.

.

.
Ekşi Beşiktaş. Blogger tarafından desteklenmektedir.

Stephane Mbia etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Stephane Mbia etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
1 Eylül 2015 Salı

Ne işe yarıyorsunuz?

Başlıktan belli sanırım zehir zemberek bir post olacağı, lafı uzatmadan konuya gireyim. Transfer dönemi ile ilgili süreci kaba hatlarıyla dört parçaya ayırmak mümkün:

1. Mevcut kadroda korunmak istenen oyuncularla anlaşma.
2. Eksiklerin tespiti.
3. Potansiyel oyuncuların bulunması.
4. Transfer görüşmeleri.

Beşiktaş, bütün bu kısımlarda kafası kesik bir tavuktan hâllice davranıyor aylardır. Bakın bu "transfer yapmama" eleştirisi falan da değil. Bir transfer vizyonu olur, ya da en azından belirlenmiş bir rota olur ve şansın yaver gitmez vs. onu anlarım. Her taraftarın transfer beklentisi de kendinedir, o da kabul. Ama ben Beşiktaş futbol yönetiminin ne yaptığını anlamıyorum.

Daha geçen sene yabancı sınırının fiilen kalkacağını öğrendiğimizde Beşiktaş'ın ilk icraati Mustafa Pektemek ve Cenk Gönen ile, performansları uyarınca hak ettikleri paranın çok üstüne sözleşme yenilemek oldu. Hadi diyelim bu oyuncular kadro için gerçekten değerliydi, e aynı Cenk Gönen Galatasaray'a verildi üzerinden birkaç ay bile geçmeden? Kadroda birden kaleci fazlalığı oluşsa belki bu transfer anlam kazanabilirdi ama şu an kadroda iki adet A takım kalitesinde kaleci var. Cenk Gönen'le "ya bu çocuğu 600 bin Euro'ya satabiliriz, 8 ay içinde satamazsak zarar gireriz ama bu riske değer" diye mi sözleşme yenilediniz?

Burada mesele Cenk Gönen'in satılması değil, ki karşı olduğum bir hamle de denemez: Oyuncu ederini bulursa satılır. İyi de bu kadar anlamsız, bu kadar doğaçlama bir transfer süreci yönetilebilir mi? Sadece bir oyuncu özelinde, yukarıda bahsettiğim 4 maddenin üçünde de başarısız olunabilir mi? (Victor Valdes konusunda sinirim çok taze, soğukkanlı değerlendirme yapamadığım için hiç girmiyorum oraya)

Mustafa Pektemek ayrı bir durum. Muhtemelen yolların ayrılacağı bilinen hocanın gözdesi diye sözleşme yenilendi diyelim; e hoca gitti, Pektemek kulübeye -bir süredir hak ettiği gibi- mahkûm. Bu ihtimali düşünecek bir tane bile futbol yöneticisi yok mu? Hâl böyleyse, az çok plan yapan tek adamı niye istifaya zorladınız? (Önder Özen'i romantik ve gereksiz bulanların, Özensiz transfer döneminde yönetimin nasıl davrandığını görüp, geçmiş başarı ve başarısızlıkları bilahare değerlendirmelerini de rica edeceğim ama o başka hikâye, kenarda dursun.)

Gelelim eksiklerin tespiti kısmına: Tespit denen şey emek ister, fakat Beşiktaş'ın ortasahasına takviye ihtiyacı kendini yırtarcasına bağırıyor. Kaleci konusunda yukarıda açıkladığım saçmalık yaşandı. Demba Ba satıldıktan sonra forvet ihtiyacı doğduğunu mucizevî bir şekilde gören yönetim, bu konuda birbiriyle alâkasız stilde forvetlerle ilgilendi, demek ki orada da bir emek harcama durumu yok. E futbol şubesi ne işe yarıyor o zaman?

