Ekşi Beşiktaş Altyapı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Ekşi Beşiktaş Altyapı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
26 Mayıs 2011 Perşembe
Ekşi Beşiktaş Altyapı / Al Kalemi Kağıdı Eline, Sen de Topla!
Ekşi Sözlük'ten Beeyore'nin yazısı, izniyle buraya aktarılmıştır...
Bu takımın asıl sorunu defans değil. Asıl sorun takım halinde skor yükünün paylaşılamaması. Süper lig maratonunda başarı isteniyorsa en az (minimum) 60, ortalama 70 gol atmak gerekiyor. 60 golü atmadın mı şampiyon olamıyorsun bu ligde. Yakın tarihte bunun tek bir örneği bile yok.
Yani 40 gol atıp ama süper savunma yaparak 10 gol yiyerek şampiyon olan takım ben modern futbolun oynandığı 18 takımlı son 15-20 senede bu ligde hiç görmedim.
Ligin son yıllarda (bu sene hariç) en muazzam savunma ve dirençiyle oynayan ve ligin en az gol yiyen takımı olan kayserispor ligi ilk 5 de bitiremiyor. 2008-09 sezonunda 26 golle ligin en iyi savunmasını yapmasına rağmen ligi 7inci bitirdiler. O sene ligin en çok golünü atan Beşiktaş (60 gol atmıştı, gördüğünüz üzere minimum rakama yine ulaşılmış) şampiyon oldu. yani en az gol yiyen değil en çok gol atan aldı ligi. Geçen yıl ligin en az gol yiyen yani en iyi savunmaya sahip takımı beşiktaş'tı. 25 gol yiyerek bitirilen sezonu 4üncü bitirdik. Şampiyon kim mi oldu? Ligin en çok gol atan takımı olan Bursaspor (65 gol)
Tablo net;
Bu sezonun yarısından çok daha fazlasını Schuster'li Beşiktaş oynadı. Hani o sözde inanılmaz savunma zaafiyetleri olan, inanılmaz pozisyon veren, inanılmaz gol yiyen gevşek takım yani. Savunması sorunlu, stoperlerinin hepsi sakat, direnci çok zayıf, Aurelio'lu Beşiktaşın bu sezon yediği gol sayısı 36.
Peki şampiyon kaç gol yemiş? Söylüyorum; 34 Yani yazı ile "Otuz dört".
O, savunması perişan olan Beşiktaş ile, savunmasında Lugano, Yobo ve Gökhan Gönül gibi 3 muhteşem adam olan, orta sahasında Emre gibi müthiş bir dirençi olan Fenerin yediği gol hemen hemen aynı.
Ee Fener nasıl şampiyon oldu?
Çünkü bizim 2 katımız gol attı. Ligin en az gol yiyen takımı Trabzon hüsranlarda maalesef. Çünkü attıkları gol sayısı yetersiz geldi. Sadece Eskişehir maçında 1 gol atabileselerdi şu an şampiyonlardı.
Beşiktaş son 2 şampiyonluğunu defansif kadroları sayesinde aldığı için bizim taraftar şampiyonluğun iyi savunmadan geçtiğine kendini aşırı derecede inandırmış durumda. Oysa biz o defansif şampiyonluklarımızda bile gol yollarında çok etkili idik. 2003 yılında takımda İllhan Mansız ve Ahmet Dursun gibi 2 golcü vardı. Pancu gibi her an gol atabilen bir adam, Sergen gibi gole fazlası ile dönük bir oyuncu vardı. Bu dördünün o sezon attığı toplam gol sayısı; 48. yanlış duymadınız. Bu sezon Beşiktaşın attığı toplam gol kadar yani. O sezon 4 stoperimizin toplam golü 8 idi. stoperler bile skor yükünü üstleniyor yani. Beğenmediğimiz Yasin Sülün bile 2 gol atmıştı.
Mustafa Denizli döneminde Bobo-Nobre-Holosko'dan oluşan 3'lü toplamda sanırım 45 golü bulmuştu. Evet yanlış duymadınız; "Nobre ve Holosko" dedim.
Şampiyonluk golden gelir, savunmadan değil. Elbette iyi savunma önemlidir ama kriter değildir. Başarı için gol atılır. Futbolda iyi savunma yaptığında her maç berabere biter ama kazanmak için gol atmak zorundasın.
60 gol atmak gerekiyor demiştik. Minimum üstelik!
Peki şimdi düşünün.
Seneye bu takımda diyelim ki sadece ligde 70 gol atmak gerekecek .
Hadi düşünün. Bu gollerin takım içi dağılımı nasıl olur sizce?
Hadi düşünün ya. Alın kağıt kalem yazın tek tek ama realist olun. Quaresma 20 gol atar demeyin yani. Mantıklı olsun yazdıklarınız.
Ben yazayım;
Forvet hattını en son yazacağım.
Quaresma'nın zaten ligde kariyer ortalaması 4-5 maçta 1 gol şeklindedir. Yani 34 maç oynasa (ki bence imkansız, maksimum 25 maç görür), sezon genelinde atacağı maksimum gol 6-7 dir. (bu sene ligde 3 gol attığını unutmayalım, ki biri penaltıydı sanırım)
Takımın bir diğer bankosu Simao daha golcü gibi. Ben seneye 10 golü rahat görür diyorum lig maratonunda.
Kim kaldı gol atacak? Fernandes mi? Kaç gol atar sizce sezon içinde? 5?
Necip kaç gol atar? 3?
Başka kim var? Ernst'in kariyerinde attığı maksimum gol kaç ligde? Bir? İki?
Stoperlere bakalım hemen. Fenerin Luganosu 9 gol attı. Geçen yıl Bursanın stoperi de sanırım 6 gol atmıştı.
Bizde var mı böyle bir skor yükünü paylaşan golcü stoper? Toraman sanrıım 3 gol attı, bu sene kariyer rekoru kırarak. Geçen sene 1 gol atmıştı. Sivok geçen sene 1 bu sene 2 gol attı.
Guti kaç maç oynar kaç gol atar sizce seneye? Bu sene bile neredeyse tamamı penaltıdan 10 gol attı sanırım. Bursasporun kalecisi bile geçen yıl penaltıdan 6 gol kaydetti zaten.
Ee hadi başka? İsmail Köybaşı? Aurelio? Kim kaldı arkadaş?
