7 Şubat 2011 Pazartesi

Anket: Antipati Şampiyonu

Geçtiğimiz hafta ligin en sempatik takımını sormuştuk. Ezici oranla Kardemir D.Ç Karabükspor ligin en sempatik takımı seçildi.

Yanıtlar ve sonuçlar burada.

Tesadüf o ki, en sempatiğiyle hemen o hafta oynamıştık. Bu hafta da en antipatiğiyle mi oynarız acaba?

Bakalım...

Biz Beşiktaşlıyız. Anketin sonucu genel taraftar kitlesinin değil, Beşiktaş taraftar kitlesinin eğilimini ortaya koyacaktır.
Bu nedenle, Fenerbahçe / Galatasaray ve Bursaspor'u sormanın anket sonuçlarına olumlu etki etmeyeceğini düşünerek dışarıda bıraktık.

Başkanını sevmezsin, teknik direktörünü sevmezsin, futbolcusunu sevmezsin, futbolunu sevmezsin, taraftarını sevmezsin, şehrini sevmezsin...

Sevmek tamam da, sevmeme gerekçelerini o kadar kolay bulunabiliyor ki nedense...


6 Şubat 2011 Pazar

Beşiktaş ColaTurka'da Son Hamle: Marcelus Kemp


Beşiktaş CT, daha önce anlaştığı Oliver Lafayette'in sağlık kontrollerinde spor yapmasının sakıncalı olduğunun  belirlenmesi üzerine transferinden vazgeçmek zorunda kalmıştı. Oliver Lafayatte yerine ise acil bir çalışma sonrasında daha önce de ilgilenilen Marcelus Kemp ile sezon sonuna kadar anlaşma sağladı.

Öncelikle Marcelus Kemp'in menajerini kutlamak lazım. Çünkü son 1 ay içerisinde 3 ayrı takımla (Roanne - Limoges - Unicaja Malaga ) anlaşmak üzere olduğu haberleri çıkmıştı ve sonunda imzayı Beşiktaş CT'ye attı.


Marcelus Kemp'in son form durumu hakkında sizlere sağlıklı bilgiler vermek isterdim ancak Kemp'in Avrupa kariyerini pek takip etme fırsatım olmadı. Ama kolej kariyerini hatırlıyorum. Bu transferi çok farklı noktalarla değerlendirmek gerekir.

Ilk olarak ofansif yeteneği çok yüksek bir oyuncu. Kolej takımının tarihinde en fazla üçlük isabeti bulan oyuncuydu. Bununla beraber en fazla sayı atan da ikinci oyuncu olmuştu. Aynı zamanda 2005 yılında NCAA'de lig genelinde en çok gelişme gösteren oyuncu ödülünü de aldı. Marcelus Kemp'in NCAA kariyeri boyunca ligdeki genel istatistik sıralamasını aşağıdaki resimden inceleyebilirsiniz.



Marcelus Kemp, kolej kariyerinden sonra sırasıyla Basket Livorno, Dinamo Sassari ve son olarak da Virtus Bologna'da oynadı. Yukarıda bahsettiğim gibi Kemp'in Avrupa kariyerini pek takip etme şansım olmamıştı. Ancak transfer gerçekleştikten sonra Marcelus Kemp'in bu sezon Virtus Bologna forması ile oynadığı maçların videolarına ulaştım.

Marcelus Kemp'in maçlarına aşağıdaki linklerden ulaşabilirsiniz;

17 Ekim 2010 | Virtus Bologna - Bennet Cantù için tıklayınız
31 Ekim 2010 | Virtus Bologna - Air Avellino için tıklayınız
13 Kasım 2010 | Pepsi Caserta - Virtus Bologna için tıklayınız
7 Kasım 2010 | Scavolini Pesaro - Virtus Bologna için tıklayınız

Maçlarını yüzeysel de olsa inceleme fırsatı bulduysanız hemen ribaundlardaki agresifliği dikkatinizi çekecektir. Ribaundların yanında hücumdaki çok farklı opsiyonlarda kullanılması da kendisi için farklı bir avantaj sağlıyor. Lafayette için bahsettiğim konu Kemp içinde geçerli. Üçlük çizgisi geriye alındığı için bu tür delici veya rakip savunmanın düzeni bozan direncini düşüren oyuncuların önemi çok arttı.


Marcelus Kemp, Bologna forması ile son maçını 12 Aralık'ta oynamış. Bu süreden sonra ne kadar idman yediği de önemli. Eğer bu süreçte idman yapmadıysa kısa süre içerisinde katkı almak biraz zor olabilir. Kemp için sadece videolarla yetinmeyip biraz da oyuncu hakkında farklı kişilerden bilgiler paylaşmak istiyorum; çoğu kişinin ortak kanısı Kemp'in hücum yeteneklerinin çok iyi düzeyde olması. Özellikle kendi şutunu yaratabilmesi çok büyük bir avantaj. Oyun görüşü ve pas yeteneğinin ise o kadar üst düzeyde olmadığı bilgileri var. Şimdilik izlenimim ise şu: sanki Ergin hoca yeni Preston Shumpert'ini bulmuş gibi bir his var içimde. Preston Shumpert kadar iyi skorer, ondan daha iyi bir savunmacı gibi bir görüntüsü var ama sanırım onun kadar iyi bir oyun görüşü veya pas yeteneği yok.


