.

.
Ekşi Beşiktaş. Blogger tarafından desteklenmektedir.

.

.
25 Şubat 2011 Cuma

Gitsen de Bir, Kalsan da Bir


Beşiktaş, sezon öncesi beklentilerle şu anda bulunduğu konum karşılaştırıldığında çok büyük bir yıkım yaşıyor. Yaz aylarında takımın başına Schuster’in getirilmesi, Quaresma’nın, Guti’nin kadroya dahil edilmesi nedeniyle neredeyse tüm Beşiktaşlılar şampiyonluk havasındaydı. Bir sezon önce Denizli maçında taraftarını dövdürten, aylarca kendisine yeter diye seslenilen başkan bile unutulmuştu artık. Aslında unutulmamıştı, babalığını göstermişti ve o zamanlar daha da fazlası isteniyordu. “Çıldırt bizi başkan” pankartları açılıyor, Robinho takıma bekleniyor, “Quaresma neyin nesi gelsin artık Lionel Messi” tezahüratları söyleniyordu. Kulübü kendisine 100 trilyon borçlandırmasının, akıl almaz paralara saçma sapan transferler yapmasının, bazı oyunculara ödenen astronomik maaşların hiçbir önemi yoktu artık. O yıldızları takıma dolduran büyük başkandı, Robinho’yu da getirdi mi her şey tam olacaktı işte, elini bir kez daha cebine atıversindi. Camiada öyle bir hava vardı ki, taraftar resmen çıldırmış, Recai abileri forumlarda gece gündüz takip eder hale gelmiş, bütün dengesi bozulmuştu. Transfer böyle bir şeydi işte. Yediğin bütün naneleri unutturmak, taraftarın babası olmak için 10 milyon eurocuk yeter de artardı bile. Ve o pankartların açıldığı, o tezahüratların yapıldığı gün Beşiktaş başka bir taraftar kitlesine sahip olmuştu artık. 2000 yılından beri oluşturulmak istenen taraftar, kurulmak istenen başkan-tribün bağı Guti, Quaresma sayesinde kıvamına gelmişti. Başkan aradan çekilebilirdi artık.

Bu ruh hastalığı zamanları sezonun başlamasıyla yerini umuda bıraktı. Takım Uefa’da rakipleri birer birer eliyor, yıldızlar sahada şov yapıyor, Beşiktaş kanatlanmış uçuyordu. Daha grup kuraları çekilmeden Dublin’e uçak bileti bakıyordu taraftar, ne de olsa büyük yıldızları, her daim parayı basıp başarıyı satın alabilecek başkanı vardı takımın, biletler hazır olsundu da. Ligde ise İBB, İnönü’de Kartal’a tokadı vurmuş, takım olmanın toplama yıldızlardan her daim daha elzem olduğunu göstermişti ama o zaten lanetli takımdı, fazla takılmamak lazımdı bu sonuca. Ardından Ekim ayında 10 maçlık bir fikstür geldi ve yalnızca 3 maç kazanabildi Beşiktaş. Herkes şoktaydı. Yıldızlar bizdeydi, yüzyılın takımı bizdeydi ama olmuyordu. Chelsea’nin, Manchester City’nin yapamadığını Beşiltaş yapmalı ve daha ilk sezonunda domine etmeliydi ligi. 4 ay önce ilk kez Türkiye sınırından geçmiş olan Schuster, Guti, Quaresma takımı zirveye uçurmalıydı. Uyum, zaman, beklemek, sabır yoktu artık yeni Beşiktaş’ın kitabında. Ellerinde sihirli değnekler olduğunu düşündüğümüz bu isimler tüm makus talihimizi 4 ay içinde değiştirebilecek kudrete sahipti halbuki, anlamak imkansızdı olan biteni.

Ama yeni reçetemiz vardı bizim artık. Hemen 3 yıldız daha getirir toplardık durumu. Nitekim getirdik de. Simao, Almeida, Fernandes havaalanına indiğinde yer gök inledi, kapılar kırıldı. Elimizdeki sihirbazlar yetmemişti ilk yarıda, demek ki çözüm yeni sihirbazlara siyah beyazı giydirmekteydi. Bu sefer de 17’de 17 masalı çıktı. İlk yarıdan hiç ders almamış olanlar, daha da toplama hale getirilmiş takımdan 4 ayda oynadığı bütün maçları kazanmasını beklemeye başladı. Ama yine olmadı. Olacak diye beklemekle uğraşacak hali yoktu kimsenin, taraftar artık sabırsızdı, artık başarı için çıldırır haldeydi.Yıldızların yanına yakışmayan Hakanları, Erhanları, İsmailleri ıslıklamayıp ne yapacaktı, takımın fiyakasını bozuyordu ne de olsa bu paçoz adamlar.

