7 Mart 2011 Pazartesi
"Mekanın Cennet Olsun Hocam" Üzerine
Optik yaşasaydı bu pankartı açtırmazdı diyenleri okuyorum. Açtırır mıydı, açtırmaz mıydı bilmiyorum ama mesele o değil.
Bence Beşiktaş tribününün meselesi açılan pankartlar değil, açılamayan pankartlar. Yapılamayan tezahüratlar.
Bu pankartın içeriğine bakalım. Milli görüş geleneğinin önemli figürlerinden Necmettin Erbakan'a selam çakılıyor. Kendisinin fikirlerine, ideolojisine uzak olabilirsiniz, Türkiye için çok vahim kararlar aldığını, kötü projeler içinde olduğunu düşünebilirsiniz.
Peki soruyorum, Erbakan'ın ideolojisi, "X yaşasaydı bu pankartı açtırmazdı" derecesinde mi kötüdür? Erbakan beğenilmiyor da, beğenilen zihniyet "yaşasaydı açtırmazdı" zihniyeti mi?
Youtube kapandı titredin, blogger kapandı kendine geldin. Facebook kapansa çıkıp eylem de yaparsın. Lakin Beşiktaş tribününde hangi pankartın açılacağına, hangisinin açılamayacağına karar veren kişi olmak istiyorsun.
Beşiktaş tribününde belli bir siyasi görüşün hakim olmadığı açık. Bırakın insanlar istedikleri pankartı açsınlar. Bırakın açılan pankartlar ertesi gün "olay" olmasın. Beşiktaş tribünlerini de sadece "Çarşı" ile ilişkilendirmeyi bırakın. Ben tezahürat yaparken de, yapmazken de başkasından icazet almıyorum. Kendi hür aklımla karar verip uyguluyorum. Benim hatalarımı Çarşı'nın üstüne de yıkmayın artık.
Beşiktaş tribünü solcudur, sağcıdır demek yerine, Beşiktaş tribününde solcusu da sağcısı da yanyana maç izler diyebilelim. Aslolan o dur.
Etiketler:
Gürcan Ulusoy,
Necmettin Erbakan
Zehir
Skor 1-0 Beşiktaş'ın lehine. Birden kulaklarımıza ve gözlerimize bir cümle ilişiyor: "Fenerle anlaştılar, maçı sattılar."
Maç sonucu 1-2 Beşiktaş'ın aleyhine. Birden kulaklarımıza ve gözlerimize bir cümle ilişiyor. "Trabzonla anlaştılar, maçı sattılar."
Sahaya bakıyorsun, bütün sene ortaya koyduğu ortalama oyunu gene gösteren, bildiğin Beşiktaş var. Ne eksik, ne fazla.
Ben bıktım artık bu zehirden, bu komploculuktan, bu "olay zaten bitmiş ya" havasından.
Tamam, sahadışı oyunlar dönsün cidden ve takımlar maç satsınlar, ki olmamış şey de değil. Hadi 33., 34. hafta olur, üzgünsündür, günah keçisi arıyorsundur bunu bulursun, tamam, anlarım.
Yahu daha 24. haftadayız be! Daha 10 hafta var yahu? 10 haftada lider 10 defa değişir, kafayı mı yediniz siz? Daha şimdiden masabaşına bağlayacaksanız her şeyi, niye izliyorsunuz ki bu oyunu? Bir sonraki gün açın skora bakın, rahatlayın.
Futbolu sevmeden sadece takımından alacağı sadistik/mazoşistik hissiyat için futbol izleyen insanları anlamıyorum. Gerçi her alanında bir manyaklık dönüyor memleketin, siyaseti, toplumu, sporu hepsi bir yerde. Toplu terapi şenliği lazım, her belediye yapsın bunu.
O kırılan güzel kalemin sözlerine ithafen bitirelim yazıyı:
"Masabaşı teorilerinden boşalacak o zehirli kanın yerini dolduracak temiz kan, taraftarın futbol sevgisini bulacağı asil damarında mevcuttur."