Oliver Lafayette tercihi bize bir numaralı pozisyonda çok büyük rahatlık getirecekti. Çünkü hem oyun içinde hem de oyun dışında Chatman'ı dinlendirecek olması, oyun içinde bir avantaj sağlayacaktı. Kemp'in gelmesi ile bu ihtimal ortadan kalkmış oldu. Yine Chatman o pozisyonda tek opsiyon gibi duruyor. Kemp ile beraber ana rotasyonumuz Chatman - Kemp - Serkan - Fedor - Cevher, benchimiz ise Cüneyt - Serhat - Ignerski - Ogilvy - Hüseyin şeklinde olacak. Ignerski'nin oyun genelinde ara ara 4 numarada kullanıldığını düşünürsek, rotasyonda savunma yönü açısından Mustafa Abi de bazı maçlarda önemli süreler alabilir. Şimdilik Bekir Yarangüme rotasyonun gerisinde kalacakmış gibi bir görüntü var.

Serkan Erdoğan, Marcelus Kemp transferleri ve Fedor Likholitov'un da takıma dönmesi ile rotasyondaki roller neredeyse baştan aşağı değişti. Bu oluşumda Serkan Erdoğan'ın katkısı, takımın başarısında çok büyük önem arz ediyor. Lafayyette transferi sonrasında söylediğim gibi Türkiye Kupasında umutlarım çok artmış durumda. Tabii umutlarımın artmasının tek nedeni oyuncular değil, aynı zamanda da Ergin Ataman'ın varlığıdır.


Sivok Nereye Bakıyor?


Malumunuz, bu yediğimiz gol. Stoperlerin arasına bırakılan bir top ve hızına yetişilemeyen Emenike.
Oysa resimler net olarak ortaya koyuyor ki, Sivok geriye doğru hareketlenmeseymiş ve topu kesmeye çalışsaymış pas arası yapacakmış...

Neden yapamamış veya yapmayı tercih etmemiş?

Çünkü pozisyon alırken vücudu içe değil, dışa dönük. Maalesef durum bu. Dışta başka oyuncu mu var? Yok.

Peki bir anlık tercih hatasını neden yapmış?

İşte orası enteresan...

Sivok Ferrari ile birlikteliğinde hep sağ stoper olarak görev yaptı. İ.B.B maçında da sağ stoperdi...

Sivok - Ferarri
Sivok - Toraman
Sivok - Ersan

Hep sağ stoperdi.

Enteresandır, Karabük maçına da sağ stoper olarak başladı.

Görünen o ki, sol tarafta Emenike ilk 45 dakika boyunca İbrahim Toraman'ı sürklase edince, Schuster stoperlerin yerlerini değiştirdi.

Devre arasında Sivok sola, Toraman sağa...

Sivok'un 1 gole mal olan, topu bırakıp boğaza doğru hareketlenmesi kafa karışıklığından olabilir mi acaba?

5 Şubat 2011 Cumartesi

Platini'ye Açık Mektup


Sayın Uefa Başkanı Platini Bey;

Kaç zamandır yazmayı planlıyordum ama bir türlü fırsatını bulup size yazamıyordum. Malum devir de değişti artık öyle eskisi gibi mektup filan da kalmadı. Internet sayesinde herşey anında elininiz altında oluyor. Ancak bugün yaşadığım ve skandal olarak tabir ettiğim bir olaydan sonra mektup yazmanın zamanı geldiğini düşünüyorum.

Yavaş yavaş konuya girmek istersek; öncelikle naçizane bir olayı hatırlatmak isterim; yukarıda da fotoğrafını gördüğünüz pozisyon, herkesin hatırladığı gibi 2010 Dünya Kupasındaki Ingiltere - Almanya maçında Lampard'ın şutu sonrası verilmeyen golün karesi. Bu pozisyondan sonra sıkca dillendirilen konu teknolojinin artık futbola girmesi yönündeydi. Ancak sizin son olarak yaptığınız açıklamalarda;

Platini, İskoçya Futbol Federasyonu’nun web sitesine verdiği röportajda kale çizgisi teknolojisine karşı olduğunu söyledi. Bu teknolojinin kullanımının ‘Playstation Football‘ olgusuna neden olacağına inandığını belirten Platini, bu sorunun ekstra hakemlerle aşılabileceğini söyledi. UEFA başkanı, onlarca kamerayla takip edilen maçlarda hakem hatalarının fazlasıyla dikkat çektiğini, bu nedenle Şampiyonlar Ligi maçlarında iki ekstra hakem daha kullanarak hata oranını azaltmaya çalıştıklarını belirtti. Fransız başkan; klüplerin, futbolcuların, taraftarların ve basının hakemlere yardımcı olmasanı istedi.
DİĞER DENEMELER
FIFA, yaptığı denemelerin ardından tenis ve kriket gibi sporlarda kullanılan ‘Şahin Gözü’ benzeri sistemlerin futbolun yapısına uygun olmadığı gerekçesiyle gol çizgisi teknolojisini 2008′de rafa kaldırmıştı. FIFA, topun içine yerleştirilen bir mikroçip ile de testler yapmış ancak bu projeyi de çok karışık olduğu ve yeterli güvenilirlikte olmadığı gerekçesiyle iptal etmişti.

Ve en son Aralık ayında yaptığınız açıklamada;

Fransız TF1 televizyonuna açıklama yapan Platini, geçen sezon UEFA Avrupa Ligi'nde başlatılan, bu sezon Şampiyonlar Ligi'nde de yapılan 5 hakem uygulamasından çok memnun olduğunu belirtti.

Platini, ''Bu bir evrim. 125 yıl boyunca hakemlikte değişiklik olmadı. Teknolojiye aşık olanlar için şunu söylemek isterim. Futbolda kararı orta hakem verir, televizyon odasındaki dostlarımız değil. Kesinlikle kararı veren sahadaki kişidir'' dedi.

Maçlarda tartışmalı pozisyonlarda tekrarların izlenmesiyle ilgili fikri sorulan Platini, ''Tekrarlara başvurulmasına hala karşıyım'' diye konuştu.




