7 Mayıs 2010 Cuma

Geçmiş Olsun Rıdvan

TSL / Beşiktaş - Manisaspor Maçı

Hakan Rıdvan Sivok İ.Toraman İsmail Fink Necip Tabata Tello Nihat Bobo

Quaresma Üzerine... 2

  • Bu sene kaç defa Akatlar'a gittin de konuşuyorsun?
  • Hentbol takımı maçlarını nerede oynuyor sahi?
  • Quaresma Fener'e taktığında nasıl da sevineceksin...
Quaresma transferini eleştirenlerin önüne koyulan paket bu. Duruma göre payımıza düşeni alıyoruz.

Ben taraftarım. Orada da bir kulüp var.

Türkiye'de kulüpler "spor organizasyonu" adına hiç birşey yapmadıkları için her şeyi taraftar yapıyor. Sonra dönüp bir de taraftarı eleştiriyorlar maça gelmiyorlar diye.

Ben hentbol branşına ister giderim, ister gitmem. Hentboldan hoşlanırım veya hoşlanmam. Buna ne kimse karışabilir ne de eleştirebilir.

Lakin kusura bakmasınlar, hentbol maçlarına gitmiyor olmam onlara o sporcuların maaşlarını ödememe hakkını vermez. Çünkü kulüple sporcu arasında bir sözleşme var ama ben maçlara gideceğimin sözünü vermedim. Ayrıca o sporcular üzerlerinde bir de Beşiktaş arması taşıyorlar.

Siz önce doğru organizasyonu yapacaksınız, sonra taraftar bekleyeceksiniz. Taraftar gelmediyse suçu yine taraftarda bulmayacak, organizasyonunuzu mükemmelleştireceksiniz.

Bir maçtan sonra Haluk Yıldırım mikrofonu alsa ve dese ki;

" Arkadaşlar haftaya da bu salonu dolduracaksınız.
Siz dolduracaksınız, biz de terimizin son damlasına kadar mücadele edeceğiz! "

Bakın bakalım o salon o hafta doluyor mu dolmuyor mu! Çok basit bir çözümdür bu. Sporcunun taraftarla direkt iletişim kurmasını sağlamak... Zira 30 yönetici açıklama yapsa kimse dinlemiyor, çünkü kimse onları sevmiyor.

O salonun geçmişte haftalarca ve en alakasız maçlarda nasıl dolduğunu da biliyoruz, o da ayrı konu. Kimse hikaye anlatmasın.

Çok basit bir denklem var burada.

Hentbol takımı umurumda değil. Şampiyon olmuşlarsa sevinmiyor, yenilmişlerse üzülmüyorum. Lakin o adamların hakettiklerini almasının kulübün birinci önceliği olduğunu sonuna kadar savunurum.

Ya bu branşları kapatın ya da size verilen görevi yerine getirin.

Quaresma rüyalarıma giriyor demekle kulüp yöneticisi olunmuyor.

" Beşiktaş`ın bu konuda sıkıntı yaşadığı ve lisansının çıkmama tehlikesi olduğu gibi haberleri kimin neden sızdırdığını biliyoruz. " demekle de olmuyor o iş.

"Sızdıranların" eline sağlık.

Yaşasın içimizdeki İrlandalılar...


6 Mayıs 2010 Perşembe

Blog Ödülleri 2010

Değerli okuyucular,

Sağ yanda mutlaka gözünüze çarpmış olan Blog Ödülleri 2010 yarışmasında ilk 5'e kaldığımızı dün haber almıştık, bugün de jüri değerlendirmesi sonucunda ilk 3'e girdiğimizi öğrendik. Bunun için sizlere teşekkürü bir borç biliriz.

Hani Cem Yılmaz'ın da geyiği vardır ya "Buralara bizi siz getirdiniz" diye, hakikaten öyle yalnız. Çoğu Ekşibeşiktaş yazarının (isim verip rezil etmiyorum) haberi bile yoktu bu adaylık ve oylama işinden, hatta "Olm ne zaman aday olduk biz?" diye sordular ilk 5 haberini alınca. Biz farkında olmadan çok oy almışız demek ki, bu da sizin emeğiniz. Tabii işin kişisel tarafı, benim attığım e-mailları pek kontrol etmiyorlarmış bu arkadaşlar, bunu da görmüş oldum. Aslında şu noktada trip atıp "bir daha da yazmam buraya!" demem lazım ama, en büyük hayalim bir gün "Adam gibi adam, shelbyl ulan!" diye omuzlara alınıp jübile yapmak olduğundan mağrurca başımı öne eğiyor ve bunu içime atıyorum.

Ödül töreni Cumartesi günü, derecemizi de orada öğreneceğiz, öğrenir öğrenmez de burada paylaşacağız gene.

Tekrar en içten teşekkürlerimizle.

