.

.

.
Ekşi Beşiktaş. Blogger tarafından desteklenmektedir.

İnönü Stadı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
İnönü Stadı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
25 Nisan 2013 Perşembe

Fikret Orman: "Feda sezonu geçti"


Fikret Orman'ın Habertürk'le yaptığı röportajı okurken, göze çarpan sloganvari cümleler bunlar. " ‘Feda’ sezonu geçti. Önümüzdeki yeni sezonda güçlü bir ekip kuracağız. Bunu herkes böyle bilsin." Bunlar, taraftarı Akhisar yenilgisi sonrası teskin etmek için söylenmiş, politik cümleler olabilir. Ya da Fikret Orman'ın içinde bulunduğu halet-i ruhiyeyi gösteren samimi lakırdılardır belki. İkinci ihitmal korkutucu, zira Beşiktaş'ın başına hangi başkan bu slogan ile gelse, yorganımız yeterince uzun olmadığı için ayaklar açıkta kaldı.

Bu cümlelere takılmamın sebepleri muhtelif:

Birincisi, Dalgakıran'ın istifasının hemen sonrasında gelmiş olması. Dalgakıran, "yeniden yapılanma"dan sorumluydu, kulüp yeniden yapılanma adımını bırakıp sonrasında "artık feda bitti" diyorsa, bir işkillenmek lazım.

İkincisi, DHA'nın haberine göre Samet Aybaba ile yola 1 sene daha devam edilecek. Bunların hepsi şu aşamada spekülasyon, takımı Europa League hedefinden saptırmamak için söylenmiş şeyler olabilir, bu çok alışılmış bir taktik. Bunun yanısıra, Levent Erdoğan'ın kulübün sitesinden yaptığı quel alaka Aybaba'ya destek açıklamasının yanında okuyunca, işler biraz karışıyor.

Üçüncüsü, başkanın şu sözleri: "Başkan seçildiğim zaman listeme almak istediğimde görevden kaçanlar, bugün yönetime girmek için araya adam sokuyorlar. " Bu isimler kim bilmiyoruz. Fakat yönetimden gelen istifalara, çıkmaya başlayan seslere ve de sürüncemde bırakılmak istenen üyelik sistemine bakarsak, malum zihniyet yapısı egemenliğini sürdürecek demek.

Bu pesimist yazıyı biraz olumlu bir gelişme ile bitirelim: Stad konusunda yönetimin kararlılığı devam ediyor ve sanırım bu sefer o iş yalan olmayacak: "Şu anda stadın finansı hazır ama açıklamam. Kazmayı vurmak için gereken bütçe, isim hakkını alacak firmadan gelecek. Bu hazır."

Önümüzdeki iki ay, eski nesil Beşiktaşlıların sevdiği türden sıkıntı ve gerilimlere gebe. 
25 Mayıs 2010 Salı

Ne İşiniz Var?

Lafı çok uzatmaya gerek yok; Bursaspor'un Şampiyonlar Ligi maçlarını İnönü Stadı'nda oynama teklifini dahi komik ve hatta 'küstahça' buluyorum. Teklifin Beşiktaş yönetimince de aynı şekilde değerlendirilmesini bekliyorum. Bursaspor taraftarının İnönü Stadı'nda 'deplasman tribünü' haricinde herhangi bir bölgede yeri veya işi yoktur.
12 Nisan 2010 Pazartesi

İnönü Stadı'nı Ziyarete Açın!

