Mircea Lucescu etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Mircea Lucescu etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
29 Ağustos 2023 Salı
UCL Playoff 2. Maç Beşiktaş - Dynamo Kiev
Tarih: 31 Ağustos 2023 Perşembe 20.00
Stadyum: Beşiktaş İnönü Stadyumu
Hakem Hakkında Bilgi: Joao PinheiroEksik Oyuncular: Tayyip Talha Sanuç, Rachid Ghezzal, Emrecan Uzunhan, Semih Kılıçsoy, Arthur Masuaku / -
Cezalı Oyuncular: - / -
Etiketler:Dynamo Kyiv,Mircea Lucescu,Uefa Konferans Ligi | 7
Yorum
23 Ağustos 2023 Çarşamba
UCL Playoff 1. Maç Dynamo Kiev - Beşiktaş
Tarih: 24 Ağustos 2023 Perşembe 20.00
Stadyum: Stadionul Giuleşti
Hakem Hakkında Bilgi: Darren EnglandEksik Oyuncular: Tayyip Talha Sanuç, Rachid Ghezzal, Emrecan Uzunhan, Semih Kılıçsoy / -
Cezalı Oyuncular: - / -
Etiketler:Dynamo Kyiv,Mircea Lucescu,Uefa Konferans Ligi | 20
Yorum
3 Haziran 2015 Çarşamba
Biliç'le Geçen 2 Yıl
Acısıyla tatlısıyla Slaven Biliç ile 2 yoğun sene geçirdik. Dönemin sportif direktörü Önder Özen’in teknik direktör arayışları sırasında “başarmış” ya da “başarma potansiyeli taşıyan” kriterini hatırlarsak Biliç “başarma potansiyeli taşıyan” bir hoca olarak birçoğumuzu heyecanlandırdı. Bu heyecanın ve renkli karakterinin de etkisiyle birçok teknik direktöre göre taraftarca daha çok desteklendi, sahip çıkıldı. Kimisi ise en baştan muhalif olduğu Biliç’e pek ısınamadı, hep eleştirdi. Biz de bu 2 yıl ışığında Biliç’i ve Beşiktaş’ın teknik direktörlük meselesini farklı açılardan son bir değerlendirelim istedik. Gürcan Ulusoy’un Biliç için yaptığı teknik ve detaylı analiz çok değerli. Bizse daha farklı bir yapıyla Biliç’i ele almak istedik. Bu çerçevede aşağıdaki soruları kendi açımızdan yanıtlamaya çalıştık. Sözü daha fazla uzatmayıp soru ve cevaplara bırakalım:
1) Biliç, Önder Özen’le başlayan proje için doğru adam mıydı?
cochise: Önder Özen’le başlayan (ya da başladığını sandığımız) süreç, sorumlulukları dağıtan; kaleci antrenörlüğünden, tesislerdeki yanan lambalara kadar her şeyin ince ince düşünüldüğü ve profesyonelce yönetilen bir kulübe dönüşme hayalini içeriyordu. Burada elbette sportif direktörlük pozisyonu bir hayli önemliydi. Böyle bir projede teknik direktörden beklenen daha limitliydi. Modern futbol anlayışına sahip, oyuncularla iyi bir iletişim kurabilecek, saygı duyulabilecek bir PR yüzü. Bu açıdan Biliç doğru bir isim olabilirdi ama dişlinin diğer parçaları işlemeyince Biliç’in de başarı ihtimali düştü. Sportif direktörlük pozisyonunun bir yıl boş kalması zaten çok umutlandığımız ‘proje’nin belki de sadece bir oyalama/seçim taktiği olduğunu bile düşündürttü. Özetle ‘proje’ var olsa idi Biliç doğru isim olabilirdi ama şu büyük boşlukta parlayabilecek bir isim bence değildi.
övünç: Öncelikle Beşiktaş'ın hangi amaçlarla, neyi düşünerek böyle bir işe girdiğini bir zemine oturtmak lazım. Sadece saha içi bazlı yaklaştığımda ekonomisi zayıf, stadı olmayan Beşiktaş’ın, zaman içerisinde büyüyecek bir sistem takımına evrilip, kendi oyuncusunu yetiştiren, ekonomisi parlayanlar ile değil parlatarak geliştirmek isteyen bir yapıyı temel aldığını düşünüyorum. Konuya bu şekilde yaklaştığımız zaman işin yetiştiricilik kısmı, proje için 1. derecede önem arz etmeliydi diye düşünüyorum. Biliç'in kariyer hikâyesinde futbolcularla olan arkadaş ortamı onun disiplin konusunda dizginleri biraz elden kaçırdığını gösteriyor. Oyunculara yeni boyutlar katma konusunda çok fırsat yakalayamamış olması bu işi yapamayacağı anlamına gelmez tabi fakat salef aday Prosinecki'nin dahi Kayseri'de oyuncu geliştirme konusunda bir tık üst performans ortaya koymuş olması bile bu konuda alınan riskin yanlışlığına işaret ediyor bence.
