cenk gönen etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
cenk gönen etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
1 Eylül 2015 Salı
Ne işe yarıyorsunuz?
Başlıktan belli sanırım zehir zemberek bir post olacağı, lafı uzatmadan konuya gireyim. Transfer dönemi ile ilgili süreci kaba hatlarıyla dört parçaya ayırmak mümkün:
1. Mevcut kadroda korunmak istenen oyuncularla anlaşma.
2. Eksiklerin tespiti.
3. Potansiyel oyuncuların bulunması.
4. Transfer görüşmeleri.
Beşiktaş, bütün bu kısımlarda kafası kesik bir tavuktan hâllice davranıyor aylardır. Bakın bu "transfer yapmama" eleştirisi falan da değil. Bir transfer vizyonu olur, ya da en azından belirlenmiş bir rota olur ve şansın yaver gitmez vs. onu anlarım. Her taraftarın transfer beklentisi de kendinedir, o da kabul. Ama ben Beşiktaş futbol yönetiminin ne yaptığını anlamıyorum.
Daha geçen sene yabancı sınırının fiilen kalkacağını öğrendiğimizde Beşiktaş'ın ilk icraati Mustafa Pektemek ve Cenk Gönen ile, performansları uyarınca hak ettikleri paranın çok üstüne sözleşme yenilemek oldu. Hadi diyelim bu oyuncular kadro için gerçekten değerliydi, e aynı Cenk Gönen Galatasaray'a verildi üzerinden birkaç ay bile geçmeden? Kadroda birden kaleci fazlalığı oluşsa belki bu transfer anlam kazanabilirdi ama şu an kadroda iki adet A takım kalitesinde kaleci var. Cenk Gönen'le "ya bu çocuğu 600 bin Euro'ya satabiliriz, 8 ay içinde satamazsak zarar gireriz ama bu riske değer" diye mi sözleşme yenilediniz?
Burada mesele Cenk Gönen'in satılması değil, ki karşı olduğum bir hamle de denemez: Oyuncu ederini bulursa satılır. İyi de bu kadar anlamsız, bu kadar doğaçlama bir transfer süreci yönetilebilir mi? Sadece bir oyuncu özelinde, yukarıda bahsettiğim 4 maddenin üçünde de başarısız olunabilir mi? (Victor Valdes konusunda sinirim çok taze, soğukkanlı değerlendirme yapamadığım için hiç girmiyorum oraya)
Mustafa Pektemek ayrı bir durum. Muhtemelen yolların ayrılacağı bilinen hocanın gözdesi diye sözleşme yenilendi diyelim; e hoca gitti, Pektemek kulübeye -bir süredir hak ettiği gibi- mahkûm. Bu ihtimali düşünecek bir tane bile futbol yöneticisi yok mu? Hâl böyleyse, az çok plan yapan tek adamı niye istifaya zorladınız? (Önder Özen'i romantik ve gereksiz bulanların, Özensiz transfer döneminde yönetimin nasıl davrandığını görüp, geçmiş başarı ve başarısızlıkları bilahare değerlendirmelerini de rica edeceğim ama o başka hikâye, kenarda dursun.)
Gelelim eksiklerin tespiti kısmına: Tespit denen şey emek ister, fakat Beşiktaş'ın ortasahasına takviye ihtiyacı kendini yırtarcasına bağırıyor. Kaleci konusunda yukarıda açıkladığım saçmalık yaşandı. Demba Ba satıldıktan sonra forvet ihtiyacı doğduğunu mucizevî bir şekilde gören yönetim, bu konuda birbiriyle alâkasız stilde forvetlerle ilgilendi, demek ki orada da bir emek harcama durumu yok. E futbol şubesi ne işe yarıyor o zaman?
