.

.
Ekşi Beşiktaş. Blogger tarafından desteklenmektedir.

.

.
26 Eylül 2010 Pazar

Altyapı / Düğün: 1 - Beşiktaş: 0



29 Temmuz Perşembe akşamı, tam da deplasmandaki Viktoria Plzen maçının olduğu akşam evlendim.

Zamanında aramızda Mayıs olarak belirlediğimiz düğün tarihini Temmuz sonuna zorla atmıştım üstelik. “Yahu” demiştim, “hadi düğün neyse, o akşam önemli bir maç olursa da bağrımıza taş basar kendi düğünümüze gideriz, ama bunun yıl dönümü var, ‘şu’su var ‘bu’su var, her sene aynı tarihin rastlayacağı o Mayıs akşamında önemli bir maç olma ihtimali çok yüksek.”

O yüzden büyük kapak oldu bana bu Viktoria Plzen maçı. Sanırım takım yıllar sonra ilk defa Temmuz ayında resmi maç yaptı, o da benim düğüne denk geldi.

Zaten bu sezon yaptığı ilk 4 resmi maçı da skor göstergesi kısaltması “Vik” olan takımlarla yapan bir takımı tuttuğum için inandırıcılığım çok kuvvetli değildi, bir de düğün tarihini değiştirmeye kalkınca ikna edemedim evleneceğim zat-ı muhteremi… “Ölüm-kalım meselesi olmadığı sürece Beşiktaş’ın oynadığı bir maçı kaçırmam ben” dedim, o da beni öldüreceğini söyledi ve tartışma uzamadı.

Böyle bir teklifte bulunmamı bile abes karşıladığı için çok ısrar etti kendisi geçen gün, “bu hayatını etkileyecek ölçüde bir sorun ve bunun kaynağına inmen gerek” diyerek.

Oturdum, düşündüm, bir yıllar öncesine gitmeye çalıştım.

Hatırlayabildiğim ilk anıyı düşündüm. Yıllar içerisinde fotoğraflardan kendi çocukluğumu izleyerek oluşturduğum sanal anılardan bahsetmiyorum, kendi gözlerimle görüp hatırladığım gerçek anıları hatırlamaya çalıştım.




Fark ettim ki benim kafa kalıcı data girişine 12 Mayıs 1990 gecesi şu fotoğrafı aldığım anda başlamış. Sol üst köşesinde “Kalten’e sevgilerle” yazan resimdeki seksenlerden çıkamamış bluzuyla doksanlı yılların ilk şampiyonluğunu özdeşleştirdiğim isim -sizin de tanıdığınız üzere- Beşiktaşlı Muazzez Abacı’dan başkası değil.

Jölesiz ve iPod’suz futbolcular zamanında şampiyonluğu televizyonda türkü söyleyerek kutlayan kolej takımının Gordon Milne ile kazandığı ilk şampiyonluk... Fenerbahçe’yi o gün 3-1 yenerek birinciliği garantilemiş, akabinde de ilk defa baba-oğul tura çıkmışız! Dört sene önce doğduğumdan beri beni yanına alıp maça gitmeyi sabırsızlıkla gözleyen peder için daha fazla bekleyiş zulüm olmuş, neler olup bittiğini tam olarak anlamamama rağmen bir şekilde sevincini paylaşmak istemiş ve beni kaptığı gibi koymuş arabaya.

Çocuklukta anılar kurulan yanlış sebeplendirmeler nedeniyle karışıktır bilirsiniz. Meselâ Beşiktaş bir sene sonra forma reklamı olarak Beko, kaleci olarak da Bako’yu alınca arada bağlantı var sanıp ufak çapta bir kavram kargaşası yaşamıştım. O akşamı da -aynı şekilde- net hatırlamıyorum aslında. Dev bir yokuşta yüzlerce arabanın oldukları yerde durduğunu ve şoförlerinin kornaya bastığını hatırlıyorum. Bir de kocaman ama KOCCAMAN bir teyzenin arabaların arasında dolaşıp camlardan bir şeyler uzattığını. Meğersem o hanım Muazzez Abacı imiş, etraftaki arabalarda bulunan sevimli-sevimsiz tüm çocuklara da isimlerini sorup, şampiyonluk teyzesi gibi imzalı resimlerini dağıtıyormuş.

Resmi aldıktan sonra -beni nasıl gazladıysa- imzalı bir resmin çok kıymetli olduğunu söylemiş babam, o şekil saklamışız.

Öyle saklamışız ki, ilk totemim olmuş maçlardaki, yıllar sonra evden uzaklaşıp yurt dışında okula başladığımda bile yanımda götürmüşüm. İnternet başında maç izlerken çıldırıp mouse’umu ısırmış, hoparlörü çatlatmışım ama bu resmi bir şekilde zarar görmeden tutmayı başarmışım. Çalışma masama koyduğum resimler içinde sekiz yıllık sevgilimin gülen yüzü dışındaki tek kadın resmi Muazzez Teyze’nin bu seksenler fırtınası hâli olmuş.