2) Biliç'li Beşiktaş, bu projenin neresinde duruyor ?
cochise: Birinci yıl eksilerine rağmen bu projenin önemli bir parçası olarak görüyordum. Ancak ikinci yıl benim hissettiğim proje falan yok, Biliç de her zamanki gibi ‘sadece’ bir teknik direktördü..
övünç: 1. soruda verdiğim cevabın devamını buraya taşıyarak devam edeyim. Konuya yetiştiricilik olarak yaklaştığımız zaman işin yetiştiricilik kısmı bence 1. derece önemde olmalıydı. İşin yetiştiricilik boyutuna ise 2 parametreden söz edebiliriz:
1-altyapıdan ne kadar oyuncu çıkarılabildi?
2-eldeki oyuncular ne kadar değer kazanabildi?
1. soruya Atınç cevabı vermek mümkündür belki, alt lig tecrübesi olan , yaşı 22 olmuş bir oyuncuyu bu kategoride değerlendirmek doğru olmaz zannımca. Atınç'ın Biliç etkisi ile daha iyi bir oyuncu olduğuna da inanmıyorum açıkçası.
2. soruya baktığımızda ise Gökhan Töre , Olcay Şahan , Veli Kavlak gibi oyuncuların oyunlarını kısmen bir ileri basamağa taşıdığını ve değer kazandıklarını söylemek yanlış olmaz sanırım. Bu oyuncuların gelişmesinde veya Kerim, Oğuzhan, Ömer , Pedro , Necip gibi adamların olduğu yerde saymalarında Biliç'in etkisi olduğu yadsınamaz bir gerçektir sanırım . Bu konuda Beşiktaş eğer ki hedef, 1-2 oyuncudan 1-2 m € kar etmekse, Biliç özelinde hedeflediği noktaya vardı diyebiliriz zira elinde kar edebilerek satabileceği 1-2 oyuncusu var. Hedefin bu olmadığında hepimiz hem fikiriz sanırım.
Madalyonun diğer yüzüne baktığınızda Beşiktaş'ın bir sistem takımına evrilmesi konusunda biraz yol kat ettiği yadsınamaz. Bu konuda her ne kadar farklı düşünüyor olsam da takımın derli toplu bir formasyon, görev tanımı net , ne yapmak istediğini bilen bir yapıya kavuştuğunu söyleyebiliriz. Fakat sistem takımı olmak bununla bitecek bir iş değil. Elbet Önder Özen'in pilot takım, alt yapı takımlarının taktikleri ile ilgili eylem planlarının aktive edilmemiş olması bu noktada 2 senelik kazanımların birçoğunun elden kaçması anlamı taşıyacaktır. Biliç'in A takım teknik direktör sınırlarının çok dışına çıkmadığı göz önüne alındığında işin bu boyutunda bir çuvallama durumu var.
3) Beşiktaş’taki yapısal problemleri vb. göz ardı ederek sadece Biliç özelinde neler doğruydu, daha geniş bir perspektifle en büyük katkıları neler oldu?
cochise: Büyük artısı kompakt, mesafeleri çok iyi ayarlayan bir takım oluşturması oldu. Tabii şunu da kabul etmek lazım; 2. Yılın 2. Devresinde git gide eridi bu anlayış. Avrupa maçlarında önemli takımlara karşı iyi sonuçlar almamızı sağladı bu takım yapısı. Liverpool’u elemek de aslında önemli bir katkıdır. İyi kötü büyük bir hesabı kapattık… Oyuncularla çok iyi iletişim kurdu. Birbirine bağlı, yardımlaşan, mücadele eden bir takım yarattı. 2 ön libero oynaması da bunu kolaylaştırdı ama yine de son dönem haricinde iyi bir takım savunması yarattı da diyebiliriz.
övünç: Bu konuya geçmiş özelinde bakmak bir şey ifade etmiyor sonuç itibariyle ne katmış olursa olsun Beşiktaş 2 sezonu da şampiyonun 8-10 puan gerisinde ve hiç bir kupada çeyrek final yüzü göremeden kapattı . Katma değer olarak geride ne bıraktığını değerlendirmek kendi adıma daha olumlu görünüyor. Bu bağlamda yukarıda bahsettiğim gibi kağıt üzerinde değer kazanmış bazı oyuncular, Jose Sosa - Edin Terzic gibi profesyonellerin kulübe kazandırılması en önemli katkılarıdır gözümde. Mevcut oyun şablonu belki devam eder ama Beşiktaş'ın aynı anlayış ile sahaya çıkacağını düşünmüyorum bundan sonra. Özellikle de ismi geçen teknik direktörleri göz önüne alırsak. Tabi Liverpool ile görülen hesabı da ayrıca değerlendirmek lazım :)
4) Yine aynı bakış açısıyla en büyük yanlışlar nelerdi?
