş'ın içine yerleşmiş, kurdu olmuş kankacılık zihniyetinin eri oldu.
Dün seyirciler dövüldü. İki gün önce yeni yönetim kurulunun profesyonel yönetici yerine paralı adam çizgisine gideceği sinyalleri alındı. Sonra da Aybaba'dan bu, en hafif tabir ne bilmiyorum, siz seçin, açıklama geldi.
Beşiktaş Kulübü, akıntının tersine kürek çekip güzel yerlere gelebilirdi. En kötü ihtimalle o akıntı onu bir yere götürecekti zira. Fakat belli ki akıntıya kapılıp, iki rakibinden daha küçük bir tekneyle onları geçmeye çalışacak, arada rüzgarı arkasına alınca da hasbelkader öne geçip sonra tekrar geriye düşecek.
Beşiktaş'ı küçülten feda değil, feda diye bu pazarlıklar, bu ayak oyunları olacak. Yazık olacak. Belki de oldu da daha biz görmüyoruz.
Etiketler:Feda,Samet Aybaba,semioticus,Shelbyl | 4
Yorum
24 Nisan 2013 Çarşamba
Güntekin Onay'dan; Ricardinho ve "Büyük Hoca" Olmak!
"Güntekin Onay bu yazıyı Ertuğrul Sağlam döneminde yazmıştı. Ntvspor veya Ntvmsnbc'de yazının orjinal haline ulaşamadığım için link veremiyorum. Sanki bugün yazılmış gibi okuyalım...
Ricardinho verimli olmadı. Ve bundan sonra da olamayacak. Aynı Ortega, Marcelinho, Ailton gibi. Peki neden?
Ricardinho 2002 ve 2006 Dünya Kupalarında Brezilya formasını giydi. Burada bahsettiğimiz Dünyanın 1 numaralı futbol ülkesinin ulusal takımı...Yüzlerce süper yetenekli futbolcunun arasından 2002'de Scolari, 2006'da da Parreira onu Brezilya Ulusal takımına çağırdı. Yani kişisel bir beğeni veya tercihin sonucu ile çağrılmadı. 2 ayrı teknik adamın 4 yıl arayla iki farklı dünya kupasına bu oyuncuyu çağırması çok şeyin göstergesi..
Ricardinho evinde dünya şampiyonluğu madalyası olan, uluslararası düzeyde tanınmış saygın bir futbolcu. Ama Türkiye'de bu saygınlığı bir türlü kazanamadı. Mutlaka kendisinin de kusurları vardır. Ama unutmayalım rakip takım oyuncusundan dayak yedi. Sahip çıkılmadı. Yedek kaldı, aylarca parasını alamadı. Liverpool deplasmanında maç 6-0 iken oyuna sokuldu. Ama suçlu o oldu.
Rico, hızlı, çabuk, kuvvetli, dayanıklı ve atletik bir oyuncu değil. Hiç bir zaman da olmadı. Ama kimsede olmayan oyun görüşü, zekası ve pas yeteneği onu Ricardinho yaptı. Geçen yıl solunda Mehmet Sedef, sağında Burak Yılmaz, arkasında Serdar Kurtuluş gibi deneyimsiz oyuncularla birlikte oynamasına rağmen elde edilen 2.'likte çok büyük rolü oldu.Geçen yıl Beşiktaş'ta Holosko, Tello ve Cisse de yoktu ayrıca..! Ama bu yıl belki de 4. olacak...
Kadrosunda herkesin görmek isteyebileceği saydığım oyuncuların katılımına rağmen... Ricardinho olmadığı zaman Beşiktaş zayıf rakipler karşısında bile oyunun kontrolünü elinde tutamadı. Topa sahip olamadı. Saha içinde hiç bir zaman bir oyun planı varmış gibi hareket edemedi. Deyim yerindeyse üst üste 3-4 pas yapamadı. O kendisini hiç tanımayan yorumcuların iddia ettiği gibi bir forvet arkası değil aslında. O bir oyun kurucu. Daha çok Pirlo gibi, Guti gibi, Deco gibi düşünün. Senede 6-7 gol atan ama daha çok oyunun kurgusuna yardım eden. Ricardinho verimli olmadı. Ve bundan sonra da olamayacak. Aynı Ortega, Marcelinho, Ailton gibi. Peki neden? Eğer teknik adamsanız ve hedefleri olan büyük bir takımda görev yapıyorsanız başetmeniz gereken onlarca problem var.
Futbolda farklı oyuncu özelliklerinden doğan 4-4-2'nin, 4-5-1'in varyasyonlarını artık herkes biliyor. Dünya futbolunu takip eden ve deli gibi Championship Manager oynayan 11 yaşındaki yeğenim Yiğit bile her türlü taktik formasyonu yutmuş durumda... Hangi tip oyuncuların nerede kullanılacağını bilmek için de dahi olmaya gerek yok.! Yeniden Amerikayı keşfetmek gibi bir niyetiniz yoksa çok da zor değil zaten işiniz.
Yattara'yı stoper, İbrahim Üzülmez'i santfor, Delgado'yu solbek oynatacak süper bir 'zeka'dan da bahsetmiyorum. Kimin ne olduğu, ne oynadığı belli zaten. Eğer biraz öğrenme arzunuz varsa, İngilizceniz de iyiyse amazon.com'dan sipariş verirsiniz; futbol dünyasında devrim yaratmış Michels'in, Lattek'in, Happel'in, Herrera'nın, Busby'nin, Cruyff'un kitaplarını getirtir bu futbol filozoflarından çeşitli fikirler kaparsınız. Bunların yanında Mourinho'nunkini sipariş etmeyi unutmayın..! (Mourinho'nun çok kitabı var ama Barclay, Beto ve Lourenço'nunkiler en çok öne çıkanlar. Şahsen ben Lourenço'nunkini daha çok beğendim..!)
Çeşitli futbol ekollerinden, farklı ülkelerden, farklı seviyelerden yüzlerce maçı TV'den, DVD'den izler yine bir şeyler yakalarsınız. Yeni fikirlere açık olmak, çağı yakalamak da önemli. Neticede bu çok ağır bir performans sporu. Bilimden de faydalanmak lazım. Antrenman bilimi ve sporcu sağlığı konusunda çok kafa patlatmanıza gerek yok artık. Spor akademisi mezunu profesyoneller sizin için kondüsyonerlik yapabilir. "Karbonhidrat, Protein, Yağ, Vitaminler, Aminoasitler..Sıvı alımı, Glikoz derken bir de bu kreatin çıktı..! Kullanmalı mı? Eğer kullanacaksak nasıl ve ne zaman yükleme yapmak lazım? Off ne kadar da karmaşık. Futbolcuyken ne kadar kolaydı !.." Endişeye gerek yok Bunu da sizin yerinize yapacak profesyoneller var.
Rakiplerin analizi, istatistikler! Artık hepsi elinizin altında... Medya çok mu üzerinize geliyor, gazeteciler çok mu arıyor? Kulübün basın bürosu sizin için bunu halleder. Antrenmanlarda takımı da zaten çoğunlukla yardımcınız çalıştırıyor. Eskiden milli bir futbolcu olduğunuz için seminerlerde fazla zorluk çıkartılmadan gereken lisansları da bir şekilde almıştınız ya zaten. Spor Medyasından, eskiden futbol oynadığınız camiadan hatta siyaset dünyasından 3-5 kilit adamla iyi dostluklarınız da var. Zaten bizim ligde de zaten 3 tane büyük takım var. Biri kötü sezon geçirse 2. oluyorsunuz. O da başarı sayılmaz mı? En iyi futbolcular sizde..Taraftar, medya ve hatta hakem desteği bile..
