.

.

.
Ekşi Beşiktaş. Blogger tarafından desteklenmektedir.

Eurocup etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Eurocup etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
1 Ocak 2015 Perşembe

Bir Türk Spor Basını Klasiği: "Rakiplerimizi Tanıyalım: Eurocup M Grubu"



Eurocup'ta Son32 arenası, 6 Ocak itibariyle açılıyor. Takımımızın gruptaki şansı ve rakiplerimizi kısa analizlerle sizlere aktarmaya çalışayım:

Neptunas: Euroleague'deki ilk sezonunda, kadro yetersizliğine rağmen çok dikkat çekici bir performans ortaya koyan Neptunas, Galatasaray Liv Hospital'ın da bulunduğu D grubunun son haftasında aldığı beklenen mağlubiyetten çok, GS LH'nin sürpriz Olympiakos galibiyeti ile kendini Eurocup'ta buldu. Koç Maksvytis önderliğinde müthiş bir iç saha direnci ortaya koyan Litvanya ekibi, grupta aldığı 4 galibiyeti de iç sahada elde etti. İçeride kaybettikleri tek maç ise grup lideri Olympiakos'a karşı uzatmalarda gelen yenilgiydi.

Zayıf bir kadroya sahip olan Neptunas'ta sadece 2 yabancı oyuncu bulunuyor. Bu isimler takımın tecrübeli PG'si Amerikalı Mustapha Shakur ve yine Amerikalı PF Keith Benson. Ekibin geri kalanı yerel oyunculardan oluşuyor. Yerel oyuncular içerisinde en fazla öne çıkan isimler, Deividas Gailius ile birlikte 2.03'lük kısa boyuna ve aslında bir PF olmasına rağmen takımın ilk 5 pivotu olan tecrübeli isim Donatas Zavackas ki bu isimler zaten takımı sayı yükünü çeken oyuncular.

Yıllar sonra Avrupa arenasında mücadele eden Baltık temsilcisi, yerel liginin zayıflığı da göz önüne alındığında dikkatini daha çok grup maçlarına verebilir durumda.

Açıkçası bu kadronun Eruroleague seviyesinde 4 maç kazanabilmiş olmasını bile mucize olarak değerlendiriyorum ve Euroleague'de devam etmemelerini kendileri açısından bir şans olarak görüyorum zira top16 seviyesi için fazlasıyla zayıflar. Euroleague'den gelmelerine rağmen Eurocup'ta bir faktör olma ihtimalleri de bence yok . Klasik Litvanya ekolünün getirdiği sert savunma, yüksek konsantrasyon ile birlikte ciddiyetsizliği hemen cezanlandıracak bir hüviyete sahipler.

En büyük sıkıntıları ise deplasman maçlarına kafayı Litvanya'da bırakarak geliyor olmaları . Euroleague'de deplasmanda oynadıkları 5 maçta sırasıyla 19, 26, 17, 10 ve 38 sayı fark yediler ki bu seviye için fazlasıyla dikkat çekici ve problemli.

Pınar Karşıyaka: Pınar Karşıyaka ile ilgili çok fazla konuşulacak bir konu yok. Kadrolarını ve teknik ekiplerini uzun süredir koruyorlar. Takım, üzerine oyun anlamında pek birşey katmamış durumda olsa da, sezon başında kazandıkları kupa onlara epey moral ve özgüven getirdi.

Basketbol ile ilgilenenlerin bildiği üzere takımın en önemli oyuncuları Diebler, Dixon ve Juan Palacios. Bu 3 isim takımın skor ve rebound gücünün %60'ını oluşturuyorlar . Beşiktaş'taki havluculuk görevini kendine yeterli görmeyerek İzmir'in yolunu tutan, Karşıyaka döneminde iyi bir rol oyuncusu olup milli takıma kadar yükselen Barış Hersek de dikkat çeken bir diğer isim. Henüz devreye tam anlamıyla girememiş istikrarsızlık abidesi DJ Strawberry de yine Ufuk Sarıca'nın planlarında önemli bir yere sahip. F grubuna 21 ve 27 sayılık performanslar ile başlayan Strawberry'nin sonraki kalan 8 maçta bir tane daha 27 sayılık performansı var, ardından ise sırasıyla 5, 5, 0, 4, 1, 4, 9 sayı attığı maçlar var. Bu oyuncunun performansındaki dalgalanmanın Pınar Karşıyaka'nın sezon genelindeki performansına da yansıdığını söyleyebiliriz.