cochise: Özellikle sportif direktörlük pozisyonu boşa düştükten sonra kendine yerli bir yardımcı istememe konusunda diretmesi. Büyük takım meselesini kavrayamaması, algıyı olumsuz etkileyen açıklamalar yapması. Bazı oyuncuların değerini doğru tahlil edememesi ve bunda fazla diretmesi. Ana planının dışına çıktığında sudan çıkmış balığa dönmesi; pragmatist ve pratik bir oyun anlayışı ortaya koyamaması… Bir de şu örneği vermesem çatlarım; Brugge ilk maçında stoper tercihini tartışırken bu blogdan bir arkadaş Ersan tercihini eleştirirken; hız eksiğinin sorun yaratmayacağı bu maçta sakinliğiyle Pedro oynamalı, daha baskılı oynayacağımız 2. Maçta Ersan oynamalı; ancak bu maçta Ersan kötü oynayacağı için 2. Maçta da Pedro’yu o da o maçta kötü oynayacak yorumunu yapmıştı. Bu birebir gerçekleşen senaryoyu Biliç’in görememesi dâhil olmak üzere Brugge serisi beni ondan en çok soğutan anları yaşattı.
övünç: Bu yanlışlardan maç postlarına yazdığım yorumlarda sıklıkla bahsettim. Ben çoğunlukla büyük oradan ayrılıyorum. Slaven Biliç'in oyun stratejilerini doğru buluyorum, özellikle gole ihtiyacımız olan maçlarda yaptığı değişiklikleri (sonuca etkisinden bağımsız ) olumlu görüyorum. Slaven Biliç maçları kafasında iyi yaşayabilen bunu zemine dökebilen bir adam. Yanlışlıklar seçtiği şablon ile başlıyor bence. Saha içerisinde teknik detaylar en önemli sorunu. Rakibin top kullanmasına izin verme, pres zamanlamaları, pres açıları, Ersan ile oyun kurma ısrarı, kompakt olduğu iddia edilen takımın bu kompaktlığı sadece ülke sınırları dışında sergileyebilmiş olması geçmişinde ofansif orta saha olan Veli yerine Atiba'yı daha sık hücuma yollaması gibi teknik sorunlar benim gözüme çarpıyor. Oyuncu tercihleri konusunda, tamamen kendisi kaynaklı hata aramıyorum açıkçası zaten işin yetiştiricilik boyutunda konuya biraz değinmiştim.
5) Alınan sonuçları bir kenara bırakarak Biliç’te en sevdiğiniz yönler nelerdi?
cochise: Şikâyet edebileceği çok şey olmasına rağmen ağlak bir karakter koymadı ortaya. Futbol dünyasındaki hemen herkesle (malum şahıs haricinde) çok iyi iletişim kurdu. Herkesçe sevilen bir profil çizdi ortaya. Futbolun Türkiye’deki o kavgacı bazen iyice leş hale gelen ortamına sevimli bir yüz kattı. Rakip hocalarla, oyuncularla iyi ilişkiler kurdu. Şu Gökhan Gönül’e yaptığı taç şakası ve Balıkesir maçındaki Ersan’ın kırmızı kart görmesi gerektiğini kabul ederken tereddüt dahi etmemesi hiç çıkmaz aklımdan. Özellikle de Hamza ve İsmail Hocaların benzer pozisyonda “hakem verdiyse karar doğrudur” minvalindeki açıklamalarını düşündükçe.
Övünç: Doğru bildiğini, gördüğünü dürüstçe söyleyen bir yapıya sahip olması , Cochise'ın dediği gibi bahane üretmeden , sevilen bir profil yaratması ve realist yapısı en sevdiğim özellikleriydi.
6) Yine, alınan sonuçları bir kenara bırakarak Biliç’te en sevmediğiniz yönler nelerdi?
cochise: Aslında kendi suçu değil ama imajının futbolun önüne geçmesi biraz rahatsız etti. 4. Hakem itirazlarını abartması da bazen sevimsiz göründü. Düşündükçe de çok bir şey gelmiyor insanın aklına. Herhalde genel anlamda beğeniyor olsam sonsuza kadar kalmasını isteyebilirdim.
övünç: Taktiksel muhafazakarlığı, yaptığı bazı gereksiz açıklamalar ( kötü maçlardan sonra bugün iyiydik demesi, Bursa derbisi olayı ) , Beşiktaş'ın oturmuş 3. takım kimliğini kabullenişi ve bunun getirdiği derbi performansı.