Forvete geçelim. Bobo'nun kalmayacağı neredeyse kesin gibi. Zaten bu takımda gol atmayı becerebilen bir tek Bobo vardı. Sezonda 15 gol ile skor yükünü en çok üstelenen oyuncu idi 6 senedir. O da gidiyor şimdi şaka gibi.
Diğerleri? Nobre kaç golü görür seneye? 5?
Almeida kaç golü görür? 15 diyelim mi? Yirmi atar mı sizce? Yoksa 10 da kalır mı?
Başka kim kaldı abi? Hadi sizde yardım edin. Bu takımda gol atma kapasitesi olan kim var başka? Bakın çok çok iyi oyuncularımız olabilir ama kaleye şut çeken, kaleye yaklaşan, skor deneyen, gol atmaya yakın oyuncu sayısında çok hem de çok fazla eksikliğimiz var 2 senedir. Bu yüzden her sezonu ortalama 45 gol ile bitiriyoruz. Başarı imkansız bu şekilde.
Hesap net!
İlkokul matematiği sadece. Yukarıda yazdıklarımızı topla. 45 falan ediyor yine. Hadi sürpriz golcüler olsun, takım içinden 3-5 gol atan. 50 gol.
Tekrar ediyorum hesap basit. Bana inanmıyorsan sen kendin yap. seneye kim kaç gol atar tek tek yaz kadroda. Sonra topla. 60'ı asla göremezsin (ki 60 bile garanti değil, üstelik bu kadar formda takımlar varken ligde seneye gol barajı 70'i görecektir kesinlikle)
Ve beşiktaş hala stoper, bek falan arasın dursun. Hala gol atan adam almayalım. Aradığımız tek golcü 32-33 yaşındaki Forlan olsun. Fenerbahçe'de 2 adet forvet olan Niang-Semih toplamda 30 gol attı oğlum.
Ortasahadan Alex'i koyunca rakam 58 ediyor ve bizim tüm takımı geçiyor. Ki bu adamlar harbiden golcüler. Seneye de atacakları rakam minimum 40 olacak bu 3ünün. Üstelik Lugano da her sene ortalama 5 gol atıyor. Emre Belezoğlu, Santos, Gökhan Gönül gibi her sene ortalama 3-5 gol atabilecek adamları da var ek olarak.
Ve bu adamlar sezonda en aşağı 10 gol atabilecek (minimum rakam) Emenike'yi de kadroya katıyorlar.
Futbol çok da zor oyun değildir. Elinde gol atan adam sayısı çoksa (bak forvet olması şart değil, stoper bile olur) gerisi ilkokul hesabıdır arkadaş.
Beşiktaş halen şampiyonluk için transfer yapmamıştır. Takımın dirençi, kadro derinliği falan arttırılıyor ama şampiyonluk için hamlenin h'si yok henüz. Bu takıma gol atacak adam lazım. Simao sabrosa gibi. Hem de 1 değil en az 2-3 tane. Evvela forvetine en az 2 tane gol atan adam koymalısın. Hadi biri Almeida diyelim. Diğeri kim? Ortasahada gol atan adam yok. En az 1 tane koymalısın.
Sorun defans değil. Hücum! Bu takım 2 senedir lig maratonunda gol kabızlığı çekiyor. Gol atamadıkça seneye yine şampiyon olamayacak. Fenerbahçe'nin son 6-7 senedir her sene şampiyonluğa oynama sebebi süper savunma değl, Türkiye standartlarında süper ötesi hücum hattıdır.
Etiketler:Beeyore,Ekşi Beşiktaş Altyapı | 59
Yorum
21 Mayıs 2011 Cumartesi
Ekşi Beşiktaş Altyapı / Simao Sabrosa: Haziran - Temmuz 2009 Champions Dergisi Söyleşisi
Kişisel dergi arşivimden bloga aktardığım söyleşilerde sırada Beşiktaşımın yeni transferi Simao Sabrosa var. Frikik ve penaltı uzmanı, eskilerin deyimiyle top cambazı olan Simao'nun Atletico'da oynadığı dönemde Champions dergisinde yayınlanan söyleşisini okurken aklınızın bir köşesine Quaresma'nın kariyerini getirmenizde fayda var. Size kolaylık olsun diye ben söyleşideki soruların altına bazı notlar düştüm.
Kariyerin Sporting'da görkemli bir şekilde başlamıştı - sonra da 19 yaşında Barcelona'yla anlaştın. Bu senin için ne anlama geliyordu?
Harika bir anlaşma. Bana pek çok şey öğreten deneyimli koçlarla çalıştım ve Altın Top sahibi Rivaldo, Figo ve Guardiola gibi isimlerin yanında oynadım - sadece idman yaparak dahi çok şey öğrenebileceğiniz oyuncular. Benim için iki güzel yıldı.
Camp Nou'yla ilgili nasıl anıların var?
Olumlu...ama hiç kupa kazanamadım. İstediğim maçlarda oynama fırsatı bulamadım ve bu nedenle başka bir kulübe geçmeye karar verdim.
Not: Simao'nun Barcelona'daki en güzel anısı sanıyorum Figo'nun Real Madrid formasıyla Camp Nou'ya döndüğü ilk maçta takımının ikinci golünü attığı andır. Bu golün videosunu aşağıda bulabilirsiniz.
Sporting mi, Benfica mı - Hangisi kariyerine en büyük etkiyi yaptı?
Sporting'de her gün örnek bir profesyonel olmak için bana yardım eden insanlarla çalışıyordum. Sonunda kendimi Benfica'da ispat ettim; ama Sporting'de antrenman yaptığım yılları hiç unutmadım.
Not: Meşhur Sporting altyapısının Figo, C.Ronaldo, Nani ve Quaresma gibi marka kanat oyuncularından birisi de Simao. Bütün bu isimlerin ikinci durağının dünya devleri olması (Barcelona, ManU) da Sporting altyapısının ne kadar iyi çalıştığını gösteriyor. İyi çalışmanın olmazsa olmaz koşullarından birisi de insanların birbirleriyle iyi ilişkiler kurması. Simao'nun kariyerini yeniden ayağa kaldırdığı Benfica'nın önüne Spoting'i koyması da altyapıda ne kadar iyi anılara sahip olduğunu gösteriyor. Ama Barcelona'lılara bu kanat oyuncularıyla ilgili anılarını sormasanız daha iyi olur:)

Bir gün İspanya'ya döneceğini biliyor muydun?
