6 Eylül 2010 Pazartesi

Fabregas ve Quaresma

Francesc Fabregas...

Barcelona'nın bitmeyen aşkı. Önceki sene uğraştılar alamadılar. Bu sene yönetim, futbolcu, taraftar... Her koldan saldırdılar, yine olmadı. Arsenal menajeri Arsene Wenger, Fabregas transferi için masaya bile oturmayacaklarını her defasında kesin bir dille ifade etti. Barcelona da bunun üzerine Fabregas transferini dondurucuya atmak zorunda kaldı. Fabregas'ın 2015 yılına kadar Arsenal'le sözleşmesi olduğunu da hatırlatalım.

Peki değerini bulduğunda bir çok oyuncusunu elden çıkarmış Arsene Wenger neden Fabregas için masaya bile oturmak istemedi. Quaresma meselesiyle ilgili olan tarafı bu. Barcelona her ne kadar borç nedeniyle sıkıntılı bir dönem geçiriyor olsa da, istediği oyuncuyu alabilecek maddi imkanlara sahip. Öyleyse, transferin gerçekleşmeme sebebi maddi gerekçelere dayanmıyor.

Arsenal Fabregas'ı elden çıkarmama gerekçesini bu seneki şampiyonluk yarışına bağlamıyor. Fabregas'ın dünyanın en iyisi oluşuna da bağlamıyor. Henry, Vieira, Hleb, Flamini, Ljunberg, Gallas, Kolo Toure, Emmanuel Adebayor son bir kaç yılda elden çıkarılan yıldızlar. Fabregas'ı bu oyunculardan farklı kılan nedir? İşte bu soru, Arsenal'in Fabregas'a paha biçememesinin sebebi.

Çünkü Arsenal Fabregas'sız çözümleri hazırlamış değil. Fabregas'ın yerine 2010 yılı eylül ayı itibariyle koyabilecekleri oyuncuları yok. Hiç te tesadüf değil, 18 yaşındaki Jack Wilshere'i sezon başından beri Fabregas'ın yerinde oynatıyorlar. Wilshere "Ben de Fabregas kadar oynarım" sözünü saha içinde söyleyebildiği gün Fabregas'a İspanya yolu gözükecektir. Zira Henry giderken Adebayor, Flamini giderken Song, Hleb giderken Walcott, Kolo Toure giderken Tomas Vermaelen Londra'nın yolunu tutmuşlardı...

Ricardo Quaresma...

Bugüne kadar gösterdiği performansla hepimizi yanılttı. Kendisi hakkında şüpheli yaklaşımları olanları da yanılttı, körü körüne aşık olanları da yanılttı. Çünkü kimse Quaresma'dan bu çapta bir yeniden doğuş beklemiyordu. Hem de bu kadar kısa sürede...

Beşiktaş'a imza attığı günden bugüne, istisnasız her maça imzasını attı, Portekiz Milli takımına Cristiano Ronaldo'nun sakatlığı nedeniyle davet edildi. Ek kontenjandan girmesine rağmen 11'de başladı. 90 dakika sahada kaldı ve özellikle son 30 dakika Cristiano Ronaldo'yu aratmayan bir performans sergiledi. Karabükspor maçı bir ölçü olmayabilir ama uluslararası seviyede Portekiz Milli takımıyla yaptıkları, Quaresma'yı karşılayabilecek tüm takımlar için önemli bir referanstır. Dolayısıyla, önümüzdeki transfer sezonları "Gelmiş mi, gelmiş mi?" sorusu yerine "Kalmış mı, kalmış mı?" şeklinde geçecektir...

Beşiktaş ve Quaresma ilişkisi üç şekilde sonlanabilir.
  1. Ricardo Quaresma futbolu Beşiktaş'ta bırakabilir.
  2. Ricardo Quaresma satılabilir.
  3. Ricardo Quaresma sözleşme yenilemez ve kulüpten ayrılır.
Bizim temennimiz birinci ihtimalin gerçekleşmesidir. İkinci ihtimal de şartlar ölçüsünde değerlendirilir, üçüncü ihtimal ise skandal olur.