7) Biliç nasıl bir ortamda başarılı olabilirdi? Var olan ortamda Biliç haricinde kimleri suçlamalıyız?
cochise: Aslında birinci soruda kısmen Biliç’in nasıl bir ortamda başarılı olabileceğini belirtmiştim. Daha oturmuş bir yapıda sadece teknik direktörlük yapması yetecek bir takımda Biliç başarılı olabilirdi. Yani ya çok profesyonel bir kulüp olmalı ya da Fenerbahçe/Galatarasay gibi ‘diğer işleri’ Başkan vb. yöneticilerin yapacağı; ya da önemli maçlarda/derbilerde gerekli baskıyı seyircinin oluşturacağı kulüplerde daha başarılı olacağını düşünüyorum.
Suçlamamız gereken isimler ise birden çok fazla. Aslında ilk başta Türkiye futbolunun kendisini suçlayabiliriz ama biz Beşiktaş’la sınırlı kalalım. Herkesin bir şekilde sorumluğu var. Siyasete girmek gibi anlaşılmasın ama Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde Ekmeleddin İhsanoğlu’nun aday gösterilip sonra adeta ortada bırakılması (ve hatta kimisinin aleyhinde çalışması gibi) gibi bir Sportif Direktörlük müessesi kurulacak dendi ve Önder Özen öylece ortada bırakıldı. Yani eğer arkasında durulmayacaksa neden böyle işlere girildi. Önder Özen doğru isim miydi bu da ayrı bir tartışma konusu. Onla ilişkili sorunum ise yanlış olduğunu düşündüğü işlere yeterince net karşı çıkmaması idi. En başta ‘Tanrı Parçacığı’ sorusunu geçiştirmemesi gerekiyordu. Bu pozisyona biraz fazla ‘efendi’ kaldı. Yönetim desek bir stat meselesinde bile güven kaybettiler. Deselerdi en başında ‘iki yıl sürecek bu iş’ yalancı çoban konumuna düşmezlerdi. Yani aslında Biliç haricinde suçlayacaklar hiç de az değil ama kabak biraz onuna başına patlamış oldu.
Övünç: Burada pek çok dış faktörden bahsetmek gerekiyor. Mali yapısı kuvvetli, stadı açılmış, lobi yapmasa bile en azından saha dışı faktörleri dengelemiş bir kulüpte başarılı olabilir ama bunlar gerçekleştiğinde bu işi kotaracak onlarca adam var. Şurası kesin, “bağzı” hakemlerin standart tutturmaları sağlanabilseydi bile bu sene özelinde de gereken ortam sağlanmış olabilirdi.
8) Şimdi ne olacak? Teknik Direktörlük için şu anda sadece Lucescu ve Şenol Güneş adı geçiyor. Bu isimler nasıl katkılar sunabilir. Bu isimler olmazsa nereye yöneleceğiz?
cochise: Biliç’in gitmesini isteyip de yerine geleceklerden korkan bu nedenle Biliç’e biraz daha sempatik bakan birçok isim vardı. Gerçekçi olmak lazım ben Beşiktaş’ta iyi bir kulüp yönetimi görebileceğimizi düşünmüyorum. Bu nedenle takımın başına iyi bir yapıya sağlam bir parça olacak isim yerine ‘one man show’ tadında bir ismin daha etkili olacağını düşünüyorum. (Seneye yönetim değişirse bu görüşüm de değişebilir) Bir arkadaşımın da sürekli söylediği gibi şu ortamda hoca arıyorsan Çin’den bile olsa şampiyonluklar yaşamış, büyük takım olmayı bilen bir isim olmalı. Şu anda konuşulan iki isim ise aslında birbirinden bambaşka yapılara sahip. Bu da ayrıca eleştirilmesi gereken husus. Benzeri tutarsızlıkları geçen sene ofansif orta saha arayışı sırasında da görmüştük.
İki isimden yabancı olan yani Lucescu önemli bir marka. Pragmatist, plan değiştirmekten çekinmeyen önemli bir isim. Shaktar’da başardıkları ortada. Kimisi oradaki maddi imkanlara bağlıyor bunu. Oysa Shaktar’da harcattığı bonservis aynı dönemde Beşiktaş’ın harcadığının iki katı. Bonservis gelirleri ise 7 katı. İlk üç yılında bile bir taraftan oyuncu satarken yıllık ortalama 18 Milyon € harcatmış. Örneğin biz geçen yıl 15 Milyon € harcadık. Ama Lucescu’nun gelme ihtimali elbette çok düşük. Bunu da göz önünde bulundurmak lazım.
