Gelecek etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Gelecek etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
15 Eylül 2017 Cuma
Şenol Güneş ile Geleceğimiz
Son zamanlarda olaylara,
olgulara, kişilere ilişkin değerlendirme yapılırken bir kutup seçiliyor ve
genelde yeterince emek verilmeyen fikirlerle o kutbun ‘gereği’ yapılıyor.
İnsanlar bir ‘ön karar’ veriyor. Bu ön kararı etkileyen makul sebepler oluyor
elbette ama daha sonra detaylı bir değerlendirme yerine ön kararın içi dolduruluyor.
Konu futbol olduğunda durum farklı değil. Beşiktaş’ın teknik direktörü Şenol
Güneş de bu yaklaşımdan payını almış gibi. Seveni asla toz kondurmuyor. Bir
şekilde en baştan beri memnun olmayanı her eksikliği ona bağlıyor.
Bu yazıyı hazırlarken amacım
Şenol Güneş’i kapsamlı değerlendirecek detaylı bir dosyadan ziyade geçmişini
hatırla(t)mak, değerlendirmeye yardımcı ve hareket noktası olmak. İki yıl üst
üste şampiyon olmuşuz; nereden çıktı bu değerlendirme diyenler olabilir. Bence tıpkı
atağa kalkarken kaptırılan toplarda olduğu gibi tehlikeli bir döneme girdik.
Evet, ataktayız ama gelen başarılarla daha fazla kontrat altına girildi ve
takım yaşlandı. Yani başarıya daha fazla mahkûm hale geldik ve de rakiplerimiz
de başarı gelmezse epey zedelenecek bir durumda. Yani bir gol daha atıp biraz
rahatlamazsak stresli günler geçirebiliriz. Ama o golü atarsak hegemonya yolu
sonuna kadar açılır.
Önce geçmiş; Şenol Güneş’in
aktif spor hayatında kaleci olarak 15 yıllık Trabzonspor kariyeri var.
Trabzonspor ile yakın ilişkiler içerisindeki Akçaabatsebatspor haricinde başka
bir takımda oynamamış. 35 kez milli olmuş. En uzun süre gol yememe rekorunu
kırmış. 6 kez şampiyonluk yaşamış. Epey parlak bir kariyeri var ve bu kariyer
içerisinde başarıyı da başarılı olma baskısını da tatmış. Trabzonspor ağırlığı
teknik direktörlük döneminde de görülmüş. Trabzonspor’dan başka 90’lı yıllarda
Bolu, İstanbulspor, Sakarya ve Antalya ile kısa süren ve çok da parlak olmayan
deneyimler yaşamış. Trabzonspor’u ise 4 farklı dönemde çalıştırmış. İlki bir
yıl süren ve tecrübesine göre fena sonuçlanmayan deneyim, yeni transfer ünlü
kaleci Jean-Marie Pfaff arasında çıkan sorun nedeniyle istifa ile sonuçlanmış.
Bunu bir yere not edelim. 1993-1996 yılları arasında süren ikinci dönemde önce
bir üçüncülük sonra iki ikincilik ve bir Türkiye Kupası var. Özellikle 82 puan
topladığı ve Fenerbahçe ile çekiştiği 95-96 sezonu için ‘finali yapamadığı’
konusunda eleştirildiğini de bir not olarak düşelim. 4. Yılında ise kaybedilen bir
Beşiktaş maçı sonrası dördüncü sırada iken görevden ayrılması da ayrı bir
(hatta iki) ironi. Hele takımın son yıllardaki hali düşünülünce. Trabzon’daki
üçüncü dönemi ise bir yıldan bile kısa ama oraya da bir ikincilik sığmış. Son
olarak 2009’da dönüş Trabzon’a. 3 yıldan biraz daha uzun bir dönem. Önce
Türkiye Kupası, sonra bir lig ikinciliği (olaylı sezon; 82 puan) ve bir lig
üçüncülüğü var. Şenol Güneş futbolu bırakalı 30 yıl olmuş ve bu dönemde
Trabzonspor 5 kez ikinci olabilmiş 4’ü onun yönetiminde. Tek bir dönem olsa
başka parametrelerden de bahsedilir haklı olarak ama Trabzonspor’un onsuz
neredeyse hiç başarılı olamaması bize bir fikir verebilir.
Şenol Güneş’in
kariyerindeki en önemli basamak ise hiç kuşkusuz milli takım yılları. 2000-2004
yılları arasında çalıştırdığı Milli Takım’da bir Dünya Kupası üçüncülüğü ve bir
de Konfederasyonlar Kupası üçüncülüğü var. Dünya kupasında çokça eleştirilmişti
ama geçen sürece ve Milli Takım’ın ‘başarı’larına baktığımızda biraz haksızlık
edildiği kesin. Diğer taraftan o üçüncülükte enteresan biçimde turnuva öncesi
bizde dünya sıralamasında yukarıda olan hiçbir takımı yenememiştik. Bunun
yayından Brezilya ile iki kez başa baş oynadığımızı hatırlatmak da doğru olur.
