7 Ağustos 2010 Cumartesi

Yavru Kartal


Dört gözle beklediğimiz yavru kartallardan Yiğit artık aramızda, sevgili arkadaşımız Jokond bugün itibariyle artık baba bir kartal. Canı gönülden tebrik ederiz.

6 Ağustos 2010 Cuma

A Milli Takım'ın Romanya maçının aday kadrosu



11 Ağustos Çarşamba akşamı Fenerbahçe Şükrü Saracoğlu Stadı'nda oynanacak Türkiye-Romanya karşılaşması saat 21.15'te başlayacak >>

Milli Takım kadrosuna şu futbolcular davet edildi:

KALECİLER
1-
VOLKAN DEMİREL
FENERBAHÇE
2-
HAKAN ARIKAN
BEŞİKTAŞ A.Ş.
3-
ONUR RECEP KIVRAK
TRABZONSPOR
SAVUNMA OYUNCULARI
4-
GÖKHAN GÖNÜL
FENERBAHÇE
5-
SABRİ SARIOĞLU
GALATASARAY A.Ş
6-
GÖKHAN ZAN
GALATASARAY A.Ş
7-
SERVET ÇETİN
GALATASARAY A.Ş
8-
İBRAHİM KAŞ
GETAFE
9-
HAKAN KADİR BALTA
GALATASARAY A.Ş
10
İSMAİL KÖYBAŞI
BEŞİKTAŞ A.Ş.
ORTA SAHA OYUNCULARI
11-
MEHMET AURELIO
REAL BETİS
12-
SELÇUK ŞAHİN
FENERBAHÇE
13-
EMRE BELÖZOĞLU
FENERBAHÇE
14-
NURİ ŞAHİN
B. DORTMUND
15-
KAZIM KAZIM
FENERBAHÇE
16-
HAMİT ALTINTOP
BAYERN MÜNİH
17-
ARDA TURAN
GALATASARAY A.Ş
18-
OZAN İPEK
BURSASPOR
HÜCUM OYUNCULARI
19-
MEVLÜT ERDİNÇ
PSG
20-
HALİL ALTINTOP
E. FRANKFURT
21-
TUNCAY ŞANLI
STOKE CITY
22-
SERCAN YILDIRIM
BURSASPOR
23-
NİHAT KAHVECİ
BEŞİKTAŞ A.Ş

UEFA Avrupa Ligindeki Rakibimiz; HJK Helsinki

Yeni Rakibimizi Beklerken.


Muhtemel Rakiplerimiz :


SK Rapid Wien (AUT) - wiki
FC Sibir Novosibirsk (RUS) - wiki
CS Marítimo (POR) - wiki
ŠK Slovan Bratislava (SVK) - wiki
HJK Helsinki (FIN) - wiki
The New Saints FC (WAL) - wiki

Kura çekimini TSİ 14.30'da canlı olarak şu adreslerden izleyebilirsiniz :
http://www.uefa.com/uefaeuropaleague/draws/index.html - web
http://video.uefa.com/video/Competitions/UefaCup/Season=2011/liveDraw_videoFlash.html - video

Rakibimiz :
HJK Helsinki

İyi Polis Kötü Polis: Plzen maçı

İYİ POLİS

-Her şeyden önce hakem. Mükemmel bir maç yönetti, oyunda otoritesini asla elden bırakmadı, adalet terazisini hep dengede tuttu. 2 kırmızı kart gören bir takımın hakeme zerre itirazda bulunmaması bunun en güzel kanıtıdır. Türk hakemlerinin dünkü maçtan çok fazla çıkaracağı ders vardı.
-Quaresma ve Necip. İkisi de mücevher gibi parladı dün akşam. Eğer maç 11'e 11 devam etseydi Beşiktaş'ın hanesine kazancı yazdıran yine bu iki oyuncunun emeği olacaktı. Necip, gün geçtikçe kendisini geliştiren ve ileriye taşıyan bir altyapı oyuncusu olarak dikkat çekiyor. Bunda muhakkak Ernst gibi bir profesyonelle aynı kadroda bulunmanın etkisi var. Sürekli öğrenen, gelişen yapısını devam ettirirse bzi Beşiktaşlılar Necip'i daha çok konuşuruz.
-Q7 hakkında herkes her şeyi söylüyor, biliyor zaten. Uzun uzun yazmaya gerek yok. Ama dikkat çeken başka bir tarafı var. Quaresma'nın zekası sadece sahada işlemiyor. İnönü'nün kalbi kapalıyı çok iyi etüt etmiş. Taraftarın gönlünü nasıl kazanacağını çok ama çok iyi biliyor. Hırsıyla, özgüveniyle de bu sezon çok can yakacaktır.
-Schuster bize bu sezon alışık olmadığımız bir takım izletecek artık iyice belli oldu. Stoperlerin bazen ikisini birden atağa gönderen, asla ve asla skordan tatmin olmayan, hep daha fazlasını isteyen bir Schuster.

