Algı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Algı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
9 Ocak 2014 Perşembe
Beklenti ayarlayamama
Zamanında, henüz Mendes transferleri ayağımıza dolanmamışken şöyle bir yazı yazmıştım. Bilmiyormuşum ki Adalı'nın vizyonu diye övdüğüm şey menajer dolaplarının daha sofistikesiymiş -ki kendisinin vizyonunu da sonradan tape'lerde gördük-, ama konumuz bu değil şimdi. O yazıda, yönetim iyi transfer yapsa da neyi yapamıyor sorusuna cevap aramıştım. İlk madde de bu yazının başlığı idi.
Bu eleştiriyi eski yönetime yapmıştık, lâkin bu yaz transfer döneminde çıkartılan söylentiler, medya mensupları ile fazla içli dışlı olma, yetki verdiğin insanın etrafından dolanma gibi kazaların yaşanmaya deval ettiğini göstermişti. Sezona iyi başlayınca bunlar unutulmuş, fakat sonraki gidişat kritik bir ara transfer dönemine girdiğimizi göstermişti. O yüzden bu süreçte algı yönetimi üzerine iyi düşünülmeli, çok temkinli adımlar atılmalıydı. Neticede bir önceki yazıda da yazdığım gibi: "Büyük hayallerin hayal kırıklığı da büyük olur."
Sanki Beşiktaş kulübü yıllardır bunun acısını çekmemişçesine bir "Ronaldinho transferi" atmosferi yaratıldı. Hele sosyal medyada hiç ismi duyulmamış, ciddiye alınmaması gereken tipler "aha geldi, geliyor, havadaymış şahitlerim var" tribinde mesajlar attı. Tabii ki elin ağzı torba değil, fakat yönetim de çıkıp kesin bir dille "hayır ilgilenmiyoruz" falan demedi, diyemedi, transfer kesin olmuş da pürüzler halloluyor algısı hakim oldu. Spor medyasıyla flu yürütülen ilişkilerin bir sonucu, bugün Ronaldinho'nun sözleşme yenilediği haberiyle Beşiktaş taraftarının "yıldız kompleksi"ni yeniden azdırmak ve de yönetimin ciddi bir kredi kaybetmesi oldu. Eğer yönetimin bir B planı yoksa -ki Ronaldinho'yu paravan olarak kullandıran isim kim olabilir, bilmiyorum-, bu sükût-u hayalin etkisi en az Haziran'a kadar sürer.
Yıldırım Demirören yönetiminde de aynıydı, Orman yönetimlerinde de aynı. Neden basın ile ilişkiye net bir çizgi çizilemez, neden yönetimin açıklamalarında tam anlamıyla bir profesyonellik yakalanamaz, bilmiyorum. Eşyanın tabiatı mı, Beşiktaş'tan nemalananların elleri kolları çok mu uzun, bir "derin Beşiktaş" ya da "paralel Beşiktaş" mı var, bilmiyorum. Fakat 2 sene önce yapılan hatanın aynısı tekrarlandı bugün. Şimdilik rakiplerin de fiyaskolara imza atması (Alex Telles transferinin iptal olduğu iddiası, Hajrovic ve Türk vatandaşlığı meselesi) Beşiktaş'a zaman kazandırabilir, fakat Ronaldinho transferinde yaşanan bu sürpriz olmayan sürprizin sonrasının hayırlı olması düşük ihtimal.
Bu eleştiriyi eski yönetime yapmıştık, lâkin bu yaz transfer döneminde çıkartılan söylentiler, medya mensupları ile fazla içli dışlı olma, yetki verdiğin insanın etrafından dolanma gibi kazaların yaşanmaya deval ettiğini göstermişti. Sezona iyi başlayınca bunlar unutulmuş, fakat sonraki gidişat kritik bir ara transfer dönemine girdiğimizi göstermişti. O yüzden bu süreçte algı yönetimi üzerine iyi düşünülmeli, çok temkinli adımlar atılmalıydı. Neticede bir önceki yazıda da yazdığım gibi: "Büyük hayallerin hayal kırıklığı da büyük olur."
