6 Nisan 2011 Çarşamba

ZTK / Beşiktaş - Gaziantepspor (Yarı Final)

 

Çarşamba / 20.00 / Bülent Yıldırım

Ersan Gülüm Keten Helva


Sene başından beri mütemadiyen alın dedik, dinlemediniz.
Daha sakatlandığı an alın dedik, gene dinlemediniz.
Adanaspor ile iyi ilişkileriniz var idi ya, bugün 7 milyon Euro dediler.

Beşiktaş dünya kulübü olursa Ersan ile, Necip ile olacak; Guti ile, Quaresma ile değil. Bunu da daha anlamadınız.

Ben kim neyin fiyatını arttırıyor, işin politikasını bilmem, bilmek de istemem. Zaten ne bıyığı, ne göbeği, ne de siyah takımı severim. İstediğiniz ayak oyunlarını yapabilirsiniz, ama bir şartla:

Bu adam seneye de bu formayı giyecek, o kadar.

5 Nisan 2011 Salı

Hata Üstüne Hata

Beşiktaş yönetimi, futbol takımı, taraftarı 2011 yılını hata yapma rekoru kırarak kapamak üzere. Yönetim kurulunun kendisi baştan bir hata, futbol takımını ne siz sorun, ne ben söyleyeyim, taraftar kendi değerlerini hiçe sayması açısından suçlu, adam asmaca oynuyor ve en kötüsü, karar hataları yapıyor.

Gelin en son hataya bakalım; Tayfur Havutçu.

700 kişinin katıldığı Tayfur Havutçu'nun geleceğiyle ilgili anketimize bakın;

Katılımcıların %27'si 8 haftada başarılı olursa kalsın diyor.
8 Haftada başarılı olup olmaması önemli değil, kalsın diyenler %40.

Yani taraftarın %67 gibi ezici bir kısmı şu 8 haftalık dilimin Tayfur Havutçu'nun Beşiktaş'ta daimi teknik direktörlük yapması yönünde dilekleri ve istekleriyle oy kullanıyorlar.

Peki bugün itibariyle Beşiktaş'ın ihtiyacı nedir?

Galip gelmek mi, eğer var ise gençleri takıma monte etmek mi, puan savaşı içerisinde denenememişleri denemek mi, ıskartaları ortaya çıkarmak ve gelecek sezonu planlamak mı, yoksa Tayfur Havutçu için karar vermek mi?

Hayır!

Beşiktaş taraftarı diyor ki; "önümüzdeki maçı kazanalım".

Çünkü %27 diyor ki; Tayfur ne yap et, takımı galip getir ve takımın başında kal.

Yani şu içinde bulunduğumuz ve son derece gereksiz bir 8 haftayı Tayfur Hacutçu'nun kariyer hedefi haline getiriyoruz.

O da tam da buna uygun şekilde davranıyor. Nihat var mı yok mu, 3 dakika şans vermiyor, geçen sene oynatılan Atınç şimdi yok. Beşiktaş'ın asli problemlerine dair en ufak bir deneme yok. Beşiktaş her senenin son bir kaç haftası formalite maçlarına çıkıyor ama bu maçlardan tek bir kazanım elde etmeye çalışmıyor.

Neden?

Çünkü; "Galip gelmelisin Tayfur!"

Sonra Tayfur'a düz adam denince sinirleniliyor. Oysa bu zihniyet, Tayfur'a düzlük aşılıyor. Aman risk alma, aman acayip işlere girme, aman genç bir oyuncuyu koyma, aman Nihat'ın durumunu gösterme bize...

Zira Beşiktaş aman Sivasspor'a yenilmesin.

Beşiktaş sezon sonuna kadar 8 hafta Sivasspor maçındaki gibi oynasın. Tayfur gitsin veya kalsın, elimize ne geçti? Daha önce bilmediğimiz ne anlattı o maç bize?

Tarihe 1-0 olarak geçti o kadar.

Bu taraftar boyutu.

Bir de yönetim boyutu var. Sezon sonuna kadar Tayfur Havutçu ile devam edilip sezon sonu ortaya çıkan tabloya göre karar verilecekmiş... Oldu!

