.

.
Ekşi Beşiktaş. Blogger tarafından desteklenmektedir.

.

.
9 Haziran 2010 Çarşamba

Ahmet Dursun #7

Melankoli bağımlısı birçok Beşiktaşlı'nın değişmeyen esas adamı... 21 yaşında geldiği İstanbul'u ayağının tozuyla toz duman eden... Uğruna besteler yazılan, oyuna girişiyle meşaleler yaktıran. Feyyaz ve Naumoski'yle beraber tutkunu olduğum #7'ye anlam kere anlam yükleyen... Ve 26 yaşındayken yitip giden... Sonra ufak bir şans verilen, arife gösterilip bayram gösterilmeyen... Esas adamımdı benim... Yarım sezon önce gelip, şampiyonluk yarışına ortak ettiği Beşiktaş'ı sağlık sorunları nedeniyle çırağı Briegel'e bırakan Feldkamp', Olivier Schaefer, Thomas Hengen gibi isabetsiz yabancılar, Oktay Derelioğlu-Serdar Topraktepe çirkinliği arasında girilen sezonda bizi şampiyonluğa ortak edendi o. Briegel ilk hocalık deneyiminde tüm çaylaklığını ortaya koyarken, Hengen, ligin çift haneli haftalarını göremeden Almanya'ya dönüyordu (Sonradan duydum, pis bir hastalığa tutulmuş, 28 yaşında futbolu bırakıp hocalığa geçiş yapmış, buradan acil şifalarımla). Ayrıntısına girmek istemediğim Oktay-Serdar olayı sonucunda 2 futbolcu da takımdan uzaklaştırılıyor, ve koca Beşiktaş'ın elinde Ertuğrul'dan başka golcü kalmıyordu. Fiziken yıllar, mental olarak Toschack'ın yeriyle devamlı oynaması nedeniyle tükenmiş olan Ertuğrul'un yeterli olamayacağını düşünen yönetim, Kocaelispor'dan pek de mühim sayılmayacka bir bonservisle Ahmet Dursun alınıyordu. Hakkındaki tek bilgim, bir önceki sezon sahamızda 3-0 kaybettiğimiz maçta bize atmış olduğu golden ibaret olan Ahmet, bende en ufak bir heyecan bile yaratmıyordu. 98-99 sezonunda görünürde şampiyonluk için kapıştığımız Galatasaray'la oynadığımız maçta Fevzi'nin tutamadığı topu Okan Buruk'un boş kaleye göndermesi ve bu gole sadece Şifo'nun golüyle karşılık vermemiz sonucunda berabere kalıyor ve ligi 2.'lik mansiyonuyla tamamlayıp, CL için ön eleme oynama hakkı kazanıyordu. 2. ön elemede eşleştiğimiz kolay lokma Hapoel Haifa ve peşine Valencia engellerini aşıp CL'ye girmeyi amaçlıyorduk. Valencia, o dönemlerde şu anda olduğundan daha taş bir takım olduğu için hesaplar UEFA için yapılmaya başlandı ki, olmayacak oldu ve Hapoel bizi eledi. İstanbul'daki ilk maçta işi bitireceğimizi tahmin ediyordum, hatta bu nedenle o ilk maçın ilk yarısını tatilimi yaptığım kasabada çok ama çok güzel bir kızla görüşeceğim için izlemiyor, devrenin 0-0 bittiğini öğrenince de gözüm ne kız ne güzellik görüyor ve soluğu en yakın köy kahvesinde alıyordum. Kahvenin 65 olan yaş ortalaması kapıdan girmem sonrasında ancak 64'e düşüyordu, tıka basa dede-amca ve sigara dumanı dolu kahvede sandalyeye oturuşumla beraber yadırganmaya başlıyordum. Gol bir türlü gelmiyor, üstüne adamlar bir de gol buluyordu. 75. dakikadan sonra saha kenarında 22 numaralı formasıyla Ahmet Dursun beliriyordu. Gelişiyle zerre heyecanlanmadığım adam aldığı ilk topla beraber bir heyecan kasırgası yaratıyor, sağ uçtan yardırdıkça yardıyor ancak sonuç bulamıyorduk. Son dakikada, yine sağdan yardıran bu rint genç, topu ortaya çıkarıyor ve sabık sarı esinti A.A.