.

.

.
Ekşi Beşiktaş. Blogger tarafından desteklenmektedir.

kalashnikov etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
kalashnikov etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
23 Ağustos 2010 Pazartesi

Başkan' ın Uçağı

Sevgili Başkanımızın uçağı bir kez daha transfer için havalanmış durumda. Bu transfer sezonunda 75-80 kez havalandı sanki bu uçak. Bu uçak dizel mi? 100km' de kaç lt yakıt tüketmektedir? Otomatik vites midir bu uçak? Yoksa taraftarımızın uçağın kanatlarına yolladığı dualar ve pozitif sinerji yeterli midir uçması için? Camiadaki bu transfer çılgınlığı bitmek bilmedikçe bu uçak daha çok havalanır. Yarın "Robinho yetmez, orta sahanın kuzey yamacına hafif kavruk 4 ciğerli bir adam lazım" diye duyarsak şaşmayalım. Artık kabuk değiştirdik, yeni Fenerbahçe, hatta küçük Real Madrid biziz. Ne de olsa futbolun en büyük gerçeği "bas parayı al kupayı" sözüdür. Takım olmakmış, uzun vadeli yapılanmaymış, kadro istikrarıymış bunlar ne ki? Istanbul'dan kalktı uçak, Bu transfer ne olacak? Kavruk yıldız gelmez ise, Büyük Başkan tefe konacak.
11 Ağustos 2010 Çarşamba

Aboneyiz Abone

Sene 1992, Türkiye’ nin teröre kurban verdiği yıllardan biri… Yapılan seçimlerle yerel yönetimler Tansu Hanım’ a armağan edilmiş, Tanju Çolak kaçak Mercedes’ ten hüküm giymiş, Somali’ ye askeri birlik göndermişiz, Çekiç Güç’ ün görev süresi uzatılmış, Susurluk' un ölüm mangaları kan kusturuyor, Bosna Savaşı başlamış... Tek tek saydığımızda neredeyse tek bir güzel toplumsal olay bile yok. Metallica’ nın ilk İnönü konserine de daha 1 yıl var...

Tüm bunlara rağmen bir Beşiktaşlıya sorsanız, belki de hatırladığı en güzel zamanlardır takımın fırtına gibi estiği, namağlup şampiyon olduğu, Gordon Milne’ in yedek kulübesinden çıkmadan eli yanağında maç izlediği Seba başkanlığındaki bu yıllar. İşte o yıl “Abone” şarkısıyla ortalığı adeta kasıp kavuran, Kayahan’ ın damadı zurnacı Tayfun ve “Bebeto” Burak Kut’ la birlikte ilk popçulardan olan Yonca Evcimik, Karakartal’ ın yükselen trendiyle Türk Magazin basınının eşsiz zekası birleşince soluğu Fulya’ da alıvermiş. Ne de olsa İstanbul’ un göbeği, iki adım yer… Yanına yüksel bel kesimli pantolonları, macerayı seven adam saç kesimleriyle, Kadir’ li Ulvi’ li, Zeki’ li Şifo’ lu efsane kadroyu da almış ve bu unutulmaz pozu vermiş… Şimdi kalkıp “atla gel Ümraniye’ ye be Yoncimik” desek yine gelir misin? Dokunabilir misin sözleşmesi dondurulmuş Fink' in göz yaşlarına?

5 Ağustos 2010 Perşembe

Yabancı Sayısı Sorununda Progresif Çözümler

Yabancı sayısı nedeniyle yeni transfer yapmakta zorlanan ve hangi oyuncusunu göndereceğine bir türlü karar veremeyen Siyah Beyazlı camiada sorunun çözümüne yönelik enteresan uygulamalar birbiri ardına gündeme geliyor.

Sivok Donduruldu

Bu uygulamaların ilk kurbanı, takımın Çek stoperi Sivok olurken, kendisine Mecidiyeköy Uğur Center' daki Algida dolabında güçlükle yer açılabildi. Aslan Maxlarla ilk etapta uyum sorunu yaşadığı gözlenen Sivok, Magnumlardan da oldukça tedirgin gözüktü. Başkan Demirören' e "başkanım üşüyorum" mesajı gönderen futbolcunun zor durumda olduğu gözlendi.*

Holosko' da Yüz Nakli

Bir diğer çözüm de Slovak forvet Holosko için gündemde. Estetik operasyonla yüzü eski Ankaragüçlü Yılmaz' a benzetilen Holosko' nun bu yöntemle Türk statüsünde oynatılabileceği sızan haberler arasında.

Bobo Çikolata Oluyor

Karakartal' ın Brezilya golcüsüne ise çikolata formülü getiriliyor. Ünlü bir çikolata şirketinin sponsorluğunda geliştirilecek çözüme göre Bobo, bir devre Beşiktaş' tan oynarken diğer devre karşı takıma geçecek ve ilk 10-15 dakikada atacağı goller, maça henüz iki takım da ısınamadığından sayılmayacak.

Sinan Engin Şokta

Bu çözüm tartışmaları camianın gündemini meşgul ederken, bir grup haşarı taraftarın kulübün eski menajeri Sinan Engin' i gece apar topar alıp kale arkasında "gol atınca şişip dans edip sevinen plastik adam" olarak dikmesinin ünlü menajeri adeta küplere bindirdiği de sızan haber arasında. Bu duruma Engin' in yakın çevresine "oldu olacak Ferrari' yi de garaja çekelim" şeklinde espri yapmasının neden olduğu iddia edildi.

