.

.

.
Ekşi Beşiktaş. Blogger tarafından desteklenmektedir.

Ricardinho etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Ricardinho etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
24 Nisan 2013 Çarşamba

Güntekin Onay'dan; Ricardinho ve "Büyük Hoca" Olmak!

"Güntekin Onay bu yazıyı Ertuğrul Sağlam döneminde yazmıştı. Ntvspor veya Ntvmsnbc'de yazının orjinal haline ulaşamadığım için link veremiyorum. Sanki bugün yazılmış gibi okuyalım...


Ricardinho verimli olmadı. Ve bundan sonra da olamayacak. Aynı Ortega, Marcelinho, Ailton gibi. Peki neden?

Ricardinho 2002 ve 2006 Dünya Kupalarında Brezilya formasını giydi. Burada bahsettiğimiz Dünyanın 1 numaralı futbol ülkesinin ulusal takımı...Yüzlerce süper yetenekli futbolcunun arasından 2002'de Scolari, 2006'da da Parreira onu Brezilya Ulusal takımına çağırdı. Yani kişisel bir beğeni veya tercihin sonucu ile çağrılmadı. 2 ayrı teknik adamın 4 yıl arayla iki farklı dünya kupasına bu oyuncuyu çağırması çok şeyin göstergesi..

Ricardinho evinde dünya şampiyonluğu madalyası olan, uluslararası düzeyde tanınmış saygın bir futbolcu. Ama Türkiye'de bu saygınlığı bir türlü kazanamadı. Mutlaka kendisinin de kusurları vardır. Ama unutmayalım rakip takım oyuncusundan dayak yedi. Sahip çıkılmadı. Yedek kaldı, aylarca parasını alamadı. Liverpool deplasmanında maç 6-0 iken oyuna sokuldu. Ama suçlu o oldu.

Rico, hızlı, çabuk, kuvvetli, dayanıklı ve atletik bir oyuncu değil. Hiç bir zaman da olmadı. Ama kimsede olmayan oyun görüşü, zekası ve pas yeteneği onu Ricardinho yaptı. Geçen yıl solunda Mehmet Sedef, sağında Burak Yılmaz, arkasında Serdar Kurtuluş gibi deneyimsiz oyuncularla birlikte oynamasına rağmen elde edilen 2.'likte çok büyük rolü oldu.Geçen yıl Beşiktaş'ta Holosko, Tello ve Cisse de yoktu ayrıca..! Ama bu yıl belki de 4. olacak...

Kadrosunda herkesin görmek isteyebileceği saydığım oyuncuların katılımına rağmen... Ricardinho olmadığı zaman Beşiktaş zayıf rakipler karşısında bile oyunun kontrolünü elinde tutamadı. Topa sahip olamadı. Saha içinde hiç bir zaman bir oyun planı varmış gibi hareket edemedi. Deyim yerindeyse üst üste 3-4 pas yapamadı. O kendisini hiç tanımayan yorumcuların iddia ettiği gibi bir forvet arkası değil aslında. O bir oyun kurucu. Daha çok Pirlo gibi, Guti gibi, Deco gibi düşünün. Senede 6-7 gol atan ama daha çok oyunun kurgusuna yardım eden. Ricardinho verimli olmadı. Ve bundan sonra da olamayacak. Aynı Ortega, Marcelinho, Ailton gibi. Peki neden? Eğer teknik adamsanız ve hedefleri olan büyük bir takımda görev yapıyorsanız başetmeniz gereken onlarca problem var.

Futbolda farklı oyuncu özelliklerinden doğan 4-4-2'nin, 4-5-1'in varyasyonlarını artık herkes biliyor. Dünya futbolunu takip eden ve deli gibi Championship Manager oynayan 11 yaşındaki yeğenim Yiğit bile her türlü taktik formasyonu yutmuş durumda... Hangi tip oyuncuların nerede kullanılacağını bilmek için de dahi olmaya gerek yok.! Yeniden Amerikayı keşfetmek gibi bir niyetiniz yoksa çok da zor değil zaten işiniz.