Barcelona'da işler her zaman iyi değildi, bazen eve keyifsiz dönerdim. Benfica'da neşem geri geldi, baskı altındayken bile. Ve futbolda her zaman baskı vardır. Kulübünüze zirveye çıkmak için yardım ederken; İspanya'da, İngiltere'de ve büyük turnuvalarda oynayacağınıza dair düşünce her zaman aklınızdadır...İspanya'ya dönüşüm muhteşem oldu. La Liga bu dönemde çok fazla gelişti. Eskiden o kadar iyi olmayan kulüpler artık en iyilerle birlikte oradalar. Belki çok iyi tanınmıyorlar; ancak Barcelona, Real Madrid ve Atletico ile oynarken problem yaşamıyorlar.
İspanya ligi, Portekiz ligi ve Şampiyonlar Ligi arasında nasıl bir fark var?
İspanya'daki lig kalitesi Portekiz'in çok üzerinde - ve (İspanya'da) daha fazla destek var ki bu da oyuncular için teşvik edici bir durum. Portekiz ligi kaliteyi artırmak adına 16 takıma indirildi. Şampiyonlar Ligi ise en iyi oyuncuların ve takımların olmak istediği yer.
Attığın bütün goller içinde en beğendiğin hangisi?
Maçın öneminden ötürü Benfica forması ile Şampiyonlar Ligi'nde Liverpool'a attığım golü söyleyeceğim. Mutluluktan çılgına dönmüştüm! Harika maç ve güzel bir gol. Bu golü hiç bir zaman unutmayacağım; çünkü son 16 turunda deplasmanda son şampiyon Liverpool ile oynuyorduk ve bu gol bizi çeyrek finale çıkardı.
Not: Simao'nun en beğendiği golünü aşağıdaki videoda görebilirsiniz.
İdmanlarda en çok ne üstüne çalışıyorsun?
Her şey üstüne. Oyununuzun her yönüyle ilgili çalışmanız gerekir. Topu alma, kontrol ve sonrasında şut atma üzerine çalışmayı seviyorum.
Seni antrenmanda en çok etkileyen oyuncular hangileri oldu?
Xavi ve Iniesta gerçekten harikalar. Rivaldo da öyle. Ben antrenmanı bitirmek istediğimde o hep çalışmaya devam etmek isterdi. Bunlar aklınızda kalıyor çünkü onlar hiç bir zaman tatmin olmuyorlar. Rivaldo'dan çok şey öğrendim; çünkü onun için çalıştığı kadarı hiç bir zaman yeterli değildi, her zaman devam etmek isterdi.
Not: Simao'nun Barcelona forması giydiği yıllarda Xavi de A takımda forma giymeye başlamıştı; ancak Simao'nun o dönem 16 yaşında olan Iniesta'nın adını söylemesini Guardiola'nın Xavi'ye o dönemde söylediği "Sen beni takımdan çıkaracaksın; ama Iniesta da seni takımdan çıkaracak" sözleriyle birleştirince Iniesta'nın küçük yaşlardan itibaren kulüpte bir fenomen haline geldiğini düşünmeye başladım.

Kariyerin bitmeden önce Portekiz'e dönmeyi düşünüyor musun?
Bunun üzerine düşünmedim; ama bir gün Benfica'ya dönmek isterim.
Not: Portekiz'e dönmene gerek yok Simao'cuğum, bak senin için bütün Portekiz'i Beşiktaş'a getirdik.
Çocuklar için açtığın futbol okulları var. Kariyerin bittikten sonra futbolun içinde yer almaya devam edecek misin?
Biz profesyoneller çocuklar için örnek teşkil ediyoruz, bu nedenle onlara yardım etmeliyiz. Ben de böyle bir yardım aldım. Lizbon'dayken gençlerle konuşmak için okula (futbol okulu) giderdim. Bana özel bir golü nasıl attığımı sorarlardı. İdollerinden biriyle sohbet etmek onlar için çok iyi.
Kariyerin Sporting'da görkemli bir şekilde başlamıştı - sonra da 19 yaşında Barcelona'yla anlaştın. Bu senin için ne anlama geliyordu?
Harika bir anlaşma. Bana pek çok şey öğreten deneyimli koçlarla çalıştım ve Altın Top sahibi Rivaldo, Figo ve Guardiola gibi isimlerin yanında oynadım - sadece idman yaparak dahi çok şey öğrenebileceğiniz oyuncular. Benim için iki güzel yıldı.
Camp Nou'yla ilgili nasıl anıların var?
Olumlu...ama hiç kupa kazanamadım. İstediğim maçlarda oynama fırsatı bulamadım ve bu nedenle başka bir kulübe geçmeye karar verdim.
Not: Simao'nun Barcelona'daki en güzel anısı sanıyorum Figo'nun Real Madrid formasıyla Camp Nou'ya döndüğü ilk maçta takımının ikinci golünü attığı andır. Bu golün videosunu aşağıda bulabilirsiniz.
Sporting mi, Benfica mı - Hangisi kariyerine en büyük etkiyi yaptı?
Sporting'de her gün örnek bir profesyonel olmak için bana yardım eden insanlarla çalışıyordum. Sonunda kendimi Benfica'da ispat ettim; ama Sporting'de antrenman yaptığım yılları hiç unutmadım.
Not: Meşhur Sporting altyapısının Figo, C.Ronaldo, Nani ve Quaresma gibi marka kanat oyuncularından birisi de Simao. Bütün bu isimlerin ikinci durağının dünya devleri olması (Barcelona, ManU) da Sporting altyapısının ne kadar iyi çalıştığını gösteriyor. İyi çalışmanın olmazsa olmaz koşullarından birisi de insanların birbirleriyle iyi ilişkiler kurması. Simao'nun kariyerini yeniden ayağa kaldırdığı Benfica'nın önüne Spoting'i koyması da altyapıda ne kadar iyi anılara sahip olduğunu gösteriyor. Ama Barcelona'lılara bu kanat oyuncularıyla ilgili anılarını sormasanız daha iyi olur:)

Bir gün İspanya'ya döneceğini biliyor muydun?
Barcelona'da işler her zaman iyi değildi, bazen eve keyifsiz dönerdim. Benfica'da neşem geri geldi, baskı altındayken bile. Ve futbolda her zaman baskı vardır. Kulübünüze zirveye çıkmak için yardım ederken; İspanya'da, İngiltere'de ve büyük turnuvalarda oynayacağınıza dair düşünce her zaman aklınızdadır...İspanya'ya dönüşüm muhteşem oldu. La Liga bu dönemde çok fazla gelişti. Eskiden o kadar iyi olmayan kulüpler artık en iyilerle birlikte oradalar. Belki çok iyi tanınmıyorlar; ancak Barcelona, Real Madrid ve Atletico ile oynarken problem yaşamıyorlar.
