.

.

.
Ekşi Beşiktaş. Blogger tarafından desteklenmektedir.

İbrahim Üzülmez etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
İbrahim Üzülmez etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
23 Aralık 2016 Cuma

STSL 16 Beşiktaş - Gaziantepspor


Tarih: 24 Aralık 2016 Cumartesi, 19.00

Stadyum: Vodafone Arena

Hakem Hakkında Bilgi: Serkan Çınar (BJK 6g 1b -m - GS 2g 7b 3m)

Sakatlığı Bulunan Oyuncular:  Caner Erkin , Anderson Talisca  , Aras Özbiliz   / -

Cezalı Oyuncular : Adriano / Elyasa Süme , Alpay Kocakli

Not :  Sakatlık ve Cezalı Bilgileri Transfermarkt'tan alınmaktadır .
27 Ekim 2016 Perşembe

STSL 09 Gençlerbirliği - Beşiktaş


Tarih:  28 Ekim 2016 Cuma 20.00

Stadyum: 19 Mayıs Stadı

Hakem Hakkında Bilgi: Alper Ulusoy ( BJK 2G 0B 0M / GB 2G 0B 2M)

Sakatlığı Bulunan Oyuncular: Ferhat Görgülü , Marko Milinkovic , Cosmin Matei / Caner Erkin , Oğuzhan Özyakup (Belirsiz)

Cezalı Oyuncular : - / -


Not :  Sakatlık ve Cezalı Bilgileri Transfermarkt'tan alınmaktadır .
19 Şubat 2016 Cuma

STSL22 Beşiktaş - Gençlerbirliği


Tarih: 22 Şubat 2015 Pazartesi , 20.00

Stadyum: Başaksehir Fatih Terim

Hakem Hakkında Bilgi: Halis Özkahya ( Geçen sezon : BJK 1g 1b / GB 1g 2m )

Sakatlığı Bulunan Oyuncular:   Rhodolfo / Serdar Gürler

Cezalı Oyuncular :  - / Olafur Skulason
15 Şubat 2011 Salı

Elveda İbrahim Üzülmez

İyi oyuncu, kötü oyuncu...

Faydalı, faydasız...

O severdi, bu sevmezdi...

demeden Beşiktaş forması giymiş tüm futbolculara ayrılıklarında teşekkür ediyoruz. Okurlar arasında da, blog yazarları arasında da İbrahim Üzülmez'in gönderiliş sürecinde farklı düşünenler var. Lakin bunlar elveda demeye engel değil.

İbrahim öyleydi, böyleydi demekten öte, bugüne kadar Ekşi Beşiktaş'ta İbrahim Üzülmez'le ilgili yazılmış postların kapısını açalım...

Olay zaten dünya üzerinde sadece Beşiktaş'ta yaşanır bir hal aldı.

Bilip bilmeden ortalığı bulandırmayalım.

Elveda İbrahim Üzülmez.

Bu da Ekşi Beşiktaş İbrahim Üzülmez arşivinden;

http://eksibesiktas.blogspot.com/search/label/%C4%B0brahim%20%C3%9Cz%C3%BClmez
14 Şubat 2011 Pazartesi

N'oluyo Be?!?!



"Yönetim Kurulumuz'un bugün yaptığı olağanüstü toplantının ardından yapılan açıklamadır:

13 Şubat 2011 tarihinde oynanan MKE Ankaragücü - Beşiktaş müsabakasının devre arasında soyunma odasında futbolcumuz İbrahim Üzülmez'in sebebiyet verdiği sportmenliğe aykırı davranış neticesinde, teknik heyetimizin verdiği rapor ve durum Yönetim Kurulumuz'un bugün olağanüstü yaptığı toplantıda değerlendirilmiş ve İbrahim Üzülmez'in sözleşmesinin feshedilerek kulübümüz ile olan ilişkisinin kesilmesine oy birliği ile karar verilmiştir.

Kamuoyunun bilgilerine saygılarımızla sunarız.

Beşiktaş JK Yönetim Kurulu"

*    *    *

Beyler bugün Sevgililer Günü, 1 Nisan değil, karıştırmışsınız.