Her şey bu kadar kolay görünürken 3 takımlı ligde bazen 4. olmayı başaranlar bile çıkabiliyor..Peki neden? Tabii ki hiçbir şey yukarıda yazıldığı kadar kolay değil. Ama inanın asıl zorluk yukarıdakilerin de hiçbiri değil..
Bunun içinde karar vermek de var,liderlik de var, koordine edebilmek de var, iletişim kurabilmek de var. Tercihler yapmak da var. İşte burada ne kadar donanımlı olduğunuz devreye giriyor. Dünya görüşünüz bir anda önemli hale geliyor...Deneyimleriniz,teknolojiyle olan ilişkiniz, yabancı dil bilginiz, özel hayatınız,kişisel zevkleriniz... Ekonomiyi, sosyolojiyi, psikolojiyi, felsefeyi bilmeniz sizi farklı kılıyor. İletişim beceriniz sizi daha da donanımlı yapıyor...
Aydın'ı, Batuhan'ı idare edebilmek değil de Ricardinho'yu yönetebilmek beceri istiyor... Sergen'i, Tümer'i, İlhan'ı, Nouma'yı, Zago'yu yönetmenin ve başarıya ulaşmanın zor olduğu gibi... Futbolcular zor insanlar.. %90'ının eğitim seviyesi düşük. İyi para kazanıyorlar, şöhrete ve başarıya doymuş durumdalar. Egoları yüksek ama hemen hemen hepsi de duygusal ve çocuk ruhlu... Onları yönetebilmek, ikna edebilmek ve inandırabilmek gerçekten de zor. Hele farklı bir dil konuşan, farklı bir kültürden gelen, farklı bir dünyası olan yabancı futbolcularla diyalog kurabilmek onları idare edebilmek en zoru... Ariel Ortega, Ricardinho, Ailton, Marcelinho, Kleberson hep dünyaca ünlü tanınmış yıldızlardı... Ama Lorant ile, Ziya Doğan ile Rıza Çalımbay ile Ertuğrul Sağlam ile anlaşamadılar ve kaçarcasına gittiler. Parlak kariyerlerine rağmen burada verimli olamadılar. İşte zor olan onlarla iletişim kurabilmek, onlardan verim alabilmek... Futbol oynamış olmak, yönetmek için yetmiyor.
Mourinho, Benitez, Wenger, Löw, Sacchi, Spaletti...
Onların oynadığı futbolun seviyesi amatörün üstüne çıkmadı. Ama hepsi dünya çapında birer teknik adam... Eskiden futbolcu oldukları için veya hatır için bulundukları noktaya gelmediler. Hep kendilerinden daha kariyerli ve şöhretli oyunculara antrenörlük yaptılar. İsimleri altında ezilmediler. Aslında mantık çok düz ve basit: -İyi futbol iyi futbolcuyla oynanır. -Büyük takımlarda yıldız futbolcular oynar. -Yıldız futbolcuları yönetmek, idare etmek ve onlarla başarıya ulaşmak kolay değildir. -Büyük kulüpleri ya büyük antrenör olmaya aday çapta ve vizyonda teknik adamlar çalıştırır ya da kendini kanıtlamış büyük teknik direktörler...
Ricardinho verimli olmadı. Ve bundan sonra da olamayacak. Aynı Ortega, Marcelinho, Ailton gibi. Peki neden?
Ricardinho 2002 ve 2006 Dünya Kupalarında Brezilya formasını giydi. Burada bahsettiğimiz Dünyanın 1 numaralı futbol ülkesinin ulusal takımı...Yüzlerce süper yetenekli futbolcunun arasından 2002'de Scolari, 2006'da da Parreira onu Brezilya Ulusal takımına çağırdı. Yani kişisel bir beğeni veya tercihin sonucu ile çağrılmadı. 2 ayrı teknik adamın 4 yıl arayla iki farklı dünya kupasına bu oyuncuyu çağırması çok şeyin göstergesi..
Ricardinho evinde dünya şampiyonluğu madalyası olan, uluslararası düzeyde tanınmış saygın bir futbolcu. Ama Türkiye'de bu saygınlığı bir türlü kazanamadı. Mutlaka kendisinin de kusurları vardır. Ama unutmayalım rakip takım oyuncusundan dayak yedi. Sahip çıkılmadı. Yedek kaldı, aylarca parasını alamadı. Liverpool deplasmanında maç 6-0 iken oyuna sokuldu. Ama suçlu o oldu.
Rico, hızlı, çabuk, kuvvetli, dayanıklı ve atletik bir oyuncu değil. Hiç bir zaman da olmadı. Ama kimsede olmayan oyun görüşü, zekası ve pas yeteneği onu Ricardinho yaptı. Geçen yıl solunda Mehmet Sedef, sağında Burak Yılmaz, arkasında Serdar Kurtuluş gibi deneyimsiz oyuncularla birlikte oynamasına rağmen elde edilen 2.'likte çok büyük rolü oldu.Geçen yıl Beşiktaş'ta Holosko, Tello ve Cisse de yoktu ayrıca..! Ama bu yıl belki de 4. olacak...
Kadrosunda herkesin görmek isteyebileceği saydığım oyuncuların katılımına rağmen... Ricardinho olmadığı zaman Beşiktaş zayıf rakipler karşısında bile oyunun kontrolünü elinde tutamadı. Topa sahip olamadı. Saha içinde hiç bir zaman bir oyun planı varmış gibi hareket edemedi. Deyim yerindeyse üst üste 3-4 pas yapamadı. O kendisini hiç tanımayan yorumcuların iddia ettiği gibi bir forvet arkası değil aslında. O bir oyun kurucu. Daha çok Pirlo gibi, Guti gibi, Deco gibi düşünün. Senede 6-7 gol atan ama daha çok oyunun kurgusuna yardım eden. Ricardinho verimli olmadı. Ve bundan sonra da olamayacak. Aynı Ortega, Marcelinho, Ailton gibi. Peki neden? Eğer teknik adamsanız ve hedefleri olan büyük bir takımda görev yapıyorsanız başetmeniz gereken onlarca problem var.
Futbolda farklı oyuncu özelliklerinden doğan 4-4-2'nin, 4-5-1'in varyasyonlarını artık herkes biliyor. Dünya futbolunu takip eden ve deli gibi Championship Manager oynayan 11 yaşındaki yeğenim Yiğit bile her türlü taktik formasyonu yutmuş durumda... Hangi tip oyuncuların nerede kullanılacağını bilmek için de dahi olmaya gerek yok.! Yeniden Amerikayı keşfetmek gibi bir niyetiniz yoksa çok da zor değil zaten işiniz.
Yattara'yı stoper, İbrahim Üzülmez'i santfor, Delgado'yu solbek oynatacak süper bir 'zeka'dan da bahsetmiyorum. Kimin ne olduğu, ne oynadığı belli zaten. Eğer biraz öğrenme arzunuz varsa, İngilizceniz de iyiyse amazon.com'dan sipariş verirsiniz; futbol dünyasında devrim yaratmış Michels'in, Lattek'in, Happel'in, Herrera'nın, Busby'nin, Cruyff'un kitaplarını getirtir bu futbol filozoflarından çeşitli fikirler kaparsınız. Bunların yanında Mourinho'nunkini sipariş etmeyi unutmayın..! (Mourinho'nun çok kitabı var ama Barclay, Beto ve Lourenço'nunkiler en çok öne çıkanlar. Şahsen ben Lourenço'nunkini daha çok beğendim..!)