KÖTÜ POLİS

-Guti'ye bu takımda ne kadar ihtiyaç duyulduğu bir kez daha ortaya çıktı. Delgado oyun kurucu olarak da orta saha alternatifi olarak da bu takımda ömrünü doldurmuş. Hiçbir futbolcunun bu kadar pas hatası yapma lüksü yok. İşin kötüsü Tabata da dengesiz bir grafik çiziyor. İstikrarlı bir yükseliş grafiği çizemiyor.
-Kesinlike yırtıcı ve fizik gücü yüksek bir golcü lazım. Bunun Bobo'nun performansıyla doğrudan alakası yok. Bugünkü kadro itibariyle Beşiktaş birçok maçta Nihat ve asli forvetle oyuna çıkabilir. Bu tabloda Bobo alternatifsiz kalmamalı. Ne Nobre ne de Holosko Bobo'nun yedeği olabilir.
-Son dört maçta atılan 11 gol yenilen 1 gol var. Yine de Beşiktaş hala ciddi bir rakiple kora kor bir maç oynamadı. Bu kadar düşük seviyede takımla üst üste maç yapmak, takımı köreltebilir. Bu açıdan Villareal maçı isabet olmuş gözüküyor.
-Beşiktaş'ın bir diğer problemi ise oyunu üçüncü bölgeye çok yavaş taşıyor. Bu durumun Guti'nin olup olmamasıyla alakası yok. Savunma bloku ve orta saha arasında ne kadar sağlam bir kurgu oluşursa topun üçüncü bölgeye gidişi o kadar rahat olur. Delgado'nun ister oyun kurucu ister ön libero oynasın pas kayıplarında bu kadar sırıtması da bu iletişimsizlikten kaynaklanıyor. Şu görüntü itibariyle üçüncü bölgede kaybedilen her top Beşiktaş kalesine tehlike olur, çünkü savunma bloku o kritik anda iki üç metre hala geride kalıyor.
-Bu takım erken form tutuyor, ligin 14. haftasından sonrasına çok dikkat etmek lazım.

Taraftar Profili II

Ekşisözlük'e girdim maçtan sonra, şu şekil yorumlar var:

"Holosko'yu göndermek isteyenlere ders olan maç... Tabata'nın armut olduğunu gösteren maç... Delgado'nun malladığı maç (ilk yarı), Delgado'nun klasını gösterdiği maç (ikinci yarı)"

Şimdi Vikingur maçı sonrası bakıyorsun:

"Tabata'nın kalması, Delgado'nun gitmesi gerektiğini gösteren maç."

Geçen sene Holosko'ya "are you player?" diyen de biziz.

Yalnız biz de değil bu. Stoch hakkında ilk Sabi Spor maçından sonra "bir maçla göğe çıkaran, öteki maçla yerin dibine geçirir, aman" yazdım. Hiç de geç gelmedi öteki maç hakikaten.

Burada eminim ki hepimiz amatör düzeyde top tepiklemişizdir. Benim oynadığım 3 mevkii var: kaleci, sağ bek, defansif ortasaha. Performansım Buffon ve Hayrettin; Toraman ve Niyazi, Ernst ve Maldonado aralığında gider gelir. Çünkü performans değişkendir.

Peki biz niye her maçtan sonra "X adam değil, Y şöyle böyle" diye en genelinden atmaya bayılıyoruz? Nedir derdimiz? "Büyük resme bakmak" kimsenin aklına gelmez mi yahu?

