.

.

.
Ekşi Beşiktaş. Blogger tarafından desteklenmektedir.

Manisaspor etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Manisaspor etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
17 Ekim 2010 Pazar

Maç Yazısı / Beşiktaş - Manisaspor

Trabzon yenilgisi, Quaresma ve Guti sakatlıklarıyla beraber sarsılmış ama umutlu girdi Beşiktaş milli maçlar arasına. İşlerin kötüye gittiği dönemde ilaç gibi gelir gözüyle bakılıyordu bu araya. Ara bitti, maç günü geldi; özlemin verdiği heyecanla stada yürürken niyeyse ayakları biraz da sürünür gibiydi taraftarın. Kafayı dağıtmış ama acabaları katık ederek varıldı Şeref Bey'e. Günün en şık 2 hareketi tribünden, kapalı tribünden geldi. Takım sahaya çıkarken, kapalı kutu'da, siyah beyaz çubuklu bir bayrak dalganarak ve hızla yukarı doğru açıldı. Tam bir 80'ler-90'lar nostaljisiydi. Diğeri, yani diğer şıklık ise; Hakan, yani bir Beşiktaş futbolcusu nasıl savunulmalı konusunda verilen dersti. Daha sonra daha ayrıntılı yazarım onu. Ve santra.. Her daim Beşiktaş'ın birincil sağ beki olması gerektiğini düşündüğüm Hilbert sağ bekte.. Bu halleriyle kadroda asla yer almaması gerektiğini düşündüğüm Nihat ve Holosko sağ cenahta.. Takıma gelişini talihsizlik ve, tabiri mazur görün, sanki bir lanet olarak gördüğüm Aurelio muhtemelen evinde başladı maça. Yani benim açımdan olabileceklerin en ideali sahadaydı. Beşiktaş beklendik şekilde savunmasını öne çıkardı, rakibin kendi yarı sahasına girmesini dahi kabullenmez düsturuyla önde basmaya başladı. Böyle bir oyun tarzınıza varsa; rakip set halinde dahi hücuma çıkıyorsa orta sahada o hücumu kesip atmanız, en kötü ihtimalle 'yumuşatmanız' gerekiyor. Siz hele ki hücuma çıkarken topu kaptırırsanız fatura ağır olabiliyor. Necip, belki de bir kaç haftadır sürekli oynamamanın verdiği hamlıkla top kaybını yaptı ve hazırlıksız yakalanan savunma, belli ki hazırlanılmış bir kontrayla golü kalesinde gördü. Bu kontranın onlara servis edileceğini Manisa hücumcuları da beklemezken. 'Daha erken, telaşa mahal yok' rahatlığına cevap da bir kısmet golüyle geldi. Tabi ki kısmet golü diyip topu oyuna, hatta tehlike bölgesine, geri kazandıran Nobre'nin muhteşem inadının hakkını yemem ama son vuruşun kaleye yönelişi itibariyle şans Beşiktaş'a göz kırptı. Bundan sonrası bildik senaryo; Beşiktaş tempoyu yükselttikçe yükseltti, rakibi yıldırdı ve ilk yarıda bulduğu iki golle.. Böyle olmadı tabi. Golden sonra oyunu karşı alana yıksa ve Manisa'yı tüm hatlarıyla zorlasa da tempoyu yükseltmedi veya yükseltemedi Beşiktaş. 1-2 karambol pozisyonu olmasa 1-1'e bağlanmış bir ilk yarının sonuna geldik. Quaresma'nın yokluğu belli şekilde temposunu düşürüyor Beşiktaş'ın. Bunlara ek olarak Necip'in ilk haftaları aratan durağanlığı, bir süredir severek takip ettiğimiz Tabata'nın sürekli yanlış pas tercihleri, Hakan'ın 'bana güvenmeyin' diye istim üstünde tuttuğu bir savunma hattı; 'ben sezon başından beri izlediğiniz en kötü Beşiktaş'ım, korkun benden' mesajını verdi ilk 45'te. İkinci yarı