İspanya ligi, Portekiz ligi ve Şampiyonlar Ligi arasında nasıl bir fark var?
İspanya'daki lig kalitesi Portekiz'in çok üzerinde - ve (İspanya'da) daha fazla destek var ki bu da oyuncular için teşvik edici bir durum. Portekiz ligi kaliteyi artırmak adına 16 takıma indirildi. Şampiyonlar Ligi ise en iyi oyuncuların ve takımların olmak istediği yer.
Attığın bütün goller içinde en beğendiğin hangisi?
Maçın öneminden ötürü Benfica forması ile Şampiyonlar Ligi'nde Liverpool'a attığım golü söyleyeceğim. Mutluluktan çılgına dönmüştüm! Harika maç ve güzel bir gol. Bu golü hiç bir zaman unutmayacağım; çünkü son 16 turunda deplasmanda son şampiyon Liverpool ile oynuyorduk ve bu gol bizi çeyrek finale çıkardı.
Not: Simao'nun en beğendiği golünü aşağıdaki videoda görebilirsiniz.
İdmanlarda en çok ne üstüne çalışıyorsun?
Her şey üstüne. Oyununuzun her yönüyle ilgili çalışmanız gerekir. Topu alma, kontrol ve sonrasında şut atma üzerine çalışmayı seviyorum.
Seni antrenmanda en çok etkileyen oyuncular hangileri oldu?
Xavi ve Iniesta gerçekten harikalar. Rivaldo da öyle. Ben antrenmanı bitirmek istediğimde o hep çalışmaya devam etmek isterdi. Bunlar aklınızda kalıyor çünkü onlar hiç bir zaman tatmin olmuyorlar. Rivaldo'dan çok şey öğrendim; çünkü onun için çalıştığı kadarı hiç bir zaman yeterli değildi, her zaman devam etmek isterdi.
Not: Simao'nun Barcelona forması giydiği yıllarda Xavi de A takımda forma giymeye başlamıştı; ancak Simao'nun o dönem 16 yaşında olan Iniesta'nın adını söylemesini Guardiola'nın Xavi'ye o dönemde söylediği "Sen beni takımdan çıkaracaksın; ama Iniesta da seni takımdan çıkaracak" sözleriyle birleştirince Iniesta'nın küçük yaşlardan itibaren kulüpte bir fenomen haline geldiğini düşünmeye başladım.

Kariyerin bitmeden önce Portekiz'e dönmeyi düşünüyor musun?
Bunun üzerine düşünmedim; ama bir gün Benfica'ya dönmek isterim.
Not: Portekiz'e dönmene gerek yok Simao'cuğum, bak senin için bütün Portekiz'i Beşiktaş'a getirdik.
Çocuklar için açtığın futbol okulları var. Kariyerin bittikten sonra futbolun içinde yer almaya devam edecek misin?
Biz profesyoneller çocuklar için örnek teşkil ediyoruz, bu nedenle onlara yardım etmeliyiz. Ben de böyle bir yardım aldım. Lizbon'dayken gençlerle konuşmak için okula (futbol okulu) giderdim. Bana özel bir golü nasıl attığımı sorarlardı. İdollerinden biriyle sohbet etmek onlar için çok iyi.
Çevirisi için Yaz Helvası'na teşekkür ederiz.
Etiketler:Ekşi Beşiktaş Altyapı | 4
Yorum
8 Şubat 2011 Salı
Altyapı: Tribüncü Olmayan Bir Beşiktaşlının Tribünle İmtihanı
Futbol üç ihtimalli bir oyun olmasına rağmen, insanın midesine yerleştirdiği his “binary” olur bilirsiniz: Galibiyet veya kuvvetli takıma karşı alınmış beraberliğin getirdiği mutlu karıncalanma ile mağlubiyet veya zayıf takıma karşı alınmış beraberliğin getirdiği kederli ağırlık...
Takım taraftarlığı ise, bu 0-1 mantığının aksine, ancak çoklu bir skalaya oturtulunca mantıklı hâle geliyor. Skalanın bir ucuna “Gücüne Güç Katmaya Geldik” bestesinin Portekizcesini ezberleyen A adamını, diğer ucuna da 2011 yılında maça gelip “İlhan Mansız kaç numaraydı?” diyen B kızını koyup ortasını da farklı dağılımlarda çeşitlerseniz genel bir fikir edinebilirsiniz meselâ.
Ortaokul-lise yıllarında da ortalama üstünde takip etmeme rağmen, evden ayrılıp uzağa gidene kadar bir nevi sosyal içicisiydim Beşiktaş’ın. Bu yüzden bir türlü iyi bir stadyum izleyicisi olamadım. Uzaktayken ise bir nevi bağımlısı olup skalada uçlara yönelmeye başladım. Artık günde defalarca EkşiBeşiktaş sayfalarını F5’lemek, transfer dönemlerinde Haber1903’ün alevli topunu bekleyen kalabalığın arasına karışmak ve her maçtan on dakika önce bilgisayarı açıp panik hâlinde link aramak olağandı.
Bu sene izin haftamın Buca maçına denk gelmesi de beni bu sebepten dolayı bir ayrı sevindirdi. “Yeni transferlerin İnönü’de sahaya çıktığı ilk maç” diye anlatabileceğim bir maç olacaktı Buca maçı; zaten az maça gittiğim için hepsine sözlükçü stili tek cümlelik tanım koymam da kolay. Kendim ve babam için iki açık tribün biletini satışa çıktığı an aldım ve maç gününü beklemeye başladım.
Maçın olduğu Cuma sabahı blog kardeşliği vesilesiyle tanış olduğum Noat Samisa’yı aradım. Sağ olsun, maç günü nerede ve nasıl buluşabileceğimizle ilgili bütün cahil sorularımı yanıtladı. Artık eski günlerdeki gibi maça saatler öncesinden gidilmesi gerekmediğini ve elimizdeki biletlerle açık tribünün hangi kapısından girersek girelim istediğimiz katında oturabileceğimizi anlattı. Akşamüstü Beşiktaş’taki dönercilerden birinde düğündeki sahte gol haberini veren arkadaşım ve Noat ile buluştuğumuzda da sorularıma devam ettim.