...

Sözün Özü: Schuster'e haksızlık ediyoruz hakikaten. Taraftar bir gole, bir çalıma, bir harekete tav olurken; bir gün tükürdüğünü öteki gün afiyetle yalayacak haldeyken, Schuster ne yapsın, nasıl seçsin kimi göndereceğini?

Alakasız Ekleme: Bir de şu var. Rakip 10 kişi kalana kadar hanginiz çok rahattı? Rakibin maçı 9 kişi tamamladığını unutup nasıl hemen "Off, aşmışız, nasıl öptük, sağlı sollu geldik vallahi" diye konuşabiliyoruz?

5 Ağustos 2010 Perşembe

UEFA Avrupa Ligi / Beşiktaş - Viktoria Plzen

MR. FREEZE & HAN SİVOK CARBONİTE



Yabancı Sayısı Sorununda Progresif Çözümler

Yabancı sayısı nedeniyle yeni transfer yapmakta zorlanan ve hangi oyuncusunu göndereceğine bir türlü karar veremeyen Siyah Beyazlı camiada sorunun çözümüne yönelik enteresan uygulamalar birbiri ardına gündeme geliyor.

Sivok Donduruldu

Bu uygulamaların ilk kurbanı, takımın Çek stoperi Sivok olurken, kendisine Mecidiyeköy Uğur Center' daki Algida dolabında güçlükle yer açılabildi. Aslan Maxlarla ilk etapta uyum sorunu yaşadığı gözlenen Sivok, Magnumlardan da oldukça tedirgin gözüktü. Başkan Demirören' e "başkanım üşüyorum" mesajı gönderen futbolcunun zor durumda olduğu gözlendi.*

Holosko' da Yüz Nakli

Bir diğer çözüm de Slovak forvet Holosko için gündemde. Estetik operasyonla yüzü eski Ankaragüçlü Yılmaz' a benzetilen Holosko' nun bu yöntemle Türk statüsünde oynatılabileceği sızan haberler arasında.

Bobo Çikolata Oluyor

Karakartal' ın Brezilya golcüsüne ise çikolata formülü getiriliyor. Ünlü bir çikolata şirketinin sponsorluğunda geliştirilecek çözüme göre Bobo, bir devre Beşiktaş' tan oynarken diğer devre karşı takıma geçecek ve ilk 10-15 dakikada atacağı goller, maça henüz iki takım da ısınamadığından sayılmayacak.

Sinan Engin Şokta

Bu çözüm tartışmaları camianın gündemini meşgul ederken, bir grup haşarı taraftarın kulübün eski menajeri Sinan Engin' i gece apar topar alıp kale arkasında "gol atınca şişip dans edip sevinen plastik adam" olarak dikmesinin ünlü menajeri adeta küplere bindirdiği de sızan haber arasında. Bu duruma Engin' in yakın çevresine "oldu olacak Ferrari' yi de garaja çekelim" şeklinde espri yapmasının neden olduğu iddia edildi.

* şaka bir yana, geçmiş olsun Tomas Sivok

4 Ağustos 2010 Çarşamba

Geçmiş Olsun Tomas Sivok

Uzun süre sahalardan ayrı kalacağı söyleniyor. Yabancı kontenjanı dışında kalacak ilk oyuncu böylelikle belli olmuş oldu. Bu şartlarda Ferrari'nin de, Zapotocny'nin de gönderilmesi "aşırı" riskli olur.

Sivok'un sakatlığı esasında stoper rotasyonunda değil, sağ bek rotasyonunda daralma yaratacaktır. Zira artık İbrahim Toraman stoper mevkiinin değişmez elemanı olmuş durumda. Eldeki sağ bek alternatifleri de Erhan ve Ekrem ise, sağ bek üzerine düşünmek gerekecektir...

Bir ihtimal de, Ömer Toprak veya bir benzeri gurbetçi savunma oyuncusunun takıma katılması olabilir. Sivok sezon ortası takıma döner, Zapotocny devre arası elden çıkarılır... Gidişi 6 ay sarkmış görünüyor.