Bu adamın forma giymesini istemiyoruz dediysek, 1-2 sene sonunda jübilesinde ağlamak istemiyoruz demek istemedik.
5 Aralık 2010 Pazar

Deli İbrahim vs. Dennis Wise

Deli'yi eleştiriyorlar, nasıl sahaya giren taraftara çelme takarmış. O taraftarın orada ne işi olduğundan çok, nerden sahaya girdiği sorgulanmalı. Adam yeni açıktan daldı sahaya. üstünde taşıdığı 1 metrelik bayrak farkedilse orada oluşacak infialı kim nasıl açıklayabilirdi.
Hepsi bir yana, eleştirenlerin teoride tamamı zamanında Dennis Wise'ı, sahaya giren bir terör sempatizanını sahadan attı diye övmekteydiler, zira basının tamamı övgülerde bulunmuştu kendisine.
Bir terör yanlısıyla bir taraftarı aynı kefeye koymak değil bu. Bahsettiğim, evsahibi takım kaptanının sahada olan olaylara karşı duyduğu sorumluluktur.
Deli İbrahim, güzel İbrahim, bir tanesin can İbrahim.
edit: Gürcan'dan duyup, sonra NTV'nin de yinelediği haliyle, adama rahatsızım demiş, tedavi için ambulansa geçmiş, oradan sahaya girmiş, ben de bu yüzden yeni açık sandım.
10 Kasım 2010 Çarşamba

Anket




Baştan belirteyim, bu bir tuzak anket. Bu anketle sizin uzun vade-kısa vade yaklaşımınızı ölçeceğim.  İbrahim Üzülmez kısa vadeli çözümlerin, İsmail Köybaşı uzun vadeli çözümlerin şıkkı olarak işaretlenecek...

Birazdan gelip diyecekler ki, "Tabii ki gençler oynasın, tabii ki önümüzdeki 10 yılı kurtaracak oyunculara yapılsın ama İsmail çok kötü oynuyor..."

Yemezler! İsmail bugün iyi oynayabilse zaten bugünün çözümü olur. Zaten o yüzden, yarınların oyuncusu diye nitelendiriyoruz.

İsmail tutar tutmaz, bilemeyiz. Kendi bileceği iş. Lakin potansiyel itibariyle İbrahim Üzülmez'in kaç seviye üstünde olduğunu söylemeye gerek yok. Dünya çapında gelecek vaad eden 100 futbolcudan biri olarak anılması yeterli... Geçen sene Ali Samiyen'de 3-0 kaybettiğimiz maç sonrası Beşiktaş'ı izlemeye gelen Manchester United teknik ekibinin oynayan tüm oyuncular içerisinde en çok İsmail Köybaşı'nı beğendiğini biliyor muydunuz?

Neyse mesele o değil...

Schuster'e sabredelim diyoruz da, İsmail'e neden sabretmiyoruz?

Pardon?

Üzülmez mi oynasın?

Ayağa pas yapan, topa hükmeden Schuster'in Beşiktaşında?

Gençler falan tamam da, İsmail de çok kötü oynuyor ama yæ?

Bu anket bunun nabzını tutsun bakalım...

Sağım solum sobe

İbrahim Üzülmez 36 yaşında bir çılgın insan. Bugün için hala Quaresma ve Guti gibi yıldızların olduğu bir kadroda bir derbi maçı sonrası en fazla ilgi çeken, konuşulan adam olabiliyorsa helal olsun demek gerekiyor. Futbolculuğuna, emektarlığına daha da ötesi altın kalbine söyleyecek bir şey yok ama şu cahil spor medyasına ve ülkenin futbolseverini aptal durumunda bırakan bilgisizliğe kızmamak elde değil.

Fenerbahçe ile Beşiktaş arasında oynanan derbiden sonra çok şey konuşuldu. Bunlardan birisi de Üzülmez'in zorunlu değişiklikle oyuna dahil olması ve hayatında ilk defa(?) sağ bek oynamasıydı. Kelli felli spor yazarları "Üzülmez'e fazla yüklenmeyin ilk defa sağ bekte oynadı orada da güzel işler yaptı" minvalinde cümleler kurdu. Futbolu yiyip, içip bitirdiğini düşünen taraftarlar bu çılgın adamı zirvelere çıkardılar, başardığı olağanüstü işten dolayı tebrik ettiler.

Peki gerçekten kazın ayağı öyle midir? Dünya üzerinde İbrahim Üzülmez bir "sol bek" olarak mı niteendirilecektir yoksa "bek" olarak mı? Mevki dediğimiz şeyin özü az çok belli değil midir? Stoper dediğin adam defansın göbeğindeki kişidir. Siz hiç Servet'e sağ stoper, Ferrari'ye sarkık stoper dendiğini duydunuz mu? Sağda da oynasa solda da oynasa "bek" mevkisinde oynayan adamın meziyeti ve görevi aynıdır. Kendi kanadından gelen atağı karşılayacak, kendisine yakın oynayan savunmacıyla nkademe oluşturacak, ataklara katılarak kanat oyuncusuna destek verecek, ölü toplarda ceza sahasında gol kovalayacak...vs

Burada oluşabilecek tek bir ayrım var. Sol ayağı en azından "sağ ayağı kadar güçlüyse" yani solak özelliği varsa solda oynayacak, o meziyet "yeterli değilse" sağda oynayacak. Futbolcu dediğin adam iki ayağını da kullanır. Ama bazısı iki ayağını da iyi kullanır. Ve hiçbir bek oyuncusu küçük yaşta sağ-sol ayrımı yapılarak yetiştirilmez. Kullandığı ayağın gücüne göre futbolcu sağ veya sol diye ayrılır. Ama dediğimiz gibi sağda da oynsa solda da oynasa bir bekin genel portresi aşağı yukarı aynıdır.