Sanki Beşiktaş kulübü yıllardır bunun acısını çekmemişçesine bir "Ronaldinho transferi" atmosferi yaratıldı. Hele sosyal medyada hiç ismi duyulmamış, ciddiye alınmaması gereken tipler "aha geldi, geliyor, havadaymış şahitlerim var" tribinde mesajlar attı. Tabii ki elin ağzı torba değil, fakat yönetim de çıkıp kesin bir dille "hayır ilgilenmiyoruz" falan demedi, diyemedi, transfer kesin olmuş da pürüzler halloluyor algısı hakim oldu. Spor medyasıyla flu yürütülen ilişkilerin bir sonucu, bugün Ronaldinho'nun sözleşme yenilediği haberiyle Beşiktaş taraftarının "yıldız kompleksi"ni yeniden azdırmak ve de yönetimin ciddi bir kredi kaybetmesi oldu. Eğer yönetimin bir B planı yoksa -ki Ronaldinho'yu paravan olarak kullandıran isim kim olabilir, bilmiyorum-, bu sükût-u hayalin etkisi en az Haziran'a kadar sürer.
Yıldırım Demirören yönetiminde de aynıydı, Orman yönetimlerinde de aynı. Neden basın ile ilişkiye net bir çizgi çizilemez, neden yönetimin açıklamalarında tam anlamıyla bir profesyonellik yakalanamaz, bilmiyorum. Eşyanın tabiatı mı, Beşiktaş'tan nemalananların elleri kolları çok mu uzun, bir "derin Beşiktaş" ya da "paralel Beşiktaş" mı var, bilmiyorum. Fakat 2 sene önce yapılan hatanın aynısı tekrarlandı bugün. Şimdilik rakiplerin de fiyaskolara imza atması (Alex Telles transferinin iptal olduğu iddiası, Hajrovic ve Türk vatandaşlığı meselesi) Beşiktaş'a zaman kazandırabilir, fakat Ronaldinho transferinde yaşanan bu sürpriz olmayan sürprizin sonrasının hayırlı olması düşük ihtimal.
Etiketler:Algı,BJK Yönetim Kurulu,Medya,Ronaldinho,semioticus,Shelbyl | 11
Yorum
5 Nisan 2011 Salı
Bilinmeyen Sayısı: 1+
Kısım I: Gülüyoruz Dostumuza...
Bu hafta Galatasaray'ın bu seneki 3. teknik direktörü işbaşı yaptı. Sonuç? 3-0'lık mağlubiyet.
Galatasaray sene başında Rijkaard'ı kovarken dillerde Rijkaard'a dair alışılmış söylemler vardı: "Hocam total futbol mu kaldı ya? Hocam zaten İspanya'dan gelen adamlar bize uymaz ya. Zaten Rijkaard başarısız olmuştu, Barcelona'yı ben de şampiyon yaparım ya. Rijkaard bizim futbolcunun dilinden anlamıyor ya, bize teknik değil motivasyon lazım hocam."
Bu -haklılığı, haksızlığı bir yana koyalım- söylemlerin içinde Galatasaray'ın yönetim yapısı, kadronun yeterliliği, transfer politikası vs. birincil olarak tartışılmadı, neticede teşhis konulmuştu: Net olarak başarısız olan Rijkaard gönderildi ve yerine Hagi geldi. Böylece tek bilinmeyenli sorun çözülmüş oldu.
Hagi geldiğinde yönetim yapısı değişmedi. Kadroya Hagi'nin oyun felsefesi doğrultusunda, o yukarıdaki eleştirileri de destekleyecek şekilde takviyeler yapıldı. Laubali Misimoviç gitti, yerine savaşan Yekta, Kazım, Stancu vs. geldi.