Maç sonucu 1-2 Beşiktaş'ın aleyhine. Birden kulaklarımıza ve gözlerimize bir cümle ilişiyor. "Trabzonla anlaştılar, maçı sattılar."
Sahaya bakıyorsun, bütün sene ortaya koyduğu ortalama oyunu gene gösteren, bildiğin Beşiktaş var. Ne eksik, ne fazla.
Ben bıktım artık bu zehirden, bu komploculuktan, bu "olay zaten bitmiş ya" havasından.
Tamam, sahadışı oyunlar dönsün cidden ve takımlar maç satsınlar, ki olmamış şey de değil. Hadi 33., 34. hafta olur, üzgünsündür, günah keçisi arıyorsundur bunu bulursun, tamam, anlarım.
Yahu daha 24. haftadayız be! Daha 10 hafta var yahu? 10 haftada lider 10 defa değişir, kafayı mı yediniz siz? Daha şimdiden masabaşına bağlayacaksanız her şeyi, niye izliyorsunuz ki bu oyunu? Bir sonraki gün açın skora bakın, rahatlayın.
Futbolu sevmeden sadece takımından alacağı sadistik/mazoşistik hissiyat için futbol izleyen insanları anlamıyorum. Gerçi her alanında bir manyaklık dönüyor memleketin, siyaseti, toplumu, sporu hepsi bir yerde. Toplu terapi şenliği lazım, her belediye yapsın bunu.
O kırılan güzel kalemin sözlerine ithafen bitirelim yazıyı:
"Masabaşı teorilerinden boşalacak o zehirli kanın yerini dolduracak temiz kan, taraftarın futbol sevgisini bulacağı asil damarında mevcuttur."
5 Mart 2011 Cumartesi
4 Mart 2011 Cuma
Tek Bilet İki Maç
Yarın kadın basketbol takımımız saat 13'te Fenerbahçe'yi, erkek basketbol takımımız 15'te Oyak Renault'u konuk edecek. Yönetim de maçları bitiştirip tek bilet uygulamasına geçmiş. Yıllardır olması gereken bir uygulamaydı bu.
Çok eskisini hatırlamıyorum. Eskiden tek bilet alırdın. Salona 12'de girerdin, akşama kadar aynı salonda yerinden kalkmadan basketbol izlerdin. Hani yıllardır, "basketbol seyircisi" denen bir kitle var ya, öyle oluşmuştu. Şimdi o kadarına gerek yok. Gerek var da, imkan yok. Çünkü Beşiktaş'ın kendi salonu var, amatör branşlar bu şekilde organize edilebilir.
Erkek basketbol, kadın basketbol, voleybol vs... Hepsi birbirine eklemlenebilirler. Bunun için yapılması gereken, federasyonların kafa kafaya verip çalışmaları, anlayış göstermeleri ve biraz daha esneklik yapmaları.
Beşiktaş kulübü bilet satışını "fiyat" üzerinden değil, "ürün" üzerinden yapmalı dediğimizde boşuna demiyorduk. Fiyat ne istiyorsan o olsun ama bana daha fazla maç ver, daha fazla kalite ver, daha fazla zeka ürünü malzeme sun. Futbolda fiyat artıyor, kalite sabit. Basketbolda fiyat düşüyor, kalite sabit yine gelen yok. O zaman yapman gereken kaliteyi artırmak.
İki maçın birbirine bağlanması da bu açıdan alkışa değer. Dilerim bu uygulama hep böyle sürer.
PROTOKOL TRİBÜN 150,00 TL
BENCH ARKASI 50,00 TL
DİĞER TRİBÜNLER 10,00 TL
BENCH ARKASI 50,00 TL
DİĞER TRİBÜNLER 10,00 TL
Bakın resmi sitede şöyle bir de not düşülmüş;
"Taraftarlarımızın bu karşılaşmalara rahat ulaşımını sağlamak için, 5 Mart Cumartesi günü 12.00-14.30 saatleri arasında Zincirlikuyu Metrobüs istasyonu önünden servisler hizmet verecektir."