Benim futbol felsefemde -katılırsınız, katılmazsınız o ayrı konu- transfer için paraya kıyılmayacak üç tane önemli mevkii vardır. Birincisi kaleci, zira vasat bir kaleciyi sistemle yüceltemezsiniz, kaleci kalecidir. İkincisi forvet, çünkü gol atmak nihayetinde kaliteye bağlıdır. Üçüncüsü ise ortasahaya bir general çünkü diğer oyuncularınızın vasat işlevselliğini çekip çevirecek bir isim yoksa sahada takımın kalitesi her bölgede düşer. Eğer ekstra kaynağınız varsa defansa oyun kurabilen kapasitede üst kalite bir oyuncu alır ve omurgayı sağlamlarsınız. Gomez ve Rhodolfo'yu bu felsefede transferler olarak değerlendirelim, kaleci ve ortasaha eksikliğini de unutalım. Beşiktaş'ın sistemi için geri kalan en önemli ihtiyacı cezasahasına devrilip gol vuruşları yapabilecek, en azından kaleyi uzaktan sıklıkla yoklayabilecek bir işlevsel oyuncu. Süper Lig'in en vasat takımlarında bile bu katkıyı yapacak oyuncular var, sırf özetleri izleseniz bile birkaç isim gözünüze çarpar. Hatta bizim yöneticilerin gözüne çarpamayabileceği için Dzsudzsak menajerler tarafından gözümüze dahi sokulmuştu ama o ismi de açıklanamaz bir şekilde es geçtik.
Esasında tam burada 3. maddeyi irdelemek lâzım. Bir sürü kariyerli isim boşta gezerken ve İsviçre, Yunanistan gibi kailte ve prestij olarak Türkiye'nin avantajlı olabileceği liglerde bulurken kendini, bir tane bile oyuncu bulamamak neye işarettir? Oyuncu izleme ekipleri vs. hikâye miydi? Beşiktaş kulübü, menajerlerin önüne koyduğu listelerin dışında oyuncu bulabilecek beceriye sahip değil midir? Şu takıma nicel bir destek sağlayacak, ucuz isimler hakikaten yok mu koskoca dünyada? Bu kadar mı aciziz?
Hadi diyelim cidden bu kadar aciziz, acizliğimiz içinde dahi nasıl oluyor da iş bitiremiyoruz? Mbia ve Dzsudzsak belli ki Türkiye Ligi'ne itelenmeye çalışırken, bu oyuncuları nasıl oluyor da Trabzonspor ve Bursaspor'a kaptırıyoruz? Diyelim ki Premier League menajerleri Türkiye'yi yeni cennet olarak kodlayıp oradan isimleri getirmeyi kafaya koymuşlar ve biz onlara mahkûmuz, Akhisar Belediyespor'a gidebilecek, Pedro Franco'nun memleketlisi, 6 sene Britanya kariyerli Rodallega nasıl Beşiktaş'ın radarına giremiyor? Osmanlıspor'un, Eskişehirspor'un bulduğu yabancıları biz niye bulamıyoruz, üstüne üstlük yetmezmiş gibi bir de sonra en başta çok ucuza alacağımız bu tip rotasyon oyuncularının peşinden saçma rakamlarla koşturuyoruz?
Beşiktaş futbol yöneticilerinin tek yaptığı şey, menajerlerin önlerine koyduğu listelerden sırasıyla ilerleyip, aynı menajerlere "şu kadar para veririz" diye teklif iletip sonra arkalarına yaslanıp keyif yapmak mı? Bu işleri yapabilecek insanlar neden istihdam edilmiyor? Nasıl bir döngü var Türkiye futbolunda da koskoca Beşiktaş kulübü bu acziyeti normal karşılıyor?
Bu yaz yaşananları yönetim adına makûl kılacak tek senaryo bu gerçekten: Türkiye futbolu çok pis bir döngüde ve Fikret Orman Beşiktaş kulübünün acziyetini kabullenip idare-i maslahat eyliyor. Fakat ben sırf "neyse en azından Tabata'ya 8 milyon vermedik" diyebilmek için Demirören'den kurtulmayı istememiştim.