Beşiktaş'ın keyfi maçlarına, oyuncuların tatil havasına bir de Tayfur sosu ekleyin.

Beşiktaş öyle acınacak halde ki, Guti veya Simao veya Quaresma şu maçların herhangi birinde yedek bırakılamaz konumdalar. Bank Asya takımıyla bile oynasak, bu adamlar oynayacak. Çünkü Beşiktaş bu sezon sadece bu adamları sattı. Öyle bir algı yarattılar ki, bu adamların oynamadığı Beşiktaş Beşiktaş olmaz. O Beşiktaş'ı kimse seyretmez. Onlar yarattı bunu, taraftar gelen ortayı güzel gördü köşeye...

Geçen her saniye Beşiktaş'ın geleceğinden yeniyor. Beşiktaş bırak gelecek sezonu, şu 8 haftayı bile heba etmek üzere.

Gelecek sezon bu takımın teknik direktörünün Tayfur Havutçu olmayacağı çok belli, çünkü dünya takımıyız. Yönetimin tabiatına aykırı... Taraftar bu anlamda bir baskı unsuru oluşturmaktan uzak, bir Ferrari'yi, bir Sivok'u yemekle meşgul.

Zaman daralıyor, sorunlar büyüyor, Beşiktaş değer kaybediyor...

Doğumgünün Kutlu Olsun



Seni sevmeyenler de var, olsun. Bil ki seni sevenler hep çoğunlukta olacak.

Ben senin döneminde Beşiktaşlı oldum. Biliyorum ki yalnız değilim.

İyi ki doğdun efsane başkan. İyi ki doğdun. 

Bilinmeyen Sayısı: 1+

Kısım I: Gülüyoruz Dostumuza...

Bu hafta Galatasaray'ın bu seneki 3. teknik direktörü işbaşı yaptı. Sonuç? 3-0'lık mağlubiyet.

Galatasaray sene başında Rijkaard'ı kovarken dillerde Rijkaard'a dair alışılmış söylemler vardı: "Hocam total futbol mu kaldı ya? Hocam zaten İspanya'dan gelen adamlar bize uymaz ya. Zaten Rijkaard başarısız olmuştu, Barcelona'yı ben de şampiyon yaparım ya. Rijkaard bizim futbolcunun dilinden anlamıyor ya, bize teknik değil motivasyon lazım hocam."

Bu -haklılığı, haksızlığı bir yana koyalım- söylemlerin içinde Galatasaray'ın yönetim yapısı, kadronun yeterliliği, transfer politikası vs. birincil olarak tartışılmadı, neticede teşhis konulmuştu: Net olarak başarısız olan Rijkaard gönderildi ve yerine Hagi geldi. Böylece tek bilinmeyenli sorun çözülmüş oldu.

Hagi geldiğinde yönetim yapısı değişmedi. Kadroya Hagi'nin oyun felsefesi doğrultusunda, o yukarıdaki eleştirileri de destekleyecek şekilde takviyeler yapıldı. Laubali Misimoviç gitti, yerine savaşan Yekta, Kazım, Stancu vs. geldi.

Fakat gene olmadı. İşin garibi, en başta "Bu şartlarda zaten en uygun isim Hagi. Bakın takımın siması değişti. Helal Hagi'ye, o bizim efsanemiz, yedirmeyiz" diyenler 17 hafta içinde Hagi'yi de yemeye başladılar. "Bırak ya, hala X'i oynatıyor ya. Ya zaten geçen sefer geldiğinde de başarılı mı olmuştu? Bursaspor'a doldurduydu Rumenleri, al işte." vs.

Bu sefer Hagi gitti, camianın bir başka çocuğu Tugay aldı bayrağı. "Yeni hoca motivasyonu" klişsesi uyarınca takımın kazanması gerekirken takım 3 farkla mağlup oldu. Yönetim idari olarak ibra edilmemiş, teknik direktör 3.ye değişmişken bu skor gelince taraftar artık tek ses ile oyunculara yüklendi. "Sırtınızdaki formayı Metinler giydi be, utanın be."