“Kırk yılda bir maça geldiğime göre Kazan civarında takılmalıyız” dedim onlara. Sağ olsunlar kırmadılar. Üçler’den birer bira kaptık ve takım otobüsünü beklemeye koyulduk. Üçüncü veya dördüncü defa tekrarlandıkça yavaş yavaş marşlara eşlik etmeye bile başlıyordum. Şimdi tam bir Çarşı üyesi olmuştum işte!
Tam o sırada bir “BEYLER OTOBÜS!” çığlığı yankılandı ve bir toplu taşıma aracı için daha önce hiç hissetmediğim duygular ile sendeleye sendeleye yola doğru koştum. Meşaleler yakıldı, ortalık karıştı, dumandan göz gözü görmüyordu. Otobüs uzaktan belirmişti sonunda, ortamdaki çığlıklara “RİKARDOOOOO” diye eşlik ettim, (belki herkes soyadını söylerken ben ismini söylersem dikkat çekebilirdim). Kalabalıktan dolayı ağır-ağır ilerleyebilen otobüs hizamıza geldi, ve…
…Otobüsün içinden 6-7 yaşlarında bi’ oğlan çocuğu bana ve yanımızdaki diğer yanlış anonsçulara el sallamaya başladı. Aynı yaşlarda birkaç çocuk daha benzer hareketlerle bize sevgi gösterisinde bulundu. Biz de “anaokulu servisine takım otobüsüymüş gibi tezahürat yaparak başladığımız bir akşam ne kadar kötü gidebilir ki” dedik ve stada doğru yola koyulduk. Artık verdiğimiz gazla o otobüsten bir neo-Pascal çıkar.
Stada giden yol sırasında oğluna zorla açtırdığı Facebook hesabıyla aile küçüklerini terörize eden dayı gibi hissediyordum kendimi: Ortamda yeniydim ama sanki kırk yıllık gediklisiymiş gibi davrandığım için yakınlarımı utandırıyordum. Zaten Dolmabahçe civarlarında arkadaşım telefon çaldı bahanesiyle uzaklaştı, gitti. Anlamalıydım.
Kısa bir itiş-kakıştan sonra açık tribünün üçüncü katının numaralıya biraz daha yakın olan kısmında yerimizi aldık. Stadyumun kumandanıymışız gibi en tepedeydik. Camiye giderken yanından ayakkabı torbasını eksik etmeyen babam, statta oturacağımız yere geldiğimiz anda cebinden gazete sayfalarını çıkarıverdi. Yıldızları hijyenik ortamda izleme şansına sahiptik artık --açık tribün değil THY Comfort Class!
Yalnız tek bir kusuru vardı oturduğumuz yerin --sahaya olan uzaklığı. O kadar uzak o kadar uzaktı ki, Guti’nin sarısından Ernst’in kelini dahi ayıramıyordum. Oyuncuları ayırt etmek için top sürüş tarzları, kullandıkları ayak, trivela yapma sıklıkları gibi sıra dışı yöntemler kullanmak zorunda kalıyordum hatta. İleri çıkan savunmamızın arkasında bıraktığı boşluk da stadyumda daha vahim gözüküyordu. Zaten en son açık tribünden izlediğim maç o boşluğa atılan paslardan gelen gollerle 2-1 kaybettiğimiz Lazio maçıydı, gung ho oynayan bu Beşiktaş’ı da aynı noktadan izlemek geçmişteki travmaları yeniden yaşatmıştı bana.
Ben henüz maça ısınamadan ilk golü Nobre’yle bulduk. FM 2005 grafikleriyle izlemekte olduğum maçta daha uzaktan gördüğüm oyuncu Nobre mi Haluk Levent mi anlamazken, (ki o gün hat-trick yapayazan Nobre’nin gol atma ihtimali Haluk Levent’ten hâllice idi) Noat gol vuruşunun kafasının arkasıyla yapıldığını söyledi. Zaten adam açık tribün 3. katının Gandalf’ı gibi bir şey olmuş; her taktiksel fikri gelen adam, Noat’ın yanına gelip icazet almadan rahatlamıyor.
“Fakirin Barcelona’sı” taktiğimiz ile bütün maçı rakip kalede oynadığımız için ilk yarıdaki pozisyonların çoğu ile ilgili bir fikir sahibi olabildim. İkinci yarıda ise golleri kimin attığını Noat’tan öğrendim. Lakayıtlaşan takım kalesinde kaçınılmaz golü gördü, tribünler de Meksika dalgasına başladı. Çok da sıkıntılı geçmeyen maçta takımımıza yapmamız gerekmeyen katkıyı Meksika dalgası iştirakimiz ile görsel olarak yaptık.
Peki bu maçtan neler öğrendim?
1) Televizyonda izlenen maçlar ile statta izlenen maçlar kesinlikle aynı değil: Televizyon büyük medeniyet! Televizyondan izlediğiniz maçta hiçbir pozisyonu kaçırmıyorsunuz, gollerin ve faullerin tekrarı, efendime söyleyeyim bir super slow, örümcek kamerası ile devre arasında bonus yorumcu + Aziz Yıldırım’ın gözdesi spiker falan da cabası!
2) Maç izleyen bir Noat Samisa’yı izlemek TRT 3 belgesellerinde kil yığınlarını döndürerek saksı yapan el sanatçılarını iş üstünde izlemek gibi: Adamla tamamen aynı noktadan aynı şeyi izliyorsunuz, o yazılarında “trend 4-3-3, sahte 9, uzak forvet” varyantı kavramlardan bahsederken siz Haluk Levent, Facebook, Comfort Class falan diyorsunuz…
3) Yabancı sınırlaması Türk futboluna büyük zarar veriyor: Dışarıdan su getirmenin yasak olduğu stat içinde 3-5 liradan alıcı bulan sular, çıkışta 50 kuruş!
4) Tribünden bakınca Almeida kardeşlerinin arkadaşlarıyla maç yapmaya inmiş ergen abi gibi duruyor sahada. Top hakimiyeti ise elinde torbalarla şut çeken amcadan hâllice.
5) Hakan Arıkan yokken Beşiktaş hep güzel.
03.02.2011
Kalten
Etiketler:Ekşi Beşiktaş Altyapı,kalten | 1 Yorum
2 Aralık 2010 Perşembe
Sofya Yolunda...