Sivok yokken Ferrari'den de vazgeçmek ise aklımıza getirmek istemediğimiz bir alternatif.

2010 Blog Ödülleri / Bağış


3 Ağustos 2010 Salı

Ekşi Beşiktaş - Altyapı

Bugüne kadar Ekşi Beşiktaş olarak başlangıç kadromuzun çok dışına çıkamadık, yer yer gelen talepler de olmadı değil, ama bunları yeterince değerlendiremedik.

Ayrıca altyapıdan yeterince futbolcu yetişmiyor diye kulübü eleştirirken bizim de yazar yetiştirmiyor olmamız çok yerinde bir davranış biçimi değil.

Bu nedenle altyapıya yönelik bir hamleyi başlatıyoruz. Burada yayınlanmasını istediğiniz yazılarınızı eksibesiktas@gmail.com adresine "altyapı" başlığıyla gönderin, her hafta en beğendiğimiz yazıyı burada yayınlayalım. Bir süre sonra belki de sizin isminizi de kadromuzda görürüz, kim bilir?

Not: Göndereceğiniz yazıların bizim bakmadığımız açılardan bakıyor olmasına önem vereceğiz. İdeal 11 kurmaktan farklı şeyler yaparsanız daha iyi olur. Değerlendirme süreci uzun sürebileceği için yazılarınızın zamandan bağımsız olması da ayrı bir faktör olacaktır - yani dün biten maçın değerlendirmesi, 1-2 saat sonra gerçekleşmesi muhtemel bir transfer yorumu gibi konulardan ziyade her zaman geçerliliğini koruyacak olan konulara yönelmeniz de iyi olacaktır.

Yok artık?

İllüstrasyon: Thug Love

M-OIL

18 Haziran 2010
 Demirören grubuna bağlı bir şirket olan Milan Petrol’ün M Oil’e yüzde 70 oranında ortak olduğunu ve yüzde 30 hisseninin ise Bölünmez Grubu’na ait olarak kaldığını ifade etti. Cömert, Milan Petrol olarak dağıtım lisansını da almak üzere olduklarını  açıkladı. Satın alma bedelinin henüz netleşmediğini ifade eden Cömert, önümüzdeki günlerde açıklama yapacaklarını söyledi.


4 Tem 2010
Beşiktaş Başkanı Yıldırım Demirören, sponsor desteği bulmaları halinde Brezilyalı yıldız Robinho'yu transfer edebileceklerini söyledi.

---

Okuyoruz ki M-Oil'in desteğiyle Adebayor, Robinho gibi oyuncuların peşindeyiz. 30 Milyon avrolardan bahsediliyor. Beşiktaş'ın böyle bir yatırım yapması mevcut koşullarda mümkün değil. Peki bir başka firmanın bu denli yüksek bir meblağ karşılığında sponsor olması mantıklı mı, sorulması gereken soru da bu. 


Yıldırım Demirören M-Oil'in %70'lik kısmına sahip. Belli ki bu oyuncuların transferlerini, bu satış üzerinden değerlendiriyorlar. Yani Beşiktaş kulübü Yıldırım Demirören'in bireysel ticari manevra ve hamlelerinde kullanılıyor. Bu çok açık.


Bu devirde kimse kimseye 30 milyon euro hibe etmez. Geri dönüşü olmayan paraya da kimse sponsor olmaz. Adebayor veya Robinho'nun Beşiktaş'a gelmesi halinde Beşiktaş'a katacakları artı değerin 30 milyon eurolar civarına çıkması ise mümkün değil. Sene sonunda UEFA şampiyonu, Lig şampiyonu, kupa şampiyonu da olsak, bu yatırım geri dönüş sağlamaz. 


Şüphesiz, bu insanlar bu hesabı benden çok daha iyi yapıyorlar. O zaman biz de şüpheci olmaya devam edelim. Zira üzümü ye, bağını sorma felsefesi bize pek uymaz.


Neden M-Oil?
Nasıl M-Oil?

Yıldırım Demirören hani kendi ticari meseleleriyle kulübün işlerini birbirine karıştırmazdı?


"Adam Robinho'yu getiriyor, siz hala konuşuyorsunuz"

Evet!

