.

.

.
Ekşi Beşiktaş. Blogger tarafından desteklenmektedir.

25 Nisan 2009 Cumartesi

Pes Etmek Yok!

Fikstürümüz çok daha zorlu olabilir, puan olarak geride olabiliriz, Anadolu'dan şampiyon çıkması fikri pompalanıyor olabilir, Anadolu'dan bir şampiyon çıkacaksa Beşiktaş'la çekiştiği bir sezonda çıkacağını da hepimiz biliyor olabiliriz... Ama, Pes etmeyeceğiz! Tüm maçlarınızı kazanalım, şampiyon olamayacaksak öyle olmayalım. O sene bu sene, bu takım o takım...

Mustafa Denizli'nin Oyun Planı Üzerine

Hepimiz aylardır Sivok'un stoperde mi ön liberoda mı oynadığını tartışıp duruyoruz. Ancak bence kaçırdığımız bir husus var. O da; bir oyuncunun nerede oynadığından öte o oyuncunun hangi görev tanımıyla sahada yer aldığıdır. Örneği uzakta aramaya gerek yok. Sivok eğer stoper görev anlayışıyla oynatılıyorsa, ön liberoda veya stoperde oynamasının bir farkı yoktur. Bu bağlamda üzerinde hemfikir olduğumuz problem, Sivok'un bireysel taktiğinin "stoper" olmasıdır. O zaman Mustafa Denizli'nin neden bu tercihte bulunduğunu anlamaya çalışmamızda fayda var. Denizli, Cisse'yi oynattığında farklı, Sivok'u oynattığında farklı bir görev tanımı veriyorsa bunun bir anlamı olmalı. Resimde Beşiktaş'ın Bursaspor karşısındaki ilk yarı dizilişini görüyoruz. Burada Sivok'un pozisyonuna takılmamakta fayda var. Benim gördüğüm gibi sol stoper değildir de ön liberodur. Neticede stoper mentalitesiyle oynadığına göre oraya takılmayalım. Beşiktaş'ın Ernst ve Delgado ile kontrol ettiği göbeği Bursaspor da iki oyuncuyla kontrol ediyor; Mustafa Sarp ve Kirita. Bu saydığımız 4 oyuncuda bu ligin önemli oyuncuları. Mustafa Sarp, "oyunun iki yönü" diye başlayan cümlelerin en önemli öznelerinden biri. Bugün futbolun futbol olduğu yerlerde şu dizilişlere bakan herkes Beşiktaş'ın orta göbekte sıkıntı yaşayacağını söyleyecektir. Ernst'in rakibin daha ofansif oynayan ortasaha oyuncusu Mustafa Sarp'la eşleşeceğini kabul edersek Kirita'yla da Delgado eşleşecektir. Dolayısıyla Kirita'nın her öne çıkışı Ernst için Kirita mı Sarp mı ikilemine neden olacak ve Beşiktaş, Mustafa Sarp'ın ekstra varlığıyla takım savunmasında eşleşme problemleri yaşayacaktır. Sol önde oynayan Bobo rakibin sağ bekiyle, sağ önde oynayan Holosko rakibin sol bekiyle geriye döndüğüne göre eşleşme anlamında Beşiktaş'ın başını ağrıtacak en önemli noktanın rakip ortasaha oyuncuları olacağını söyleyebiliriz. Lakin oynanan oyuna baktığımızda bunun maçın hiçbir yerinde gerçekleşmediğini görüyoruz. Bursaspor'un etkili oyuncularının sağ açık, sol açık ve forvet olması nasıl açıklanabilir? Mustafa Sarp'ın ve Kirita'nın maç boyunca rakip kale için herhangi bir tehdit oluşturmamalarının nedeni ne olabilir? Burada bahsedilen Kirita'nın veya Mustafa Sarp'ın gol pozisyonuna girmesi, asist yapması da değildir. Takım hücumu adına bir doğru pas ta bir asist kadar değerli olabilir. Bizim bu oyuncularda o maç özelinde göremediğimiz şey de budur. İşte burada Mustafa Denizli'nin hesabı devreye giriyor. Bursaspor ve Sivasspor bu ligin en önemli Anadolu takımları ve Anadolu futbolunu sırtlayan birileri varsa, onlar bu takımlar. Kirita ve Mustafa Sarp'ın rakip kale için en ufak bir tehlike oluşturmadığı, İbrahim Dağaşan'ın kendi yarı sahasını terketmediği bir ligden bahsediyorsak, Denizli'nin hesabının en azından bir mantığa dayandığını görebiliriz. Eğer Kirita kendi savunmasının hemen önünde, tıpkı bizim Sivok gibi stoper mentalitesiyle oynuyorsa onu karşılayan oyuncunun Matias Delgado olmasının ne sakıncası olabilir? Biz elbette Avrupa futbolunu takip eden insanlarız. Bu diziliş hiç şüphesiz bize utanç verici geliyor. Ancak Beşiktaş'ı cezalandırmak için Kirita hamlesini yapmayan bir Bursaspor, İbrahim Dağaşan hamlesini -belki oyuncu kalitesinde yetersizlikten ötürü- yapmayan bir Sivasspor'un yarıştığı bir ligde olması gereken belki de bu. Bugün Fenerbahçe aynı taktiği yaptığı Arsenal karşısında 15 dakikada pes ediyorsa, bunun nedeni orada hemen Fabregas ve Abou Diaby hamlelerinin gelmesi, Alex'in rakip ön libero Denilson peşinde koşmaktan yorulması idi. Neticede bir hatanın ortaya çıkarılması için o hatanın cezalandırılması gerekir. Peki bu taktik neden başarılı olmuyor? Öncelikle şunu belirteyim. Delgado'nun göbekte Ernst'le oynadığı bu dizilişte Beşiktaş'ın ofansif anlamda bir sıkıntıya düştüğünü söylemek güç. Elbette Delgado, Cisse'den ofansif anlamda daha büyük bir tehdit. Ancak malumunuz futbol tek taraflı oynanan bir oyun değil. Hücum etmek için topa sahip olman gerekir. Topa sahip olmak için de iyi savunma yapmak. Aslında burada temel problem Kirita, Mustafa Sarp, İbrahim Dağaşan gibi oyuncuların oyunda yıldızlaşmalarından çok, Beşiktaş'ın oyuna hükmedememesi. Kirita, Mustafa Sarp son derece silik ve etkisiz bir futbol oynasalar bile, takımları adına olumlu işler yapmasalar bile, oyunun egemenliğini rakibe bırakmıyorlar. Bu da, elbette kitlenmiş bir oyuna sebebiyet veriyor. Maç boyunca kendi savunmasının önünde sağdan alıp sola veren bir Kirita ne kadar tehlikeli olabilir ki? İşte Mustafa Denizli alacağı riski burada alıyor. Rakip üzerinde ciddi bir baskı yaratmamayı önemsemiyor, topa daha az sahip olmayı problem etmiyor. Cisse yerine Delgado'yla oynamanın savunmada yaratacağı sıkıntıdan öte hücumda yaratacağı ekstralara sarılıyor. Belki de Kirita'ya güvenerek Delgado'dan Cisse'yi çıkarıyor ve pozitif bir rakam elde ediyor. Oyunu, kanat oyuncularından öte Kirita / Delgado'dan kazanıp kaybetmeyi tercih ediyor. Michael Fink hamlesiyle de açık seçik ortaya koyuyor ki; bunu sadece bu mevsimin gereği olarak görüyor...