da farklı bir görüntüyle başlamamışken, iki felaket ardı ardına geldi Beşiktaş için. Önce bir Beşiktaş duran top klasiği olma yolunda sinyeller veren Manisa golü geldi. Genelde yan toplarda iki duruma bakılır ilk refleks olarak. Kafayı vuran adamın en yakınında savunma görevini üstlenen kim var, ve kaleci çıksa topu alabilir miydi.. İşin kaleci yönüne bakarsak; golde Hakan'ın kabahati var yok tartışılır. Belki de tartışılmaz. Kesin olan bir şey var ki, her kaleci hata yapabilir. Beşiktaş forması giyen 'iyiniyetli' bir insanın da hata yapmaya hakkı vardır. Kesin olan bir diğer şeyse, Beşiktaş kalecisi aylardır her yan topta kararsız kalma lüksüne sahip değildir. Ya o topa çıkar ve sonuna kadar gidersin, ya da kalende beklersin dimdik. Eğer yan toplarda tek ayak üstünde yakalanmak senin için bir alışkanlık haline geldiyse bunun derhal çözülmesi gerekiyor demektir. İkinci felaket de günün kötülerinden Tabata'nın sorumsuzluğuyla geldi. Artık bütün ipler Manisa'nın elindeydi ve aradıkları şansı kısa süre içinde iki kez bulup ikincisinde hesabı kestiler. Maçın 11. dakikasından itibaren, oyunun her anında ve alanında (taç, faul, korner, aut..) zaman geçirmeye oynayan, sahada zevk için dahi olsa tek pas yapmayan, elinde olsa tüm maçı bir kez, o da santrada, topa dokunarak geçirmeye razı, 'kötü niyetli' bir takım için bu tabi ki fırsatların fırsatıydı. Onlar da öyle yaptılar. Beşiktaş da buna uydu. Bir de yeni oyuncumuz vardı sahaya ağırlığını koymaya çalışan; Yeni Açık Tribün'deki kendini bilmez güruh.. Maçın kırılma anlarından biri de bu gürühun tavırlarıyla geldi. Top Hakan'e her geldiğinde yuhluyorlar, ıslıklıyorlardı. Takımın morali çökmüş, silkinmek için bir derman dahi bulamıyordu.. derken Kapalı Tribün günün değil, son yılların en şık hareketlerinden birine imza attı. Topyekün, uluyan güruha dönüp, 'Hakan'ı yuhlayan s...rsin gitsin!' sloganı patladı. Tüyleri diken diken eden bir isyan, bir uyarı, bir sahiplenişti bu. Hemen ardından patlayan bir gök gürültüsü; 'gücüne güç katmaya geldik' bestesiyle beraber sahada kendini paralayan 10 adam vardı önümüzde. Peşinden de pozisyonlar geldi ve Manisa hanesine bir kırmızı kart yazıldı. O çırpınan 10 adamla ilgiliyse en umut verici olan; en iştahlı ve sabırsız gözüktükleri anda dahi ezberci hücumlar yapmaması, doldur boşalt ezberini çokten unutmuş olması ve çalıştıkları pas bağlantılarını tatbik etmekteki ısrarı oldu. Nihayetinde Beşiktaş, genelinde bekleneni oynamadığı, iyi oynayamadığı bir maçı kaybetti. Lig arası ilaç gibi gelmemişti belki ama daha acı faturalardan kurtulmak için can simidi olarak işe yaradı bir şekilde. Taraftarların cebindeyse; yıllar sonra oyunun her anında bir sistemi uygulamaya çalışan takımı izlemenin, Guti ve Quaresma'nın katılacağı bir takım izleyecek olmanın, Schuster gibi bir teknik direktöre sahip olmanın, karakterli ve futbol oynama iştahına sahip bir kadroya sahip olmanın verdiği umutlar var. ps. Fotoğraflar Hurriyet.com.tr'den alınmıştır.
5 Mayıs 2010 Çarşamba