Benim futbol felsefemde -katılırsınız, katılmazsınız o ayrı konu- transfer için paraya kıyılmayacak üç tane önemli mevkii vardır. Birincisi kaleci, zira vasat bir kaleciyi sistemle yüceltemezsiniz, kaleci kalecidir. İkincisi forvet, çünkü gol atmak nihayetinde kaliteye bağlıdır. Üçüncüsü ise ortasahaya bir general çünkü diğer oyuncularınızın vasat işlevselliğini çekip çevirecek bir isim yoksa sahada takımın kalitesi her bölgede düşer. Eğer ekstra kaynağınız varsa defansa oyun kurabilen kapasitede üst kalite bir oyuncu alır ve omurgayı sağlamlarsınız. Gomez ve Rhodolfo'yu bu felsefede transferler olarak değerlendirelim, kaleci ve ortasaha eksikliğini de unutalım. Beşiktaş'ın sistemi için geri kalan en önemli ihtiyacı cezasahasına devrilip gol vuruşları yapabilecek, en azından kaleyi uzaktan sıklıkla yoklayabilecek bir işlevsel oyuncu. Süper Lig'in en vasat takımlarında bile bu katkıyı yapacak oyuncular var, sırf özetleri izleseniz bile birkaç isim gözünüze çarpar. Hatta bizim yöneticilerin gözüne çarpamayabileceği için Dzsudzsak menajerler tarafından gözümüze dahi sokulmuştu ama o ismi de açıklanamaz bir şekilde es geçtik.

Esasında tam burada 3. maddeyi irdelemek lâzım. Bir sürü kariyerli isim boşta gezerken ve İsviçre, Yunanistan gibi kailte ve prestij olarak Türkiye'nin avantajlı olabileceği liglerde bulurken kendini, bir tane bile oyuncu bulamamak neye işarettir? Oyuncu izleme ekipleri vs. hikâye miydi? Beşiktaş kulübü, menajerlerin önüne koyduğu listelerin dışında oyuncu bulabilecek beceriye sahip değil midir? Şu takıma nicel bir destek sağlayacak, ucuz isimler hakikaten yok mu koskoca dünyada? Bu kadar mı aciziz?

Hadi diyelim cidden bu kadar aciziz, acizliğimiz içinde dahi nasıl oluyor da iş bitiremiyoruz? Mbia ve Dzsudzsak belli ki Türkiye Ligi'ne itelenmeye çalışırken, bu oyuncuları nasıl oluyor da Trabzonspor ve Bursaspor'a kaptırıyoruz? Diyelim ki Premier League menajerleri Türkiye'yi yeni cennet olarak kodlayıp oradan isimleri getirmeyi kafaya koymuşlar ve biz onlara mahkûmuz, Akhisar Belediyespor'a gidebilecek, Pedro Franco'nun memleketlisi, 6 sene Britanya kariyerli Rodallega nasıl Beşiktaş'ın radarına giremiyor? Osmanlıspor'un, Eskişehirspor'un bulduğu yabancıları biz niye bulamıyoruz, üstüne üstlük yetmezmiş gibi bir de sonra en başta çok ucuza alacağımız bu tip rotasyon oyuncularının peşinden saçma rakamlarla koşturuyoruz?

Beşiktaş futbol yöneticilerinin tek yaptığı şey, menajerlerin önlerine koyduğu listelerden sırasıyla ilerleyip, aynı menajerlere "şu kadar para veririz" diye teklif iletip sonra arkalarına yaslanıp keyif yapmak mı? Bu işleri yapabilecek insanlar neden istihdam edilmiyor? Nasıl bir döngü var Türkiye futbolunda da koskoca Beşiktaş kulübü bu acziyeti normal karşılıyor?

Bu yaz yaşananları yönetim adına makûl kılacak tek senaryo bu gerçekten: Türkiye futbolu çok pis bir döngüde ve Fikret Orman Beşiktaş kulübünün acziyetini kabullenip idare-i maslahat eyliyor. Fakat ben sırf "neyse en azından Tabata'ya 8 milyon vermedik" diyebilmek için Demirören'den kurtulmayı istememiştim.

Ara