Michael Fink'te İşlem Tamam

Sözleşme Süresi: 3 Yıl Ödenecek Rakam Yıllık 1,5 Euro http://www.ntvmsnbc.com/id/24960293/ Daha önce söylediğim gibi Fink hakkındaki enteresan bilgileri Beautiful Freak'ten bekliyoruz. Zaten saolsun Fink'le ilgili söylenebilecek çoğu şeyi şuradan Borges söylemiş. Şimdi kalkıp öyledir böyledir diye yazacak halimiz yok. O bilgilerden edindiğim izlenim; Almanya'nın kalburüstü takımlarında daimi yedek olarak oturacak bir oyuncu olduğu. Kariyer gelişimi de zaten bunu söylüyor. Bence bu transfere şöyle bakmak lazım; Beşiktaş futbol takımı Edouard Cisse'yle sözleşme yenilemeyip ondan daha iyi bir oyuncu almıyor. Bu transfer daha çok takımın ruhunu değiştirmeye yönelik bir hamle gibi geliyor. Ortasahada Alman ekolünün hüküm sürdüğü bir Beşiktaş... Yani bu transfer, Beşiktaş'ı oradan alıp buraya koyacak bir transfer asla değil. Sözleşmeleri bittiği için aynı şartlara sahip, kalite olarak birbirine yakın iki oyuncudan ( Fink / Cisse ) Beşiktaş'ın oyun ruhunu değiştirmeye yönelik bir hamle gelmiştir. Şimdi buradan kalkıp 1. santraforu Nobre olan takım Şampiyonlar Ligi'nde ne yapabilir sorusuna dönüp, ortasahasında Fink olan, vizyonu yabancı transfer olarak Fink'i getirmek olan bir Beşiktaş, Şampiyonlar Ligi'nde ne yapabilir soruları elbette sorulabilir ve hepsi anlamlı olur. Tabii ki arada ciddi bir fark da mevcut zira Nobre yabancı kontenjanını işgal etmiyor, Fink ediyor. Bugün Ronaldinho'yla Kaka'yı getirsen bile Üzülmez'den daha iyi sol bek yoksa yine onla oynayacaksın. Edouard Cisse'nin yıllarca Fink'ten daha önemli takımlarda oynamış olması, Şampiyonlar Ligi tecrübesine sahip olması ve uyumlu bir karakter olması ise can sıkıcı bir başka nokta. Neticede Beşiktaş Fink transferini gerçekleştirerek hedeflerinin ne olduğunu az çok ortaya koydu. Bu hedefler beni tatmin etmez. Önümüzdeki sene de Galatasaray deplasmanında bir çok yorumcunun, "Beşiktaş yetenekleri kısıtlı takım, arada kalite farkı var" yorumu yapacak olmaları can sıkıcı. Bu bağlamda Fink transferini bir artı değer olarak görmemekte fayda var. Buradan çıkacak en olumlu fikir, Denizli'nin -aynı kalitenin oyuncuları olsalar da- kendi istediği oyuncu grubuyla çalışmasına olanak sağlanmasıdır.
24 Nisan 2009 Cuma

Zlatan İbrahimovic

Kendisinin Nevio Scala döneminde Beşiktaş tarafından takip edildiğini, Scala'ya sunulduğunu, Scala tarafından reddedildiğini, elini çabuk tutan Ajax tarafından 7,5 milyon euroya transfer edildiğini biliyor muydunuz? Peki sizce İbrahimovic o tarihte Beşiktaş'a gelmiş olsaydı yine bu konuma gelebilir miydi?

Haydi Hayırlı Olsun...

***BJKAS*** BESIKTAS FUTBOL YATIRIMLARI SANAYI VE TICARET A.S.'NDEN GELEN YAZI: KONU: SIRKETIMIZ PROFESYONEL FUTBOLCULARINDAN MERT NOBRE ILE ARAMIZDAKI MEVCUT SOZLESMENIN UZATILMASI HUSUSUNDA MUTABAKATA VARILMIS OLUP, SOZLESME DETAYLARININ NETLESMESI SONRASINDA AYRINTILI ACIKLAMA YAPILACAKTIR. Beautiful Freak'in de dediği gibi, Nobre'siz bir gelecek sezon planlaması biraz yamuk oluyordu. Bugün itibariyle hepimizin ortak olduğu bir husus varsa o da Bobo'nun sezon sonu gideceğidir. Bakın gitmelidir demiyorum, gidecektir diyorum. Çünkü Nobre'yle sözleşme yenilendi ve Nobre sakat olmadığı her maç 11'de çıktı. Yine yedek kalacak bir Bobo'nun kendisi dahil hiç bir yere hayrı olmadığı ortaya çıktığına göre bu evlilikte ısrar etmenin gereği yok. Bobo'daki tek sıkıntı iyiden iyiye formdan düşmüş olması. Bu, satış konusunda yönetimi zorlayacaktır. Mustafa Denizli bir yandan bu sezonu götürürken diğer yandan gelecek sezonun planlamasını yapmakla meşgul. Fink'in transferi büyük oranda bittiğine göre önümüzdeki sezon Sivok stoper olarak görev yapacak. Ernst savunmanın önünde Cisse görevinde, Fink ise şimdiki Ernst görevinde olacak. Nobre'yle sözleşme yenilendiğine göre ileri uçta oynacak 2 forvet alternatifinden biri olacağı kesin. Bu şartlarda 2. isim Batuhan olur mu olmaz mı zaman gösterecek. Başkanın açıklamalarından Batuhan'a güvenilmediği ortaya çıkıyor. O vakit Nobre'yle değişmeli oynayacak bir forvet arayışı içinde olunacağı aşikar. Diyeceksiniz ki madem öyle Bobo kalsın. Bobo'nun kalıp faydalı olmak gibi bir gayesi var mı emin değilim. Hem şampiyon olunduktan sonra buradaki misyonunu tamamladığını düşünmesi de olası. Neticede Nobre ismi bir takım için tek başına bir anlam ifade etmeyebilir. Ancak Nobre'nin Beşiktaş'taki konumuna bakarsanız Nobre'nin saha içinde bir birleştirici etki yaptığını kolaylıkla görebilirsiniz. Bu açıdan bakıldığında bile Nobre hamlesi çok olumlu bir hamledir. Sözleşme yenileme hadisesinin gelişimi açısından Nobre sanki bu takıma yeni transfer oluyor. Gitgide azalan umutlar, Bobo'nun gideceğinin az çok anlaşılır olması gelecek sezon için bizleri kaygılandırıyordu. Nobre'nin sözleşme yenileme hususunda ciddi bir girişimde bulunduğu ve bu şekilde orta noktaya gelindiği söyleniyor. Eğer bu gerçekse - ki ortaya çıkar bir kaç güne - sevincimiz biraz daha artar... Bu arada, biri iyileştirsin artık şu adamı, yoksa biz de onun gibi fıtık olacağız bu gidişle...

