Güntekin Onay etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Güntekin Onay etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
14 Eylül 2016 Çarşamba
Tolga'nın bizi aldığı varsayılan ip
Not: Aşağıda Karne postu mevcut. Bu onu gölgede bırakmasın. Sıcağı sıcağına (aslında kaç saat oldu ama içim soğumamış demek) şu konuda bir şeyler yazmak istedim.
Maruzatım var. Maçtan sonra Twitter'da birçok "Tolga bizi ipten aldı" mealinde cümleye rastladım. Güntekin Onay bunu yetersiz bulmuş olacak ki "Beşiktaşlılar Tolga'ya teşekkür borçlu" demiş. Fanatik onu da yetersiz bulup "Tolga Zengin gecenin yıldızı oldu" diye başlık atmış. Güntekin Onay ve Fanatik'i özellikle örnek veriyorum zira yelpazenin iki ucundalar -galiba-. Gerçi Olcay da maçtan sonra Tolga Abi'sine teşekkür etmiş ki Tolga Abi denince herkesin aklına gelen bir cümle var bildiğiniz gibi de, neyse.
Derdim Tolga değil illa. Derdim Tolga'nın dün geceki kurtarışına yüklenen ekstra anlam, ve bu vesileyle yapılan lobinin rahatsız ediciliği -ki ben bunun yerli sevdası, "ne olursa olsun bizim topçumuz" fetişi ve network ilişkilerinin bir karması olduğunu düşünüyorum.
Lâfı fazla uzatmayayım. Sadece dün de değil, her maç için Tolga'nın performansını değerlendirirken bunu alternatifi ile kıyaslayarak yapmalıyız. Evet, Tolga'nın yediği golü Muslera ve Neuer yemeyebilir fakat kıstasımız buysa suçlu Muslera'yı almayan yönetim, Neuer'i Beşiktaş'a layık görmeyen kader vs. olur. Fakat elimizde bir alternatif var, bu alternatif taze Karabükspor maçında forma giydi ve herkesin beğenisini kazandı.
Sorulması gereken soru şu: Dün Fabri'nin yediğimiz golü yeme ihtimali, Tolga'nın Quaresma'nın akıl almaz saçmalaması sonucu oluşan pozisyonu kurtarma ihtimalinden fazla mı? Eğer fazla diyorsanız tamam, Tolga bizi ipten almış olsun. Yok eğer fazla değilse, Tolga astığı takımın ipini ölmeden önce son anda kesmiştir (fakat takım nefes nefese kaldı ve beyne oksijen gitmediği için hasar oluşmuş olabilir) Ben "Fabri o golü çok büyük ihtimalle yemezdi, karşı karşıya da çıkarabilirdi" diyorum. Demek ki Tolga tercihi hâlâ yanlış bir tercih.
Ki bakın, futbol izole bir oyun değil: Tolga geri pas alınca ekseriyetle saçmalamayan bir kaleci olsa, Quaresma orada Tolga'ya geri döner miydi? Özne Quaresma olunca kesin cevap verilecek bir soru değil bu, fakat Marcelo'nun topu Tolga'ya vermek yerine kornere bıraktığı, Tosic'in eliyle "yahu açılsana nasıl pas vereyim" diye eliyle olması gerektiği yeri işaret ettiği bir kaleciden bahsediyoruz.
Hadi meseleyi Tolga'dan biraz bağımsızlaştıralım: Diyelim ki Tolga 12, dakikada karşı karşıya bir pozisyonu çıkardı, fakat gitti 85. dakikada o golü yedi. Bu durumda hâlâ "Tolga Beşiktaş'ı ipten aldı" diyecek miydik maç 1-1 sona erse bile? Hasbelkader önce saçmaladı, sonra golü kurtardı diye mi ipten aldı oluyor? Maçın sonunda Excel'e girdiğinde ben "ipten almış" değil, hatasını telafi etmiş bir kaleci görüyorum en fazla.