Deplasman Tribünü / Manisa

Deplasman Tribünü 12/09'da yazılmıştır. Süper lig için yeni bir deplasman sayılabilecek bir şehirden, Manisa’dan merhabalar. Dilimiz döndüğünce Tarzanlar hakkında, Manisaspor hakkında bir iki kelam etmeye çalışacağız bu yazımızla. Anadolu şehirlerine ait takımların, başarı gelmediğinde genelde ikinci takım olarak kaldığı bir futbol kültürü yaşıyor ülkemizde ve Manisa da bunlardan çok farklı değil diyerek giriş yapalım ama hemen ardından bu sınıflandırmaya dahil olmayan Anadolu takımlarının olduğunu ekleyelim ki Bursaspor, Göztepe, Sakaryaspor ve isminin buraya eklenmesi olası tüm takımlar gibi tribün kültürleri oturmuş şehirlere ayıp etmeyelim. Manisa, hakim futbol ve dolayısıyla tribün kültürü ile yeni yeni tanışıyor diyebiliriz. Çünkü her ne kadar 1965 yılında kurulmuş olsa da yıllarca Süper Lig dışında daha doğrusu yerel ve bölgesel denilebilecek liglerde mücadele ettiği için, şu an merkez nüfusu 280.000 olan bir şehrin ‘tribün taraftarı’ yeterli bir sayı ve kültüre ulaşamadı. Ta ki Manisaspor yaklaşık 10 yıl kadar önce sponsor destekli ve isimli bir kimliğe bürününceye kadar. Sponsor destekli bu döneme kadar şehrin futbol ve tribün potansiyeli daha ' büyük ve ulusal başarı ’ya endeksli olduğundan İstanbul kulüpleri ekseninde bir ilgi oluşmuş oldu tüm şehir genelinde. Hatta bu takımların kombine biletlerine sahip Manisalılar, söz konusu takımların her içerideki maçlarında 600 km uzaklıktaki bir şehre azımsanmayacak sayıdaki gruplar olarak gidip geldiler yıllarca ve hala da devam eder bu durum. Manisaspor üzerine ilgiyi toplamak hiç kolay olmadı, ve ne yazık ki hala üzerinden geçen 10 yıla rağmen şehirde kitleler tam olarak Manisaspor çevresinde harekete geçebilmiş ve tam bir destek sağlayabilmiş değil. Tabii bu, tribün tamamiyle olumsuz bir durumda demek değil. Yaklaşık 6-7 yıldır Manisa 19 Mayıs Stadı’nı yenileme çalışmaları yapılıyor artan ihtiyaca yönelik karşılık verebilmek için örneğin. 4 tribün de yenilendi, kapalı tribün bu yaz yıkılarak, ondan önceki yıl da kale arkaları baştan yapıldı. Manisa 19 Mayıs Stadyumu bizim bildiğimiz kadarıyla tüm tribünleri baz alındığında tribünleri sahaya en yakın stadlardan biri ve şu anki kapasitesi 17.930. (küsüratlı rakam ama kendim saydım gerçek :) ) efektif kullanıldığında zor bir Anadolu deplasmanı olması çok mümkün yani.Manisa da irili ufaklı birkaç taraftar gurubu olmasına rağmen bunlar ‘Tarzanlar’ çatısı altında. Tarzanların tarihine ise Manisaspor kadardır diyebiliriz rahatlıkla. 2.lig ve 3.ligden beri tribünde olan yaklaşık 1000 kişilik bir çekirdek oluşum var fakat artık faal rol almıyorlar, bir nevi gençlere bırakıldı tribün diyebiliriz. Süper Lig’den düşülen bir önceki sezona kadar oldukça aktif bir taraftar gurubu olarak nitelendirilebilecek olan oluşumda şu anda o yıllara nazaran bir kan kaybı var. Fakat yine de her an takımın yanında olan deplasmanlara giden bir grup da bulunmakta. Bu sezon olarak dikkate alırsak staddaki seyirci sayısı önceki yıllara göre daha az. Bunda çeşitli faktörler mevcut; yönetim ve şehir arasındaki kopukluk, sponsor grupla yaşanan ayrılık sonrası şehrin önde gelen isimlerinin Manisaspor'a yeterince destek olamaması ve her camiada olan sudan veya ciddi sebeplerden ötürü bazı kesimlerin tribünden soğuması. Bu kısımları çok uzatmaya gerek yok. Manisa tribününe gelen deplasman taraftarları için durumun nasıl olcağı konusuna gelince; yukarıda belirttiğimiz son