Anlaşılan teknolojinin futbola girmesine bayağı karşısınız. Sonuçta teknoloji insanların hayatlarını her alanda kolaylaştırmayı sağlar. Sizin teknolojiye karşı sunduğunuz argumanı da göz önüne alarak size bir tavsiyem olacak. Yok şahin gözüymüş yok kamera sistemiymiş bunlara hiç gerek yok. En ucuz şekilde çözeceğimiz bu tavsiye tam size göre madem ki futbolda kararlara televizyon odasındaki dostlarımız değil sahadaki hakemler karar verir diyorsunuz. Edison sağolsun 125 yıldır da kullandığımız lamba sayesinde o zaman size direk NHL'de ( Amerika Buz Hokeyi Ligi) uygulanan lambayı öneriyorum. Isterseniz lambayı dördüncü hakemin yanına koyun, isterseniz kalenin arkasına bu size kalmış. Top çizgiyi geçti mi geçmedi mi türü sorunlar da bu sayede tarihin tozlu raflarına kalkmış olur.

Ya Avrupalı hemşehrim bu zamana kadar nerelerdeydin sen dediğinizi duyar gibiyim. Aslında ne zaman size mektup yazmak için kağıdı önüme alsam, hemen aklıma adayı da olduğumuz Euro 2016 organizasyonunun ev sahibini açıklarken ki o tatlı gülümsemeniz geliyor ve bende de o anda bir dargınlık oluşuyor. Ancak bugün Türkiye Liginde Beşiktaş - Karabükspor maçında yaşanan pozisyondan sonra bütün dargınlıkları bir kenara bırakıp bu satırları size aktarıyorum.




Görüntüde gördüğünüz gibi Dünya Kupasında yaşanan pozisyonun bir benzeri bugün yaşandı. Artık bu tür pozisyonlara bir çözüm bulunamazsa bunun önünü alamayabiliriz. Sonuçta bu oyun futbol. Ne basketbol gibi 100'lü sayılar atılıyor ne de hentbol veya buz hokeyi gibi 20-30 lu goller oluyor. Topu topu bir maçta, ortalama olarak en fazla sen de 4, ben diyeyim 2 gol oluyor. Bu gollerin de bu tür pozisyonlarla güme gitmesi, milyon dolarlık yatırım yapan kulüplerin haklarının yenmesine neden olabiliyor.

Son olarak geçtiğimiz sene geçirdiğiniz kalp krizinden dolayı geçmiş olsun dileklerimi sunuyorum. Bu konuya ilgi ve alaka göstermeniz dileğiyle...

Kadro Üzerine

Şimdi bazı şeyleri açık seçik ortaya koyalım. Portekizliler, yıldız transferlerleri derken hepimiz çok çok iyi bir kadro kurulduğunda hemfikirdik. Bu konuda şüphesi olan yok zaten. Oysa futbol takımlarının oyun kalitesi, oyuncuların isimlerinin yanyana yazılmasıyla hesaplanamazlar. Bir çok başka değerin birleşmesi ve birleşmemesi takımların başarı ile başarısızlık arasındaki gidiş gelişinde rol oynar.

Bugün gelinen noktada Bernd Schuster'in elindeki kadroyu -adeta- yüzüne gözüne bulaştırdığını görüyoruz. Lakin bunun için Schuster'i bugün sorgulamayalım. Beşiktaş teknik direktörü kim olursa olsun bugün bu sıkıntıyı yaşayacak.

Ernst oynamadığında niye oynamadı, o oynadığında Necip'i ne kadar çabuk kaybettik, Quaresma'yı kesme küser, Almeida Nobre'den daha mı teknik yahu, Bobo bu kadar kolay harcanır mı, onca transfer yaptın hala bir sağ bekin yok... Sürer gider.

Beşiktaş'ın bugünkü kadrosu haddinden fazla karışık ve karmaşıktır. Schuster bu karışıklığı çözememiştir. Olmuş olan budur. Üzerine 6+2+2 gibi bir kural eklenince, Beşiktaş kadrosu saçma sapan bir hal almıştır.

Takımınız, bir tarafı boşaltmadan başka tarafı doldurulmaz hale gelmişse, o takım güçlenmemiş, şişmiştir.

Bugün bakıyorsunuz, Fernandes çok iyi oyuncu. Biraz oyun aklı eksik ama Türkiye'de oynar da oynar. Peki Fernandes Beşiktaş kadrosunda olmasaydı, 14 puan fark yediğimiz sezon kiralanmasaydı da Fink kalsaydı ne kaybederdik? Hadi onu geçtim, bugün şampiyonluk yarışında olsak ve Fernandes alınmamış olsa, arar mıyız?

Hugo Almeida... Gelmiş, hoşgelmiş... Peki Almeida içeri / Bobo dışarı hamlesi Beşiktaş'ı daha iyi bir takm yapar mı? Hele Bobo'yu satıp para kazanmamışsan, hele Bobo'yu rotasyonda "anlamlı" şekilde kullanıp aktif olarak kullanmıyorsan...

Bugün 29. oyuncun Michael Fink Galatasaray'da olsa banko olmaz mı? Bugün Aurelio Fenerbahçe'de olsa banko olmaz mı? Bugün Fernandes Fenerbahçe'de olsa Fenerbahçe şampiyonluğun en büyük favorisi olmaz mı? Bugün Bobo Trabzonspor'da olsa Trabzon açık ara yapmaz mı?

Bu adamların hepsi Beşiktaş'ta ama Beşiktaş'ın durumu ortada... Bir pozisyonda haddinden fazla iyi oyuncu olması, takım kalitesine katkıda bulunmuyor ki...