Yattara'yı stoper, İbrahim Üzülmez'i santfor, Delgado'yu solbek oynatacak süper bir 'zeka'dan da bahsetmiyorum. Kimin ne olduğu, ne oynadığı belli zaten. Eğer biraz öğrenme arzunuz varsa, İngilizceniz de iyiyse amazon.com'dan sipariş verirsiniz; futbol dünyasında devrim yaratmış Michels'in, Lattek'in, Happel'in, Herrera'nın, Busby'nin, Cruyff'un kitaplarını getirtir bu futbol filozoflarından çeşitli fikirler kaparsınız. Bunların yanında Mourinho'nunkini sipariş etmeyi unutmayın..! (Mourinho'nun çok kitabı var ama Barclay, Beto ve Lourenço'nunkiler en çok öne çıkanlar. Şahsen ben Lourenço'nunkini daha çok beğendim..!)

Çeşitli futbol ekollerinden, farklı ülkelerden, farklı seviyelerden yüzlerce maçı TV'den, DVD'den izler yine bir şeyler yakalarsınız. Yeni fikirlere açık olmak, çağı yakalamak da önemli. Neticede bu çok ağır bir performans sporu. Bilimden de faydalanmak lazım. Antrenman bilimi ve sporcu sağlığı konusunda çok kafa patlatmanıza gerek yok artık. Spor akademisi mezunu profesyoneller sizin için kondüsyonerlik yapabilir. "Karbonhidrat, Protein, Yağ, Vitaminler, Aminoasitler..Sıvı alımı, Glikoz derken bir de bu kreatin çıktı..! Kullanmalı mı? Eğer kullanacaksak nasıl ve ne zaman yükleme yapmak lazım? Off ne kadar da karmaşık. Futbolcuyken ne kadar kolaydı !.." Endişeye gerek yok Bunu da sizin yerinize yapacak profesyoneller var.

Rakiplerin analizi, istatistikler! Artık hepsi elinizin altında... Medya çok mu üzerinize geliyor, gazeteciler çok mu arıyor? Kulübün basın bürosu sizin için bunu halleder. Antrenmanlarda takımı da zaten çoğunlukla yardımcınız çalıştırıyor. Eskiden milli bir futbolcu olduğunuz için seminerlerde fazla zorluk çıkartılmadan gereken lisansları da bir şekilde almıştınız ya zaten. Spor Medyasından, eskiden futbol oynadığınız camiadan hatta siyaset dünyasından 3-5 kilit adamla iyi dostluklarınız da var. Zaten bizim ligde de zaten 3 tane büyük takım var. Biri kötü sezon geçirse 2. oluyorsunuz. O da başarı sayılmaz mı? En iyi futbolcular sizde..Taraftar, medya ve hatta hakem desteği bile..

Her şey bu kadar kolay görünürken 3 takımlı ligde bazen 4. olmayı başaranlar bile çıkabiliyor..Peki neden? Tabii ki hiçbir şey yukarıda yazıldığı kadar kolay değil. Ama inanın asıl zorluk yukarıdakilerin de hiçbiri değil..

ZOR OLAN ŞEY: YÖNETEBİLMEK... 

 Bunun içinde karar vermek de var,liderlik de var, koordine edebilmek de var, iletişim kurabilmek de var. Tercihler yapmak da var. İşte burada ne kadar donanımlı olduğunuz devreye giriyor. Dünya görüşünüz bir anda önemli hale geliyor...Deneyimleriniz,teknolojiyle olan ilişkiniz, yabancı dil bilginiz, özel hayatınız,kişisel zevkleriniz... Ekonomiyi, sosyolojiyi, psikolojiyi, felsefeyi bilmeniz sizi farklı kılıyor. İletişim beceriniz sizi daha da donanımlı yapıyor...