Ricardo Quaresma'nın futbolu Beşiktaş'ta bırakması, 7-8 sene Beşiktaş'ta kalması olasılığı nedir? Günümüz futbol şartlarında, Quaresma'nın bu performansıyla ya dev kulüplerin kancası Quaresma'yı ayartacaktır, ya da onların ayartmalarına gerek kalmadan Quaresma yeniden doğuşunu Anelka örneğinde olduğu gibi, dev bir kulüple taçlandırmak isteyecektir.

Bu noktada, Beşiktaş kulübü Ricardo Quaresma üzerinde yürüttüğü politikasını üçüncü ihtimalin gerçekleşmemesi üzerine kurmalıdır.

Peki dev kulüpler hafif hafif yaklaşırken Quaresma'nın bu devleri reddedip Beşiktaş'la sözleşme yenilemesi ihtimali nedir? Haliyle, bu da çok düşük.

Öyleyse düşük ihtimalleri kenara koyarsak Beşiktaş'ın önündeki tablodaki transfer stratejisi,  Ricardo Quaresma'nın satılması üzerine kurgulanmalıdır. Kulüp, hiç şüphesiz, Quaresma'yı satmak istemez. Ancak Bosman kanunu neticesindeki futbolun gerçeği bellidir. O zaman, kendi çıkarını düşünmek zorundadır.

Tamam. Beşiktaş Quaresma'yı satıp para kazanmalıdır. Peki bunu ne zaman yapacaktır. Yerine muadilini bulduğunda, iyi teklif geldiğinde veya arzulanan başarıya ulaşıldığında olabilir. İyi teklif gelmiş olmasına rağmen yerine onun kadar iyisini koyamadığınızda satmama kararı alabilirseniz Arsenal olursunuz. Lakin Quaresma Türkiye'de o aidiyeti ne kadar gösterir meçhul.

Öyleyse, Beşiktaş ve Ricardo Quaresma arasındaki ilişki netleşmeli. Beşiktaş kulübü, kısa ve uzun vadeli planları Quaresma'yla paylaşmalı, onun kafasındaki fikirleri öğrenmeli ve ortak hareket etmelidir. Transferin son günü, son ayı "Beni bırakın gideyim!" diyen Quaresma Beşiktaş'a zarar verir. Mesele buradaki ortak kazanç noktasını yakalamak ve "Kazan-Kazan" yolunu seçmektir.

Futbolda planlar her zaman tutmaz. Oyuncu sakatlanır, perfomansı iner, çıkar, kriz vurur, teknik direktör ister veya istemez... Ama yine de planlara riayet temel ilkedir.

Tıpkı Arsenal'in 2015'e kadar Fabregas'ı Barcelona'ya satacağı gibi. Biz sadece ne zaman satacaklarını bilmiyoruz...

Ama onlar biliyorlar...

5 Eylül 2010 Pazar

Yorumsuz...

"Şunu da söylemeliyim; Florya'da gerçekten farklı bir hava var. Herkes söylerdi bana, (burada arkadaşlık çok iyi) diye, ama gelince bunu daha iyi gördüm. Kamplarda 10-15 kişi bir odada oluyoruz. Amatör bir ruh var. Ben geldiğimde çok şaşırmıştım bu duruma"

Futbola nasıl başladığını da anlatan Serdar, mali durumlarının kötü olmasından dolayı futbola Galatasaray alt yapısında başlayamadığını açıkladı.

Serdar, ablasının çocukluğunda kendisini Florya'ya, Galatasaray'ın alt yapı seçmelerine götürmek istediğini, ancak bunun gerçekleşmediğini belirterek, "Küçükçekmece'de oturuyorduk. Futbola herkes gibi mahallede oynayarak başladım. Dikkat çekiyordum herhalde ki, birçok kişi anneme ve babama bu çocuğu bizim takıma alalım ya da oğlunuzu bize getirin diyordu. Ablam da beni Florya'ya Galatasaray'ın seçmelerine götürecekti. Ama o zamanlar Florya'da futbol okulu tarzında bir yapı vardı. Yani para ödememiz gerekiyordu. Maddi durumumuz da pek iyi olmadığından Florya'da başlamadım futbola. Yine o sıralarda Beşiktaş'ın da seçmeleri vardı. Girdim, kazandım seçmeleri ve 11 yaşında Beşiktaş'ta futbola başladım" ifadelerini kullandı.

