7 Temmuz 2011 Perşembe

-Olası- Deron Williams Transferi

Tartışılamaz olanı baştan söyleyelim: Williams -eğer gerçekleşirse- Beşiktaş basketbol tarihinin gelmiş geçmiş en büyük transferi olur. Tam verimlilikle oynayan bir Deron Williams, karakterini azamiyetle başa buyruk çabuk hücumlar ve dış şutların belirlediği bir Türkiye Ligi'nin tozunu atar, Beşiktaş (Cola Turka?)'ı en az finale çıkarır. Geçen seneki Iverson, Williams'ın yanında sıfır olmasa da bir kalır on üzerinden. Amaaaa, Williams Beşiktaş'ta kaç ay oynar, oyuncu rotasyonumuzun ne kadarı ona bağlı olacaktır, işte orasını da konuşmak lazım.

Kısım I: Deron Williams Ne Getirir?

Beşiktaş'ın hücum setlerini benden çok daha iyi bilen bir asisttime, vakit bulduğu anda bunu benden daha iyi değerlendirecektir zaten, ben daha çok birey açısından kısaca özetleyeyim:

Williams NBA'in en iyi oyun kurucularından birisi. Kendisinin yeteneği ve oyun zekası tartışılamaz. Birebirde çok çabuk olmamasına karşın dribbling (top sürme) yeteneği ve crossover (bacakarası) ile oldukça verimli şekilde içeri girer, giremezse de aniden durup yüksek isabetle şutunu kullanır. Kariyeri boyunca maç başına 20 sayı ortalaması tutturmuştur. Skorer kimliğinin yanısıra oldukça da iyi bir pasördür, oyun zekası en yüksek oyunculardan birisidir NBA'deki, hem Utah Jazz'da, hem de bu sene takas edildiği New Jersey Nets'te (bunun hikayesine de değineceğim) maç başına 10 asisti garanti etmiştir. Pick-and-roll oyununu da çok iyi yapar, Türkiye şartları için yeterinden fazla atletiktir.



Diyeceksiniz ki "Yahu hiç mi kötü yanı yok bu adamın/transferin?" Var tabii ki:

Kısım II: Deron Williams'ın Riski


Deron Williams, Utah Jazz camiasını karıştırdı bu sene ortasında. Kendisi ile münakaşaları yüzünden NBA'in gelmiş gemiş en başarılı koçlarından birisi olan Jerry Sloan tüm NBA'i şoka sürükleyerek istifa etti. Jazz'deki takım arkadaşlarının yarısı Williams'dan hiç hazzetmezken, diğer yarısı da onu savunur haldeydi. Bu kargaşa ortamında Jazz tamamen hasır altında tutarak gerçekleştirdiği bir operasyon ile Nets'e gönderdi kendisini. Yıllardan beri gelmeyen ve gelmesi de mümkün gözükmeyen şampiyonluğun yarattığı gerginlik, en sonunda takımın yeniden yapılanma dönemine beklenenden erken girmesiyle sonuçlandı.

Şimdi şu var: Williams zaten böyle başına buyruk bir adam olmasa Beşiktaş'a gelmez. Lakin Williams'ı Beşiktaş'a geliyor olmasının Beşiktaş'tan kolayca gidecek olması anlamına geldiğini de idrak etmeliyiz.