durumların da etksiyle Manisa Türkiye’deki en rahat ziyaret edilebilecek deplasmanlardan biridir –şahsi kannatime göre olması gereken de bu olmalıdır- ve 1160 koltuk kapasiteli kısımda yaklaşık 900 – 1000 kişi civarında bir gurupla maç izlenebilir. Şehirde çok faza taşkınlık çıkartan bir taraftar grubu olunmazsa rahat bir şekilde yenilip içilebilir, stad etrafında da oldukça sorunsuz bir biçimde gezilebilir, hatta oturup tribün sohbetleri bile edilebilir. Tabii ki her şehirde ve stadda olduğu gibi bunun istisnaları da olabilmektedir. Manisa’da İstanbul takımları yaygın bir şekilde hala destekleniyor demiştik, kişisel gözlemime göre burada açık ara Fenerbahçe desteği göze çarpmaktadır. Manisa’da desteklenen İstanbul takımlarını destekleyen sayısına yönelik bir oranlama yapmak gerekirse de; F.Bahçe %40 Beşiktaş %30 G.Saray %30 şeklinde bir oran vermemiz mümkün. Tekrar hatırlatmakta fayda var; bu yüzdeler, bu takımları destekleyen kişiler üzerinden hesaplanmıştır tüm Manisa nüfusu üzerinden değil. Bir de İzmir ile olan sınır yakınlığı sebebiyle o ildeki destekçiler ve öğrenci oluşumlarının tribün desteği konusunda oldukça etkili bir rol oynadıkları gerçeğinin de atlanmaması gerek. Manisaspor taraftarının Beşiktaş'a ve taraftarına bakış açısı diğer istanbul takımlarından çok farklı değil ancak tribün oluşumu ve son zamanlardaki popülerlik ve duruşu yüzünden saygı duyulduğunu da belirtebiliriz. Aynı zamanda daha önce iki takım arasında Manisa’da oynanmış olan maçlarda da herhangi bir problem yaşanmamış olması da bundaki etkin olan nedenlerden. Olayın futbol yönüne de değinecek olursak; Manisaspor’da dikkat edilmesi gereken bir futbolcu var. Transfer komitesinin her şeyiyle 200.000 euroya mal ettiği Josh Simpson. Anadolu takımlarını çok fazla izleyemeyenlerin atladığı bir futbolcu olan Simpson, sakatlanmazsa muhtemeldir ki sezon sonunda üst sıraları hedefleyen bir takıma satılacaktır. Ve Manisaspor gibi takımların ve onların başarı bekleyen taraftarlarının bekleyişleri diğer bir yıldızı yetiştirene veya 'bulana' kadar devam edecektir. İlgilenenler için ayrıca; Josh Simpson . Diğer yandan genç oyunculardan Yiğit İncedemir , Yiğit Gökoğlan ve herkesin tanıdığı Mehmet Nas’a da parantez açmak gerek. Bu sezon genel de iyi futbol oynayan ama karşılığını alamayan bir Manisa izleyeceğiz bu maçta ve diğer maçlarda biz, içeride de çok fazla puan kaybı yaşandığı için bu maç gerçekten de çok önemli bir hal aldı bizim için. Mesut Bakkal’ın takım içindeki sorunlara yaklaşımının da çok etkili olmadığını düşündüğümden bu maçta alınabilecek en iyi skorun beraberlik olacağı beklentisi var tarafımızda. Sezer’in birkaç haftadır yarattığı huzursuluk süresiz kadro dışı sonucunu doğurdu. Bu sezon kendisinden çok destek sağlayamasak da önemli bir futbolcu kaybı yaşamıştır Manisaspor. Ayrıca, Bakkal’ın ileri uçta Isaac Promise’ye uzun zamandır şans vermemesi işin o ucunda da bir problem olduğunu göstermekte. Yaser Yıldız’ın ağır kalması ve Ergin Keleş’in takım oyunu oynayamaması sonucu Manisaspor gol yememeye çalışan bir takım görüntüsünden öteye geçemiyor. Manisa’dan aktarabileceğimiz şeyler bu kadar. Biraz aceleye gelmiş bir yazı oldu, bu noktada sürç-ü yazı ettiysek affola. Eksibesiktas’a da bu gayretli ve güzel uygulamayı devreye aldığı için ayrıca bizlere de böyle bir imkan sağlamasından ötürü sonsuz şükranlarımızı sunarız. tarzanlar.net adına; Ekşi Sözlük'ten tayyarcevat
2 Mayıs 2010 Pazar

