.

.

.
Ekşi Beşiktaş. Blogger tarafından desteklenmektedir.

5 Temmuz 2010 Pazartesi

Fut 101

Bir kişinin futbol bilgisini ölçmek için kullanılabilecek en basit yöntem, kadro yapmasını istemektir... "Beşiktaş'ın kadrosu nasıl olmalı?" sorusu o kişinin az çok ne seviyede olduğunu ortaya koyar. Ancak benim takıldığım yer soru değil, cevap. Forumlarda, sözlüklerde takip ettiğimiz kişilerin çok büyük bir bölümü 6+2 kuralından bile haberdar değiller. Adam Beşiktaş'la ilgili haber alma amacıyla siteye girecek kadar iyi Beşiktaşlı ama kuraldan haberdar değil. 6 forvetle oynayanları falan saymıyorum bile. Çünkü 6 forvet, 8 defans birer futbol yorumudur. 12 yabancının 10'unu sahaya koymak ise kural bilmemektir. "Robinho gelsin, çok faydalı olur" diyenlerden "bir forvet, bir sol açık, bir orta saha lazım" diyenlere kadar... "Yahu Delgado'yu o maaşla nasıl elden çıkaracaksın?", "Nobre yabancı değil ki", "Bahsettiğin yabancılar gelirse birilerinin de gitmesi gerekecek farkındasın değil mi?" şeklindeki sorulara henüz gelebilmiş değiliz. Onlar bir sonraki kademenin soruları. Sinan Engin televizyonda konuşuyor. Beşiktaş müthiş bir kadro kurdu ve en hazır takım diyor. Kadro yapmayı da sever... Yaptığı kadro şu; Toraman - Sivok - Ferrari - Üzülmez / Ekrem - Ernst - Delgado - Tello / Holosko - Bobo. Vay anasını arkadaş. Bırakın sade vatandaşı, basın mensupları arasında 6 yabancılı bir kadro kurabilen çok az isim bulabilirsiniz... 4-4-3 oynatanlar vs cabası. Sinan Engin 12 yabancıyı yan yana yazarak "çok iyi kadro" diyor Beşiktaş'a. Kendisi görevde olsaydı demek buna göre yürütecekti transferi. Beşiktaş bugün itibariyle oyuncu satmak ve yerine almamak zorunda. Yani zayıflamak zorunda. O kadrodan Zapotocny'i çıkar bakalım elinde alternatif stoper kalıyor mu? Ernst'in partneri Uğur İnceman mı Necip mi olacak yazsana Sinan Engin! Beşiktaş hala Ozan İpek'in, Volkan Şen'in peşinde. İyi oyuncular, hiç şüphesiz. Madem öyle, alsınlar ikisini de Quaresma ile Hilbert yedek kalsın. Kızmayın, onlar da iyi oyuncular, ama malum, yabancı kontenjanı... Ozan İpek'e gittiklerine göre böyle bir düşünceleri var sanırım... Evet Robinho'yu almak için Sivok'tan feragat edersiniz siz... Sonra da "ne güçlü bir kadro kurduk be hacı" dersiniz... Toraman stopere geçer. Sağ beke de Ekrem :) Helal olsun size, Quresma'yla Ekrem'i aynı takımda buluşturdunuz... Tarihe geçtiniz... Ama Fut 101'den kaldınız. Parasıyla değil mi, seneye tekrar alırsınız.