10 numara çalışma...
Siz böyle incelikleri yapın, vazgeçmeyin, geliştirin, ısrar edin. Karşılığını alacaksınız.
Artık, taraftar gelmiyor diye de sızlanmayı bırakın.
Etiketler:
Akatlar Spor Salonu,
Basketbol,
Gürcan Ulusoy
The New Yorker'da Beşiktaş
Beşiktaş tribünleri, Harvard ve Stanford mezunu, Türk-Amerikan gazeteci, yazar ve akademisyen Elif Batuman'ın kaleminden, Amerikan'in prestijli dergisi The New Yorker'a çıktı bu hafta "The View From the Stands" (Tribünlerden Manzara) başlığı ile.
Yazıdan güzel noktaları da, yazıyı okur okumaz buraya özet geçerim.
Zaten Blogger yasak, memleket saçma, bizim kulüp acayip keyfimiz kaçtı artık, böyle saadet bulalım biraz.
Etiketler:
Elif Batuman,
Shelbyl,
The New Yorker
3 Mart 2011 Perşembe
2 Mart 2011 Çarşamba
1 Mart 2011 Salı
Yönetememek
Rogerio Da Silva Bobo...Beşiktaşlıların gözlerinin önünde, İnönü'nün çimlerinde büyüyen, bulunması ve takıma katılmasıyla bir yönetim başarısına dönüşen, Türkiye'ye gelip de kendini geliştiren ender yabancı oyunculardan biri haline gelen Brezilyalımız. Performansı da oldukça etkileyici Bobo'nun; Beşiktaş formasıyla 182 maç, 77 gol, 28 asist...
Yıllardır takımın en önemli hücum silahı olagelmiş Bobo, bu sezonuna da oldukça iyi başladı. Avrupa Ligi elemeleri, Avrupa Ligi grup maçları, lig maçları derken 15 gole ulaşmıştı bile. Beşiktaş'taki kariyer rekorunun 2008-2009 sezonunda kaydettiği 19 gol olduğu düşünüldüğünde, Bobo'nun bu sezonu rekor kırdığı yıla dönüşecek gibi duruyordu açıkça. Ama sonra hepimizin bildiği o sırt sakatlığı geldi. Brezilyalı ilk yarıyı kapadı, ülkesine gitti geldi, derken devre arasında Almeida'nın takıma katılmasıyla teknik direktör Schuster'in gözünden düşer gibi oldu. Artık düzenli ilk 11 oyuncusu değildi, forma Portekizli'nin elindeydi ve bir türlü gol atamasa da formayı kaptıracak gibi görünmüyordu. Üstelik saha dışında da problemler vardı. Mayıs'ın 31'inde bitecek sözleşmesi uzatılmıyor, bu konuda yönetimden bir açıklama yapılmıyor, Bobo'nun eşi twitter aracılığıyla yeni sözleşme beklediklerini ancak kulüpten hiç kimsenin kendileriyle iletişime geçmediğini yazıyordu.
Tüm bunlar yaşanırken, Bobo'nun sözleşmesinin uzatılmasını isteyen Beşiktaşlılar feveran etmeye başladılar. Takımın yıllardır gol yükünü çeken Brezilyalıya yapılan bir ayıptı. Kendisinin sözleşmesinin uzatılmamış olması akıl alır gibi değildi. Üstelik onun yerine ilk 11 oynayan Almeida, gol yollarında çok da verimli gözükmüyordu. Bu konuda yazılar yazıldı, kampanyalar başladı, Bobo'ya twitter aracılığıyla destek mesajları gönderildi, eşinin her gün yeni sözleşme beklediklerini yazdığı yazıları elden ele dolaştı ama yönetimden hala ses yoktu. Bobo'nun ve tüm ailesinin aklında olan tek şeyin yeni sözleşme olduğu o kadar belli olmasına rağmen kendisiyle konuşulmuyor, yeni sözleşme önermek bir yana, sezon sonu serbest bırakılacağı dahi kendisine iletilmiyordu.