Bizim İbrahim Üzülmez ise bir deli oğlan. Sol ayağıyla bugüne kadar yapabildiği ortalar malumunuz. Fenerbahçe derbisinde birden fazla kez şahit olduk, top sağ ayağına geldiği için hep geriledi ve çizgiye inmişken topu geriye gönderdi. Çünkü 20 küsür yıldır orta yapmak için sağ ayağını kullanmamış, güçlendirmemiş bir "bek" oyuncusundan bahsediyoruz. Bunda İbrahim de suçludur, onu çalıştıran antrenörleri de suçludur. Ama daha da büyük işlenen suç, Fenerbahçe maçı sonrası bu adamı sanki çok büyük bir iş başarmış gibi basına lanse etmektir. Alkış manyağı yapıp, vazifesini düzgün yerine getirdi diye omuzlara almaktır.

Halbuki İbrahim'i yani bizim deli oğlanı bugün hala konuşulur yapan şey, sağ ayağını kullanamayan bir solak olmasına rağmen, 20 yıllık futbol kariyerinde orta yapmayı hala tam beceremiyorken, futbol tekniği üst seviyede olmamasına rağmen o formaya akıttığı olağanüstü tere duyulan saygı olmalıdır. 36 yaşına gelen bir adamın son nefesine kadar, çimlerle dövüşerek verdiği mücadele önümüzde duruyorken, "Bravo adama, ilk defa sağ bek oynadı" diye alkış tutacağımıza biraz oturup düşünelim. Bu ülkede temel futbol eğitimi ne halde, futbolun algılanması ne seviyelerde bunların cevabını bulalım...
19 Eylül 2010 Pazar

Üzülmez

İbrahim Üzülmez bu akşam hem sağ bekte hemde Nihat'ın yerine sağ açıkta hatasız oynadı seviyoruz lan seni, şu gözlerim Metin Tekin'i, Ali Gültiken'i, Les Ferdinand'ı, Pascal Nouma'yı canlı izledi sende benim için en az onlar kadar özelsin. Peder bey halen anlatır bana Baba Hakkı'yı, Şeref Görkey'i, Yusuf Tunaoğlu'nu bende torunlarıma seni anlatacağım.
26 Şubat 2010 Cuma

İbrahim Üzülmez Röportajı

İzlemek lazım derim ben. (link) Teaser: - İbo'ya en çok yakışan saç kesimini göreceksiniz. - Hala daha "İsmin İbrahim değil de İbrahimoviç oynasaydı" geyiği dönüyor. İsmi İbrahimoviç olsaydı yabancı kontenjanından takımda oynayamazdı, bu kadar basit birader. -oviç değil de -iç getirdik karşı yakadan, oynatmadan geri yolladık... - Owen Nijeryalı, esas yaşı 35-36. - İbo yedek kulübesinde daralıyor. - İsmail Köybaşı arada dalıyor (i.e. defansif anlamda görevlerini unutuyor) - Denizli başarıya ulaşmadan görevi bırakmaz. - "Hiçbir hoca, sahada başarılı olacak oyuncuyu oynatmamazlık yapmaz." hepsi ve daha fazlası bu yarım saatlik programda. Özellikle Keita konusundaki açıklamaları oldukça samimi. Son söz: Taze sıkılmış portakal vs. şalgam.
13 Eylül 2009 Pazar