Okurlarımızdan ve altyapımıza yazı gönderen arkadaşlarımızdan Jorel bu gece makus talihimizi kırıp Avrupa'da gruplardan ilk defa çıkışımızın gerçekleşeceğini umduğumuz deplasmana doğru yola çıktı... Görünen o ki otobüs yolculuğu elbette ki birayla ama sakin başlamış, sonra her ne olmuşsa Beşiktaş aşkı otobüsün yorgun yolcularını ayağa kaldırmış... ultras/movement blogunun yazarı arkadaşımız Sabri'ye göre, Sofya'da Beşiktaş'ı 2000 kişi destekleyecek. Bu şanslı 2000 kişinin içinde yer alan Jorel bizimle fotoğrafları paylaştıkça da buradan yayınlayacağız...
Taraftar sabah otele geldiginden beri casinoda ve mac saatine kadar da kumar oynamaya devam edecek görünüyor.öyle ki gün içinde sehir icinde Sofyayı gezmeye hevesli çok siyah-beyazlı göremedik.bunda ögleden sonra baslayan yagmur kadar sofyanın çok albenisi olmaması da etkili oldu sanırım.maçın ardından ise besiktaslı taraftarlar ile sofyalı "ticari" kızlar arasında yeni bir mac baslayacak gibi görünüyor.çünkü casino kapısında müsterileri karsılayan bodyguardlar kapıyı "do you want girl?" diye aciyorlar.olay bu denli aleni su an itibariyle. Casinodaki icki tüketimi ise inanılmaz boyutlara ulasmıs durumda. Temiz bardak kalmayan bardaki barmeid yarım yamalak türkçesiyle "bejiktaj..ben jajirdim" (beşiktaş..ben şaşırdım) diyerek uzun zamandir böyle birgün yaşamamanın şaşkınlıgını anlatmaya calıstı. Maça gelince öglen bindigimiz taksinin söförü bile "cska kötü, 2-0 yenersiniz" diyerek sofya halkının takımlarına olan inançsızlıgını dile getirdi.Ama buna ragmen 16-25 yas arası yaklaşık 10-15 binlik bir taraftar kitlesinin bizi karşılayacagını tahmin ediyoruz..
ÖNCE
SONRA
Etiketler:CSKA Sofya,Ekşi Beşiktaş Altyapı,Uefa Avrupa Ligi | 8
Yorum
9 Ekim 2010 Cumartesi
Altyapı - Ön Libero değil Orta Saha
"Ön libero" denen mevki 1990'larda futbolun fizikselleşmesinin neticesi olarak ortaya çıktı. Özellikle 4'lü ve tandem (liberosuz) savunmanın standart hale gelmesiyle bu çizgi halindeki stoperlerin önünde rakip atakları ilk kesecek adam gerekliliğiyle başlayıp, zamanla orta sahanın yükünü çeken fedakar futbolcuya dönüşen futbolculara "ön libero" denir oldu.
1980'li yillarda bu mevkide oynayanlara "orta saha" derdik, daha ziyade de teknik oyuncular oynardı, Mehmet Özdilek, Oğuz Çetin, Cevat Prekazi gibi. Bu oyuncular ince bacaklı, fizik güçleri zayıf ama teknik oyunculardı. Orta sahaya kamp kurar, fazla geriye gelmez, ince ara paslar ve uzaktan şutlar atarlardı. Rakip ceza sahasına da giderlerdi, ama kendi defanslarına katkıları sınırlıydı.
Ön libero konsepti bunu tamamen ters çevirdi. Defans çizgi olunca, defansın önüne ikinci bir hat kuruldu. Büyük takımlarda bile en az bir oyuncu böyle ikame edildi. Roma'da Emerson, Real Madrid'de Claude Makelele, Milan'da Gattuso bunun en iyi örnekleri oldular. Ülkemizdeyse bu tip oyuncuların ilk örnekleri Tayfur Havutçu ve Kemalettin Şentürk denebilir. Tabi bunların bizi kanser edip "benim işim defans" diyenleri de vardı. Misal, bizde Yasin Sülün, Galatasaray'da Bülent Akın ve Cihan Haspolatlı gibi.
"Aman da ön libero ne önemli, ille de ön libero" derken 2000'li yıllarda yeni bir devrim oldu. İngiltere'de koşu hızlarını ve mesafelerini inceleyen ProZone programıyla 2002-2003 ve 2005-2006 sezonlarının kıyaslamalı analizleri yapılmıştı. Yapılan analiz, orta saha oyuncularının üç yıl öncesine göre tam iki kat daha fazla depar attıklarını gösterdi. Toplamda 90 dakikada koşulan mesafe fazla değişmemişti, ama artık bu mesafenin çok daha önemli bir bölümü yüksek hızda koşuluyordu. Üç sene gibi kisa bir sürede meydana gelmiş bu çok büyük değişime ancak devrim denebilir.
http://www.timesonline.co.uk/tol/sport/football/article722711.ece
Siz bakmayın bizim konsomatris teknik direktörlerinin "Yerli veya yabancı her hoca aynı antrenmanı yaptırır, bizim onlardan farkımız yok, devlet fırsat verse Şampıyonlar Ligi finali oynatırım" edebiyatına. Alex Ferguson'la, Mourinho'yla ya da Arsene Wenger'le aynı antrenmanı yaptıklarını sanmalarına kanmayın. Eğer teknik direktörler kendilerini yenilemiyorlarsa, eğer futbolcularına 2010 yılında, kendilerini 2002'de başarılı kılan antrenmanları yaptırıyorlarsa bile çağdışı kalmışlar demektir.
ProZone programıyla yapılan 2003-2003 ve 2005-2006 analizleri futbolcuların ortalama koşma hızının ve atletikliğin arttığını, maç içindeki depar ve pas sayısının da arttığını gösteriyor. Üstelik pas yüzdeleri ve paslaşma hızları da bu üç yıl içinde artmış durumda. Futbol artık çok daha atletiklik, hız ve teknik gerektiren bir spor, ne o 1980'li yılların ince bacaklı, ince bilekli "teknik" futbolcuları, ne de 90'ların odun ama top kapan oyuncuları artık muteber. Artık ikisinin güçlü taraflarını birleştiren, gerektiğince basit oynayan, topu kontrol etmekle uğraşmadan tek dokunuş futbolu oynayıp defansın arkasına en hızlı şekilde sarkan futbolcular şu an en kıymetli futbolcular. Bir oyuncunun topu kontrol ederken zaman kaybetmesi demek rakip defansın yerleşmesi demek. Bir yanlış pas, akışkan bir atağın kesilmesi demek.
http://www.pponline.co.uk/encyc/football-training-the-demands-of-the-game-and-the-attributes-required-for-specific-football-positions-41457
"Ön libero" denen terim bir ara geçiş donemini ifade ediyordu ve tedavülden kalktı. Artık tekrar orta sahalar geri döndü. Bu oyunculara "orta saha" denmelidir. Ama hem eskinin tekniği ve kıvraklığı, hem de 90'ların gücü ve atletikliğini temsil ediyorlar ve orta sahada oynuyorlar. Haliyle "ön libero" ya da "çapa" terimi onların futbolunu karşılamaya yetmiyor.