Fakat gene olmadı. İşin garibi, en başta "Bu şartlarda zaten en uygun isim Hagi. Bakın takımın siması değişti. Helal Hagi'ye, o bizim efsanemiz, yedirmeyiz" diyenler 17 hafta içinde Hagi'yi de yemeye başladılar. "Bırak ya, hala X'i oynatıyor ya. Ya zaten geçen sefer geldiğinde de başarılı mı olmuştu? Bursaspor'a doldurduydu Rumenleri, al işte." vs.
Bu sefer Hagi gitti, camianın bir başka çocuğu Tugay aldı bayrağı. "Yeni hoca motivasyonu" klişsesi uyarınca takımın kazanması gerekirken takım 3 farkla mağlup oldu. Yönetim idari olarak ibra edilmemiş, teknik direktör 3.ye değişmişken bu skor gelince taraftar artık tek ses ile oyunculara yüklendi. "Sırtınızdaki formayı Metinler giydi be, utanın be."
Şimdi, ben kulübün içinden bakmıyorum olaya, dışarıdan bakıyorum, dinamiklere okuduğum kadarıyla hakimim. Fakat şu gözlemi rahatlıkla yapabiliriz: Galatasaraylılar, özellikle de sesi karar alacak/aldıracak kadar gür çıkanlar sorunu hep tek bir sebepe indirgediler. Sorunun teşhisi yanlış yapıldı, tedavi berbat uygulandı ve hasta artık komalık.
Kısım II: Gelmesin Başımıza?
Burada gelelim Beşiktaş'a. Bakın yanlış anlaşılmasın, Beşiktaş ile Galatasaray'ı birebir karşılaştıracak değilim; taraftarın algısını karşılaştıracağım zira aynı hezeyana biz de gitmeden, testi kırılmadan şapkamızı önümüze koyup düşünelim.
Çoğu sosyal fenomenin tek bir sebebi yoktur. Ağırlıklı önem taşıyan sebepler olabilir, fakat algımızı, içine duyguları da karıştırarak şekillendirirsek, bu ağırlıkları yanlış okuruz.
Beşiktaş taraftarı 3 hafta önce ihaleyi Schuster'e devretti, ve de kafasını rahatlattı. Schuster takımı bariz bir şekilde kötü yönetti, orası tamam. Lakin Schuster'in gitmesi, bütün sorunların hallolması demek mi?
Haftasonu Tayfur Hoca Beşiktaş'ın başında ikinci maçına çıktı. Schuster yapsa arkasından milyon tane küfür edilecek oyuna müdahaleler Tayfur Hoca'dan da geldi aynı şekilde. Ha, Tayfur Hoca'nın elindeki kadro kimseyi tatmin etmiyordu, kabul. Fakat bu durumda sorunu Tayfur - Bernd ekseninden çıkarıp, kadro bazında bakabildik mi olaya?
Rivayetlere göre Tayfur Hoca Sivok ve Hilbert için gitsin raporu vermiş. Bu Sivok değil miydi, bizim dönüşünü dört gözle beklediğimiz? Bu Sivok değil miydi takımın fundamentali en yüksek adamlarından birisi? Bu Hilbert değil miydi sağ beke geçip de takımı ilk yarıda kurtaran adam? Bugün niye bu konuda sessiz kalıyoruz, bu adamların gitmesini onaylıyoruz?
Beşiktaş'ın kadrosunun yaş ortalamasının farkında mıyız? Seneye bu adamların kaçı burada, kaçı tam randımanlı olacak? Kadronun bu kadar yaşlı olması Schuster'le birebir ilişkili miydi?
Ve bugün, çok çok yüksek ihtimal fasa fiso, ama Beşiktaş'ın ismi hem Figo hem de Maradona ile alındı. Beşiktaş'ın algısı artık bu mudur? Biz tamamen marketing takımı mı olduk? Millet eskiden Scolari, Lucescu falan yazardı, ona bile razıyım. Figo ne yapmış, Maradona ne yapmış yahu; bu ne cüret?