Bu Yürüyüş Ya Siyaha Ya Beyaza...

Beşiktaş stabil şekilde istekli futbol oynuyor uzun yıllardır... Sergen, Tümer ve bitik renkli büyük eskileri gittiğinden beri bu iş böyle... Ertuğrul Sağlam'la ya da Tigana'yla maç içinde kırılganlık da gösteren bu istekli futbol Mustafa Denizli'yle birlikte sayıca eksik kalmadıkça sekmeden her maça yansır oldu. Son üç aydır, ligin konjonktürü işleri Beşiktaş için yoluna koydu. Kaybedilen 8 puan çok sıkıntı yaratmadı, nitekim rakipler hep daha fazlasını kaybetti ve "Ya tamam ya devam" maçları sıkıntı yaratmadan Mayıs'a kadar ötelendi... Pazar günü ise, Beşiktaş'ı üç ihtimalli çok kritik bir deplasman bekliyor. Bu ligin gerçek deplasmanlarından biri Eskişehir. Geçen sene zar zor bulduğum Numaralı biletiyle İnönü'nün nasıl da hakkını verdiklerini karşıdan izleme şansı bulmuştum. İlk yarıdaki maç Beşiktaş'ın ve Tello'nun çok iyi oynadığı maçlar arasına girdiğinden, çok fazla seslerini duyamadık. Ama bugünlerde yaşadıkları sıkıntıları da göz önüne alırsak; taraftarıyla ve iştahlı futbolcularıyla maça sonuna kadar asılacaklardır. Beşiktaş ideal kadrosuyla ve sıradanlaşmış iştahıyla oynarsa, ligin nisbeten dişli Eskişehirspor'unu maçın başında kalesinin önüne yığıp, golü erken dakikalara sıkıştırabilir. Ancak Youla'nın savrukluğuna rağmen süratli deparları ve olası bir kilitlenmiş, boşa harcanmış ve önde bitirilememiş ilk yarı Beşiktaş'ı sıkıntıya sokacaktır ve maçı sıkıştıracaktır... Sivasspor'un muhtemel puan kaybı sonrası ikinci defa ıskalanacak liderlik ve maçın ardından gelecek Galatasaray galibiyeti haberi, Fenerbahçe derbisini yine "ya tamam ya devam" kıvamına getirebilir... Açıkçası, Denizli'nin takıma kat ettirdiği şampiyonluk iştahı maratonu sonrasında taraftara aşıladığı müthiş güven tartışılmaz... Yine taktik anlamda başarısı yıllardır tartışılan Denizli'nin ilk aylarında daha çok karşılaştığımız stabil olmayan takım taktiği ise taraftarı maç içi tedirginliklere itiyor maalesef... İnönü'de alınamayan liderlik ben ve benim gibi düşünen nisbeten kötümser taraftarları maalesef huzursuz ediyor. Daha kötüsü bu haftaki sonuçlar neticesinde kazanamayan bir Beşiktaş'ın Galatasaray'ı yarışın içine çekme ihtimali... 33. haftada oynanacak böyle bir şampiyonluk maçını elbette Digiturk ve bu işten servet kaldırmış Türk medyası heyecanla bekleyecektir, bizim için ise 2003 Mayıs'ındaki 5 puanlık farkla girilmiş bir derbiden başka kabul edilebilir bir durum yok 33. hafta için...
22 Nisan 2009 Çarşamba

FTK. Yarı Final 2.Maçı: Beşiktaş 1-2 Ankaraspor

Stat: BJK İnönüHakem: Hüseyin Göçek, Bülent Gökçü, Alpaslan Dedeş, Serkan Çıkan. Beşiktaş: Hakan Arıkan, Serdar Kurtuluş, Cisse, Gökhan Zan, Delgado (Dk.66 Tello), Bobo, Ekrem Dağ, İbrahim Üzülmez, Holosko, Fabian Ernst, Yusuf Şimşek (Dk 66 Uğur İnceman). Yedekler: Rüştü Reçber, Tello, Sivok, Uğur İnceman, Erkan Zengin, Aydın Karabulut, Serdar Özkan. Teknik Direktör: Mustafa Denizli Ankaraspor: Senecky, Ediz, Mehmet Çakır, Roguy Meye, Theo (Dk.46 Murat Tosun), Ömer, Erhan, Hürriyet, Adem (Dk. 85 Mehmet Özdemir), Ramazan, Umut (Dk.73 Neca) Yedekler: Ramazan, Baki Mercimek, Murat Tosun, Anıl, Neca, Murat Akyüz, Mehmet Özdemir. Teknik Direktör: Aykut Kocaman Goller: Holosko (Dk.35)Meye (Dk.22), Ömer Aysan (Dk.81) Ankaraspor Sarı Kart: Senecky (Dk.90+3) Ankaraspor

İki Resim Arasındaki 7 Fark

Fatih Terim ve Mustafa Denizli. Türk futbol tarihinin şu ana dek en başarılı iki teknik direktörü. Hatta aralarında ilginç bir rekabet de vardır ki, Fatih Terim Türkiye'yi ilk defa Avrupa Şampiyonasına götürmüş, akabinde Mustafa Denizli Türkiye'yi Avrupa Şampiyonasında ilk defa çeyrek finale çıkarmış, en sonunda da Fatih Terim Türkiye'yi Avrupa Şampiyonasında ilk defa yarı finale çıkarmıştır. Bu hesaba göre, bir sonraki turnuvada Denizli finali, ondan sonraki turnuvada da Terim kupayı Türkiye'ye getirmelidir de konumuz o değil. Konumuz iki teknik direktörü V.Ö. misali karşılaştırmak. Bakalım iki kurt hocanın arasındaki 7 farka:

1)

Mustafa Denizli kızları meşhur İzmir'de doğmuştur,

Fatih Terim, adliyesi meşhur Adana'da doğmuştur.