Kısıtlı bir kadroya sahip olan Pınar Karşıyaka'da 4 oyuncu 30+ dakika süre alıyor. Bu istatistik Beşiktaş'ta sadece 1. Sezonun ilerleyen bölümünde play-off savaşının kızışacağını düşündüğümüzde Karşıyaka'nın lige daha fazla önem vereceğini düşünüyorum. Nitekim geçen sene benzer bir şekilde Son32'ye 0-3 ile başlamışlar ardından üstüste 2 maç kazanmışlardı fakat Eurocup'a ağırlık verdikleri o dönemde bu sefer ligde üstüste 3 mağlubiyet almışlardı.

Şahsi fikrim, kadro kalitesi bakımından Neptunas'tan kötü değiller. Ağırlıklarını Eurocup'a verebilirlerse grubu ilk ikide bitirmeleri sürpriz olmaz.

Paris Levallois: Grubun net bir şekilde en zayıf halkası.

2007'de kurulan yeni bir kulüp olduklarından dolayı Avrupa'da az biliniyorlar. Geçtiğimiz yaz aylarında PSG'nin sahipleri takımı satın alıp destek vermek istediklerini açıkladıklarında epeyce gündem olmuşlardı fakat sonrasında konuyla ilgili bir gelişme olmadı.

Eurocup seviyesi için fazlasıyla etkileyici pota savunma istatistiklerine rağmen kadro kalitesi gruptaki diğer takımların oldukça altında olan Fransız temsilcisi özellikle denk kuvvetteki takımlara karşı pek çok maçı yakın kaybetse dahi gruptan ancak 5-5'lik derece ile buraya gelebildi.

Takımın en önemli oyuncuları vasat PF Sharred Ford ve oyun kurucu Blake Schilb. Ford ilk 5 oyuncusu olmasa da maçı tamamlayan 5'te yer buluyor genel itibariyle, Schilb ise pek çok konuda takımın istatistiksel lideri ve sürükleyicisi konumunda. Çek Liginde 20 sayı 10 asist 5 ribaunt gibi etkileyici işler çıkaran bir oyuncu. 2009'da geldiği Chalon'da seviye biraz daha yükselmiş olduğu için istatistikleri düşmüş olsa da istikrarlı oyunuyla biliniyor. 2012'de yanılmıyorsam Fransa Ligi Mvp'si idi fakat bu ödülü sonraki sezonda Beşiktaş'ta tutunamamış Randal Falker'ın kazandığını düşündüğümüzde ödülün seviye belirleme konusunda çok anlamlı olmadığını görüyoruz . Netice itibariyle iki vasat oyuncunun sürüklediği bir takım söz konusu .

Girizgah kısmında belirttiğim gibi pota altı savunmaları en büyük silahları. Tecrübeli pota altı oyuncuları hem çok iyi boxout yapıyorlar, hem de penetre ve boyalı alandan sayılara kolay izin vermiyorlar . Eurocup ilk turunda en fazla rebound alan takımdı Fransız ekibi. Bununla birlikte blok sıralamasında da 6. sırada yer alıyorlar.

Neptunas gibi dış sahada kaybolma sorunları fazlasyıla mevcut. Maçı sonuna kadar zorlayan bir takım ve kolay pes etmeyen bir yapıya sahipler.

Kağıt üzerinde işin istatistiki kısımlarında eksikleri yok gibi görünse de bu seviyede kadro kalitesi farkından dolayı, iç sahadaki maçlar dışında pek faktör olabileceklerini sanmıyorum.