Tam bu zamanlarda bir süredir sesini duymadığımız yönetimimiz çıkıverdi ortaya. Önce Serdal Adalı hakem odası basmaktan bahsetti, alasını yaparız dedi. Sonra tribünde taraftarını dövdürmüş büyük başkan faşizme karşı mücadele edeceğini haykırdı kameralar önünde. Bizi bir bıraksaydı bu hakemler ortalığın tozunu atacaktık ama bırakmıyorlardı işte, hepsi düşmandı bize. Sonra baktık ki, dünyanın izlediği Beşiktaş’ta son 10 yılda edinilen alışkanlıklar geri geldi. İki kaptan yine birbirine girdi, birinin bileti kesildi ama tek gidiş değildi bilet. İkinci kaptanını yumrukladığı için takımdan gönderilen İbo, bizzat başkan tarafından alt yapının başına çağrılıyordu. Sonra tıpkı eski günlerdeki gibi protokol tribününde yumruklar konuştu, kulüp üyesi belediye başkanı dövdü.

Bu sırada sahanın içinde de işler berbat gitmeye devam etti. Dersine iyi çalışmadığı her halinden belli olan Schuster tonla hata yaptı, kadrodan alabileceği verimin çok az kısmını aldı ve toparlayamadık bir türlü. Şimdi konuşulan şey Schuster’i gönderip yerine yenisini getirmek. Artık bu yöntem iliklerimize işledi. Kötü olanların hep hocalar olduğuna inandık. Del Bosque kötüydü, Tigana kötüydü, Ertuğrul kötüydü, Schuster de kötü tabii. Bu adamların çalıştığı yıllarda kulübü idare edenler bir kere olsun kendilerine “biz de kötü olabilir miyiz acaba”  diye sordular mı hiç acaba? Haşa....

Schuster sezon öncesi beklediğimin çok altında bir performans sergiledi, çok da hata yaptı doğruya doğru. Ama ben artık her yılın Ocak-Şubat aylarında “bizim hoca kötü, ondan böyle oluyo” muhabbeti yapmaktan sıkıldım, tek çarenin hoca değiştirmek olarak algılanmasından bıktım, kulüpteki bütün saçmalıklar tüm hızıyla yaşanmaya devam ederken faturayı teknik adamlara kesmekten usandım. Bu kulübe bir temizlik gerekiyor muhakkak. Ama bu temizlik en tepeden başlamadıktan sonra hiçbir anlamı yok benim gözümde. Kulübün karakterini yok edenler, tribünde kendi taraftarını dövdürenler, bizi her zaman anti tezimiz olarak gördüğümüz İstanbul’un diğer büyükleriyle aynılaştıranlar, 108 yıllık camiayı kendisinin malı haline getirenler, oğullarını tahtı devredeceği sultanı olarak görenler gitmedikten sonra Schuster gitse ne olur ki? Bu taraftar Robinholarla yatıp, Messilerle kalkar hale gelmişse, başkanı tarafından şımartılmak ister durumdaysa, top ayağına gelmeden futbolcusunu ıslıklar vaziyetteyse, “yetmez Demirören yetmez” diyerek hala transferlerle coşmanın derdindeyse Schuster gitse ne olur ki?

19 Yorum:

memmo03 dedi ki...

Gene güzel yazı çözüm ??????
Muhalefet ?????????
Geleceğimiz ??????

Mayor dedi ki...

Quaresmanın gelişiyle deliren ergenlere benzedik hepimiz, yılların açlığı gözümüzü boyadı.
Dayak olayı unutulmamalı, çoğumuz yemedik o dayağı ama hepimizin içine oturdu yapılanlar. Eski defterler yine açılmalı. Yıldo çıktığı deliğe geri dönmeli. Bunun için biraz ince hesap lazım, tribünden dümdüz gitmeyle olmuyo işte. Bu adamın soyadı Demirören, şirketinin bekaası için bizim başımıza gönderende babası. Adam haklı ben olsam bende uzaklaştırırım oğlumu ama ya oğlunun uzaklığı şirketine zarar vermeye başlarsa, o zaman demezmi o baba oğluna sen bu işleri bırak bize dokunmaya başladı ucu diye.
Medikalpark neyden korktuysa Demirören Şirketler Grubuda aynı şeyden korkamazmı?

can dedi ki...