İlk 11 Tahmin Yarışması

Avea'nın sponsorluğunda düzenlediğimiz yarışmada 11’de 11 bilen olmadığı için 1 yaklaşık bilen GOKHAN, salih demir, matias, alper, ulaş, Berat, erdem ve ahmet arasından yaptığımız çekilişte ‘’ Berat ve erdem ‘’ kazanan arkadaşlarımız oldu. Ryuzaki, ynwa, Batu ve Arkhe ise 1’den fazla tahminde bulundukları için 1 yaklaşık bilmelerine rağmen maalesef çekiliş hakkı kazanamadılar. Kazanan arkadaşlar isim ve soyadlarını eksibesiktas@gmail.com a mail atabilirler.
13 Aralık 2009 Pazar

Hep Bir Şeyler Eksik

Maçın ilk yarısı çok zevkliydi, iki takım da güzel oynadı. gördük ki bize ikinci bir bobo lazım, yakaladığını sokacak. ah Nihat, vah Nihat... Ekrem'in emeklerine ve -ilk yarıdaki- güzel oyununa yazık. İkinci yarıya da baskılı başladık ama 10 dakika sürdü. 55'ten sonra bizim bloklar tam anlamıyla birbirinden koptu. bunda Manisa'nın önde çok adamla basmasının da etkisi var, bizim takımın ısrarla uzun topla çıkma sevdasının da. önde baskı yapan takım bizim dengemizi fena bozuyor. kameralar Denizli'yi gösterdi "havadan oynayın" derken, demek ki taktik buymuş. bence yanlıştı. İkinci yarıda ciddi bir orta saha zaafı yaşadık. Top sürekli olarak defanstan Fink veya Fabian'a geldi, onlar da her topu uzun oynadılar. Orta saha da 4-5 pas yapıp oyunu rakip alana yıkamadık. Bu takım topu orta sahada dolaştırıp sabırlı bir biçimde fırsat kovalamayı beceremiyor. Ya haldır huldur defans, ya her birlikte hücum. ortası yok, denge yok. Çünkü bu takımın sahada bir beyni yok. Terinin son damlasına kadar mücadele eden ama yöntemi ve maç içi kontrolü olmayan bir takım görünümünde. Fink 65'te bitti, sürekli hatalar yapmaya başladı. Denizli'nin çıkarması gerekiyordu ama daha önce hatalı bir şekilde çıkardığı için bugün çıkartamadı. Önceki hata bugün geldi gene hataya zorladı. Bu takımda ciddi bir şekilde "cümbür cemaat" atağa çıkma sorunu var. Her seferinde yığılıyorlar karşı kaleye, oyun sıkışıyor. Hele oyunda nobre varsa daha da beter sıkışıyor. Çünkü Nobre hala her aldığı topu anında biraz gerisindeki adama gönderiyor. Bu cümbür cemaat çıkma sorunun ortasında da Ernst var. Tamam gidip geliyor, buna gücü de yetiyor ama o bu kadar karşı ceza sahasına yaklaştığında kaptırılan her topta bizim defansa kadar gelmesine neden oluyor rakibin. Takımın boyu uzamak zorunda kalıyor. ayrıca bizim gibi, oyuncularda da aşırı bir güven oluşmuş Ernst'e karşı, herkes topu her seferinde ona atıyor. Bu adam top dağıtıcı değil ki, ön libero. Takımdaki 10 veya 10.5 numara sıkıntısı had safhada. Denizli belli ki artık ya Tabata'yı gözden çıkarmış ya da daha fazla yıpratmadan ilk devreyi kapatmak istiyor. Ben bu İsmail Köybaşı balonunun gittikçe tehlikeli bir biçimde şişmeye başladığını görüyorum. Evet bu çocuk yetenekli fakat hazır falan değil bu yükü taşımak için. Bir sürü eksiği var. Bugün maçta deli İbo'nun son maçlarda gösterdiği etkinliğin yarısını bile gösteremedi. Düşünün son bir kaç maçı, soldan Ekrem-İbo bindirmelerini hatırlayın, ne dediğimi anlayacaksınız. Sol kanattan adam kaçtı ama ben bir tane ikili bindirme veya düzgün orta