Çeşitli futbol ekollerinden, farklı ülkelerden, farklı seviyelerden yüzlerce maçı TV'den, DVD'den izler yine bir şeyler yakalarsınız. Yeni fikirlere açık olmak, çağı yakalamak da önemli. Neticede bu çok ağır bir performans sporu. Bilimden de faydalanmak lazım. Antrenman bilimi ve sporcu sağlığı konusunda çok kafa patlatmanıza gerek yok artık. Spor akademisi mezunu profesyoneller sizin için kondüsyonerlik yapabilir. "Karbonhidrat, Protein, Yağ, Vitaminler, Aminoasitler..Sıvı alımı, Glikoz derken bir de bu kreatin çıktı..! Kullanmalı mı? Eğer kullanacaksak nasıl ve ne zaman yükleme yapmak lazım? Off ne kadar da karmaşık. Futbolcuyken ne kadar kolaydı !.." Endişeye gerek yok Bunu da sizin yerinize yapacak profesyoneller var.
Rakiplerin analizi, istatistikler! Artık hepsi elinizin altında... Medya çok mu üzerinize geliyor, gazeteciler çok mu arıyor? Kulübün basın bürosu sizin için bunu halleder. Antrenmanlarda takımı da zaten çoğunlukla yardımcınız çalıştırıyor. Eskiden milli bir futbolcu olduğunuz için seminerlerde fazla zorluk çıkartılmadan gereken lisansları da bir şekilde almıştınız ya zaten. Spor Medyasından, eskiden futbol oynadığınız camiadan hatta siyaset dünyasından 3-5 kilit adamla iyi dostluklarınız da var. Zaten bizim ligde de zaten 3 tane büyük takım var. Biri kötü sezon geçirse 2. oluyorsunuz. O da başarı sayılmaz mı? En iyi futbolcular sizde..Taraftar, medya ve hatta hakem desteği bile..
Her şey bu kadar kolay görünürken 3 takımlı ligde bazen 4. olmayı başaranlar bile çıkabiliyor..Peki neden? Tabii ki hiçbir şey yukarıda yazıldığı kadar kolay değil. Ama inanın asıl zorluk yukarıdakilerin de hiçbiri değil..
ZOR OLAN ŞEY: YÖNETEBİLMEK...
Bunun içinde karar vermek de var,liderlik de var, koordine edebilmek de var, iletişim kurabilmek de var. Tercihler yapmak da var. İşte burada ne kadar donanımlı olduğunuz devreye giriyor. Dünya görüşünüz bir anda önemli hale geliyor...Deneyimleriniz,teknolojiyle olan ilişkiniz, yabancı dil bilginiz, özel hayatınız,kişisel zevkleriniz... Ekonomiyi, sosyolojiyi, psikolojiyi, felsefeyi bilmeniz sizi farklı kılıyor. İletişim beceriniz sizi daha da donanımlı yapıyor...
Aydın'ı, Batuhan'ı idare edebilmek değil de Ricardinho'yu yönetebilmek beceri istiyor... Sergen'i, Tümer'i, İlhan'ı, Nouma'yı, Zago'yu yönetmenin ve başarıya ulaşmanın zor olduğu gibi... Futbolcular zor insanlar.. %90'ının eğitim seviyesi düşük. İyi para kazanıyorlar, şöhrete ve başarıya doymuş durumdalar. Egoları yüksek ama hemen hemen hepsi de duygusal ve çocuk ruhlu... Onları yönetebilmek, ikna edebilmek ve inandırabilmek gerçekten de zor. Hele farklı bir dil konuşan, farklı bir kültürden gelen, farklı bir dünyası olan yabancı futbolcularla diyalog kurabilmek onları idare edebilmek en zoru... Ariel Ortega, Ricardinho, Ailton, Marcelinho, Kleberson hep dünyaca ünlü tanınmış yıldızlardı... Ama Lorant ile, Ziya Doğan ile Rıza Çalımbay ile Ertuğrul Sağlam ile anlaşamadılar ve kaçarcasına gittiler. Parlak kariyerlerine rağmen burada verimli olamadılar. İşte zor olan onlarla iletişim kurabilmek, onlardan verim alabilmek... Futbol oynamış olmak, yönetmek için yetmiyor.
Mourinho, Benitez, Wenger, Löw, Sacchi, Spaletti...
Onların oynadığı futbolun seviyesi amatörün üstüne çıkmadı. Ama hepsi dünya çapında birer teknik adam... Eskiden futbolcu oldukları için veya hatır için bulundukları noktaya gelmediler. Hep kendilerinden daha kariyerli ve şöhretli oyunculara antrenörlük yaptılar. İsimleri altında ezilmediler. Aslında mantık çok düz ve basit: -İyi futbol iyi futbolcuyla oynanır. -Büyük takımlarda yıldız futbolcular oynar. -Yıldız futbolcuları yönetmek, idare etmek ve onlarla başarıya ulaşmak kolay değildir. -Büyük kulüpleri ya büyük antrenör olmaya aday çapta ve vizyonda teknik adamlar çalıştırır ya da kendini kanıtlamış büyük teknik direktörler...
23 Nisan 2013 Salı
Gündem - 23/04/2013
1.
Mesela Dentinho?
2. "[Bugünkü antrenmana] tedavilerine devam edilen; İsmail Köybaşı, Uğur Boral, İbrahim Toraman, Almeida ve Fernandes katılmadı. Oğuzhan takımla birlikte çalışırken Necip Uysal takımdan ayrı koşu yaptı."
3. U-13 futbol takımımız, Volkswagen Junior Master Cup'ta şampiyon olarak Brezilya'daki dünya şampiyonasına katılmaya hak kazanmış.
Samet Aybaba: Gekas hiç gündemimize bile gelmedi. Beşiktaş takımının ilgisi daha farklı oyuncular üzerinedir.
— Tribun Dergi (@tribundergi) April 23, 2013
Mesela Dentinho?
2. "[Bugünkü antrenmana] tedavilerine devam edilen; İsmail Köybaşı, Uğur Boral, İbrahim Toraman, Almeida ve Fernandes katılmadı. Oğuzhan takımla birlikte çalışırken Necip Uysal takımdan ayrı koşu yaptı."
3. U-13 futbol takımımız, Volkswagen Junior Master Cup'ta şampiyon olarak Brezilya'daki dünya şampiyonasına katılmaya hak kazanmış.
Etiketler:Gekas,gündem,Sakatlıklar,Samet Aybaba,semioticus,U13 | 2
Yorum
17 Nisan 2013 Çarşamba
Boza-Şıra eğrisi
"Sezon başında bir çok zorluğa rağmen taşın altına elini koyarak göreve gelen ve halen takımımızın başarısı için yoğun çaba gösteren Teknik Direktörümüz Samet Aybaba hakkında, son dönemde acımasız eleştiriler yapılmaktadır.
Kamuoyunda, özellikle maksatlı kişiler tarafından organize edildiğini düşündüğüm ve amacını aşan bu karalama kampanyasına Beşiktaş taraftarının da dahil edilmek istendiğini üzülerek izliyorum."
Daha beş paragraf gidiyor bu, çok merak eden okusun."Maksatlı", "organize", "karalama" falan gibi alışıldık yönlendirme tırıvırılarına başburmak suretiyle Levent Erdoğan, Samet Aybaba'ya destek olmuş.
Şimdi sorulara gelelim:
1. Neden böyle bir açıklamayı Hukuk İşleri ve Eğitim Kurumları Komitesi Üyesi yapar? Onun mesuliyeti midir bu?
2. Bu kulübün bir basın sözcüsü yok mudur? Neden her önüne gelen kulüp adına konuşmaktadır?
3. Yok eğer bu açıklama kulüp adına yapılmadıysa, Levent Erdoğan'ın kişisel görüşleri ise, neden kulübün resmi sitesinden yayınlanmaktadır?