Dünya Kupası'na Bir Bakış

Başlığa önce "genel bakış" yazacaktım, sonra düşündüm o kadar kapsamlı yazacak halde değilim, o "bir bakış" yamukluğunun sebebi budur. Aklıma geleni yazacağım, maksat en heyecanlı haftaya girerken bir post bulunması.
Burada zaten futbola bakışımı defalarca belirttim, ama yeri gelmişken bir daha söyleyeyim. Benim için "defansif/ofansif futbol" ayrımı yoktur. Benim için "antifutbol, negatif futbol, pozitif futbol" falan da genelgeçer tanımından farklılaşır. Ben, sahaya baktığımda, buradan 11 arkadaş toplasak oynayacağımız, davranacağımız şekilden farklı işler yapan takımlar görmek isterim. Ben, haddini bilerek top oynayan, gaz ve motivasyondan ziyade teknik taktikle iş yapan takımları severim. Ben, sahaya yerleştiğinde geometrik olarak mantıklı duran takımları severim. Benim için "takım olmak", "bireysel beceri"den daha önemlidir.
Şu yukarıdaki paragraftan bu post'un "taraf"ını ve kupanın geri kalanında hangi takımı desteklediğimi anlamışsınızdır zaten, o yüzden kısa kısa anlatalım meramımızı.
- Anelka adamımsın. Fransa'nın düştüğü duruma sevinmeyen var mıydı merak ediyorum.
- Nijerya kadar mental olgunluğa erişmemiş bir takım görmedim ben şu kupada. İnanılmazlardı.
- Kamerun Nijerya ile kapışır mentalite sorunlarında.
- ABD kupanın en iyi takımlarındandı benim için. Keza Gana. Şu takımlara biraz daha teknik enjekte etsek şu an yarı final maçı yapıyorlardı.
- Gana demişken, Gyan'ın dramının şokundan uzun süre kurtulamadım. Büyük yazık oldu.
- Dram demişken, Suarez'in elle oynadığı pozisyona "etik" geyiği yapan arkadaşlara birkaç sorum var. Vlaoviç'i indirmedi diye Alpay'a söverken etik neredeydi? Elenen Gana yerine İtalya/Fransa olsaydı gene "etik" der miydiniz? Bu "etik" denen nanenin sınırları nerede çizilir? Gole giden adamı düşüren kaleci etiğin neresinde kalır mesela?
- Japonlar Nankatsu FC kıvamına gelmiş. Bir tek Hyuga'ları eksik. Drogba'yı Japon yapsınlar.
- İtalya... Şu takım turnuvanın en "pozitif" toplarından birini oynamaya çalışıp gene "defansif oynuyoğlağ" geyiklerine maruz kaldı ya daha ne diyeyim. Cannavaro büyük hayal kırıklığı idi.
- Brezilya ve Portekiz'den nefret ediyorum. Fildişi Sahili'ne tüm sempatim bitti. Brezilya - Fildişi Sahili maçı, turnuvanın oynanan en rezil maçıydı.
- Kamerun - Danimarka maçı da oynanan en "halı saha" maçtı, böyle olacaksa "pozitif futbol" olmaz olsun.
- İspanya'nın bir derdi var. Villa'yı çıkar, bizim bildiğimiz İspanya'nın esamesi okunmaz.
- Villa demişken, Forlan'ı da es geçmeyelim. Tek başına takım sırtlıyorlar (her ne kadar hoşuma gitmese de bu takdir etmeyeceğim anlamına gelmez.)
- Şili'yi bu deneysel yaklaşımından dolayı kutlarım. Ben bu kadar kaotik, ama bir o kadar da sistemli bir hücum anlayışı daha hayatım boyunca izlemem herhalde.
- Maradona tüm Arjantin halkının önünde Zanetti ve Cambiasso'nun ayaklarını yıkasın.
Aklıma gelen bunlar, yorumlarda geyiğin dibine vururuz zaten.
Önemli ekleme: Zaten huyum değildir de, bundan sonra Hüseyin Göçek ve Bünyamin Gezer gibi rüştünü (!) ispatlamış hakemler haricinde TFF hakemlerine laf edersem iki olsun.