İşim gereği sık sık yabancı insanlarla muhatap oluyorum. Bunların içinde tabi ki futbol sevenler de oluyor. Ve çoğunun turistik gezilerinin içinde boğaz hattı+Dolmabahçe Sarayı da oluyor. Bu insanların futbol sevenler başta, futbol takipçisi olmayanları da dahil olmak üzere oradayken bir yapı daha dikkatlerini çekiyor: İnönü Stadı. Bizim medyamız elinden geldiği kadar konuya bulaşmasa da bu adamlar 'Beşiktaş' ve 'atmosphere' kelimelerini bir arada kullanıyor. Ama, dikkatlerini çeken bir durum var. Stadın yanına kadar gelip, içeri girememek. Türkiye'de futbolun çoğu ülkeden ayrıldığı bir gerçek var. İstanbul'un 3 takımının taraftarı ülkenin her yanına dağılmış durumda. Ve bu insanların İstanbul'a kah iş kah gezi için yolları düşüyor. Ve bunlardan Beşiktaşlı olanlar İnönü Stadı'na maç günü olmamasına rağmen uğruyor. (Belki) Kartal Yuvası'na girip, Beleştepe'den fotoğraf çekip gidiyor. Aslında yazıyı burda kesip, 'üç nokta' 'cool'luğuna da girebilirdim de, şimdiye kadar dile getirildiğini görmediğim için devam ediyorum. Vizyon diyen yönetimimiz, yönetimlerimiz.. Stad yeterli değil diyen yönetimlerimiz; Avrupa'da da emsalleri olduğu gibi, stadı belli saatler ve ücret dahilinde ziyarete açsa; sizce ne derece ilgi görür? Yapılacak uygulamanın getirisi o kadar aşikar ki; ücrete gerek yok dahi diyebilirim. Daha başlarken söylemiştim; bu stad turist çekmeyen bir ülkede değil. Turist çekmeyen bir şehirde değil. Turist çekmeyen bir bölgede değil. O bölgenin her daim ziyaretçisi var. Stadınızın kapılarını açtığınız o ziyaretçiler çıkışta Kartal Yuvası'na da hem de daha büyük bir iştahla uğrayacaktır emin olun. Bunun için kapıları açmak yetmiyor tabi. Önce tuvaletleri temiz tutacaksınız. Temizlemek de yetmiyor, o tuvaletlerin çoğunun ışıkları yanmıyor, insanlar cep telefonu ışığı eşliğinde.. neyse. Koridorları adam akıllı boyayacaksınız. Stad koridorunda yürüyen insana orasının Beşiktaş Stadı olduğunu hatırlatan şekilde. Duvarlara çerçeveler, fotoğraflar asacaksınız. Duvarlara ekranlar koyacaksınız; tribünden enstantaneler, maçlardan görüntüler göstereceksiniz. Kapalının çatısındaki kartal maketiyle bitmiyor yani. İtalya'daki tribün önündeki koruma camlarını bilirsiniz, hem insanlar doğru düzgün sahayı görür, hem şıktır; hem de kırılmaz. Eski açık-yeni açık-kapalı-numaralı arasındaki o zavallı-ilkel çitleri söküp o camları koyacaksınız. (inanın insanlar tribün değiştirmek istediği zaman o camlara tırmanamaz da..) Hem şık olacak.. hem de maçı izlemek isteyen taraftarına en doğal hakkını parçalı bulutlu (çit barajına takılmadan) sunmamış olursun.. Bunlar en temel ihtiyaçlar, bunları yaptığınız zaman, maça gelmek için; size parasını verip, hizmet almak isteyen insanlara da saygı göstermiş olursunuz. Eski açığın ortasında zamanında Mcdonalds olan alanı 'cafe'ye çevireceksiniz. Ve siz işleteceksiniz. İçeride insanlar atıştırmasını yaparken veya çayını kahvesini içerken; önündeki camın ardında stad manzarası olacak, bir de stada girelim dedirteceksiniz onlara. Kağıt bardağından, hamburger kağıdına kadar kulübün armasını basacaksınız. Kahve kupalarınız Beşiktaş kupası olacak. Hediyelik, anılık ufak eşyalar satacaksınız orada. Çocuklara yönelik güzellikler ekleyeceksiniz hem içeri hem dışarı. Yeni nesil Beşiktaşlı olsun diyorsan, mini boy formayla bitmiyor o iş. İnsanlar dünyanın en güzel bölgelerinden birindeki o stadda 2 saatini mutlu mesut geçirip çıkacak. Maç olduğu zaman da gelelim dedirteceksiniz belki en alakasız adama dahi. Gerekirse yeni açık'ın arkasında da büfeler, mağazalar açılması için ihale açacaksınız (yukarıdaki fotoğrafta gözüküyor kullanılabilecek alanlar) Yeni açığın arkasındaki arazinin düzenlemesini yapacaksınız, güzelleştireceksiniz. Farkında olmasanız da siz Türkiye'nin 3 büyük kulübünden birisiniz. Pazarlamasını, reklamını yapacaksınız; boğaz kıyısında geçirilecek 1 güzel günün içinde Beşiktaş'la dolu geçecek o 2 saatin.. Yok.. bunların sadece 'bir' tanesini bile akıl etmiyor ve icraate geçmiyorsanız; kendi reklamınızı da yapmayın. Önce bizi yeni stad yaparken niyetiniz ne, ona inandırın. İnönü Stadı projesi mi? Al sana proje. Endüstriyelleşme mi? Al sana endüstriyel futbol. Hem de en romantiğinden.
18 Aralık 2009 Cuma