(33) topu boş kaleye ittiriyordu. Bu gol, İsrail'deki işi biraz daha kolaylaştırıyor ve kepazeliği örtüyordu. İsrail'de maç boyu Hapoel kalesini abluka altına alıyor, bu arada Ahmet'in bir topu direkten dönüyor ve maç 0-0 bitiyordu ve de eleniyorduk... Orhan Ayan saçmasapan bir sunumla tarihe geçiyor, maç sonunda bir üst tura çıkan Hapoel'in adını haykırırken sanki Beşiktaş çıkmış gibi coşkulu anlatıyordu. Lige de kötü başlıyorduk, ilk maçta Gençler'e deplasmanda 1-0 kaybediyorduk, ve 2. haftada İnönüde Samsun'u konuk ediyorduk. Ahmeti, İnönü'de ilk kez ilk 11'de çıkttığı maçta 3 gol birden atıyordu. Tribünlerin Ahmet aşkı da o gün başladı. O sezon bir futbolcunun yaşayacağı en güzel futbol sezonunu yaşadı Ahmet. Ben diyeyim Tsubasa siz diyin Benjamin... Gol yiyince diyorduk birazdan Ahmet çıkar akuvasını yapar kurtarır bizi diye... tek başına sırtladı götürdü takımı. Veteran bir futbolcu olan babamın yorumuyla o olmasaydı küme düşme potasında olurduk. Hoş ilk olumsuzluklar da o sezonun son haftalarında başladı, gereksiz gördüğü kartlar sonucunda oynayamadığı Fenerbahçe derbileri ve bana göre tarihimizin en dramatik maçı olan içerideki Galatasaray maçındaki kaçırdığı goller performansını herkesin gözüne sokmasını engellemişti. Biz anlamıştık, bu yüreğiyle oynayan genç hem çok yetenekli ve estetikti hem de tribünden sahaya inmiş bir tribün çocuğu gibi yürekli... Öyle ki, İzmir'deki Göztepe maçından önce yılların Şifo'suyla yaşadığı kapışma sonrasında hem Şifo hem tribünler Ahmet'e desteğe devam ediyor, İzmir'de kazanılan penaltıyı Şifo kendi elleriyle Ahmet'e bırakıyordu. 2000-2001'e forvete; tarihin en sevilen futbolcularından olan yetenekleri de sorunları da sonsuz Pascal Nouma, rutin transfer kazıklarımızdan sadece biri olan Fazlı Ulusal gibi takviyelerle başlarken gözyaşlarım Erman Güraçar gibi bir futbol fukarasıyla takas edilen Ertuğrul Sağlam için akıyordu. Fazlı, Ahmet'in formsuz sezon açılışına karşın hiçbir zaman formayı Ahmet'ten alamadı, Pascal'dan zaten alamazdı, Allen Road'da bir ara atar yapar gibi oldu ki Pascal'ın cevabı fazlaca ağırdı... Konumuza dönecek olursak, Ahmet ligin ilk yarısı Yozgat'a attığı penaltı golünden sonra ne Avrupa'da ne ligde haftalar boyunca gol bulamıyordu. Bir önceki sezonun kahramanının sahip olduğu sonsuz kredi, düşük performansıyla değilse de tribünden gelen bir hakarete cevap vermesiyle silinir gibi oluyor, özür dilemesiyle de olay tatlıya bağlanıyordu. Eylül orasına kadar 1 resmi gole imza atabilen Ahmet, sonrasında önce Barcelona, sonrasında Galatasaray'a karşı 2'şer gollük performanslar gösterip tekrardan o sonsuz krediye sahip oluyordu. Beşiktaş, erken form tutmanın ceremesini ligi çok geridelerde tamamlayıp UEFA'ya bile gidemeyerek ödüyordu, bu özelliğiyle de bu sezon benim için diğerlerinden ayrılıyordu. 2001-2002'ye sakat sakat başladı Ahmet. İlk hafta, çok uzun yıllardır İstanbul'da rahat yendiğimiz Trabzonspor'la oynuyorduk. Maça iyi başlıyor, bolca pozisyona giriyorduk. O sırada yerde kalan Ahmet takımına penaltıyı kazandırıyor, ancak mahalledeki futbol terimlerinden olan "ben yaptırdım ben atacağım" cümlesini kurup topu beyaz noktaya dikiyor ve sonrasında Metin Aktaş'ı nişanlıyordu. Mansız'la ilk kez yanyana oynadığı maçta geriye düşen takımının beraberlik golünü atıyor, sonrasında hem Mansız hem Ahmet sakatlanarak oyundan çıkıyordu... Sakatlıkla uzun süre süren mücadelesi soğuk bir havada Yozgat'la oynanan bir kupa maçıyla son buluyor, sonradan oyuna girdiği maçta tekrarını hiç izlemediğim muhteşem bir gol atıyordu. Sezon 