Açıkçası Galatasaray'a karşı olan psikolojik zaafiyetimiz düşünüldüğünde Neptunas'ın gelmesi bizim açımızdan oldukça iyi. Bununla birlikte hem Neptunas, hem Paris özellikle iç sahada çok disiplinli oynayan takımlar ve bizim gibi dalgın ekipler için fazlasıyla tehlikeliler. İlk yazımda belirttiğim üzere grubun başlangıcının Anadolu Efes - Fb Ülker- Darüşşafaka Doğuş maçları aralığına denk gelmesi bizim için en sıkıntı verici konu olarak görünüyor. Koç Ahmet Kandemir'in iyi yapabildiği sınırlı şeylerden biri olan rotasyon, bizim için kritik bir öneme sahip olacak.

Ligdeki kötü oyuna rağmen kadro kalitesi ile alınan galibiyetler, bu seviyede ne kadar devam eder bilemiyorum fakat şurası net Beşiktaş İntegral Forex kağıt üzerinde grubun net favorisi.

Gruptan çıktığımız takdirde çaprazdan L grubunda yer alan Vilnius-Seville, Zgorzelec veya Ostend ile eşleşeceğiz ki herhangi bir eşleşmede takımımız net favori olur gibi görünüyor .

Konsantre bir Beşiktaş'ın yarı final görmesi son derece olası fakat özellikle iç saha maçlarında sağlam bir destek vermek şart. 6 Ocak'ta Pınar Karşıyaka maçını dolu tribünlere oynamak hem takımın motivasyonu hem atmosfer açısından çok çok önemli.



Haydi İntegral Arena'ya !
27 Aralık 2014 Cumartesi

Beşiktaş İntegral Forex : Dünden Bugüne 2014/15 Sezonu



Öncelikle herkese merhabalar.

Blogun "Yeni dönem" hareketinin bir parçası olarak basketbol takımıyla ilgili sizleri bilgilendirmek, yakından takip eden bir insan olarak varsa sorularınızı yanıtlamak, naçizane kendimce analizler yapmak ve tabii ki hemen her postun altında yaptığımız üzere bu analizleri tartışmak için buradayım. Umarım biraz dinamizm ve katkı sağlayabilirim.

Girizgah kısmını fazla uzatmadan hemen Beşiktaş İntegral Forex'te geçen sezondan bu yana neler değişti, hedeflerimiz neler, bu döneme kadar ortaya ne koyduk ve bundan sonrasında neler yapabiliriz bunlara bir göz atalım:


Buradan öncelikle TFF'nin yapamadığını yapıp  yabancı sınırını serbest bırakarak hem seyir zevkini yükselten, hem yetenek/maaş paritesini normal seviyeye çeken, hem de rekabeti arttıran TBF'yi tebrik edelim. Turgay Demirel'i hem icraatleri, hem de kişiliği bakımından çok olumlu bulmasam da bu kararı gerçekten çok önemli ve örnek teşkil edecek düzeyde.


İşin Beşiktaş İF kısmına döndüğümüzde, Ergin Ataman döneminden beri süregeldiği şekliyle yine radikal bir değişim görüyoruz. Geçen sene Önder Özen ile başlayan profesyonelleşme hareketi, basketbol şubesinde aynı pozisyona Yiğiter Uluğ'un 1 sene rötarla da olsa gelmesiyle devam ediyor. Geçtiğimiz sezon öncesinde de kendisi ile iletişim kurulmuş fakat sonrasında bazı kişisel sebeplerden ötürü Sayın Uluğ görevi kabul edememişti.




Gelir gelmez kadroda revizyona başlayan basketbol koordinatörümüz, geçen sezonun büyük hayal kırıklığı Colton Iverson ile birlikte Doron Perkins, Tomislav Ruzic, Brad Buckman, Caner Topaloğlu, Gökhan Şirin ile yolları ayırdı. Takımın çok şeyler beklediği, milli takımın yeni jenerasyonunun önemli parçalarından Kartal Özmızrak Eskişehir Basket'e, Doğukan Şanlı ise Sakarya BŞB'ye kiralık olarak gönderildiler. İki oyuncumuz da sezonun geri kalan bölümünde 20 dakikanın üzerinde süre alıyorlar.