Deron Williams, Iverson gibi kariyerinin sonunda bir adam değil. Daha 26 yaşında. Kendisi etrafında yeniden yapılanacak bir takım, ve de aldığı kapı gibi oyuncu opsiyonlu (yani sadece kendi isterse bırakacağı) 18 milyon dolarlık bir kontrat var.(Tabii yeni CBA(toplu sözleşme)'den sonra ne olup ne biteceği şimdilik bilinmiyor, oyuncuların kimileri ile yeni kontrat yapılması gündeme gelebilir.) New Jersey Amerika'nın lağımı olarak görülen bir şehir, ama New York'a bir metro kadar yakın, ve de takım zaten er ya da geç Brooklyn'e taşınacak. Williams'ın takımın yeni yüzü olacağı aşikar. Yani demem o ki, Williams, NBA lokavtı biter bitmez ilk uçağa atlayı geri döner, öyle "Dur Beşiktaş'ı yalnız bırakmayayım" falan demez. Onu geçtim, kendisine yılda 3 milyon falan vereceksek, 4 milyon verecek olan takıma da çat diye gidebilir zira Avrupa'da -yanlış bilmiyorsam- sene içinde takım değiştirmek oynayabilirliği etkilemiyor.
NBA lokavtının 1 seneye kadar çıkacağı söyleniyor -zira çoğu takım para kaybetti bu sene ve takım sahiplerinin lokavtı sürdürmek için ciddi anlamda kozları var. Yalnız 10 sene önceki lokavta kıyasla oyuncular da bu seneye hazırlıklı geldiler, 1 senedir para biriktiriyorlar vs, o yüzden erken pes etmeyebilirler. (Kevin Garnett'in "Arkadaşlarımın hakkı için gerekirse 18 milyon dolarımdan feda ederim" açıklaması var mesela) Ama lokavtın bitmesi de tek tehlike olmayabilir kontrat koşullarına göre. Iverson ile iki konuşsa zaten sorun çıkacaktır.

Özetle şu: Williams gelmesine gelir, ama ne kadar kalır orası bilinemez.

Kısım III: Oyuncu Rotasyonu


Bu da gene daha çok asisttime'ın değerlendireceği bir mevzu, ama Deron Williams transferinin üç tane önemli noktası var:

1. Pick-and-roll'dan anlayan bir frontcourt (boyalı alan oyuncuları).
2. Williams'ın her an gitme tehlikesine karşı onu yedekleyecek bir adam. (Cüneyt'e en son zorla idman yaptırdığımız için orada neler oluyor bilmiyorum) Ki burada hassas bir denge var, oyuncu hem yeterince iyi olacak, hem de rotasyonda az süre almayı dert etmeyecek, ezilmeyecek.
3. Yabancı/yerli rotasyonunun iyi dengelenmesi.

Türkiye pasaportlu Zaza Pachulia transferi (ki kendisinin asabiyetini hiç sevmem, ama iy savunmacıdır en azından) bu yüzden oldukça kritik, ki alınırsa çok iyi bir iş yapılmış olur gene. Ama bizim kulüpte yerlilerden kimin kontratı ne durumda hiç bilmediğimiz için, sezon başlamadan genel resme dair pek fazla şey söylemek mümkün değil. (Yabancı olarak Charles Smith ve Dudley deniyordu en son, gene gerisi meçhul.)

Netice: Deron Williams gelirse herkes zil takıp oynasın, lakin Williams'ın gönlü nasıl hoş tutulacak ve takımın gerisi nasıl yapılanacak, işte orasını hiç ama hiç bilemiyorum.

Deron Williams Beşiktaş'ta


Ntvspor'un haberine göre takımımız New Jersey Nets'den Deron Williams'la prensip anlaşmasına vardı.

5 Temmuz 2011 Salı

Sonuna Kadar Gidin!

Bugün mafya liderlerinin cenaze törenlerine bir kafanızı uzatın bakın bakalım kimleri göreceksiniz?

Milletvekili orada, kulüp başkanı orada, futbolcu orada, hakem orada...

Biz bu resme kapatmışız gözlerimizi, Emenike bilerek mi oynamadı, Aziz Yıldırım para mı verdi, o ona teşvik primi mi verdi, Fenerbahçe düşerdi, düşmezdi diye konuşup duruyoruz. Sanki Fenerbahçe'nin küme düşüp düşmediği, şike yapıp yapmadığından daha önemliymiş gibi.