Alıntı: ntvspor.net / Galatasaray Dergisi

3 Eylül 2010 Cuma

EURO 2012 Ön eleme Maçı: Kazakistan - Türkiye


TSİ: 19.00 Kanal: TRT

İlk 11 : Onur, Sabri, Servet, Ömer, Hakan Balta, Emre, Aurelio, Hamit, Arda, Nihat, Tuncay

Beşiktaş Büyük Müdür?

Meczupların belirli aralıklarla düzenli olarak  ifşa ettikleri büyüklük manyaklığı ile ilgili zamanında sözlükte bir şeyler karalamıştım. Aynı şeylerin bugün de geçerli olduğunu düşünerek tekrar buraya koyma gereği duydum. Beşiktaş büyük müdür sorusuna cevabımdır:

Evet Beşiktaş büyük değil, siz hepiniz büyüksünüz. Kocamansınız, hayvan gibisiniz maşallah. Etinizi ayrı, kemiğinizi ayrı tutuyorum bıngıl bıngıl ele geliyorsunuz. Hepiniz Avrupa fatihisiniz, hepiniz dünya klasmanının vazgeçilmez yıldızlarısınız. Beşiktaş büyük değil, Beşiktaş sizin kadar kocaman değil.

5 yıldızlı tesislerinizi alın bir tarafınıza sokun, futbolcularınızın yaldızlı isimlerini asıp duvarlara ibadet edin. Şan, şöhret, para, pul, kupa, şampiyonluk hepsi sizin olsun. Siz büyük olun, en büyük olun, damarlarınızdan akan kanın litresi, hacmi bile o büyüklük derecesine yakışır olsun. Kesildi mi şahdamarınız, oluk oluk kan aksın. Beşiktaş büyük değil, siz büyüksünüz. Hepiniz kocaman büyük şeylersiniz. Kupalar sizin, derbiler sizin, her şey sizin...

Beşiktaşlılar var ya Beşiktaşlılar onlar da çok küçük, çükleri bamya kadar, kızlarının kukusu daracık. Sizin kocaman damarlı taraklarınız, geniş çeperli vajinalarınız var. Çünkü sizler en büyüksünüz, size büyük organlar yakışır, size kocaman taraklar, geniş hazneli yerler yakışır. Siz en büyüksünüz, en süpersiniz. Biz bamya pipili küçük bireyleriz.

Şimdi o büyük dünyanızda, büyük takımınızla mutlu olun. Kasanıza giren holding paralarıyla göbek atın sahnede, yıldız futbolcularınızı tutun el üstünde. Milyon dolarlar, altın kupalar taçlandırsın sizin bu ultra kocaman takım sevginizi. Dünya sizi konuşsun, ne kadar büyük bir takım olduğunuzdan bahsetsin.

Ben Beşiktaşlıyım. Beşiktaş benim Allahım, peygamberim, mabedim. Beşiktaş benim şahdamarım, Beşiktaş benim ahde vefam, Beşiktaş benim "küçük" semtim. Beşiktaş benim doyamadığım sevgilim. Beşiktaş benim canım ciğerim. Beşiktaş benim yanıbaşımda gurbetim. Bende yürek var, bende aşk var. Mahalli ruhun bayrağı bende, son barikatın gözcüsü bende. Benim elimde şerefin hakkına teslim edilmiş "büyük" bir aşk var. Ben Beşiktaşım, ben siyahım, ölümüm aynı zamanda. Ben beyazım, yeni doğan bebeğin masumiyetiyim bir miktar da. Senin anlayamayacağın kadar büyüğüm ben. Senin göremeyeceğin kadar, senin duyamayacağın kadar büyüğüm...

Varsın olsun, Beşiktaş küçük olsun. Siz "büyük" olun, biz sizin gibi olmayalım yeter ki...