Ardından ise son derece garip ilerleyen görüşmelerde, kontrat anlaşmazlığı ile önce Mehmet Yağmur'u kaybetti ardından da Chris Lofton'ı kaybetmenin eşiğinden döndü ki, başka bir takımla anlaştığı, yüksek maaş talebi sebebiyle gözden çıkarılıldığı konuşulurken Ahmet Kandemir'in yoğun ısrarları sonucunda takımda kalmasının sağlandığını Yiğiter Uluğ NtvSpor'da ki bir röportajında anlatmıştı yanılmıyorsam. Burada Ahmet Kandemir'i bir kez daha tebrik etmek gerekiyor. Israrı, şu ana kadar gayet pozitif ilerleyen sezonda önemli bir yer tutuyor.


Baktığımızda geçen sezon yaşanan sıkıntılara doğru teşhisin koyulduğunu görüyoruz. Perkins dışında takıma katkılarının çok sınırlı olduğu ortada olan isimler ile yollar ayrılmış durumda. Öyle ki sezonun son döneminde en skorer ikinci oyuncusu 14,3 sayı ile Kenan Bajramovic olmuş bir takımdan söz ediyoruz: Bajramovic'in herhangi bir takımda böyle bir parça durumuna dönüşmesi işlerin epey kötüye gittiğinin göstergesidir bana kalırsa. 

Herşeye rağmen play-off'a geçen senenin finalisti ve bir önceki sezonun şampiyonu Galatasaray Liv Hopsital'a, seride 1-0 öndeyken son saniye topuyla verdiğimiz 2. maçın ardından elenmiş ve aslına baktığınızda bütçeye oranla iyi bir iş çıkarmıştık.

Hareketli başlayan transfer döneminde ise Ahmet Kandemir'in müthiş scout becerilerine (Bud Eley, Kevin Thompson, Bo McCalebb, Gary Neal, Chris Lofton, Henry Domercant gibi isimleri bulup getiren adamdır) rağmen dümende Yiğiter Uluğ'un olduğu biraz daha anlaşılır durumdaydı. Özellikle Nba ekseninde geniş bir portfolyosu ve iletişim ağı olan Uluğ'un hedeflerimiz doğrultusunda doğru oyuncuların seçtiğini görebiliyoruz. Kerem Tunçeri, JJ Johnson, Hilton Armstrong, Patrick Miller, Tyler Stone, Caner Erdeniz, Doğan Şenli, Engin Atsür.

Bu noktada uzunca analizler yapmak yerine 1-2 cümle ile gelen önemli oyuncuları incelemek daha makul gibi göründü bana:

Kerem Tunçeri : Yiğiter Uluğ'un çocukluğundan beri takip ettiği, hepimizin yakından tanıdığı, ülkemizin yakın dönem basketboluna damga vurmuş bir isim. Takımı oynatan guard yokluğunda çok önemli bir açığı kapattı ve önemli katkı veriyor. Yaşı itibariyle iyice yavaşlayan ayakları işin savunma ayağında biraz can sıkıcı.

Engin Atsür : Yine Kerem gibi oynatan bir guard. Geçtiğimiz sene çok eksikliğini yaşadığımız pick'n'roll hücumlarında büyük fayda sağlıyor. Uzun sakatlıklarının ardından kendini kanıtlama çabasında olması da ayrı bir motivasyon sağlıyor kendisine.

Jajuan Johnson :  2011 Nba Draftında 1.tur 27. sıradan seçilmiş ve Big10 player of the year ve Big10 defensive player of the year apoletli bir oyuncu olarak beklenen yerde olmadığı ortada olsa da bizim ölçeğimizde bir takım için muazzam bir transfer. Atletizmi çok üst seviyede ve spektaküler hareketlerle taraftarı coşturmayı iyi bilen bir isim . Tek sorunu hücumda top eline geldiğinde genelde sadece potayı düşünmesi. Üçlük çizgisinin gerisinde buluştuğunda bile kaldırıp atan bir oyuncu. Bu yapısı zaman zaman hücuma zarar verse de takımın en önemli parçası.

Hilton Armstrong : Güçlü ve atletik bir isim olmasına rağmen Nba'da size yetersizliği nedeniyle şans bulamamış bir isim. Aslında Atlanta döneminde iyi bir tamamlayıcı olabileceğini göstermişti. İyi bir görev adamı ve çember savunucusu. Beklentileri fazla yüksek tutmadığınız takdirde istediğinizi vereceği kesin. Geçen seneki pota altı zaafımız düşünüldüğünde yüksek seviye olmasa da iyi bir parça olduğu söylenebilir. 