Yıldız transferleri, o ilk heyecan, belki biraz balayı... Beşiktaş maçından keyif alırım diye kahveye giden Fenerliler kendi maçlarına döndüler. Yine biz bize kaldık.

Beşiktaş bugün 2 maça tamamen 2 ayrı 11'le çıkabilecek bir kadroya sahip.

Bu denli geniş bir kadro, her zaman iyi bir şey değildir.Son bir ayda yaşadığımız gibi...

Sonra "yedek takımla da şampiyonluğa oynarız" deriz, oysa pratikte tek takımla şampiyonluğa aday bile olamayız.

Anket


Schuster'in atılması, verilen ceza, Aurelio'nun kırmızı kartı, Emenike'nin verilmeyen penaltısı, Hugo Almeida'nın sayılmayan golü...

Hakem kararları, kulübün haklarını aramak, basın toplantıları, maç çıkışı demeçleri, kapalı kapılar ardında yapılan görüşmeler...

Beşiktaş'ın hakkı öyle mi aranmalı? Hak aramak için doğru zaman mı?

Futbolun katili Türk hakemleri... Bir sonraki maçın da Türk hakemleri tarafından yönetileceği gerçeği...

Sayın Serdal Adalı, hepimizin tahmin ettiği cümleleriyle basın toplantısı yapmalı mı, yapmamalı mı...


STSL / Beşiktaş - Kardemir D.Ç Karabükspor

Ekşi Beşiktaş okurlarının oylarıyla Süper Lig'in en sempatik takımı; Karabükspor...

Cumartesi / 16.00 / Mustafa Kemal Abitoğlu

Oliver Lafayette Transferinden Vazgeçildi


Beşiktaş CT'ın Oliver Lafayette transferi ile hem hücumda hemde savunmada birçok eksiklikleri kapatabileceğini düşünmüşken bu sabah talihsiz bir haber geldi. En son maçını NBDL'de 31 Ocak'ta oynayan Oliver Lafayette'ın sağlık kontrollerinden geçemediği için transferinden vazgeçildi. Tam da Türkiye Kupası öncesi belkide Ergin Ataman'ın planlarını bozan bir gelişme oldu. Oliver Lafayette cephesinden ise henüz bir açıklama gelmedi oysaki bu haberi almadan önce BJK TV'ye heyecanını paylaşmıştı;

Beko Basketbol Ligi'nde mücadele eden Beşiktaş Cola Turka'nın yeni transferi ABD'li oyuncu Oliver Lafayette, Beşiktaş için yüreğini vermeye ve kazanmak için Türkiye'ye geldiğini söyledi.

BJK TV'ye açıklamalarda bulunan Lafayette, Beşiktaş Cola Turka'ya transferinden dolayı çok mutlu olduğunu ifade ederek, ''İyi bir takıma geldim. Forma giymek, sahaya çıkmak için sabırsızlanıyorum. Her zaman kazanmak isteyen bir takımda oynamayı isteyen bir oyuncuyum. Beşiktaş için yüreğimi vermeye ve kazanmaya geldim'' dedi.

Beşiktaş Cola Turka'yı tercih ederken zorlanmadığını anlatan Oliver Lafayette, ''Beşiktaş Cola Turka büyük bir takım, iyi kadrosu var. Tercih yaparken zorlanmadım. Ligde ipi göğüslemek, kazanmak istiyorum. Mücadele ettiğimiz bütün kupaları kazanmak istiyorum'' diye konuştu.

Lafayette, sakatlığı nedeniyle takımdan ayrı kalan ABD'li yıldız Allen Iverson için de ''Kendisi çok büyük bir oyuncu, geri döndüğü zaman takıma büyük katkı sağlayacaktır'' yorumunda bulundu.

Röportaj Kaynak

Bu arada Beşiktaş klübünden yapılan resmi açıklamada;

Basın Sözcüsü Prof. Dr. Mete Düren, Oliver Lafayette'nin sağlık durumu ile ilgili internet sitesinden açıklama yaptı:

"Beşiktaş Cola Turka Erkek Basketbol Takımımız'a transferi planan Oliver Lafayette'nin dün ve bugün Maslak Acıbadem Hastanesi'nde yapılan geniş kapsamlı tetkiklerinde kardiolojik açıdan ağır spor yapmasının sakıncalı olduğu belirlenmiş ve gerekli ileri tedavisi için kendisine önerilerde bulunulmuştur.

Bu nedele Oliver Lafyette'nin Beşiktaş Cola Turka Erkek Basketbol Takımımız'a transferinden vazgeçilmiştir.

Kamuoyunun bilgilerine saygılarımla sunarım.”

Beşiktaş Resmi Sitesi

4 Şubat 2011 Cuma

Sen Önce Vergini Öde!

Beşiktaşlı duruşu. Bir aralar Demirören ağzına sakız etmişti bu lafı, artık demesine gerek yok, o yüzden bıraktı. Kelimelere dökülecek bir anlamı olmayan, ama net bir çağrışımı olan bir laftı bu, hatta öyleydi ki biraz da Beşiktaşlı olmayanların Beşiktaşlılara atfettiği bir pozisyondu. Sonra 3 laftan biri bu oldu, bizim duruş da paspas oldu.

Şimdi anlat desen anlatamam, ama örnek verebilirim Beşiktaşlı duruşuna.

Ben çocukken senede bir kere gazetelerde vergi haberi çıkardı: "X oyuncusunun esas ücreti bu iken bu kadar bildirilmiş... Fenerbahçe ve Galatasaray şu kadar vergi kaçırmış... Beşiktaş ise vergisini aynen ödemiş." Metin buydu her sene, sabit. İşte Beşiktaşlı duruşu buydu.

