.

.
Ekşi Beşiktaş. Blogger tarafından desteklenmektedir.

.

.
20 Eylül 2009 Pazar

Sabır Taşı Çatlaması

Takip edenler bilir, bu bloga katkım genelde ya medya eleştirisi, ya da maç sonu yarı-teknik yarı-sarkastik maç analizi şeklinde oluyor. Başka halttan çok anlamam ben, bunun bir sebebi de şimdilik yurtdışında ikamet ediyor olmam. Yani ne tribün dinamiği bilirim, ne sokaktaki adamın halini. İnönü'ye gitmeyi bırak, önünden geçmeyeli 2 sene oldu neredeyse. Öfke, tepki, sinir yaşadığımda kendi dünyamda yaşıyorum. Ama en sonunda ben de duygusallaştım, ben de içimi dökmek istiyorum arkadaş! Beşiktaş'a bağım bahsettiğim sebeplerden dolayı formülleşmiş durumda biraz. Haftasonu kalkıp (malum saat farkı) çayımı koyup oturup izliyorum kendilerini. Bir uzun mesafeli ilişkideyiz, haftada bir görüşüyoruz sadece, ama görüşmemiz iyi gitmezse, onun derdi beni birkaç gün meşgul ediyor (olumsuz anlamda). Ama sonra bir dahaki görüşmeyi iple çekiyorum, hafta boyunca e-mailleşiyoruz, gene heyecanlanıyorum, sonra gene yapıyoruz video konferansımızı. Şu ana kadar bu döngüde mutlu mesut yaşadık. Yalnız bu sene kadar b.ktanı hiç ama hiç olmamıştı. (İçimi dökmeye tam burada başlıyorum) Uzun mesafeli ilişki analojisinden gidersek, şimdiki durum tam olarak şu: Bütün yaz evlilik konuştuk, Beşiktaş yüzüğü attı çat diye. Hani bu kadar umutlarımızın yüksek olduğu, hazırlık maçlarında bu kadar umut verici performans gösterip de bu kadar kötü oynadığımız bir sezonu hatırlamıyorum ben. Kötü oynamamızın sebebi yetersiz kadro filan da değil, teşhis de yok. Yani eskiden "Sorun şu:" deyip kestirip atabilirdik, şimdi o da yok. Bildiğin yüzüğü yedim suratımın ortasına çat diye. Bu haftasonu ilk defa maçı izlemedim, bilerek ve isteyerek. Hani akşamdan kalmalıktan kalkamadık gündüz maçına sabahın köründe, acil iş vardı açamadık, Digitürk Web Tv saçmaladı falan, oldu bunlar, izleyemediğim oldu Beşiktaş'ı; ama ilk defa bu haftasonu içimden gelmedi izlemek. Baktım maçtan önce ilk 11'e, dedim ki sonra "Ya bırak, gene izleyip gene sinir olacaksın, en iyisi git dışarıda hava güzel yat çimenleri hisset, mutluluk dol." Eğer maçı kazanmış olsaydık, Beşiktaş'ı aldatmanın bedeli olarak 6.95 doları ödeyip, maçı banttan satın alıp akşam izleyecektim, ve diyecektim ki "Sana itimatımı hiç kaybetmemeliydim, beni affet." Yemişim be, peh. Ben bu kadar daha sinirlendiğimi hatırlamıyorum arkadaş. Hayır, doğrular belli, yanlışlar belli; niye hala yanlışları yapıyoruz? Niye Ernst - Fink bozuluyor? Niye Ekrem 3 haftada 3 farklı pozisyon kazanıyor? Neden Rüştü son derece inandırıcı bir şekilde kulağından sakatlanıyor? Neden İbrahim de İsmail de yedek? Neden 10.5 numara diye 8.5 milyon Euro verdiğimiz adam 6.5 numara oynuyor? Sağı solu (kanadından bekine) neden belli değil bu takımın? Sağı solu mu kaldı bu takımın? Neden bir hafta erken boşalıyoruz, neden Galatasaray maçının taktiği Gaziantep'te, Kayseri maçının taktiği Galatasaray maçında veriliyor? Ne oluyor lan? Nedir derdimiz? Şu kulübün içinde bir dinamik var. O dinamiğin içi dapdar. Şu son 1 ayı, mantıkla falan açıklayamayız, çok acayip şeyler dönüyor. Bu kadar umut vaat eden, uyumlu, ne yapacağını bilen adamlar topluluğu, 1 ayda bu hüviyeti kaybedemez. Yok yani, saçmalığın daniskası bu. Ben sabırlı, genelde iki tarafı da dinleyip ara bulmaya çalışan falan bir adamımdır. Şeytanın da, meleğin de avukatı olmaya çalışırım yeri gelince. Bu sefer istifa ediyorum bu kimliğimden, s.kerim böyle aşkın ızdırabını ulan! Elini kim çekecekse çeksin, kim o taşın altına girecekse girsin. Mental duble penetrasyon yaşamaktan folloş oldum ben. Düşünmüyorum Beşiktaş hakkında, eğer bir kere "bilerek ve isteyerek" izlemediysem bu takımı, bir defa daha izlemeyebilirim, evet. Bitmiştir bilakaydışart bağımlılık. Bir şeyler değişene, ya da değişimin umudunu görene kadar bana eyvallah. O yüzük kaç milyon Euro eder, orasını da sen düşün.