Türk futbolundaki mafyatik yapılanmayı deşifre etmedikçe bu bağlamda bir yol katedemeyiz. O şikeydi, bu bavuldu konuşur dururuz. Türkiye'deki genel mafyatik yapıyı çözümlemeden de spordaki unsurlarına bakmamız abes kaçar. Yani esasında bu mesele, top yekün bir temizlik meselesi.

Peki bir taraftar olarak bunun neresindeyim? Maça giden, takımı iyi oynayınca mutlu olan, keyif alan, güzel bir gol atınca coşan, yenilince üzülen, kızaran sıradan bir taraftar... Ne kadar safız değil mi böyle bakınca.

Öyle veya böyle bu kirli ağın dışındayız. Futbol sektöründe gerçek anlamda para ödeyen tek grup olduğumuz içindir saflığımız belki de...

Lakin taraftar da bir garip. "Bizim dışımızda herkes şike yapar biz yapmayız" diyenden, Lübe Ayar gibi "Yaptım ama sen de yaptın" diyene geniş bir yelpaze söz konusu.

Fenerbahçe taraftarı Aziz Yıldırım'a sahip çıkmalıymış buyuruyor son günlerin moda ismi Lübe Ayar.

Pardon! Hangi konuda sahip çıkacakmış?

Ben Bursalı arkadaşlardan net olarak dinledim. Bizim Beşiktaşlı taraftarlara kızgınlığımız gidip onların kendilerinin şike yaptığını düşündüğümüzden değildir dediler. Biz, Beşiktaş camiası içinde bu tip pisliklere bulaşmış insanları dışlamamalarını ve sahip çıkmalarını eleştiriyoruz...

Peki Lübe Ayar bugün nasıl oluyor da Fenerbahçe taraftarını Aziz Yıldırım'a sahip çıkmamakla eleştirebiliyor? En acısı da şu; Aziz Yıldırım'a sahip çıkmayan taraftarı eleştiren Lübe Ayar, Bursa'da efsane kadın konumunda.

1- Bursaspor taraftarı Beşiktaş taraftarını şike yapan adamları temizlemediği için eleştiriyor.
2- Lübe Ayar Fenerbahçe taraftarını şike soruşturmasının baş aktörlerinden biri olan Aziz Yıldırım'a sahip çıkmamakla eleştiriyor.
3- Lübe Ayar Bursa'da kutsal kadın.

Bana bu üçlü ilişkinin mantıklı bir açıklamasını yapabilecek varsa sevinirim.

Zira Lübe Ayar bugün tam da Bursalıların 7 sene önce acısını çektiği şeyi örgütlüyor; Aziz Yıldırım'a sahip çıkın!


Ben Beşiktaşlıyım. Kendime göre Beşiktaş'a atfettiğim güzel değerler var. Senin de vardır, belki başkadır... Dolayısıyla bizler kulüpleri tarih ve tarihsel süreçte şekillenmiş değerleriyle veya kafamızda oluşan algılarımızla seviyoruz... 

O yüzden benim için Beşiktaş asla şike yapan bir takım olmayacak. Şike yaptıysa Beşiktaş değildir çünkü. Bu iş benim için bu kadar basittir. Beşiktaş olmayan Beşiktaş'ın küme düşmesi de, kümede kalması da ne gereksiz detaylardır. 

İşte o yüzden gönül rahatlığıyla Beşiktaş şike yaptıysa küme düşsün diyebilirim. Ben ne kaybederim, kafamdaki Beşiktaş algısı ne kaybeder. Beşiktaş'ı ne hallere düşürdünüz şerefsizler derim ve mevcut Beşiktaş'ın kafamdaki Beşiktaş'a yol alması için, iyiliklere ve doğruluklara yelken açması için elimden geleni yaparım. 