Golde Marcelo ve Tosic'in de hatası var yorumu yapılabilir. Ben Tosic'in Tolga'nın dibine kadar girmemeyi tercih etmesine suç bulamıyorum ama bulan olur, bu konuyu tartışmam. Bu durumda gene aynı soruları soralım: Tosic Tolga'dan daha kritik bir çok müdahale yaptı mı bu maçta? Evet. Marcelo'nun ve Tosic'in aynı hataları yapmayacak alternatifi var mı? Bütün yaz stoper istediğimize göre yok. Bu demek değil ki Marcelo ve Tosic eleştiriden muaf, fakat madem bir pozisyon önledi diye birileri bizi ipten almış olacak, Marcelo ve Tosic'in hakkını da yemeyelim bir zahmet.
Belli ki Tolga'yı sevenler var -blog özelinde değil, genelde-. Sevgiye karışılmaz. Tolga'nın dünkü kurtarışı da önemliydi, evet takım mental olarak çökmeye başlamıştı ve onu yesek bir tane daha yememiz mümkündü, bu da doğru. Fakat Tolga için kurban kesecek kıvama da gelmeyelim yahu lütfen. Evi sürekli dağıtan bir çocuk, gitti oyuncağını rafa kaldırdı diye hemen bu kadar alkışlanacaksa, çikolataya boğulacaksa o çocuk sonra gelir tepemize pisler zira.
Maruzatım var. Maçtan sonra Twitter'da birçok "Tolga bizi ipten aldı" mealinde cümleye rastladım. Güntekin Onay bunu yetersiz bulmuş olacak ki "Beşiktaşlılar Tolga'ya teşekkür borçlu" demiş. Fanatik onu da yetersiz bulup "Tolga Zengin gecenin yıldızı oldu" diye başlık atmış. Güntekin Onay ve Fanatik'i özellikle örnek veriyorum zira yelpazenin iki ucundalar -galiba-. Gerçi Olcay da maçtan sonra Tolga Abi'sine teşekkür etmiş ki Tolga Abi denince herkesin aklına gelen bir cümle var bildiğiniz gibi de, neyse.
Derdim Tolga değil illa. Derdim Tolga'nın dün geceki kurtarışına yüklenen ekstra anlam, ve bu vesileyle yapılan lobinin rahatsız ediciliği -ki ben bunun yerli sevdası, "ne olursa olsun bizim topçumuz" fetişi ve network ilişkilerinin bir karması olduğunu düşünüyorum.
Lâfı fazla uzatmayayım. Sadece dün de değil, her maç için Tolga'nın performansını değerlendirirken bunu alternatifi ile kıyaslayarak yapmalıyız. Evet, Tolga'nın yediği golü Muslera ve Neuer yemeyebilir fakat kıstasımız buysa suçlu Muslera'yı almayan yönetim, Neuer'i Beşiktaş'a layık görmeyen kader vs. olur. Fakat elimizde bir alternatif var, bu alternatif taze Karabükspor maçında forma giydi ve herkesin beğenisini kazandı.
Sorulması gereken soru şu: Dün Fabri'nin yediğimiz golü yeme ihtimali, Tolga'nın Quaresma'nın akıl almaz saçmalaması sonucu oluşan pozisyonu kurtarma ihtimalinden fazla mı? Eğer fazla diyorsanız tamam, Tolga bizi ipten almış olsun. Yok eğer fazla değilse, Tolga astığı takımın ipini ölmeden önce son anda kesmiştir (fakat takım nefes nefese kaldı ve beyne oksijen gitmediği için hasar oluşmuş olabilir) Ben "Fabri o golü çok büyük ihtimalle yemezdi, karşı karşıya da çıkarabilirdi" diyorum. Demek ki Tolga tercihi hâlâ yanlış bir tercih.
Ki bakın, futbol izole bir oyun değil: Tolga geri pas alınca ekseriyetle saçmalamayan bir kaleci olsa, Quaresma orada Tolga'ya geri döner miydi? Özne Quaresma olunca kesin cevap verilecek bir soru değil bu, fakat Marcelo'nun topu Tolga'ya vermek yerine kornere bıraktığı, Tosic'in eliyle "yahu açılsana nasıl pas vereyim" diye eliyle olması gerektiği yeri işaret ettiği bir kaleciden bahsediyoruz.