Gündoğdu

Güzel blogumuz Ekşi Beşiktaş’ı nasıl daha güzel yapabiliriz diye düşünürken, şunları yazalım, bunlarda olsun diye fikirler çıkarken, yahu benim bildiğim Beşiktaş tribünsüz olmaz dedim. Ben de tribünde dair bir şeyler yazayım, tezahüratları, pankartları, günahları ve sevaplarıyla, bildiğim, gördüğüm, hissettiğim kadarını burada paylaşayım istedim. İsim olarak da düşündüm taşındım, İnönü'de en çok sevdiğim tezahürat hangisi dedim, Gündoğdu diye cevap verdim, baktım kendi kendime konuşmaya başlamışım, yol yakınken durup Gündoğdu'da karar kıldım. Bu hafta genel bir giriş yapayım, İnönü’de oynanan maçlardan sonra maç içi tribün olaylarının neler olduğu, hangi tezahüratın nasıl göze çarptığı, deplasman maçları haftasında da tribüne ait, Beşiktaş taraftarına, kapalı tribününe ait belli bir konu hakkında yazabildiklerimi elimden geldiği kadar yazayım diyorum. Bahane değil belki ama iş güç dolayısıyla deplasman yapamıyorum, O yüzden o kadar idare edeceksiniz artık. Şimdi önce stadyumdan başlayalım. İnönü Stadını bilenler için söylüyorum (bkz: Trt Radyo) deniz tarafındaki kale arkası eski açık tribündür. Stadı bilmeyenler de burayı tek katlı, üzeri açık, ve bir kısmında deplasman taraftarının bulunduğu yer olarak tanıyabilirler. Rivayet odur ki, kapalı tribünden emekli olanlar burada hayatlarının sonuna kadar mutlu mesut yaşarlarmış. Ve içlendikleri zaman da arkalarına dönüp, o güzelim manzaraya karşı bir sigara yakar, “Ulan stadyumlara sigara yasağının gelmesi çok kötü oldu be" derlermiş. Stadyumun en ucuz biletleri bu tribüne aittir, ve müdavimleri tezahüratlara, coşkunun pik yaptığı anlarda katılırlar. Eski açık tribünün tam karşısında, yani diğer kalenin arkasında yeni açık tribünü bulunur. Stadyuma en son eklenen tribün olduğu için adı yeni açık. Bu tribünün üzeri 2004 yılının başında kapatıldı. Tabi kapatıldı biraz iddialı olur. Kapanmaktan çok üzerine rahat birşeyler aldı diyebiliriz. 3 katlı bu tribünün en alt katı adının hakkını verircesine açık, e zaten tribünün sağ ve solları da çatıdan faydalanamıyor. Aman canım zaten adı üstünde açık tribün. Ne o öyle çatı falan. Yeni açığın numaralıya yakın tarafının ikinci katında amigoluğunu Mustafa’nın yaptığı bir grup var. Arada ellerinde çekirdek sakin sakin oturan insanları ayağa kaldırıp moda sokuyorlar, Çarşı ile paslaşıyorlar, maçın hemen hemen tümünü tezahürat ile geçiriyorlar. Bir de korner atılırken rakip takım futbolcuları ile hoşbeş eden bir köşe var. Çok samimi çocuklar. Ne zaman bir Fenerli gitse hal hatır soruyorlar ordan. Ama bu grup dışında yeni açık izleyicisi de sakin bir kalabalık. Bir gün yolunuz düşerse, bu tribünün 3. katının en ön sırasında, tam kale arkasını hizalayıp bir maç seyredin derim. Ve eğer devre arasında tuvalete gitmeye niyetlenirseniz, tuvalet merdivenlerinde "herif yığını" nedir ne değildir tecrübe