SİMİTÇİ
Etiketler:Ekşi Beşiktaş Altyapı,ön libero,Simitçi | 10
Yorum
26 Eylül 2010 Pazar
Altyapı / Düğün: 1 - Beşiktaş: 0
29 Temmuz Perşembe akşamı, tam da deplasmandaki Viktoria Plzen maçının olduğu akşam evlendim.
Zamanında aramızda Mayıs olarak belirlediğimiz düğün tarihini Temmuz sonuna zorla atmıştım üstelik. “Yahu” demiştim, “hadi düğün neyse, o akşam önemli bir maç olursa da bağrımıza taş basar kendi düğünümüze gideriz, ama bunun yıl dönümü var, ‘şu’su var ‘bu’su var, her sene aynı tarihin rastlayacağı o Mayıs akşamında önemli bir maç olma ihtimali çok yüksek.”
O yüzden büyük kapak oldu bana bu Viktoria Plzen maçı. Sanırım takım yıllar sonra ilk defa Temmuz ayında resmi maç yaptı, o da benim düğüne denk geldi.
Zaten bu sezon yaptığı ilk 4 resmi maçı da skor göstergesi kısaltması “Vik” olan takımlarla yapan bir takımı tuttuğum için inandırıcılığım çok kuvvetli değildi, bir de düğün tarihini değiştirmeye kalkınca ikna edemedim evleneceğim zat-ı muhteremi… “Ölüm-kalım meselesi olmadığı sürece Beşiktaş’ın oynadığı bir maçı kaçırmam ben” dedim, o da beni öldüreceğini söyledi ve tartışma uzamadı.
Böyle bir teklifte bulunmamı bile abes karşıladığı için çok ısrar etti kendisi geçen gün, “bu hayatını etkileyecek ölçüde bir sorun ve bunun kaynağına inmen gerek” diyerek.
Oturdum, düşündüm, bir yıllar öncesine gitmeye çalıştım.
Hatırlayabildiğim ilk anıyı düşündüm. Yıllar içerisinde fotoğraflardan kendi çocukluğumu izleyerek oluşturduğum sanal anılardan bahsetmiyorum, kendi gözlerimle görüp hatırladığım gerçek anıları hatırlamaya çalıştım.
Fark ettim ki benim kafa kalıcı data girişine 12 Mayıs 1990 gecesi şu fotoğrafı aldığım anda başlamış. Sol üst köşesinde “Kalten’e sevgilerle” yazan resimdeki seksenlerden çıkamamış bluzuyla doksanlı yılların ilk şampiyonluğunu özdeşleştirdiğim isim -sizin de tanıdığınız üzere- Beşiktaşlı Muazzez Abacı’dan başkası değil.
Jölesiz ve iPod’suz futbolcular zamanında şampiyonluğu televizyonda türkü söyleyerek kutlayan kolej takımının Gordon Milne ile kazandığı ilk şampiyonluk... Fenerbahçe’yi o gün 3-1 yenerek birinciliği garantilemiş, akabinde de ilk defa baba-oğul tura çıkmışız! Dört sene önce doğduğumdan beri beni yanına alıp maça gitmeyi sabırsızlıkla gözleyen peder için daha fazla bekleyiş zulüm olmuş, neler olup bittiğini tam olarak anlamamama rağmen bir şekilde sevincini paylaşmak istemiş ve beni kaptığı gibi koymuş arabaya.
Çocuklukta anılar kurulan yanlış sebeplendirmeler nedeniyle karışıktır bilirsiniz. Meselâ Beşiktaş bir sene sonra forma reklamı olarak Beko, kaleci olarak da Bako’yu alınca arada bağlantı var sanıp ufak çapta bir kavram kargaşası yaşamıştım. O akşamı da -aynı şekilde- net hatırlamıyorum aslında. Dev bir yokuşta yüzlerce arabanın oldukları yerde durduğunu ve şoförlerinin kornaya bastığını hatırlıyorum. Bir de kocaman ama KOCCAMAN bir teyzenin arabaların arasında dolaşıp camlardan bir şeyler uzattığını. Meğersem o hanım Muazzez Abacı imiş, etraftaki arabalarda bulunan sevimli-sevimsiz tüm çocuklara da isimlerini sorup, şampiyonluk teyzesi gibi imzalı resimlerini dağıtıyormuş.
Resmi aldıktan sonra -beni nasıl gazladıysa- imzalı bir resmin çok kıymetli olduğunu söylemiş babam, o şekil saklamışız.
Öyle saklamışız ki, ilk totemim olmuş maçlardaki, yıllar sonra evden uzaklaşıp yurt dışında okula başladığımda bile yanımda götürmüşüm. İnternet başında maç izlerken çıldırıp mouse’umu ısırmış, hoparlörü çatlatmışım ama bu resmi bir şekilde zarar görmeden tutmayı başarmışım. Çalışma masama koyduğum resimler içinde sekiz yıllık sevgilimin gülen yüzü dışındaki tek kadın resmi Muazzez Teyze’nin bu seksenler fırtınası hâli olmuş.
Böyle bir resmin varlığından haberdar olmasına rağmen sevgilim benden ayrılmadı, hatta -belki de tedavi amaçlı- yanıma gelmeye karar verdi. Ondan sonra düğüne kadar olan süre zaten Valerenga maçının 63. ila 72. dakikaları arası gibi geçti.