Adnan Polat: Rakibimiz Fenerbahçe

"Bizim tek rakibimiz Fenerbahçe, Beşiktaş ve diğerleri daha geride olur" buyurmuş sayın Adnan Polat. Bunu bir tahmin, bir öngörüden öte, temenni olarak yorumlamak lazım. 2 sene önce Ali Samiyen'de berabere biten bir Galatasaray - Fenerbahçe maçından sonra "Fenerbahçe ve Galatasaray'ı aşağıya çekmeye çalışıyorlar" dediğini de hatırlıyoruz.

Erman Toroğlu'nun meşhur Samsunspor maçından önceki sözleri kulaklarımızda... "Lig koparsa, dekoder satamayız, bu ligi Fenerbahçe ve Galatasaray olmadan izlettiremeyiz. Ligin tadı kaçar..." Oysa meşhur Samsunspor maçından sonra ağız değiştirip; " Bize ne kimin şampiyon olduğundan Şansal, bizim bunları manipule edecek gücümüz mü var. Biz, kim yenerse onu alkışlarız Erman" şeklinde konuşuyorlardı.

Erman Toroğlu bugün kanal değiştirdi. Karşısında Ahmet Çakar var. Son 2-3 haftadaki söylemlerine dikkat ediyor musunuz? Ahmet Çakar'ın, "Beyler, hikaye anlatmayalım. Bu lig Galatasaray - Fenerbahçe varsa vardır..." sözü gözlerden kaçtı mı? Erman Toroğlu'nun da onaylayıcı, destekleyici sözleri...

Hiç şüphesiz, bu ligin DNA'sında Fenerbahçe ve Galatasaray rekabeti vardır. Fenerbahçe galip geldiğinde ertesi gün gazete tirajları artar. İnsanların büyük bölümü Fenerbahçe ve Galatasaray'ın olumlu veya olumsuz haberlerini okumak için spor sayfasına bakarlar. Fenerbahçe taraftarı gazetede hiç Fenerbahçe haberi olmamasındansa olumsuz Fenerbahçe haberi olmasını tercih eder. Bu da DNA meselesidir biraz. O camia öyle kurgulanmıştır. Şüphesiz, bu halleriyle lige renk katarlar.

Ancak adalet mekanizması, bu saha dışı faktörler tarafından manipule edilip, pazar payının artması adına, dekoder satışları adına yönlendirilirse işin rengi değişir. Uzun vadede ne pazar payı kalır, ne sponsor, ne taraftar, ne de dekoder...

Adnan Polat'ın dünkü açıklaması, bu statükocu zihniyetin ürünü. Aman Bursaspor yakamızdan düşsün, Trabzon olduğu yerde kalsın, Beşiktaş ta paçamızdan çekmeyi bıraksın. Bu lig böyle gelmiştir, böyle gitsin...

Geçtiğimiz sene 3. olmuşsun, ondan önceki sene 5. olmuşsun ve hala utanmadan, sıkılmadan Fenerbahçe'yle çekişiriz diyorsun. Çekişiriz dediğin takım geçen sene 2., ondan önceki sene 4. olmuş. Ne kulüp organizasyonu olarak, ne camia atmosferi olarak, ne kadro kalitesi olarak rakiplerinden üstün değilsin. Rakibim olamaz dediğin Bursaspor geçen sene şampiyon olmuş, bu sene 3'te 3'le devam ediyor. Açıklamanın futbolun gerçekleriyle uzak-yakın alakası olmadığını herkes biliyor da, bari Bursaspor'a saygı duy.

Beşiktaş'ı 7 hafta sonra görmek lazımmış. Peki bu neden sadece Beşiktaş'la sınırlı olsun. Galatasaray'ın bugünden daha iyi olacağının garantisi var mı? 7 hafta sonra Aykut Kocaman ve Frank Rijkaard görevlerinden istifa etmiş olurlarsa, bu hangi futbolseveri şaşırtır? Adnan Polat'ın temel meselesi, Rijkaard'ın muhtemel istifasını şaşırılacak bir hadise haline getirmek değil midir? Adnan Polat'ın temel meselesi Galatasaray'ın 5. olmasını şaşırılacak bir hadise haline getirmek değil midir?

