.

.

.
Ekşi Beşiktaş. Blogger tarafından desteklenmektedir.

Fikret Orman etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Fikret Orman etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
1 Eylül 2015 Salı

Ne işe yarıyorsunuz?

Başlıktan belli sanırım zehir zemberek bir post olacağı, lafı uzatmadan konuya gireyim. Transfer dönemi ile ilgili süreci kaba hatlarıyla dört parçaya ayırmak mümkün:

1. Mevcut kadroda korunmak istenen oyuncularla anlaşma.
2. Eksiklerin tespiti.
3. Potansiyel oyuncuların bulunması.
4. Transfer görüşmeleri.

Beşiktaş, bütün bu kısımlarda kafası kesik bir tavuktan hâllice davranıyor aylardır. Bakın bu "transfer yapmama" eleştirisi falan da değil. Bir transfer vizyonu olur, ya da en azından belirlenmiş bir rota olur ve şansın yaver gitmez vs. onu anlarım. Her taraftarın transfer beklentisi de kendinedir, o da kabul. Ama ben Beşiktaş futbol yönetiminin ne yaptığını anlamıyorum.

Daha geçen sene yabancı sınırının fiilen kalkacağını öğrendiğimizde Beşiktaş'ın ilk icraati Mustafa Pektemek ve Cenk Gönen ile, performansları uyarınca hak ettikleri paranın çok üstüne sözleşme yenilemek oldu. Hadi diyelim bu oyuncular kadro için gerçekten değerliydi, e aynı Cenk Gönen Galatasaray'a verildi üzerinden birkaç ay bile geçmeden? Kadroda birden kaleci fazlalığı oluşsa belki bu transfer anlam kazanabilirdi ama şu an kadroda iki adet A takım kalitesinde kaleci var. Cenk Gönen'le "ya bu çocuğu 600 bin Euro'ya satabiliriz, 8 ay içinde satamazsak zarar gireriz ama bu riske değer" diye mi sözleşme yenilediniz?

Burada mesele Cenk Gönen'in satılması değil, ki karşı olduğum bir hamle de denemez: Oyuncu ederini bulursa satılır. İyi de bu kadar anlamsız, bu kadar doğaçlama bir transfer süreci yönetilebilir mi? Sadece bir oyuncu özelinde, yukarıda bahsettiğim 4 maddenin üçünde de başarısız olunabilir mi? (Victor Valdes konusunda sinirim çok taze, soğukkanlı değerlendirme yapamadığım için hiç girmiyorum oraya)

Mustafa Pektemek ayrı bir durum. Muhtemelen yolların ayrılacağı bilinen hocanın gözdesi diye sözleşme yenilendi diyelim; e hoca gitti, Pektemek kulübeye -bir süredir hak ettiği gibi- mahkûm. Bu ihtimali düşünecek bir tane bile futbol yöneticisi yok mu? Hâl böyleyse, az çok plan yapan tek adamı niye istifaya zorladınız? (Önder Özen'i romantik ve gereksiz bulanların, Özensiz transfer döneminde yönetimin nasıl davrandığını görüp, geçmiş başarı ve başarısızlıkları bilahare değerlendirmelerini de rica edeceğim ama o başka hikâye, kenarda dursun.)

Gelelim eksiklerin tespiti kısmına: Tespit denen şey emek ister, fakat Beşiktaş'ın ortasahasına takviye ihtiyacı kendini yırtarcasına bağırıyor. Kaleci konusunda yukarıda açıkladığım saçmalık yaşandı. Demba Ba satıldıktan sonra forvet ihtiyacı doğduğunu mucizevî bir şekilde gören yönetim, bu konuda birbiriyle alâkasız stilde forvetlerle ilgilendi, demek ki orada da bir emek harcama durumu yok. E futbol şubesi ne işe yarıyor o zaman?