1. Mevcut kadroda korunmak istenen oyuncularla anlaşma.
2. Eksiklerin tespiti.
3. Potansiyel oyuncuların bulunması.
4. Transfer görüşmeleri.
Beşiktaş, bütün bu kısımlarda kafası kesik bir tavuktan hâllice davranıyor aylardır. Bakın bu "transfer yapmama" eleştirisi falan da değil. Bir transfer vizyonu olur, ya da en azından belirlenmiş bir rota olur ve şansın yaver gitmez vs. onu anlarım. Her taraftarın transfer beklentisi de kendinedir, o da kabul. Ama ben Beşiktaş futbol yönetiminin ne yaptığını anlamıyorum.
Daha geçen sene yabancı sınırının fiilen kalkacağını öğrendiğimizde Beşiktaş'ın ilk icraati Mustafa Pektemek ve Cenk Gönen ile, performansları uyarınca hak ettikleri paranın çok üstüne sözleşme yenilemek oldu. Hadi diyelim bu oyuncular kadro için gerçekten değerliydi, e aynı Cenk Gönen Galatasaray'a verildi üzerinden birkaç ay bile geçmeden? Kadroda birden kaleci fazlalığı oluşsa belki bu transfer anlam kazanabilirdi ama şu an kadroda iki adet A takım kalitesinde kaleci var. Cenk Gönen'le "ya bu çocuğu 600 bin Euro'ya satabiliriz, 8 ay içinde satamazsak zarar gireriz ama bu riske değer" diye mi sözleşme yenilediniz?
Burada mesele Cenk Gönen'in satılması değil, ki karşı olduğum bir hamle de denemez: Oyuncu ederini bulursa satılır. İyi de bu kadar anlamsız, bu kadar doğaçlama bir transfer süreci yönetilebilir mi? Sadece bir oyuncu özelinde, yukarıda bahsettiğim 4 maddenin üçünde de başarısız olunabilir mi? (Victor Valdes konusunda sinirim çok taze, soğukkanlı değerlendirme yapamadığım için hiç girmiyorum oraya)
Mustafa Pektemek ayrı bir durum. Muhtemelen yolların ayrılacağı bilinen hocanın gözdesi diye sözleşme yenilendi diyelim; e hoca gitti, Pektemek kulübeye -bir süredir hak ettiği gibi- mahkûm. Bu ihtimali düşünecek bir tane bile futbol yöneticisi yok mu? Hâl böyleyse, az çok plan yapan tek adamı niye istifaya zorladınız? (Önder Özen'i romantik ve gereksiz bulanların, Özensiz transfer döneminde yönetimin nasıl davrandığını görüp, geçmiş başarı ve başarısızlıkları bilahare değerlendirmelerini de rica edeceğim ama o başka hikâye, kenarda dursun.)
Gelelim eksiklerin tespiti kısmına: Tespit denen şey emek ister, fakat Beşiktaş'ın ortasahasına takviye ihtiyacı kendini yırtarcasına bağırıyor. Kaleci konusunda yukarıda açıkladığım saçmalık yaşandı. Demba Ba satıldıktan sonra forvet ihtiyacı doğduğunu mucizevî bir şekilde gören yönetim, bu konuda birbiriyle alâkasız stilde forvetlerle ilgilendi, demek ki orada da bir emek harcama durumu yok. E futbol şubesi ne işe yarıyor o zaman?