2)

Mustafa Denizli gecelerin adamıdır,

Fatih Terim evinin adamıdır.

3)

Mustafa Denizli gönül adamıdır, sevdi mi gönülden sever, sildi mi gönülden siler,

Fatih Terim ciğer adamıdır, sevdi mi can ciğer kuzu sarması olur, sildi mi ciğeri söker.

4)

Mustafa Denizli güler,

Fatih Terim kaş çatar.

5)

Mustafa Denizli'nin kısa bir Almanya macerası olmuştur,

Fatih Terim'in kısa bir İtalya macerası olmuştur,

6)

Mustafa Denizli amigodan uçan kafa yemiştir,

Fatih Terim başkandan tekme yemiştir.

7)

Mustafa Denizli hep Beşiktaş'lı olduğunu iddia eder,

Fatih Terim'in hep Beşiktaş'lı olduğu iddia edilir.

20 Nisan 2009 Pazartesi

Bursaspor Antremanları

Mustafa Denizli büyük bir taktik deha olduğu için değil, futbolcunun kumaşından anlaması ve sosyal zekasının yüksekliği sayesinde yöneticlerle-futbolcularla-basınla kurduğu ilişki sayesinde başarılı olan bir teknik direktör. İlk geldiğinden beri, mevcut şartlardaki en iyi teknik direktör olduğundan kuşkum yoktu ancak şu orta saha ezberinin durup dururken, sürpriz bir şekilde bozulması da artık gereğinden fazla kafamızı bulandırıyor. Tam herşey oturdu derken, bir de bakıyoruz ki silbaştan, herşeye sıfırdan başlıyoruz. İşte Bursaspor maçında orta ikilideki Ernst-Delgado seçimi de yine bunu hatırlatır cinsten. Delgado'nun sene boyunca rakip kaleden uzak kullanılması mevzusu zaten ayrı bir tartışma konusu ancak, bir önceki hafta sakatlığından dolayı doğru dürüst idmana çıkmamış, bu hafta ise tam iyileşti derken ayağını burktuğu için yine çift kale maçlara katılmadan haftayı geçirmiş Delgado'nun, Bursaspor gibi, Mustafa Denizli'nin "çok iyi pas trafiği olan bir takım" diye nitelendirdiği bir takıma karşı orta sahada kurbanlık kuzu gibi onbirde çıkarılması hiçbir mantıkla açıklanamaz ne yazık ki.. İşte aşağıda da geçen hafta Bursaspor maçından önce takımımızın yaptığı çalışmalar: 13.04.2009 13:22 Futbol Takımımız, iki günlük iznin ardından Bursaspor ile oynayacağı karşılaşmanın hazırlıklarına başladı. Basına açık yapılan antrenman 1.5 saat sürdü. İdmana izinli olan Fabian Ernst ile sol kasığında ağrısı olan Rüştü Reçber katılmadı. Nobre, takımla birlikte koşulara katıldı, topla yapılan çalışmalarda yer almadı. Sivok ise takımla çalıştı, çift kale maçta bulunmadı. Teknik Direktörümüz Mustafa Denizli yönetiminde yapılan antrenman takım halinde koşu ile başladı, kısa mesafeli kondisyon çalışmaları ile devam etti. Ekibimiz, 5'e 2 pas çalışmasının ardından iki devreli çift kale maçla idmanı bitirdi. Takımımız, bugün saat 10.30'da basına kapalı yapacağı idmanla hazırlıklarını sürdürecek. 14.04.2009 12:29 Futbol Takımımız, Bursaspor maçının hazırlıklarını sabah yaptığı idmanla sürdürdü. Basına kapalı yapılan antrenman yaklaşık 1,5 saat sürdü. Sol üst baldırında ağrıları olan ve idmana katılamayan Tello, tedavi oldu. Fabian Ernst ile İbrahim Üzülmez ise takımdan ayrı özel programları eşliğinde çalıştı. Teknik Direktörümüz Mustafa Denizli yönetiminde yapılan antrenman takım halinde koşularla başladı. Tek pas çalışmasının ardından, minik kale maç yapan Siyah-Beyazlılarımız, idmanı sahada kontrollü maçla tamamladı. Çift kale maçta sol ayak bileği burkulan Delgado, idmanı yarıda bıraktı. Delgado'nun tedavisine hemen başlandı. Takımımız, yarın (15 Nisan) saat 10.30'da basına kapalı yapacağı idmanla hazırlıklarını sürdürecek. 15.04.2009 13.56 Futbol Takımımız, Bursaspor maçının hazırlıklarını bugün yaptığı antrenmanla sürdürdü. Basına kapalı yapılan çalışma yaklaşık 2 saat sürdü. Antrenmana sol ayak bileğinde ödem bulunan Delgado, grip olan Yusuf Şimşek ve bel ağrısı çeken Nobre katılmadı. Kulüp Doktorumuz Devrim Urgun, tedavileri süren bu oyuncularımızın hafta sonu oynanacak Bursaspor karşılaşmasına yetiştirilmeye çalışıldığını söyledi. Teknik Direktörümüz Mustafa Denizli yönetimindeki antrenman takım halinde koşu ile başladı. 5'e 2 pas çalışması sonrasında çift kale maç yapan Ekibimiz, idmanı salonda yapılan çalışmalarla tamamladı. Takımımız, yarın (16 Nisan) saat 10.30'da basına kapalı yapacağı idmanla hazırlıklarına devam edecek. 16.04.2009 12:41 Futbol Takımımız, Bursaspor maçının hazırlıklarına bugün yaptığı çalışmayla devam etti. Basına kapalı yapılan ve 1.5 saat süren idmana Siyah Beyazlılarımız toplu koşu halinde başladı. Kısa mesafeli koşularla devam edilen antrenmanda minik kalede maç yapıldı. Bir süre dar alanda pas yapan Ekibimiz son olarak yarım sahadaki çift kale maçla günü tamamladı. İdmana bel ağrısı devam eden Nobre ve dünkü antrenman sırasında sağ ayağına darbe alan Aydın Karabulut katılmazken Delgado ve Yusuf takımla birlikte çalıştı. Bu arada soğuk algınlığı bulunan Teknik Direktörümüz Mustafa Denizli antrenmanda Takımımız’ın başındaydı. Siyah Beyazlılarımız yarın (17 Nisan) saat 10.30’da basına kapalı yapacağı idmanla çalışmalarını sürdürecek. 17.04.2009 14:27 Futbol Takımımız, Bursaspor maçı hazırlıklarına bugün yaptığı antrenmanla devam etti. Basına kapalı gerçekleştirilen idman yaklaşık 1,5 saat sürdü. Antrenmana tedavisine devam edilen Nobre katılmadı. Isınma ile başlayan idman kısa mesafeli koşularla devam etti. Daha sonra orta alanda tek pas çalışması yapan Takımımız, ayak tenisi oynadı ve yarım sahada taktik ağırlıklı çift kale maçla idmanı tamamladı. Delgado, Yusuf Şimşek ve Tello çift kale maçta yer almadı. Doktorumuz Devrim Urgun, bu oyuncularımızın hafif ağrılarının bulunduğunu belirterek, çift kalede riske edilmediklerini ve maça yetiştirmeye çalıştıklarını söyledi. Takımımız, yarın (18 Nisan) basına kapalı yapacağı antrenmanla hazırlıklarını tamamlayarak, kampa girecek. 18.04.2009 20:32 Futbol Takımımız, bu akşam yaptığı idmanla Bursaspor maçı hazırlıklarını tamamlayarak, kampa girdi. BJK Nevzat Demir Tesisleri'ndeki çalışmaya Nobre dışındaki tüm oyuncularımız katıldı. Isınma hareketlerinin ardından bir süre 5'e 2 pas çalışması yapan Ekibimiz, antrenmanı taktik ağırlıklı çift kale maçla tamamladı. İdmanın ardından kampa giren Takımımız, maç saatini beklemeye başladı.