Benim futbol felsefemde -katılırsınız, katılmazsınız o ayrı konu- transfer için paraya kıyılmayacak üç tane önemli mevkii vardır. Birincisi kaleci, zira vasat bir kaleciyi sistemle yüceltemezsiniz, kaleci kalecidir. İkincisi forvet, çünkü gol atmak nihayetinde kaliteye bağlıdır. Üçüncüsü ise ortasahaya bir general çünkü diğer oyuncularınızın vasat işlevselliğini çekip çevirecek bir isim yoksa sahada takımın kalitesi her bölgede düşer. Eğer ekstra kaynağınız varsa defansa oyun kurabilen kapasitede üst kalite bir oyuncu alır ve omurgayı sağlamlarsınız. Gomez ve Rhodolfo'yu bu felsefede transferler olarak değerlendirelim, kaleci ve ortasaha eksikliğini de unutalım. Beşiktaş'ın sistemi için geri kalan en önemli ihtiyacı cezasahasına devrilip gol vuruşları yapabilecek, en azından kaleyi uzaktan sıklıkla yoklayabilecek bir işlevsel oyuncu. Süper Lig'in en vasat takımlarında bile bu katkıyı yapacak oyuncular var, sırf özetleri izleseniz bile birkaç isim gözünüze çarpar. Hatta bizim yöneticilerin gözüne çarpamayabileceği için Dzsudzsak menajerler tarafından gözümüze dahi sokulmuştu ama o ismi de açıklanamaz bir şekilde es geçtik.

Esasında tam burada 3. maddeyi irdelemek lâzım. Bir sürü kariyerli isim boşta gezerken ve İsviçre, Yunanistan gibi kailte ve prestij olarak Türkiye'nin avantajlı olabileceği liglerde bulurken kendini, bir tane bile oyuncu bulamamak neye işarettir? Oyuncu izleme ekipleri vs. hikâye miydi? Beşiktaş kulübü, menajerlerin önüne koyduğu listelerin dışında oyuncu bulabilecek beceriye sahip değil midir? Şu takıma nicel bir destek sağlayacak, ucuz isimler hakikaten yok mu koskoca dünyada? Bu kadar mı aciziz?

Hadi diyelim cidden bu kadar aciziz, acizliğimiz içinde dahi nasıl oluyor da iş bitiremiyoruz? Mbia ve Dzsudzsak belli ki Türkiye Ligi'ne itelenmeye çalışırken, bu oyuncuları nasıl oluyor da Trabzonspor ve Bursaspor'a kaptırıyoruz? Diyelim ki Premier League menajerleri Türkiye'yi yeni cennet olarak kodlayıp oradan isimleri getirmeyi kafaya koymuşlar ve biz onlara mahkûmuz, Akhisar Belediyespor'a gidebilecek, Pedro Franco'nun memleketlisi, 6 sene Britanya kariyerli Rodallega nasıl Beşiktaş'ın radarına giremiyor? Osmanlıspor'un, Eskişehirspor'un bulduğu yabancıları biz niye bulamıyoruz, üstüne üstlük yetmezmiş gibi bir de sonra en başta çok ucuza alacağımız bu tip rotasyon oyuncularının peşinden saçma rakamlarla koşturuyoruz?

Beşiktaş futbol yöneticilerinin tek yaptığı şey, menajerlerin önlerine koyduğu listelerden sırasıyla ilerleyip, aynı menajerlere "şu kadar para veririz" diye teklif iletip sonra arkalarına yaslanıp keyif yapmak mı? Bu işleri yapabilecek insanlar neden istihdam edilmiyor? Nasıl bir döngü var Türkiye futbolunda da koskoca Beşiktaş kulübü bu acziyeti normal karşılıyor?

Bu yaz yaşananları yönetim adına makûl kılacak tek senaryo bu gerçekten: Türkiye futbolu çok pis bir döngüde ve Fikret Orman Beşiktaş kulübünün acziyetini kabullenip idare-i maslahat eyliyor. Fakat ben sırf "neyse en azından Tabata'ya 8 milyon vermedik" diyebilmek için Demirören'den kurtulmayı istememiştim.

14 Temmuz 2014 Pazartesi

Karmaşa

Söylenecek çok fazla şey yok. Hep şikayet ediyoruz "Beşiktaş'ı karıştırmaya uğraşıyor medya" diye, çoğunlukla da haklı oluyoruz bu şikayetimizde. Ama Beşiktaş'ta geçen seneden beri yaşanan yetki karmaşası, başı kesik tavukluk ile hak ediyoruz galiba bunu.