Aydın'ı, Batuhan'ı idare edebilmek değil de Ricardinho'yu yönetebilmek beceri istiyor... Sergen'i, Tümer'i, İlhan'ı, Nouma'yı, Zago'yu yönetmenin ve başarıya ulaşmanın zor olduğu gibi... Futbolcular zor insanlar.. %90'ının eğitim seviyesi düşük. İyi para kazanıyorlar, şöhrete ve başarıya doymuş durumdalar. Egoları yüksek ama hemen hemen hepsi de duygusal ve çocuk ruhlu... Onları yönetebilmek, ikna edebilmek ve inandırabilmek gerçekten de zor. Hele farklı bir dil konuşan, farklı bir kültürden gelen, farklı bir dünyası olan yabancı futbolcularla diyalog kurabilmek onları idare edebilmek en zoru... Ariel Ortega, Ricardinho, Ailton, Marcelinho, Kleberson hep dünyaca ünlü tanınmış yıldızlardı... Ama Lorant ile, Ziya Doğan ile Rıza Çalımbay ile Ertuğrul Sağlam ile anlaşamadılar ve kaçarcasına gittiler. Parlak kariyerlerine rağmen burada verimli olamadılar. İşte zor olan onlarla iletişim kurabilmek, onlardan verim alabilmek... Futbol oynamış olmak, yönetmek için yetmiyor. 

Mourinho, Benitez, Wenger, Löw, Sacchi, Spaletti...

Onların oynadığı futbolun seviyesi amatörün üstüne çıkmadı. Ama hepsi dünya çapında birer teknik adam... Eskiden futbolcu oldukları için veya hatır için bulundukları noktaya gelmediler. Hep kendilerinden daha kariyerli ve şöhretli oyunculara antrenörlük yaptılar. İsimleri altında ezilmediler. Aslında mantık çok düz ve basit: -İyi futbol iyi futbolcuyla oynanır. -Büyük takımlarda yıldız futbolcular oynar. -Yıldız futbolcuları yönetmek, idare etmek ve onlarla başarıya ulaşmak kolay değildir. -Büyük kulüpleri ya büyük antrenör olmaya aday çapta ve vizyonda teknik adamlar çalıştırır ya da kendini kanıtlamış büyük teknik direktörler...
1 Eylül 2010 Çarşamba