Özet geçiyorum: Galatasaray'ın düştüğü hataya düşüp, soruna tek bilinmeyenli denklem gibi yaklaşırsak, ileriki sezonda kafamızı dövme ihtimalimiz yüksek. Beşiktaş'ın bu seneki tek sorunu Schuster sorunu değildi, öyle olsa İbo'lar kavga etmez, Ferrari ısınırken zırt pırt sakatlanacak hale düşmez, yönetim "yıldız" peşinde koşmaz, Schuster "pırpır" forvet isterken onun eline "tank" forvet teslim edilmezdi.
Ha, belki de cidden bütün sorun Schuster kaynaklıdır, bilinmez. Ama sorunları Schuster'e ekleştirip de, düşünme tembelliğine düşersek, seneye bizim için "Küme düşecek ehuehu" geyiği yaparlar.
Schuster başarısızdı ve gitti. Bu kesin. Ama bu demek değil ki, başarısızlığın tek sebebi Schuster'di. Zira bakınız, Schuster gitti, ama Atletico Madrid'e gitti. Adam buradayken piyasasını kaybetmediyse vardır bir hikmeti. En azından böyle düşünelim.
Bu hafta Galatasaray'ın bu seneki 3. teknik direktörü işbaşı yaptı. Sonuç? 3-0'lık mağlubiyet.
Galatasaray sene başında Rijkaard'ı kovarken dillerde Rijkaard'a dair alışılmış söylemler vardı: "Hocam total futbol mu kaldı ya? Hocam zaten İspanya'dan gelen adamlar bize uymaz ya. Zaten Rijkaard başarısız olmuştu, Barcelona'yı ben de şampiyon yaparım ya. Rijkaard bizim futbolcunun dilinden anlamıyor ya, bize teknik değil motivasyon lazım hocam."
Bu -haklılığı, haksızlığı bir yana koyalım- söylemlerin içinde Galatasaray'ın yönetim yapısı, kadronun yeterliliği, transfer politikası vs. birincil olarak tartışılmadı, neticede teşhis konulmuştu: Net olarak başarısız olan Rijkaard gönderildi ve yerine Hagi geldi. Böylece tek bilinmeyenli sorun çözülmüş oldu.
Hagi geldiğinde yönetim yapısı değişmedi. Kadroya Hagi'nin oyun felsefesi doğrultusunda, o yukarıdaki eleştirileri de destekleyecek şekilde takviyeler yapıldı. Laubali Misimoviç gitti, yerine savaşan Yekta, Kazım, Stancu vs. geldi.
Fakat gene olmadı. İşin garibi, en başta "Bu şartlarda zaten en uygun isim Hagi. Bakın takımın siması değişti. Helal Hagi'ye, o bizim efsanemiz, yedirmeyiz" diyenler 17 hafta içinde Hagi'yi de yemeye başladılar. "Bırak ya, hala X'i oynatıyor ya. Ya zaten geçen sefer geldiğinde de başarılı mı olmuştu? Bursaspor'a doldurduydu Rumenleri, al işte." vs.
Bu sefer Hagi gitti, camianın bir başka çocuğu Tugay aldı bayrağı. "Yeni hoca motivasyonu" klişsesi uyarınca takımın kazanması gerekirken takım 3 farkla mağlup oldu. Yönetim idari olarak ibra edilmemiş, teknik direktör 3.ye değişmişken bu skor gelince taraftar artık tek ses ile oyunculara yüklendi. "Sırtınızdaki formayı Metinler giydi be, utanın be."
Şimdi, ben kulübün içinden bakmıyorum olaya, dışarıdan bakıyorum, dinamiklere okuduğum kadarıyla hakimim. Fakat şu gözlemi rahatlıkla yapabiliriz: Galatasaraylılar, özellikle de sesi karar alacak/aldıracak kadar gür çıkanlar sorunu hep tek bir sebepe indirgediler. Sorunun teşhisi yanlış yapıldı, tedavi berbat uygulandı ve hasta artık komalık.
Kısım II: Gelmesin Başımıza?