Beşiktaş Adının Olduğu Her Yerde "Acaba" Vardır

Acaba bu sene de mi şampiyon olamayacağız? Kimbilir, belki de.. Ancak olamayacaksak, bu sorunun akıllarda yerli yersiz belirmesinin de bunda önemli bir payı olacaktır kuşkusuz. Halbuki hemen geçen sene oynanan, Beşiktaş'ın 1-0 üstünlüğü ile sonlanan Galatasaray maçına gidelim. Maçtan sonra, Galatasaray'ın belki de en zayıf halkası olan Sabri Sarıoğlu ne demiş? "Bu maçın sonucu çok da önemli değil, sonuçta biz şampiyon olacağız." Bunu diyen kurt bir teknik direktör, ortalığı bulandırmaya çalışan bir yönetici değil, sadece bir futbolcu ve kendilerine ne kadar güvendiklerini mağlup oldukları maçtan sonra dahi gösterebiliyor. Aynı şekilde taraftarları da şu içine düştükleri keşmekeşe rağmen, hala umutlular. Adını da koymuşlar, Galatasaray'ın adının olduğu heryerde umut vardır, diyerek çıkmışlar işin içinden. Tabii bu sadece bir söz değil, yaşanan tecrübelerin de bunda payı var ancak ne demiştik, biz bahçemize bakalım. Bu hafta ligin tepesindeki takımların maçlarını, Trabzonspor hariç, hepsini izledim. Bu ligi hiç seyretmemiş birisine, bu takımlardan hangisi şampiyon olur sorusunu sorsanız, alacağınız yanıt tek olurdu, o da Beşiktaş. Zamanında bu parçalanmış camiayı değil şampiyon yapmak, sadece bir araya getirse bile başarılı adledilmelidir Mustafa Denizli derken, pazar geceki maçtaki tribünleri görünce Denizli'nin bunu başardığı söylemek mümkün. Tribünler sonunda şampiyonluk havasına girmiş, hem de geçen senelerde olmadığı şekilde kenetlenmiş. Ayrıca da ceza almamak için son derece dikkatlilerdi ve hakemin ters kararlarına rağmen sükunetlerini korumayı başardılar. Hakem demişken, çok uzatmadan şunu söylemek lazım. Ben dünkü hakemin iyi niyetine inandım açıkçası, ancak Türk hakemliğinin ne yazık ki en büyük eksiği şu avantaj mevzusunda. İki tip Türk hakemi var, birincisi herşeye düdük çalıp, maçın seyir zevkini öldüren tip hakemler ikincisi de maçı hızlandırayım derken avantaj kuralını dengesiz bir şekilde kullananan hakemler. Deniz Çoban, ikinci tip hakem sınıfına girmeyi başardı dünkü yönetimiyle. Kötü niyetli olmadığını düşünüyorum şahsen ancak oyunu hızlandırayım derken bazı faullere gözünü kapatıp, bazı faulleri vermesi futbolcular tarafından kendisine duyulan güveni azalttı. Cumartesi günkü Sivasspor maçındaki iki rezalet kararın ardından, kendisinin bu yönetimi umarım bizi şampiyon yapmayacaklar diye ağlaşan bazı başkan ve teknik direktörleri az da olsa rahatlatmıştır.
Bundan önceki haftalarda "kazanan kadro değiştirilmez diye birşeyi kabul etmiyorum" diyen Denizli, hem maça farklı bir sistemle hem de şu an için pek çok insanın üzerinde mutabık kaldığı Cisse ve Ernst ikilisini bozup Cisse yerine hafta boyunca antremanlara katılamayan Delgado ile başlayınca bir başka acaba daha belirdi taraftarın kafasında. Ki o acaba çok geçmedi, bir o direkten, bir bu direkten dönen topla kendisini iyice hissettirdi ancak bu direklerden direk beğen pozisyonunun ardından bir de Yenal'ın kafa vuruşu ile gole yaklaşan Bursapsor bir daha da gole yaklaşamadı. Hem de İbrahim Toraman'ın takımını 10 kişi bırakmasına rağmen. Hele ikinci yarı Beşiktaş kontrollü bir şekilde kendi sahasında rakibini bekleyip, her çıkışında neredeyse pozisyon buldu ancak sonuçta iki taraf da sıfıra sıfır elde var bir diyerek maçtan ayrıldı. Maçın en dikkat çeken futbolcuları herzamanki gibi Ernst ve Sivok'tu. Arkada bu kadar istikrarlı iki adamın bir tanesi keşke ön tarafta da olsaydı, Beşiktaş için herşey daha kolay olurdu. Tabi bu iki ismin dışında İbrahim Üzülmez de şaşırtıcı bir biçimde hücuma destek sağlayarak oldukça başarılıydı. Hele sağdan gelen ortaya volemsi vuruşu da gol olsaydı, 40 yaşına kadar sol kanatta kalmayı garantileyebilirdi.
Sonuçta gelenek değişmedi, ne zaman ki tribündeki taraftar Beşiktaş'ın taktiği konusunda bir mutabakata varamıyorsa, o maç Beşiktaş puan kaybediyor. Beşiktaş üçlü mü oynadı, Sivok forvet mi oynadı çözülemeyince, şampiyonluk yolunda sadece 2 puan kaybedildi. Bazı arkadaşlarımız fikstüre bakınca endişelenmekte haklı ancak ben herşeye karşın çok rahatım. O sene bu sene, o takım bu takım..