edeceksiniz. Televizyondan maç izlediğiniz zaman göremediğiniz tribün numaralı tribün. Çünkü çatı kameraları bu tribünün üzerinde. Zaten görülecek aman aman bir şey de yok. Basın tribünü, şeref tribünü, Vip tribün ve numaralı tribün koltukları bulunuyor. Düşünün normal numaralı tribün koltuklarında oturanlara fakir gözüyle bakılıyor burada o derece. Viskiler, purolar içilip geyşaların üzerinden suşi yenilen bir yer olarak tahmin ediyorum açıkçası. Net bir bilgim yok. Gidenler de bir şey söylemiyor. İyiydi miyiydi diye geçiştiriyorlar. Kesin var bi olayı. Bununla beraber, o sosyetik duruşlarının yanında, yönetimle ilgili protestolarda numaralı tribün perde arkasında her seferinde kapalının önüne geçmeyi başarıyor. Ha ihalesi kapalıya kalıyor orası ayrı. Ve efendim gelelim meşhur kapalımıza. Kapalı tribün Çarşı adıyla nam salmış taraftar grubunun ikametgah adresidir. Kapalı alt ve kapalı üst olarak iki ayrı kattan oluşur. Yeni açıktan farklı olarak burada katlar arasında istediğiniz gibi gezemezsiniz, zira biletleri ve fiyatları farklıdır. Üst kat alt kattan daha pahalıdır. Kapalı üst tribünün sağında ve solundaki locaların ortasında, iki direk arasında “kutu” diye tabir edilen bölüm tribünün kalbidir. Maç içerisinde büyük oranda tezahüratlara başlanılan, değiştirilen ve diğer tribünlere yön verilen yer burasıdır. Kutunun en ön sırasında amigonun –ki ceza alana kadar Alen’di- çıktığı set bulunur. Buranın en arka sırasına da “kafanın tavana değdiği yer” denir. Görürseniz nedenini anlarsınız. Kapalı alt tribünde bu sezon itibariyle biz Ekşi Beşiktaş yazarlarından Tribal Enfexion, Raul Gonzales, Jessie, Yuki the Zorba ve benim maç seyrettiğimiz tribün. Orta kısmında üst tarafın devamı olarak sürekli tezahürat eden cevval bir grup var. Sağa ve sola kaydıkça bu tezahürat yoğunluğu azalıyor. Tabi azalıyor dediysekte namını yedi düvele duyurmuş bir tribünden bahsediyoruz. Ha bu arada adı kapalı alt olan bu tribünün yarısı 2004 yılının yazında yapılan genişletme çalışmasının da etkisiyle yağmur esnasında hiç de kapalı olmuyor aklınızda bulunsun. Ama şunu da belirteyim; "üstüm açık kalmasın" diye yukarı sıralara kaçarsanız, üstüne bir de İbrahim Üzülmez kapalı altın en alt sırasından siz daha onu izlemeden futbolu bırakırsa, kaybeden siz olursunuz. Onun o en basit hamleyi yapamayıp, hayatta yapamaz dediğiniz şeyleri yapışına iki karış öteden şahit olmak bambaşka bir duygu. Hastasıyım deli İbo’nun. Neyse, tribünden bahsetmek için ilk yazıyı o her görüşümde hala bakakaldığım, otobüsle, dolmuşla, taksiyle bile geçerken gözlerimi ayıramadığım, güzelim, canım, cananım İnönü Stadyumu’na ayırdım. Ben İnönü’nün her maç doyasıya keyfini çıkartıyorum. Bunları da becerebildiğim kadar buradan sizlerle paylaşacağım. Bu yazının sonuna da şunu yakıştırdım “Beşiktaş’ım hayat sensin, dünyam sensin, her şey sensin…”
11 Ağustos 2009 Salı