Benim futbol felsefemde -katılırsınız, katılmazsınız o ayrı konu- transfer için paraya kıyılmayacak üç tane önemli mevkii vardır. Birincisi kaleci, zira vasat bir kaleciyi sistemle yüceltemezsiniz, kaleci kalecidir. İkincisi forvet, çünkü gol atmak nihayetinde kaliteye bağlıdır. Üçüncüsü ise ortasahaya bir general çünkü diğer oyuncularınızın vasat işlevselliğini çekip çevirecek bir isim yoksa sahada takımın kalitesi her bölgede düşer. Eğer ekstra kaynağınız varsa defansa oyun kurabilen kapasitede üst kalite bir oyuncu alır ve omurgayı sağlamlarsınız. Gomez ve Rhodolfo'yu bu felsefede transferler olarak değerlendirelim, kaleci ve ortasaha eksikliğini de unutalım. Beşiktaş'ın sistemi için geri kalan en önemli ihtiyacı cezasahasına devrilip gol vuruşları yapabilecek, en azından kaleyi uzaktan sıklıkla yoklayabilecek bir işlevsel oyuncu. Süper Lig'in en vasat takımlarında bile bu katkıyı yapacak oyuncular var, sırf özetleri izleseniz bile birkaç isim gözünüze çarpar. Hatta bizim yöneticilerin gözüne çarpamayabileceği için Dzsudzsak menajerler tarafından gözümüze dahi sokulmuştu ama o ismi de açıklanamaz bir şekilde es geçtik.
Esasında tam burada 3. maddeyi irdelemek lâzım. Bir sürü kariyerli isim boşta gezerken ve İsviçre, Yunanistan gibi kailte ve prestij olarak Türkiye'nin avantajlı olabileceği liglerde bulurken kendini, bir tane bile oyuncu bulamamak neye işarettir? Oyuncu izleme ekipleri vs. hikâye miydi? Beşiktaş kulübü, menajerlerin önüne koyduğu listelerin dışında oyuncu bulabilecek beceriye sahip değil midir? Şu takıma nicel bir destek sağlayacak, ucuz isimler hakikaten yok mu koskoca dünyada? Bu kadar mı aciziz?
Hadi diyelim cidden bu kadar aciziz, acizliğimiz içinde dahi nasıl oluyor da iş bitiremiyoruz? Mbia ve Dzsudzsak belli ki Türkiye Ligi'ne itelenmeye çalışırken, bu oyuncuları nasıl oluyor da Trabzonspor ve Bursaspor'a kaptırıyoruz? Diyelim ki Premier League menajerleri Türkiye'yi yeni cennet olarak kodlayıp oradan isimleri getirmeyi kafaya koymuşlar ve biz onlara mahkûmuz, Akhisar Belediyespor'a gidebilecek, Pedro Franco'nun memleketlisi, 6 sene Britanya kariyerli Rodallega nasıl Beşiktaş'ın radarına giremiyor? Osmanlıspor'un, Eskişehirspor'un bulduğu yabancıları biz niye bulamıyoruz, üstüne üstlük yetmezmiş gibi bir de sonra en başta çok ucuza alacağımız bu tip rotasyon oyuncularının peşinden saçma rakamlarla koşturuyoruz?
Beşiktaş futbol yöneticilerinin tek yaptığı şey, menajerlerin önlerine koyduğu listelerden sırasıyla ilerleyip, aynı menajerlere "şu kadar para veririz" diye teklif iletip sonra arkalarına yaslanıp keyif yapmak mı? Bu işleri yapabilecek insanlar neden istihdam edilmiyor? Nasıl bir döngü var Türkiye futbolunda da koskoca Beşiktaş kulübü bu acziyeti normal karşılıyor?
Bu yaz yaşananları yönetim adına makûl kılacak tek senaryo bu gerçekten: Türkiye futbolu çok pis bir döngüde ve Fikret Orman Beşiktaş kulübünün acziyetini kabullenip idare-i maslahat eyliyor. Fakat ben sırf "neyse en azından Tabata'ya 8 milyon vermedik" diyebilmek için Demirören'den kurtulmayı istememiştim.