Düğünü bana skoru “Delgado’nun attığı iki golle 2-1 aldık” şeklinde aktaran hain bir arkadaşım sayesinde sıkıntısız atlattım ve rutinime geri döndüm. Evlenmeden önce pasif ofsaytı açıklamaya yeltenme ihtimalinden dolayı yanında maç izlemekten kaçındığım hanım kızmaya devam ediyor, “hastasın sen” diyor, “maç izlerken çıkardığın sesleri sana dinletmek lazım” diyor, “sahada Nobre’yi görünce Hulk’a dönüşüyorsun” ve “derbi günleri yemek yemiyor olman normal değil” diyor. Ben de cevaben ona bu blogun adresini veriyorum. Biraz romantizm katsın diye Sevgililer Günü post’unu okutuyorum, duygusallaşıyorum; Jokond’un Müjgan’ını okutuyorum, üzülüyorum yahu! Youtube’u açıyorum, 2009 Mayıs’ında Demirören’in ağlarkenki suratının Maske’deki kötü adama benzeyişine bakıp bir daha ağlıyorum.
Kendisi yavru kedi resmine bakıp gözleri dolan bir insan olmasına rağmen zerre etkilenmiyor. Şaşıyorum.
Evet karıcığım, işte bu şaşkınlıktan kurtulmak için sana yazıyorum. Yazıyorum ki tüm anormaller kendinden bir şeyler bulsun, kendi Müjgan’larına dertlerini şunun üzerinden anlatabilsin.
Maksat topluma faydamız dokunsun.
Not: Sevgili karımın Galatasaraylı olduğunu öğrendikten sonra bana düğün hediyesi olarak Galatasaray forması alan ve not olarak “Pijama seti” yazan Beşiktaşlı arkadaşım. Biliyorum ki sen de bu yazıyı okuyorsun. Seni kınıyorum ve sana laflar hazırladım.
Kalten
Etiketler:Ekşi Beşiktaş Altyapı,kalten | 7
Yorum
3 Ağustos 2010 Salı
Ekşi Beşiktaş - Altyapı
Bugüne kadar Ekşi Beşiktaş olarak başlangıç kadromuzun çok dışına çıkamadık, yer yer gelen talepler de olmadı değil, ama bunları yeterince değerlendiremedik.
Ayrıca altyapıdan yeterince futbolcu yetişmiyor diye kulübü eleştirirken bizim de yazar yetiştirmiyor olmamız çok yerinde bir davranış biçimi değil.
Bu nedenle altyapıya yönelik bir hamleyi başlatıyoruz. Burada yayınlanmasını istediğiniz yazılarınızı eksibesiktas@gmail.com adresine "altyapı" başlığıyla gönderin, her hafta en beğendiğimiz yazıyı burada yayınlayalım. Bir süre sonra belki de sizin isminizi de kadromuzda görürüz, kim bilir?
Not: Göndereceğiniz yazıların bizim bakmadığımız açılardan bakıyor olmasına önem vereceğiz. İdeal 11 kurmaktan farklı şeyler yaparsanız daha iyi olur. Değerlendirme süreci uzun sürebileceği için yazılarınızın zamandan bağımsız olması da ayrı bir faktör olacaktır - yani dün biten maçın değerlendirmesi, 1-2 saat sonra gerçekleşmesi muhtemel bir transfer yorumu gibi konulardan ziyade her zaman geçerliliğini koruyacak olan konulara yönelmeniz de iyi olacaktır.
Etiketler:Ekşi Beşiktaş Altyapı,molosztash | 15
Yorum
Kaydol:
Kayıtlar
(Atom)
Ara
-
DERBİ POZİSYON ANALİZLERİ - 1- 0:24 saniye! Gatasaray'ın ilk etkili atağı. Burada en büyük hata *Jailson'un partneri Serdar Aziz'e gereksiz yakınlığı oldu.* Seri burada muhteşem bi...6 yıl önce
-
Feda, Sefa, Farklı Olsun bu Defa - Beşiktaş'ın son dönemini iki ana çizgi olarak ikiye ayırmak mümkün. 1- Yıldırım Demirören dönemi 2- Fikret Orman dönemi. Ben Yıldırım Demirören dönemini te...7 yıl önce
-
Bir Sağ Bek, Üç Mevki: Aaron Wan-Bissaka - Premier Lig geçtiğimiz hafta başladı. Hem takım hem de oyuncu bazında her sezon yeni bir hikaye demek. Galiba geçtiğimiz sezon hiç de fena bir görüntü verm...8 yıl önce
-
Duhuliye - Duhuliye'den 5 ay önce haberim oldu. O da bu fotoğraf sayesinde. Bunca zamandır nasıl hiç duymamışım derken, etrafımdaki çoğu Beşiktaşlının da bilmediğ...9 yıl önce
-
Euroleague bwin Mart 2015 MVP Nemanja Bjelica Röportajı - Fenerbahçe Ülker dokuz maçlık bir galibiyet serisi yakalamış durumda ve 2008-2009 sezonundan bu yana ilk kez Euroleague 'playoff'larına katılma hakkını ...11 yıl önce
-
Önce krampon, sonra performans - Her çocuk gibi sokaklarda başlayan futbol maceramız, bazı çocukların yaptığı gibi benim de toprak sahada devam etmişti. Sonrası okul, iş, hayat mücadele...11 yıl önce
-
NBA: Bir Ayın Ardından... (Part 1) - Her ne kadar başlığımızda bir aylık zaman dilimini ele aldıysak gerek tembellik, gerek iş güç yüzünden yazının paylaşılması, gerekli güncellemeler yapıldı...11 yıl önce
-
Manchester United - Burnley maçı - Manchester'ın ligin yeni takımı Burnley deplasmanında galibiyet alması bekleniyordu ama yine olmadı. Geride kalan 3 haftada takım henüz galibiyet görem...12 yıl önce
-
Bu Sefer Bahanem Var - Yine ihmal ettim blogu ama bu sefer sağlam bahanem var. Son 9 senedeki ikinci kıtalar arası taşınma olayına kalkıştım. Bilenler bilir, son 9 senedir Avu...12 yıl önce
-
Babylon Dergisi Röportajı - http://www.aliece.com/2013/11/babylon-dergi-ali-ece-roportaji/#more-189512 yıl önce
-
Arsenal Kendine İnanıyor - Arsene Wenger'in sözleriyle, *"İyi bir rakibe karşı alınmış tatmin edici galibiyet." *Arsenal hafta sonu Liverpool'u oyun dışı bırakarak, bölüm bölüm saha...12 yıl önce
-
Hiç Unutmadığım... - 17 sene önce bugün tek bir imzanın milyonlarca insanı bu kadar etkileyebileceğini tahmin edemezsiniz. O adam hakkında bir sürü yazı yazdım, hala okuyan ...13 yıl önce
-
-