Ekşibeşiktaş yazarları adına shelbyl

Beşiktaş'ın Büyüklüğü

Büyük kulüp, sporcusunun parasını zamanında, tıkır tıkır öder. Küçük kulüp, sporcusunun parasını geç ve güç öder. Beşiktaş ise hiç ödemez, ama gene de büyük kalır.

İşte Beşiktaş'ın büyüklüğü öyle bir büyüklüktür; buna herkes kolay kolay vakıf olamaz.

Quaresma Üzerine...

Bir kulüp düşünün, çalışanlarının, sporcularının maaşlarını ödeyemeyecek durumda olsun. Bu borçları nedeniyle Avrupa kupalarına katılım hakkının elinden alınıp alınmayacağı haberlere konu olsun. Şampiyonlar Ligi'nde hüsran yaşasın, Türkiye Kupası'nda erken elensin, ligde kopsun gitsin...

Dünya ekonomilerinde kriz dönemleri her zaman olmuştur. Koskoca şirketler bu dönemlerde kendilerine kısa ve orta vadeli "özel" stratejiler koymuşlardır. Bazıları kontrollü küçülmüşlerdir, bazıları da kriz dönemlerini diğerlerinden farklı bir strateji izleyerek büyümenin planlarını yapmışlardır.

Beşiktaş'ın o kadar borcu varken Quaresma'ya gitmesi, bu bağlamda eleştiri odağı olmayabilir. Bu kadar borcum var ve benim bu borçları mevcut gelirlerle ödemem mümkün değil. Ya küçülürüm ya da büyürüm. Kriz dönemini atlatmanın yollarından biri de yatırım yapmak olabilir.

Quaresma transferi de bence bu şekilde değerlendirilmeli. Beşiktaş değer kaybediyor ve bu değer kaybına risk alarak, yatırım yaparak cevap veriyor. Bu bir tercihtir en nihayetinde.

Lakin olay çok boyutlu.

Öncelikle sporcunun oyuncu kalitesine bakalım. Ricardo Quaresma takım oyunu, takım disiplini, takım stratejisi, bireysel taktik gibi kavramlar üzerinden her defasında sınıfta kalmış bir oyuncu. Pas vermesi gereken yerde çalım atar, şut çekmesi gereken yerde çalım atar, çalım atması gereken yerde çalım atar... Yani bu adam maçın gidişatına göre, oyunun gidişatına göre pozisyon almaz. En kritik anda bile en umursamaz hareketi yapabilir, en gergin anda bile en rahat futbolcu olabilir. Bu özellik hem olumlu, hem de olumsuz sonuçları içerisinde barındırır. Sergen kadar umursamaz olacaksınız ama Sparta Prag maçında herkesin eli titrerken topu Ronaldo'nun kafasına nişanlayacaksınız...

Ricardo Quaresma dünya futbolunda artık "demode" addedilen futbolcu sınıfındadır. Tıpkı başka özelliklerinden ötürü Fabian Ernst gibi. Hiç şüphesiz, Fabian Ernst te Ricardo Quaresma da Türkiye'de takıma sınıf atlatırlar. Ernst Almanya'da oyunun tek tarafını oynayabilmekle eleştirilirken Türkiye'de "olmayan" tarafıyla takımının önemli hücum silahı olabilir. Çünkü burası Türkiye ve burada futbol Avrupa'dan farklı değerler üzerinden oynanıyor. Bizim ligimizin gol kralı Ariza Makukula Avrupa'nın yine "demode" kabul ettiği oyunculardan biri. Zaten Cristiano Ronaldo ile Ricardo Quaresma arasındaki fark ta birinin modern futbola adapte olabilmesi, diğerinin olamaması kadar...

Abdel-Kader Keita örneğin. Keita'nın bir hareketinden o oyuncunun Lyon'a neden gittiğini anlayabiliyorsunuz. Keita o hareketinin ardından öyle bir iş yapıyor ki Lyon başkanının "15 Milyon euroya aldım, 8 milyon euroya sattım ve kar ettim" sözünün nedenini anlıyorsunuz. Quaresma da Keita gibi bir oyuncu. Size hayal gücünüzün sınırıyla vaad ediyor ancak iş efektifliğe gelince Barcelona, İnter, Chelsea gibi takımlarda forma yüzü göremiyor. Kabul, bu takımlar dünyanın en iyi takımları, ancak oyuncunun bize transfer olurkenki genel kalitesini değerlendirirken kafamızın kenarında bulunması gereken bir bilgidir en nihayetinde.

Ricardo Quaresma'ya tek bir transfer öznesi olarak olumsuz bakmam. Lakin bu transfer sürecinde çok ciddi bir hayal kırıklığı yaşadığım kesim var; Taraftar.