22 Temmuz 2013 Pazartesi
Maç Raporu: Beşiktaş - Schalke 04
En iyi üç: Cenk Gönen, Pedro Franco, Manuel Fernandes ( Tomas Sivok da Fernandes'e yakın puan aldı. )
En kötü üç: Hugo Almeida, Ersan Gülüm, Tanju Kayhan
Değerlendirme: Slaven Bilic geldiği ilk gün , takımın savunma sıkıntısına değinmişti. Bilic'in bu problemin çözümüne dair yaptığı çalışmalar yavaş yavaş meyvesine vermeye başladı. Diğer maçlarda olduğu gibi Schalke maçında da ''sıkıcı'' bir görüntü sergilenmesinin çeşitli sebepleri olabilir. Teknik ekibe göre, takım savunması şu an için hücum etkinliğinden daha önemli. Bilic, geçen sezon yeterince gol atmış , gol bulma konusunda hemen hemen hiç sıkıntı yaşamamış takımın hücum potansiyelinin farkında gibi görünüyor. Hatlar arası metrelerce boşluk olmayan, birlikte geri dönüp birlikte ileri çıkan bir takım olma yolunda doğru sinyaller verildi. Tabi bu noktada, kenar beklerimizin hala takımın en zayıf yönü olduğunu görmezden gelmemek gerek. Ersan'dan bir Corluka yaratmak eğer Bilic'în İsmail dönene kadar kafasındaki kurguysa epey sıkıntılı günler bizi bekliyor.
Notlar:
Slaven Bilic: 6.8 - Hala deneme sürecinde olsa da, takımın ideale yakın 11'ini bu maçta pek fazla bozmadı. Yüksek puan almasının sebebi, takımın hep birlikte savunma yapmasını öğrenmeye başlaması olabilir. ''Birbirine yakın hatlar'' olarak tanımladığı futbol felsefesini oturtabilmesi için epey uğraş vermesi gerekecek. İlk 3 sınavı, takım savunması anlamında sevindiriciydi. Hücum anlamında da potansiyelimizin açığa çıkmasıyla birlikte, daha da yüksek not alacaktır.
Cenk Gönen: 7.4 - Villareal maçındaki performansını unutamamıştık. Ne tesadüf ki , yine bir hazırlık maçında kusursuza yakın görüntü çizdi. 'Sambade etkisi'' diyerek iyimser olabiliriz. Fakat geçtiğimiz sezonlarda kalbimizi çok kırdığı için Cenk konusunda iyimser olmak biraz zor. Önyargıyı kırabilmesı için Schalke karşısındaki istekli ve konsantre oyununu tüm sezona yayması gerek.
Tanju Kayhan: 5.5 - İdeal 11 oyuncusu diyebilmek zor ancak yedek kulübesinde sağ ve sol bek için yerli bir alternatif olarak Tanju Kayhan'ın olması kimseyi rahatsız etmemeli. Dünkü performansı vasattı. En kötü 3 listesine girecek bir oyun oynaması kendisi açısından da hayalkırıklığı olmalı. Serdar Kurtuluş henüz kampa katılmamışken kendisini kanıtlayabilirdi. Şimdilik ışık yok.
Tomas Sivok: 6.7 - Toraman ve Fernandes ile birlikte yeni sezon kaptanımız. Yine takımın en iyilerindendi. Takım sahada alan değiştirirken savunma hattını ofansa yakın tutan isim. Arkadaşlarını öne çıkarması, geri çağırması defansif lider olduğunu gösterdi. Muhtemelen yine tüm sezonun bankosu olacak.
Julien Escude: 5.7 - Sivok ve Franco sonrası rahatlıkla takımın 3 numaralı stoperi olabilecek kabiliyette. Hatasız oynadı. Riske girmedi. Stoperde onu izlediğimizde, her an bomba patlayabilir hissi yaşamayacağız gibi görünüyor.