Bu şartlar altında ligin ikinci yarısı başladı. Ancak tüm Beşiktaşlılar üzülerek gördü ki, kaçırdıklarıyla saç baş yolduran Almeida'nın yerine forma bulmaya başlayan Bobo aslında sahada yoktu. Kaleciyle ikiye bir kalmışlarken yanındaki bomboş arkadaşına pas atmak yerine kaleye vurmayı tercih ediyor, en yakın defans oyuncusu kendisinin 5 metre arkasındayken kaleye gidemeyip 10 metre içinde o savunmacıya yakalanıyor, saha içindeki arkadaşlarıyla iletişim dahi kurmuyordu. Bobo fiziken sahadaydı ama aklı başka yerdeydi besbelli. Bu soruna çözüm bulması gerekenlerden ise hala ses yoktu.
Bu sorunu çözecek olanlar bugün de ses vermediler. 3 ay sonra sözleşmesi sona erecek oyuncularıyla masaya oturup yeni sözleşme önerdiler mi ya da seninle sözleşme uzatmayı düşünmüyoruz dediler mi kimse bilmiyor. Bobo'nun eşinin yazdıklarına göre ortada hala bir görüşme dahi yok. Bu şartlar altında sahaya çıkan Bobo'nun aklını sahaya veremediği ise ayan beyan ortada. Şu anda Bobo'nun bu durumu takıma ve kendisine zarar veriyor. Ancak yöneticilerimiz hakem odası basmayı tasarlamaktan ne Bobo'yla konuşmayı, ne Ersan'ı bonservisiyle almayı düşünemiyorlar anlaşılan. İsimleri yönetici ama bu adamlar hiçbir şeyi yönetemiyor...
Mahkeme Kararıyla Engellenmiştir!
Sini kaplumbağası (Caretta caretta), denizlerde yaşar. Yumurtlamak haricinde karaya hiç çıkmaz. Sırt tarafı kırmızımsı kahverengi alt tarafı ise beyazımsı açık sarı renklidir. Bacakları yüzmeye yarayacak biçimde kürek biçimi almıştır ve dış kenarlarında en fazla 2 tırnak bulunur. Oksijeni havadan almasına rağmen uzun süre su altında kalabilir. Yumurtalarını gece kumsallarda açtıkları çukurlara gömerler. Bir defasında 100 yumurta bırakabilir (162'ye kadar tespit edilmiştir). Yavrular 2 aylık kuluçka döneminden sonra gece vakti yumurtadan çıkarak denize giderler.
Akdeniz sahillerine yayılmıştır. En önemli yumurtlama bölgeleri Belek, Anamur, Köyceğiz, Dalyan sahilleridir. Belek kıyıları, Caretta caretta'ların Akdeniz'deki ikinci (Yunanistan'ın Zakintos adasının ardından) ve Türkiye'nin en büyük yumurtlama alanıdır. 2006 yılı içinde Belek'te ise 1000 civarında, Anamur'da 2007 yılında 1040 adet yuva tespit edilmiş ve koruma altına alınmıştır. Kabuk boyları 1 metre kadar büyüyebilir. Balıklar, kabuklular ve su canlıları (özellikle deniz anaları) ile beslenir.
Yaklaşık 106 milyon yıldır yeryüzünde olduklarını düşünülmektedir. İnsanoğlunun yerleşme ve çoğalma kapasitesi yüzünden bugün sayıları giderek azalmaktadır. Nesli tükenme tehlikesi altında olduğu için koruma altındadır.
Not: Bloglara uygulanan "Belgesel yayınlama cezası" kapsamında yayınlanmaktadır...
Etiketler:
Bloguma Dokunma,
Gürcan Ulusoy,
Hiciv
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)