4. Sene başında yaşanan iki teknik direktörlük krizini ele alırsak, Samet Aybaba'nın göreve gelmesi konusunda lobi yapmış olduğu bilinen bir ismin bu açıklamayı yapması yakışık almakta mıdır?
Beşiktaş yönetimi, bu sene çok ciddi bir sorun olan dengesiz borçlanma ve gelir-gider hesabını, oyuncu maaşlarını az çok iyileştirdi, bu yolda da ilerlemeli, devre arasındaki harcamalar bir yol kazası olarak kalmalı. İkinci büyük sorunumuz olan nepotizm mevzusunu da halledebilirler umarım.
En azından böyle bir niyetleri vardır umarım.
Etiketler:BJK Yönetim Kurulu,Levent Erdoğan,Samet Aybaba | 2
Yorum
5 Şubat 2013 Salı
Kim bu kondisyonerler?
Aşağıdaki post'un yorum kısımlarında, Övünç'ün uyarısıyla biraz kazınca, sakatlık problemimizin mesuliyetini nerede arayabileceğimize dair bir fikrim oluştu.
Beşiktaş bu sene iki adet kondisyoner ile anlaşıyor. Bunlardan birincisinin adı Ersin Aka. Kendisinin 10 yıllık CV'sinde Türkiye futbolunun başarılı kulüpleri var: Ankaragücü, Nazilli Belediyespor, Adıyamanspor, Beypazarı Şekerspor, Adana Demirspor, Adanaspor, Kocaelispor, Siirtspor. Şimdi eğri oturup doğru konuşalım, kariyerinde bu kulüpler olan birisi, özgeçmişini kulübe yollayıp da bu pozisyona gelemez. Demek ki ya bilmediğimiz bir cevher, ya da iyi bağlantıları var.
Bakıyoruz, kendisi Erzin/Hatay doğumlu, Erzin Osmaniye sınırında bir ilçe. Sonra bakıyoruz, Samet Aybaba Osmaniye doğumlu, ve futbolculuk kariyerine İskenderunspor'da (Hatay takımı) başlamış. Tesadüf mü? Olabilir. Ama Türkiye'de iş arama/bulma mekanizmasının nasıl çalıştığını az çok bilen birisi, Ersin Aka ile Samet Aybaba'nın en fazla 2 derece ayrı olduklarını rahatlıkla savlayabilir.
Bu tesadüfî durumu bir kenara koyup, diğer kondisyonerin kariyerine bakalım. Eren Şafak, 29 yaşında. 2011 yazında (ne ilginç) Tayfur Havutçu'nun isteği üzerine analiz ve performanstan sorumlu olarak ekibe katılmış. Kendisinin kariyeri daha etkileyici: "Gençlerbirliği, Erzurumspor, Siirtspor, Gaziantepspor, Milli Takımlar ve Türkiye Futbol Federasyonu eğitim yönetmeni görevleri"ni üstlenmiş. (her ne kadar eğitim yönetmeni nedir, ne yapar bilmesem de) Orada bir kulüp tanıdık yalnız: Siirtspor. Evet, şaşırmadık, Aka ile Şafak 2009-2010 sezonunda iş arkadaşı imişler.
(Bu arada Siirtspor deyip de geçmemek lazım. Zaten yıllardır Fadıl Akgündüz'ün desteğini alan kulübün şu anki yönetim kurulunda Nihat Özdemir (evet, o Nihat Özdemir) ve Medical Park Hastaneler grubu sahibi Ethem Sancak var. Sıradan bir 3. lig ekibi değil yani)
Şimdi derdimi özetleyeyim:
1. Futbolcular sapır sapır dökülürken bu kişilerin ismi anılmıyor, gündeme gelmiyor. Halbuki Türkiye medyası kondisyonere methiye düzmekten/yüklenmekten imtina etmez. (Fatih Terim'in Amerikalı kondisyonerleri, Roland Koch, Stefano Morreno vs.)
2. Beşiktaş'ın belli ki sağlık konusunda bir sıkıntısı var. Bu konuda kondisyonerinden terapistine bir hesap sorulması gerekmez mi? Bu kondisyoner arkadaşların nasıl bir program güttükleri merak edilmez mi?
3. Tamam, Feda sezonu dedik de, Beşiktaş Koch'dan, Morreno'dan sonra en son Siirtspor'da çalışmış, Erzin'in belediye takımına teknik direktörlük yapan birisinden daha tecrübeli bir kondisyoner bulamaz halde midir?
Vay.
Beşiktaş bu sene iki adet kondisyoner ile anlaşıyor. Bunlardan birincisinin adı Ersin Aka. Kendisinin 10 yıllık CV'sinde Türkiye futbolunun başarılı kulüpleri var: Ankaragücü, Nazilli Belediyespor, Adıyamanspor, Beypazarı Şekerspor, Adana Demirspor, Adanaspor, Kocaelispor, Siirtspor. Şimdi eğri oturup doğru konuşalım, kariyerinde bu kulüpler olan birisi, özgeçmişini kulübe yollayıp da bu pozisyona gelemez. Demek ki ya bilmediğimiz bir cevher, ya da iyi bağlantıları var.
Bakıyoruz, kendisi Erzin/Hatay doğumlu, Erzin Osmaniye sınırında bir ilçe. Sonra bakıyoruz, Samet Aybaba Osmaniye doğumlu, ve futbolculuk kariyerine İskenderunspor'da (Hatay takımı) başlamış. Tesadüf mü? Olabilir. Ama Türkiye'de iş arama/bulma mekanizmasının nasıl çalıştığını az çok bilen birisi, Ersin Aka ile Samet Aybaba'nın en fazla 2 derece ayrı olduklarını rahatlıkla savlayabilir.
Bu tesadüfî durumu bir kenara koyup, diğer kondisyonerin kariyerine bakalım. Eren Şafak, 29 yaşında. 2011 yazında (ne ilginç) Tayfur Havutçu'nun isteği üzerine analiz ve performanstan sorumlu olarak ekibe katılmış. Kendisinin kariyeri daha etkileyici: "Gençlerbirliği, Erzurumspor, Siirtspor, Gaziantepspor, Milli Takımlar ve Türkiye Futbol Federasyonu eğitim yönetmeni görevleri"ni üstlenmiş. (her ne kadar eğitim yönetmeni nedir, ne yapar bilmesem de) Orada bir kulüp tanıdık yalnız: Siirtspor. Evet, şaşırmadık, Aka ile Şafak 2009-2010 sezonunda iş arkadaşı imişler.
(Bu arada Siirtspor deyip de geçmemek lazım. Zaten yıllardır Fadıl Akgündüz'ün desteğini alan kulübün şu anki yönetim kurulunda Nihat Özdemir (evet, o Nihat Özdemir) ve Medical Park Hastaneler grubu sahibi Ethem Sancak var. Sıradan bir 3. lig ekibi değil yani)
Şimdi derdimi özetleyeyim:
1. Futbolcular sapır sapır dökülürken bu kişilerin ismi anılmıyor, gündeme gelmiyor. Halbuki Türkiye medyası kondisyonere methiye düzmekten/yüklenmekten imtina etmez. (Fatih Terim'in Amerikalı kondisyonerleri, Roland Koch, Stefano Morreno vs.)
2. Beşiktaş'ın belli ki sağlık konusunda bir sıkıntısı var. Bu konuda kondisyonerinden terapistine bir hesap sorulması gerekmez mi? Bu kondisyoner arkadaşların nasıl bir program güttükleri merak edilmez mi?