İbrahim Üzülmez Açılımı

Oynamadığı bir maçın ardından Üzülmez’e saracak kadar saplantılı değilim ama G.saray maçından sonra bile Üzülmez isminin anılıp, keşkelerle donatıldığını görünce mağlubiyeti de, üzüntüsünü de bir anda unuttum desem yeridir. Efsunlu olduğuna kanaat getireli çok oluyordu ama Manchester maçı arifesinde 11’e yakıştırılması ve bu yönde kamuoyu yaratılmasıyla(ki bir kesim taraftar da buna dahil) bana saldığı korku ile 3 gollü mağlubiyeti bir çırpıda unutturması cidden yıllar sonra kendi nazarımda takdir edilmesini sağladı. (Ben ki derbi mağlubiyetlerini günlerce kafaya takar yemeden içmeden kesilirdim; bu yüzden teşekkürler İbrahim.) Şimdi beğenilmeyen ve her fırsatta kulp takılan İsmail’e bakıyorum; topla yumuşak, süratli, geriye gömülmek yerine bindiren, ver-kaçlara giren, çizgiye inen, bu sayede orta alanda daralan oyuna genişlik kazandırmak adına 2.bölgedeki pas trafiğine dahil olan, oynamaya çalıştığımız 4-3-3’e ve kısa paslı futbola yatkın, yaşına ve tecrübesizliğine rağmen özgüveni yüksek; hatta Catania ve Süper Kupa maçında sinyallerini verdiği üzere de kendini gösteren ileri uç elemanının ağzına top atacak kadar ayağına hakim ve başı yukarıda. Gelinen noktada bu yetenek ve üretkenliğini maça damgasını vuracak seviyeye çıkaramasa da, kendisine güvenip formayı vermek ve sabretmek adına ciddi ve önemli gerekçelerimiz olduğunu düşünüyorum. Diğer yandan Üzülmez’e bakıyorum; ama bakmaya başlayalı 10 yıl olmasına rağmen (özellikle son 5 yılında) yukarıda sıraladığım meziyetlerden sadece ‘’bindiren ve çizgiye inen’’ bir oyuncu profili ile karşılaşıyorum, ki bunları da herhangi bir sonuca bağlama yeteneğine sahip olmadığı herkesin malumu; buna mukabil, geriye dönüşlerinde yürüyüş temposundaki yalancı koşuları ile yarattığı sıkıntı ve öncelikle rakibi yerine bölgesini savunması gerektiğini yıllar geçmiş olmasına rağmen kavrayamaması ( rakibi yerine topa odaklanmasından ötürü arkasına sarkan oyuncuları pozisyona sebep olduktan sonra fark ediyor) bu zamana kadar bir çok maçta skora etki etmiştir. Kırmızı kartla atıldığı Fransa milli maçı ve Liverpool deplasmanı, üzerine gidilmesi halinde sözünü ettiğim bu zaafının en net görüldüğü maçlardır. Maalesef pozizsyon bilgisi sıfır. O kuvvetli olduğu iddia edilen savunma yönü de benim gözümde (birazdan değineceğim) ‘’vazgeçilmeyen bek’’ hikâyeleri kadar yalan ve göz boyamadan başka bir şey değildir. Bir bek düşünün ki ikili mücadelelerdeki top kapma anlayışı ''genellikle'' rakibi formasından çekmek (bu çoğu zaman faulle sonuçlanır ama sonuçlanmasa dahi bu görüntü kirliliğini içime sindiremiyorum) ve yatarak ayağına kapanmaktan ibaret olsun, ki bu da başarısızlıkla sonuçlanması halinde oyundan düşmesi ve pozisyonunu yitirmesine yol açıyor, ama Koray ve Fahri’den görmeye alıştığımız(daha çok Koray) yatarak kayarak müdahaleler, yol açtığı tüm sıkıntılara rağmen bir hırs göstergesi ve mücadele isteği olarak algılanır oldu ve Üzülmez de bu zihniyetin kaymağını yemeye devam ediyor gibi; halbuki savunma oyuncunun öncelikli görevi ayakta kalmak ve pozisyonunu kaybetmemektir; öyle ki yere yatıp da ekarte olduğu her pozisyonda 20-25 metrekarelik bir alan ve rakibe rahat topla oynama fırsatı tanımaktadır; ve Üzülmez denilince akla ilk gelen ‘’ güçlü savunmasına ! ’’dair ekleyeceğim bir başka problem de geriye fazla yaslanmasından ötürü, çizgiye paralel tek bir uzun pasla ceza alanımıza giriş çıkışların fazla efor sarf edilmeden gerçekleşmiş olması, ki bu Şampiyonlar Ligi’nde fazlasıyla baş ağrıtacaktır. 