göremedim. Böyle iyi oyun mu olur? Aynı şekilde sağ kanattan da bindiremedik. Toraman gayet iyi bir maç çıkardı fakat orda da rakibe baskı/üstünlük kuramadık. Onun yerine ne yaptık, sürekli 30 metrelik göbekten hava topu. Bir türlü inmedi o top yere, göbekten paslaşarak delmeyi hiç denemedik bile. Çok ciddi bir duran top problemimiz var. Nedense tello her pozisyonda ön direğe berbat ortalar yapıyor, Nihat'da tam tersi arka direğe veya çerçevenin dışına. Penaltı noktası ile iki kale direğinin arasında oluşan üçgene 1 tane orta inmez mi kaç maçtır? İnmiyor inmiyor. Frikikten gol atacak adamımız da yok. Büyük eksiklik, sıkışan oyunları açamıyoruz. Bunun sonucu sezon sonunda nerden baksanız 10 gol eksik atmış olmak demek olacak. Bence bugün kötü oynamadık, eksik oynadık. Ki bu artık takıma yapışmış bir durum oldu. Takımdaki herkes koşuyor, çalışıyor, çabalıyor ama hep bir şeyler eksik, hep bir şeyler az. O kadar az yöntemimiz var ki gol atmak için, bu sonuçlara şaşırmamak lazım. Tekrar ve tekrar ortaya çıktı ki Trabzon - Fener -Manu maçlarından sonra oluşan pozitif durum ve manasızca havaya girilmesi dönüp bizi bacağımızdan vurdu. Bir anda kendimizi dev aynasında görür olduk. Sadece biz değil, tüm spor basını da aynı havaya girdi. E ne oldu şimdi? Nerde kaldı ilk devre sonunda liderlik hesapları? Devre arasında Delgado'nun takıma dönmesi şart. Bir de gol atan forvet lazım. Nobre, Nihat, Holosko, Batuhan o şu bu önemli değil. Bobo haricinde gol atan bir adama daha ihtiyacımız var. Orta sahadan veya kanatlardan da gol kapasitesi olan yok. Bu net bir şekilde gösteriyor kendini. Duran topta gelip gol atan bir defansımız da yok. Normal yani bu sıkıntıları yaşıyor olmamız. Son olarak, açık ve net bir şekilde geniş kadronun ve düzenli rotasyonun sıkıntısını çekiyoruz. Hem saha içinde, hem saha dışında. aslında olması gerekeni, ideali kadroyu bu şekilde kullanmak. Fakat bunun yan etkileri çok acaip. Ben çok sıkıldım her yerde maç kadrosu açıklanır açıklanmaz "Ya şu oynar mı bu neden oynamıyor?" konuşmalarından. Sonuçta her taraftar bir futbolcuya kafayı takmış durumda. Nihat, Yusuf, Tabata, Tello, Bobo, Nobre, Serdar... Bunların hangisini oynatsan taraftar maç başında da maç sonunda da şikayetçi. Herkes kendi kıl olduğu adamın negatif yanına odaklanıp duruyor. İlk yarıda harikalar yaratan Ekrem ikinci yarı berbat oynadı mesela. Fakat kimse onu konuşmayacak, ikinci yarıda aynı şekilde kötü oynayan Nihat konuşulacak. Bu algıdaki negatif seçicilik durumu resmen sinirimi bozmaya başladı, okuduğum yorumlardan zevk almaz oldum. Her kadro eleştiriliyor, her kadroda bir açık var. Bu da bende bir taraftar olarak bezginlik yaratıyor, ağzımın tadını ve keyfimi kaçırıyor. Evet çok seslilik ve çok fikir elbette iyi fakat bu durumun yarattığı "negatif etkiden" de çok sıkıldım. Sahaya hangi takım çıkarsa çıksın birileri yaygara koparıyor. Nedir ki bu böyle? Konuşmuş olmak için konuşmak, yorum yapmak için zorlamak. Hafta içinde takımı mı çalıştırıyor bu insanlar da hangi kadro çıkarsa çıksın devamlı itiraz halindeler? Bana darallar geldi resmen bu işten.

Ara