Taraftar istemedi diye transferden vazgeçilmez, illa vazgeçilecekse de böyle vazgeçilmez. Bir yönetimde ağzı olan konuşmaz, eğer fikir ayrılıkları varsa içeride konuşulur, halledilir, dışarıya tek bir mesaj verilir. Her kulüp hatalı ve saçma transfer yaparken, rakipleriniz transferlere milyonları saçarken usülde öyle saçmalarsınız ki tek spor gündemi siz olursunuz. Beşiktaş'ın, geçen seneden beri, adının anıldığı ve saçmalıkla sonuçlanmayan transferi yok. Önder Özen'in sessizce yürüttüğü transferler var, bir de 15 gün önceden davul zurna ile ilan edilip sonunda elbet saçmalananlar var. Hangisinin doğru olduğu aşikar olsa gerek.

Transfer meselesi bir değil, iki değil. Böyle amatörce yönetilmez bir kulüp. Hadi amatörce yönetiyorsun, amatörce yönettiğini davul zurna ile ilan etmezsin.

Fikret Orman'ı kulübün başına Demirören sonrası tufana el atma isteği getirdi, güvenoyunu da -en azından bir kısım taraftardan- uzun süre vaat ettiği akıl ile aldı. Aynı şeyleri ikinciye izleyeceksek hiç gerek yok.

Nihayetinde tarih, durumu "idare ettiğini" sanarken bir kırılma noktası ile idare edildiğini anlayıveren yöneticiler ile dolu.
2 Mayıs 2013 Perşembe

Borç şişirme haberindeki şişirme

Bugün Milliyet gazetesinde (sahibi kimdi sahi bunun?) yanda gördüğünüz başlık ve vurguyla, niyeti içeriğinden önce gelen bir haber çıktı. "Son darbe", "büyük skandal", "derin kriz" vurgularını ardı ardına patlatan haberin içine baktığımızda, Denetleme Kurulu eski üyesinin yazdığı bir dilekçeden fazlasını göremiyoruz. Daha "de" kelimesini nerede ayrı yazacağını bilmeyen, "otarite" gibi orijinal kelimeler icat eden, yazdığı okununca da karman çorman ifadelerinden bir şey anlamanın mümkün olmadığı Yeminli Mali Müşavir Mehmet Küçükince'nin ve Milliyet gazetesinin derdinin ne olduğu, satır aralarından gene de anlaşılıyor.

Öncelikle bu 580 milyon rakamının nereden geldiğine bakalım. Yönetim, görevi devraldığında mevcut borcun miktarının bu olduğunu sürekli dile getiriyor. Fakat 31 Mayıs 2012 tarihindeki bilançoda bu rakam 480 milyon lira civarı gözükmekte. Yani burada açık bir hesap tutmazlığı var, ve bu farkın, borç eritme hareketine karşın nasıl oluştuğunu anlamak için dipnotlara ve kalemlere bakmak lazım.

Diğer kalemlerde kapatılan davalar, personele borçlanmalar vs. gibi birbirini nötrleyen değişmeleri atlarsak, 2012 bilançosunda 55 milyon liralık borcun 2013 bilançosunda 141 milyona çıktığı ve farkı yarattığı belli bir kalem var: İlişkili kişilere borçlar. İlişkili kişiler denilen kurum BJK Dernek. Dernek üzerinden borçlu olunan en büyük kişi ise 100 küsür milyon lira ile Yıldırım Demirören. Demirören'e borcumuz hep bu meblağ ise 2012 bilançosunda niye yoktu, vardıysa başka kalem üzerinden mi borç yazıldı, yoksa nasıl bir iş döndü, orası muğlak. Bilen varsa yorumlara eklesin. (Başka iki tahmin Demirören'in kulüple ilişiğinin kalmaması ya da başkanların kulübe verdikleri paranın UEFA kriterleri gereği statüsünün değişmesinin bu sonuca neden olduğu olabilir)