2. yarısıyla beraber form tutan Ahmet, adını şu an hatırlamadığım o sezon 20, sonrasında sırasıyla 67, 11 numaralarını giyen bir futbolcu ve Mansız'ın performansına ortak olup takımı zirveye taşıyordu. Fenerbahçe-Galatasaray derbisinden 1 önceki gün Ankaragücü'ne karşı Myhre'nin 40 metreden yediği golle mazoşistçe kaybedilen maç sonrasında Sami Yen'de tek bir pozisyona girebildiğimiz ve belalımız Flerquin'den yediğimiz golle devrildiğimiz derbi bizi zirveden uzaklaştırıyordu. Sezonun sondan 3. haftasında Muhittin Boşat-Evren Dölek ikilisinin combo yaptığı maçla CL bileti de hayal oluyor ve ligi 3. tamamlıyorduk. Bir devre forma giyen Ahmet için sezon kötünün iyi bir tatla bitiyordu. Ve 100. yıl... Ahmet'in takıma en yüksek olmasa da en büyük katkıyı yaptığı sezon olarak akıllarda kalacaktı. Ronaldo, Zago, Cordoba, ve elbette Sergen Yalçın'ı o sezonun yıldızları olarak gösterebiliriz, ancak Ahmet attığı birbirinden kritik gollerle bana göre o sezona damgasını vuran futbolcuydu. 3 ay sahalara dönemez denen adam, 3 haftalık rehabilitasyon döneminden sonra idmansız çıktığı maçta Kocaelispor'a karşı ofsayttan da olsa bir gol atarak galibiyeti getiriyordu. 8 senedir maçlara giden biri olarak çok açık söylemeliyim ki o gol benim hayatımda gördüğüm en büyük sevinci yaratmıştı İnönü'de. Tanıyan tanımayan herkes birbirinin gırtlağına sarılmış halde çıldırıyordu. Tek golle kazanılan maçlarda attığı gollerle öne çıkan Ahmet, skor olarak tabelayı değiştirse de, güç olarak gerilerde kalıyordu. Her şeye rağmen Beşiktaş ligi zirvede tamamlıyor, Ahmet de alkışlarımız alıyordu. Tarihimizin en hatırlamak istemediğim sezonu 2003-04 ilk maçı olan memleketim Bafra'nın bağlı olduğu ilde, ben ise tribünde deplasman tayfasıyladım. Ahmet, Space Jam'da güçleri uzaylılarca çalınmış Charles Barkley gibiydi. Ayağında ne bir top tutabiliyor ne adama geçebiliyor ne topa vurabiliyordu... Kısaca hiçbir şey yapamıyordu. Goygoycu tayfa dayanamayıp kendisini ıslıklamaya başlıyor, benim içim lime lime oluyordu. Sonun başlangıcı da böyle oldu zaten. Zaman geçtikçe şans bulamamaya başladı Ahmet, şans bulduğu bazı maçlarda; İzmir'de oynanan Konyaspor maçı ve Prag'daki Sparta maçlarında akıllara ziyan goller kaçırıyor, etrafımdakiler 7 ceddinin kulaklarını çınlatırken ben o küfürler bana edilmişçesine yüzümü öne eğiyordum. Sinan Engin sevmiyordu, ha keza takım içinde de onu sevmeyen çok adam vardı. Bir gurbetçi olarak iletişimde çok da başarılı sayılmazdı Ahmet, bunun üstüne bir de etliye sütlüye karışmayan etkisiz hali eklenince kolayca dışlandı takımdan. Birkaç sezon önce uğruna besteler yazılan adam, 18'e dahi zor giriyordu, öyle ki Ronaldo'nun golüyle İnönü'de Prag'ı devirdiğimiz maçta zaman geçirme amaçlı bir değişikle son dakikada oyuna giriyordu... Tüm bu bunalımlar yaşanırken, Federico Giunti ile şakalaşması kakaya döndü, kimi bıçak dedi kimi deoderant, sonuçta Giunti'nin kaşı bir şekilde açıldı ve bu Ahmet'in biletini kesti... Haberi aldığımda yurdun bilgisayar salonunda değil de tek başıma evde olsaydım, hüngür hüngür ağlardım; yurtta olmama rağmen gözlerimin dolmasına engel olamamamıştım. Çin'e, Tijani Teda diye bir takıma gitti önce, birkaç maç oynadı ya da oynamadı ve 2004-05 sezonunda denenmek üzere idmanlara çıktı, ancak Del Bosque tarafından beğenilmedi. İstanbulspor'la anlaşan