Hadi meseleyi Tolga'dan biraz bağımsızlaştıralım: Diyelim ki Tolga 12, dakikada karşı karşıya bir pozisyonu çıkardı, fakat gitti 85. dakikada o golü yedi. Bu durumda hâlâ "Tolga Beşiktaş'ı ipten aldı" diyecek miydik maç 1-1 sona erse bile? Hasbelkader önce saçmaladı, sonra golü kurtardı diye mi ipten aldı oluyor? Maçın sonunda Excel'e girdiğinde ben "ipten almış" değil, hatasını telafi etmiş bir kaleci görüyorum en fazla.
Golde Marcelo ve Tosic'in de hatası var yorumu yapılabilir. Ben Tosic'in Tolga'nın dibine kadar girmemeyi tercih etmesine suç bulamıyorum ama bulan olur, bu konuyu tartışmam. Bu durumda gene aynı soruları soralım: Tosic Tolga'dan daha kritik bir çok müdahale yaptı mı bu maçta? Evet. Marcelo'nun ve Tosic'in aynı hataları yapmayacak alternatifi var mı? Bütün yaz stoper istediğimize göre yok. Bu demek değil ki Marcelo ve Tosic eleştiriden muaf, fakat madem bir pozisyon önledi diye birileri bizi ipten almış olacak, Marcelo ve Tosic'in hakkını da yemeyelim bir zahmet.
Belli ki Tolga'yı sevenler var -blog özelinde değil, genelde-. Sevgiye karışılmaz. Tolga'nın dünkü kurtarışı da önemliydi, evet takım mental olarak çökmeye başlamıştı ve onu yesek bir tane daha yememiz mümkündü, bu da doğru. Fakat Tolga için kurban kesecek kıvama da gelmeyelim yahu lütfen. Evi sürekli dağıtan bir çocuk, gitti oyuncağını rafa kaldırdı diye hemen bu kadar alkışlanacaksa, çikolataya boğulacaksa o çocuk sonra gelir tepemize pisler zira.
Etiketler:Benfica,Fanatik,Güntekin Onay,semioticus,Taraftar,Tolga Zengin | 52
Yorum
24 Nisan 2013 Çarşamba
Güntekin Onay'dan; Ricardinho ve "Büyük Hoca" Olmak!
"Güntekin Onay bu yazıyı Ertuğrul Sağlam döneminde yazmıştı. Ntvspor veya Ntvmsnbc'de yazının orjinal haline ulaşamadığım için link veremiyorum. Sanki bugün yazılmış gibi okuyalım...
Ricardinho verimli olmadı. Ve bundan sonra da olamayacak. Aynı Ortega, Marcelinho, Ailton gibi. Peki neden?
Ricardinho 2002 ve 2006 Dünya Kupalarında Brezilya formasını giydi. Burada bahsettiğimiz Dünyanın 1 numaralı futbol ülkesinin ulusal takımı...Yüzlerce süper yetenekli futbolcunun arasından 2002'de Scolari, 2006'da da Parreira onu Brezilya Ulusal takımına çağırdı. Yani kişisel bir beğeni veya tercihin sonucu ile çağrılmadı. 2 ayrı teknik adamın 4 yıl arayla iki farklı dünya kupasına bu oyuncuyu çağırması çok şeyin göstergesi..
Ricardinho evinde dünya şampiyonluğu madalyası olan, uluslararası düzeyde tanınmış saygın bir futbolcu. Ama Türkiye'de bu saygınlığı bir türlü kazanamadı. Mutlaka kendisinin de kusurları vardır. Ama unutmayalım rakip takım oyuncusundan dayak yedi. Sahip çıkılmadı. Yedek kaldı, aylarca parasını alamadı. Liverpool deplasmanında maç 6-0 iken oyuna sokuldu. Ama suçlu o oldu.
Rico, hızlı, çabuk, kuvvetli, dayanıklı ve atletik bir oyuncu değil. Hiç bir zaman da olmadı. Ama kimsede olmayan oyun görüşü, zekası ve pas yeteneği onu Ricardinho yaptı. Geçen yıl solunda Mehmet Sedef, sağında Burak Yılmaz, arkasında Serdar Kurtuluş gibi deneyimsiz oyuncularla birlikte oynamasına rağmen elde edilen 2.'likte çok büyük rolü oldu.Geçen yıl Beşiktaş'ta Holosko, Tello ve Cisse de yoktu ayrıca..! Ama bu yıl belki de 4. olacak...