Mesela maç kaybederdik, arkadaşlar gelip kızdırırdı "Nasıl koyduk?" diye. Ben ise cevap verirdim: "Biz sizin gibi hırsız değiliz en azından olm". Bu cevapla üste çıkardım ben. Vatandaşlık bilincinin Hayat Bilgisi dersleriyle bana aşılandığı dönemlerde, Beşiktaş'ın kazandığı maçtan değil de, Beşiktaşlı olmaktan gurur duyan bir çocuk profiliydim yani.

Gün oldu, devran döndü, şirketler halka açıldı, vergi kaçıramaz oldular. Bu sefer vergi borçları oluşmaya başladı. O gün alenen vergi kaçırdığı halde hiçbir şey yapmayan devlet, sonra da gidip kulüplerin vergi borçlarını affetmeye başladı. Benim kafama çocukken Zeki-Metin ile "Önce alışveriş, sonra fiş" sloganını kazıyan devlet, milyon dolarları boşverdi. Sonra o milyonlar bana KDV (ÖTV) olarak döndü ya, neyse.

Neticede bugüne kadar Beşiktaş'ın vergi konusunda sicili aktı, artık değil:

Özetle Beşiktaş'ın hem vergisi, hem de vergi cezası iptal edilmiş; 95 küsür milyon borçtan geriye 4 milyon kalmış... O benim çocukken gurur duyduğum Beşiktaş da artık resmen hırsız olmuş.

Bir de duydum ki, bu vergi utanmazı kulüp maça bir heyecanla gelen taraftarının peşinde resmi kanalında "neden korsan aldın ha, 10 lira için değer mi ha?" diye koşturuyor, fişlemecilik oynuyormuş. Gücüne güç katmaya gelen taraftar değil de, parasına para katmaya gelen müşteri olarak görüyormuş onu.

Adama "Sen önce kendi borcunu ödesene .... !" derler. 

3 Şubat 2011 Perşembe

Guti'yi Savunsaydık Bilica'yı Eleştiremezdik..!

 
ve

Beko All Star'da Beşiktaşlılar...

6 Şubat Pazar günü Ankara'da düzenlenecek olan All Star organizasyonuna Beşiktaş Cola Turka'dan da bazı oyuncular davet edildi.

Cevher Özer yerliler karmasında, Mire Chatman ve A.J Oglivy ise yabancılar karmasında forma giyecekler.

Bunun yanı sıra, yolu Beşiktaş'tan geçmiş bir çok oyuncu da dikkati çekiyor. Yerliler karması maçın bir anında Sinan Güler, Muratcan Güler, Haluk Yıldırım, Nedim Yücel ve Cevher Özer beşiyle sahada olursa hoş olabilir...

Ayrıca Michal Ignerski'nin de üç sayı yarışmasına katılacağını belirtelim...

http://www.biletix.com/event.htm?id=MBXA2

Almanlara Sınır Olmasın

Türk futbolunda yabancı kısıtlaması yıllardır tartışılıyor. 3 yabancı, 5 yabancı, 6 yabancı, 6+2 yabancı, 6+2+2 yabancı... İngiltere'deki gibi milli takım kıstası, İtalya'daki gibi non-eu sınırlaması...

Konu hakkında söylenmeyen, yazılmayan fikir kalmadı diye düşünülüyorsa yanılıyorsunuz.

Almanlar sınıra tabi olmasın! Çok net.
İş disiplinleri, profesyonellikleri, takım oyununa yatkınlıkları, yeneteklerini maksimum düzeyde kullanma ve geliştirme istekleri, sorunsuz yapıları, maliyet/performans oranları...

Bir ülke futbolu, gelişmek istiyorsa, bu değerleri ithal etmek kadar mantıklı başka bir girişimde bulunabilir mi?

Benim isteğim olacak iş değil tabi. Lakin Türk toplumu gibi yetenek bağımlısı bir toplumda, ilah yaptığı adamın Sergen Yalçın olduğu şu dönemde, Roberto Hilbert'in şu performansı bizim uzak olduğumuz bir çok değeri öyle güzel parlatıyor ki...
Belki başkaları gibi pas atamıyorlar, belki onların adını formasının arkasına yazdıran yok, belki bu sene hiç Hilbert ürünü satılmamış bile olabilir, dışarıdan bakıldığında sempatik değiller, belki tribünü ayağa kaldırmaktan yoksunlar, belki yeni doğan çocuklar onlara bakıp Beşiktaşlı olmazlar...

Biz hala İbrahim Akın'ın yeteneğinden bahsederken onlar çalışıyorlar...

Ve hep unutuyoruz;
Bu onların oyunu!

Oysa takımınızda bir kaç Alman olduğunda hemen anlıyorsunuz, bu oyunda neden hep Almanların kazandığını...

Hilbert Vs Q7

Biri birebirde çok rahat adam eksiltiyor, diğeri yapamıyor. Biri topla çok hızlı, diğeri o kadar değil. Biri cezasahası dışından da toplara iyi vuruyor, diğeri genelde dağlara taşlara gönderebiliyor. Biri seyirciyi coşturan spektaküler hareketler yapıyor, diğeri düz oynuyor. Ama gelgelelim dün oynanan Gaziantep Belediye maçında hangisi daha faydalıydı derseniz, diğerinin yapabildiklerini yapamayan adam derim. Yani Roberto Hilbert.

Yetenek olarak çok daha üstün olduğu bir adamdan neden daha az katkı verir bir futbolcu? Nedenini dün Hilbert de Quaresma da gösterdi. Hilbert bu oyunun bir takım oyunu olduğunun ve yeteneklerinin farkında. Quaresma ise topu her ayağına aldığında mahalle maçındaki yetenekli ama bencil çocuklar gibi. Maç esnasında defalarca top isteyip alamayan Bobo bi ara aşka gelip üstüne yürüyecek sandım (aldığı topların çoğunu heba ettiğinin de farkındayım bunu söylerken).