19 yaşındaki İsmail’i mercek altına alırken topla oynama isteği ve özgüveninden söz edebiliyorken, 35 yaşına gelmiş bir oyuncunun defansta yapılan hazırlık paslarını bile ‘’bana atma, ileri şişir, kaleciye dön’’ vb hareketlerle süslemesi aslında içinde bulunduğumuz tartışmanın ne denli gereksiz ve zaman kaybı olduğunun en büyük kanıtdır. Diğer yandan artık kendisiyle özdeşleşen ‘’hücumda topla giderken arkasındaki oyuncunun formasını sarılıp, aynı anda yere düşme’’ hastalığı, son zamanlarda ciddi bir artış gösteriyor ki, bu da yukarıda sözünü ettiğim özgüven eksikliğinin bir başka işareti; zira ne acıdır ki gücünün yetmeyeceğini ve sıyrılıp mesafeyi açması halinde pozisyonu sonlandıramayacağını herkes gibi kendisi de biliyor. Tamam vefa yalnızca bir semt adından ibaret olmasın, ama sırf vefa ve saygı diyerekten bunca yılı devşirme bir bek oyuncusu ile heba etmek, taraftara yapılan haksızlık ve saygısızlık değildir de nedir. Şu İsmail’i izledikten sonra yemin ediyorum yıllar sonra su ve elektriğe merhaba diyen köylü ile okul yolunu 1 km kısaltan tahta köprülerine kavuşmuş öğrencilerden daha büyük bir mutluluk yaşadım. Sevgiyse klube de sevip, sayarız; hem böylelikle dolaylı yoldan da olsa saha içine faydası dokunur; aksi taktirde bu kadar olumsuzluğundan söz etmişken, iyi-kötü fark etmeksizin şu takımda herkesin kenara alındığı bir ortamda, hiçbir şey vermemesine rağmen sırf tecrübe ve savunma masallarıyla sürekli forma bulan bir oyuncunun varlığı ciddi anlamda takım içinde sıkıntılara yol açacaktır. Çok iyi hatırlıyorum bundan 3-4 yıl önce Üzülmez’i savunmak adına ortaya atılan gerekçeler sıralandığında futbol kokan tek bir yorum dahi yapılmıyordu, varsa yoksa 5 yıldır hiçbir hoca vazgeçmedi, 6 yıldır hiçbir hoca vazgeçmedi, 7 yıldır bla bla .. ve 10 yıla gelmiş bulunuyoruz. Öyleyse, Üzülmez’i savunmak adına arkasına sığınılan hangi hoca ‘’benim sol bek adayım Üzülmez’’ demiş bir bakalım. * Scala dönemi Münch bek, İbo sol iç - kanat* * Luce zamanında 3lü savunma oynadık, ''beksiz sistem'' * Rıza zamanında 3lü savunma oynadık, ''beksiz sistem'' * Bosque zamanında ilk transfer Fran sol beke, İbo ön tarafa * Tigana zamanında ilk isteği sol beke Gustavo Nery ama o’nun yerine Rico getirilince tüm planlar alt üst ve Baki’den tutun da Sedef’e kadar herkes deneniyor ve sonunda mecburiyetten Üzülmez’e gün doğuyor. * Ertuğrul döneminde Üzülmez’in Süper Kupa’dan kalma 3 maçlık cezası ile yola çıkıyoruz ve Antalya maçıyla başlayan periyotta daha 45 dakika dolmadan maçın yorumcusu O. Derelioğlu 5 dakikalık aralıklarla Üzülmez’in kulaklarını çınlatınca tuhaf bir biçimde Üzülmez yine basın ve medyada yokluğu hissedilen ve aranan bek konumuna geliyor; attığı imzanın mürekkebi kurumadan ‘’Kurtuluş’u bu sene sağ bekte izleyebilirsiniz’’ demeci ile Ertuğrul’un da ne denli kendi doğruları olan bir adam olduğunu hesaba kattığımızda Üzülmez'in formayı alması kimseyi şaşırtmıyor. Vakti zamanında Panathinaikos forumuna üye olup, Seric hakkında bilgi almak maksadıyla açtığım başlığın ve alaycı bir dille yazılan yorumların önce Forza, sonra sözlük ve devamında tüm basına sıçramasından ötürü de hayatımın en büyük pişmanlıklarından birini yaşadığımı itiraf etmeyelim, öyle ki adam daha idmana çıkmadan ön yargılara kurban gitti ve her an patlamaya hazır bir bomba muamelesi görmekten kurtulamadı, zaten bir adama hata yapacak endişesi ile odaklanıldığı vakit, en ufak bir pas hatasında yükselen tepkileri kontrol altına almak da pek mümkün olmuyor; ama Serie A tozu yutmuş bir bek ile Üzülmez kabusunun bu sefer sonlanacağına kendimi öylesine inandırmıştım ki, o anki heyecan ile soluğu Seric’i en iyi bilenlerin yanında almamdan ötürü de kendime kızamıyorum; lakin olur da ''bugüne dek Üzülmez için ne yaptın ?'' sorusu yöneltilirse fazlasıyla tatminkar bir yanıtım olacağından ötürü de rahatım. Uzun lafın kısası; Üzülmez bek değildir, hiçbir zaman olmamıştır, bundan sonra da olmayacaktır. Hayranlık uyandıran performansı ve akılda kalan maçları; Scala ve Luce zamanına tekabul etmektedir, o dönemde de yukarıda ifade ettiğim üzere asla bek olarak görev yapmamıştır; zaten o dönem oynamaya çalıştığımız sistemde bek diye bir mevki de bulunmamaktadır. Lucescu, Beşiktaş kariyeri boyunca Üzülmez ile yalnızca bir kez 4’lü savunma oynamayı denemiş, onda da AEK’dan 5 gol yiyerek Üzülmez ve 4'lü savunmaya töbe etmiştir. Tüm bunlardan ötürü, bilmem kaç yıldır hiçbir hoca vazgeçmedi, bu takımın öncelikli beki Üzülmez vb görüşler zerre kadar gerçeği yansıtmamaktadır. Gökhan Gönül, Uğur Uçar örneklerinden gerekli dersleri çıkarıp, Üzülmez'in Şampiyonlar Ligi tecrübelerinden yararlanmamamız dileğiyle ...
18 Ağustos 2009 Salı