Lakin belli ki Küçükince'nin yazdığı bu dilekçenin derdi tam da bu borç yapısıyla ilgili -haklı olarak- töhmet altında kalması, zira dilekçede şu ifadeler geçiyor: "Böyle bir raporun varlığını kamuoyuna devamlı deklare etmek maksadını aşan tutum haline gelmek suretiyle eski yönetimlerin hesaplarında (a.b.ç.) sanki bir usülsüzlük varmış intibası verilmektedir. Bu olumsuz intiba kişileri haksız şekilde itibarsızlaştırırken, Denetleme olarak bizlerde [sic] ibra edilmemize rağmen dolaylı yoldan nasibimizi almaktayız." (y.n. nasıl resmî tabir yahu bu?)

Şimdi burada farklı açılardan sinsilik var:

1. Zaten Demirören yönetiminin 2012 ilk çeyrek performansı ibra edilmedi. Yani denetçinin benchmark kabul ettiği dönemin malî bildirimi zaten şaibeli.
2. Denetçinin "hayalî rapor" imasında bulunduğu rapordaki rakamlar, şu an resmen KAP'a bildirilen bilançodaki rakamlarla tutuyor. Yani ortada yanlış bir şey varsa, burada başvurulması gereken merci yönetim değil, yapılacak şikayet "ya borç 580 milyon diyorsunuz, şişiriyorsunuz, töhmet altında kalıyoruz" hiç değil. Usûlsüzlük gibi bir iddia ve bunun dayandığı sağlam kanıtlar varsa, bu iş başka yolla halledilir.
3. Dilekçe bu şikayeti birden bırakıp "zaten vergi borcu arttı da demiyorsunuz" -halbuki bildirimde var bu 14 milyon liralık artış-, "zaten tüzüğü de değiştiriyorsunuz" gibi tamamen konudan sapan yerlere gidiyor.
4. Bu dilekçede hakkı savunulan insan, bu acayip dilekçenin çok müthiş bir olaymış gibi haber yapıldığı gazetenin sahibi.

Ecnebi ne demiş: Eğer ördek gibi yürüyorsa, ördek gibi vaklıyorsa, ördeğe benziyorsa ördektir. Bu dilekçe de, gündemdeki gelişmeler ile yanyana koyunca, esaslı bir ördeğe benziyor.

Ekleme: ekrem35 yorumlara eklemiş, konuyla ilgili resmî açıklama da gelmiş kulüpten.
25 Nisan 2013 Perşembe

Fikret Orman: "Feda sezonu geçti"


Fikret Orman'ın Habertürk'le yaptığı röportajı okurken, göze çarpan sloganvari cümleler bunlar. " ‘Feda’ sezonu geçti. Önümüzdeki yeni sezonda güçlü bir ekip kuracağız. Bunu herkes böyle bilsin." Bunlar, taraftarı Akhisar yenilgisi sonrası teskin etmek için söylenmiş, politik cümleler olabilir. Ya da Fikret Orman'ın içinde bulunduğu halet-i ruhiyeyi gösteren samimi lakırdılardır belki. İkinci ihitmal korkutucu, zira Beşiktaş'ın başına hangi başkan bu slogan ile gelse, yorganımız yeterince uzun olmadığı için ayaklar açıkta kaldı.

Bu cümlelere takılmamın sebepleri muhtelif:

Birincisi, Dalgakıran'ın istifasının hemen sonrasında gelmiş olması. Dalgakıran, "yeniden yapılanma"dan sorumluydu, kulüp yeniden yapılanma adımını bırakıp sonrasında "artık feda bitti" diyorsa, bir işkillenmek lazım.

İkincisi, DHA'nın haberine göre Samet Aybaba ile yola 1 sene daha devam edilecek. Bunların hepsi şu aşamada spekülasyon, takımı Europa League hedefinden saptırmamak için söylenmiş şeyler olabilir, bu çok alışılmış bir taktik. Bunun yanısıra, Levent Erdoğan'ın kulübün sitesinden yaptığı quel alaka Aybaba'ya destek açıklamasının yanında okuyunca, işler biraz karışıyor.