John Holland :  İlk transfer haberini duyduğumda oldukça şaşırmıştım zira Beşiktaş, Patrick Miller'ın sakatlığı üzerine bu transferi gerçekleştirmişti. Patrick Miller oyun özelliği olarak bizdeki guard rotasyonunda önemli bir eksikliği tamamlayan delici, penetreyi seven, potaya giden bir isimdi. Holland ise hem pozisyon, hem oyuncu tipi itibariyle çok farklı yapıda bir oyuncu. Kuvvetli, konsantrasyonu yüksek, zor anlarda sorumluluk alan ve aldığı sorumluluğun hakkını veren bir oyuncu. Takımda kalma ihtimalinin çok çok düşük olmasına rağmen disiplini elden bırakmadan Spurs'le harika bir sezon başı kampı geçirmiş durumdaydı. Açıkçası beklemediğim bir katkı alıyoruz kendisinden. Tek handikapı (belki kendi handikapı olmayabilir, çizilen rol ile alakalı) çok iyi bir penetre bitirici olmamasına rağmen kimi zaman çok sık drive denemesi. Burada biraz rolünün dışına çıkıyormuş gibi duruyor.  

Patrick Miller :  Çabuk, patlayıcı ve delici bir oyuncu. Sezon başında maalesef ağır bir sakatlık geçirdi ve uzun süre sahalardan uzak kaldı. Aralık ayı itibariyle yavaş yavaş geri dönüyor ama Ahmet Kandemir 5+1 olarak Armstrong, Johnson, Broekhoff, Lofton, Holland ve Bajramovic'e şans vermeyi tercih ediyor şimdilik. Hakkında bir fikir sahibi olmak için biraz daha izlemek lazım.

Geçtiğimiz seneye oranla daha yüksek bir bütçeye sahip olduğumuzu oyuncu kalitesinin bariz bir şekilde daha yüksek olmasından çıkarabiliriz. Sezon başlangıcında Türkiye Kupasında sergilenen kötü performans özellikle taraftar nezdinde biraz hayal kırıklığı yaratmıştı. 80-53 gibi bir skorla Basketbol Liginin Mersin İdman Yurdu'su Darüşşafaka Doğuş'a kaybedilen maç dikkat çekiciydi. 6 gün sonra aynı takıma ligde de mağlup olunca homurdanmalar iyice artmıştı .

2. haftadaki Telekom maçıyla ise Beşiktaş İF'nin yükselişi başladı. Takım sürekli yükselen bir ivmeye sahip. Arada kaza maçları dışında, Furkan Aldemir olayının patlak verdiği hafta sonunda 2 gün önce Euroleague maçında epeyce hırpalanan Galatasaray'a verdiğimiz maç bir nevi büyük maçlarda  futbol takımının da yaşadığı strese bir başka örnek oldu . Bununla birlikte 23  Kasım tarihli o maçtan bu yana,  Eurocup'ın en büyük favorisi Khimki ve son maçta artık grup 2.liğimiz garantilendikten sonra biraz konsantrasyon sorunu çektiğimiz Olaj maçı dışında kayıp yaşamadık.

Geçtiğimiz hafta Banvit deplasmanında kazandığımız maç ise bu seneki hedeflerimiz açısından son derece kritik bir öneme sahipti. Her ne kadar en büyük silahları Chuck Davis ve Sammy Meija'dan faydalanamamış olsalar da,  kendi evinde 27 Mart 2013'ten bu yana normal sezon maçı kaybetmemiş bir takımı yenerek 9-3'e gelmemiz sezon başında "Play-off mücadelesi yapar" şeklindeki ön görüyü epeyce pozitif yönde değiştirmiş durumda.