Ardında Avrupa Şampiyonası elemelerinde play-off maçında Letonya’ya kaybettiği
için istifa eder. Daha sonra Kore liginde FC Seoul’de 3 yıl çalıştı. Burada iyi
anılan bir dönem geçirmiş olsa da yine 2.’likten yukarı çıkamadı. Diğer
taraftan önce hiç ilk ikiye girememiş bir takımdı Seoul. Ancak sonraki dönemde
3 kez şampiyon olabildi. Beşiktaş öncesi son olarak Bursaspor’da görmüştük
Şenol Hoca’yı. Burada göze hoş gelen bir futbol oynattı. Bursa’ya son dönemde
aldığı en fazla puanı tattırdı. Ancak sonuç olarak 6.’lık bir başarı olsa da göz
alıcı bir sonuç da değildi.
Hocanın kariyerinde ön
plana bazı notlar var. Genel olarak gole yatkın takımlar yapıyor. 1996’daki
2.’likte ya da Bursa sezonunda en çok gol an takımı çalıştırmış. Ancak yeri
geldiğinde daha az gol atıp yiyen sezonları da olmuş (2010-2011). Yani hoca
için ‘hücuma dayalı oyunu sever’ genelde doğru bir tabir olabilir ancak bu onun
ayrılmaz bir parçası değil. Kazanmak için bunda değişiklikler yapabiliyor.
Ayrıca forvetleri genelde çok gol atıyor. Takım çok gol attığı için de olabilir
ama 3’ten fazla sayıda gol kralı çıkarması özel bir anlam çıkarmayı da
sağlayabilir.
Çalıştırdığı takımlarda 3
kez Avrupa Kupalarında ön elemede zayıf takımlara elenmiş. Bizdeki sezon başı
eleştirileriyle birleştirildiğinde bu durum bize takımlarının sene başında
forma girmelerini çok istemediği gibi bir sonucu çıkarıyor. Röportajlarda da
sezon başı kamplarını ağır geçirdiğini, idmanlarının da pek sevilmediğini
söylemişti.
Hocaya ilişkin ‘eğitici
antrenör’ gibi bir yaklaşım var. Ancak ‘Şenol Güneş’in parlattığı yıldızlar’
olarak adı geçen oyuncular genelde (Emre Taşdemir gibi istisnalar hariç)
belirli bir yeteneği olan kendilerinden beklenen çıkışı yapamamış ve kısmen de
anlayış olarak yetersizlikleri olan tipte oyuncular. Genç yıldız adaylarından
Enes Ünal, Şenol Güneş Bursaspor’unda bir önceki yıldan daha az dakika almıştı.
Yani hoca takım için o an lazım olacak şekilde alabileceğinin en iyisini almaya
çalışan bir karakter. Bir Tigana değil. Ya da Fatih Terim, Mustafa Denizli gibi
şapkadan tavşan çıkarmaya da meraklı değil. Çok daha realist, ana odaklı ve (genç)
oyuncu yetiştirme gibi bir misyon edinmiyor kendine. Nagelsman’a göre koçluğun
%30'u taktik; %70'i sosyal yeterlilik. Bence sadece koçluğun değil genel olarak
yöneticiliği/liderliğin de önemli bir kısmı insan yönetimi. Birçok açıdan zor
bir topluluk olan futbol takımı oyuncularını idare edebilmek ise adeta sanat.
(Bu kavramı ‘Yönetim bir bilim midir, sanat mıdır’ gibi tartışmalara atfen
kullanmıyorum) Sonuç olarak hocanın oyun yönetimi ayrı bir tartışma ama oyuncu
yönetiminde üst düzey seviyelerde.
Oyun anlayışı olarak
verilere ulaşabildiğimiz 2009 sonrası dönemde %90’dan fazla 4-2-3-1 oynatmış.
Bir dönemin modern sistemiydi. Hala çok kullanılıyor ama özellikle yeniliklerin
çıktığı Almanya ve İngiltere’de çok düşünülmüyor; oralarda farklı sistem denemeleri
var. Şenol Hoca ise bu denemelere pek yaklaşmıyor. Şu anda bizim oynadığımız
oyunun ya da dizilişin ‘old school’ kaldığı yönünde eleştiriler bence makul
olacaktır. Diğer yerli hocalarla kıyasladığımızda -kıyasımız Mustafa Denizli,
Fatih Terim olduğunda- en ‘yeni’lerden biridir muhtemelen. Yeniliğe açık bir
yapısı olduğu hissettiriyor ama bu ‘yeni’liği güncel mi: Soru işareti.