Bugün Hentbol takımının maaşlarını ödemek için harekete geçen taraftar grupları var. Çözümü kendilerinde bulmuşlar. Oysa o sporculara yetecek parayı zaten veriyoruz! Yıllarca paralı başkan diyenlere karşı çıktık. Dedik ki; "Bizim paralı başkana değil, parayı yönetecek başkana ihtiyacımız var". İşte paralı başkanların bizi getirdiği nokta bu; Hentbol takımının maaşını Forza Beşiktaş'tan toplayacaklarmış... Yarın futbol takımının maaşını da Ekşi Beşiktaş'tan toplarız. Başkan Ronaldo'yu izlemeye gider. Borsaya bildirir. Bizim paramızla bize sükse yapar.

Yarın Quaresma'yı koluna takıp geldiğinde "Büyük başkan" olur. Tüm hataları silinir. Salı günü basketbol takımımızın kaptanı Haluk Yıldırım haykırıyor; "Destek bekliyoruz. Sorunlarla uğraşıyoruz ve hala çözülmüş değiller!"

Beşiktaş sanki köy takımı. Kaptanı televizyondan yardım diliyor. Bunu dert eden, buna isyan eden yok. Herkes elin portekizlisinin, futbolunu "parayla" satın alabileceğin değerine tapınma halinde.

Bugün 8 milyon euroyu Inter kulübüne ödeyebilen her kulüp, maaşını da denkleştirirse Quaresma'yı transfer edebilir oysa ki. Quaresma'larla başarılı olunacak olsaydı bu sene Galatasaray Bursaspor'un arkasında kalmazdı. Senenin özeti budur, gözümüzün önünde ama biz yine de aynı numarayı afiyetle yiyiyoruz.

Sonunda bizim de bir yıldızımız olacakmış. Hep söylüyorum ve söylemeye de devam edeceğim; Yıldız oyuncu isteyen şehrin karşı yakasındaki takımı tutabilir. Beşiktaş'ı Quaresma'lar tanımlamaz. Beşiktaş'ı kim tanımlar sorusuna da uygun cevabı kendiniz verin. En azından Beşiktaş tarihini okumuş olursunuz...

Hentbol takımınun göğüs reklamına Forza Beşiktaş yazdıracaklarmış. Helal olsun, en azından iyi niyetli bir girişim.

Benden de yönetime bir öneri;

Hentbol takımının formasına Quaresma'nın resmini yerleştirsinler.

Çok forma satarlar!

İlyas'la Hıdır Kavuştu Fenerbahçe Kupa'ya Kavuşamadı

Hatırladığım en eski Türkiye Kupası finalimiz 92-93 yılına ait. Şampiyonlukta kapıştığımız Galatasaray ile Türkiye Kupası'nda da final oynamış, Sami Yen'deki 1-0'lık mağlubiyetin rövanşında İnönü'de 2-0 mağlup duruma düşmüş, çok kasıp 2 gol atsak da yetirememiştik. 

Bir sonraki sezon Milne döneminin sonu olmuş, lige havlu atınca kupaya tutunmuştuk ki kupaya tutunma deyimi de dağarcığıma o zaman eklenmişti. 93-94'te çeyrek finalde Fenerbahçe, yarı finalde Trabzonspor ve nihayet finalde Galatasaray'ı geçip almıştık kupayı, sağından da solundan da bakılsa bana göre tarihin en hakedilmiş Türkiye Kupası'dır bu kupa. 

Toschack'ın ilk senesi, Scala dönemiyle beraber ligde gördüğüm en kötü finali yapıyorduk. O sezon yine "kupaya tutunmuş", Şifo'nun unutulmaz röveşatasıyla öne geçtiğimiz maçta Galatasaray'ı penaltılarda elemiştik. İnce detay, Fevzi Hagi'nin penaltısını çıkarmıştı. Ligi 6. kapattığımız sezonda gelen Türkiye Kupası belki de Toschack'ı bir sonraki sezona taşıdı.

5'ine şahit olduğum, 8 kez kazandığımız Türkiye Kupası bugün az daha anlamını kaybediyordu. Bütün anlamını Fenerbahçe'nin uzun yıllardır kazanamamış olmasından alan Türkiye Kupası'na Fenerbahçe, Hızır'la İlyas'ın kavuştuğu günde yine kavuşamadı. Kupanın anlamını sürdürmeye en az 1 sene daha edeceği bugün resmileşti. Ha keza Fenerbahçe bu sene ne CL ne UEFA kupasını kazanabildiğinden ötürü, iş bu 2 kupa da anlamlarına anlam katmaya devam ettiler.

Bu duruma, yalnıca Fenerbahçeliler'in, Fenerbahçe yönetimi ve camiasının narsistliği değildir sebep. Yıllardır Fenerbahçe hariç herhangi bir takım kupayı aldığında sevinen zihniyet, kupanın anlamının değişmesine, Fenerbahçe narsisizminden daha büyük sebeptir. İşim nedeniyle alakasız bir plazada aldım maç sonucunun haberini. Futbol topunu görseler bomba zannedecek, tribüne geldiğinde koltuk numarasını arayacak insanları bir neşedir aldı gitti. Anında birbirlerine "Kupayı gören son Fenerli" adı altında mağara adamlarının fotoğraflarını "forwardlamaya" başladılar. Artık tiksindiğim o fotoğrafı, aklı evvelin teki bana da forward etti, saatlerdir beklediğim datayı yollamayan adam önceliği o sanat eserine verdi. 