Antidoto'nun ellerine saglik. Dusunce ve hislerime daha iyi tercuman olan bir yazi okumadim yakin zamanda. Birileri gidecekse bu ne Schuster (gercekten eline yuzune bulastirdi her seyi) ne de kadrodaki futbolcular (onlarin da krizde paylari buyuk) olmali ilk olarak. Demiroren ve "Besiktas tarihinin en kotu baskani"nin listesiden girip, ona Besiktas'i daha da borclandirmasi icin secim kazandiran yonetim olmali giden.
Yerine kim gelecek diye soranlara tek cevabim: Bir kulup zaten bundan kotu yonetilemez. Besiktas camiasinin basiretsiz ve cesaretsiz agir toplarinin taraftar baskisi ile harekete gecirilmesi ve bir konsensus yonetiminin zorlanmasi gerekiyor Besiktas'in gelecegi icin. Bu gur ses hala transfer isteyen, onumuzdeki sene sunu, bunu alalim diyen taraftardan nasil cikacak, mesele bu. Omuz ver yikilsin! Demiroren'in cirkin yuzunden sonra bir de oglunun yuzune katlanmayalim.

always dedi ki...

Gitsin artık YD yeter başka hiçbir şey istemiyorum isterse 3-4 üst üste şampiyon olalım farketmez gitsin,7 yılda beşiktaşa verdiği zararın haddi hesabı yok.

can dedi ki...

Always hakli. Soylerken icim kan agliyor ama Demiroren'le olunacak her sampiyonluk Besiktas'in yarinlarinin daha da kararmasi anlamina gelecek. Kulubun kazandigi her kurusun daha cok borclanma anlamina gelecegi gibi. Bari butun bu karanliktan guzel bir sey ciksin, Demiroren ceksin gitsin.

Brother Ali dedi ki...

Bravo antidoto, çok güzel yazmışsın. Demirören kulübü "güya" kendine borçlandırarak monarşi kurdu. Bahsi geçen paralar Beşiktaş kulübünün altından kolay kolay kalkamayacağı cinsten:

http://www.dha.com.tr/toplam-borc-266-milyon-lira-besktas-borc-haber_141871.html

Başkan seçilmezsem paramı geri isterim diyebilecek kadar da küstah bu da adam. Biz taraftarın bu adamı devirmesinin de çok kolay olmayacağı gün gibi ortada, çünkü içimizde de onu büyük başkan olarak görenler var artık. Bardak taşar, ancak Demirören gitmez, infiale yol açar. Berlusconi'nin Milan'ı, Moratti'nin Inter'i, De Laurentiis'in Napoli'si gibi örnekler gözümün önünde. Milan tribünleri içerisindeki bölünmeler ve kavgalar daha dün gibi aklımda. Beşiktaş kalbimde, yapılanlar kara defterimde, öfkem şimdilik cebimde.

Övünç dedi ki...

Aziz Yıldırım %100 futbola çıktığında , Türk Futbolu yönetenlerin içinde arada sırada bile olsa kafası çalışan nadir adamlardan olduğun göstermişti.Ne demişti Aziz Başkan : " herkes hakemleri suçluyor,onu oynatmadı bunu oynattı diye teknik direktöre kızıyor , transfer yapmadı diye başkana kızıyor.Peki kardeşim bu futbolcuların hiç mi suçu yok ? "

Üşenmeden bir kez daha söyleyeceğim.Bizim sonumuzu getiren Schuster'in bir şekilde eleştirilerden etkilenmiş olması.Ofsayt taktiği bu tarz futbol için önemli , takımın mesafesini kısaltmanın bir parçası dendi bol bol ama laf anlatılamadı.Takımın mesafesi uzadıkça yediği gol sayısı arttı,kurduğu baskı azaldı.Kaybettikçe özgüveni yok oldu.Öz güveni yok oldukça daha çok kaybetti.Şimdi geldiğimiz nokta ortada.İddaa ediyorum Beşiktaş yine 40 metrede oynamaya başlayıp 3 maç üst üste kazansa bambaşka bir noktaya gelir.

BJK4EVER dedi ki...

Bence Schuster o degisikligi yapmadi, dunku macta yine savunma orta alana kadar cikti, Karabuk macinda da oyleydi, IBB macinda da. Fark bence tamamen presteydi, hafta 2 mac 90 dakika pres yapmayi kaldiracak kadromuz yok, 45 dakika presi yaptigimiz zaman 2. yari yuruyoruz sahada. Bunun Schuster'le ilgisi yok, kadroyla ilgilisi var. Yarin degil Guardiola Cruyff gelsin yine ayni manzara olur. Bunun sabirla sistemle de alakasi yok, tamamen Turk futbolcusunu mentalitesi/futbola bakisi ve elimizdeki yabanci oyuncularin oyun karakteriyle alakasi var. Sen bu sekilde oynayacagim diyorsan Bobo'yu gondereceksin, Guti'yi almayacaksin, Ferrari'yi oynatmayacaksin, hatta Quaresma bile oynamamali.

MUTLU dedi ki...