Kadrosunda herkesin görmek isteyebileceği saydığım oyuncuların katılımına rağmen... Ricardinho olmadığı zaman Beşiktaş zayıf rakipler karşısında bile oyunun kontrolünü elinde tutamadı. Topa sahip olamadı. Saha içinde hiç bir zaman bir oyun planı varmış gibi hareket edemedi. Deyim yerindeyse üst üste 3-4 pas yapamadı. O kendisini hiç tanımayan yorumcuların iddia ettiği gibi bir forvet arkası değil aslında. O bir oyun kurucu. Daha çok Pirlo gibi, Guti gibi, Deco gibi düşünün. Senede 6-7 gol atan ama daha çok oyunun kurgusuna yardım eden. Ricardinho verimli olmadı. Ve bundan sonra da olamayacak. Aynı Ortega, Marcelinho, Ailton gibi. Peki neden? Eğer teknik adamsanız ve hedefleri olan büyük bir takımda görev yapıyorsanız başetmeniz gereken onlarca problem var.
Futbolda farklı oyuncu özelliklerinden doğan 4-4-2'nin, 4-5-1'in varyasyonlarını artık herkes biliyor. Dünya futbolunu takip eden ve deli gibi Championship Manager oynayan 11 yaşındaki yeğenim Yiğit bile her türlü taktik formasyonu yutmuş durumda... Hangi tip oyuncuların nerede kullanılacağını bilmek için de dahi olmaya gerek yok.! Yeniden Amerikayı keşfetmek gibi bir niyetiniz yoksa çok da zor değil zaten işiniz.
Yattara'yı stoper, İbrahim Üzülmez'i santfor, Delgado'yu solbek oynatacak süper bir 'zeka'dan da bahsetmiyorum. Kimin ne olduğu, ne oynadığı belli zaten. Eğer biraz öğrenme arzunuz varsa, İngilizceniz de iyiyse amazon.com'dan sipariş verirsiniz; futbol dünyasında devrim yaratmış Michels'in, Lattek'in, Happel'in, Herrera'nın, Busby'nin, Cruyff'un kitaplarını getirtir bu futbol filozoflarından çeşitli fikirler kaparsınız. Bunların yanında Mourinho'nunkini sipariş etmeyi unutmayın..! (Mourinho'nun çok kitabı var ama Barclay, Beto ve Lourenço'nunkiler en çok öne çıkanlar. Şahsen ben Lourenço'nunkini daha çok beğendim..!)
Çeşitli futbol ekollerinden, farklı ülkelerden, farklı seviyelerden yüzlerce maçı TV'den, DVD'den izler yine bir şeyler yakalarsınız. Yeni fikirlere açık olmak, çağı yakalamak da önemli. Neticede bu çok ağır bir performans sporu. Bilimden de faydalanmak lazım. Antrenman bilimi ve sporcu sağlığı konusunda çok kafa patlatmanıza gerek yok artık. Spor akademisi mezunu profesyoneller sizin için kondüsyonerlik yapabilir. "Karbonhidrat, Protein, Yağ, Vitaminler, Aminoasitler..Sıvı alımı, Glikoz derken bir de bu kreatin çıktı..! Kullanmalı mı? Eğer kullanacaksak nasıl ve ne zaman yükleme yapmak lazım? Off ne kadar da karmaşık. Futbolcuyken ne kadar kolaydı !.." Endişeye gerek yok Bunu da sizin yerinize yapacak profesyoneller var.