5 Yorum:

t2 dedi ki...

benimse bu gibi durumlarda sarılasım geliyor Beşiktaş'a . Şefkatli bir anne gibi ve eğilip kulağına fısıldayarak ; sıkma canını geçecek elbet bu günler de ...

murat dedi ki...

senenin kalaninda onur'u, ridvan'i, batuhan'i (kendisini hic sevmem ama o da insan, oynasin gariban) gormek istiyorum. bari o ise yarasin bu sezon.

ceyhun dedi ki...

futbolcular inançlarını kaybetmedikçe bu takımdan ümit kesilmemeli bence. denizli futbolcu seçimleriyle ve inadıyla şansını zorluyor da olabilir fakat şu anda ligin en iyi 2 hocasından birisidir kendisi hem de en tecrübelisi. bırakmazsa toparlar takımı, ha şampiyonluk umudum yoktu sene başında olması da zevkle güzel futbol izlemedikten sonra haz vermez bana. ama kayseri maçında tekmeye kafa uzatmayı bile geçecek derecede mücadele eden ekrem -ki kendini kanıtladıktan sonra risk almayan oyun tarzıyla beni krizlere sokuyor- ernst ferrari sivok hatta bobo bile bu hırsını yitirmezse bir şeyler düzelir takım olarak.

onun dışında ibrahim altınsaylı bir yönetim gelecekse 4üncülüğü kabullenirim şimdiden ondan sonraki senenin eziyetini çekme pahasına.

biraz fazla fedakar oldum sanırım...

delgado dedi ki...

yazıda katıldığım noktalar var ama ceyhun'a da katılmadan edemeyeceğim. takımın ligdeki durumu hakkında iyimser olmak için iki neden say deseniz sayılmaz ama kötümser olmak için de binlerce neden olduğuna inanmıyorum. kulüp hakkında yönetimi olsun, mali durumu olsun çok şey hakkında kesin yorumlar yapabiliriz ama denizli'nin şu an beşiktaş'taki geleceğine nasıl baktığını, ne kadar hırslı olduğunu bilemeyiz, futbolcular arasındaki iletişimden yüzde yüz haberdar olamayız, görünürde işler çok kötü olabilir ama belki de olayların iç yüzü medyanın ve bizim abarttığımız kadar kötü değildir. camia şu an bölünmüş olabilir ama benim için levent erdoğan'ın ne dediği, yönetimdeki "çatlak ses"lerin çokluğu, demirören'in hinlikleri cinlikleri veya taraftarın takıma bir gram bile güveninin kalmaması benim umrumda değil, umrumda olan sivok'un nobre'nin bobo'nun geçen sene yaptıklarını hala hatırmaları, kendi güçlerinin ne olduğunu bilmeleridir. mustafa denizli hakkında "lan napıyo lan bu acaba" diye düşünmeleri ama teknik heyetinin geneline saygı duyması ve iş ahlaklarının azalmamaları, arkadaşlarına aldıkları maaş yüzünden mesafeli yaklaşmamaları ve şanssızlığımızı(denizli'nin saçma oyuncu tercihleri, oyuncu kalitesi olarak yetersizliğimiz, sistemsizliğimiz vs. yüz tane neden uydurun ama bi gerçek var ki o da gerçekten çok şanssızdık şu maçlarda) kırmamızla beraber zamanla çok daha iyi şeyler yapabileceklerini düşünmeleridir. futbolcuların ve denizli'nin bu durumu hakkında bu çıkarımları yapamayız işte, budur beni de umutlu yapan. o yüzden ben de şu an için çok karamsar olmak yerine ligde sanki 1.ymişiz veya lig başlamamış gibi düşünüyor, 1 ay sonra hangi noktada olacağımızı merak ediyorum, 2-3 maç sonra neler olacağını merak ediyorum. ve sırf oyunun son 20 dakikasında o atmosferde ayakları titremeden top yapan adamları, beşiktaş'ın gururunu kendi gururundan önemli görüp maç sonunda ağladı ağlayacak fabian ernst'i, top kazanmak uğruna onlarca pozisyonda vücudunu ateşe atan nobre'yi, her ne olursa olsun bundan önce beşiktaş için goller atan bobo'yu, her şeyiyle sivok'u ernst'i serdar özkan'ı desteklemek için denizli maçına gitmeyi istiyorum. iyi şeyler olacak diyemez kimse. ama iyi şeyler olabilir.

ugur meleke'nin dunku yazısı her seyın ozetı.. alıp denızlı'ye okutsalar ne kadar dogru yazmıs der vallahi.

http://www.milliyet.com.tr/Yazar.aspx?aType=YazarDetay&ArticleID=1141600&AuthorID=112&b=Denizli%20istifa%20edemez&a=Ugur%20Meleke&ver=63

Yorum Gönder

Ara