Ne zaman ki Quaresma kendisi için değil takım için oynamaya başlarsa o zaman gerçekten seveceğim bu adamı. Taraftar çok seviyor olabilir şu anda ama futbolun biraz basit ve takım arkadaşlarıyla oynanan bir oyun olduğunun farkına varırsa taraftar çok sevmekle kalmaz, tapar bu adama...

2 Şubat 2011 Çarşamba

Maç Yazısı: Beşiktaş - Gaziantep BŞB

Erhan Güven'in oyuna girmesiyle birlikte bende maç izleme hevesi kalmadı, maç da ztribün de zaten sapıttı. Daha 3-0'da biten maç 5'e gitti; Beşiktaş'ın moral motivasyonu için Gaziantep BŞB'nin altın tepside sunduğu ilaç niteliğinde bir müsabaka oldu. Maçtan geleceğe dönük bir sinyal çıkarmak zor bu yüzden.

Kısım I: Kehanet


- İşte abi gördün mü? Ortasahayı sağlama alınca, takım elbet de skor üstünlüğünü kazanıyor bir şekilde. Ortasahada Necip çapa oldu, Ernst ise ofansif olarak çok etkin oldu. İBB'ye karşı böyle oynasaydık çok daha şanslı olurduk. Demek ki o kadar bastırmadan da oluyormuş bu iş değil mi?

İyi de abi Gaziantep BŞB o kadar fazla alan bıraktı ki, ekstra yaratıcılık kullanmaya gerek kalmadı. Beşiktaş bu düzenle, hatta hemen hemen aynı kadroyla sene başında da oynuyordu zaten, bir tek Fernandes mi bu farkı yarattı? İBB gibi oyunu geride kabullenip defansif olsaydı Gaziantep BŞB bugün bu pozisyonlar oluşmazdı. İlk gole baksana?

Bu maç sonundaki yorumlarda bu çizgide diyaloglar gelişeceğini düşünüyorum açıkçası, zira maçın karakteri kararsızlık yaratmaya oldukça müsait. Ben ise şu anda ortadayım açıkçası, bu maçın hiçbir varsayıma ölçü olamayacağını düşünüyorum.

Kısım II: B Planı'nın Artıları


Bu maçın ilk yarısında benim en çok hoşuma giden Hilbert - Ekrem sağ kanadını yeniden görmemizdi. Bu ikilinin oyunu bize umut vaat etmişti zamanında (o zamanlar Simao yoktu tabii), ve de özellikle ikinci golde görüldüğü gibi üretkenlik de sağladı. Hilbert'in açığa geri dönmesiyle birlikte sene başında bize verdiği "uzak forvet oyununun fundamentallerini biliyorum ben" mesajının altını çizdi biraz. Bu olguyu biliyorduk ama unutmuştuk, şimdi çok güzel bir alternatifimiz oluştu Simao ya da Quaresma'nın eksik olacağı bir hale. Artık Erhan Güven görmeyiz umarım, bugün son maçı olsun Beşiktaş formasıyla.


Fernandes hakkında biraz daha güzel yargılar oluştu bir de bende. Kendisi Necip'in dinamizmine sahip, ama Necip'ten daha tecrübeli olduğundan enerjisini yaldır yaldır alan kapamaya harcamıyor. Bu durumda Necip'i daha kısıtlı bir rolle verimli olacağı şekilde Aurelio'nun "genç" alternatifi olarak görebiliyoruz kadroda, Ernst - Fernandes ikilisi de olumlu anlamda geleceğe düşülen bir not oluyor.

Kısım III: Bir Soru


Gaziantep BŞB bugün açık bir oyun oynadı, daha doğrusu kendi bildiği oyunu oynadı, kapanmadı ve kaybetti. Bu da Yılmaz Vural'dan övgü aldı, zira kendisi de Kasımpaşa ile aynı felsefede oynuyordu. Peki biz bugün Gaziantep BŞB'nin stratejisini, Beşiktaş taraftarı olarak övecek miyiz? "İBB'ye bak bir de Antep BŞB'ye" diyecek miyiz?

Schuster'i maça özel yaklaşımlar getirmediği için eleştirirken, Gaziantep BŞB'nin "cesaret"ini övmek, iki yüzlülük değil midir?

Kısım IV: Özet Geç Lan!


Güldük eğlendik, iyi maçtı da bize Yılmaz Hoca'nın tam rakı sofralık adam olduğu haricinde de bir şey öğretmedi.

Ha, moral oldu mu, oldu. O da iyi oldu, güzel oldu.

Not: Fotoğraf NTVSpor'un sitesinden alınmıştır.

ZTK / Beşiktaş - Gaziantep BŞB


Çarşamba / 20.00 / Deniz Çoban

İBB Testi


Bu hafta Olimpiyat stadında:

a)Biz kendi hatalarımızdan/şanssızlığımızdan/beceriksizliğimizden İstanbul Büyükşehir Belediyespor'a yenildik.

b)İstanbul Büyükşehir Belediyespor bizi yenmeyi başardı.

Anket: Sempati Şampiyonu


Futbolda sportif başarı kadar önemli olan bir diğer husus da kendinizi nasıl ifade ettiğiniz. Anadolu'da gittiği her şehirde ".... olamazsın şampiyon" diye şampiyon olanları da biliriz, küme düştüğüne herkesin üzüldüğü takımları da. Tam tersi, ligde olduğu gibi, sempati liginde şampiyonluğa oynayanları da biliriz, puan alacak mecali olmadan antipatik olanları da...