Şimdi, ben kulübün içinden bakmıyorum olaya, dışarıdan bakıyorum, dinamiklere okuduğum kadarıyla hakimim. Fakat şu gözlemi rahatlıkla yapabiliriz: Galatasaraylılar, özellikle de sesi karar alacak/aldıracak kadar gür çıkanlar sorunu hep tek bir sebepe indirgediler. Sorunun teşhisi yanlış yapıldı, tedavi berbat uygulandı ve hasta artık komalık.

Kısım II: Gelmesin Başımıza?


Burada gelelim Beşiktaş'a. Bakın yanlış anlaşılmasın, Beşiktaş ile Galatasaray'ı birebir karşılaştıracak değilim; taraftarın algısını karşılaştıracağım zira aynı hezeyana biz de gitmeden, testi kırılmadan şapkamızı önümüze koyup düşünelim.

Çoğu sosyal fenomenin tek bir sebebi yoktur. Ağırlıklı önem taşıyan sebepler olabilir, fakat algımızı, içine duyguları da karıştırarak şekillendirirsek, bu ağırlıkları yanlış okuruz.

Beşiktaş taraftarı 3 hafta önce ihaleyi Schuster'e devretti, ve de kafasını rahatlattı. Schuster takımı bariz bir şekilde kötü yönetti, orası tamam. Lakin Schuster'in gitmesi, bütün sorunların hallolması demek mi?

Haftasonu Tayfur Hoca Beşiktaş'ın başında ikinci maçına çıktı. Schuster yapsa arkasından milyon tane küfür edilecek oyuna müdahaleler Tayfur Hoca'dan da geldi aynı şekilde. Ha, Tayfur Hoca'nın elindeki kadro kimseyi tatmin etmiyordu, kabul. Fakat bu durumda sorunu Tayfur - Bernd ekseninden çıkarıp, kadro bazında bakabildik mi olaya?

Rivayetlere göre Tayfur Hoca Sivok ve Hilbert için gitsin raporu vermiş. Bu Sivok değil miydi, bizim dönüşünü dört gözle beklediğimiz? Bu Sivok değil miydi takımın fundamentali en yüksek adamlarından birisi? Bu Hilbert değil miydi sağ beke geçip de takımı ilk yarıda kurtaran adam? Bugün niye bu konuda sessiz kalıyoruz, bu adamların gitmesini onaylıyoruz?

Beşiktaş'ın kadrosunun yaş ortalamasının farkında mıyız? Seneye bu adamların kaçı burada, kaçı tam randımanlı olacak? Kadronun bu kadar yaşlı olması Schuster'le birebir ilişkili miydi?

Ve bugün, çok çok yüksek ihtimal fasa fiso, ama Beşiktaş'ın ismi hem Figo hem de Maradona ile alındı. Beşiktaş'ın algısı artık bu mudur? Biz tamamen marketing takımı mı olduk? Millet eskiden Scolari, Lucescu falan yazardı, ona bile razıyım. Figo ne yapmış, Maradona ne yapmış yahu; bu ne cüret?

Özet geçiyorum: Galatasaray'ın düştüğü hataya düşüp, soruna tek bilinmeyenli denklem gibi yaklaşırsak, ileriki sezonda kafamızı dövme ihtimalimiz yüksek. Beşiktaş'ın bu seneki tek sorunu Schuster sorunu değildi, öyle olsa İbo'lar kavga etmez, Ferrari ısınırken zırt pırt sakatlanacak hale düşmez, yönetim "yıldız" peşinde koşmaz, Schuster "pırpır" forvet isterken onun eline "tank" forvet teslim edilmezdi.

Ha, belki de cidden bütün sorun Schuster kaynaklıdır, bilinmez. Ama sorunları Schuster'e ekleştirip de, düşünme tembelliğine düşersek, seneye bizim için "Küme düşecek ehuehu" geyiği yaparlar.

Schuster başarısızdı ve gitti. Bu kesin. Ama bu demek değil ki, başarısızlığın tek sebebi Schuster'di. Zira bakınız, Schuster gitti, ama Atletico Madrid'e gitti. Adam buradayken piyasasını kaybetmediyse vardır bir hikmeti. En azından böyle düşünelim.