Burada gelelim Beşiktaş'a. Bakın yanlış anlaşılmasın, Beşiktaş ile Galatasaray'ı birebir karşılaştıracak değilim; taraftarın algısını karşılaştıracağım zira aynı hezeyana biz de gitmeden, testi kırılmadan şapkamızı önümüze koyup düşünelim.
Çoğu sosyal fenomenin tek bir sebebi yoktur. Ağırlıklı önem taşıyan sebepler olabilir, fakat algımızı, içine duyguları da karıştırarak şekillendirirsek, bu ağırlıkları yanlış okuruz.
Beşiktaş taraftarı 3 hafta önce ihaleyi Schuster'e devretti, ve de kafasını rahatlattı. Schuster takımı bariz bir şekilde kötü yönetti, orası tamam. Lakin Schuster'in gitmesi, bütün sorunların hallolması demek mi?
Haftasonu Tayfur Hoca Beşiktaş'ın başında ikinci maçına çıktı. Schuster yapsa arkasından milyon tane küfür edilecek oyuna müdahaleler Tayfur Hoca'dan da geldi aynı şekilde. Ha, Tayfur Hoca'nın elindeki kadro kimseyi tatmin etmiyordu, kabul. Fakat bu durumda sorunu Tayfur - Bernd ekseninden çıkarıp, kadro bazında bakabildik mi olaya?
Rivayetlere göre Tayfur Hoca Sivok ve Hilbert için gitsin raporu vermiş. Bu Sivok değil miydi, bizim dönüşünü dört gözle beklediğimiz? Bu Sivok değil miydi takımın fundamentali en yüksek adamlarından birisi? Bu Hilbert değil miydi sağ beke geçip de takımı ilk yarıda kurtaran adam? Bugün niye bu konuda sessiz kalıyoruz, bu adamların gitmesini onaylıyoruz?
Beşiktaş'ın kadrosunun yaş ortalamasının farkında mıyız? Seneye bu adamların kaçı burada, kaçı tam randımanlı olacak? Kadronun bu kadar yaşlı olması Schuster'le birebir ilişkili miydi?
Ve bugün, çok çok yüksek ihtimal fasa fiso, ama Beşiktaş'ın ismi hem Figo hem de Maradona ile alındı. Beşiktaş'ın algısı artık bu mudur? Biz tamamen marketing takımı mı olduk? Millet eskiden Scolari, Lucescu falan yazardı, ona bile razıyım. Figo ne yapmış, Maradona ne yapmış yahu; bu ne cüret?
Özet geçiyorum: Galatasaray'ın düştüğü hataya düşüp, soruna tek bilinmeyenli denklem gibi yaklaşırsak, ileriki sezonda kafamızı dövme ihtimalimiz yüksek. Beşiktaş'ın bu seneki tek sorunu Schuster sorunu değildi, öyle olsa İbo'lar kavga etmez, Ferrari ısınırken zırt pırt sakatlanacak hale düşmez, yönetim "yıldız" peşinde koşmaz, Schuster "pırpır" forvet isterken onun eline "tank" forvet teslim edilmezdi.
Ha, belki de cidden bütün sorun Schuster kaynaklıdır, bilinmez. Ama sorunları Schuster'e ekleştirip de, düşünme tembelliğine düşersek, seneye bizim için "Küme düşecek ehuehu" geyiği yaparlar.
Schuster başarısızdı ve gitti. Bu kesin. Ama bu demek değil ki, başarısızlığın tek sebebi Schuster'di. Zira bakınız, Schuster gitti, ama Atletico Madrid'e gitti. Adam buradayken piyasasını kaybetmediyse vardır bir hikmeti. En azından böyle düşünelim.
Etiketler:Algı,Beşiktaş,Galatasaray,semioticus,Shelbyl | 6
Yorum
21 Ağustos 2010 Cumartesi
Zaman Makinesi
Uyarı: Bakın burada kimsenin kalitesi vs. tartışılmıyor. Niyetim kişileri değil, algıyı tartışmak. Bu çok önemli burada anlatılanı doğru yorumlamak için.