Rakiplerin analizi, istatistikler! Artık hepsi elinizin altında... Medya çok mu üzerinize geliyor, gazeteciler çok mu arıyor? Kulübün basın bürosu sizin için bunu halleder. Antrenmanlarda takımı da zaten çoğunlukla yardımcınız çalıştırıyor. Eskiden milli bir futbolcu olduğunuz için seminerlerde fazla zorluk çıkartılmadan gereken lisansları da bir şekilde almıştınız ya zaten. Spor Medyasından, eskiden futbol oynadığınız camiadan hatta siyaset dünyasından 3-5 kilit adamla iyi dostluklarınız da var. Zaten bizim ligde de zaten 3 tane büyük takım var. Biri kötü sezon geçirse 2. oluyorsunuz. O da başarı sayılmaz mı? En iyi futbolcular sizde..Taraftar, medya ve hatta hakem desteği bile..
Her şey bu kadar kolay görünürken 3 takımlı ligde bazen 4. olmayı başaranlar bile çıkabiliyor..Peki neden? Tabii ki hiçbir şey yukarıda yazıldığı kadar kolay değil. Ama inanın asıl zorluk yukarıdakilerin de hiçbiri değil..
Bunun içinde karar vermek de var,liderlik de var, koordine edebilmek de var, iletişim kurabilmek de var. Tercihler yapmak da var. İşte burada ne kadar donanımlı olduğunuz devreye giriyor. Dünya görüşünüz bir anda önemli hale geliyor...Deneyimleriniz,teknolojiyle olan ilişkiniz, yabancı dil bilginiz, özel hayatınız,kişisel zevkleriniz... Ekonomiyi, sosyolojiyi, psikolojiyi, felsefeyi bilmeniz sizi farklı kılıyor. İletişim beceriniz sizi daha da donanımlı yapıyor...
Aydın'ı, Batuhan'ı idare edebilmek değil de Ricardinho'yu yönetebilmek beceri istiyor... Sergen'i, Tümer'i, İlhan'ı, Nouma'yı, Zago'yu yönetmenin ve başarıya ulaşmanın zor olduğu gibi... Futbolcular zor insanlar.. %90'ının eğitim seviyesi düşük. İyi para kazanıyorlar, şöhrete ve başarıya doymuş durumdalar. Egoları yüksek ama hemen hemen hepsi de duygusal ve çocuk ruhlu... Onları yönetebilmek, ikna edebilmek ve inandırabilmek gerçekten de zor. Hele farklı bir dil konuşan, farklı bir kültürden gelen, farklı bir dünyası olan yabancı futbolcularla diyalog kurabilmek onları idare edebilmek en zoru... Ariel Ortega, Ricardinho, Ailton, Marcelinho, Kleberson hep dünyaca ünlü tanınmış yıldızlardı... Ama Lorant ile, Ziya Doğan ile Rıza Çalımbay ile Ertuğrul Sağlam ile anlaşamadılar ve kaçarcasına gittiler. Parlak kariyerlerine rağmen burada verimli olamadılar. İşte zor olan onlarla iletişim kurabilmek, onlardan verim alabilmek... Futbol oynamış olmak, yönetmek için yetmiyor.
Mourinho, Benitez, Wenger, Löw, Sacchi, Spaletti...
Onların oynadığı futbolun seviyesi amatörün üstüne çıkmadı. Ama hepsi dünya çapında birer teknik adam... Eskiden futbolcu oldukları için veya hatır için bulundukları noktaya gelmediler. Hep kendilerinden daha kariyerli ve şöhretli oyunculara antrenörlük yaptılar. İsimleri altında ezilmediler. Aslında mantık çok düz ve basit: -İyi futbol iyi futbolcuyla oynanır. -Büyük takımlarda yıldız futbolcular oynar. -Yıldız futbolcuları yönetmek, idare etmek ve onlarla başarıya ulaşmak kolay değildir. -Büyük kulüpleri ya büyük antrenör olmaya aday çapta ve vizyonda teknik adamlar çalıştırır ya da kendini kanıtlamış büyük teknik direktörler...
Ricardinho verimli olmadı. Ve bundan sonra da olamayacak. Aynı Ortega, Marcelinho, Ailton gibi. Peki neden?
Ricardinho 2002 ve 2006 Dünya Kupalarında Brezilya formasını giydi. Burada bahsettiğimiz Dünyanın 1 numaralı futbol ülkesinin ulusal takımı...Yüzlerce süper yetenekli futbolcunun arasından 2002'de Scolari, 2006'da da Parreira onu Brezilya Ulusal takımına çağırdı. Yani kişisel bir beğeni veya tercihin sonucu ile çağrılmadı. 2 ayrı teknik adamın 4 yıl arayla iki farklı dünya kupasına bu oyuncuyu çağırması çok şeyin göstergesi..