Bu bağlamda kritik bir Ocak Ayı takımımızı bekliyor. Üst üste Anadolu Efes,  Karşıyaka (EC), Fenerbahçe Ülker, Darüşşafaka Doğuş şeklinde oluşan bir fikstür bizi bekliyor.
Eurocup'ta da son derece istikrarlı bir şekilde ilerleyen takımımız, 7-3'lük derecesiyle oldukça başarılı bir ilk turu geride bıraktı. 2. turda Pınar Karşıyaka-Neptunas ve Paris'ten oluşan M Grubunun bana göre mutlak favorisi konumunda. Bu grupla ilgili bir analizi de 6 Ocak'taki ilk maçlar öncesinde yapmaya çalışacağım.

Takımın sahada gösterdiğini özetlemek gerekirse şimdiye kadar Beşiktaş İF'de rollerin beklenenden erken oturduğunu söylemek yanlış olmaz. Bütün oyuncular verilen rolleri hakkıyla yerine getiriyorlar. Mücadele gücü yüksek ve atletik yapısı kuvvetli bir takımız. Savunma konsantrasyonumuz zaman zaman Euroleague seviyesine yakınsasa da maç içerisinde aşırı dalgalanma yaşayabiliyoruz.

En büyük sıkıntımız, modern basketbolun getirdiği her oyuncunun şutör olması gerekliliği ile artık çağ dışı hale gelen alan savunmasına iyi şutörlerimiz ve kağıt üzerinde iyi bir pas takımı olmamıza rağmen hiç hücum edemiyor oluşumuz. Zaman zaman hücumda çok fazla tıkanıyoruz. Delici bir guard eksikliğini hissediyoruz diyebiliriz bu noktada.

Bench katkısı Bajramovic'in gelişi ve bu oyuncudan aldığımız düzenli sayı & rebound desteği ile yükselmiş durumda. Oradan bir oyuncu daha çıkarabilirsek özellikle Ocak ayındaki zorlu dönemde biraz daha tehditkar olabilir ve rotasyonu genişletebiliriz.

Ahmet Kandemir'in oyuna müdahalede biraz geç kaldığı dönemler yaşanıyor. Birdenbire hücumda kilitlendiğimiz anlarda 10/12-0'lık serilerde mola almadığı oluyor. Atletik uzunların varlığında biraz daha koş-koş'a yönelmenin faydaları olabilir.

Bunun dışında hücumda, top hakimiyeti çok da iyi olmayan oyunculardan kurulu olmamız drive opsiyonlarımızı zaman zaman kısıtlıyor. Kerem ve Engin'in 2'li oyun tehditi çok önemli, dış şutlarda genel itibariyle çok dengeli ve yüzdeli oynuyoruz. Hücum ribauntlarında son derece aktifiz ki bu kategoride ligde 2. sırada yer alıyoruz. Burada Ryan Broekhoff'a özel bir parantez açmak gerek, gerçekten muazzam bir oyun konsantrasyonu ve enerjisi var. Umarım seneye takımda tutabiliriz.

Savunmada çok belirgin bir penetre ve ikili oyun savunması sıkıntısı var. Yardımlar zaman zaman gecikiyor ve doğru açıları kapatmadan yapılıyor . Bununla birlikte ligin en fazla blok yapan 2. takımıyız ve guardlarımızın yavaşlığına rağmen blok tehditimizin yüksekliği, o noktada savunmamız için önemli bir denge unsuru. Top çalmada ilk 5'te yer alıyoruz fakat bunu çok amatörce yaptığımız top kayıplarıyla bu kategoride 6. sırada yer alarak kompanse ediyoruz .

Sezonun bu zamana kadarki bölümünde gösterdiğimiz performansa bağlı olarak iki kulvardaki çıtamız biraz daha yükselmiş durumda.

Eurocup'ta M grubundan çıktığımız takdirde L grubu ile çapraz eşleşeceğiz ve orada Beşiktaş'ı kesin eler diyebileceğim bir takım yok . Çeyrek finale kadar çok büyük bir aksilik olmazsa veya dikkatimizi lige vererek Eurocup'ı boşlamazsak ben yolumuzu açık görüyorum.

Ligde ise Anadolu Efes, Fb ve Darüşşafaka maçlarından çıkacak sonuçlar, play-off rotamızın daha belirgin olarak çizilmesinde rol oynayacaktır fakat şu ana kadar ligde oluşan tablo, takımların durumları ve form durumları göz önüne alındığında ilk 5 'ten play-off yapacağımızı tahmin ediyorum.