Futbol "Taraftarlarla" Güzeldir

Bursaspor camiasını anlamak gerçekten çok zor bir hale geldi. Bunu tüm samimiyetimle söylüyorum. Beşiktaş'la aralarındaki husumeti yaratan kendileri. Diyelim Beşiktaş maç sattı. Bununla ilgili girişimlerini hukuki platformda sürdürürsün. Hatta ileri gidip Beşiktaş'ı düşman da ilan edebilirsin. Bugün gelinen nokta zaten bu. Buna en ufak bir itiraz yok. Ancak samiyetsiz olursan davanda haklı bile olsan haksız duruma düşersin (Haklı veya haksız olma durumu ayrı bir konudur) Dünkü maça Bursaspor bu pankartla çıktı;Futbol taraftarlarla güzelmiş. Peki taraftar olaylarının başlangıç noktası nedir? Bursaspor taraftarının tutumu değil mi? Yani kendi başlattıkları olaylar neticesinde Beşiktaş taraftarı Bursa'ya, Bursa Taraftarı Istanbul'a gelemiyorsa bunun suçunu neden başka yerde arıyorsunuz? Bu Bursaspor değil miydi geçen sene Adana'da oynanan maça " İnadına Teksas " pankartıyla çıkan. Orada inat ettiğiniz değerler neydi sormak lazım. Teksas neyi sembolize ederdi de siz onda ısrar ederdiniz? Neyi sembolize ettiği o pankart açıldıktan 20 dakika sonra kale arkası tribünde Bursa'lı fanatikler tarafından dayak yiyen, ağzı gözü patlayan futbolseverler tarafından ortaya döküldü. İşte Bursaspor takımının "inadına" istediği taraftar oydu. Bakın taraftar yanlış yapabilir, futbolcu yanlış yapabilir ancak bir futbol takımının yönetim kurulu yanlış yapamaz. Türkiye Cumhuriyeti'nde bir futbol takımı maça "İnadına Teksas" pankartıyla çıkacak ve o Teksas maçın 16. dakikasında çoluk çocuk demeden bir terör estirecek, kan gövdeyi götürecek sonra yine aynı takım "Futbol Taraftarlarla Güzeldir diyecek. Niye diyecek? Çünkü Bursa'lılar stadyuma alınmadılar. Bazen kafayı sıyırmamak elde değil. Ligin ilk yarısı Beşiktaş taraftarı Bursa'ya gitti de benim mi haberim yok? O zaman şartlar neydi bugün gelişen şartlar ne? Şartlarda hiç bir değişiklik yokken kararlarda neden değişiklik olsun? Bursa taraftar sözcüsü açıklama yapmış; "Bundan sonra Beşiktaş bizim düşmanımızdır" demiş. Güya Bursalılar çoluk çocuk maça geleceklermiş, gelememişler. Bursaspor'lu olup bazı gerçeklerin farkına varmış sporseverlerin var olduğuna inanmak istiyorum. Bursaspor puan cetvelinde yükseliyor olabilir ama camia olarak antipati şampiyonu olma yolunda hızla ilerliyor ve bu puan cetvelinde yükselişlerinden çok daha ciddi bir durum bana kalırsa... Son olarak, Futbol evet taraftarlarla güzeldir. Ama "taraftar"larla güzeldir!

Sivok'un Kullanılış Biçimi

Medyada, bloglarda, taraftar diyaloglarında düne ve ondan öncesine dair çok ciddi bir yanılgı mevcut. Dün Rıdvan Dilmen gibi sadece "taktik" konuşmaya hevesli bir yorumcu bile fahiş bir hata yaptı. Ben acaba başka bir maçı mı izledim diye şaşırdım. Herkes takmış Sivok'un ön liberoluğuna. Dünkü maçı baştan sona, sağdan sola, ileri geri izleyelim. Beşiktaş üçlü savunma sistemiyle maça başladı. Toraman - Zan - Sivok. Bunun aksini kim iddia ediyorsa müsait bir gününde beraber izleyelim. Ortasahada ise Ernst ve Delgado vardı. Burada Sivok'un kafa karıştırıcı tek görevi; top Beşiktaş'tayken diğer iki stoperin 10-15 metre önüne çıkması ve hücum aksiyonlarına orada katkı vermesi idi. Beşiktaş ne zaman top kaptırsa görev bölgesi olan üçlü stoperin soluna geçti ve o bölgeyi savundu. Biri çıkmış Sivok ön libero'da oynayamıyormuş, diğeri çıkmış -Rıdvan Dilmen; "Sivok'tan sol iç olmaz" demiş... Gerçekten aynı maçtan mı bahsediyoruz. Sivok sol iç değildi ki Sivok'tan sol iç olmaz olsun. Sivok'un Beşiktaş'ta Cisse rolünde oynamamasının nedeni Sivok'un kişisel tercihi midir yoksa Denizli'nin tercihi midir? Besbelli Cisse stoper oynama ezberi olan bir adam olsa sıkıştığında onu da o şekilde kullanacak. Top rakibe geçtiğinde savunmadaki sol stoper bölgesine geçen Sivok'un önde basma yetisinin olmadığı fikrine ise gülmekten başka bir şey yapamıyorum. Bunu ciddi ciddi iddia edebiliyorlar. Tomas Sivok, Edouard Cisse'nin yaptığı her şeyi yapar, yapamadığını da yapar. Sadece onu bu görevle görevlendirecek bir teknik adam olsun. Yok efendim, Sivok düz oyuncuymuş, o alsın yanına versinmiş... Bir de "taktik" konuşuluyor... O kadar da değil Not: Elinde dünkü maça dair tüm sahayı görecek bir şekilde çekilmiş bir fotoğraf olan varsa -kaleci vuruşunda oyuncuların dizilimiyle ilgili falan - gönderirse üzerine de tartışalım.