Ahmet, sözleşmesine Beşiktaş'a karşı oynamayacak maddesini koydurttu. Yarım sezonda attığı 6-7 gol, ve Del Bosque'nin zamansız gidişi yuvaya dönüşünü kolaylaştırdı. Yuvaya döndükten sonra 9 maçta 2 gol attı Ahmet, biri Ankara'da Ankaraspor'a, diğeri İnönü'de muhteşem oynadığı maçta Ankaragücü'ne. O Ankaragücü maçı, Ahmet'in belki de 2000 yılına son kez bu kadar yaklaştığı maç olarak zihnimde yer aldı. Ahmet'i öylesine sahiplenmiştim ki, attığı 2 gole kendim atmış gibi sevinmiştim hiçbir işe yaramayan goller olsalar da... 2005-06'da hiçbir şey yapmadı Ahmet, zaten şans da verilmedi. Kleberson'un efsanevi frikiğine Tuncay'ın efsane erken yanıtının gerçekleştiği maçta direğe takılan topu gol olsa, belki bir şeyler değişik olabilirdi onun adına, o top gol bile olsa, Ahmet mental ve fiziksel olarak bitmişti. Sezonu Konyaspor'a kupa maçında deplasmanda attığı golle kapadı Ahmet, meraklısına da not, o maçı kaybetseydik o sezonki tek başarımız olan Türkiye Kupası'na gruplarda veda edecektik... Garip Şekerspor denemesi sonrasında transfer olduğu Antalyaspor formasıyla İnönü'de bize karşı sahaya çıktı... Kendisine söven bir sabiye çirkin bir şekilde ters yaptım, sonradan pişman olsam da... O sabi, hele hafızası da iyi değilse Ahmet'in bize yaşattıkların hiçbirinden haberdar değildi. Onun nasıl bir Beşiktaşlı ve profesyonellik mefhumundan çok ama çok uzak amatör bir taraftar olduğunu bilmiyordu. Hatırlatma olarak ekleyeyim, Ahmet o sezon Sami Yen'de Galatasaray'ı zirve yarışının dışına iten gole imza atmıştı. 2007-08'e Ankaragücü'nde, kariyer sezonunu yaptığı Briegel'le başlıyor, ilk hafta attığı golden sonra ortada gözükmüyor, devre arasında sözleşmesi feshedildikten sonra 1. ligde Kocaeli'yle anlaşıyor ve takımının şampiyonluğuna ortak oluyordu. 2008-09'da attığı birkaç gol sonrası devre arasında takımda yaşanan maddi krizden ötürü Hazar Lenkaren'e geçiyor, orada da bir süre takılıp tekrar 3. kez Kocaeli'ye transfer oluyordu. Son olarak geçtiğimiz sezon da takımı 2. lig'e düşerken Ahmet sadece 4 maçta forma giyiyordu. Ben bu satırları yazarken (istemsiz yazdım, hayatımda ilk defa bu kalıbı kullandım) Ahmet belki de futbol hayatına son noktayı koyalı birkaç gün oluyordur... Elimde olsa, zamanda geriye gidelim deseler en kötü 2003 Mart'ına gidebilsek, oradan yaşamaya devam etsek... Heba edilen bir kariyer... Elbette Ahmet'in de çevresel faktörlerin de 2. ve 3. kişilerin de günahı ortak. Geçen sene bu zamanlarda kaldırılan şampiyonluk kupasının Ahmet'in ellerinde kalkmasını o kadar isterdim ki... Ahmet kariyerini heba ederken, bizler olası bir bayrak adamdan olduk belki de. Belki de ben çok romantiğim, Ahmet tamamiyle şişirilmiş bir balondu ve söndü, öyle bile olsa, ben Ahmet'in göz göre göre ellerimizden yitip giden bir bayrak adam olduğuna inanmayı istiyorum... (Blog'da daha evvel purple'ım bir şeyler karalamıştı Ahmet için, bu yazın da bu sessiz adamın attığı onlarca golün hatrına burada kalsın...)
edit: İşte data gelmedi, boşlukta yazdım bugün... Çok atladığım nokta var, eksiklere yama olmaz, hoş unutmuş olduklarıma rağmen fazla uzun bir yazı olmuş da, unutmadan ekleyelim, Ahmet Beşiktaş formasıyla sezonluk olarak 4 farklı numara giymiştir. 99'dan 2001'e kadar #7, 2001-02 #10, 2002-2004 #7, 2004-05 #33 (#7 Okan Buruk'taydı), ve son olarak 2005-06 #60...

