.

.

.
Ekşi Beşiktaş. Blogger tarafından desteklenmektedir.

Stefano Marrone etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Stefano Marrone etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
2 Aralık 2010 Perşembe

Stefano...

Gitti ama arkasindan bakip duruyoruz... Hemen geriye donelim:

1) Galatasaray surekli adele ve darbeye bagli sakatliklar yasarken Besiktas kadrosu %90'lara varan oranda fitti.

2) Marrone ikinci devre basi itibariyle gitti.

3) Ferrari ile baslayan ve bitmek bilmeyen uzun vadeli sakatliklar basgostermeye baslar. Adele sakatliklari darbeye bagli sakatliklarla kafa kafaya geldi hatta daha fazla yer tutmaya basladi...

4) Kondusyonerler tartisilmaya baslar...

http://eksibesiktas.blogspot.com/2009/05/stefano-marrone.html
http://eksibesiktas.blogspot.com/2010/01/bu-ne-bicim-hikaye-boyle.html

Acikcasi Besiktas'in kondusyonerini tartisabilecek kadar teknik bilgiye sahip degilim. Otesinde, bu bilgiye sahip olsam bile Besiktas'in basindaki insanlarin dogru adamlari getirip calistirdiklarini dusunecek kadar iyimserim! Ancak her iste oldugu gibi, isin savsaklanmasi durumunda burada da problem cikabilecegimi dusunuyorum... Umarim kisa zamanda sakatlik problemlerini asariz.
13 Ocak 2010 Çarşamba

Bu Ne Biçim Hikaye Böyle?

"Mustafa Denizli ile iletişim bozukluğu yaşadım.Babamın rahatsızlığı vardı. Antalya kampında telefon geldi ve babamın çok ağır olduğunu söylediler. Ben de Mustafa hocaya durumu izah etmeye çalıştım o da bana bakarız dedi. Daha sonra benim ablam beni aradı ve ölmek üzere olduğunu solunum cihazları ile hayatta kaldığını söyleyince hemen Mustafa hocaya koştum ve izin istedim.Yalnız izni isterken sanırım o telaşla sesimi yükselttim Mustafa hocaya ve o da yanlış algıladı. Ablam ağlayarak arayınca çok korkmuştum ve bir anda bunu yaptım ve Mustafa Denizli de benle çalışmak istemediğinin kararını verdi ve ben de kulüpten ayrılmak zorunda kaldım." Stefano Marrone Kaynak: http://www.haber1903.com/Haber-8897-stefano-marrone-haber1903e-konustu
17 Mayıs 2009 Pazar

Stefano Marrone

Gavur ellere gelip de futbol oynarken yeteneksiz Amerikalıların peşinde dil dışarıda koşana kadar anlamamıştım bu kelimenin önemini. Biz Sergen Yalçın ile büyüyen adamlardık, halı saha maçlarında defansa koşmazdık, halı saha soyunma odalarında sigara koklardık. Ne gerek vardı koşmaya?
"Ne anlarlar olm futboldan" dediğimiz herifler (ki hakikaten kurallar konusunda eksikleri var ama o ayrı mesele, şöyle diyeyim, NBA hakemleri bile bizim Türkcell Süper Lig hakemlerinden rezilken MLS'teki yorumlar...) bizi 10 pozisyonun 9'unda omuzla, hızla, kalçayla geçince jeton düştü, yetenek dediğin şeyin bir yerde bir halta yaramayacağını ve fiziksel mücadele dediğimiz şeyin esas olduğunu anladık.
Gereksiz anekdot yazdım ki Beautiful Freak, jokond tadı yakalayayım, olmadı neyse. Sadede gelirsem, diyeceğim şudur: Şu takımın son 3-4 yıldaki halini düşünüyorum, bir de şu 1 hafta içinde 3 deplasmanda 11 gol atan halini. Holosko'nun 82. dakikadaki deparını düşünüyorum. Maçların son yarım saatinde "Hah şimdi baskıyı kurarız, karşı takım yoruldu kesin" rahatlığına bürünüşümüzü düşünüyorum. 
Şampiyonluk gelirse Stefano Marrone'ye şilt, plaket, ev, araba ne istiyorsa verilmesi lazım; onu diyorum.
Daha önce de demiştim, şampiyonluk golü bu adama yakışır.

Ara