3. Tamam, Feda sezonu dedik de, Beşiktaş Koch'dan, Morreno'dan sonra en son Siirtspor'da çalışmış, Erzin'in belediye takımına teknik direktörlük yapan birisinden daha tecrübeli bir kondisyoner bulamaz halde midir?
Vay.
19 Kasım 2012 Pazartesi
İsmail sezonu kapattı
Bundan daha kötü bir haber şu şartlarda ne olabilirdi bilmiyorum ama, hem ne yazık ki sol bek için karın ağrılarımız sezon sonuna kadar devam edecek, hem de İsmail'in uzun süren sakatlığı futbolunun üstüne koyduğu bir zamanda çok talihsiz olacak. Umarım dönüşü Ersan gibi olacaktır, o fiziksel yeterliliği olur.
İsmail'e geçmiş olsun dileklerini tekrar yollarken, Samet Hoca'ya da buradan seslenmek istiyorum, belki biri duyar, görür, eder.
Hocam merhaba,
Beşiktaş'ın bu sene yediği gollerin, küsuratlı sallıyorum, %63'inde Uğur'un doğrudan katkısı var. Antalyaspor maçından sonra McGregor gözünü karartıp işi fiziksel müdahaleye vardıracak diye korkuyordu insan.
Hocam, gördük ki inatçı biri değilsin zira Toraman'ı alternatif kullanmanın yolunu buldun, Oğuzhan ve Olcay'ı bütün zevzekliklere karşın takıma monte ettin, Holosko'yu dahi kazanma yolundasın, Almeida iki haftadır formuna zirve yaptırdı, Ersan'a güvendin, Mehmet Akgün'e bile alternatif bir rol biçmiş olabilirsin. Bunları görmek insanı mutlu ediyor.
Ama artık Uğur'un ismini maç kadrosunda görmeyelim hocam. Madem İsmail de dönmeyecekmiş, buraya başka bir çözüm bulalım hocam. Kimsenin orada daha kötü olabileceğini düşünmüyorum, herhalde Beşiktaş taraftarının %97'si de seninle hemfikirdir.
Saygılar hocam.
İsmail'e geçmiş olsun dileklerini tekrar yollarken, Samet Hoca'ya da buradan seslenmek istiyorum, belki biri duyar, görür, eder.
Hocam merhaba,
Beşiktaş'ın bu sene yediği gollerin, küsuratlı sallıyorum, %63'inde Uğur'un doğrudan katkısı var. Antalyaspor maçından sonra McGregor gözünü karartıp işi fiziksel müdahaleye vardıracak diye korkuyordu insan.
Hocam, gördük ki inatçı biri değilsin zira Toraman'ı alternatif kullanmanın yolunu buldun, Oğuzhan ve Olcay'ı bütün zevzekliklere karşın takıma monte ettin, Holosko'yu dahi kazanma yolundasın, Almeida iki haftadır formuna zirve yaptırdı, Ersan'a güvendin, Mehmet Akgün'e bile alternatif bir rol biçmiş olabilirsin. Bunları görmek insanı mutlu ediyor.
Ama artık Uğur'un ismini maç kadrosunda görmeyelim hocam. Madem İsmail de dönmeyecekmiş, buraya başka bir çözüm bulalım hocam. Kimsenin orada daha kötü olabileceğini düşünmüyorum, herhalde Beşiktaş taraftarının %97'si de seninle hemfikirdir.
Saygılar hocam.
Etiketler:İsmail Köybaşı,Samet Aybaba,semioticus,Uğur Boral | 18
Yorum
8 Ekim 2012 Pazartesi
Uyuşmazlık
Sene başında teknik direktör adayları konuşulurken, özetle şu teze sahip bir post atmıştım: "Beşiktaş, eğer bu kaotik ortamda başarıya oynamak istiyorsa, Mustafa Denizli, Lucescu vs. tadında elindeki malzemeden elbet bir şey çıkaran ve basının kolayca diş geçiremeyeceği bir teknik direktörle anlaşmalıdır. Yok eğer ciddi bir planlama yapılacak ve gençlere yönelecekse takım, o zaman genç oyuncularla tecrübesi olan, uzun vadeli planların ehli bir teknik direktör ile anlaşılmalıdır."
Bizim süreçteki şaibelere karşın (anlaşılıp gelmeyen TD'ler, cepten para ödeme durumları, Rangnick derken Altınsay'ın istifası, Levent Erdoğan gibi geçmişi belli bir ismin ilk günden Samet Aybaba ısrarı) Samet Hoca ile anlaşıldığında, ismin yarattığı şok etkisine karşın bir tek şey parlıyordu o CV'de. Samet Hoca'nın çalıştırdığı takımda gençleri oynatması, ve de başarısız olmasına karşın arkasında iyi kurulmuş bir kadro bırakması.
Samet Hoca, sene başında yaptığı teknik açıklamalarla (koşu kalitesi) , takıma oynatacağını vaat ettiği dizilişle (4-3-1-2 ya da türevi) ve genç vurgusu ile de ümit veriyordu zaten.
Geldik 8. haftaya. Beşiktaş, hocanın açıkladığı taktikle oynamıyor. Teknik açıklamalarda vurguladığı hususlarda geri gidiyoruz. Genç oyuncular hakkında politik konuşmak yerine onları basının önüne atmayı tercih ediyor. Yani ya onunla sözleşme imzalanmasını olumlu kılan şartlar değişti, ya da hoca...
Bugün gelinen noktaya biraz da bu gözden bakmak lazım: Feda sezonu dendikten sonra ilk 3'e oynayacak bir kadro kurulma yoluna girildi. O yolda ilerlerken uzun bir süre gereksiz mevkiilere adam arandı. Tam gerekli oyuncu bulunuyor derken Drenthe son anda reddedildi, Nene işi de yattı, ortaya 2-3 isim daha atıldı ve sonuç fiyasko oldu.
Yanlış anlaşılmasın, hocayla yolların ayrılması gerektiğini falan savunmuyorum. Ama ya yönetim beklentisini değiştirecek, ya da hoca en başta ne gözüktüyse o olmaya devam edecek.
Yoksa şu an tamamen kaotik bir ortama sürükleniyoruz ve geçmiş tecrübelerden biliyoruz ki ne Orman yönetimi, ne de Samet Hoca bu koşullarda başarılı olacak ışığı vermiyorlar.
Bizim süreçteki şaibelere karşın (anlaşılıp gelmeyen TD'ler, cepten para ödeme durumları, Rangnick derken Altınsay'ın istifası, Levent Erdoğan gibi geçmişi belli bir ismin ilk günden Samet Aybaba ısrarı) Samet Hoca ile anlaşıldığında, ismin yarattığı şok etkisine karşın bir tek şey parlıyordu o CV'de. Samet Hoca'nın çalıştırdığı takımda gençleri oynatması, ve de başarısız olmasına karşın arkasında iyi kurulmuş bir kadro bırakması.
Samet Hoca, sene başında yaptığı teknik açıklamalarla (koşu kalitesi) , takıma oynatacağını vaat ettiği dizilişle (4-3-1-2 ya da türevi) ve genç vurgusu ile de ümit veriyordu zaten.
Geldik 8. haftaya. Beşiktaş, hocanın açıkladığı taktikle oynamıyor. Teknik açıklamalarda vurguladığı hususlarda geri gidiyoruz. Genç oyuncular hakkında politik konuşmak yerine onları basının önüne atmayı tercih ediyor. Yani ya onunla sözleşme imzalanmasını olumlu kılan şartlar değişti, ya da hoca...