Arkadaşının Tuttuğu Eli Tutanın Eli Kırılsın

Buz gibi bir geceydi... Takımım berbat gitmekteydi. Bir gece öncesinde meteroloji her zaman yaptığı gibi uyarmaktaydı, ancak bu kez çok ciddi ve iddialılardı. Bir sonraki gün için saat 19.00 sıralarında hava sıcaklığının 10 dereceden birden düşüp -7 civarında seyredeceğini belirtiyorlardı. Sahaya çıkan Trabzonspor'da hedefimizde tek adam vardı, Fatih Tekke. Birkaç ay önce bahis mafyasıyla yaşadığı sorunlar ortaya çıkmış, "Abdest alayım öyle kafama sıkın" dediği basında yer almış olan Fatih'in, havaalanındaki aramada bavulunda silah bulunmuştu. Beşiktaş berbat gidiyor demiştim ya, hayattan o kadar sıkılmıştık ki dilimizde tek istek vardı: "Kurtar bu hayattan Fatih Tekke vur bizi." ve "Fatih Tekke ateş etseneeee..." Karadenizli'yim ben, Bafralı'yım. Karadeniz insanı silaha düşkündür, ben bırakın elime almayı ve ateş etmeyi, görüntüsünden dahi ürkerim silahın. Çünkü ancak bir canlıyı öldürmek için ateş alır silah. Sesinden bile tırsarım, benden yüzlerce metre uzakta patlasa yere yatasım gelir. Ve koskoca Trabzonspor'un kaptanının çantasında, bir lig karşılaşmasında oynamak üzere geldiği havaalanında silah bulunur... "Hiçbir Türk arkadan vurmaz" diye pankart açtık, Fatih Tekke'nin bizi vurmasını istememizden 1,5 yıl sonra. Beşiktaş forması giyen bir futbolcuya, maç çıkışı otoparkta önce rakip takımdan bir futbolcu, sonrasında rakip takımın stadında idari görevli olarak çalışmakta olan ve saldırısından az sonra Başkanları Aziz Yıldırım'a durumu özetlerken görüntülenen bir adam Ricardinho'ya saldırdı. Sevmezdim Ricardinho'yu. Kaçak güreşir, tekmeye ayağını uzatma, şut çekmez, dikine oynamaz ve yüksek oranlı pas yüzdesinden dolayı haksız şekilde övülürdü. Penaltıdan attığı gollerde dahi tüm takımı geride bırakıp kapalının önünde tek başına sevinirdi. 2006-07'de İnönü'de B.B. Ankaraspor'a karşı oynadığımız son maçta vuruşunu Hakan Arıkan çelmiş, Nobre boş kaleye yuvarlamıştı. Ricardinho, Nobre'nin kendine koşmasını dahi beklemeden kapalıya koşup golü tek başına sahiplenmişti. Hiç sevmezdim. Tahrik etmiş olabilir. Hatta ağır sövmüş de olabilir Ricardinho. Aurelio'nun tek falsosu bu da olabilir. Hiçbiri, xsporlu bir futbolcunun benim takımımın amblemini üstünde taşıyan futbolcuya, okuldaki zorba öğrencilerin okul çıkışı saldırmaları gibi otoparkta saldırıya uğramasını açıklayamaz. Ve bahsettiğim kupa maçından sonra İnönü'deki ilk Fenerbahçe maçında kapalının göbeğinde devasa bir Ricardinho posteri ile beraber "Hiçbir Türk arkadan vurmaz" pankartı açıldıysa, Fatih Tekke'nin karşıkonulmaz silah tutkusu onu Trabzonspor akreditifiyle geldiği havaalanında silahla yakalattıysa, biz de bu olayın üstüne hesapsızca gittiysek, bu 2 adamın Beşiktaş forması giymelerine razı olmuyor benim gönlüm. Jokond bir transfer toteminde bulunmuştu. Bu da benim totemim olsun. Neyse ki henüz kulübümüze aleni biçimde küfür eden futbolcuları almadık henüz, birilerinden görüp yapmayız umarım. Ama taraftarımızın uğraştığı, dokundurduğu, iğnelediği 2 futbolcu, 1 hafta arayla Beşiktaş'a transfer oldu. Madem öyle, transfer totemi hakkımı kullanarak İnönü'deki ilk maç olan Ankaragücü maçında, her ne kadar gündemden düşmüş ve bizi ilgilendirmiyor olsa da pankartımı açacağım; "Arkadaşının Tuttuğu Eli Tutanın Eli Kırılsın..."
6 Ocak 2010 Çarşamba

Bu Üçlüyü Oynatacak Hoca ?

Kimdir ? Ps: İlk doğru yanıtı veren okurumuza İzmir kupa finalinde sınırsız bira. *** Aynı dönem Beşiktaş forması giyen oyuncular olmadıkları için ve bundan sonra da böyle bir olayın gerçekleşme ihtimali bulunmadığından takdir edersiniz ki sorumuz mizah amaçlı yöneltilmişti, lâkin fotoğrafta kırmızı gömleği ile boy göstermesinden dolayı da sizlerden beklediğimiz ve doğru olarak kabul edeceğimiz yanıt ‘’Yılmaz Vural’’dı. İlk doğru yanıtı veren Gogoyu tebrik ediyor ve İzmir’e yolunun düşmesi durumunda da bir Kordon sefası yapacağımızın sözünü şimdiden veriyoruz.

Ara