Böyle bir resmin varlığından haberdar olmasına rağmen sevgilim benden ayrılmadı, hatta -belki de tedavi amaçlı- yanıma gelmeye karar verdi. Ondan sonra düğüne kadar olan süre zaten Valerenga maçının 63. ila 72. dakikaları arası gibi geçti.

Düğünü bana skoru “Delgado’nun attığı iki golle 2-1 aldık” şeklinde aktaran hain bir arkadaşım sayesinde sıkıntısız atlattım ve rutinime geri döndüm. Evlenmeden önce pasif ofsaytı açıklamaya yeltenme ihtimalinden dolayı yanında maç izlemekten kaçındığım hanım kızmaya devam ediyor, “hastasın sen” diyor, “maç izlerken çıkardığın sesleri sana dinletmek lazım” diyor, “sahada Nobre’yi görünce Hulk’a dönüşüyorsun” ve “derbi günleri yemek yemiyor olman normal değil” diyor. Ben de cevaben ona bu blogun adresini veriyorum. Biraz romantizm katsın diye Sevgililer Günü post’unu okutuyorum, duygusallaşıyorum; Jokond’un Müjgan’ını okutuyorum, üzülüyorum yahu! Youtube’u açıyorum, 2009 Mayıs’ında Demirören’in ağlarkenki suratının Maske’deki kötü adama benzeyişine bakıp bir daha ağlıyorum.

Kendisi yavru kedi resmine bakıp gözleri dolan bir insan olmasına rağmen zerre etkilenmiyor. Şaşıyorum.

Evet karıcığım, işte bu şaşkınlıktan kurtulmak için sana yazıyorum. Yazıyorum ki tüm anormaller kendinden bir şeyler bulsun, kendi Müjgan’larına dertlerini şunun üzerinden anlatabilsin.

Maksat topluma faydamız dokunsun.

Not: Sevgili karımın Galatasaraylı olduğunu öğrendikten sonra bana düğün hediyesi olarak Galatasaray forması alan ve not olarak “Pijama seti” yazan Beşiktaşlı arkadaşım. Biliyorum ki sen de bu yazıyı okuyorsun. Seni kınıyorum ve sana laflar hazırladım.

Kalten

7 Yorum:

Bellamy. dedi ki...

leziz olmuş çok güldüm.

bizde de 88-89 yılının çerçeveletilmiş Beşiktaş posteri var, nereye gidersem götürüyorum :)

canaskin dedi ki...

dün "kırmızı görsün de ceza alsın istedim" dediğin hakan arıkan'ın maçı kurtardığını fısıldamıştım kulağına sen eller havaya yaparken :)

adophis dedi ki...

abi onu bunu gec de, Allah mesut etsin:)

fitneci dedi ki...

çok güzel yazı. devamını bekleriz :)

alper dedi ki...

Düğün tarihim 26 mayıs 2003.sergen attı şampiyonluk geldi golündne sonraki gün.gerek düğün-gerek gs maçı-gerek yüzüncü yıl stresi hasebiyle sesimin hiç çıkmadığı sinirimin tavan yaptığı mutluluk ve endişe arasında gidip geldiğim günler.8500 nüfuslu bir anadolu kasabasında bilinen ve tanınan en fanatik beşiktaşlılardan biri olarak düğün salonunda çiçek böcekten çok beşiktaş atkısı bayrağı bulunması.piste çıkarken dans etmek için çalan ilk şarkının bizimkisi bir aşk hikayesi olması.karımın bu şarkı bana değil beşiktaşa ait şarkı diye yüz görümlülüğünü arttırması.ve karımında aynen post yazarına dendiği gibi sürekli beşiktaşı kendisindne önde gördüğümü savunması söylemesi.ama yinede doğan 2 kızıma da karımın bendne habersiz hastane çıkış takımı olarak beşiktaş ürünleri alması.ikinizide seviyorum ve bu dünyaya tekrar tekrar gelsem hep beşiktaş ve hep karım olur bu kesin.

Pamukk dedi ki...

eş&sevgili-takım tartışması hiçbi yerde bitmiyo galiba :)

outlaw dedi ki...

benim de bir düğün anım var... o zamanki sevgilimin (ki eski sevgilim diyince ilk aklıma gelen insandır) kuzeninin düğününe gidiyoruz. galatasaraylı bünyem fenerbahçe maçı günü düğün havasını zaten kaldırmayacak, ki sevgilimin bütün ailesinin sapık fenerbahçeli olması işimi daha da zorlaştırıyor. (fenerbahçeli ne demek ben o aileyle anladım. derbi kazanmak istemiyordum neredeyse, sevgilim benimle bir hafta konuşmuyor yenilince diye.) sonuçta damat dahil düğünün yapıldığı otelin televizyon odasına gidilip maç izlendi. (hala inanamıyorum, adam kendi düğününden çıktı gitti iki saatliğine "maç izleyeceğim" diyerek.) benim dışımda tek galatasaraylı kız tarafından ezikcene bir elemandı. fenerbahçe'yi yenerken en zor sevindiğim maç olmuştu. ortam gerilmişti ben gole sevinince. hem de öyle "tatlı stres", aile içi rekabet falan değil, adamlar bana dalacak diye korkmuştum gerçekten... sonunda damat düğün boyu somurttu.

Yorum Gönder

Ara