Bugün gelinen noktaya biraz da bu gözden bakmak lazım: Feda sezonu dendikten sonra ilk 3'e oynayacak bir kadro kurulma yoluna girildi. O yolda ilerlerken uzun bir süre gereksiz mevkiilere adam arandı. Tam gerekli oyuncu bulunuyor derken Drenthe son anda reddedildi, Nene işi de yattı, ortaya 2-3 isim daha atıldı ve sonuç fiyasko oldu.
Yanlış anlaşılmasın, hocayla yolların ayrılması gerektiğini falan savunmuyorum. Ama ya yönetim beklentisini değiştirecek, ya da hoca en başta ne gözüktüyse o olmaya devam edecek.
Yoksa şu an tamamen kaotik bir ortama sürükleniyoruz ve geçmiş tecrübelerden biliyoruz ki ne Orman yönetimi, ne de Samet Hoca bu koşullarda başarılı olacak ışığı vermiyorlar.
Etiketler:BJK Yönetim Kurulu,Samet Aybaba,semioticus,Shelbyl | 31
Yorum
16 Ağustos 2012 Perşembe
Olcay, Oğuzhan ve 2012 Model Beşiktaş
Dün http://tr.eurosport.com/ 'da yayınlanan yazımı bir de buradan paylaşıyorum;
Bir dolu genç futbolcuyla oynanan, oyuncu seçme
niteliğindeki hazırlık maçları bize takımın oyun planıyla ilgili bilgi
vermekten uzaktı. Geçtiğimiz hafta oynanan Kayserispor maçı, elimizde veri
olarak kullanabileceğimiz tek maç olarak gözüküyor. Ben de Beşiktaş’ın sezon
projeksiyonunu o maç ve kendi öngörülerimle şekillendireceğim.
Kaleci Allen McGregor’un CV’si Beşiktaş’ın kalesini
koruyabilecek dolulukta görünüyor. Her ne kadar kariyerinde Glaskow Rangers’tan
başka takım olmasa da, Beşiktaş’la eş tutabileceğimiz bir takımda uzun süredir
as kalecilik yapıyor olması yeterldir. Zaten kendisinden Muslera veya Volkan
Demirel performansı da beklenilmiyor. İyiden iyiye Hakan Arıkan sendromuna
yakalanan Cenk Gönen’den eldivenleri devralabilmesi, Beşiktaş için yeterli.
Savunma hattına yapılan Julien Escude takviyesi de, takımın
ihtiyacı olan “tecrübe” parametresine katkıda bulunması adına çok olumlu bir
transfer. Beşiktaş’ın transfer hamleleri arasında artı hanesine yazılanlardan
biridir. İbrahim Toraman’ın neredeyse her pozisyonun alternatifi olarak
düşünülmesi, Ersan Gülüm’ün tam olarak atlatılamayan sakatlığı neticesinde
yapılması gerekiyordu, yapıldı. Hala Beşiktaş’ın yeni kaptanı olduğu
açıklanmayan Tomas Sivok da, önce kaybedip sonra bulduklarımızdan... Beşiktaş
bu stoper ikilisiyle Türkiye’de avantaj sağlamayabilir ama hiç bir rakibe karşı
da geri adım atmaz. CV’sine ve maliyetine baktıktan sonra, Escude / Egemen
hamlesi çok yanlış bir hamledir demek kolay değil.
Sağ bek pozisyonu İbrahim Toraman’ın alternatif oluşturduğu
pozisyonların ilki gibi görünüyor. Pozisyonun asıl sahibi; Roberto Hilbert. Samet
Aybaba rakipten çekindiği maçlarda sağ kanadı Toraman arkada, Hilbert önde
şekilde organize edecektir. Oyuncu tiplerine uygun şekilde oynanırsa, bu
pozisyonda da Beşiktaş’ın geri adım atacağını düşünmüyorum.
Sol bek pozisyonu, İsmail Köybaşı’nın sakatlığı sebebiyle
bugün itibariyle soru işaretli pozisyonlardan biri olarak görünüyor.
Kariyerindeki bütün çıkışlarını sol açık olarak yapıp, nedense büyük takıma
gelince sol bekliğe devşirilen Uğur Boral ve bir kaç sezondur kiralama
yöntemiyle pişmesi sağlanan Emre Özkan sol bek bölgesini idare edecek gibi
gözüküyorlar.
Fernandes dışında çaylak oyunculardan oluşturulan orta sahada,
diğer oyunculardan öne çıkan yeni iki isim oldu. İbrahim Altınsay’ın kısa görev
süresinde takıma kazandırdığı Oğuzhan Özyakup ve Kaiserslautern’den alınan,
alındığı gün maaşı tartışılmaya başlanan Olcay Şahan. Yönetim ve teknik heyet
ne planlıyordu, ne kadarını yapabildiler bilemiyoruz ama bugün itibariyle
Beşiktaş’ın gelecek sezonu bu iki oyuncunun göstereceği performansa bağlı. Ne
denenen gençlerden, ne de takımda geçen sene bulunun genç oyunculardan
Beşiktaş’ı sürükleyebilecek bir performans göremedik. Bu iki genci ise bir
kenara ayırıyorum. Bugünden söyleyeyim, Olcay’ın maaşı bir daha tartışılmaz.
Kayserispor maçını izlemeyenler için söyleyeyim; Olcay
Şahan’ın Kayserispor maçındaki oyunu A Milli takım seviyesidir. Topu alışı,
aklından geçirdikleri, hırsı, mücadelesi ile tüm taraftarı olumlu anlamda
şaşırtmayı başardı. Beşiktaş’ın Fernandes dışında maça etki edecek oyuncu
ihtiyacını giderebileceğini gösterdi. Türkiye’de yanlış yorumlanan bir tabir
vardır. Oyuncuların 3-4 ay alışma süreci olduğu, o süreçten sonra tam
performansla oynayacağı kabul edilir. Ben bunun çok az örneğini gördüm. Oysa
3-4 ay boyunca uçup, sonra çakılan bir çok oyuncu gördüm. Mümkünse Olcay
Türkiye’ye alışmasın, uyum sağlamasın. Aynen Almanya’da oynadığı gibi oynasın,
arkadaşlarını da o yöne kanalize etsin.
Oğuzhan Özyakup...
Ben sıkı bir Arsenal taraftarıyım.
Oyuncunun Türk olması sebebiyle, Arsenal rezerv maçlarını bir başka gözle takip
ederdim. Açık söyleyeyim, Ben bile Oğuzhan’ın Arsenal performansıyla ilgili
uzun cümleler kurabilecek kadar bilgi sahibi değilim. Arsenal futbol takımının
bir oyun felsefesi vardır. Alt takım, üst takım farketmeden o felsefeye uygun
hareket etmeye çalışırlar. Dolayısıyla belki bir Chelsea veya bir Liverpool’un
futbol kültüründen bahsedemeyiz ama Arsenal’in bahsedebiliriz. Arsenal’in büyük
kulüp olması değildir mesele. Chelsea de büyük kulüptür. Oysa CV’de yazan
Arsenal, büyük kulüpten öte anlamlara gelir. Oyuncularının paylaşımcı, takım
oyuncusu, çevre kontrolü ve teknik becerisi yüksek oyunculardan seçmeye gayret
ederler. Gördüğümüz kadarıyla Oğuzhan Özyakup’da da bu parametrelerin hepsi
belli ölçüde var. Türk futbolcusu enerjisini nasıl kullanacağını bilmez, nereye
koşacağını bilmez, pası nereye atacağını bilmez. Pas verme becerisi vardır ama
öyle bir yere verir ki, pası verdiği oyuncu yapar top kaybını. İstatistikte
takım arkadaşına yazar top kaybı. Oğuzhan futbolu biliyor. Bu özellik de
Türkiye’de çok önemli. Avrupa’da olduğundan daha önemli... Sadece bu özellikle
bile fark yaratabiliyorsun çünkü.
