.

.
Ekşi Beşiktaş. Blogger tarafından desteklenmektedir.

.

.
28 Nisan 2009 Salı

Soyunma Odası

Beşiktaş, 2002-2003 sezonunda 100. yıl şampiyonluğuna koşarken sadece 1 kez yenildi. O sezon ezeli rakiplerini hem içeride hem de dışarıda gol yemeden yenmeyi başaran Beşiktaş, Ümit Kayıhan'ın çalıştırdığı Diyarbakırspor'a 1-0 yenilerek ilk ve tek mağlubiyetini almış oldu.
Maçtan sonra yapılan açıklamalar hep aynı yöne çıkıyordu:
"Bu hafta garip bir haftaydı, soyunma odasındayken biz zaten maçı kaybedeceğimizi anlamıştık"
Gerçekten, soyunma odası nedir?
Sadece futbolcuların üstünü değiştirdiği bir yer midir yoksa oranın anlamına daha başka şeyler yüklenebilir mi?
Kitle psikolojisi gerçekten çok enteresan sonuçlar doğuruyor. Soyunma odasına negatif elektrikle gelen, gündelik yaşamındaki problemleri sadece bakışlarla bile olsa oraya taşıyan futbolcuların genel havayı ve motivasyonu bozabileceğini düşünenlerdenim.
Deplasman biraz da soyunma odaları yüzünden zor değil midir zaten? Forman odada her zaman alıştığın askıda durmaz. Büyüklüğü aynı değildir, içerideki kesif koku bile farklı gelir sana. Yaşanan o yabancılık, oraya ait olmama duygusu yer bitirir insanı. İnsanı sinir harbine sokar, metabolizmasını değiştirir.
Zico çok da iyi bir hoca değildi aslında. Müthiş bir taktisyenlik, Tanrı vergisi bir oyunu okuma yeteneği onda yoktu. Zico'nun fenerbahçe'de yaşadığı Avrupa başarısının ana kaynağı insan ilişkileriydi. Soyunma odasından başlayıp tesislere kadar süren bir ilişki kurma başarısı. Futbolcuların kıçına havluları bağlayıp ortada gezindiği, birbiriyle şakalaştığı, maç sonrası Alex'in ayak ayak üstüne atıp Zico'nun odasında muhabbet ettiği bir soyunma odası. Öte taraftan bir Aragones gerçeği var. Yüzü hiç gülmeyen, eski kafalı, disiplini şekilci olarak ele alan bir adam. Bu adamın teknik direktörlük yaptığı bir takımda soyunma odasında bahsini ettiğimiz şeylerin olması mümkün mü? Büyük ihtimal sezon başından beri Fenerbahçe soyunma odasında Aragones her içeriye girdiğinde bir ölüm sessizliği ortalığı kaplıyordu. Enerjisini çoktan tüketmiş yaşlı bir adamın huzursuz, tatsız bakışları muhakkak o futbolcuları psikolojik açıdan etkiliyordur.
Şimdi bir de Mustafa Denizli örneğine bakmak lazım. Yanılmıyorsam, 21. haftada Gaziantepspor maçından sonraydı. İlk yarıyı güç bela golsüz berabere bitiren Beşiktaş, kalesinde çok ciddi tehlikeler yaşamıştı. Herkes stres içine maçın ikinci yarısını bekliyordu. Beşiktaş, ikinci yarıda bulduğu peş peşe gollerle maçı 3-0 galip tamamladı. Maç bittikten sonra Lig Tv kameralarında bir görüntü vardı. Hırstan, inançtan kendi kendini yiyip bitirmiş bir adam Mustafa Denizli kıpkırmızı suratıyla ve büyük bir coşkuyla soyunma odasının kapısında içeri giren futbolcularını tek tek karşıladı. Belli ki devre arasında soyunma odasına giren Mustafa Denizli bundan daha da coşkulu ve arzuluydu. Denizli, oyuncularının hepsinin sırtını sıvazladı, hepsini tek tek tebrik etti. O nasıl müthiş bir inançtı, o nasıl bir istekti öyle...
Evet, Mustafa Denizli hatasıyla sevabıyla iyi bir teknik direktör bunu kabul etmek lazım. Soyunma odası söz konusu olduğunda da bu işi en iyi idare edenlerden biri olduğunu söylemek yalan olmaz. Beşiktaş, maçlarda attığı son 10 golün sadece bir tanesini ilk yarıda attı bunu da istatistiki bir veri olarak görmek gerekiyor. Kalan beş maçı değerlendirirken bu soyunma odası motivasyonunu da bir yere not düşmek farz oldu artık...

2 Yorum:

Teknik direktörlerin iyiliği kötülüğü üzerine çok bir şey demeye yetkim olduğunu düşünmüyorum ama soyunma odası psikolojisi diye bir şey var kesinlikle. Birebir bunu görmek isteyen, bizim şampiyon olduğumuz sezon ikinci olan galatasaray takkımının maç öncesi ve sonrası soyunma odasını gösteren "eski açık sarı desene"yi, 'ben futbolsever'im diyen herkes izlemeli. Hele o belçika'da kaybedilen brugges maçı sonrası emre aşık ve ergün penbe'nin yüz ifadeleri hala gözümün önündedir. Kabul etmek lazım ki, futbolcu dediğin adamı "trilyonlar kazanıyor pezevenkler, koşacak tabi"den daha öteye tanıyıp yorumlamak lazım. O soyunma odası denen yer ayrı bir yer, orası topçuyu ayrı bir şey yapan yer...

T. Egemen Gul dedi ki...

Çok gülüyor Mr. Denizli.. Arada bir adamın asabını bozuyor.. Hayır Izmir'li olmasa sövecem ama sövemiyorum.

Yorum Gönder

Ara