Üzülmez, Köybaşı'na karşı!

... ya da gavurların tabiriyle Üzülmez vs. Köybaşı. Antalya maçı sonrası yorumları dinledim, yazılanları okudum, kafama birşey takıldı: yok Bobo şöyleymiş, yok Holosko yedek olur muymuş, bunlar değil derdim. Benim derdim bu maçta İbrahim Üzülmez oynayınca bazı insanların "Milyon dolarlar karşılığında genç oyuncu İsmail Köybaşı’nı ‘kurtarıcı’ olarak transfer eder de, jubile yapayım mı, yapmayayım mı serzenişini ‘jest’ ile aşırttığınız İbrahim Üzülmez’den ‘medet’ umarsanız..." gibi acayip yazı ve düşünceleri. Başkaları yapınca rotasyon biz yapınca "medet ummak"... Güzel iş valla.
5 Ağustos 2009 Çarşamba

Terlik Davasının Ortasında...

Şampiyonlukla biten sezonun startını terlik savaşı vermişti geçen sene... Fotoğraf resmi siteden, kurallarla ilgili olarak eğitim almış futbolcularımız... Terlik savaşının iki mağlubu ve aralarındaki terlikli adam Rüştü... İronik... Belediye maçına da Özkalfa'yı vermiş federasyon... Sarı yine delirtmese tribünü... Bir de yine fotoğraf... Toraman kilo mu almış, ne?
18 Temmuz 2009 Cumartesi

Deliliğe Övgü

Son dönemde, işten eve geldiğim saatlerde, D-Smart'taki FutbolSmart kanalında Beşiktaş'ın Şampiyonlar Ligi maçlarının birçoğunu tekrardan izledim. Neredeyse bütün maçları verdiler... 97-98 sezonunu bir yana koyarsak, hepsinde ortak bir isim vardı: Deli İbrahim. Gazete arşivlerini taradım, sanırım hikayemiz şurada başlıyor: http://arama.hurriyet.com.tr/arsivnews.aspx?id=-156814 Sonra sözleşme imzalanıyor: http://arama.hurriyet.com.tr/arsivnews.aspx?id=-158857 Ardından Levski Sofya maçında İbrahim, Mehmet'in yerine oyuna giriyor, sonra da tek golün pasını veriyor: http://arama.hurriyet.com.tr/arsivnews.aspx?id=-170986 Hemen sonrasında da "Levski maçının yıldızı İbrahim" ilk röportajını veriyor: http://arama.hurriyet.com.tr/arsivnews.aspx?id=-171748 İlk sezonunda sürekli olarak Mehmet'in yerine oyuna girerek orta sahada forvete dönük olarak oynuyor İbrahim. Goller, gol pasları (ilk aklıma gelen yukarıda bahsettiğim, yaklaşık üç yıllık bir aradan sonra ilk defa kazandığımız Galatasaray maçı'nda Ahmet Dursun'a attırdığı gol), başarılı grafik. 2001 yılında Markus Münch gidiyor, sol kanat İbrahim'in oluyor. Bu dakikadan sonra kafayı gömüp sol kanatta yaptığı koşuları, kirli ve sık sakalı, saç stiliyle, önce rakip taraftarların, sonra da Beşiktaş taraftarlarının en çok dalga geçtiği isimlerden oluyor. Bu değişim ne ara oldu, anlamak zor. "4 milyon dolara yapılan nokta transfer", "oyuna girdiği maçın seyrini değiştiren adam"dan, önce sol açık, sonra da sol bek'e gömülen, her nedense alay konusu olan bir adam. Sizi bilmem ama ben İbrahim'in futbol hayatı boyunca en çok haksızlığa uğrayan adam olduğuna inananlardanım. Bu piyasada maalesef eğer yıldız oyuncu değilseniz, gerçek mevkiinizden uzaklaşıyor, önce kanada, sonra beke çekiliyorsunuz. (Ekrem Dağ bek mi allah aşkına, peki ya Tello'yu Ertuğrul'un beke çekmesi, ya Avrupa'ya gitmeden önce kanatta oynayan Nihat, sık sık kanada çekilen Holosko??) Alışık olmadığınız bu alanı futbol hayatınız sürerken öğrenmek, taraftardan, medyadan azar işitmemek zorundasınız. BJK'daki hayatı boyunca önce orta yapmayı, sonra da sol kanadı savunmayı öğrenmeye çalıştı İbrahim, bunu yapmaya çalışırken sürekli olarak saçlarıyla, görünüşüyle, sınırlı orta kapasitesiyle alay konusu oldu, "Orta da yapsaydım, zaten Real Madrid'de olurdum" dedi, kafasına takmadı, Beşiktaş'ta sekiz teknik direktör değişirken (Scala, Daum, Lucescu, Del Bosque, Çalımbay, Tigana, Sağlam, Denizli) sekizinin de gözüne girdi. Hepsinde ilk 11'de kendine yer buldu. 3 ayrı teknik direktör tarafından Milli Takım'a seçildi, 35 yaşında hala Beşiktaş'ta da, Milli Takım'da da forma buluyor, geride kalan 9 sezonda oynanmış sayısız maç, Konfederasyon Kupası üçüncülüğü, iki lig şampiyonluğu, 3 Türkiye Kupası ve kendisi hala alay konusu. Ben İsmail bizi İbrahim'den kurtarsın istemiyorum, İbrahim'i sol bekten kurtarsın, sonra da jübilesinde Mehmet'i çağıralım, Mehmet'in yerine oyuna girsin, gol attırsın istiyorum.
20 Nisan 2009 Pazartesi