Kaç satır yazdım, halen "Büyük takımlar kazandıkları kupaları cilalayıp parlatırlar, küçük takımlar sattıkları formaları konuşurlar" demedik ki lafın aslı böyle de değildi sanırım. Bahsettiğim Fenerbahçe narsizizmi, birebir olarak Fenerbahçe düşmanlığından beslenmekte. Fenerbahçe düşmanlığının tapınağı olan Türkiye Kupası, yani Kupa 2, yani Avrupa'ya en kolay açılan kapı da bu bağnaz düşmanlığa araç olmakta. 5 kez kazandığımıza şahit olduğum, her kazandığımızda gerçek anlamda mutlu olduğum bu kupaya yapılan bu ayıp benim içime sinmemekte. Dahası; Ercan Saatçi tarzı güzide spor yazarlarının "Bu kupayı kıymetli kılan Fenerbahçe'nin yıllardır almamasıdır" benzeri cümleleri etmesinin amacı kupanın anlamını boşaltmak değil, Fenerbahçe düşmanlığını ve buna paralel popüleritesini artırmaktır.

3 sezon önce; Fenerbahçe'yi yarı finalde elemiş, benim gördüğüm en sönük finali Kayseri Erciyes'le oynayıp ite kaka kupayı almıştık. Yarı final 2. maçında Nobre'nin golünden sonra telefonumun susmamasını sağlayan arkadaşlarımın büyük çoğunluğu finali izlememişti. Oysa ki biz Fenerbahçe'yi, sadece ve sadece o kupayı alabilmek için elemiştik.

Başlığı görenler, büyük ihtimaller okuyacakları yazıyı bu bloga yakıştıramayacaklarını, kralından bir goygoyla karşılaşacaklarını düşünmüşlerdir. Hayalkırıklığına uğrattıysam affola; umarım gelecek seneye kupayı 9. kez alırız, onun haricinde Kupa 2'yle ilgili hiçbir temennim yok...

(Bir de cümlelerde düşüklük neyin varsa tekrar affola, gece 1'de çıkılan mesaiden sonra yazılmış bir yazıdır.)

5 Mayıs 2010 Çarşamba

Deplasman Tribünü / Manisa

Deplasman Tribünü

12/09'da yazılmıştır.

Süper lig için yeni bir deplasman sayılabilecek bir şehirden, Manisa’dan merhabalar.

Dilimiz döndüğünce Tarzanlar hakkında, Manisaspor hakkında bir iki kelam etmeye çalışacağız bu yazımızla.

Anadolu şehirlerine ait takımların, başarı gelmediğinde genelde ikinci takım olarak kaldığı bir futbol kültürü yaşıyor ülkemizde ve Manisa da bunlardan çok farklı değil diyerek giriş yapalım ama hemen ardından bu sınıflandırmaya dahil olmayan Anadolu takımlarının olduğunu ekleyelim ki Bursaspor, Göztepe, Sakaryaspor ve isminin buraya eklenmesi olası tüm takımlar gibi tribün kültürleri oturmuş şehirlere ayıp etmeyelim.

Manisa, hakim futbol ve dolayısıyla tribün kültürü ile yeni yeni tanışıyor diyebiliriz. Çünkü her ne kadar 1965 yılında kurulmuş olsa da yıllarca Süper Lig dışında daha doğrusu yerel ve bölgesel denilebilecek liglerde mücadele ettiği için, şu an merkez nüfusu 280.000 olan bir şehrin ‘tribün taraftarı’ yeterli bir sayı ve kültüre ulaşamadı. Ta ki Manisaspor yaklaşık 10 yıl kadar önce sponsor destekli ve isimli bir kimliğe bürününceye kadar. Sponsor destekli bu döneme kadar şehrin futbol ve tribün potansiyeli daha ' büyük ve ulusal başarı ’ya endeksli olduğundan İstanbul kulüpleri ekseninde bir ilgi oluşmuş oldu tüm şehir genelinde. Hatta bu takımların kombine biletlerine sahip Manisalılar, söz konusu takımların her içerideki maçlarında 600 km uzaklıktaki bir şehre azımsanmayacak sayıdaki gruplar olarak gidip geldiler yıllarca ve hala da devam eder bu durum. Manisaspor üzerine ilgiyi toplamak hiç kolay olmadı, ve ne yazık ki hala üzerinden geçen 10 yıla rağmen şehirde kitleler tam olarak Manisaspor çevresinde harekete geçebilmiş ve tam bir destek sağlayabilmiş değil. Tabii bu, tribün tamamiyle olumsuz bir durumda demek değil.