Konuşuyoruz. Herkes aklını başına alsın. Kimse kimseye 30 milyon euro hibe etmez. Bir akar yakıt firmasının Robinho transferi sponsorluğuyla sağlayacağı menfaat ne olabilir? 

Sorular açık.

Marka Olgusu ve Algısı - 2

Biraz marka olgusundan bahsedince konunun marka konumlandırmasına, marka stratejisine, pazarlamaya kaymasına engel olmak çok mümkün değil. Ama ben bunu fazlandırarak tartışmak istemiştim. Bundaki amacım önce Beşiktaşlılardaki marka olgusunu öğrenmek daha sonra bu olgunun zaman içerisinde uğradığı değişim sayesinde oluşturduğu marka algısına değinmek ve en sonunda da bu veriler üzerinden marka stratejisini tartışmaktı. Yine de konunun ilgi görmesi güzel. Neyse ben hedefim üzerinden ilerliyorum.

Bu serinin ilk yazısında Beşiktaş'ın Marka Olgusunu masaya yatırmaya çalıştım. Kısaca değinirsek, Marka Olgusu dediğimiz şeyi bir ev olarak hayal edelim. Marka olmak için yola çıkmış kurum o evi oluşturmak zorundadır. O evi oluşturan unsurlar da, marka karakteri, marka değerleri, hedef kitlesi, markaya bağlanmak için inandırıcı sebepler, markanın kişinin hayatına sağladığı kolaylıklar ve bunların en tepesinde de evin çatısı olarak düşünebileceğimiz marka özü vardır.

Marka evi, markanın geçmişiyle, yaptıklarıyla, yaşattıklarıyla doğrudan ilişkilidir.
Marka algısı dediğimiz şey ise, markaya bağlı kişilerin, ya da o markanın sektöründe tüketici olarak bulunan diğer kişilerin markayı anlayış şeklidir. Nedir Mesela ?

"Nike çok tiki oldu yæææ" bu bir marka algısıdır.

Nike tiki bir marka mıdır ? Bu tartışılır. Ama Nike'ın Marketing Departmanına sorsan eminim ki öyle değildir. Markayı bu şekilde konumlandırmamıştır Nike. Tiki denilen insanlar için ayrı bir segmentasyon yapıp ona göre bir pazarlama stratejisi izlemiş olabilir ama markayı "Çok tiki oldu yææ" diye konumlandırmamıştır.

Marka konumlandırması çok oynanan değiştirilen bişey değildir. Risklidir. Ama marka algısı, markanın kendisinin hoşuna gidiyorsa stratejisini değiştirebilir. Gitmiyorsa algısını değiştirmek için uğraşır.



Marka algısını değiştirmeye uğraşan en yakın tarihli örneklerden birisi Danone'dir mesela. Bir iki mail yoluyla yayılan sağlıksız ürünleriyle ilgili oluşan algıyı değiştirmek için bence gayet güzel bir strateji izledi Danone. Şu anda o algıya çok rastladığımızı söyleyemeyiz. Ama markaya zarar vermiştir orası da bir gerçek.

Marka algısı olumlu yönde de değişebilir. O marka eğer doğru yönetiliyorsa olumlu yönde değişen marka algısının rüzgarını arkasına alarak daha da büyür, daha bilinir hale getirir markayı. Puma buna çok güzel bir örnektir misal. Yaşıtlarımız hatırlar Puma'nın ilk zamanlarını, pazarda şu anki yerini düşünecek olursak geçirdiği evrim oldukça şaşırtıcı. Puma'nın geçirdiği evrim bana göre bir segmentasyon çalışması değildir. Marka evi tamamen değişmiştir. Ve bu süreç çok da güzel yönetilmiştir.



Bir marka için en büyük sıkıntılardan birisi ne olduğunu neye hitap ettiğini bilmemesidir. Ben herşeyim diyen marka göbek üstü çakılır beton zemine. Bir marka ya aykırıdır ya efendi. "Ben hem aykırı kesime hitap ediyorum ama efendi kesime hitap eden de bir yanım var" diyemez o marka. Ne olduğunu, nerede konumlanacağını bilmelidir. Bu hedef kitlesi büyük markalar için bile geçerli olan birşeydir. O marka kendisini "7'den 70'e" diye ifade etse bile 7-70 arasındaki özgür ruhlu kişilerin yanındadır aslında. Ya da tam tersi.

