.

.
Ekşi Beşiktaş. Blogger tarafından desteklenmektedir.

.

.
12 Temmuz 2010 Pazartesi

İspanya; Sıkıcı ve Güçlü

İspanya iyi takım.. Hatta iyinin ötesinde. Turnuvanın da sonuca ulaşma ve gücünü ortaya koyma açısından en iyisiydi, şampiyonluğu hakettiler. Güzel de bir takım İspanya. İstemeseniz dahi saygı uyandırıyorlar. Ama İspanya'ya olan genel yaklaşım bazen can sıkıcı oluyor. Şöyle örnek veriyim; bu sene Barcelona eşleşmesinden sonra Inter'i gözleri kana bulanmış şekilde yerlere vuran insanlar şimdi İspanya'yı kontrolsüz şekilde yere göğe sığdıramayınca 'orda dur' diyesim geliyor. Inter o gün ne kadar sonuca odaklıysa, bu İspanya da bir o kadar sonuç odaklı. Sen İspanya'yı dümdüz bir mantıkla, çok pas yaptığı için yere göğe sığdıramazsan; benim de söyleyeceklerim olur o noktada. İspanya turnuva tarihinin en az gol atan şampiyonu oldu! İspanya'nın maçlarını izlerken keyiften bayıldım diyenler var mıdır? Varsa ilginç diyeceğim. Bunun tek nedeni rakiplerin çok ciddi savunma yapması mıydı? Tüm turnuvaları, tüm geçmişteki şampiyonları veya 'kahreden elenenleri' düşününce; sadece İspanya'ya mı yapıldı bu savunma? Değil tabi. İspanya turnuvanın en ezberci takımıydı. Rakibini 'tek ayak üstünde' yakalarcasına bir atraksiyonlarını göremedik. İnanılmaz bir sahaya yayılma yetisi, birbirlerini ezber derecesinde tanımaları ve muhteşem teknik kapasiteleri sayesinde; sürekli pas yaptılar.. Pas yaptılar.. pas yaptılar.. Sanırım topun rakip alanda kalması ezberiyle beraber iyi futbol zannettik durduk bunu. Karşısındaki rakibi sersemletecek, gardını düşürecek girişimleri hiç olmadı. Ani tempo yükseltmediler. Aynı tempoyla, aynı işleri 90 dakika boyunca yapıp durdular. Top onlarda olduğu sürece sorun yoktu nihayetinde. Oyunu ve topu sürekli öldürmeleri nedeniyle İspanya maçlarında 'beklenmedik anlar', yani o sevdiğimiz anlar, o kadar az'dı ki.. Bazen topun bir yarı alana kısılıp, ardı arkası kesilmez paslar eşliğinde akıp gitmesinin; savunmaya gömülüp topu öldürmeye çalışmaktan farkı nedir, anlayamaz oldum. Biri hücumda kısır paslaşıyor, öbürü savunmada bekleyip kısır paslaşmalara zorluyor. Sadece tercih eden taraf farklı. Oysa ki sevdiğimiz futbolun, güzel futbolun; dikine giden takımlar, sonuca net ve hızlı ulaşan hücumlar ve sahanın tamamını ve alabildiğine hareketli kullanan takımlar olduğunu sanırdım. İspanya'ya duyulan bu sorgulamasız hayranlığa bakıyorum da; öyle değilmiş sanırım. %73 topla oynayıp 2 pozisyon bulmaya eyvallahımız varmış meğerse. Ortada sıçanın tılsımı çocukluktan zerkedilmiş herhalde bünyeye. Peki bu durum İspanya'ya duyduğum saygıyı ve şampiyonluğuna duyduğum saygıyı azaltıyor mu? Tabi hayır. İspanya'nın oyunundan keyif aldım mı? Hem de çok. Güzel bir takım olduğunu düşündüğüm İspanya çirkef bir takım mı aynı zamanda. Sanırım evet. Demek istediğim; her durumu-her takımı siyah-beyaz gibi iki kutup olarak değerlendirmekten vazgeçemiyoruz. 2004 Yunanistan ölümüne kötü.. Barcelona karşısındaki Inter ölümüne kötü.. Hollanda futbol katili.. İspanya ölümüne iyi.. Yok öyle bir şey. Daha doğrusu: var, ama çok nadir geliyor onlar. Son dönem için konuşursak Messi katkılı Barcelona onlardan mesela. İspanya'nın eksik bıraktığı ama hayati önem taşıyan her nokta o takımda tamamlanmış durumda. İspanya o dediğinizden değil. İspanya çoğu zaman sıkıcı ve güçlü.

16 Yorum:

Jokond dedi ki...

Sıkıcı ve güçlü. İspanya bundan daha iyi özetlenemezdi...

yuki the zorba dedi ki...