Ricardinho evinde dünya şampiyonluğu madalyası olan, uluslararası düzeyde tanınmış saygın bir futbolcu. Ama Türkiye'de bu saygınlığı bir türlü kazanamadı. Mutlaka kendisinin de kusurları vardır. Ama unutmayalım rakip takım oyuncusundan dayak yedi. Sahip çıkılmadı. Yedek kaldı, aylarca parasını alamadı. Liverpool deplasmanında maç 6-0 iken oyuna sokuldu. Ama suçlu o oldu.
Rico, hızlı, çabuk, kuvvetli, dayanıklı ve atletik bir oyuncu değil. Hiç bir zaman da olmadı. Ama kimsede olmayan oyun görüşü, zekası ve pas yeteneği onu Ricardinho yaptı. Geçen yıl solunda Mehmet Sedef, sağında Burak Yılmaz, arkasında Serdar Kurtuluş gibi deneyimsiz oyuncularla birlikte oynamasına rağmen elde edilen 2.'likte çok büyük rolü oldu.Geçen yıl Beşiktaş'ta Holosko, Tello ve Cisse de yoktu ayrıca..! Ama bu yıl belki de 4. olacak...
Kadrosunda herkesin görmek isteyebileceği saydığım oyuncuların katılımına rağmen... Ricardinho olmadığı zaman Beşiktaş zayıf rakipler karşısında bile oyunun kontrolünü elinde tutamadı. Topa sahip olamadı. Saha içinde hiç bir zaman bir oyun planı varmış gibi hareket edemedi. Deyim yerindeyse üst üste 3-4 pas yapamadı. O kendisini hiç tanımayan yorumcuların iddia ettiği gibi bir forvet arkası değil aslında. O bir oyun kurucu. Daha çok Pirlo gibi, Guti gibi, Deco gibi düşünün. Senede 6-7 gol atan ama daha çok oyunun kurgusuna yardım eden. Ricardinho verimli olmadı. Ve bundan sonra da olamayacak. Aynı Ortega, Marcelinho, Ailton gibi. Peki neden? Eğer teknik adamsanız ve hedefleri olan büyük bir takımda görev yapıyorsanız başetmeniz gereken onlarca problem var.
Futbolda farklı oyuncu özelliklerinden doğan 4-4-2'nin, 4-5-1'in varyasyonlarını artık herkes biliyor. Dünya futbolunu takip eden ve deli gibi Championship Manager oynayan 11 yaşındaki yeğenim Yiğit bile her türlü taktik formasyonu yutmuş durumda... Hangi tip oyuncuların nerede kullanılacağını bilmek için de dahi olmaya gerek yok.! Yeniden Amerikayı keşfetmek gibi bir niyetiniz yoksa çok da zor değil zaten işiniz.
Yattara'yı stoper, İbrahim Üzülmez'i santfor, Delgado'yu solbek oynatacak süper bir 'zeka'dan da bahsetmiyorum. Kimin ne olduğu, ne oynadığı belli zaten. Eğer biraz öğrenme arzunuz varsa, İngilizceniz de iyiyse amazon.com'dan sipariş verirsiniz; futbol dünyasında devrim yaratmış Michels'in, Lattek'in, Happel'in, Herrera'nın, Busby'nin, Cruyff'un kitaplarını getirtir bu futbol filozoflarından çeşitli fikirler kaparsınız. Bunların yanında Mourinho'nunkini sipariş etmeyi unutmayın..! (Mourinho'nun çok kitabı var ama Barclay, Beto ve Lourenço'nunkiler en çok öne çıkanlar. Şahsen ben Lourenço'nunkini daha çok beğendim..!)