Tevez - Nobre

Baştan açıkça söyleyeyim de yorum kısmında konudan acayip yerlere uzakaşmayalım. Nobre geçen sene berbat oynadı, yetenek olarak da verimli bir adam değil. Aldığı ücret çok fazla, bir pasaportun bedeli bu olmamalı.
Şimdi diyeceğimi diyeyim esas. Nobre'nin geçen seneki performansı, yukarıdaki söylediklerimiz haricinde, bir sebeple daha eleştiriliyordu. "Sürekli ortasahaya gelip top alıyor ya, böyle forvet mi olur ya!" diye. O sebepten, hazır tazeyken tarafsız bir örnek vermek istedim.
Bugünkü Almanya - Arjantin maçında, Arjantin'in turnuva başından beri olan ikilemini gördük. Ortaya Veron'u koysan çok güçsüz kalıyorsun, koymazsan pas dağıtacak adamın kalmıyor. Hal böyleyken, özellikle Almanya da defans güvenliği bir kademe daha arttırınca bulduğu erken gol ile birlikte, Tevez'i sürekli ortasahaya gelip top taşırken gördük Messi ile nöbetleşe olarak.
Şimdi bu Tevez'i mi kötü forvet yapar, yoksa Arjantin ortasahasını mı yetersiz?
Amacım dediğim gibi, o bir ara hepimize fenalık geçirten tartışmayı fitillemek değil, bazı şeyleri o yüzden özellikle en baştan söyledim. Lakin bir sorun teşhisi yapıyorsak bir oyuncu üzerinden, karşılaştırmalı örneklerle, ön yargısızca yaklaşmalıyız olaya. Benim derdim budur.
1 Temmuz 2010 Perşembe

Stoch - Keita - Quaresma

Üçü de aynı yolun yolcusu üç futbolcusu var artık üç büyüklerin.
Şimdi yorumlarda "Quaresma trivela yapıyor, Stoch'un hızı ve penetresi mükemmel, Keita'nın defansif katkısı yadsınamaz" gibi sanal farklılıklar yaratabilirsiniz. Sizin transferi yapan yöneticilerinizin bu farklılıklar umrunda değil, belki de bu farklılıkların farkında bile değiller.
Türkiye futbolunun bir vizyonu var ise, bunu futbolla senin benim gibi amatör düzeyde ilgilenen adamlar belirliyor. Bizden farkları, nüfuz ve de para sahibi olmaları. Sonra bu adamlar gidip transfer yapıyorlar.
Türkiye'ye yıllar önce Hagi geldi. Sonra her takım Hagi aramaya başladı kendisine. Fenerbahçe sonra Alex buldu, bu sefer herkes Alex aramaya başladı.
Ama artık fark ettik ki Alex çağı da bitti. Şimdi başka bir "yıldız" lazım. Şöyle kanatlardan yardıracak, oyunun kaderini değiştirecek bir adam: Sonuç Stoch ve Quaresma. Diğerlerinin Keitaları.
Aziz Yıldırım'dan kanınızın her damlasıyla nefret edebilirsiniz ya da ona tapabilirsiniz. Fakat hakkında yapılabilecek düz bir gözlem var. Mükemmel bir tesisleşme, bütün diğer branşları profesyonellere, o işin içinden gelenlere bırakma. Bunlar çok doğru adımları. Peki yanlışı nerede? Futbola inatla kendisinin salça olması.
Serdar Adalı, Haldun Üstünel vs. iyi pazarlıkçılar, ticaretten anlayan adamlar; bunu da icraatleriyle gösterdiler. Lakin arkalarında başka bir futbol aklı olmadan bu iş olmaz.
Deniyor ya mesela "Quaresma'yı hocamıza sorduk da aldık." Yahu hocan takımın başında bir kere bile idmana çıkmadan sorsan ne yazar? Adam "Ben takıma baktım, 4-4-2 oynatacağım Quaresma uymayabilir, defansif hede hödö..." diye teknik analiz mi yapacak sana?
Hocalar gider gelir, yöneticiler gider gelir. Ama kalması gereken bir adet futbol aklıdır her kulübün başındaki. Hocanın da, yöneticinin de üstünde olan konu futbol, basketbol vs. her ne ise.
Bu isim de senin benim kadar futbol tecrübesi olan biri olamaz.
Bir adam olacak, o adam teknik direktörü, futbolcusunu vs. artısını eksisini 6 ay önceden planlamaya başlayacak.
Yoksa biz "X'in Y'si varsa bizim de olmalı" zihniyetinde tek tip üretimsel vizyonlarla eğleniriz işte böyle.
Ekleme: Bakın yeni aklıma geldi, Sadri Şener forvet transferi için ne demişti geçen sene bir ara? "Diğer takımların 4-5 forveti varsa bizim de o kadar olacak".
Budur işte vizyon.

Ara