The Top Ten Football Stadiums ( En iyi 10 Futbol Stadi)

Spor Servisi Programi'nda gosterdiler, ben de girdim siteye yaziyi buldum: http://www.timesonline.co.uk/tol/sport/football/article6789326.ece Times'in en iyi 10 futbol stadi listesinde İnönü Stadi 4.sırayı almiş. İnönü için şöyle deniyor: "You can make a case for the Sükrü Saracoglu and the Ali Sami Yen, homes of Fenerbahçe and Galatasaray respectively, but Besiktas’s ground wins the day by virtue of its magnificent location. If they get bored, the fans behind one end can look across the Bosphorus to Asia. But their boys don’t get bored, to judge from the row they kick up. Brilliant atmosphere and a setting that’s unbeatable. " Tam liste şu şekilde: 1- Westfalenstadion 2- San Siro (Giuseppe Meazza) 3- Anfield 4- İnönü 5- Allianz Arena 6- Bernabéu 7- La Bombonera 8- Stadionul Dinamo 9- Nou Camp 10- Craven Cottage (İbrahim Altinsay'in Fulham'inin Stadı) Not: Bu post vesilesiyle 6 ayligina blog camiasina veda ediyorum. 6 Ay boyunca Van Askeri Hastanesi'nde Jandarma Er olarak askerligimi yapiyor olucam. Bu süre içinde herkesee mutlu günler, Beşiktaş'a da güzel bir ilk yari diliyorum. Sevgiler saygilar.
14 Nisan 2009 Salı

İnönü Stadı Oradan Kaldırılmalı...

İnönü konusunda beklediğimiz sonuçlar gelmeye başladı... Kerim zamanında bana kızıyordu, Stad Projesine karşı olduğum için... Stad projesine o haliyle tabii ki karşıydım. Nasıl yapılacağını, nasıl bitirileceğini, nasıl finanse edileceğini bilmediğimiz için, bize söylenmediği için... Şeffaf şekilde açıklanmış şahane bir stadı kim istemez? 30,000 reel seyircinin gireceği stada bilet alamayacak olduktan sonra ben ne yapayım zaten yapılıp yapılmayacağı bile meçhul stadı? Seçim geçip, AKP Beşiktaş'ta nal toplayınca işin kokusu çıkmaya başladı... Bugün gazetesinin haberine göre, başından beri İnönü Stadı projesine karşı olan Ertuğrul Günay'ın işi özetleyen bir cümlesi şöyle: "Stadyumun Dolmabahçe'ye yapılmasını tarihi bir hata olarak buluyorum"... Zamanında Şeref Bey Stadı'nın elimizden alınıp, halka son derece açık (!) Kempinski Otel'e dönüştürülmesi gibi, İnönü Stadı da elimizden gidecektir. Bu stadı Beşiktaşlıların elinden alma projesi Belediye'nin olağanüstü tünellerinin bir şekilde stadın 5 metre dibinden geçirilmesiyle başlamış ve oyalama politikalarıyla bugüne gelmiştir. Dolmabahçe'deki bu stadın yerine yükselecek rant odağı, memleketteki 500-600 kişilik imtiyazlı gruba hizmet eden her türlü yapıya karşı çıkalım... Uyuyoruz. Uyumayalım... Haber için tıklayın...

Ara