Orta saha blokunda zayıf halka olarak görünen oyuncular ise;
Necip Uysal ve Veli Kavlak. Bu iki oyuncu, merkezde Fernandes’in arkasını
süpürecek şekilde oynatılıyorlar. Dinamizmde sıkıntı yok ama oyun bilgileri o
pozisyon için zayıf düzeyde. Sırtı dönük oyuncuya savunma yapmayı bilmiyorlar,
devamlı faul yapıyorlar, koşmak istiyorlar ama nereye koşacaklarını
bilmiyorlar, baskı altında top kullanma becerileri düşük, çaylak olduklarından
dolayı pas oyununu oynayacak mental yeterlilikleri yok. Bana göre Beşiktaş’ın
yabancı stoperden de, forvetten de öncelikli ihtiyacı bu bölgeyeydi, dilerim
sezon içersinde bu tercihin bedeli ağır olmaz.
Takımın beyni, paşası, çileği ise Manuel Fernandes. Öyle bir
çilek ki, Fenerbahçe veya Galatasaray’a gitse, bu iki takımın onca transferine
rağmen, dengeleri değiştirir. Lakin takımın içinde öyle parlıyor ki, rakip
teknik direktörlerin gözden kaçırmaları mümkün değil. Bugün Aykut Kocaman’ın,
Fatih Terim’in veya diğer teknik direktörlerin Beşiktaş maçı planlarının ilk
maddesi “Fernandes’i kitle!” olduğu çok açık. “Fernandes’i kitlersen Beşiktaş’ı
durduruyorsun” lafı, klişe haline gelmeden ilk ben kullanmış olayım. İşte tam
da bu yüzden Olcay ve Oğuzhan’ın tahmin edilmeyen faktör olmaları gerekiyor.
Rakip teknik direktöre “hangisini tutayım?” dedirtmek gerekiyor. Beşiktaş bunu
dedirtemediği takdirde, ülkemizde bolca bulunan sert defansif orta sahaların
birine verecekler Fernandes’i, sonrası sarı kart / kırmızı kart, çok tatsız...
Forvette de bir türlü kendilerini ispat edemeyen Hugo
Almeida ve Mustafa Pektemek mevcut. Bir hareket yapıyorlar, Beşiktaş’ın bu
oyuncularla işi zor dedirtiyorlar. Sonra başka bir hareket yapıyorlar, üst
seviye. Örneğin Kayserispor maçında Olcay Şahan’a yaptıkları servisler, son bir
kaç senede görmediğimiz türdendi. Bu ikiliyi Batuhan Karadeniz ve Mehmet Akyüz
yedekleyecekler. Belli ki Samet Aybaba Batuhan’ı Almeida’nın alternatifi olarak
görüyor. Uzun boylu, kafa toplarını servis edebilecek oyuncu ihtiyacını bu
kadar önemsiyorsa, söylenecek söz yok. Raul’un elini sıktıktan sonra elini
şortuna silen, Guti’ye “Naber lan?” diyen bir “sporcu” üzerine de söylenecek söz
yok aslında, tadımız kaçmasın. Esasında, yılda 1.2 Milyon Euro maaş alan Umut
Bulut’un “koşan, basan takım kuruyorum” diyen bir takım tarafından alınmamış
olması, çok ciddi bir teknik heyet zaafiyeti olarak tarihe geçti, o da ayrı
konu.
Beşiktaş hazırlık maçları süresince belli bir şablona bağlı
kalmadı. 4-4-2, 4-4-1-1, 4-1-2-1-2 gibi bir çok dörtlü savunma formasyonunu
denedi. Belli ki, zorlu rakipler karşısında İbrahim Toraman’ın sağ bek, Roberto
Hilbert’in sağ açık, Manuel Fernandes’in forvet arkası oynadığı “kemik” bir
takım yaratma niyeti var. Rakibin gücü azaldıkça Fernandes’in pozisyonu daha
geriye çekilip, hücumcu sayısı arttırılacak. Yani Fernandes’in pozisyonunu
söyle, Beşiktaş’ın planını söyleyeyim.
Oğuzhan – Veli – Fernandes – Olcay şeklinde dizilmesini
beklediğimiz Beşiktaş’ın bu dörtlüsü, enteresan şekilde takımın kalanıyla da
uyumlu bir format oluşturmuş durumda. Örneğin sağ kanattaki Oğuzhan orta saha
karakterli bir oyuncu ve içe katetmeyi seviyor. Topu alıp dripling yapmayı,
oyunun temposuna hükmetmeyi, ters kanada top atmayı... Kayserispor maçında
atılan gole de içe katederek bu şekilde katkıda bulunmuştu. O içe katettiğinde,
Beşiktaş hemen 2. Kozunu kullanıyor ve bitmek tükenmek bilmeyen enerjisiyle
Hilbert’e koşu alanı açılmış oluyor. Oğuzhan içe katedip orta sahayı üçlerken,
ters kanattaki Olcay Şahan da Kayserispor maçında sıkça gördüğümüz üzere,
forveti üçlemek adına şahane topsuz koşular yapıyor. Böylece 4-4-2 ile, 4-3-3
arasındaki geçiş sağlanmış, Fernandes bağımlılığı bir ölçüde azaltılmış oluyor.
Zar atsan, bu kadar denk gelmez.
Beşiktaş’ın Kayserispor’a attığı gol anına bakın. Rakip ceza
sahasında 4 tane Beşiktaş’lı oyuncu göreceksiniz. Sağ kenar oyuncusu Oğuzhan,
iki forvet ve golü atan sol kenar oyuncusu Olcay. Beşiktaş geçtiğimiz yıl
Almeida üşenmez de koşarsa, ceza sahasına tek oyuncu sokabiliyordu. Beşiktaş
futbol takımındaki en büyük değişim bu.
Tecrübe olarak rakiplerinin gerisindeysen, onların
oynadığını oynayarak bir şey kazanamazsın. Türk futbol klişelerini elinin
tersiyle itip, tüm takımlara ters gelen formüller üreteceksin. Çünkü elinde
başka formülün yok. Beşiktaş da herkesin yaptığını değil, kimsenin yapmadığını
yapmaya çalışıyor. Olcay, Oğuzhan, Almeida ve Pektemek’ten oluşan, emek temelli
, çok hareketli bir dörtlü hücum hattı; Sert, seri, dikine paslaşmalara dayanan
bir pas organizasyonu, Olcay’ın topsuz koşuları; Almeida’nın hava hakimiyeti;
Manuel Fernandes’in bireysel yeteneğine yaslanan bir karma hücum planı; Sivok
ve Escude’nin tecrübelerinden, sezgilerinden, pozisyon bilgilerinden faydalanan,
muhtemel açıkların kapatılmaya çalışıldığı bir savunma düşüncesi...
İşte Beşiktaş’ın bugüne kadar oluşturabildiği futbol
değerleri...
Bence izlemeye değer.
McGregor
Hilbert – Sivok – Escude – Uğur
Oğuzhan – Veli
– Fernandes – Olcay
Mustafa - Almeida
Etiketler:Gürcan Ulusoy,Oğuzhan Özyakup,Olcay Şahan,Samet Aybaba | 48
Yorum
20 Haziran 2012 Çarşamba
Samet di Janeiro
Beşiktaş'ın teknik direktörlüğüne getirilen Samet Aybaba yeni sezonda takımında görmek istediği ve daha önceden izlemeye aldığı bazı futbolcuları seyretmek için bugün Brezilya'ya gitti.
...
Yönetimin seçim öncesi taahhütlerinden birisi olan profesyonel oyuncu izleme ekibimiz hayırlı olsun.