Ne güzel söylemişsin ağzına sağlık, tamda düşündüğüm gibi 10-15 milyoncuk bu işler için yeterlidir. Maçlara tepki olmadan gelebilmesi için gerekli rakam bu 10-15 milyon euroydu işte. Sen, ben nasıl bir maça tek tek 60-100 TL arası verbiliyor, yıllık kombineye 700-1000 TL ödeyebiliyorsak bu adamcağızda sadece 2010-2011 sezonunu koltuğundan rahatça izleyebilmek için verdi bu cüzzi paracıkları. Cüzzi diyorum çünkü orantıya vurduğumuzda bizim 700-1000 TL bizi ne kadar yakmışsa onun cebide o kadar yanmıştır. (İşin onun tarafından güzel yanı o parayı alacak, ya biz?)

cakmaktas dedi ki...
Bu yorum yazar tarafından silindi.
cakmaktas dedi ki...

antidoto eline sagliik yahu

semprebjk dedi ki...

tüpçüyü de götüreceksen git, yoksa hiç ayrılma

jeankier dedi ki...

adam bu sene kimsenin yapamadıklarını yaptı, şimdi takım başarısız olunca tepesine üşüşüyorsunuz, bırakın bunları, bırakın tabelaya oynamayı. geçen senelerde yaptıkları için bütün eleştirilerde haklısınız, ya bu sene?

can dedi ki...

Jeankier, basarisiz olunca degil hep tepesindeyiz Demiroren'in. Kendi taraftarini dovduren, Besiktas'i iflasa surukleyen, ilkesiz ve sevimsiz bu adami Besiktas'in basinda gormek istemiyoruz. Ayrica ne yapmis bu sene kimsenin yapamadigi? Anlat da biz de ogrenelim.

Bu sene yaptiklari say say bitmez ama aklima gelenleri soyle bir siralayayim:

1- Hakemler ve federasyon hakkindaki tutarsiz ve aptalca demecleri.
2- Parasini bastirip "yildiz" almakla basari yakalayabilecegini zannedecek kadar futbol koru bir yonetimin basinda olmasi.
3- Harcanan inanilmaz paralara ragmen sportif basarisizlik.
4- Takim ici disiplin ve huzurun kalmamasi.
5- Almeida transferiyle Besiktas'i kirli ve muhtemelen yasal olmayan tefecilik islerine bulastirmasi.
6- Ersan Gulum'un satin alinmak yerine kiralanmasi gibi bir sakaya imza atmasi.
7- Alt yapinin suregiden rezil hali.
8- Ibrahim Uzulmez olayinda yasanan komedyanin bas aktoru olusu.
9- "Baskanligi ancak ogluma birakirim" demecini verecek kadar pervasiz ve terbiyesiz olmasi Besiktas'a karsi.
10- Gecen senelerde trilyonlar vererek aldigi oyunculari bedavaya saga sola sacmasi.

Kimse bunlarin hepsi onun sucu mu demesin? Bir kulubun baskani olmak o kulupte olan bitenlerden sorumlu olmayi gerektirir. Olamiyorsan, yanlis koltukta oturuyorsun.

BJK4EVER dedi ki...

Delgado'nun Arap takimindaki gollerine baktim da. Ulan Arap'lar bile adami sol forvet oynatmayi akil etti biz akil edemedik 3 yilda. Resmen icime dert oldu solacikta oynamadan gitmesi. Sene basinda antrenorumuz Schuster onu onlibero olarak oynatip isliklanmasini saglamasa cok faydali olurdu bize.

http://mezarimdabile.blogspot.com/2011/02/umut-kaya-ile-soylesi.html

AQ-47 dedi ki...

Abi şu Delgado'yu bırakın artık, huyumuz kurusun takım kötü giderken hep eski teknik direktör-futbolcu muhabbeti, ya olsaydı, ya tutsaydı...abi adam isviçre liginde de kamyonla gol atmıştı ama arap ligi isviçre ligi türkiye gibi değil, delgado gibi mıymıntı bir adamın da türkiye liginde takımı sürüklemesi imkansızdı bence...bu muhabbet daha sürer eğer şu soruyu kendimize sormazsak: şu an kadrodaki yabancıların tek başına maç kaandırma potansiyeli delgado'dan daha mı düşük?

sehorn dedi ki...

YD'nin gitmesi gerektiği artık su götürmez bir gerçek. Ancak durum öyle bir hal aldı ki, adamın gitmeyeceğini herkes biliyor ve göndermek için bir çaba dahi sarfetmiyor. Pes ettik resmen.

can dedi ki...

Sehorn, evet pes ettik. Sahte kongre uyeleri, korkunc borc, ve simartilmak isteyen neoliberal taraftar kitlesi elimizi kolumuzu bagladi. Ne yapsak? Eksibesiktas yazarlari ne dusunuyor? Bir taraftar insiyatifi olusturmanin bir yolu yok mu?

Yorum Gönder

Ara