Ispanya sikici ve guclu... İspanya bundan daha iyi özetlenemezdi... :)

kalashnikov dedi ki...

sevgili burak yorumunu okudum. yorumundaki korkunç mantık hatası şu :

eğer ispanya verimsiz bir şekilde bol pasa dayalı bir oyun oynayıp
pozisyon fakirliği yaşıyorsa, karşı takım da o nadir yediği pozisyonlardan
sağ kurtulup, çok koşarak pas trafiğini bozup durumu lehine çevirmekle
yükümlüdür. aksi takdirde ispanya' nın yaptığı artık kendi tarzı haline
gelmiş bir oyun biçimidir ve bunu başarılı bir şekilde uyguladıkları için
eleştirmek yersizdir. zira adamlar topun değerini biliyor ve oyunun
hakkını veriyorlar. del boske başkanın büyüklüğü de başta oyuncuları
sıkmayan babacanlığı ve bu oturmuş sistemle oynamayacak kadar
yontulmuş egosudur.

o kadar sıkıldım ki bunlara kafa yordum son 3 dk içinde ölsem yeridir.

saygılarımla

Jokond dedi ki...

dün robben her topu ayağına aldığında fark yaratmadı mı? robben'in herhamlesinde yürekler hoplamadı mı? sürekli dikine oynayan, golü düşünen bir robben yoktu dün ispanya'da...

AQ-47 dedi ki...

Açıkçası başından beri Almanya'yı beğenen ve oynadığı dinamik futboldan zevk alan biri olarak İspanya'ya elenince üzülmüştüm. Dün kupayı Hollanda alsa da farketmezdi İspanya da...Ama İspanya'dan hoşlanmıyorum, yalan değil...Dün Robben çok net pozisyonlarda golü atabilseydi bugün ne yeniköy kasabı konuşulacaktı ne demirören...ne iniestaya övgü düzülecekti...İspanya iyiydi, İniesta iyiydi, evet pompalayın ama romantik olalım derken saçmalamayın. Hollanda belki yüzyılın topunu oynamadı ama belki son 10-20 yılın en kaliteli kadrosu Davids, Seedorf, Overmars, Bergkamp, Zenden, De boer'li kadro her seferinde ya teknik direktör dangalaklığından ya da bence onların Hakan Şükür'ü Kluivert'in zorla oynatılmasından şu ana kadar finale çıkamamıştı. Bir de bugünkü kadroya bakalım, yarısı gücünde ama final oynamış. Elediği takım Brezilya, Uruguay. Tekrar diyorum, bu haldeki Hollanda finale gelip de kupayı elinden kaçırmıştır, İspanya ise iyi oynamış ancak overrated bir takımdır.

Müfit dedi ki...

Biraz Fabregas girdikten sonra heyecan verdiler de diyebiliriz.
Barcelona'nın oyununu sıkıcılıktan kurtaran Messi ise dünkü İspanya'da bu Fabregas oldu bana kalırsa, bu sayede Iniesta'nın etkisi de katlandı...

shelbyl dedi ki...

Futbolu gelisen bir oyun olarak gormek yerine kutuplara cekilmenin gerekliligi olarak cikiyor bu kiyaslar ortaya.

Ilk futbol oyunu oynandiginda, ofsayt kuralinin konmasinin sebebi, futbolun pas oyunu yerine dribling oyunu olmasini istemeleri idi. Ilk kurallara gore sadece yaninizdaki ve gerinizdeki adama pas verebiliyordunuz. O yuzden ilk taktikler de 1-2-7 falan gibi olmaktaydi.

Boyle bir oyunu bugun halisahada oynamaya kalkarsan bile doverler.

Her yeni yaklasim, her yeni dizilis bir antitezin sonucudur. Dribling oyununa karsi pas oyunu cikar, kalabalik hucum hattina karsi kontratak futbolu dogar, catenaccio'ya total voetbol gelir, Barcelona cikar onu Inter yener vs. vs.

Futbol bundan ibarettir. Ispanya bugun surekli pas yapiyorsa onun bir sebebi vardir. Yunanistan turnuvayi kazandiysa, akilli oynayarak kazanmistir.

Bugun Ispanya'nin oynadigi oyunu takdir eden insan, Ispanya'nin o oyununa biraz da Yunanistan sayesinde ulastigini unutmamasi sarttir.

Futbolun diger sporlardan farkli olarak, temel kurallarinda cok fazla degisiklige gitmemesinin bir sebebi de, bu tarihsel surecte icinde sakli olan dinamizm.

Bunu gormeden futbolu sevmek yavandir gozumde.

O yuzden Viva Espana!

Deniz dedi ki...

İspanya'nın bu futbolu biraz da Del Bosque'den kaynaklanıyor.

2010 model İspanya'nın 2002 model Real Madrid'e bu kadar yakınsamasının başka izahatı olamaz.