2012 yılında "oyuncu izlemeye Brezilya'ya gitti" cümlesini bizlere okutan Samet Aybaba'ya da ayrıca teşekkür ederim. Keşke Şubat'ta gideydi de karnavalı da izleyeydi gitmişken.
...
Yönetimin seçim öncesi taahhütlerinden birisi olan profesyonel oyuncu izleme ekibimiz hayırlı olsun.
2012 yılında "oyuncu izlemeye Brezilya'ya gitti" cümlesini bizlere okutan Samet Aybaba'ya da ayrıca teşekkür ederim. Keşke Şubat'ta gideydi de karnavalı da izleyeydi gitmişken.
Etiketler:Hiciv,Samet Aybaba,semioticus,Shelbyl | 49
Yorum
17 Haziran 2012 Pazar
Bir Yarım Dolu Bardak Olarak Samet Aybaba
Ortada dolaşan milyon tane isim, ve bu isimlerin her birinin ima ettiği milyon tane farklı yaklaşımdan sonra Samet Aybaba Beşiktaş'ın teknik direktörü oldu. Samet Aybaba ismi, CV'sinde mevcut kimi başlıklar ve yönetimin kafasındakiler açısından olumlu imalar taşıyor beraberinde, lakin sürecin işleyişinde bazı soru işaretleri oluşuyor ki midede şişkinlik hissi yaratmaya yetebilir bu.
Samet Aybaba denince benim aklıma "iyi bir oyuncu değerlendiricisi" tanımı geliyor. Aybaba'nın çalıştırdığı takımlarla çok göze batan başarıları olmasa da (iki adet Türkiye Kupası haricinde), her çalıştırdığı takımda vasatın üstü bir oyuncu iskeleti oluşturuyor, ve de "gençleri oynatma" konusunda sıkıntı yaşamıyor. Yani Beşiktaş'ın gideceği yolda hem mantalite, hem maliyet açısından idare eder bir teknik direktör olacaktır. Beklentilerin de yüksek olmaması bir noktada iyidir.
Yalnız işler göründüğü kadar sütliman değil sanırım ne yazık ki. Samet Aybaba denince, ilk günden bu ismi öne süren bir Levent Erdoğan gerçeği aklıa geliyor. Çalkantılı teknik direktör arayışı süreci, bu hafta istifa eden bir yönetici (Cem Bilge) ve bir futbol şube danışmanı (Altınsay), Samet Aybaba isminin yıllar boyu medya tarafından gündeme getiriliyor olması vs. bu kararın altında yatan başka etkenlerin de olabileceğini gösteriyor.
Yönetimin geçmişe sünger çekmesini bekliyorduk da, sünger geçmişten bir şeyler emip şimdiye sızdırıyor galiba.
Hayırlısı olsun demekten başka bir şey gelmiyor elden şu aşamada.
Samet Aybaba denince benim aklıma "iyi bir oyuncu değerlendiricisi" tanımı geliyor. Aybaba'nın çalıştırdığı takımlarla çok göze batan başarıları olmasa da (iki adet Türkiye Kupası haricinde), her çalıştırdığı takımda vasatın üstü bir oyuncu iskeleti oluşturuyor, ve de "gençleri oynatma" konusunda sıkıntı yaşamıyor. Yani Beşiktaş'ın gideceği yolda hem mantalite, hem maliyet açısından idare eder bir teknik direktör olacaktır. Beklentilerin de yüksek olmaması bir noktada iyidir.
Yalnız işler göründüğü kadar sütliman değil sanırım ne yazık ki. Samet Aybaba denince, ilk günden bu ismi öne süren bir Levent Erdoğan gerçeği aklıa geliyor. Çalkantılı teknik direktör arayışı süreci, bu hafta istifa eden bir yönetici (Cem Bilge) ve bir futbol şube danışmanı (Altınsay), Samet Aybaba isminin yıllar boyu medya tarafından gündeme getiriliyor olması vs. bu kararın altında yatan başka etkenlerin de olabileceğini gösteriyor.
Yönetimin geçmişe sünger çekmesini bekliyorduk da, sünger geçmişten bir şeyler emip şimdiye sızdırıyor galiba.
Hayırlısı olsun demekten başka bir şey gelmiyor elden şu aşamada.
Etiketler:Samet Aybaba,semioticus,Shelbyl | 15
Yorum
Kaydol:
Kayıtlar
(Atom)
Ara
-
DERBİ POZİSYON ANALİZLERİ - 1- 0:24 saniye! Gatasaray'ın ilk etkili atağı. Burada en büyük hata *Jailson'un partneri Serdar Aziz'e gereksiz yakınlığı oldu.* Seri burada muhteşem bi...6 yıl önce
-
Feda, Sefa, Farklı Olsun bu Defa - Beşiktaş'ın son dönemini iki ana çizgi olarak ikiye ayırmak mümkün. 1- Yıldırım Demirören dönemi 2- Fikret Orman dönemi. Ben Yıldırım Demirören dönemini te...7 yıl önce
-
Bir Sağ Bek, Üç Mevki: Aaron Wan-Bissaka - Premier Lig geçtiğimiz hafta başladı. Hem takım hem de oyuncu bazında her sezon yeni bir hikaye demek. Galiba geçtiğimiz sezon hiç de fena bir görüntü verm...8 yıl önce
-
Duhuliye - Duhuliye'den 5 ay önce haberim oldu. O da bu fotoğraf sayesinde. Bunca zamandır nasıl hiç duymamışım derken, etrafımdaki çoğu Beşiktaşlının da bilmediğ...9 yıl önce
-
Euroleague bwin Mart 2015 MVP Nemanja Bjelica Röportajı - Fenerbahçe Ülker dokuz maçlık bir galibiyet serisi yakalamış durumda ve 2008-2009 sezonundan bu yana ilk kez Euroleague 'playoff'larına katılma hakkını ...11 yıl önce
-
Önce krampon, sonra performans - Her çocuk gibi sokaklarda başlayan futbol maceramız, bazı çocukların yaptığı gibi benim de toprak sahada devam etmişti. Sonrası okul, iş, hayat mücadele...11 yıl önce
-
NBA: Bir Ayın Ardından... (Part 1) - Her ne kadar başlığımızda bir aylık zaman dilimini ele aldıysak gerek tembellik, gerek iş güç yüzünden yazının paylaşılması, gerekli güncellemeler yapıldı...11 yıl önce
-
Manchester United - Burnley maçı - Manchester'ın ligin yeni takımı Burnley deplasmanında galibiyet alması bekleniyordu ama yine olmadı. Geride kalan 3 haftada takım henüz galibiyet görem...12 yıl önce
-
Bu Sefer Bahanem Var - Yine ihmal ettim blogu ama bu sefer sağlam bahanem var. Son 9 senedeki ikinci kıtalar arası taşınma olayına kalkıştım. Bilenler bilir, son 9 senedir Avu...12 yıl önce
-
Babylon Dergisi Röportajı - http://www.aliece.com/2013/11/babylon-dergi-ali-ece-roportaji/#more-189512 yıl önce
-
Arsenal Kendine İnanıyor - Arsene Wenger'in sözleriyle, *"İyi bir rakibe karşı alınmış tatmin edici galibiyet." *Arsenal hafta sonu Liverpool'u oyun dışı bırakarak, bölüm bölüm saha...12 yıl önce
-
Hiç Unutmadığım... - 17 sene önce bugün tek bir imzanın milyonlarca insanı bu kadar etkileyebileceğini tahmin edemezsiniz. O adam hakkında bir sürü yazı yazdım, hala okuyan ...13 yıl önce
-
-