2 Nisan 2011 Cumartesi

Maç Yazısı: Sivasspor - Beşiktaş

Balayı bitti. Aslında biraz daha sürebilirdi, ama araya milli maç girince yeni-teknik-direktör-geldi-bir-ay-coşarız tribini sürdüremedik, momentum yakalanmadı. Beşiktaş, maçın başından sonuna kadar bu sene oynadığı en anlamsız oyunlardan birisini oynadı ve de zaten hak etmediğimiz maçı kaybettik.

Kısım I: Kimliksizlik


Tayfur Hoca, Kayserispor karşısında doğruları yapınca, Schuster döneminin beklentisel çöküşü uyarınca çok fazla övgü toplamıştı. Lakin teknik direktör olarak çıkığ çıkabileceği en sıkıntılı maçlardan birinde, o yaratıcılığı gösterme açısından sınıfta kaldı. Takımın beyni Guti yok ve stoperin ısınırken sakatlanıyor, bunlar tamam. Fakat bunun haricinde de gerek motivasyon, gerekse taktiksel açılım olarak bekleneni veremedi bugün Beşiktaş.

Kimliksizlik deyişimin sebebi şu: Bu sene Schuster'in en kötü zamanında bile sahada bu kadar amaçsız ve de karambole dolaşan bir Beşiktaş izlememiştim. Dere geçerken at değiştirince, at da dört nala mı gitsin yavaş mı yürüsün bilemeyince, ortaya çıkan sonuç budur.

(Burada Tayfur Hoca'yı suçlamıyorum, yanlış anlaşılmasın. Bu koşullarda, olması gereken bu zaten. Tayfur Hoca durumu değiştirecek etken olamadı diyorum sadece.)

Kısım II: Bireysel Parlamalar/Patlamalar

Beşiktaş adına maçın toplama baktığımızda en iyi iki ismi Cenk ve Ernst idi. Ernst tam da özlediğimiz şekilde oynadı, ortayı toparladı, hem hücuma hem savunmaya alıştığımız katkısını yaptı. Bu iyi haber.

Cenk ise gene refleksleri ve yer tutmasıyla ön plana çıktı. Hele Kadir'in vuruşunda yaptığı kurtarış övgüyü hak ediyor.

Burada da bir paragraf Quaresma'ya açmak lazım. İlk yarıda Beşiktaş adına bir şeyler yapabilen tek isimdi. Zaten Beşiktaş'ın sahadaki görüntüsü de tam Quaresma'nın eline bakar cinstendi, onun parlamaları olmasa "takım" olarak hiçbir şey yapacak halimiz yoktu. Süre geçtikçe ve zihinsel olarak yorulunca, çabaları terazinin "bencillik" kefesine kaydı, ama böyle bir oyunun oynandığı maçta Quaresma eleştirilemez. (Gene de Fernandes ve Ernst'e o pasları daha hızlı verebilirdin be abi.)

Gelelim madalyonun öteki yüzüne: Ferrari, eğer yanılmıyorsam, ikinci defa ısınırken sakatlandı. Total olarak bu kaçıncı sakatlığı artık hatırlamıyorum. Kendisi kafada bitirmiş olayı.

Sivok kırmızı kartı görene kadar iyiydi (Eh, Ekremli Toramanlı defans hattında zaten kötü olsa da iyi olacak), lakin çok saçma bir kırmızı kart gördü. Gene de kızaman kendisine bu yüzden.

Gerisi vasat.


Kısım III: Kısıtlı Alternatifler


Tayfur Hoca'nın geçen hafta verdiği röportajda Guti'yi 10 numara oynatmaktan ve Beşiktaş'ın Alex'e ihtiyacı olduğundan bahsettiğini hatırlıyoruz. Ben Guti sakatlanınca Tayfur Hoca'dan bu yönde bir düşünce beklemiştim: Ya Fernandes Guti rolünde olacaktı, ya da Simao merkeze geçip kanatlarda başka birisi oynayacaktı. Sahaya çıkan Beşiktaş'ta ise tamamen atıl kalmış bir rolde oynayan Aurelio ve önüne dizilmiş gibi yapmış Ernst ile Fernandes vardı. Biz bu taktiği Mustafa Hoca zamanından hatırlıyoruz, ama bu Beşiktaş'ın o taktiğe şıp diye uyum sağlaması imkansız.