Ligin ikinci devresinin başladığı şu günlerde, ligin rengi ve sinir uçları aşağı yukarı ortaya çıkmış durumda.

Biz Beşiktaşlıyız. Anketin sonucu genel taraftar kitlesinin değil, Beşiktaş taraftar kitlesinin eğilimini ortaya koyacaktır. Bu nedenle, Fenerbahçe / Galatasaray ve Bursaspor'u sormanın anket sonuçlarına olumlu etki etmeyeceğini düşünerek dışarıda bıraktık.

Teknik direktörünü seversin, futbolcusunu seversin, futbolunu seversin, şehrini seversin...

İlk anketimiz "En Sempatik Takım" olsun... Haftaya da en antipatiğini masaya yatırırız...


Meğer Biz Neymişiz

Şu 17’de 17 muhabbeti gereğinden fazla büyütülüp, anlamsızca bir saldırı malzemesi haline getirilmeye çalışılıyor. Evvela şunu belirtelim ki, Beşiktaş 2.yarıya lider ve en yakın takipçisinin 6-7 puan önünde girseydi, Portekizlilerin üstüne bir de Messi takviyesi dahi yapılsa, kalıbımı basarım ki 17’de 17 lafları telaffuz edilmezdi. Zira, tam kazandım derken, kaybetmenin eşiğine gelmeyi de, hepten kaybetmeyi de en iyi Beşiktaş ve Beşiktaşlı bilir. Hiçbir zaman da bu tip söylemlerin bir parçası olmamıştır. Aksine, emin adımlarla hedefe koşarken bile ‘’Beşiktaş adının olduğu her yerde, acaba vardır’’ diye de endişesini dile getirmiştir. Çünkü hep bunu görmüş, bunu bilmiştir. Yaşanılanlar bir şekilde bu düşünceye sevk etmiştir.

Evet, 17’de 17 ilk bakışta fazlasıyla iddialı ve abartılı geliyor, ama bunu telaffuz ederkenki konum ve zamanlamayı da göz ardı etmemek gerekiyor. Şöyle ki, oluşturulan kadroyu baz alıp da lig öncesi ya da liderken bu iddiada bulunmak ile 14 puan gerideyken bunu ortaya atmak arasında dağlar kadar fark var.

Bugün Bank Asya’ya göz kırpan Kasımpaşa’nın hiçbir taraftarı gelecek haftadan itibaren üst üste 5 maç kazanacaklarına ihtimal vermez, ama son 5 haftada alacakları 15 puan ile ligde kalma ihtimalleri belirse, "5’te 5 neden olmasın ki?" derler; ya da Şampiyonlar Ligi kuraları çekildiği vakit ilk bakışta herkes Old Trafford deplasmanına 0 puan yazarken; beklenmedik kayıplar sonrasında ''Manchester’ı yenersek son maça umutla bakarız'' havası kaçınılmaz olur ve bir bakmışsın maç arefesi formayla yatağa girecek kıvama gelmişsin; halbuki yola çıkarken senin için çok uzak bir ihtimaldir bu, ama işte hedeften sapmalar olunca başlangıçta hayal olarak gözüken her şey, bir şekilde gerçekleşebilirmiş gibi geliyor ve son çare olarak buna inanmak istiyorsun.

Dolayısıyla benim gözümde 17’de 17, yüksekten uçmaktan ziyade tutunacak bir dal ve umuttan ibaretti, eminim ki taraftarın büyük bir kesimi de bu düşüncedeydi, lâkin bu inancı yansıtırken yıldızlı ve iddialı kadronun tadını çıkarmaktan kendini alamayanlar da kimilerince antipatik karşılanıyordu (bu konuda kimseyi suçlayamıyorum, yılların birikimi ve susamışlık der geçerim)

Bir an için 2.yarıya başlarken Trabzon’la yer değiştirip, lider olduğumuzu varsayalım ve mevcut fikstürle yola çıkalım. Fenerbahçe’nin 9 puan önündeyiz, Galatasaray ve Trabzon zaten yarış dışı. Eh biz de Beşiktaş olarak evimizdeki derbileri aldıktan sonra 9-10 puanlık kayıp bile bizi şampiyon yapacaktır.

Üç aşağı beş yukarı herkesin ortak hesabı ve temennisi bu olacaktı ve yine adım gibi eminim ki ‘’bu yıldızlarla 9-10 puan kaybedeceğimize gerçekten inanıyor musun?’’ diyen bir Allah’ın kulu çıkmadan, herkes 3-4 maçlık kayıpları olağan karşılayıp, peşinen razı bir tavır sergileyecekti. O yüzden; Beşiktaşlılık, şunları şunları gerektirir diye ahkâm kesmektense, Beşiktaşlılığın biraz da bu hesapları yapmaya mecbur kalmak olduğunu anlamak gerekiyor.

Tüm bunların ışığında Beşiktaş taraftarının 17'de 17 hesaplarını, Fenerbahçe taraftarına has antipatiklikteki bir güç veya özgüven sarhoşluğu ile karıştırmamak lazım. Tüm hadise taraftarın bir umuda tutunma isteğidir; yoksa biz bilmiyoruz sanki Beşiktaş'ın 16'da 16 yapsa bile gidip son maçta, son saniyede hepimizi 10 yaş birden yaşlandırabileceğini.