Geçen yazın başında Galatasaray, dünyaca ünlü bir teknik direktörle anlaştı. Bu teknik direktörün karizmasıyla yeni transferler yapacaklardı. Baros, Kewell, Elano, Arda, Keita gibi bir hücum hattına sahip oldular. Ortasahalarında şu an Valencia'da oynayan Topal vardı. Yetmedi, devre arasında Neill, Jo, dos Santos'u aldılar.
Geçen sene boyunca Galatasaraylılar sürekli Los Galacticos olduklarını ve şampiyon olacaklarını ilan ettiler. Biz de dalga geçtik haliyle. Gökhan Zan ile, Balta ile, Sarp ile.
Bakın tekrar ediyorum, ben burada Bobo ile Baros'u, Kewell ile Quaresma'yı vs. karşılaştırmıyorum. Lakin bu sene, bizim takıma olan algımız neredeyse tamamen aynı. (Bu blog değil illaki, ama bakın forumlara, sözlüklere) Ama bakıyorsun, bizim de sağımızda Erhan, solumuzda İbo var. Nihat bu formuyla mecburen oynuyor falan filan. Hani her şey güllük gülistanlık değil.
Geçen sene Galatasaraylıların algısı ile dalga geçen biziz -haklı olarak-. Lakin bu sene lig başlamadan aynı havaya giren gene biziz. Nasıl yahu? N'oldu bir senede? Ne değişti?
Şimdi düşünüyorum ben de. Biz geçen sene GS'lilerle dalga geçerken, onlarla samimi olarak mı dalga geçiyorduk, yoksa sadece bir kıskançlık mıydı bizimkisi?
Kafam karıştı çünkü.
Dip not: Şimdi yorumlarda "Ama onların defansı kötüydü, ortasahası şöyleydi, Baros sakatlanmasaydı" demeyin lütfen. Burada taraftar algısını tartışmak istiyorum. Bizim şu an geçen seneki Galatasaray taraftarından farkımız nerede?
Var-yok davası değil bu. Ben o farkı göremiyorum, sizden yardım istiyorum.
Herhalde şu blogda yazdığım en iyi niyetli, en az sarkastik post budur.
Geçen yazın başında Galatasaray, dünyaca ünlü bir teknik direktörle anlaştı. Bu teknik direktörün karizmasıyla yeni transferler yapacaklardı. Baros, Kewell, Elano, Arda, Keita gibi bir hücum hattına sahip oldular. Ortasahalarında şu an Valencia'da oynayan Topal vardı. Yetmedi, devre arasında Neill, Jo, dos Santos'u aldılar.
Geçen sene boyunca Galatasaraylılar sürekli Los Galacticos olduklarını ve şampiyon olacaklarını ilan ettiler. Biz de dalga geçtik haliyle. Gökhan Zan ile, Balta ile, Sarp ile.
Bakın tekrar ediyorum, ben burada Bobo ile Baros'u, Kewell ile Quaresma'yı vs. karşılaştırmıyorum. Lakin bu sene, bizim takıma olan algımız neredeyse tamamen aynı. (Bu blog değil illaki, ama bakın forumlara, sözlüklere) Ama bakıyorsun, bizim de sağımızda Erhan, solumuzda İbo var. Nihat bu formuyla mecburen oynuyor falan filan. Hani her şey güllük gülistanlık değil.
Geçen sene Galatasaraylıların algısı ile dalga geçen biziz -haklı olarak-. Lakin bu sene lig başlamadan aynı havaya giren gene biziz. Nasıl yahu? N'oldu bir senede? Ne değişti?
Şimdi düşünüyorum ben de. Biz geçen sene GS'lilerle dalga geçerken, onlarla samimi olarak mı dalga geçiyorduk, yoksa sadece bir kıskançlık mıydı bizimkisi?
Kafam karıştı çünkü.