Potanın Kartalları yüksekten uçmaya devam edecekler gibi görünüyorlar. Passolig derdiyle futboldan uzaklaşan arkadaşları İntegral Arena'ya bekliyoruz! 
4 Mart 2014 Salı

Eurocup 1/16: Beşiktaş Integral Forex 88 - 71 Nizhny Novgorod

Bu blogda ne zamandır yazıp çiziyorum, muhakkak savunmayı hücumdan daha çok sevdiğimi, daha çok önemsediğimi defalarca söylemişimdir. Oyuncunun akıllı olup mücadele edenini, yetenekli olup da kafası/keyfi yerinde olacak diye beklenecek olana her zaman yeğlerim. Bugün Beşiktaş'ın oyunu, bu sene daha önce izlediğim maçların hiçbirine benzemediği gibi, 2. çeyrekteki garipliğin haricinde sistem, akıl ve mücadele doluydu. Herhalde bu yüzdendir ki blogu açıp bir tane basketbol postu asayım dedim.

Basketbol, 40 dakika boyunca oynanan hızlı ve rotasyonlu bir spor olduğu için, rakibin güçsüzlüklerinden yararlanma, doğru tespitleri yapabilme gibi şeyler futbolda olduğundan çok daha önemli oluyor. Bugün Beşiktaş, karşısındaki rakibin güçsüzlüklerinin farkında olduğunu bilerek oynadı, 25 dakikalık bir bölümde de bunu rakibe mental olarak döve döve kabul ettirdi. Rakibin Brezec ve Antonin gibi iki isimli oyuncusu vardı, bir de -belki de çok takip etmediğimden bilmediğim- Rochestie diye tek başına takımını sırtlamaya çalışan bir 6. adamı. Beşiktaş bunların temposunu bozduğu anda maç bize gelecekti, öyle de oldu.

Novgorod maça tenefüs arasında maç yaparmış gibi saçmalayarak başladığında "bu takım mı grup aşamasında bu kadar maç kazanmış?" diye şaşırmıştım, ikinci çeyrek ilerledikçe de ümidimi yitirmeye başladım istatistikler ibeyi rakibe döndürdüğü için. Fakat maçı inanılmaz bitirdi Beşiktaş, 29. dakikadan itibaren koptu ve arkasına bakmadı. Bunu getiren faktör ise maç sonu istatistiklerinde şöyle yazıyordu: Beşiktaş 8 top çalma, 12 top kaybı; Novgorod 2 top çalma, 18 top kaybı. Ribauntlarda geriye düştüğümüz zaman dilimini böyle tazmin edebilmiştik.

Bu pozisyon sonrasında hava atışını da kazandı Perkins.

İstatistiklere bakılınca herkesin gözü ilk Chris Lofton'a gider: 28 sayı (%66.6 isabet, 6-10 üçlük, 3 top çalma, 3 asist), fakat bu maçın esas kahramanı Mehmet Yağmur'du. Doron Perkins'in (12 sayı, 7 ribaunt, 5 asist) konsantrasyon olarak ara ara gittiği bir günde çıktı, sadece bir şut kaçırarak 12 sayı attı, üzerine de 6 asist yapıp takımı da oynattı. Bunun üzerine çok kritik momentum anlarında çaldığı 2 top da var. Sahadaki aklı o temsil etti, ki asiste dönüşememiş pasları ve mücadelesi bu istatistiklere dahil olamıyor. Backcourt'tan bahsedip de Ryan Broekhoff'un hakkını yemeyelim: 12 sayı, 6 ribaunt ve 2 top çalması oldukça değerliydi.

Novgorod'u 17 sayı farkla yenmenin taktiği -ki fark rahatlıkla 20+ olabilirdi- belli oldu günün sonunda: Savunmada diri dur, tempoyu yüksek tut, geri dönemeyen takıma karşı rahat sayılar bul. Bugün Beşiktaş boyalı alandan sadece 30 sayı üretti belki, ama oraların zorlanmasıyla yaratılan fırsatların akabinde 11 tane isabetli üçlük de geldi. Yağmur-Perkins-Lofton üçlüsü 52 sayı attı toplamda. Bu formülü deplasmanda uygulayamamak için hiçbir sebep yok, yeter ki takım sakin olsun.