Bu işin avukatı veya savcısı olmaya gerek yok. Taraftar olarak almamız gereken konum, mafyatik yapılanmanın futbol içerisinden söküp atılmasına olanak sağlayacak her girişime destek vermektir. Bu işlerin sorumlularının üzerine net olarak gidilmesini talep etmektir. Spor sahasının temizlenmesi konusunda ortaya irade koymaktır. Bu uğurda tuttuğumuz takımın da ceza alması gerekiyorsa, bunu bile takip etmektir. 

Ben "Fenerbahçe şike yapmışsa küme de düşürülsün, şampiyonluğu da alınsın, gerekli en ağır ceza da verilsin" diyen Fenerbahçeliyle farklı takımlar mı tutuyorum? 

Sanmıyorum.

Şan ve Şerefe Dair...

Pazar gününe bomba gibi düşen Şike Gözaltılarını biraz geç okuyabildim. Okumaya başladığımda taraftarlar olayı çoktan çözmüş, hayatlarında bir kere görmedikleri insanlara koşulsuz kefil olurken bir yandan da hayatlarında bir kere görmedikleri insanları "Şereften, Onurdan yoksun" olarak nitelendirmeye başlamıştı. Diğer kulüplerde yapılan aramalarda bulunan tek şey "Şeref"miş, bak sen. Birinin anasına bacısına ecdadına türlü laflarla öfke kusmak çok kolay (yetiştiğimiz ortama göre değişmekle birlikte takribi 5 saniyedir) da yediği hiç bir naneyi bilmediğin, kimlerle oturup kalktığı, kimlerle ne tür muhabbetlere girdiği, nereden nasıl para kazandığı hakkında hiç bir fikrin olmayan birine kendini nasıl kefil edersin arkadaş?

Zor günlerinde Fenerbahçeliler'e edecek lafım olamaz, hayat uzun daha bir 20 sene konuşuruz bu olayları... Ama kendi taraftarıma, Galatasaray/Trabzonspor taraftarlarına bakıyorum, Şanlar Şerefler Hakkı Babalar Metin Oktaylar... Arkadaş bu meseleyi kendi çapınızda gurur/ego okşamasına çevirdiniz anladık da siz Allah Aşkına neye kime güveniyorsunuz? Yıldırım Demirören, Serdal Adalı, Ünal Aysal, Adnan Polat, Sadri Şener, Faruk Özak(wikileaks'ten hatırlarız kendisini)... Şandan Şereften bahsederken bu adamların hepsine kefil olduğunuzun farkında mısınız? Zira bu muhabbetleri ederken demek istediğiniz aslında karşı tarafta "Şan ve Şeref"le ilgili sıkıntı olduğudur. Karşı tarafta muhattap olarak kimi gördüğünüzü de madem öyle açıklayın. Bir takım şaibeli insanlar topluluğunun yediği naneler yüzünden Fenerli dostlarıma, anneme, amcama, hayata dair tek umudu tuttuğu takım kalmış garibana, çocuğuna iki gündür olan biteni bir türlü anlatamamış babaya diyeceğiniz bir şeyler mi var? Buyrun deyin. Ne diyorsunuz, kime karşı diyorsunuz ilk önce bunu bi netleştirelim... Eğer muhattabınız bu saydıklarım değilse neden "taraf" olup onurunuz, gururunuzdan dem vuruyorsunuz, onu bir söyleyin. Size mikrofonu kim verdi?

Yarın öbür gün tuttuğunuz takımla ilgili bir şey çıktığında "Biz zaten onları sevmiyorduk. Beşiktaş/galatasaray/Trabzon demek yöneticiler değil, taraftar demektir" diyecekseniz gelin şu muhabbetleri yol yakınken bırakın.

Bırakin ki zamanı (gelirse) geldiğinde konuşmaya yüzünüz olsun.