Bugün ligi 25 sene önceki şartlarla yorumlayamayız. Uğur Meleke "5 sene içerisinde yeni bir şampiyon daha çıkacak" sözünü büyük laf etmiş olmak amacıyla etmiyor. Siz Beşiktaş'ı, Fenerbahçe'yi, Galatasaray'ı onlarca yıldır kötü yöneteceksiniz, aşağısıyla yukarısı arasındaki makas her geçen gün daralacak ve her mikrofonu elinize alınca Fenerbahçe - Galatasaray büyüklüğünden dem vuracaksınız. Esasında Adnan Polat'ın dün yaptığı konuşma içindeki korkuyu ifade ediyor. Aşağıdan gelenlerin gücünün farkında, onları ciddiye alıyor ama kendince bir psikolojik savaş başlatıyor. Bursaspor'u, Trabzonspor'u görmezden gelerek, yok sayarak bu ligin 25 sene önceki DNA'sını korumaya çalışıyor.

Gönlüm Beşiktaş'ın şampiyon olmasından yana. Ancak aklım deli gibi bir başka takımın şampiyonluğunu arzuluyor. Geçen sene Bursaspor'dan, ondan önceki sene Sivasspor'dan yedikleri / yediğimiz tokat, bazı gerçekleri görmelerine/görmemize yeterli olmamışsa, bu sene de Trabzon olsun şampiyon. Çünkü biliyorum ki, Trabzon'un şampiyon olduğu gün, Adnan Polat çok daha yüksek sesle Fenerbahçesinin haklarını korumaya! çalışacak.

Hep diyoruz, Fenerbahçe'nin en büyük dostu Galatasaray,
Galatasaray'ın en büyük dostu Fenerbahçe'dir.
Kendi büyüklük tanımlarını birbirlerine bakıp yaparlar,
Kendi adalet tanımlarını tek rakiplerinin adalet tanımlarıyla şekillendirirler.

Bu sene bir tuğla daha düşsün bu saltanattan.
Beşiktaşım da bundan payına düşeni alsın...

2 Eylül 2010 Perşembe

Seninle Gurur Duyuyorum...

Politik cevap vermediğin için, karşına kafası çalışmayan adamları almaktan korkmadığın için, kendini inkar etmediğin için ve en onemlisi Beşiktas'ın futbolcusu olduğun için...

Beşiktaş Dergisi

Malum ki takımımıza yapılan yeni transferler hepimizin aklını başından aldı. Taraftarlarımızı yeni yıldızları izleyecek olmak, bizleri hem izleyip hem tanışma ve konuşma fırsatı bulacak olmak çok heyecanlandırdı. Nitekim geçen ay Q7 ile yaşadığımız tatlı telaş, bu ay Guti'yle devam etti. Sürekli televizyondan izleyip de hayran olunan bir isimle el sıkışmak, aynı yolu yürümek ve hatta (büyük şans ki) kendi arabasında söyleşmek çok güzel bir tecrübeydi. Bu samimi ortamda yakalanan hava, aynı samimiyetle röportaja da yansıdı kuşkusuz.

Dergiyi alıp okuduğunuzda siz de hissedeceksiniz ki, Beşiktaş'a çok yakışan bir futbolcu Guti.. Özellikle vurgu yaptığı "Sonuçta hepimiz insanız.." hissi bunun en önemli göstergesi zannediyorum. Tıpkı söyleştiğimiz başka bir isim; Beşiktaşlı oyuncu Tülin Özen'in söylediği gibi "Yıldız değiller de, sanki bizim kankalarımız" .. Ayrıca "Scarface" konseptiyle yaptığımız özel çekim gözlere de ziyadesiyle hitap ediyor. Tüm camiaya yayılan bu olumlu ve coşkulu hava tabii ki diğer futbolcularımızı da olumlu yönde etkiledi ki diğer söyleşilerimizde de bunu hissedeceksiniz (Matteo Ferrari, Ersan Adem Gülüm)..