Diğer aday Şenol Güneş ise Lucescu’nun tam tersine pragmatistten ziyade kafasındaki sistemden vazgeçmeyen bir hoca. Örneğin bu yıl üç büyüklere karşı içerde dışarda aynı oyunu oynattı. Eksisi çok şikayetçi bir yapıya sahip olması, Genel olarak futbol ortamımızda pek saygı görmemesi ve finalleri kaybeden biri olarak değerlendirilmesi. Onun artısı ise değerini bulamamış oyuncuları yeniden parlatmak. Normalde Şenol Güneş’e yukarıdaki sebeplerden dolayı karşı çıkabilecek olsam da bizde olacağını olamamış, potansiyelli çok oyuncu olduğunu düşündüğüm için faydalı olabileceği görüşündeyim.
övünç : Önder Hoca sene başında istifa edip , 1 sene boyunca koltuğu boş kalıp , projelerini öksüz bırakıldığında zaten 2 senelik emeğin çöpe atılacağı belliydi. Basında dolaşan isimlere baktığımızda yönetimin güvenoyu aradığı ortada. Tartışılmayacak bir isimle eski usul yöneticiliğe devam edecekler. Görünen köy kılavuz istemez, çok ayrı futbol tarzı ve anlayışına sahip iki teknik direktör ile görüşüyorsan ne istediğini bilmiyorsun demektir. Bu tek forvet bakarken hem Micheal Owen hem Peter Crouch ile görüşmekten farksız. İşler tamamen spontane gelişiyor.
İki hocaya da hayır demem burası kesin fakat bunun adı plansızlıktır , iş bilmezliktir . Neye ihtiyacımız olduğunun belirlenememesi , porfesyonel bir akıldan destek almadan hareket etme durumu zaten Biliç destekçilerinin en korktuğu şeydi sanırım. Tam olarak kanıksanan şeylerin gerçekleşiyor oluşu üzücü ...
Etiketler:Mircea Lucescu,proje,Slaven Bilic,Şenol Güneş,Teknik Direktörler | 68
Yorum
9 Mart 2011 Çarşamba
Bu Taraftar Seninle Gurur Duyuyor!
2003 sezonunun sonunda Bernd Schuster'den devraldığı Ukrayna temsilcisiyle başarıları;
- Ukrayna Premier Ligi: 2004–05, 2005–06, 2007–08, 2009–10
- Ukrayna Kupası: 2003–04, 2007–08
- Ukrayna Süper Kupası: 2005, 2008, 2010
- UEFA Kupası: 2008–09
- Şampiyonlar Ligi Çeyrek Finali (Şimdilik...)
Etiketler:Gürcan Ulusoy,Mircea Lucescu | 52
Yorum
9 Kasım 2010 Salı
Mircea Lucescu
Mesele geçmişe dönüş değil. Mesele Mircea Lucescu'nun kendisi de değil.
Beşiktaş'a geldiğinde ilk ifadesi "6. haftaya kadar bekleyin" oldu. Takım gerçekten 6. haftadan sonra bir futbol takımı gibi, sağı-solu belli olan, belli bir stratejisi olan, planı olan bir futbol oynamaya başladı. Yıllar yılı Ali Samiyen deplasmanında Anadolu takımı görüntüsü veren Beşiktaş'a taktik dehasıyla 0-1'lik galibiyeti aldırdı. 0 maçın 60. dakikasında yaptığı taktik ve oyun anlayışı değişikliğini ders diye okutmak gerek. 60 dakika boyunca Felipe'yle adam adama oynayan Amaral'ı oyundan çıkarıp o dakikada "hücum!" emri vermiş, 60 ile 70 arasında takımın sol stoperi Carlos Antonio Zago ile 2 gol pozisyonuna girmiş ve üçüncüsünde İbrahim Üzülmez'le maçı almıştı...
Mircea Lucescu'nun Beşiktaş'ta bir düzen oturtması kaç ayını aldı? Schuster'e sorulması gereken soru bu. "9 kişi geride bekleyip 1 kişiyle hücum ediyordu" martavallarına kanmamak gerek. Beşiktaş'a son 10 yılda en şahsiyetli futbol oynatan adam Mircea Lucescu'dur. Savunma veya hücum ağırlı bir başka konudur ve aslen seyir zevki dışında önemli değildir. Bir sezonu 7 beraberlik ve sadece 1 yenilgiyle bitirmek herkesin harcı değildir.
Lucescu ile Beşiktaş'ın gol ortalaması: 1.85
Schuster ile Beşiktaş'ın gol ortalaması: 1.54
Lucescu'nun 4. ayında oyundan kim çıkacak kim girecek hepimiz ezberlemiş değil miydik? Yapacağı tavşanları bile tahmin edebiliyorduk ki, tavşan da olmuyorlardı o zaman...