Ben devre arasında Aurelio - Nobre ve Almeida - Bobo değişiklikleri bekledim. Takım 4-4-2'ye geçebilir, ya da Simao merkeze, Nobre sağa geçebilirdi. Fakat bunu görme şansımız olmadı.

Daha da bir varyasyondan bahsetmek zor zaten.


Kısım IV: Diğer


Aklıma takılan diğer notları da listeleyeyim madem çok doyurucu bir şeyler diyemeyeceğiz:

- Korcan yaşlanmış gibi duruyor. Daha geçen sene gencecik çocuk değil miydi yahu?
- Bünyamin Hoca'nın standardı tutturduğu gün, Maya takviminin son günü olacakmış.
- Lig TV spikerlerinin performansı hep Beşiktaş maçında dinlediklerim gibiyse işimiz iş.
- Kameramanlar artık tribündeki kadınlar çekmeyi bırakmalı. Tribünde şov olur, çok ilgi çekici şekilde giyinmiş birileri olur, bir afet-i devran endam eder falan tamam da, böyle "karı gelmiş la karı" zihniyetiyle tribünün dolaşılmasını rahatsız edici buluyorum ben.

Kısım V: Özet Geç Lan!

Geçeyim. Tayfur Hoca ikinci önemsiz sınavından başarıyla ayrılamadı. Hocanın gelecekte Beşiktaş'ın başında kalmak için umut verebileceği maçlar bunlar, bu zor zamanlarda göstereceği dehalar vs. Bu maçta oyuna müdahale vs. anlamında bir çılgınlık yapsa kimse bir şey demeyecekken, o güvenli oynamaya devam etti ve de benim açımdan testi geçemedi.

Beşiktaş'ın haline gelince: Bu kadar hedefsiz, bu kadar çalkalanmış bir takımın 27. haftada oynayıp oynayacağı top bu kadar olur zaten. Ne diyelim, şu sezon bitsin artık da boşuna sinir stres olmayalım bari.

Not: Fotoğraflar Ntvspor'un sitesinden alınmıştır.

STSL / Sivasspor - Beşiktaş

 

Cumartesi / 16.00 / Bünyamin "the Terminator" Gezer

1 Nisan 2011 Cuma

Önizleme - 27. Hafta

Kardemir Karabükspor - Gaziantepspor: İlk dörtteki yerini kaybetmek istemeyen Gaziantepspor... Ya şaka gibi, adamlar nerede biz neredeyiz, rakım nerede benim?

Sivasspor - Beşiktaş: Tayfur Hoca'nın zor maçı. Ligde kalma mücadelesi veren Rıza Hoca'ya bir çelme daha takmak ile abiliğin yüzü suyu hürmetine biraz alttan almak arasında kalabilir.

Ankaragücü - Eskişehirspor: Maç için iddia oranları: Ankaragücü 2.15 / Beraberlik 3.0 / Eskişehirspor 2.45 / Batuhan bir önceki gece dağıtır 1.15

Trabzonspor - Konyaspor: Bu sene sonunda üç İstanbul takımından birini çalıştırma umutları sonlanan Yılmaz Hoca'nın Trabzonspor şansını zorlaması için çok önemli bir fırsat.

Manisaspor - Gençlerbirliği: Geçen haftayı mağlubiyetle kapatan iki takımın yaralarını sarmak için ya bırak ne yarası geç bunu.

Kayserispor - Kasımpaşa: İddiasını sürdürmek isteyen ama sürdürmesi çok zor olan Kasımpaşa'ya ekstra seyahat, konaklama falan ücretine mal olacak maçtır.

İstanbul BŞB - Bucaspor: Ligin en kontratak oynayan takımı İstanbul BŞB ile ligin en kontratak oynayan takımı Buca'nın... Bzzt... Bzzt.

Fenerbahçe - Bursaspor: 2-2 bitmesi muhtemel maç.

Medical Park Antalyaspor - Galatasaray: Tugay'ın "Eeeh bea" deyip teknik direktörlük kariyerine yurtdışında devam etmesine sebep olacak maçlar zincirinin ilki.