Çeşitli futbol ekollerinden, farklı ülkelerden, farklı seviyelerden yüzlerce maçı TV'den, DVD'den izler yine bir şeyler yakalarsınız. Yeni fikirlere açık olmak, çağı yakalamak da önemli. Neticede bu çok ağır bir performans sporu. Bilimden de faydalanmak lazım. Antrenman bilimi ve sporcu sağlığı konusunda çok kafa patlatmanıza gerek yok artık. Spor akademisi mezunu profesyoneller sizin için kondüsyonerlik yapabilir. "Karbonhidrat, Protein, Yağ, Vitaminler, Aminoasitler..Sıvı alımı, Glikoz derken bir de bu kreatin çıktı..! Kullanmalı mı? Eğer kullanacaksak nasıl ve ne zaman yükleme yapmak lazım? Off ne kadar da karmaşık. Futbolcuyken ne kadar kolaydı !.." Endişeye gerek yok Bunu da sizin yerinize yapacak profesyoneller var.
Rakiplerin analizi, istatistikler! Artık hepsi elinizin altında... Medya çok mu üzerinize geliyor, gazeteciler çok mu arıyor? Kulübün basın bürosu sizin için bunu halleder. Antrenmanlarda takımı da zaten çoğunlukla yardımcınız çalıştırıyor. Eskiden milli bir futbolcu olduğunuz için seminerlerde fazla zorluk çıkartılmadan gereken lisansları da bir şekilde almıştınız ya zaten. Spor Medyasından, eskiden futbol oynadığınız camiadan hatta siyaset dünyasından 3-5 kilit adamla iyi dostluklarınız da var. Zaten bizim ligde de zaten 3 tane büyük takım var. Biri kötü sezon geçirse 2. oluyorsunuz. O da başarı sayılmaz mı? En iyi futbolcular sizde..Taraftar, medya ve hatta hakem desteği bile..
Her şey bu kadar kolay görünürken 3 takımlı ligde bazen 4. olmayı başaranlar bile çıkabiliyor..Peki neden? Tabii ki hiçbir şey yukarıda yazıldığı kadar kolay değil. Ama inanın asıl zorluk yukarıdakilerin de hiçbiri değil..
ZOR OLAN ŞEY: YÖNETEBİLMEK...
Bunun içinde karar vermek de var,liderlik de var, koordine edebilmek de var, iletişim kurabilmek de var. Tercihler yapmak da var. İşte burada ne kadar donanımlı olduğunuz devreye giriyor. Dünya görüşünüz bir anda önemli hale geliyor...Deneyimleriniz,teknolojiyle olan ilişkiniz, yabancı dil bilginiz, özel hayatınız,kişisel zevkleriniz... Ekonomiyi, sosyolojiyi, psikolojiyi, felsefeyi bilmeniz sizi farklı kılıyor. İletişim beceriniz sizi daha da donanımlı yapıyor...
Aydın'ı, Batuhan'ı idare edebilmek değil de Ricardinho'yu yönetebilmek beceri istiyor... Sergen'i, Tümer'i, İlhan'ı, Nouma'yı, Zago'yu yönetmenin ve başarıya ulaşmanın zor olduğu gibi... Futbolcular zor insanlar.. %90'ının eğitim seviyesi düşük. İyi para kazanıyorlar, şöhrete ve başarıya doymuş durumdalar. Egoları yüksek ama hemen hemen hepsi de duygusal ve çocuk ruhlu... Onları yönetebilmek, ikna edebilmek ve inandırabilmek gerçekten de zor. Hele farklı bir dil konuşan, farklı bir kültürden gelen, farklı bir dünyası olan yabancı futbolcularla diyalog kurabilmek onları idare edebilmek en zoru... Ariel Ortega, Ricardinho, Ailton, Marcelinho, Kleberson hep dünyaca ünlü tanınmış yıldızlardı... Ama Lorant ile, Ziya Doğan ile Rıza Çalımbay ile Ertuğrul Sağlam ile anlaşamadılar ve kaçarcasına gittiler. Parlak kariyerlerine rağmen burada verimli olamadılar. İşte zor olan onlarla iletişim kurabilmek, onlardan verim alabilmek... Futbol oynamış olmak, yönetmek için yetmiyor.
Mourinho, Benitez, Wenger, Löw, Sacchi, Spaletti...