Ersan Gülüm: 5.1 - İyi niyetli olması ve mücadelesiyle belli bir kredi topladı ancak sol bekteki performansı şimdilik hiç iç açıcı değil. Bölgesini kabullenememiş bir görüntü çizdi. Sahadaki karar mekanizması hala stoper mantığı üzerinden işliyor. Bu da ileri -geri çalışması gereken ideal bir sol bek için ciddi handikap. Kendisinin de bu pozisyondan memnun olmadığını düşünüyorum. Sol bekteki ham görüntüsü, orda düşünülmesi gereken yamanın Ersan olmadığını gösteriyor.
Veli Kavlak: 5.6 - Geçen sezon, tüm yükü omuzlarına verdiğimiz Veli'nin yeni sezonda daha rahat maçlar çıkaracağını düşünüyorum. Schalke maçındaki takım savunması, Veli'nin hücum opsiyonlarından da faydalanabileceğimizi gösterdi. Takımın her açığını kapatması gereken hizmetçi oyuncu değil, takım oyununun bir parçasıydı.
Oğuzhan Özyakup: 6.0 - Yediğimiz goldeki tüm pay kendisinde olsa da, günün iyilerindendi. Sadece altyapısıyla bile fark yarattı.
Manuel Fernandes: 6.7 - Günün en iyilerindendi. Almeida ile pek uyumlu bir görüntü çizmedi ancak top çıkarmada Oğuzhan ve Olcay gibi isimlerle çizdiği üçgenler takımı ileriye atmak adına çok önemliydi. Serbest oyuncu görünümündeydi ancak yine geriden top almakla çok uğraştı.
Gökhan Töre: 5.5 - İlk iki maça nazaran çok daha iyi bir görüntü çizdi. Şut çeken, adam eksilten, arkadaşlarını pozisyona sokan özelliklerini yeni yeni görmeye başlıyoruz. Almeida müsait pozisyonda topu yine dışarı atmamış olsa, Gökhan'ın hanesine güzel bir asist asmış olacaktık. Onun ötesinde hala takıma alışabilmiş değil. Oğuzhan - Olcay- Fernandes oyunlarının çok dışında kaldı. İlerleyen dilimde bu üçlüye katılırsa oyun hakimiyeti anlamında da katkı verecektir.
Olcay Şahan: 6.0 - Net iki pozisyonu değerlendiremedi ancak yine takımın en diri gözükenlerindendi. Bu kadar çok pozisyona girebilmesi tesadüf değil. Yeni sezonda da 10 ve üzeri gol atacağına kesin gözüyle bakabiliriz.
Hugo Almeida: 4.4 - Kendisi oyundan alındıktan 5 saniye sonra golün gelmesi günün ironisiydi. Olcay'a attığı uzun top haricinde vasat kaldı. Asıl yapması gereken işi yapamamaya devam ediyor. Gökhan Töre'nin net ortasını kısa mesafeden dışarı vurarak yine hayalkırıklığı yaşattı. Günün en kötülerinden olması önyargının da ötesinde kendi başarısızlığı.
Pedro Franco: 7.3 - Millionarios görüntülerini izlediğimizde, rakibine çok yakın oynayan ve ayağı iyi bir stoper görünümündeydi. Günden güne takıma alışıyor. Arka direkte kendisini unutturup attığı gol kendisi ve güvenenleri için çok büyük moraldi. Yedekten girmesine rağmen aldığı yüksek puan, kendisine ne kadar güvenildiğini gösteriyor.
Muhammed Demirci: 5.9 - Senelerdir konuşulmasına sebep olan yeteneği, hala modern futbola kanalize edilebilmiş değil. Çoğu futbolcunun yapamadığı işleri kolaylıkla yapabiliyor ancak ne zaman çalım atması gerektiğini, ne zaman şut çekmesi gerektiğini ne zaman pas vermesi gerektiğini bilmiyor. Benzer teknik konularda hala bir gelişme gösterebilmiş değil. Kendisini bir hücum silahı olarak görebilmemiz için önemli problemlerimizi hallettikten sonra üzerine düşmemiz gerekecek. Bilic'in bu konuda ne kadar vakti olacak bilemiyoruz.