Beşiktaş Adının Olduğu Her Yerde "Acaba" Vardır

Acaba bu sene de mi şampiyon olamayacağız? Kimbilir, belki de.. Ancak olamayacaksak, bu sorunun akıllarda yerli yersiz belirmesinin de bunda önemli bir payı olacaktır kuşkusuz. Halbuki hemen geçen sene oynanan, Beşiktaş'ın 1-0 üstünlüğü ile sonlanan Galatasaray maçına gidelim. Maçtan sonra, Galatasaray'ın belki de en zayıf halkası olan Sabri Sarıoğlu ne demiş? "Bu maçın sonucu çok da önemli değil, sonuçta biz şampiyon olacağız." Bunu diyen kurt bir teknik direktör, ortalığı bulandırmaya çalışan bir yönetici değil, sadece bir futbolcu ve kendilerine ne kadar güvendiklerini mağlup oldukları maçtan sonra dahi gösterebiliyor. Aynı şekilde taraftarları da şu içine düştükleri keşmekeşe rağmen, hala umutlular. Adını da koymuşlar, Galatasaray'ın adının olduğu heryerde umut vardır, diyerek çıkmışlar işin içinden. Tabii bu sadece bir söz değil, yaşanan tecrübelerin de bunda payı var ancak ne demiştik, biz bahçemize bakalım. Bu hafta ligin tepesindeki takımların maçlarını, Trabzonspor hariç, hepsini izledim. Bu ligi hiç seyretmemiş birisine, bu takımlardan hangisi şampiyon olur sorusunu sorsanız, alacağınız yanıt tek olurdu, o da Beşiktaş. Zamanında bu parçalanmış camiayı değil şampiyon yapmak, sadece bir araya getirse bile başarılı adledilmelidir Mustafa Denizli derken, pazar geceki maçtaki tribünleri görünce Denizli'nin bunu başardığı söylemek mümkün. Tribünler sonunda şampiyonluk havasına girmiş, hem de geçen senelerde olmadığı şekilde kenetlenmiş. Ayrıca da ceza almamak için son derece dikkatlilerdi ve hakemin ters kararlarına rağmen sükunetlerini korumayı başardılar. Hakem demişken, çok uzatmadan şunu söylemek lazım. Ben dünkü hakemin iyi niyetine inandım açıkçası, ancak Türk hakemliğinin ne yazık ki en büyük eksiği şu avantaj mevzusunda. İki tip Türk hakemi var, birincisi herşeye düdük çalıp, maçın seyir zevkini öldüren tip hakemler ikincisi de maçı hızlandırayım derken avantaj kuralını dengesiz bir şekilde kullananan hakemler. Deniz Çoban, ikinci tip hakem sınıfına girmeyi başardı dünkü yönetimiyle. Kötü niyetli olmadığını düşünüyorum şahsen ancak oyunu hızlandırayım derken bazı faullere gözünü kapatıp, bazı faulleri vermesi futbolcular tarafından kendisine duyulan güveni azalttı. Cumartesi günkü Sivasspor maçındaki iki rezalet kararın ardından, kendisinin bu yönetimi umarım bizi şampiyon yapmayacaklar diye ağlaşan bazı başkan ve teknik direktörleri az da olsa rahatlatmıştır.
Bundan önceki haftalarda "kazanan kadro değiştirilmez diye birşeyi kabul etmiyorum" diyen Denizli, hem maça farklı bir sistemle hem de şu an için pek çok insanın üzerinde mutabık kaldığı Cisse ve Ernst ikilisini bozup Cisse yerine hafta boyunca antremanlara katılamayan Delgado ile başlayınca bir başka acaba daha belirdi taraftarın kafasında. Ki o acaba çok geçmedi, bir o direkten, bir bu direkten dönen topla kendisini iyice hissettirdi ancak bu direklerden direk beğen pozisyonunun ardından bir de Yenal'ın kafa vuruşu ile gole yaklaşan Bursapsor bir daha da gole yaklaşamadı. Hem de İbrahim Toraman'ın takımını 10 kişi bırakmasına rağmen. Hele ikinci yarı Beşiktaş kontrollü bir şekilde kendi sahasında rakibini bekleyip, her çıkışında neredeyse pozisyon buldu ancak sonuçta iki taraf da sıfıra sıfır elde var bir diyerek maçtan ayrıldı. Maçın en dikkat çeken futbolcuları herzamanki gibi Ernst ve Sivok'tu. Arkada bu kadar istikrarlı iki adamın bir tanesi keşke ön tarafta da olsaydı, Beşiktaş için herşey daha kolay olurdu. Tabi bu iki ismin dışında İbrahim Üzülmez de şaşırtıcı bir biçimde hücuma destek sağlayarak oldukça başarılıydı. Hele sağdan gelen ortaya volemsi vuruşu da gol olsaydı, 40 yaşına kadar sol kanatta kalmayı garantileyebilirdi.
Sonuçta gelenek değişmedi, ne zaman ki tribündeki taraftar Beşiktaş'ın taktiği konusunda bir mutabakata varamıyorsa, o maç Beşiktaş puan kaybediyor. Beşiktaş üçlü mü oynadı, Sivok forvet mi oynadı çözülemeyince, şampiyonluk yolunda sadece 2 puan kaybedildi. Bazı arkadaşlarımız fikstüre bakınca endişelenmekte haklı ancak ben herşeye karşın çok rahatım. O sene bu sene, o takım bu takım..
29 Mart 2009 Pazar