Tribünlerimizin sevgilisi Ricardo Quaresma'yı bu ay da sizlerle buluşturmak istedik ve Kartal Yuvası'nın lisanslı ürünleriyle yaptığımız çekimi de sayfalarımıza ekledik.
Bunun dışında dergimizi renklendiren konulardan biri de Ekrem Dağ'ın fotoğraf çekme sevdası oldu.. Kendisi geçtiğimiz ay bizim için çalıştı ve onun çektiği birbirinden güzel fotoğrafları da dergimizde bulabileceksiniz.. Basketbolu da unutmadık ve yuvaya dönüş yapan Yasemin Horasan Beşiktaş'a duyduğu özlemi Beşiktaş Dergisi aracılığıyla dile getirdi.

Son söz olarak; dergimizi layık olduğu en üst seviyeye getirmek için burada gerçekten büyük emek harcanıyor.. Bunun için çalışanların "Beşiktaşlılık" hissiyatı ve sevgisinin sizlerden hiçbir farkı yok.. Her zaman söylüyoruz ya; birlik ve beraberliktir en güzel anları yaratan, diye.. İşte bu sebeple dergi için çalışan "Beşiktaşlılar" olarak, diğer "Beşiktaşlılar"ı da yanımızda hissetmek istiyoruz..

Senem Gülkar

Tıklayarak Abone Olmak İçin: Tıklayınız
Telefonla Abone Olmak İçin: Erkan Özden - 0532 571 89 79

1 Eylül 2010 Çarşamba

Yeni Transferlerimiz Hayırlı Olsun...


Alttaki Alman iyiymiş; geçen sene takımında banko oynamış çok da faydalı olmuş diyorlar. Bakalım Beşiktaş'a ne kadar faydalı olacak.

Duyumculuk v.2.0

Ve transfer sezonu kapandı.

Geçen bir ay boyunca, Beşiktaş'a Robinho ve Sercan'ın gelmeyeceğini söyleyene "deli" gözüyle bakılıyordu. Bugün elimizde ne Robinho var, ne de Sercan.

Bu algının oluşmasının yegane sebebi de, zamanında eleştirdiğimiz "duyumculuk" müessesesiydi, daha doğrusu onun algılanışıydı. En güvenilir forum Forza bile girişe önce "Hoşgeldin Robinho" resmi astı, sonra da iki hafta video tuttu, "Robinho hayırlı olsun" post'unu astı oraya transfer kesinleşmeden. Neden? Duyum geldi de ondan. Hmm.

Öyle bir noktaya geldiydi ki durum, hangi haber çıksa "Ya bunların hepsi ayak, arkasında bir büyük plan var" falan deniyordu. Daha düne kadar "yok abi, Milan olayını da söylemişlerdi, bu haberleri yönetim çıkarttırıyor" deniyordu hatta. Büyük plan Fatih Tekke imiş meğer.

Şu an Robinho transferinde ne oldu bilmiyoruz. Adamla gerçekten anlaştıysak son dakikada neden itiraz geldi, 2 aydır bu süreç bilinmiyor muydu, borsadaki oynamaların bu durumla alakası var mı, Recai Abi'nin, Aykan Abi'nin, Forza'nın kaynağı kimlerdi, bu kaynaklar zaten baştan beri bu işin içindeler miydi, Beşiktaş'a Selçuk Parsadan mı musallat oldu? Bu soruların cevabı gelmeyecek, çünkü olayın aktörleri zaten bu çarkın içinde olanlar.

Şimdi kendi davama döneyim. Ben duyumculuk müessesesini eleştirdiğim zaman olayı kişisel algılayan oldu, kıskançlığa bağlayan oldu, ün çalma diyen oldu, "o adamlar iyi niyetli" diyen oldu (niyet okuma eyleminden nefret ederim), oldu da oldu. Halbuki ben orada net bir şekilde bu duyumculuk dalgasının algılanışından rahatsız olduğumu, bu kişilerin her zaman olacağını lakin bu algının hastalıklı olduğunu anlatmaya çalışmıştım.

O post'un üzerine Twitter'da şöyle bir şey bile yazıldı mesela:

"Blogspotlarda Recai Kocaman ismine saldırmakla olmuyor yeğen bu işler haberciyim yazarım diyorsan adam gibi haber yapıcaksın sittir ordan !!"