Üçüncüsü, başkanın şu sözleri: "Başkan seçildiğim zaman listeme almak istediğimde görevden kaçanlar, bugün yönetime girmek için araya adam sokuyorlar. " Bu isimler kim bilmiyoruz. Fakat yönetimden gelen istifalara, çıkmaya başlayan seslere ve de sürüncemde bırakılmak istenen üyelik sistemine bakarsak, malum zihniyet yapısı egemenliğini sürdürecek demek.

Bu pesimist yazıyı biraz olumlu bir gelişme ile bitirelim: Stad konusunda yönetimin kararlılığı devam ediyor ve sanırım bu sefer o iş yalan olmayacak: "Şu anda stadın finansı hazır ama açıklamam. Kazmayı vurmak için gereken bütçe, isim hakkını alacak firmadan gelecek. Bu hazır."

Önümüzdeki iki ay, eski nesil Beşiktaşlıların sevdiği türden sıkıntı ve gerilimlere gebe. 
14 Mart 2013 Perşembe

Hesap sorma savaşı başladı

Fikret Orman yönetiminin en çetin sınavı ilk dönemeci aldı. Bildiğimiz gibi, en son olağan genel kurul toplantısında Demirören ibra edilmemişti. Fikret Orman da daha sonra yaptığı açıklamada Demirören ile uzlaşı umudu içinde olduğunu söylemiş ve de kendisinin mevzubahis borcu Beşiktaş'a bağışlayacağı beklentisinden bahsetmişti. Lakin bugün itibariyle Demirören ve iki yönetici daha Beşiktaş kulübü aleyhine, bu ibrasızlık kararının hükümsüzlüğünün ve kendilerinin kusursuzluğunun tespiti için dava açmış bulunmakta. Kulübün açıklaması şöyle:
Şirketimiz eski yönetim kurulu üyelerinden Yıldırım Demirören, Ertunç Soğancıoğlu ve Mehmet Soysal, 28.12.2012 tarihinde yapılan olağan genel kurul toplantısında haklarında alınan ibra edilmeme kararlarının hükümsüzlüğü ile şahsi kusur ve eylemlerinden dolayı şirkete karşı sorumlu olmadıklarının menfi tespit davası niteliğinde olmak üzere, tespiti ve hükmen ibralarına karar verilmesi talepli olarak İstanbul 31.Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2013/74 E. sayılı dosyası ile Şirketimiz aleyhine dava açmışlardır. Dava ön inceleme aşamasındadır.
Eğer bu dava inceleme aşamasını geçer, sonucunda da Demirören kusurlu bulunursa, her aklıselim Beşiktaşlının yıllardır hayal ettiği gerçek olmuş olacak. Ya da belki başka bir sonuç çıkar, bü süreçler konusunda bilgili değilim ama bir nihayete varacağı kesin.

Hakkımızda hayırlısı demekten ve Fikret Orman yönetimine manevi destekten başka yapılacak bir şey yok. Kendi adıma konuşayım, Demirören'in "borcumu hibe ediyorum" diye attığı yalanı yutmak zorunda kalması, senelerce çektiklerimizin karşılığında teselli bulmamı sağlayacak.
3 Ağustos 2012 Cuma

Gel, Al!

Tarattar Fikret Orman'dan geçmiş dönemin hesabını sormasını istiyor. Lakin hepimiz biliyoruz ki, o iş o kadar kolay değil. Beşiktaş başkanının TFF başkanından hesap sorması demek, bunu dile getirmesi demek, sadece Beşiktaş kulübü ile TFF başkanını değil, koca koca aileleri, belli güç odaklarını karşı karşıya getirmek demek. Sistem, bu iki ayrı grubun birbirine düşmesine izin vermez. Bir takım güçler devreye girer, hemen kapalı kapılar ardından görüşmeler başlar, sulh yolu aranır. Belki de yapılan o dur.