20 Yorum:

Gökhan dedi ki...

en büyük şanssızlıklarından biri de onun transfer edildiği sezonun hemen arkasından önce pascal sonra ilhan mansız'ın gelmesi oldu a.dursun için.

onu çok sevmiştik ama pascal'la ilhan'ı daha çok sevdik.

sadece barcelona maçındaki 2.golüyle bile aslında ne kadar yetenekli olduğuunu gösteriyordu bence a.dursun, ona sadece s.prag deplasmanında kızabilmiştim, 2.gelişinde inönü'deki ilk maçı olan carew'in bir adama sümkürdüğü sakarya maçına da gitmiştim, bütün stad bir anda havaya girmişti a.dursun oyuna girdiğinde.

stres kırığı denen şey yüzünden genç yaşta koptu gitti, a.dursun'la ilhan mansız konusunda ben de en romantik beşiktaşlılardan biri haline geliyorum galiba.

simplextablosu dedi ki...

müdür eline sağlık ne güzel yazmışsın yahu.

BJK4EVER dedi ki...

Ne zaman A.Dursun dense benim aklima Sparta Prag deplasmani gelir.:)
Iyi oyuncuydu, cok severdim, ama kariyerinden cikartabileceginin maksimumunu kesinlikle cikartmadi.

sozcelykk dedi ki...

tek solukta okudum.

sarajevo ile içerde oynadığımız maçta attığı enteresan golle aklımdadır ahmet .

bi de hala evde duran ''7 ahmet dursun '' manşetli beşiktaş dergisiyle.