1 Şubat 2011 Salı

Oliver Lafayette || Beşiktaş CT'da Beklenen Transfer Gerçekleşti


Sezon başından bu yana en büyük eksiklik içeriye penetre edebilecek, atletik bir kısa oyuncunun bulunmamasıydı. Bunu da hemen hemen birçok yazımda sizlere dillendirmiştim. Hatta en son yapılan Serkan Erdoğan transferi bu doğrultuda beni çok şaşırttı ve atletik bir oyuncuya ihtiyaç varken statik şütör tercihi ilerisi için endişe yaratmıştı. Ancak Iverson'ın durumunun belirsizliğini korumasından sonra yapılan Lafayette hamlesi takımı farklı bir havaya büründürecek düzeydedir. Takip edenler hemen Lafayette'yi Kasım ayında oynanan Partizan - Caja Laboral maçından hatırlayacaktır. O maçta tam bir maestro gibi takımı çok iyi yönetmiş ve takımın galibiyetinde başrol oynamıştı.




Genel olarak takımlarla alakalı arkadaşlarla değerlendirme yaparken, önceliği her zaman atlet kısaların önemine getiririm. Özellikle bu sezon atlet oyuncuların önemi kat ve kat artmış durumda. Bunun başlıca nedeni ise üçlük çizgisinin geriye alınmasıdır. Bu sayede savunmada ayakları yavaş uzun oyunculara karşı, içeriye penetre eden atlet oyuncular çok rahat şekilde rakip savunmanın düzenini bozabiliyor. Bu da koçlar için çok büyük avantaj teşkil ediyor. Bu anlattığım verilerin en güzel örneği Fenerbahçe Ülker diyebiliriz. Hem Olympiakos hem de Pamesa Valencia maçında bu avantajını çok iyi şekilde değerlendirdiler.

Oliver Lafayette, tabiri caizse combo guard sınıfına giren bir oyun kurucu. Yani hem 1 hem de 2 numarada oynayabilen bir oyuncu. Bu oyun yeteneği ile bize getireceği ikinci önemli avantajı ise, Mire Chatman'ı oyun içinde çok rahat dinlendirecek olmasıdır. Oliver Lafayette'in ise şu an için en büyük eksikliği şut istikrarsızlığı gibi duruyor. Aşağıda da bu sezonki istatistiklerini görebilirsiniz;


Burada ise NBDL'de oynadığı son üç maçın istatistiği yer almakta. Benim için NBDL performansı hiçbir zaman oyuncu için ölçü olmamıştır. Ancak merak edenler için yinede paylaşmak istedim.


Kariyerinde yolu Boston Celtics'e düştüğü için, oyuncuyu daha iyi tanımak adına, hemen mikrofonlarımızı ESPN yazarı Chris Forsberg'e çeviriyor ve Oliver Lafayette için yaptığı değerlendirmeyi sizlerle paylaşıyorum; "Oliver Lafayette, sezon başında Orlando'daki yaz liginde Boston Celtics'in en iyisi olarak gözüktü. Ancak sezon başında onun pozisyonunda kadroda Nate, West ve çaylak Avery Bradley olduğu için bu kadro derinliğinde şans bulması zordu. Sonuçta Lafayette 26 yaşında ve zaman ona karşı çalışıyor. Çaylak Bradley ise ondan 6 yaş genç." Kısacası kardeşim tren kaçmak üzere sen hala NBA kovalayacağım diye uğraşıyorsun demeye getirmiş.


Oliver Lafayette'in Perşembe günü takıma katılması bekleniyor. Bilindiği üzere Türkiye Kupası'nda yine Efes Pilsen'i çektik. Kupaya giden en kestirme yol buradan geçiyor ve Efes Pilsen'i eleyebilirsek, finale giden yol hiç de zor gözükmüyor. Ama tabii ki en büyük engel yine Efes Pilsen. Son zamanlarda çok formdalar. Lawrance Roberts ve Bootsy Thornton inanılmaz oynuyor. Gerçi Türkiye Kupası değerlendirmesini zamanı geldiğinde yaparız ancak hem Serkan hem de Lafayette transferleri umutlarımı arttırdı. Birde Fedor Likholitov'un da takıma döneceğini düşünürsek, Türkiye Kupası'nda ve sezonun geri kalanında takımı bambaşka bir görüntüde izleyeceğiz. Eksiklerden ötürü Banvit'e karşı alınan yenilgiye rağmen, Ergin Ataman'ın başarılı olacağına inanıyorum.

Güven Gürsoy Beşiktaş'ta

Son dakika bombalarına alışmıştık da, haber bu sefer 3.ligden gelince biraz şaşırdık. Nedir, ne değildir açıkcası hiçbir bilgim yok. Hakkında yazı yazdırmaya falan kalksak da muhtemelen bir başka takım arkadaşından yardım isteyeceğiz. Öyle ki şuraya bir fotoğrafını koyayım dedim ama google'da çıkan resimlere bile güvenemedim. Hoş, kimi koysam yuttururdum ya neyse!

Ne diyelim, hayırlı ve uğurlu olsun, ama son dakika transferi haberi 3.ligden gelince, insan ister istemez bu dakikaya kadar kimin peşinden koştuğumuzu merak ediyor. Zira Serdal başkan 3.ligden topçu almak için masaya bile oturmaz, sms'i yeter!

Tekrardan hayırlı olsun.

Kaynak

"Gerçek" Derbi: Gençlerbirliği - Gaziantep

Gerçek Derbi Serisi

Gençlerbirliği: İlhan Cavcav, Tolga Doğantez, Alieren Beşerler, Rahim Zafer, Baki Mercimek, Ali Tandoğan, Ahmed Hassan, Okan Koç, Ali Öztürk, Souleymane Youla, Veysel Cihan

Gaziantepspor: İbrahim Kızıl,  Ekrem Dağ, Serdar Kurtuluş, İbrahim Toraman, İbrahim Üzülmez, Ayhan Akman, Orhan Gülle, Rodrigo Tabata, Mehmet Yozgatlı, İsmai Köybaşı, Gökhan Güleç.