Yıldırım Demirören'in Beşiktaş kulübünden aldığı senetleri koz olarak kullandığı söyleniyor. Bunu bilmeyen yok, yeni bir bilgi değil. Lakin Beşiktaş kulübünün, Yıldırım Demirören'in gölgesinden kurtulmadan, onu rahatsız etmeden bu sürecin içinden çıkabilmesi de kolay görünmüyor. Ben açıkçası sefayı süren başkasıyken, cefayı çekenin mevcut yönetim olmasını içime sindiremiyorum. Bu bir haksızlık. Zaten Fikret Orman yönetimine verdiğimiz temel destek de, kendilerinin bu faturanın asıl sahibine iletilmesi konusundaki tavrıydı.

Demirören senetlerin tahsilini isterse ne yaparız sorusu, bence sorulması gereken en son soru. Bunun ideali, Beşiktaş mevcut yönetiminin, yapıldığı Uefa tarafından belgelendirilen usulsüzlükleri bir bir ortaya dökmesidir. Yıldırım Demirören'in resti görüp, senetlerini istemesini sağlamak. Bu yol, ilk planda çok büyük bir çatışmaya yol açar gibi görünse de, Beşiktaş'ın bence tek çıkış yolu bu.

Beşiktaş'ın geliri yok. Sağolsun Yıldırım Demirören hepsini kullanıp harcamış. Giderler gitmiş, gelir yok ise, sen kulüp çalışanının parasını ödeyemezken, Demirören'in parasını da ödeyemezsin. Seni ifşa ediyorum diyeceksin, az veya çok tazminatını alacaksın. Sonra Beşiktaş ve spor kamuoyuna döneceksin ve Demirören'in icraatlarını bir bir anlatacaksın. Sosyal olarak itibarsızlaştıracaksın. Zaten itibarı olduğu yok da, bunu belgelendireceksin. Sonra haydi gel, senetlerini iste diyeceksin. Kuşa çevirdiğin Beşiktaş'ın masa - sandalyesini mi alacaksın, neyini alacaksan al diyeceksin. Yıldırım Demirören o plaza, bu plaza korumalarıyla gezerken sokağa çıkamaz konuma gelecek. Türk spor tarihinin en kötü başkanı olarak tarihe geçecek. Bugünkü gibi değil! Artık arkasındaki siyasi güç mü devreye girer, aile büyükleri mi olaya el atar, ne olacaksa olacak, Demirören itibarını kurtarmak adına, alacağını Beşiktaş'ta bırakacak. Bunu da bir zafer edasıyla, bir #feda düşüncesiyle değil, zorunluluktan yapacak. Yoksa "iç denetim raporlarını medya malzemesi yaptırmam" falan demekle bu işin çözüleceği yok.

Fikret Orman ve ekibinin bu hamleye gücü yeter mi? Yetmez görünüyor. Bu reste gücün yetmiyorsa, Quaresma'yı gönderip Olcay Şahan'ı alarak yaptığın 2 milyon Euroluk tasarrufla Beşiktaş'ı düzlüğe çıkaramazsın. Bu haliyle Fikret Orman, bir Yıldırım Demirören Projesi olmaktan öteye gidemez.

"Madem Beşiktaş'ı düzlüğe çıkarabilecek maddi gücünüz yoktu, niye aday oldunuz" diyenlerden değilim. Çünkü paralı başkan adayı vardı da, silah zoruyla mı el çektirdiler? Bunu geçiniz. Lakin, Yıldırım Demirören'den hesap soracak gücünüz noktu ise, gerçekten niye aday oldunuz kardeşim? Yıldırım Demirören'e "rağmen" başkan seçilmediğinizi herkes biliyor. O günkü soru işaretleri bugün ortada hala duruyorlar.

Beşiktaş'ta kapalı kapılar ardında, bizim bildiğimizin çok dışında görüşmeler olduğunu hissediyoruz. Olması gerekenle, olan arasında bu kadar büyük bir fark varken, soru işaretlerimizin yeni yönetim üzerinde de yoğunlaştığını üzülerek görüyoruz...

Efsane başkan Yıldırım Demirören'e de bir taraftar olarak sesleniyorum; Gel, al kulüpten ne alacağın varsa... Masa, sandalyeler, dolaplar, maç günü gelirlerine el koy, kombine gelirlerine el koy. Hemen başla yasal işlemlere. Hakkındır...

Hakkındır da, buna cesaretin var mıdır?