Onların oynadığı futbolun seviyesi amatörün üstüne çıkmadı. Ama hepsi dünya çapında birer teknik adam... Eskiden futbolcu oldukları için veya hatır için bulundukları noktaya gelmediler. Hep kendilerinden daha kariyerli ve şöhretli oyunculara antrenörlük yaptılar. İsimleri altında ezilmediler. Aslında mantık çok düz ve basit: -İyi futbol iyi futbolcuyla oynanır. -Büyük takımlarda yıldız futbolcular oynar. -Yıldız futbolcuları yönetmek, idare etmek ve onlarla başarıya ulaşmak kolay değildir. -Büyük kulüpleri ya büyük antrenör olmaya aday çapta ve vizyonda teknik adamlar çalıştırır ya da kendini kanıtlamış büyük teknik direktörler...
Kaydol:
Kayıtlar
(Atom)
Ara
-
DERBİ POZİSYON ANALİZLERİ - 1- 0:24 saniye! Gatasaray'ın ilk etkili atağı. Burada en büyük hata *Jailson'un partneri Serdar Aziz'e gereksiz yakınlığı oldu.* Seri burada muhteşem bi...6 yıl önce
-
Feda, Sefa, Farklı Olsun bu Defa - Beşiktaş'ın son dönemini iki ana çizgi olarak ikiye ayırmak mümkün. 1- Yıldırım Demirören dönemi 2- Fikret Orman dönemi. Ben Yıldırım Demirören dönemini te...6 yıl önce
-
Bir Sağ Bek, Üç Mevki: Aaron Wan-Bissaka - Premier Lig geçtiğimiz hafta başladı. Hem takım hem de oyuncu bazında her sezon yeni bir hikaye demek. Galiba geçtiğimiz sezon hiç de fena bir görüntü verm...7 yıl önce
-
Duhuliye - Duhuliye'den 5 ay önce haberim oldu. O da bu fotoğraf sayesinde. Bunca zamandır nasıl hiç duymamışım derken, etrafımdaki çoğu Beşiktaşlının da bilmediğ...9 yıl önce
-
Euroleague bwin Mart 2015 MVP Nemanja Bjelica Röportajı - Fenerbahçe Ülker dokuz maçlık bir galibiyet serisi yakalamış durumda ve 2008-2009 sezonundan bu yana ilk kez Euroleague 'playoff'larına katılma hakkını ...11 yıl önce
-
Önce krampon, sonra performans - Her çocuk gibi sokaklarda başlayan futbol maceramız, bazı çocukların yaptığı gibi benim de toprak sahada devam etmişti. Sonrası okul, iş, hayat mücadele...11 yıl önce
-
NBA: Bir Ayın Ardından... (Part 1) - Her ne kadar başlığımızda bir aylık zaman dilimini ele aldıysak gerek tembellik, gerek iş güç yüzünden yazının paylaşılması, gerekli güncellemeler yapıldık...11 yıl önce
-
Manchester United - Burnley maçı - Manchester'ın ligin yeni takımı Burnley deplasmanında galibiyet alması bekleniyordu ama yine olmadı. Geride kalan 3 haftada takım henüz galibiyet görem...11 yıl önce
-
Bu Sefer Bahanem Var - Yine ihmal ettim blogu ama bu sefer sağlam bahanem var. Son 9 senedeki ikinci kıtalar arası taşınma olayına kalkıştım. Bilenler bilir, son 9 senedir Avu...12 yıl önce
-
Babylon Dergisi Röportajı - http://www.aliece.com/2013/11/babylon-dergi-ali-ece-roportaji/#more-189512 yıl önce
-
Arsenal Kendine İnanıyor - Arsene Wenger'in sözleriyle, *"İyi bir rakibe karşı alınmış tatmin edici galibiyet." *Arsenal hafta sonu Liverpool'u oyun dışı bırakarak, bölüm bölüm saha...12 yıl önce
-
Hiç Unutmadığım... - 17 sene önce bugün tek bir imzanın milyonlarca insanı bu kadar etkileyebileceğini tahmin edemezsiniz. O adam hakkında bir sürü yazı yazdım, hala okuyan ...12 yıl önce
-
-