TA dedi ki...

psikolojik problemlerle boğuşması kariyerinde düşüşe sebeb olmuştu.zamanında destek olunmadı bu sorunlarla boğuşurken.

simplextablosu dedi ki...

birde inönü tribünlerinden yükselen "1 2 3 gol yetmez 4 5 6 olsun, ahmet, tümer, ilhan coşsun beşiktaşım şampiyon olsun" tezahüratında yer almasıyla vaktinde kendisine biçilen değer de anlaşılmış olur aslında.

alper dedi ki...

Ahmet Dursun benim Türk milli takımını asla ve asla desteklemeyeceğime yemin ettiren adamdır.Fatih TERİM e sonsuz küfürler ettiren adamdır.
yazarın belirttiği gibi bizde gol atamaktan götü çıkmış olmasına rağmen kolay kolay milli takım formasını hemde hak ettiği halde giyememiş giydirmemişlerdir.

ahmet dursun seba gitsin
ahmet dursun demirören gitsin
ahmet dursun Quaresma gelsin.(o geleneğin sonu bu son cümleyle gelir)

yakışıklı topçuydu birde.

threepoint dedi ki...

@adaş

Fatih Terim, Aziz Yıldırım'la beraber antipatikler listemin zirvesindedir, ancak Terim'in TD olduğu hiçbir dönemde Ahmet milli formayı hak edecek performans sergilememişti.

biri leri dedi ki...

Bu "bişey kere bişey" kalıbı ne kadar itici öte yandan.

Yazık kere yazık olmak, anlam kere anlam yüklemek falan

Anlamsız, arabesk bir kalıp

QuaresmA dedi ki...

Herkes gibi ben de Ahmet Dursun'u çok severdim ama uzun saçlı forvet + kanatların 75%'i gibi bu da topu ayağından açıp kaptırıp, kendini yere atarak faul için hakeme bakardı. O sırada da inanılmaz küfür yerdi tabi.

alper dedi ki...

Nasıl bir öfkeyse bende ki o dönem teknik direktör Terim sanıyordum ben.Yaşlılıktan olsa gerek artık yılları karıştırmaya başladım snaırım..:))

Ama olsun beya 3 puanım o Ahmet Dursun yine de o milli formayı çok az giymiştir kanımca.Bu konuda hem fikiriz dimi bari.:))

QuaresmA dedi ki...

@ alper:

Sırf Ahmet Dursun yüzünden F. Terim'e ağız dolusu küfürler ediyorsan Denizli ve Şenol Güneş'e etmeye başlayabilirsin o küfürleri :) O dönemki hocalar onlardı.

Eser Gökulu dedi ki...

Ahmet Dursun gibi bir adamın Del Bosque döneminde ''denenmek üzere'' antremana çıkarılmasını o dönem hiç kabullenememiştim, ki bu saçmalıklar çok geçmeden İlhan'ın da Beşiktaş'tan tamamen kopmasına yol açmıştı.

Hertha ile anılmasının en önemli nedenlerinden birisi de -eşinin Almanya'da olmasının dışında- bu deneme sürecine karşı olmasıydı. Zaten Ahmet'in denenip onay almadığı bir ortamda buna sıcak bakması da beklenemezdi. Halbuki maç başı anlaşmaya dünden razıydı.

Beşiktaş tarihinin 3 gol kralından birisine her ne sebep olursa olsun Kolombiya U19 oyuncusu muamalesi yapmak anlamsızdı. İlhan da Ahmet de gerçekten iyi bir geri dönüş yapabilirlerdi ama tüm bunlardan da önemlisi bu ''bir'' şansı sonuna kadar hak eden isimler olmalarıydı. Bu konuya ilişkin o dönem ne düşünüyorsam, şimdi de aynı fikirdeyim, keşke biz önce Bosqeu'yi bir deneseymişiz.