Yaklaşık 6-7 yıldır Manisa 19 Mayıs Stadı’nı yenileme çalışmaları yapılıyor artan ihtiyaca yönelik karşılık verebilmek için örneğin. 4 tribün de yenilendi, kapalı tribün bu yaz yıkılarak, ondan önceki yıl da kale arkaları baştan yapıldı. Manisa 19 Mayıs Stadyumu bizim bildiğimiz kadarıyla tüm tribünleri baz alındığında tribünleri sahaya en yakın stadlardan biri ve şu anki kapasitesi 17.930. (küsüratlı rakam ama kendim saydım gerçek :) ) efektif kullanıldığında zor bir Anadolu deplasmanı olması çok mümkün yani.Manisa da irili ufaklı birkaç taraftar gurubu olmasına rağmen bunlar ‘Tarzanlar’ çatısı altında. Tarzanların tarihine ise Manisaspor kadardır diyebiliriz rahatlıkla. 2.lig ve 3.ligden beri tribünde olan yaklaşık 1000 kişilik bir çekirdek oluşum var fakat artık faal rol almıyorlar, bir nevi gençlere bırakıldı tribün diyebiliriz. Süper Lig’den düşülen bir önceki sezona kadar oldukça aktif bir taraftar gurubu olarak nitelendirilebilecek olan oluşumda şu anda o yıllara nazaran bir kan kaybı var. Fakat yine de her an takımın yanında olan deplasmanlara giden bir grup da bulunmakta.

Bu sezon olarak dikkate alırsak staddaki seyirci sayısı önceki yıllara göre daha az. Bunda çeşitli faktörler mevcut; yönetim ve şehir arasındaki kopukluk, sponsor grupla yaşanan ayrılık sonrası şehrin önde gelen isimlerinin Manisaspor'a yeterince destek olamaması ve her camiada olan sudan veya ciddi sebeplerden ötürü bazı kesimlerin tribünden soğuması. Bu kısımları çok uzatmaya gerek yok.

Manisa tribününe gelen deplasman taraftarları için durumun nasıl olcağı konusuna gelince; yukarıda belirttiğimiz son durumların da etksiyle Manisa Türkiye’deki en rahat ziyaret edilebilecek deplasmanlardan biridir –şahsi kannatime göre olması gereken de bu olmalıdır- ve 1160 koltuk kapasiteli kısımda yaklaşık 900 – 1000 kişi civarında bir gurupla maç izlenebilir. Şehirde çok faza taşkınlık çıkartan bir taraftar grubu olunmazsa rahat bir şekilde yenilip içilebilir, stad etrafında da oldukça sorunsuz bir biçimde gezilebilir, hatta oturup tribün sohbetleri bile edilebilir. Tabii ki her şehirde ve stadda olduğu gibi bunun istisnaları da olabilmektedir.

Manisa’da İstanbul takımları yaygın bir şekilde hala destekleniyor demiştik, kişisel gözlemime göre burada açık ara Fenerbahçe desteği göze çarpmaktadır. Manisa’da desteklenen İstanbul takımlarını destekleyen sayısına yönelik bir oranlama yapmak gerekirse de;

F.Bahçe %40
Beşiktaş %30
G.Saray %30

şeklinde bir oran vermemiz mümkün. Tekrar hatırlatmakta fayda var; bu yüzdeler, bu takımları destekleyen kişiler üzerinden hesaplanmıştır tüm Manisa nüfusu üzerinden değil. Bir de İzmir ile olan sınır yakınlığı sebebiyle o ildeki destekçiler ve öğrenci oluşumlarının tribün desteği konusunda oldukça etkili bir rol oynadıkları gerçeğinin de atlanmaması gerek.

Manisaspor taraftarının Beşiktaş'a ve taraftarına bakış açısı diğer istanbul takımlarından çok farklı değil ancak tribün oluşumu ve son zamanlardaki popülerlik ve duruşu yüzünden saygı duyulduğunu da belirtebiliriz. Aynı zamanda daha önce iki takım arasında Manisa’da oynanmış olan maçlarda da herhangi bir problem yaşanmamış olması da bundaki etkin olan nedenlerden.

Olayın futbol yönüne de değinecek olursak; Manisaspor’da dikkat edilmesi gereken bir futbolcu var. Transfer komitesinin her şeyiyle 200.000 euroya mal ettiği Josh Simpson. Anadolu takımlarını çok fazla izleyemeyenlerin atladığı bir futbolcu olan Simpson, sakatlanmazsa muhtemeldir ki sezon sonunda üst sıraları hedefleyen bir takıma satılacaktır. Ve Manisaspor gibi takımların ve onların başarı bekleyen taraftarlarının bekleyişleri diğer bir yıldızı yetiştirene veya 'bulana' kadar devam edecektir. İlgilenenler için ayrıca; Josh Simpson . Diğer yandan genç oyunculardan Yiğit İncedemir , Yiğit Gökoğlan ve herkesin tanıdığı Mehmet Nas’a da parantez açmak gerek.