* şaka bir yana, geçmiş olsun Tomas Sivok

30 Temmuz 2010 Cuma

Makus Tarih ve Giuseppe Bergomi

Beşiktaş' ı ne ara ve neden sevmeye başladım hatırlamıyorum. Hatta şu an bile neden sevdiğimi bilmiyorum. Gerçi sevme işini kim mantık dahilinde açıklayabiliyorsa onun sevgisinden de şüphe ederim. Her neyse, bu garip sevgi öyle bir şey ki bir süre sonra ona dair şeyleri de sevebiliyor insan saçma bir şekilde. Mesela normalde yüzlerini görmeye dayanamadığım Sinan Engin ya da Yıldırım Demirören' i bile bir süre sonra aklıma Beşiktaş' ı getirdiği için sevmeye başladım. Bu gidişle yakında Fenerbahçe ve Galatasaray' ı da sevmeye başlayabilirim sanırım. Karakartal' ın Avrupa' daki makus talihi de yukarıdaki hastalıklı durumdan nasibini almış gibi duruyor nazarımda. Hatırladığım en eski Avrupa Kupası maçlarımız Atletico Madrid, Dinamo Zagreb ve Inter maçlarımız. Feyyaz' ın Zagreb' e gol attıktan sonra kapalı önündeki göbek dansıvari sevinci, San Siro' da bulduğumuz ama sonra yenecek golleri düşünüp de sevinemediğimiz gol, o maçta Ulvi' ye formasını veren Bergomi, Bergomi' nin formasını, yeğeni olan arkadaşıma veren Ulvi, atari salonunda street fighter oynarken formayı unutup kaybeden arkadaşım aklımda kalan ilk hatıralar gibi. Uzun yıllar Avrupa mücadelelerimizi "çok güçlü takımlarla oynanıp öyle veya böyle elenmemizle sonuçlanan garip iki maç" olarak kabul etmiştim. "Engin! düştü kalktı (arka planda gooool efekti)...", "Litmanen, Litmanen, Litmanen... Eyvah eyvah Litmanen" ler mi istersin Malmö' lere, Auxerre' lere 2-0 dan verilen turlar mı... Gittiğim bazı konserler ve bir kaç özel anı dışında hayatımın en güzel zamanları arasında sayabileceğim Barcelona, Chelsea gibi maçları belki de bu kadar unutulmaz kılan duyguyu da bu çocukluk sendromuna borçluyduk. Çünkü bu galibiyetler inanılmazdı, olacak iş değildi... Sert ve bozuk zeminde sert ve garip "Doğu Bloğu" takımlardan verkaçlar eşliğinde yenen gol sonrası seyircinin 2 sn sonra gelen gol sesiydi bizim klasiğimiz. Maçın son anında dünyanın en komik ironilerinden biri gibi köşede gözüken Peruzzi görüntüsünü bir Beşiktaş' lıya açıklama gereği bile duymazsınız, çünkü herkes her şeyin farkındadır. Olması gereken budur. Bundan bi kaç yıl önce basketbol takımımız gruplarda 10 da 10 yaparak ULEB Kupası' nda sekizli final oynama hakkını kazandığında ve bizim oraya gittiğimizde, 10 gün önce 20 sayı farkla yendiğimiz Galatasaray' a karşı bütün maç 10-12 sayı geri gittikten sonra son dakikada maçta ilk kez öne geçmemiz ve GS son hücumu kullanmadan sonra bir abimin bana dönüp "biz bu maç için buraya kadar geldiysek ve harbi Beşiktaşlıysak bu son basket girer maç da biter" demesi ve o ana kadar 7 de 0 la oynayan Cüneyt Erden' in üçlüğü şlak diye sokması bana ne kadar sıradan geliyorsa eminim sizin için de öyledir. İçinizi kararttığımın farkındayım, hatta "hiç mi güzel zamanlar olmadı" sanki diyenler de vardır tabii ki ama kabul etmek lazım ki bu makus kader de bizim bir özelliğimiz. Kaleci topa sert vurup, defans adamının sırtına çarpıp gol yiyorsan durup düşüneceksin bir kere. Kendimizle barışık olmamız gerektiği gibi Beşiktaş' la da barışık olmamız lazım. Schustermiş, Plzen maçıymış, defans kötüymüş kafaları çok da takmamak lazım.
21 Temmuz 2010 Çarşamba

Takas Güncesi ve Global Hedefler

Söylentilere göre :
Batuhan' ı Eses' e verdik, sonra Tello+Zapo+Erkan Zengin karşılığı geri alıyoruz.
Daha sonra Fink+Delgado+Zapo+1 milyon Avro verip Tello' yu kaçırıyoruz.
Ardından Quaresma+Ferrari+Ernst' i verip Amare Stoudamire' ı alıyoruz.
Ordan gelen kaynakla Hilbert+Guti karşılığı bu üçünü geri alıyoruz.
En son, kulüp + 10 milyon Dinar verip LeBron James' i Miami' den 3+1 opsiyonlu alıyoruz.
Ve işte EkşiBeşiktaş' ın 40. yılı.

Ara