Dip not: Şimdi yorumlarda "Ama onların defansı kötüydü, ortasahası şöyleydi, Baros sakatlanmasaydı" demeyin lütfen. Burada taraftar algısını tartışmak istiyorum. Bizim şu an geçen seneki Galatasaray taraftarından farkımız nerede?
Var-yok davası değil bu. Ben o farkı göremiyorum, sizden yardım istiyorum.
Herhalde şu blogda yazdığım en iyi niyetli, en az sarkastik post budur.
Etiketler:Algı,Beşiktaş,Galatasaray,semioticus,Shelbyl | 19
Yorum
Kaydol:
Kayıtlar
(Atom)
Ara
-
DERBİ POZİSYON ANALİZLERİ - 1- 0:24 saniye! Gatasaray'ın ilk etkili atağı. Burada en büyük hata *Jailson'un partneri Serdar Aziz'e gereksiz yakınlığı oldu.* Seri burada muhteşem bi...6 yıl önce
-
Feda, Sefa, Farklı Olsun bu Defa - Beşiktaş'ın son dönemini iki ana çizgi olarak ikiye ayırmak mümkün. 1- Yıldırım Demirören dönemi 2- Fikret Orman dönemi. Ben Yıldırım Demirören dönemini te...7 yıl önce
-
Bir Sağ Bek, Üç Mevki: Aaron Wan-Bissaka - Premier Lig geçtiğimiz hafta başladı. Hem takım hem de oyuncu bazında her sezon yeni bir hikaye demek. Galiba geçtiğimiz sezon hiç de fena bir görüntü verm...8 yıl önce
-
Duhuliye - Duhuliye'den 5 ay önce haberim oldu. O da bu fotoğraf sayesinde. Bunca zamandır nasıl hiç duymamışım derken, etrafımdaki çoğu Beşiktaşlının da bilmediğ...9 yıl önce
-
Euroleague bwin Mart 2015 MVP Nemanja Bjelica Röportajı - Fenerbahçe Ülker dokuz maçlık bir galibiyet serisi yakalamış durumda ve 2008-2009 sezonundan bu yana ilk kez Euroleague 'playoff'larına katılma hakkını ...11 yıl önce
-
Önce krampon, sonra performans - Her çocuk gibi sokaklarda başlayan futbol maceramız, bazı çocukların yaptığı gibi benim de toprak sahada devam etmişti. Sonrası okul, iş, hayat mücadele...11 yıl önce
-
NBA: Bir Ayın Ardından... (Part 1) - Her ne kadar başlığımızda bir aylık zaman dilimini ele aldıysak gerek tembellik, gerek iş güç yüzünden yazının paylaşılması, gerekli güncellemeler yapıldı...11 yıl önce
-
Manchester United - Burnley maçı - Manchester'ın ligin yeni takımı Burnley deplasmanında galibiyet alması bekleniyordu ama yine olmadı. Geride kalan 3 haftada takım henüz galibiyet görem...12 yıl önce
-
Bu Sefer Bahanem Var - Yine ihmal ettim blogu ama bu sefer sağlam bahanem var. Son 9 senedeki ikinci kıtalar arası taşınma olayına kalkıştım. Bilenler bilir, son 9 senedir Avu...12 yıl önce
-
Babylon Dergisi Röportajı - http://www.aliece.com/2013/11/babylon-dergi-ali-ece-roportaji/#more-189512 yıl önce
-
Arsenal Kendine İnanıyor - Arsene Wenger'in sözleriyle, *"İyi bir rakibe karşı alınmış tatmin edici galibiyet." *Arsenal hafta sonu Liverpool'u oyun dışı bırakarak, bölüm bölüm saha...12 yıl önce
-
Hiç Unutmadığım... - 17 sene önce bugün tek bir imzanın milyonlarca insanı bu kadar etkileyebileceğini tahmin edemezsiniz. O adam hakkında bir sürü yazı yazdım, hala okuyan ...13 yıl önce
-
-