Bu sezon genel de iyi futbol oynayan ama karşılığını alamayan bir Manisa izleyeceğiz bu maçta ve diğer maçlarda biz, içeride de çok fazla puan kaybı yaşandığı için bu maç gerçekten de çok önemli bir hal aldı bizim için. Mesut Bakkal’ın takım içindeki sorunlara yaklaşımının da çok etkili olmadığını düşündüğümden bu maçta alınabilecek en iyi skorun beraberlik olacağı beklentisi var tarafımızda. Sezer’in birkaç haftadır yarattığı huzursuluk süresiz kadro dışı sonucunu doğurdu. Bu sezon kendisinden çok destek sağlayamasak da önemli bir futbolcu kaybı yaşamıştır Manisaspor. Ayrıca, Bakkal’ın ileri uçta Isaac Promise’ye uzun zamandır şans vermemesi işin o ucunda da bir problem olduğunu göstermekte. Yaser Yıldız’ın ağır kalması ve Ergin Keleş’in takım oyunu oynayamaması sonucu Manisaspor gol yememeye çalışan bir takım görüntüsünden öteye geçemiyor.

Manisa’dan aktarabileceğimiz şeyler bu kadar. Biraz aceleye gelmiş bir yazı oldu, bu noktada sürç-ü yazı ettiysek affola. Eksibesiktas’a da bu gayretli ve güzel uygulamayı devreye aldığı için ayrıca bizlere de böyle bir imkan sağlamasından ötürü sonsuz şükranlarımızı sunarız.

tarzanlar.net adına;
Ekşi Sözlük'ten
tayyarcevat

12. Yabancı Futbolcumuz Hayırlı Olsun!

Ortaklığın Adresi : Süleyman Seba Cad. No:48 BJK Plaza B Blok Zemin Kat Beşiktaş İSTANBUL
Telefon ve Faks No. : (212) 310 10 00 - (212) 258 81 94
Ortaklığın Yatırımcı/Pay Sahipleri İle İlişkiler Biriminin Telefon ve Faks No.su : (212) 310 10 00 (107-156) - (212) 258 81 94

Yapılan Açıklama Ertelenmiş Açıklama mı? : Hayır

Özet Bilgi :
Quaresma ile görüşmelere başlanmıştır.

Açıklama:

İtalya futbol takımlarından Inter`in oyuncusu Ricardo Quaresma`nın transferi konusunda kendisi ve kulübü ile görüşmelere başlanmıştır.

4 Mayıs 2010 Salı

TBL Ceyrek Final Serisi || Beşiktaş 3-1 Türk Telekom





İlginç maçlara sahne olan seride, Beşiktaş 6 senedir Ankara'da yenemediği rakibini bu sezon 3 maçta da yenerek yarı finale yükseldi. Seri analizinde de belirttiğimiz gibi iki takım da yüksek tempoda mücadele ettiler. Her ne kadar Türk Telekom ilk maçta istediğini almış olsa da seri boyunca yanlış şut tercihleri ve savunmadaki düzensizlik ile seriyi kaybetti diyebiliriz. Beşiktaş cephesinde ise özellikle Naumoski :) pardon Newley'in tek kelimeyle winner tarzı oyunu ile yarı finale yükseldi. Biraz da maçlardan bahsedelim;

1. Maç

Akatlar'daki ilk maçta Türk Telekom maça çok iyi konsantre olmuştu. Özellikle yüksek tempoda yüzdeli oynayan Telekom'da, Wilson 19/12 isabet oranı ile 33 sayı 11 ribaund 2 blok ve 1 top çalmalık performansı ile galibiyetin baş mimarıydı. İlk maçta merak edilen en büyük soru Beşiktaş'ın Ricky Davis'i kimle eşleştireceği idi ve bu soru da ilk maçta yanıtını verdi ve serinin kahramanı Newley, Ricky Davis'e seri boyunca hep sistem dışı zor şut imkanı tanıdı. Aslında ilk maçta, diğer maçlar gibi son periyotta Telekom'un yanlış şut tercihleri girmeyince son 7 dakika da 82-81'lik skorla fark bir sayıya kadar inmişti ki, Telekom adına serinin en kilit oyuncularından birisi olmasını beklediğim Goran Jeretin'in 3 dakikada attığı sayılar ve yaptığı asistler ile 10-0 lık seri yakalayan Telekom skorda da bir anda 92-81 öne fırladı ve maçı da 100-90 kazanmasını bildi.