---
Lucescu'yla sohbet edenler anlatır. İstanbul'un tarihini nice İstanbulludan daha iyi biliyor diye... Sergen'i tanıması için İstanbul'u da tanıması gerekirdi zira. Ali Eren'le nasıl iletişim kuracağını bilmesi gibi. Çalışırdı. Bugün Noat Samisa Schuster'i Türkiye ligine yeterince "çalışmamakla" suçluyorsa iş zaten bitmiş demektir. Haklı, orası ayrı.
Lucescu bunun olabileceğini hepimize gösterdi. Schuster daha pozitif bir futbol anlayışının temsilcisi olabilir, bu ayrı. O oyun anlayışı oyunculara bir şeyler katıyorsa değerlidir.
Bir tarafta "Başkan hediye ederse seviniriz" diyen Schuster. Diğer tarafta "Bunu alacağımıza, hiç oyuncu almayalım" diyen Lucescu.
Yoksa
Mustafa Denizli'nin Takımı = Bernd Schuster'in Takımı - (Guti + Quaresma) ise,
aklımıza Mircea Lucescu'nun Chelsea maçından önce yaptığı açıklama geliyor;
"Onlarda dünya yıldızları var ama biz iyi bir "takım"ız..."
Allahına kurban be Lucescu...
Senin Beşiktaş'ta koyduğun çıtayı geçeni bırak, yanına yaklaşan yok...
Sen gel demiyorum. Senin gibisi gelsin...
Beşiktaş'a geldiğinde ilk ifadesi "6. haftaya kadar bekleyin" oldu. Takım gerçekten 6. haftadan sonra bir futbol takımı gibi, sağı-solu belli olan, belli bir stratejisi olan, planı olan bir futbol oynamaya başladı. Yıllar yılı Ali Samiyen deplasmanında Anadolu takımı görüntüsü veren Beşiktaş'a taktik dehasıyla 0-1'lik galibiyeti aldırdı. 0 maçın 60. dakikasında yaptığı taktik ve oyun anlayışı değişikliğini ders diye okutmak gerek. 60 dakika boyunca Felipe'yle adam adama oynayan Amaral'ı oyundan çıkarıp o dakikada "hücum!" emri vermiş, 60 ile 70 arasında takımın sol stoperi Carlos Antonio Zago ile 2 gol pozisyonuna girmiş ve üçüncüsünde İbrahim Üzülmez'le maçı almıştı...
Mircea Lucescu'nun Beşiktaş'ta bir düzen oturtması kaç ayını aldı? Schuster'e sorulması gereken soru bu. "9 kişi geride bekleyip 1 kişiyle hücum ediyordu" martavallarına kanmamak gerek. Beşiktaş'a son 10 yılda en şahsiyetli futbol oynatan adam Mircea Lucescu'dur. Savunma veya hücum ağırlı bir başka konudur ve aslen seyir zevki dışında önemli değildir. Bir sezonu 7 beraberlik ve sadece 1 yenilgiyle bitirmek herkesin harcı değildir.
Lucescu ile Beşiktaş'ın gol ortalaması: 1.85
Schuster ile Beşiktaş'ın gol ortalaması: 1.54
- Ahmet Yıldırım'ı hatırlar mısınız? Mircea Lucescu'dan önce sıradan bir kariyer, Lucescu'yla birlikte çok önemli bir taktik oyuncusu.
- Ayhan Akman'ı bilir misiniz? Lucescu'nun forvet arkası -inceci- pozisyondan alıp yeniden inşa ettiği ve Türk futboluna kazandırdığı bir oyuncu...
- Beşiktaş'ın az gol yiyen defansında Ali Eren Beşerler'in, Tolga Doğantez'in oynadığını anımsar mısınız?
- Kaan Dobra'nın 30 küsür yaşında Polonya milli takımına davet edildiğini bilir misiniz?
- Federico Giunti'nin Beşiktaş'a gelmeden önce kendi takımında 18'e giremediğini, futbolu bırakma noktasında olduğunu duydunuz mu?
- İtalya 2. liginden gelen Daniel Gabriel Pancu'nun Lucescu'yla beraber Rumen milli takımının golcüsü olması tesadüf olabilir mi?
- Sergen ve Tümer Lucescu'dan sonra bir daha hiç o performanslarını sergileyebildiler mi?
- Lucescu'nun yoktan var ettiği Guairo Ronaldo neden Lucescu sonrası dönemde silindi gitti?
Lucescu'nun 4. ayında oyundan kim çıkacak kim girecek hepimiz ezberlemiş değil miydik? Yapacağı tavşanları bile tahmin edebiliyorduk ki, tavşan da olmuyorlardı o zaman...