Biz geçmiş dönemde yaptığımız hataların bedelini öderiz, hiç sorun değil...

Fikret Orman'dan Kısa Kısa

Geçtiğimiz hafta Beşiktaş başkan adaylarından Fikret Orman'la bir görüşme yapıldı. Bazı arkadaşlarımız kendisiyle görüşüp merak ettikleri soruları sordular. Ortaya çıkan temel sonuç, Beşiktaş'ın mevcut durumunun dışa yansıyandan daha da kötü olduğu yönünde. Biz de yeni başkan ( kim olursa olsun ) üzerindeki beklentilerin doğru şekilde oluşturulması ve kulübün kısa vadede durumunun herkes tarafından görülebilmesi açısından, görüşmeden çıkan bazı ana maddeleri Beşiktaş taraftarlarıyla paylaşmak istedik. İznimizi aldık, paylaşıyoruz.

Kişisel görüşlerimiz değil, 
Fikret Orman'ın gelecek döneme tuttuğu projeksiyon şu şekilde;
  • Mali tablo zannedilenden çok daha kötü durumda, BJK A.Ş. fiilen iflas etmiş. İflastan kurtulmak için ciddi bir para kaynağı bulunması lazım ve bu kaynağın Mayıs ayına kadar kulübün kasasına girmesi  gerekiyor. Mayıs ayı atlatılırsa benzer bir sıkıntı Kasım ayında da var, o süreci içinde kulübün nakit akışında önemli bir değişim gerekiyor. Öte yandan, kulübün mevcut sözleşmeleri ile alacağı tüm gelirlerin yaklaşık üç senelik kısmı temlik altında. Yani Türkçesi kulüp üç sene boyunca gelecek hiç bir sponsorluk, yayın geliri gibi garanti paralarını kasasına koymadan borçlu olduğu yerlere verecek.
  • Yıldırım Demirören’in mali genel kurulda "Borcumu hibe ediyorum" söylemi şimdilik karşılığını bulmamış durumda, bu borçlara karşılık kulüpten dört adet senet verilmiş, bu senetlerin ilk vadesi; Mayıs 2014.
  •  Kulübün 28 Mart’ta ödemesi gereken 28 Trilyon (eski para ile) vergi borcu var. Bunun ne nasıl ödeneceği ciddi bir soru işareti, bu konuda devlet desteği gerekiyor.
  • Hiç bir finans kuruluşu Beşiktaş’a kredi vermeye yanaşmıyor, çünkü bugüne kadar yapılmış hiç bir anlaşmanın vadesi zamanında ödenmemiş. Kulübün kredibilitesi yok noktasında bile değil.
  • Stadyum bu sefer gerçekten yıkılacak, maçlar büyük bir ihtimalle TT Arena’da olacak. Stad sponsorlarla yapılmaya çalışılacak, orada henüz TOKİ’nin bir desteği gözükmüyor. Tribünlerin her birine bir sponsor bulunarak stadın yapılması söz konusu.
  • Futbol takımında ciddi bir küçülme olacak, mevcut durumda futbolcu maaşlarını ödemek mümkün değil, para eden yabancılar satılacak, yerlilerde de maaş indirimine gidilecek, kabul etmeyen oyuncular direkt satılacak.
  • Futbol dışında sadece basketbolun açık kalması gündemde, amatör branşlarda sponsoru olmayan şubeler kapanacak.
  • Geriye dönük olarak kulüp hesapları incelenecek, bir sıkıntı bulunması halinde adli merciler tarafında takip başlatılacak.
19 Mart 2012 Pazartesi

Fikret Orman'ın Habertürk Röportajı

Beşiktaş'ın muhtemel başkanı Fikret Orman'ın bugün Habertürk'te röportajı yayınlanmış. Nasıl bir politika izleyeceğiyle ilgili ipuçları var, radikal kararlardan bahsetmiş. İbrahim Altınsay'ın yönetimde görev almasıyla ilgili net bir ifade kullanmamış. Hayırlısı diyelim.

http://www.htspor.com/futbol/haber/725996-dunya-kulubu-nasil-olunur-herkes-gorecek

Ara