Beşiktaş Markasına gelirsek, yarattığı olgu zaman içerisinde bana göre çok değişmiştir. Marka olgusu, Beşiktaşlılık Duruşu diye birşeyi ortaya çıkarmışken marka algısı o duruşu temelinden sarsmaktadır. Bir markanın tepesindeki kişi elbetteki zaman içerisinde değişecektir. Ama o markanın tepesine gelen kişi marka evini doğru anlamadıysa o marka için çok risklidir. Kişisel ihtiraslarını asla marka yönetimine yansıtmamalıdır. Eğer başına geldiği şeyin bir marka olduğuna inanıyorsa tabi.

Markanın tepesine gelen kişi marka evinden rahatsız olabilir. Bu da gayet normaldir. Doğal hakkıdır. Markanın konumlandırmasını değiştirmek istiyor olabilir. Ama bu da ciddi bir planlama gerektirir. Markanın değdiği her mecrada çok hassas adımlar atılması gerekir. Marka evinin çatısı olan "Marka Özü" bu yolda en son değişecek şeydir. İlk değişecek şey ise kesinlikle değildir. Temelden başlamalısın marka evini değiştirmek istiyorsan. Marka evini değiştirmek için önce marka olgusunu doğru anlamalısın daha sonra marka algısını çok çok iyi analiz etmelisin. Çünkü marka evinden rahatsızsan marka algısı bu rahatsızlığın birinci sebebi olmalıdır.

Nike'ın başına gelen birisinin "Yææ bizim marka çok tiki yææ" diye marka evini değiştirmeye başladığını düşünsenize.

Beşiktaş marka algısı değişmiştir. Ve bu değişimin nedeni de zaman içerisinde değişen marka yönetimi anlayışıdır. Burada amacım şu anki yönetimi eleştirmek değildir. Aynı şekilde önceki yönetimleri de eleştirmiyorum. Ama yönetim şekillerinin marka algısını değiştirdiğini de biliyorum.

İlk yazıda "helldoradotcom" nickli kullanıcımız bu değişime çok güzel bir örnek vermiştir; "Besiktas markasi bir tekstil urunu olsaydi eskiden ucuz ama zor bulunan bir el orgusu hirka iken simdi United colors of benetton hirkaya donmustur."

Eğer marka evini değiştirecekse Beşiktaş, bu değişen marka algısını iyi analiz etmelidir. Marka algısı markayı tüketenler üzerinde olumlu bir etki mi bırakmıştır yoksa marka algısını değiştirmek için yeni bir strateji üretmeli midir markayı yöneten kişiler buna dikkat etmesi gerekir.

Marka algısının değiştinin farkında olmayan bir yönetim var ise durum zaten içler acısıdır. Hatta daha da abartırsam marka algısının farkında olmayan bir yönetim varsa o zaman yine en başa "Beşiktaş bir marka mıdır ?" sorusuna geri dönüyoruz.

Marka algısının değişiminin olumlu mu olumsuz mu olduğu sorusuna ben genele bakarak bir cevap veremiyorum. Beşiktaş gibi bir markayı yönetmek bir bakıma da çok kolaydır. Çünkü bu tarz markalara bağlılık kolay kopabilen bir bağlılık değildir. "Nike tiki oldu yæææ" diyip Adidas'a geçen bir tüketici değildir Beşiktaş'ı tüketen kitle. Geçen sene herşeyi eleştiren herşeyden mutsuz olan hedef kitlenin büyük kısmı bu sene en basitinden yapılan transferler neticesinde herşeyden mutlular. Ama şahsi olarak konuşacak olursam marka algısındaki değişimin bende yarattığı etki olumsuzdur. Ben rahatsızım bu değişimden.

Sizde durum nedir ?

Değişen marka algısını da biraz konuşalım biraz netleştirelim. Daha sonra marka konulandırmasını ve stratejisini konuşalım. Genelde en çok konuşulması sevilen konular bunlar aslında ama o tartışmanın bir temeli olmak zorunda. Önce o temeli bir oturtalım.