Beşiktaş'ın Zayıf Halkaları / Güçlü Halkaları

Aylardır aynı şeyi söylüyorum. Bir maçlık iyi veya bir maçlık kötü performansa değil sezonun geneline bakıyorum. Bu takımın zayıf halkaları;
  • Rüştü Reçber
  • İbrahim Üzülmez
  • Edouard Cisse
  • Rodrigo Tello
  • Filip Holosko
  • Matias Delgado
  • Da Silva Bobo
Beşiktaş'ı ileri taşıyanlar;
  • İbrahim Toraman
  • Tomas Sivok
  • Fabian Ernst
  • Ekrem Dağ
  • Yusuf Şimşek
  • Mert Nobre
Takım şampiyonluğa gidiyor, aman diyerek bazı sorunların üzerini çizemeyiz. Dün senin 3 oyuncun oyundan çıkıyor; Rodrigo Tello, Filip Holosko, Matias Delgado. Bu adamlar bu maçta 90 dakika görev yapmayacaklar da hangi maçta yapacaklar? Siz kaç defa Alex'in 55'te oyundan çıktığını gördünüz? Kaç kere? Yıldız sandığınız adamlar en kritik noktaya gelindiğinde size ne verdiler? Aylarca bağıralım; Bobooooo Bobooooo... Anket yapalım Nobre yedek kalmalı şıkkı birinci çıksın. Alın Nobre yedek işte. Anket yapalım % bilmem kaç Ernst-Delgado şıkkını işaretlesin; buyurun dün sizin istediğiniz format sahadaydı... Toraman'ı savunuyor muyum? Bence 2. sarısı verilmeyebilir. Verildi diye suçlayamam. Topa her elle vurmak sarı kart değildir. Millet bir tarafından kural uydurmasın. Toraman topa vuruyor da kendine avantaj mı sağlıyor. Topa vuruyor top yine alakasız bir şekilde düşüyor. Ne topu kaleye itiyor ne arkadaşına itiyor. Bunların olmaması kasıt olmadığı yorumuna götürür. Hakem farklı düşünmüş, yapacak bir şey yok. Hiç kimse darılıp gücenmesin. Kimse Delgado'ya bilmem kime protesto yapılsın demiyor. Dün sahadan çıkarken alkışladığımız gibi... Ancak o başka, senin takım planlaması yapman başka. Burası profesyonel bir arena ve Beşiktaş gibi bir takım şampiyon olsa da olmasa da gelecek yılın planlamasını yapmak zorunda. Şimdi arkadaşlar çıkıp; Batuhan'ı yolladın, Holosko, Tello, Bobo, Delgado'yu yolladın da sen mi oynayacaksın, bunlar tarlada mı yetişiyor diyecektir. Bakın Beşiktaş'ın kadrosunda bu oyuncular olmasa idi Beşiktaş bugünkünden daha başarısız olmazdı. Bobo sezon başından beri bir fark mı yarattı? Delgado'nun verimliliği zaten ortada. Holosko'nun bu sezonki en iyi oyunu işte dünkü idi. Yerine Serdar Özkan girecek kadar iyi... Profesyonel bir futbol takımı Tello'ya göre organizasyon yapmaz. Bu kadar inişi çıkışı olan bir futbolcu üst düzey futbol arenasının baş aktörlerinden biri olamaz. Beşiktaş şampiyon olsun yada olmasın, önümüzdeki sezon için Rüştü, Cisse, Tello, Bobo, Holosko, Delgado ve Mustafa Denizli ile kendisi açısından uygun koşullarda ayrılmazsa bu sene gelinen bu nokta bile önümüzdeki sezon hayal olur. Takım evet kör topal şampiyonluğa gidiyor. Bunda hem fikiriz lakin takımın neresi şampiyonluğa gidiyor onu konuşalım. Zapo'nun / Gökhan'ın / Sivok'un / Ernst'in / Yusuf'un / Nobre'nin diğerlerini sırtlayıp götürmesiyle mi gidiyor? Sezon başında "Bobo'yu satmamakla ne kadar doğru bir iş yaptığımız tüm kamuoyu tarafından görülmektedir" diye yazı yayınlayan yönetim bir de şimdi yayınlasa keşke... Bu konuda duygusal davranmaya lüzum yok bence. Hadi taraftar duygusaldır da yöneticinin bir farklı vizyon üretmesi gerekmez mi?

NTV Spor'da Taraftarın Sesi: "Yenilsen de Yensen de"

Bugün itibariyle NTV Spor'da 18.30'da yeni bir program start alıyor. Yenilsen de Yensen de... Beş taraftar, Bağış Erten ve Banu Yelkovan yönetiminde takımlarının durumunu, taraftarın ruh halini, stadyumlarda konuşup, bloglarında yazdıklarını artık NTV Spor ekranında tartışmaya başlıyorlar. Programda ben de dahil olmak üzere, yedi kişilik Beşiktaş kadrosu olarak ilk beş çıkmak üzere hazır kıta bekliyoruz... Bugün Fenerbahçe, yarın Galatasaray ve Çarşamba günü de Beşiktaş programları sahne alıyor... Yedi kişilik kadromuzda, sözlükten Jessie, Raul Gonzalez ve ben; blog camiasından Papa Bouba Diop'tan Bianconeri, Şairler Parkı'ndan Marmara, Gol Atan Kaleye'den Mustafa ve Eurosport'tan Onur var... Not: Fotoğraf kenardan izlediğimiz Galatasaray programından... Yoksa Beşiktaş kadrosunda sarı-kırmızı giyinenler yok :)

İbrahim Toraman ve Güven Problemi...