Günah Keçisi

Şu anda ne yazabildiğimi bilmiyorum aslında. Bloggerda bir sorun var ama gerek sözlükte gerekse diğer mecralarda dün akşamki maçtan sonra günah keçisi olarak şaşırtıcı biçimde (!) İbrahim Üzülmez seçilmiş.

90 dakika boyunca kanadında 3 kişiyle boğuşmak zorunda kalan (3 kişi dediysem, ramos-cazorla-torres, bayram bektaş-serdar topraktepe-ibrahim üzülmez üçlüsü değil), bu süreçte hata yapmayan ve elinden geleni ortaya koyan İbrahim Üzülmez. Kanatta önünde kendisine yardım etmeyen, hatta yardımı geçtim top peşinde bile koşmayan Arda Turan değil de akınlara tek başına karşı duran İbrahim üzülmez. 30. dakikadan itibaren tv karşısında benim bile gördüğüm ama nedense Fatih Terim'in bir türlü görmeyip önlem almadığı 3'lü bindirmelere karşı koyan Üzülmez.

Seversiniz, sevmezsiniz o ayrı ama dün Türk milli takımında 90. dakika olduğu halde top peşinde koşan 2 adamdan biriydi Üzülmez. (Diğeri Nihat)
Düşünün 80'lerde oyuna girmiş Gökhan Ünal'ın bile adam takip etmediği maçta ilk dakikadan beri oyunda olduğu halde koşan Nihat ve Üzülmez.

Üzülmez Beşiktaş'lı değil de Fenerbahçe'li olsaydı yahut Galatasaray'lı. Acaba böyle angutça yorumlarla karşı karşıya kalır mıydı?

Anlam veremedim ama kendi adamına dalan Semih'e, en az Üzülmez kadar ileri çıkamayan Gökahn Gönül'e övgüler düzen Rıdvan Dilmen niye Üzülmez'e onlara verdiği kadar destek vermemiştir?

İbrahim Üzülmez gerçekten dün gecenin en kötüsü müdür?

Cevap veriyorum, gazeteleri falan okursanız EVET. Arda Turan falan ise çok güzel oynadı, bizi zaten finale götürecek adam Arda-Tuncay-Emre-Sabri falan. Üzülmez gibilere yer yok milli takımda.

Ara