2 Ağustos 2010 Pazartesi

Bu Kariyeri Babam Yaptı

Kendim İçin İstiyorsam Namerdim, Tamamen Milli Menfaat

Emir Preldzic Türk Milli basketbol takımında oynatılacağı gerekçesiyle Türk yapılır. Sonra problemler çıkar, Sloven basketbol federasyonu yetiştirme ücreti talep eder. Türk basketbol federasyonu kabul eder / reddeder derken Milli takım sporcuları arasında Preldzic'in Türk yapılması hakkında problemler çıkar...

Gözüken o ki, Preldzic Dünya şampiyonasında milli takımın formasını giymeyecek. Bir daha da hiç giymeyecek.

Sonuç: Fenerbahçe yabancı kontenjanını +1 açıp inanılmaz bir avantaj sağlamış oldu.

Şehrin karşı yakasındaki "Sarı - Kırmızı" durur mu? Onlar da hemen yeni transferleri Preston Shumpert'ın Türkleştirilmesi için başvuruda bulundu...

Mesele Beşiktaş, Galatasaray, Fenerbahçe meselesi değil...

Kural tanımazcılığın, işi kılıfına uydurmacılığın en güzel örnekleri bunlar. "Milli takımda oynatacağız" diye bir oyuncuyu Türk yapıp, alt yapısını da hazırlamayıp "En kötü Fenerbahçe'ye yarar" diye bir karar alıyorsunuz. Her şey tahmin edildiği gibi gerçekleşiyor ve yine tek kazançlı Fenerbahçe oluyor.

Ağlamayana meme yok. Fener'e kıyak geçildi ya, aynısından Galatasaray da istiyor. Hakkıdır lakin sadece Galatasaray'ın hakkı değildir.

Şimdi birazdan gelip, Mert Nobre ama... diye cümleler kurarlar. Biz ona da karşıyız. Lakin sorularımız baki;

Madem Türk Milli takımında oynayacak futbolcu, basketbolcu arıyorsunuz. Bula bula Marco Aurelio ile Emir Preldzic'i mi seçiyorsunuz? Yok canım, kandırmayın bizleri.

İşte 2010 yılı Türkiyesi ve Türk sporu.

1 Ağustos 2010 Pazar

Dedikodu Yarışması Sonuçlandı

Temmuz ayında gerçekleştirdiğimiz dedikodu yarışması sonuçlandı. 50'den fazla kişi harikulade yaratıcılıklarını konuşturarak, enfes transfer haberleriyle yarışmamızı şenlendirdi. Hepsi birbirinden güzel olsa da birini seçmek gerekiyordu ve biz de Manu'nun haberini birinci seçtik.

İşte o haber:

"Beşiktaş'ın son bombası !!!

Beşiktaş, Paraguay milli takımının yıldızı Larissa Riquelme ile 5 yıllığına sözleşme imzaladı.

Transferi Paraguay milli takımı Güney Afrika'da kampta iken bitiren Serdar Adalı ''Her türlü pozisyona kolaylıkla uyum sağlayabilen, joker bir oyuncuyu takımımıza kazandırdık, rakip takımın dikkatini dağıtan, çok çılgın bir stile sahip oyunucu transfer ettik'' dedi.

Taraftarlar arasında infiale yol açan transfer haberi ile birlikte kombine kartların hepsi tükendi.

Ancak Yıldırım Demirören'in ''Basında çıkan uygunsuz fotoları yüzünden, transferi durdurma aşamasındayız'' demesi şüphe yaratsa da Riquelme'nin internet sitesine tıklanma rekorları kırdıran taraftarların, sevgi sözcükleri sarfetmelerine engel olamadı."

Manu, gösterdiği bu başarıyla yarışmamızda birinci olarak "Ekşibeşiktaş Tişörtü" kazandı. En kısa sürede eksibesiktas@gmail.com adresine iletişim ve adres bilgilerini göndermesi durumunda hediyeyi kendisine ulaştıracağız. Ekşibeşiktaş yarışmaları yeni sezonda da tam gaz devam edecek!