Belki bana hitaben değildir, fakat şimdi öyle bir noktadayız ki benim bunun gibi bir lafa en ağır cevabı verme hakkım var. Ama vermiyorum. Çünkü benim derdim kişisel değil.

Derdim şu: Beşiktaş taraftarının sözcüsü niteliğinde abiler, bir duyuma inanıp "gelmezse etek giyerim." diyemez. O söylem Ahmet Çakar'a yakışır. Beşiktaş taraftarının saygı duyduğu adamlar diğer taraftarlara hitaben yukarıdaki gibi bir dil kullanmamalıdır. Beşiktaş taraftarı, ne idüğü belirsiz söz ve söylemlere inanmamalıdır. Beşiktaş taraftarı, böyle ayakta uyutulmuş konuma düşmemelidir. Bizim ortak noktamızın öyle ya da böyle Beşiktaş sevgisi olduğu unutulmamalıdır. Burada herkesin takımı için kafa yorduğu bilinmelidir.

Bizim ezeli rakiplerimizden birisinin başına gelirdi bu. Her sene bir yıldızı "kesin olarak" getirirlerdi, o adam gelirdi ya da gelmezdi, gelmezse dalga geçerdik, gelirse kötü oynardı yine dalga geçerdik. Bu dalga geçtiğimiz algının birebir öznesi olduk bu yaz döneminde. Bunun üzerine biraz düşünmek lazım.

Duyumculuk üzerine son lafı edip bitiriyorum: Bakın, bir fikir üreten insan vardır, onun bir düşünce sistemi olur, olayları ve kişileri ona göre değerlendirir. O oturmuşlukla yazar yazılarını, söyler fikirlerini ve yıllar geçse de tutarlı kalır. Bir de sadece olay ve kişi bazlı düşünenler vardır, bunlar için başarı "Ben demiştim!" diyebilmektir. Bunu diyebilmek için yeri gelir her şeyi derler ve de zamanla saygınlıklarını yitirirler.

Umarım bu ders olur, bir dahaki yaz gene böyle bir travma yaşamayız, akıllanırız. Benim tek beklentim o.

Neticede gün oldu, devran döndü. Ben hala dediklerimin arkasında kalabiliyorum, bu yüzden de rahatım. Herkes için öyledir umarım.

Saygılarımla,

shelbyl

Arkadaşının Tuttuğu Eli Tutanın Eli Kırılsın

Buz gibi bir geceydi... Takımım berbat gitmekteydi. Bir gece öncesinde meteroloji her zaman yaptığı gibi uyarmaktaydı, ancak bu kez çok ciddi ve iddialılardı. Bir sonraki gün için saat 19.00 sıralarında hava sıcaklığının 10 dereceden birden düşüp -7 civarında seyredeceğini belirtiyorlardı. Sahaya çıkan Trabzonspor'da hedefimizde tek adam vardı, Fatih Tekke. Birkaç ay önce bahis mafyasıyla yaşadığı sorunlar ortaya çıkmış, "Abdest alayım öyle kafama sıkın" dediği basında yer almış olan Fatih'in, havaalanındaki aramada bavulunda silah bulunmuştu. Beşiktaş berbat gidiyor demiştim ya, hayattan o kadar sıkılmıştık ki dilimizde tek istek vardı: "Kurtar bu hayattan Fatih Tekke vur bizi." ve "Fatih Tekke ateş etseneeee..."

Karadenizli'yim ben, Bafralı'yım. Karadeniz insanı silaha düşkündür, ben bırakın elime almayı ve ateş etmeyi, görüntüsünden dahi ürkerim silahın. Çünkü ancak bir canlıyı öldürmek için ateş alır silah. Sesinden bile tırsarım, benden yüzlerce metre uzakta patlasa yere yatasım gelir. Ve koskoca Trabzonspor'un kaptanının çantasında, bir lig karşılaşmasında oynamak üzere geldiği havaalanında silah bulunur...