Maç başlarken herkesin en büyük güven duyduğu üç ismi sorsak, en tepeye Toraman da çıkacaktı muhtemelen... Takımın ileri attığı her adıma ayak uydurdu Toraman... Çok genç sayılamayacak yaşına rağmen kat ettiği bu yolla da futbolcunun kendisini geliştirebileceğinin net bir örneği oldu... Peki böyle kırmızı kart görülür mü? Olur mu? Abuk bir düzende maça çıkılmış olabilir, takım çok kötü oynuyor da olabilir; ancak koca Toraman böyle kırmızı kart görür mü? Geri dönelim... Dolmabahçe'de yürürken düşündüğümde fark ettim ki, güvendiğim üç kişi 1) Denizli, 2) Toraman, 3) Sivok idi... Nasıl olduysa, iki büyük hayal kırıklığı yaşadık... Sivok'un ise, 1 numaralı güven kaynağımız dolayısıyla ne oynadığı belli olmadı zaten... Düzelsin artık bu işler, tahammül limiti yok, hepimizin gırtlağında bu şampiyonluk hasreti...

Şapkadan çıkan tavşan...

Bizim jenerasyonun Sermet Erkin'le de pek arası yoktu. Normaldir, bu devirde ilüzyon dediğin şeyin gizli saklısı kalmadı. Her şeyi herkes biliyor... Futbolun da çok basit gerçekleri var. Beşiktaş son on maçında hangi maçlarına akıllara yatkın kadrolarla, daha doğrusu hangi maçına Delgado'suz çıkmışsa, kazanmış... Kazanmak önemli tabii, ama daha önemlisi, bu maçlarda oyunu domine etmiş, futbolunu rakiba kabullendirmiş, eze eze oynamış... Nedir bu şapkadan çıkan tavşan? Futbolun bugününü bilmeyen yok. Bu bloga yolu düşen herkes kenarından kıyısından Avrupa Ligi de izliyordur. Onu da geçtim, Türkiye Ligi maçlarını izlese o da yeter... Eskişehirspor'u, hatta abartıyorum, Hacettepespor'u bile izleyen hiç kimse artık Delgado şu takımı böyle oynatır diyemez. Futbolcu olduğunu tartışıyorum artık. Güiza için Fenerbahçe'yle dalga geçiyoruz, Delgado'nun çaprazdan attığı üç-dört gol için, no-look pasları için hastası olan sevgili dostlar, Delgado'yu Avrupa liglerinde izlediğiniz herhangi bir maçta düşünebiliyor musunuz? Bütün 90 dakikada üç tane can alıcı pas atsa ne olur? Takımın rakibe mahkum, rakip bu adamın üzerine üzerine gelip, yaldır yaldır futbol oynarken, Delgado senin takımında hat-trick yapsa ne olur? Kendisi için harcanılan paranın farkında mısınız? Neticede, bu adam bizzat kendisi de artık aldı cebimizden bir ton parayı... Yapacak bir şey yok... Kendisini izlediğim herhangi bir ligin herhangi bir takımının onbirine bile yazamıyorum. En önemlisi, Dolmabahçe'de benim Delgado'yla kaybettiğim üç sene, hoş görerek bekleyerek geçirdiğim üç sene geri gelmeyecek... Sporting Lisbon'un sol bekinin etkinliğinin onda birini bile yapamayan Delgado'dan neyi bekleyelim? Ya olursalarla Delgado'ya bel bağlanır mı? Senelerdir olmayan bu sene mi olacak? Lanet olsun... Sonuç şu; Denizli'nin takıma kat ettirdiği yolun yarısını bile geçemeyen Delgado'dan yüz yıl daha hayır gelmez Beşiktaş'a... Kulübe Ocak ayı itibariyle transferi yapan Ülker tarafından sokulmuş kazık da hayırlı olsun tabii... Neticede, şapkadan Delgado çıktıkça, istediği kadar kritik top kessin, ayağına gelen her topu hurra ileri diken Gökhan Zan arz-ı endam ettikçe biz yine bağıracağız... "Ne zaman 'şampiyonuz' diye bağırsak, kursağımızda kalıyor..." Kimyası oturmuş, en önemlisi futbolu bütün güzellikleriyle oynamaya başlamış Beşiktaş adeta sabote edildikçe, daha da çok bağırırız...
19 Nisan 2009 Pazar

TSL. 28.Hafta Besiktas 0-0 Bursaspor

Hakem: Deniz Çoban, Mustafa Emre Eyisoy, Asım Yusuf Öz, Mürvet Sezer (4.)
Stat: BJK İnönü
Beşiktaş: Rüştü Reçber, Ekrem Dağ, İbrahim Toraman, Gökhan Zan, İbrahim Üzülmez, Sivok, Fabian Ernst, Holosko (Dk.74 Serdar Özkan), Delgado (Dk. Yusuf Şimşek), Tello (Dk.46 Cisse), Bobo.
Yedekler: Hakan Arıkan, Zapotocny, Yusuf Şimşek, Serdar Özkan, Serdar Kurtuluş, Cisse, Uğur İnceman.
Teknik Direktör: Mustafa Denizli
Bursaspor: Ivankov, Volkan, Romaschenko (Dk.10 Yenal/ Dk.64 Gökhan Güleç), Shin Young, Veli (Dk.84 Halil), Krita, Tuna, Ali Tandoğan, Ömer Erdoğan, Mustafa Keçeli, Mustafa Sarp.
Yedekler: Yavuz, İbrahim,; Gökhan, Halil, Yenal, Bekir, Kemal.
Teknik Direktör: Ertuğrul Sağlam
Sarı Kart: Bobo (Dk.42)
Kırmızı Kart: İbrahim Toraman

Hak Mahrumiyeti Nedir?

Biri bana bu cezanın ne işe yaradığını açıklasın Allah aşkına. Ben basına yaptığı açıklamalardan dolayı hak mahrumiyeti cezası alan birinin "basına açıklama yapma hakkı"ndan mahrum bırakılacağını düşünürdüm. Olay o değilmiş; keza Sivasspor Kulübü Başkanı Mecnun Odyakmaz bu kez de şike yaparlar (aka, bizi şampiyon yapmazlar vol.2) açıklamasıyla gelmiş çıkmış karşımıza. Haftaya yapacağı açıklamayı merakla bekliyoruz.
İlk soruma geri dönelim. Hak mahrumiyeti cezası alan maçlara gitme hakkından mı mahrum kalıyor sadece? Gerçi Bülent Uygun yedek kulübesinin arkasından maç izliyor, taktik veriyordu bir güzel. 
Ben anlamadım, anlayan beri gelsin.

Ara