---
Lucescu'yla sohbet edenler anlatır. İstanbul'un tarihini nice İstanbulludan daha iyi biliyor diye... Sergen'i tanıması için İstanbul'u da tanıması gerekirdi zira. Ali Eren'le nasıl iletişim kuracağını bilmesi gibi. Çalışırdı. Bugün Noat Samisa Schuster'i Türkiye ligine yeterince "çalışmamakla" suçluyorsa iş zaten bitmiş demektir. Haklı, orası ayrı.
Lucescu bunun olabileceğini hepimize gösterdi. Schuster daha pozitif bir futbol anlayışının temsilcisi olabilir, bu ayrı. O oyun anlayışı oyunculara bir şeyler katıyorsa değerlidir.
Bir tarafta "Başkan hediye ederse seviniriz" diyen Schuster. Diğer tarafta "Bunu alacağımıza, hiç oyuncu almayalım" diyen Lucescu.
Yoksa
Mustafa Denizli'nin Takımı = Bernd Schuster'in Takımı - (Guti + Quaresma) ise,
aklımıza Mircea Lucescu'nun Chelsea maçından önce yaptığı açıklama geliyor;
"Onlarda dünya yıldızları var ama biz iyi bir "takım"ız..."
Allahına kurban be Lucescu...
Senin Beşiktaş'ta koyduğun çıtayı geçeni bırak, yanına yaklaşan yok...
Sen gel demiyorum. Senin gibisi gelsin...
Etiketler:Gürcan Ulusoy,Mircea Lucescu | 131
Yorum
24 Şubat 2009 Salı
Okan Koç - İbrahim Akın - Sinan Kaloğlu - Burak Yılmaz - Serdar Özkan
Teknik direktör tercihlerini bazen anlamak hiç te kolay olmuyor. Mantıklı bir neden arıyorsun bulamıyorsun...
Örneğin Burak Yılmaz ve İbrahim Akın... Bu oyuncular gönderildikleri güne kadar 11'de çıktılar. Burak Yılmaz devre arasından bir önceki hayati Porto deplasmanında 11 oyuncusuydu. İbrahim Akın da sonradan girmişti. Keşke Ertuğrul Sağlam'ı karşımıza alabilsek te sorsak, ne bekliyordu Burak ve İbrahim'den? Son 2-3 senede ne vermişlerdi ki bu maçta da yer almayı hak etmişlerdi?
Madem gönderileceklerdi, madem bir memnuniyetsizlik vardı neden durmadan oynatıldılar? Madem oynatıldılar o zaman neden gönderildiler? Burak Yılmaz'ın oynadığı takımda yedek kalan oyuncu takımda tutulurken nasıl olurdu da gönderilen kişi o "yedek" değil de Burak Yılmaz oluyordu? Bunları anlamak gerçekten çok güç.
Bir futbolcuyu kazanmak için illa onu her maç oynatmak gerekmez. İşte büyük teknik direktörlük te böyle olur zaten; oynatacağın zamanı iyi bilerek. Yoksa kötü oynayacağını bile bile o oyuncuyu sahaya süren teknik direktörler insana dair nosyonlarını biraz yitirmişlerdir gibi geliyor...
Mircea Lucescu, Jean Tigana, Ertuğrul Sağlam, Mustafa Denizli... Peki bu teknik direktörlerin hepsi mi suçlu? Elbette bu yargıya varmak ta mümkün değil. Ama hepimizin gördüğünü görememiş te olamazlar. Burak Yılmaz'dan futbolcu olmayacağını anlamak için teknik direktör de olmaya gerek yoktu aslında. İbrahim Akın'ın sahaya çıkmasının futbol değerlerine yapılmış bir ihanet olduğunu bizden iyi bilmesi gerekirdi dönemin teknik direktörlerinin.
Şimdiki aktörümüz de Serdar Özkan. Verimlilik açısından Burak Yılmaz-İbrahim Akın seviyesinde gidiyor. Takıma verdiği zarar, katkıdan daha büyük. Serdar Özkan'ın yaptığı şut/pas tercihlerinde takım arkadaşlarının tepkilerine dikkatlice bakarsanız Serdar Özkan'ın takım içindeki konumunu daha iyi tahlil edebiliyorsunuz. Ben Serdar'ın takım arkadaşlarınca sevildiğini düşünmüyorum. Ben futbolcu olsam kesin antrenmanda falan kavga ederdim kendisiyle. Şu durumda ise en çok üzüldüğüm futbolcu Fabian Ernst. Serdar Özkan'ın hareketlerini anlamlandırmaya çalışırken oldukça zorlandığını, kendini uzaylı gibi hissettiğini düşünüyorum. Neticede kurulu bir makina gibi çalışan bir beyinle ne yapacağını kendisinin bile bilmediği bir beyin aynı takımda aynı amaç uğruna mücadele ediyorlar.