Röportajlarda ise
ağırlıklı olarak topa sahip olmayı istediği ve pasla oyuna hükmetmeyi
düşündüğünü belirtiyor. Ancak bunun imkânları konusunda kimi zaman sahadaki
oyuncuları yorumlamasında sorunlar olabiliyor. Şenol Güneş gibi belirli bir
oyun isteği olan ama bunun için oyuncularla çok fazla uğraşmayan ve
oyunculardan ne alabilirse onu almaya çalışan bir hocanın saha içinde oyun aklı
yüksek oyuncularla çalışması faydayı maksimize edecektir. Zaten hocanın ‘oyuncu
mu sistem mi?’ sorusuna her ikisi de cevabı vermesi; kafasında bir sistem olsa da oyuncuyu ona
uydurmaya çalışmaması bu potansiyel faydayı daha iyi açıklıyor. Zira
transferlerde de çok fazla oyuncu ismi vermiyor. Muhtemelen Türkiye’deki teknik
direktörler ile menajerler arasındaki birçoklarınca var olan sorunlu ilişki
nedeniyle. Bu da yönetime önemli bir görev yüklüyor. Sadece iyi oyuncu almak
değil aynı zamanda uygun oyuncu almak konusunda. Şu ana kadarsa yönetim iyi
oyuncuya odaklanmış (bu kadarı bile geçmişe göre çok ileride elbette) durumda.
Bu yıl biraz farklı gibi görünüyor; bu da umut verici. Röportajlar demişken hocanın iletişim ve kendini ifade etmek konusunda biraz eksik kaldığını düşünüyorum. Bir iletişim danışmanı ile çalışmasının faydalı olacağını düşünüyorum. Basın toplantılarında da bazen gereksiz gerginlikler içinde olabildiğini de görüyoruz. Arka planı bilmediğimiz için haklı sebepleri vardır muhtemelen ama yine de bu noktaya da dikkat edilmeli.
Hocaya ilişkin önemli
eleştirilerden biri takıntılı, inatçı ve muhafazakâr olması yönünde. Ben bu
görüşe karşı ortalarda bir yerde duruyorum. Ancak ‘olmuş’ teknik direktörlerin
çok azının kariyerinin belli bir noktasından sonra esneklikler gösterebileceği
gerçeğini de vurgulamak gerekiyor. Belki -son günlerde de çok konuşulan-
yardımcı hoca burada bir açılım sağlayabilir. Eski Beşiktaş yıldızlarındansa
taktik/teknik anlamda kendini geliştirmiş, yeniliklere açık bir yardımcı hoca
daha faydalı olabilir.
Yerli oyunculara iltimas
geçtiği ya da hemşericilik yaptığı gibi eleştirilere ben çok katılmıyorum;
kendisi de bunlara tepki gösteriyor. Zaten böyle bir yaklaşım kendini riske
atmak olur. Aynı kalitede gördüğü iki oyuncu arasından yerliyi seçebilir; bu da
takım içi etki düşünüldüğünde anlaşılır bir tercih. Genel yapıya bakılmadan tek
tek oyuncu üzerinden yorum yapmak sağlıklı olmayabilir.
Sonuç olarak oyuncu
yönetimi üst düzey olan bir teknik direktör. Ancak oyun yönetimi ile ilgili
eleştiriler var. Bu eleştirilerin başında Beşiktaş’ın oyuncu takımı olması
geliyor. Gerçekten 2001 Avrupa Basketbol Şampiyonası’ndaki Türkiye’yi andıran
bir durum da görmüyor değiliz. Fena olmayan bir savunma var. Elinden gelenin en
iyisini yapmaya çalışan yetenekli oyuncular var. Bunlar belirli ‘an’larda
ortaya çıkıyor. Sürdürülebilir gibi görünmese de birileri o ‘an’larda hep çıkıyor
ortaya. Ancak uzun vadede ayakta kalacak bir yapı da inşa edilemiyor. Bu
eleştiri bence de makul ancak elbette sürekli başarı beklenen bir büyük takımda
çalışmak pragmatik ve pratik olmaya yönlendiriyor olabilir. Bu da makul bir
karşı argüman. Örneğin Abdullah Avcı’nın Başakşehir’de kurduğu sistemi
Beşiktaş’ta kurmak o kadar kolay olmayabilir. Burada çok daha fazla gözetilmesi
gereken husus var. Çok daha fazla baskı var. Ayrıca iyi bir oyun planı kurmak
sadece teknik direktöre değil aslında tüm bir yapıya bağlıdır. Yapının tamamı
iyi bir sisteme uygun mu: Yine soru işareti.