Hemen hiç tek pas yapma, inanılmaz garantici oyna ve rakibin açığını bulur bulmaz sonuca git.

Bu arada Robben'in topu her ayağına alışı denmiş, diğer tarafta da Jesus Navas baya etkiliydi, benzer verimde oynadı.

lakerda dedi ki...

Ya bizim ülkede acayip bir İspanya-Barcelona hayranlığı var gerçekten. Gerçi çoğu ülkede böyle bu, çok yadırgamamak lazım. Dün gavur ellerde hollandayı destekleyen 3-5 hollandalı ve ben vardım. Kaldı ki hollanda da en çok sempatizanı bulunan ülkelerden biridir.

İspanya turnuva geneline baktığımızda şampiyonluğu Hollanda'dan daha çok haketti.

İspanya ve Hollanda turnuvanın en sonuca odaklı oynayan iki takımıydı. Hollanda zaaflarını bilerek güçlü yanlarını ortaya koymaya çalıştı ki turnuvalardaki bildiğimiz Hollanda'dan farklıydılar. İspanya ise prensiplerinden vazgeçmedi, orta üçlüyü bozmadı, sabırlıydı, gerçekten turnuvanın en ezberci takımıydı. Belki de torres'in formsuz olması taktik değişikliklere iterek, daha kısır bir İspanya izlememize neden oldu.

Hep bizde şöyle bir anlayış vardır. Yüksek pas yüzdesine dayalı takımlar genelde yufka gibi olur Rıdvan Dilmen'in tabiriyle. Fenerbahçe'den örnek verir. Aslında 4-5 yıl önceki ispanyol takımlarını düşünürsek çok da yanlış değildir. İşte fenerbahçe pas olayını bırakıp agresif rakibi ısıran bir anlayışa geçmesi gerektiğini söyler. İspanya bu turnuvada çok net olarak iki işi birden yapabildiğini gösterdi. İspanya'nın bu meşhur pas olayının yanında alanı mükemmel daraltması, rakibe top yapma olanağı bırakmaması bu kadar ezici/güçlü olmasında faktördü. Özellikle Almanya maçında çok net görüldü bu. Barcelona'dan farkı uzak forvet ve kanat oyuncusu oynatmamasıydı, bu da dediğim gibi Torres'in formsuzluğu yüzünden olabilir, bu yüzden bu kadar kısır gözükmesinin sebebi olabilir.

Sonuç olarak İspanya favori,güçlü ama yenilmez bir takım gibi gözükmüyor bana. Sert,defansif takımların İspanya'ya karşı daha çok şansı var sanki.. Ondan belki Hollanda Almanya'ya göre daha çok maçı kazanabilirdi. Paraguay sürpriz yapabilirdi, İsviçre'nin yaptığı çok da şans değildi.

Pamukk dedi ki...

bunları izlerken tek sıkılan ben değilim yani hı

bLAck_eAgle dedi ki...

İspanya nin yenilmesi için Mourinho nun milli takım çalıştırması lazım.....özellikle arjantinin başına geçmesi lazım..

Jessie dedi ki...

madem o kadar sıkılan var, aynı futbolun daha hızlısı ve doğal olarak daha başarısızı olan arsenal'i izleyin derim. galibiyet garantisi yoktur ama oynanan oyundan zevk alma garantisi vardır.

aliveli dedi ki...

büyük saçmalamışsın hayırlı olsun

alper dedi ki...

robin van persie yi santrofor olarak oynatırsanız tabiki sıkıcı ve güçlü olur.

kma dedi ki...

yazının en güzel tarafı tüm maçları siyah ve beyaz fanatizminde izliyor oluşumuza olan gönderme.

bir şekilde oynan maçta bir tarafın sempatizanı maç ilerledikçe heyecan artıkça resmen fanatikleşiyor. kızıyor, hiddetleniyor, küfrediyor. o adrenalinle yanında olsa kavga çıkaracak resmen.

oysa bu fanatizme dönüşen sempatinin başlangıç noktası çok basit şeyler. örneğin oynanan iddia kuponu.

ispanyanın bu dünya kupasında genel olarak sıkıcı olduğunu kabul etmek gerekir. yenilgiyle başladılar ve o noktadan sonra sonuç odaklı oynadılar. ama asıl oyun karakterinin sıkıcı olduğunu düşünmüyorum.

tek yaptiklari seyin "pas" oldugunu belirtmissin, o tas gibi defansa bir tek kelime etmemissin, puyolun insan ustu savunmasi, ramosun topu her aldiginda en az bir rakibini calimla veya verkacla eksiltmesini, xavi ve iniestanin akil almaz seri paslari, villanin tilki gibi ceza sahasi cevresinde dolastigini ve yakalayinca affetmeyisini, casillasin ben kaleciyim ulan durusunu...vs..
birseyden zevk alin be.. yeter ulannn

Yorum Gönder

Ara