"Hiçbir Türk arkadan vurmaz" diye pankart açtık, Fatih Tekke'nin bizi vurmasını istememizden 1,5 yıl sonra. Beşiktaş forması giyen bir futbolcuya, maç çıkışı otoparkta önce rakip takımdan bir futbolcu, sonrasında rakip takımın stadında idari görevli olarak çalışmakta olan ve saldırısından az sonra Başkanları Aziz Yıldırım'a durumu özetlerken görüntülenen bir adam Ricardinho'ya saldırdı. Sevmezdim Ricardinho'yu. Kaçak güreşir, tekmeye ayağını uzatma, şut çekmez, dikine oynamaz ve yüksek oranlı pas yüzdesinden dolayı haksız şekilde övülürdü. Penaltıdan attığı gollerde dahi tüm takımı geride bırakıp kapalının önünde tek başına sevinirdi. 2006-07'de İnönü'de B.B. Ankaraspor'a karşı oynadığımız son maçta vuruşunu Hakan Arıkan çelmiş, Nobre boş kaleye yuvarlamıştı. Ricardinho, Nobre'nin kendine koşmasını dahi beklemeden kapalıya koşup golü tek başına sahiplenmişti. Hiç sevmezdim.

Tahrik etmiş olabilir. Hatta ağır sövmüş de olabilir Ricardinho. Aurelio'nun tek falsosu bu da olabilir. Hiçbiri, xsporlu bir futbolcunun benim takımımın amblemini üstünde taşıyan futbolcuya, okuldaki zorba öğrencilerin okul çıkışı saldırmaları gibi otoparkta saldırıya uğramasını açıklayamaz.

Ve bahsettiğim kupa maçından sonra İnönü'deki ilk Fenerbahçe maçında kapalının göbeğinde devasa bir Ricardinho posteri ile beraber "Hiçbir Türk arkadan vurmaz" pankartı açıldıysa, Fatih Tekke'nin karşıkonulmaz silah tutkusu onu Trabzonspor akreditifiyle geldiği havaalanında silahla yakalattıysa, biz de bu olayın üstüne hesapsızca gittiysek, bu 2 adamın Beşiktaş forması giymelerine razı olmuyor benim gönlüm.

Jokond bir transfer toteminde bulunmuştu. Bu da benim totemim olsun. Neyse ki henüz kulübümüze aleni biçimde küfür eden futbolcuları almadık henüz, birilerinden görüp yapmayız umarım. Ama taraftarımızın uğraştığı, dokundurduğu, iğnelediği 2 futbolcu, 1 hafta arayla Beşiktaş'a transfer oldu. Madem öyle, transfer totemi hakkımı kullanarak İnönü'deki ilk maç olan Ankaragücü maçında, her ne kadar gündemden düşmüş ve bizi ilgilendirmiyor olsa da pankartımı açacağım; "Arkadaşının Tuttuğu Eli Tutanın Eli Kırılsın..."

1 Eylül Sessizliği

Hayra alamet mi bilinmez...

Zaten şehre yağmur çöktü. Duyumcular duymaz oldular...

Hakim görüş Beşiktaş'ın mevcut kadrosuyla Galatasaray ve Fenerbahçe'nin son gün transferlerine cevap veremediği şeklinde.

Kadroya Ricardo Quaresma, Guti Hernandez, Mehmet Aurelio, Robert Hilbert katıldı.

Matias Delgado, Uğur İnceman ayrıldı.

Tomas Sivok uzun süreli sakat.

Michael Fink'in durumu halen belirsiz.

Sağ önde Nihat Kahveci, Filip Holosko, Roberto Hilbert şişkinliği sürüyor.

Sağ bekteki tek işleyen oyuncu esasında sağ bek değil.

Savunma bakanlığı her maç arıza veriyor.

2 ay önce yeterli  addedilen Bobo bugün nasıl yetersiz oldu?


Süre daralıyor. Duyan da yok, Recai bey istifa etmiş...

Beşiktaş tüm transfer çılgınlığına rağmen, bir transfer sezonunu daha verimsiz mi geçirmek üzere?

Saat 17'ye 4 saat kaldı.

Bekliyoruz...