2.Maç

Akatlar'da kaybedilen maçtan sonra Beşiktaş'ın Ankara'da muhakkak bir maç kazanması gerekiyordu. Telekom ise tekrardan avantajı kendi taraflarına çektikleri için bir rehavet içerisinde idi maçın başlarında. Beşiktaş ilk maçın aksine, ikinci maçta daha doğru tercihler yapmaya başladı. Maçın başında pota altından oynayarak Telekom'un savunma düzenini biraz olsun dağıtmak isterken Burak Bıyıktay seriyi Beşiktaş'a getirecek madeni buldu ve seri boyunca da bu hücumu Newley,Muratcan Guler ve Engin Atsur üzerinden sıkça oynattırdı. O da uzunları dışa çekerek Naumoskivari içeriye penetreler ile pota altında yakalanan boşlukları değerlendirmekti. Ve bu hücumda özellikle Newley seri boyunca çok başarılı oldu, böylece basketbol kariyerinde bu seri önemli bir yer edindi. İlk ceyrekte hem pota altını iyi kullanan hem de içeriye penetrelerde başarılı olan Beşiktaş çeyreği de 19 - 11 önde tamamladı.

İkinci çeyrek de aynı hücum sistemleri devam etti. Telekom cephesinde ise ilk maçın suskun ismi Ricky Davis kişisel gayretleri ile 6 sayı bularak 2.çeyrekte takımını skorda taşıyan isimdi. Özellikle Cevher'in hareketli uzun geçerek el üstünden attığı üçlükle skor 31-17'ye geldi, ve bu basketten sonra Telekom tamamen dışardan zorlamalar ve kişisel gayretler ile sistemsiz bir şekilde maça devam etti. Ardından Telekom'un molası geldi ve mola sonrası tam saha baskı ile Beşiktaş'ın rahat hücum etmesini engellemek istediler. Tam o sırada ilk maçta hiç gözükmeyen Mutlu Akpınar kurtarıcı olarak oyuna girdi. Bu hamleden sonra Telekom belki de sezon boyunca ilk defa Jeretin-Mutlu-Mallet-Hüseyin-Davis beşiyle sahadaydı. Mutlu hamlesi Telekom adına işe yaradı ve 3 sayı 1 top çalmanın yanısıra takımına bir de hücum faul aldırarak farkı indirdi ve ilk devreyi Beşiktaş 38-31 önde tamamladı.


İkinci çeyreğin sonunda rüzgarı arkasına alan Türk Telekom, ikinci yarının başında da Mallet ve Bekir'in sayıları ile farkı 3 sayıya kadar indirdi. Bu sırada pota altında Fedor Likholitov 2. dakika da 4. faulünü alınca kenara gelmek zorunda kaldı. Beşiktaş ikinci yarının ilk beş dakikası sadece 4 sayı bulunca 16 sayılık fark bir anda eridi ve Türk Telekom 45-42 öne geçti. Beşiktaş ikinci yarıda ister istemez Türk Telekom'un yüksek temposuna ayak uydurmak zorunda kaldı ancak bu süreçte fark eriyince tekrardan Naumoski Newley'i bire bir bırakarak içeri penetreler ile maça ortak olmak istediler. Ve bunu da başardılar. Newley'in üst üste bulduğu sayılar ile skor önce 50-50 eşitlendi. 3. periyodun sonlarına doğru skorda 10 sayı bulmuş Newley'ye Cevher de katılınca 3. periyot 59-53 Beşiktaş lehine sonuçlandı.

Son çeyrekte ise bir nevi 3. çeyreğin kopyası yaşandı. Cevher'in yine harika hareketli halde savunmacısından kurtularak attığı üçlük ile skor 64-60'a geldi. Ve bu dakikadan sonra Türk Telekom 4 kısaya döndü, bu hamle de işe yaradı. Maçın bitmesine 5 dakika kala 66-65 tekrardan öne geçtiler. Maçta Beşiktaş tekrardan ivme yakalamışken, belki de serinin kaderini etkileyecek bir teknik faul çalındı. Erşan Kartal'ın belki de her maç en 10 kez şahit olduğumuz bir pozisyona çaldığı teknik faul ile 4 serbest atış bir de kenardan topu oyuna sokan Telekom 70-69'luk skorla tekrar öne gecti. Ama bu düdük takıma olumsuz olarak değil de olumlu olarak yansıdı ve maçın yıldızı Newley zor poziyonda bulduğu inanılmaz bir basket bir de basket faulu ile son 1.15 saniye kala 73-72 tekrardan Beşiktaş'ın öne geçmesini sağladı. Moral açıdan çöken Telekom'un son dakikada yaptğı yanlış şut tercihleri ile de maç Beşiktaş'ın lehine 80-76 sonuçlandı. İlk maçta nerede ise ne attığını sokan Wilson ise bu maçı sadece 2 sayı ile bitirebildi.