Bence son iki
şampiyonluğumuzda en büyük pay hocanın. Ancak başarıyı sürdürülebilir kılmak ve
Avrupa’da da önemli başarılar kazanmak istiyorsak; daha sağlam bir yapı kurmak
istiyorsak Şenol Güneş’in kendini bir seviye daha aşması gerekiyor dersek
yanlış olmaz. Geçmişinden Beşiktaş’a kadar olan serüvenine ve gelişimine
baktığımızda bunu yapabileceğini gösteriyor. Ancak enteresan biçimde Beşiktaş
içi serüveninde gitgide tutuculaştığı gibi görüntü de yok değil. Başarı
büyülüdür, insanlar bunu kaybetmemek için bazen ‘an’a fazla odaklanır. Ama
ilerideki başarı çok daha büyük. Üstelik bu başarı hem Beşiktaş hem de Şenol
Güneş için yeni ve daha yukarıda bir dönüm noktası olacaktır. Umarım bu dönüm
noktasını hep beraber görürüz.
Not: Bu yazı Porto maçından önce hazırlanmıştı ancak gündemi meşgul etmemek için maç sonrası beklendi.
Etiketler:cochise,Gelecek,Hegemonya,Şenol Güneş,Teknik Direktörler,Umut | 50
Yorum
Kaydol:
Kayıtlar
(Atom)
Ara
-
DERBİ POZİSYON ANALİZLERİ - 1- 0:24 saniye! Gatasaray'ın ilk etkili atağı. Burada en büyük hata *Jailson'un partneri Serdar Aziz'e gereksiz yakınlığı oldu.* Seri burada muhteşem bi...6 yıl önce
-
Feda, Sefa, Farklı Olsun bu Defa - Beşiktaş'ın son dönemini iki ana çizgi olarak ikiye ayırmak mümkün. 1- Yıldırım Demirören dönemi 2- Fikret Orman dönemi. Ben Yıldırım Demirören dönemini te...7 yıl önce
-
Bir Sağ Bek, Üç Mevki: Aaron Wan-Bissaka - Premier Lig geçtiğimiz hafta başladı. Hem takım hem de oyuncu bazında her sezon yeni bir hikaye demek. Galiba geçtiğimiz sezon hiç de fena bir görüntü verm...8 yıl önce
-
Duhuliye - Duhuliye'den 5 ay önce haberim oldu. O da bu fotoğraf sayesinde. Bunca zamandır nasıl hiç duymamışım derken, etrafımdaki çoğu Beşiktaşlının da bilmediğ...9 yıl önce
-
Euroleague bwin Mart 2015 MVP Nemanja Bjelica Röportajı - Fenerbahçe Ülker dokuz maçlık bir galibiyet serisi yakalamış durumda ve 2008-2009 sezonundan bu yana ilk kez Euroleague 'playoff'larına katılma hakkını ...11 yıl önce
-
Önce krampon, sonra performans - Her çocuk gibi sokaklarda başlayan futbol maceramız, bazı çocukların yaptığı gibi benim de toprak sahada devam etmişti. Sonrası okul, iş, hayat mücadele...11 yıl önce
-
NBA: Bir Ayın Ardından... (Part 1) - Her ne kadar başlığımızda bir aylık zaman dilimini ele aldıysak gerek tembellik, gerek iş güç yüzünden yazının paylaşılması, gerekli güncellemeler yapıldı...11 yıl önce
-
Manchester United - Burnley maçı - Manchester'ın ligin yeni takımı Burnley deplasmanında galibiyet alması bekleniyordu ama yine olmadı. Geride kalan 3 haftada takım henüz galibiyet görem...12 yıl önce
-
Bu Sefer Bahanem Var - Yine ihmal ettim blogu ama bu sefer sağlam bahanem var. Son 9 senedeki ikinci kıtalar arası taşınma olayına kalkıştım. Bilenler bilir, son 9 senedir Avu...12 yıl önce
-
Babylon Dergisi Röportajı - http://www.aliece.com/2013/11/babylon-dergi-ali-ece-roportaji/#more-189512 yıl önce
-
Arsenal Kendine İnanıyor - Arsene Wenger'in sözleriyle, *"İyi bir rakibe karşı alınmış tatmin edici galibiyet." *Arsenal hafta sonu Liverpool'u oyun dışı bırakarak, bölüm bölüm saha...12 yıl önce
-
Hiç Unutmadığım... - 17 sene önce bugün tek bir imzanın milyonlarca insanı bu kadar etkileyebileceğini tahmin edemezsiniz. O adam hakkında bir sürü yazı yazdım, hala okuyan ...13 yıl önce
-
-