Mustafa Pektemek: 5.8- Etkili değildi. Yeteneklerini kullanabilmesi için Almeida konusunun tam olarak çözülmesi gerekiyor. Aynı zamanda Almeida'nın malum maaşı yüzünden yedek bırakılamayacak oyuncu görüntüsünde olması, Pektemek için ciddi bir handikap olabilir.
Kaydol:
Kayıtlar
(Atom)
Ara
-
DERBİ POZİSYON ANALİZLERİ - 1- 0:24 saniye! Gatasaray'ın ilk etkili atağı. Burada en büyük hata *Jailson'un partneri Serdar Aziz'e gereksiz yakınlığı oldu.* Seri burada muhteşem bi...6 yıl önce
-
Feda, Sefa, Farklı Olsun bu Defa - Beşiktaş'ın son dönemini iki ana çizgi olarak ikiye ayırmak mümkün. 1- Yıldırım Demirören dönemi 2- Fikret Orman dönemi. Ben Yıldırım Demirören dönemini te...7 yıl önce
-
Bir Sağ Bek, Üç Mevki: Aaron Wan-Bissaka - Premier Lig geçtiğimiz hafta başladı. Hem takım hem de oyuncu bazında her sezon yeni bir hikaye demek. Galiba geçtiğimiz sezon hiç de fena bir görüntü verm...8 yıl önce
-
Duhuliye - Duhuliye'den 5 ay önce haberim oldu. O da bu fotoğraf sayesinde. Bunca zamandır nasıl hiç duymamışım derken, etrafımdaki çoğu Beşiktaşlının da bilmediğ...9 yıl önce
-
Euroleague bwin Mart 2015 MVP Nemanja Bjelica Röportajı - Fenerbahçe Ülker dokuz maçlık bir galibiyet serisi yakalamış durumda ve 2008-2009 sezonundan bu yana ilk kez Euroleague 'playoff'larına katılma hakkını ...11 yıl önce
-
Önce krampon, sonra performans - Her çocuk gibi sokaklarda başlayan futbol maceramız, bazı çocukların yaptığı gibi benim de toprak sahada devam etmişti. Sonrası okul, iş, hayat mücadele...11 yıl önce
-
NBA: Bir Ayın Ardından... (Part 1) - Her ne kadar başlığımızda bir aylık zaman dilimini ele aldıysak gerek tembellik, gerek iş güç yüzünden yazının paylaşılması, gerekli güncellemeler yapıldı...11 yıl önce
-
Manchester United - Burnley maçı - Manchester'ın ligin yeni takımı Burnley deplasmanında galibiyet alması bekleniyordu ama yine olmadı. Geride kalan 3 haftada takım henüz galibiyet görem...12 yıl önce
-
Bu Sefer Bahanem Var - Yine ihmal ettim blogu ama bu sefer sağlam bahanem var. Son 9 senedeki ikinci kıtalar arası taşınma olayına kalkıştım. Bilenler bilir, son 9 senedir Avu...12 yıl önce
-
Babylon Dergisi Röportajı - http://www.aliece.com/2013/11/babylon-dergi-ali-ece-roportaji/#more-189512 yıl önce
-
Arsenal Kendine İnanıyor - Arsene Wenger'in sözleriyle, *"İyi bir rakibe karşı alınmış tatmin edici galibiyet." *Arsenal hafta sonu Liverpool'u oyun dışı bırakarak, bölüm bölüm saha...12 yıl önce
-
Hiç Unutmadığım... - 17 sene önce bugün tek bir imzanın milyonlarca insanı bu kadar etkileyebileceğini tahmin edemezsiniz. O adam hakkında bir sürü yazı yazdım, hala okuyan ...13 yıl önce
-
-