3. Maç



Seride 2-1 geriye düşen ev sahibi takım, 3. maçın başında inanılmaz konsantre gözüktü. Özellikle ilk maçın yıldızı Wilson ve Davis ile 12-5 lik bir seri ile maça başlayan Türk Telekom beşinci dakikaya 19-10 luk bir farkla girdi. Ama Türk Telekom ilk iki maçta olduğu gibi yine yüksek tempoda dış atışlara bağlı bir hücum sistemini benimsemişti. Neredeyse potayı gören şutunu kullanıyordu. Beşiktaş ise ilk maçta olduğu gibi bir türlü dış savunmayı belirli bir düzeye çekemedi. Türk Telekom'un bu yüksek yüzdesi periyot sonuna dek devam etti, ve periyodu 30-16 gibi yüksek bir skorla tamamladı. Ilk çeyrekte Türk Telekom 9/6 üç sayılık isabet ile oynarak belki de bir rekora imza attı. Beşiktaş açısında da en hayal kırıklığı yaratan istatistik ribaundlardı. Türk Telekom 14 ribaund almışken Beşiktaş ilk çeyrek sadece 5 ribaund alabildi.

Felaket geçen ilk çeyrekten sonra Beşiktaş ikinci çeyreğe de tutuk başladı. İlk 4 dakika geçildiğinde 14 sayılık fark değişmedi ve Türk Telekom 39 -25 önde geçti. Yalnız ilginç olan ise bu süreçte iki takım 3 pozisyon üst üste üçlük dış şut tercihlerinde bulundular ve iki takımda bu tercihlerinden yararlanamadılar. Maç boyunca hücumda bir türlü ısınamayan Newley ve Cevher biraz hareketlenince devrenin bitmesine 2 dakika kala fark 10 sayıya indi. (41-31) Bu kadar kötü geçen ilk 2 çeyreğin sonunda Cevher'in skora katkısı ile ilk çeyrek 44-36 Türk Telekom'un lehine sonuçlandı.

Üçüncü çeyreğe ise yine Newley -Cevher ortaklığına Likholitov da katıldı. Ve Fedor Likholitov'un hem savunmada hem de hücumdaki gayreti ile skor ilk 5 dakikada bir sayıya kadar indi. Bu sırada Türk Telekom yanlış şut tercihlerine devam edince pota altından Likholitov (fundamental'ı bu kadar yüksek ve ayakları da bu kadar hızlı bir uzun resmen pota altında basketbol dersi verdi) dış bölgede Cevher ve takımın lideri Newley ile takım bir anda öne fırladı. Ve tempoyu da arttırarak son 2 dakikaya 4 sayı önde girmelerini sağladı. Newley 3. periyotta bulduğu 14 sayı ile takımını sırtlarken Beşiktaş da periyodu 63-61 önde tamamladı.

Son çeyrekte çok telaşlı ve stres içerisinde olan bir Türk Telekom izledik. Nerede ise savunmayı sadece göstermelik yapan ve hemen topu alıp hücumu düşünen telaşlı bir takım görüntüsündeydiler. Gerci 2. maçta da aynı görüntüdeydiler ama bu maçta daha belirgindi. Son çeyrekte önce pota altında Likholitov ile üstünlük sağlayan Beşiktaş akabinde Newley'in basket faulu ile artık Telekom yavaş yavaş sezonu kapatmak üzereydi. Maçı bitiren pozisyon ise Türk Telekom'dan geldi. Soner Şentürk'un son 3 dakikada önce bomboş kaçırdığı turnike ve daha sonra boyalı alanda kaçırdığı basket ile Türk Telekom da kazanma inancını yitirdi ama maçı bitiren yine Newley oldu. Son dakikalarda bulduğu basketler ile hem maçı hem de seriyi getiren oyuncu oldu.


Serinin Yıldızı

Özellikle bu seri ile çok büyük gelişim gösteren, bana son 2 maçta içerde bulduğu boşluklar ile bir nevi Naumoski'yi hatırlatan Brad Newley hiç kuşkusuz serinin de yıldızıydı.

Brad Newley seri boyunca 22.6 sayı 4 ribaund 3 asist ortalamaları ile mücadele etti.

Serinin Hayal Kırıklığı

Serinin bence en büyük hayal kırıklığı Türk Telekom koçu Merih Çakıroğlu'ydu. Türk Telekom'da seri boyunca hem savunmada hem de hücumda çok dağınık görüntü vardı. Özellikle hücumda acele atılmış çok fazla yanlış şut tercihleri serinin kaybedilmesinde başrol oynadı.

2 Mayıs 2010 Pazar

İlk 11 Tahmin Yarışması

Avea'nın sponsorluğunda düzenlediğimiz yarışmada 11’de 11 bilen olmadığı için 1 yaklaşık bilen GOKHAN, salih demir, matias, alper, ulaş, Berat, erdem ve ahmet arasından yaptığımız çekilişte ‘’ Berat ve erdem ‘’ kazanan arkadaşlarımız oldu. Ryuzaki, ynwa, Batu ve Arkhe ise 1’den fazla tahminde bulundukları için 1 yaklaşık bilmelerine rağmen maalesef çekiliş hakkı kazanamadılar. Kazanan arkadaşlar isim ve soyadlarını eksibesiktas@gmail.com a mail atabilirler.