Tek sevmediğim yönü her topa elini sokma sevdasıydı, ama Allah'tan beceremiyordu da her denemesinde düdüğe ve sarı karta takılıyordu :) Akan forma nasıl ki bana Ahmed Hassan'ı hatırlatıyorsa, nerde bir Reebok forma görsem Ahmet gelir aklıma.

esperanza dedi ki...

2003-2004 teki falcata mevzusundan sonra telefonla katildigi bizim stadyum daki diyalog daha dun gibi aklimda;

Faik Cetiner : Ahmet nedir sakatligin neden Isvicrede sin ?

Ahmet Dursun : Faik abi sahaya cikinca basim donuyor gozlerim karariyor anlamiyorum

F.C : Cok gecmis olsun Ahmet ne kadar surecek tedavi ?

A.D: ne bilim abi klup kapatti beni buraya bisey soylemiyorlar..

whodiedalone dedi ki...

üstüste 3 kez sözleşme imzalar imzalamaz sakatlanması fazlasıyla tesadüfiydi.

i.meric dedi ki...

beni hayatımda sergen attı şampiyonluk geldi golünden sonra en çok çıldırtan gol ahmet dursunun barcelonaya bugün dünyada bir kaç topçunun atabileceği olan golüdür.. o gün sevinçten gözümden yaş gelmediyse ''erkek adam ağlarmı ulan''diye kendi kendimi kandırmamdır..

i.meric dedi ki...

metin ali feyyaz döneminden sonra yerli oyuncuların ağzına sıçmısışız, sırasıyla sergen, alpay, ertuğrul, oktay,nihat, ahmet dursun,ilhan, tümer. bu adamların hepsi bayrak adam olabilecek adamlardı ama bizim iş bilmez yönetimlerimiz, bir adamın arkasında en fazla üç maç durma cesareti gösterebiliyorlar, beşiktas yerli oyuncu öğütme makinasına dönmüş son olarak öğüttüğümz adam batuhan oldu, ilginç olan yukarıda yazdığım adamlar en kötü bizi 2-3 yıl taşımış adamlar, artık oynatmadan harcıyabiliyoruz değerlerimizi, en azından bir gelişme kaydedebilmişiz yıllardan bu yana..

ozy dedi ki...

super bir yazı olmus..
Ahmet Dursun'un 100. yılda Kocaeli'ni attığı golden sonra televizyonun içine girme isteğim aklıma geldi..

threepoint dedi ki...

@biri leri

bahsettiğin kalıp yıllar yılı Vedat Okyar okumamdan ötürü dilime pelesenk olmuştur, gündelik hayatımda, hatta iş hayatında bile sıkça kullanıyorum. sana göre arabesk ve gereksiz olabilir, ancak bu kalıbı okuyan birinin Vedat Okyar'ı andığını düşünmem, dahası dilime doğal olarak bu kalıbın gelmesi neden kullanmama.

iboay dedi ki...

a.dursun un 21ekim2000deki yagmurlu havada pascalın taffarelin omzunu eline verdigi maçtaki 2.golunu hiç unutamam.top daha kale çizgisini geçmeden formasını çıkarıp bize dogru koşusu hakemin sarı kartını gösterirken elindeki formayı çamaşır ipine asar gibi yapıp hakeme forma numarasını göstermesi,daha golun sevinci makarası bitmeden kendisinin 2. beşiktaşın 3. golunu atışı hep güzel anılarla aklımda kalmasını saglıcak a.dursunun...bide o zamanki hocamız nevio scalanın her galibiyeet sonrası tribünlerin ona sevgi gösterisi yaparken(nevio nevio nevio scala scalaaa scalaaa nevio scalaaa tezaruhatı eşliginde tribünlere gelip baş parmaklarıyla okey okey demesi hemen ardından ziya dogana aynı tezaruhatın yapılması güzeldi)

*20 ekim gecesi taş plak'ta bol rakı ve eglenceden sonra yarın ahmet dursun 2 tane koyar maçı alırız diyen şu anda romanyada olan arkadaşımada burdan sevgilerimi yollarım.

Yorum Gönder

Ara