Şimdi Mustafa Denizli'ye sormak lazım. Serdar Özkan'ı durmadan oynatarak ona iyilik mi ettiğini düşünüyorsun diye. Serdar Özkan'ın hangi faydasını görüyorsun da oynatmaya devam ediyorsun diye. O oynasın diye oynamayan oyuncuların hiç mi hakkı yok diye... Sormak lazım bunları. Ama kendi klasik, çok şey söyleyip aslında hiç bir şey söylemeyen üslubuyla Serdar'ın iyi futbolcu olduğunu, kötü de oynamadığını söyleyecektir. Taa ki kötü bir sonuç alınana kadar. İşte o zaman da daha önce Ertuğrul Sağlam'ın yaptığı gibi bir anda arkasını dönecektir. Satın gitsin diyecektir Serdar Özkan için. Bundan önce hep böyle oldu.
Bütün maçlarda görev ver, vermediğin maçlarda sonradan sok. Kurtarıcı olarak oyuna al. Kötü oynamasına rağmen ısrar et. Sonra bir gün gelsin Bank Asya Ligi'nde X takıma kiralandığını okuyalım. Olacak şey tamamen bu.
Benim sorum 2 sene önceki sorumla aynı; Madem oynatıyorsunuz, o zaman neden satıyorsunuz? Madem satacaksınız o zaman niye oynatıyorsunuz? Şu haliyle Serdar Özkan'ı oynatmak ona iyilik etmek mi sanıyorsunuz?
Kaydol:
Kayıtlar
(Atom)
Ara
-
DERBİ POZİSYON ANALİZLERİ - 1- 0:24 saniye! Gatasaray'ın ilk etkili atağı. Burada en büyük hata *Jailson'un partneri Serdar Aziz'e gereksiz yakınlığı oldu.* Seri burada muhteşem bi...6 yıl önce
-
Feda, Sefa, Farklı Olsun bu Defa - Beşiktaş'ın son dönemini iki ana çizgi olarak ikiye ayırmak mümkün. 1- Yıldırım Demirören dönemi 2- Fikret Orman dönemi. Ben Yıldırım Demirören dönemini te...7 yıl önce
-
Bir Sağ Bek, Üç Mevki: Aaron Wan-Bissaka - Premier Lig geçtiğimiz hafta başladı. Hem takım hem de oyuncu bazında her sezon yeni bir hikaye demek. Galiba geçtiğimiz sezon hiç de fena bir görüntü verm...8 yıl önce
-
Duhuliye - Duhuliye'den 5 ay önce haberim oldu. O da bu fotoğraf sayesinde. Bunca zamandır nasıl hiç duymamışım derken, etrafımdaki çoğu Beşiktaşlının da bilmediğ...9 yıl önce
-
Euroleague bwin Mart 2015 MVP Nemanja Bjelica Röportajı - Fenerbahçe Ülker dokuz maçlık bir galibiyet serisi yakalamış durumda ve 2008-2009 sezonundan bu yana ilk kez Euroleague 'playoff'larına katılma hakkını ...11 yıl önce
-
Önce krampon, sonra performans - Her çocuk gibi sokaklarda başlayan futbol maceramız, bazı çocukların yaptığı gibi benim de toprak sahada devam etmişti. Sonrası okul, iş, hayat mücadele...11 yıl önce
-
NBA: Bir Ayın Ardından... (Part 1) - Her ne kadar başlığımızda bir aylık zaman dilimini ele aldıysak gerek tembellik, gerek iş güç yüzünden yazının paylaşılması, gerekli güncellemeler yapıldı...11 yıl önce
-
Manchester United - Burnley maçı - Manchester'ın ligin yeni takımı Burnley deplasmanında galibiyet alması bekleniyordu ama yine olmadı. Geride kalan 3 haftada takım henüz galibiyet görem...12 yıl önce
-
Bu Sefer Bahanem Var - Yine ihmal ettim blogu ama bu sefer sağlam bahanem var. Son 9 senedeki ikinci kıtalar arası taşınma olayına kalkıştım. Bilenler bilir, son 9 senedir Avu...12 yıl önce
-
Babylon Dergisi Röportajı - http://www.aliece.com/2013/11/babylon-dergi-ali-ece-roportaji/#more-189512 yıl önce
-
Arsenal Kendine İnanıyor - Arsene Wenger'in sözleriyle, *"İyi bir rakibe karşı alınmış tatmin edici galibiyet." *Arsenal hafta sonu Liverpool'u oyun dışı bırakarak, bölüm bölüm saha...12 yıl önce
-
Hiç Unutmadığım... - 17 sene önce bugün tek bir imzanın milyonlarca insanı bu kadar etkileyebileceğini tahmin edemezsiniz. O adam hakkında bir sürü yazı yazdım, hala okuyan ...13 yıl önce
-
-