4 Temmuz 2011 Pazartesi

Çıkarım Senle Her Maça

Toyota ile Beşiktaş arasındaki anlaşma resmiyet kazandı. 3 yıllık süre için yıllık 3.000.000 $

Toyota, sponsporluk anlaşmasını sitesinden yukarıdaki şekilde duyurdu. Bence hem samimi, hem sempatik bir başlangıç yaptılar. Bu anlaşmayı Ülker gibi tamamen maddi şekilde yorumlamaktan öte, Beşiktaş'a saygı duyan ve gösteren, Beşiktaşla anlaşmanın, Beşiktaş tarafından seçilmenin mutluluğunu ifade eden bir yazı.

Toyota'nın Sabancı grubunun çekilmesinden sonra Türkiye'de duraklama ve gerileme dönemine girdiği aşikar. Belki de bu ortaklıkla tekrar bir atılım yapmanın hesaplarını yapıyorlar.

Fikrimi açıkça söyleyeyim, bu sponsorluk Beşiktaş'a yakıştı. Formamıza yakıştı demiyorum, iki marka yan yana yakıştı... 

Hayırlı olsun

3 Temmuz 2011 Pazar

Temiz Eller?

Fenerbahçe Spor Kulubü Başkanı Aziz Yıldırım'ın da aralarında bulunduğu çok sayıda isim gözaltına alındı. Gözaltına alınanların 'Organize suç örgütü kurmak, şike ve teşvik primi dağıtmak' suçlamasıyla karşı karşıya kaldığı öğrenildi. (haber linki)


Türkiye futbolunda kirli bir şeylerin olduğunu, bizim aklımızın ermediği işlerin döndüğünü biliyoruz. Neredeyse herkesin aklında bu tür şüpheler varken, Telegol vs. sırf bu muhabbetten yayın hayatına devam edebiliyorken bu konuların yıllarca soruşturulmuyor olması saçmaydı zaten. Aziz Yıldırım gibi nüfuzlu bir adamın göözaltına alınması dahi soruşturmanın ciddiliğini gösterir, buraya kadar olan kısım muhakkak.

Yalnız bu soruşturma, elde hiçbir delil olmadan, sadece şampiyonluk maçlarına dair şüpheler sebebiyle başlamışsa haber metninde belirtildiği gibi, orada bir durup düşünmek gerekir, zira büyük hedeflerle başlayıp hedefine ulaşamayan çok soruşturma gördük son zamanlarda.

Umarım "dostlar alışverişte görsün"den ziyade, Türkiye futboluna son 10 (ve hatta 20) yılda girmiş her türlü şüpheyi ortadan kaldıracak ve de insanların "şike" takıntısını ortadan kaldıracak nitelikte bir girişim olur bu.

Ucu senin takım benim takım tanımadan herkese dokunsun ve saha içine saha dışından daha çok bakmaya başlayabilelim bu işin sonunda.

1 Temmuz 2011 Cuma

Manuel Fernandes Beşiktaş'ta


Geçen sezonun sonuna doğru Beşiktaş'a iyiden iyiye yakışan Manuel Fernandes'le ve kulübüyle anlaşıldığı bugün itibariyle açıklandı. Tarihlerin 1 Temmuz'u göstermesi YD'nin "Transferi bitirdik ama Valencia açıklama için 1 Temmuz'a kadar beklememizi istedi" lafını doğruluyor sanki. Ayrıca bu bedel oyuncu bonservisinin %50'sine ait olsaydı açıklamada bu da belirtilirdi diye düşünüyorum. Beşiktaş camiasına hayırlı uğurlu olsun...

"manuel henrique tavares fernandes'in transferi konusunda valencia cf sad kulübü ve oyuncu ile anlaşma sağlanmış olup valencia kulübüne sözleşme fesih bedeli olarak 2.000.000.euro ödenecektir. fernandes ile 3 yıllık yapılan anlaşma şartlarına istinaden oyuncuya

2011-2012 sezonu için 2.000.000.euro,
2012-2013 sezonu için 2.100.000.euro,
2013-2014 sezonu için 2.200.000.euro ücret ödenecektir."

Basketbol Takımının Transfer Listesi

Can Akın


Mehmet Yağmur



Erwin Dudley