Türkiye'den sadece iki takımın kaldığı bir kupada çeyrek final kapısını bu kadar aralamak hafife alınmayacak bir başarı, hem de kadronun sıkıntıları belliyken. Maçları teker teker düşünüp, en azından bir yarı final görmek gayet mümkün. Tebrikler tekrar.
20 Şubat 2014 Perşembe

Beşiktaş İntegral Forex Son 16'da!


Bu sene basketbol takımı ile çok ilgilenemedim hem şahsen, blog olarak da bu açıdan geri kaldık. Bunun sebepleri çeşitli olsa da, bugün Zaragoza deplasmanında aldıkları galibiyetle bütün beklentileri aşan bu çocukların hakkını teslim etmek lazım. Benim izlediğim iki Eurocup maçı da mağlubiyetle sonuçlanmıştı, hele ki geçe hafta Lietuvos Rytas ile oynadığımız maçta yaptığımız hatalar ve şut yüzdemiz takıma dair pek olumlu bir intiba bırakmamıştı bende. Fakat izlemediğim diğer dört maçı kazanarak bu gruptan, bu şartlarda çıkmayı başaran bu takıma helal olsun denir sadece.

Son 16'da rakibimiz Rus ekibi Nizhny Novgorod olacak. Grup maçlarında en iyi takımlardan biriydi, Antonov ve Brezec gibi etkili silahları var. Deplasmanda oynayacağımız ilk maçtan alacağımız iyi bir skor işin rengini değiştirecektir fakat.

Haydi çocuklar.
14 Aralık 2010 Salı

Chatmania

43 sayı 7 ribaund 3 top çalma 3 asist
Chatman, Hemofarm deplasmanında sanki basketbol oyunlarında ki easy modu seçip oynuyormuş gibi bir performans sergiledi. Emin olmamakla beraber sanırım skor açısından en iyi Eurocup performansı olması gerek. Ne diyelim böyle bir performans sonrası alınan yenilgi, gerçekten yazık oldu. Peki maçı hakkettik mi derseniz bence maçı değilde gruptan çıkmayı haketmiyoruz.
24 Kasım 2010 Çarşamba

Skandalin Belgesi



Dunku maci izleyenler gormuslerdir. Mac sonunda olmadik bir sekilde son hucumu degerlendiremedik, nasil olduysa son hucum rakibe kaldi, biz de maci kaybettik... Mac saatiyle olan problemin tv'ye verilen saatte oldugunu dusundugumuzden umursamadik once. Ancak videoda acik ve net sekilde mac saatinin durduruldugu goruluyor oyun devam ederken. Elimize kronometreyi alip, rakibin elinden topun ciktigi ani hesap ettigimizde de Chatman'dan topun ciktigi andan itibaren gecen sureyi 23 saniye olcuyoruz...

Almanlar "yeni kural", Besiktas'in zaten 14 saniye hucum suresi vardi demisler. Oyle bir durum yok. Chatman'in elinden top cikarken gecen sure 17 kusur saniye. Demek ki hucum suresinde problem yok. Macin bitimine 20 saniye kaldigini reji defalarca gosterdi. Sure ayarlanmis olsa bile 21 saniye falan olmali. Top Chatman'in elindeyken bir ara gerizekali Alman rejisi (maci katlettiler) saati gosteriyor, orada da 10 saniye kaldigini goruyoruz. Hatta o andan itibaren kronometre tutunca, yaklasik 13 saniye zaman geciyor, top rakibin elinden cikarken...

Bir baska skandal da mac sonu goruntulerinin izlenmemesi. Bunu zaten aklim almadi, arkadasim sozluge bunun kuralini vs'sini yazmis. Bu liselerarasi basketbol turnuvasi degil neticede, birilerinin cikip hakki olani aramasi gerekiyor. Bakalim Besiktas yonetimi kis uykusundan uyanabilecek mi, su ana kadar web sitesinde veya haberlerde bir hareket yok.

edit: itiraz edilmis...

Ara